ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. nasıl anlatayım. Alâeddin. O makamın kutsal sakinleri. beni dinlerken. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir.' dediler. onlardan daha zevkli. ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı. temel bilgilerde. orada yerleşmiş.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki.Kemal'e baş vurdu. Devletşah diyor ki. 77. 'Dostum gitme. ayıptır söylemesi.» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin.' dedi. daima uyanık gönüllüydü.» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm. O . babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. hepsinden daha yetkili konuşur. Konuşmalar. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. Benim önümde. ruh âleminin manasına erebilmektedir. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır.' Hemen kavuğunu. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır. fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık. işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu. dördüncü kat göğe kadar çıktım. (M. onun. Asıl zevk. eli vergili. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. geceleri uyumazdı. 'Ben sana yabancı değilim. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş. gönlü isterse. duman gibi kendini yok etmeye çalış. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. Yoksa. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım. sentaks. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur. sarığını. Karanlıkta dama doğru yürüdü. ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm. Bunu seyreden aziz derviş. ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar. gramer.» (Şems-i Tebrizî. 48). bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur. 'Bizim güneşimiz. telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu.' dedi.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. M. Gerekirse. Adam o sırada. halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı. tartışır. üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa. Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum. Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. mum gibi erimeye başladı. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış. onu hiç unutamadı. onlardan daha üstün. onlardan daha lâtiftir. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan. din bilgisinde. Bütün fenlerde. «O. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü. Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki.

o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu. bir nağra atarak yere yıkılır. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti. müderrislik. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından. sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde. talebesi. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü.» der. Şu sebepten ki. aksine. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür.' dediği halde Bayezid. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. en yücesidir. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı. Bir kısım Konyalılar da.). bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. Neredeyse o . Tebrizlilerin uydusu haline geldi. hep onunla göz göze diz dize idi. Konya şeyhleri arasında bir sofi de. sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. Bu ayrılık süresi. yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ.» diye halkı ayaklandırıyordu. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. ibadet ve sohbetle meşgul olur. hakkındaki bu dedikoduları. hiç dışarı çıkmazlar.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî. Kimseyle konuşmuyor. Şems yol üzerinde beklemekte. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı. O. Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems.A. susuzluğu o kadar derindir ki. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır.). Mevlânâ bir katıra binmiş. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir.A. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. meslislere gitmek istemiyor.' diye hep özlem duyar. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. Eflâkî'ye göre Mevlânâ. onun. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı. Ama.).' diye öğünmüştür?» Mevlânâ. artık başka bir âleme dalmıştı. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış. kayıplara karıştı. namaz. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik. Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması. irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. Derken belirli vakit gelir. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu.» Bazıları da.A. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı. aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır. onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır. hep gam. selâm verir ve «Hemen söyle bana.» diyorlardı. «Bu ne sorudur?» der. oruç. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun. ona. sohbet arkadaşları yapıyor. katırın dizginine yapışır. büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını. «Bize. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S. hep onun işaretlerine dönük. Şemseddin. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor. Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems. sıhhatinin bozulmasına yol açtı. Mevlânâ'yı sorar. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır. kudretinin. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki. güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki. Hakkın yüceliğinin. gece gündüz. 'Beni ululayın şanım ne yücedir. cihan varlıklarının en büyüğüdür. Dış âlemle ilişkisini kesmiş. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına. her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa. müftülük. bütün normal işlerini.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik.» diyorlardı. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız.A. o zaman da suya kandığından söz eder. her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler.

» diye çok yalvardılar. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç. fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi. ger. havayı bağlar. babasının işaret ettiği hana gitti. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. sizi atlatır. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. Şems'in odası önünde edeple durdular. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi. Aman ne olur. bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a . bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse. dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler. diri gönüllü bir dervişe rastladım.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz. Bu mektup Şemseddin'den idi. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur. bu İsrarlar karşısında dayanamadı. Mevlânâ.» dedi. Oraya varır varmaz. Sultan Velecl. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. büyücülükle suya düğüm vurur. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. hâkim ve mahkûmlarla doldu. sen otur da seyret. Mevlana'yı çok üzüyordu. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. Bir kere onun cemali parlayınca. Gidin ey yoldaşlar. «Benden selâm götür. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar. Şems. can da o viranenin baykuşu oldu. Sultan Ve-led. kudretli. güzellerin güzelliği hiç kalır. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. yirmi nefer atlı. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. Cadılıkla. saygı göstermekten geri durmazlardı. O. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. «Umarız ki. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. et. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. mum gibi erimeye başladım. kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi. birkaç yük değerli hediye. Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi. Mevlânâ'hm mektubunu. bilginlerden. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. bu zaif hayır duası ile meşguldür. akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın. âşıkane secdeler et. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. halktan emirlerden. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. Öyle bir derviş ki. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti. yaratıcı.

Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın.' diyerek dışarı çıkar. Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz. Bir müddet ondan. Bu ikinci gelişte. içinde bir perşembe gününe rastlar. Şems. Ne yazık ki. Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı. onu fırsat buldukça küçümsemekten. Şems. dedi. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir. dedikoduya.» diye feryada başladı. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin. özgür oldu. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ. Bu olay. Öte tarafta Şems'i sevmeyenler. Bir süre durduktan sonra. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. o hakikat güneşinden bir haber beklediler. ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti. bu saldırılara bir zaman katlandı. odasını bomboş bulunca dayanamadı.' der. sövüp saymaya başladılar. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. Yüksek sesle. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. bir gün. Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı. sevindi. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak. Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler. teşekkür etmiştir. Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. 645 hicret yılı . 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır.Şems. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu. hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır.» dedi. Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. 'Beni öldürmek istiyorlar. «Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. gönül bağlamışız. Şam sevgilisine can vermiş. Rum Ülkesinden Şam tarafına. hemen bir bıçak . hiç kimse izimi tozumu bulamayacak. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış.

Şam'da aylarca Şemsi araması. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. gazellerle ifade ediyordu. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. şu cevabı verdi: «Ben. her günkü doğuşlarını şiirlerle. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı. Bir gün. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır. Ama olayın bir de mantık yönü vardır. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. onu da çileye oturttu.)de. Dest tarafından Türkistan'a gitti. Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. Fakat bende bu cihet eksiktir. Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in. Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi. Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi. Baba Kemal. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu.saplarlar. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı. Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış. onun. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi. Şemseddin. Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. Hüseyin bin Hasan. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra. onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin. biri birini tutmayan rivayetlerdendir. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa. Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. İbrahim Fahreddin. Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış. hep Medresesinde dönüp dolaşır. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır. Şeyhi. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. «Oğlum Şemseddin. . Eflâkî. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur.

neşeden ağır başlı. Mevlânâ Celâleddin'i. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki. Bahaeddin Veled. dervişlik geleneklerine aykırı görür. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı. Allahsal inayetler. Davud-u Taî'yi. Öte yandan. Bu da. Serîi Sakatî'yi. o. Ahmed Gazalî'yi. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. o. edep kaynağından bize varlık verdi. Cüneyd-i Bağdadî'yi. ondan filizlendi o. Davud. o da. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. Nasıl ki Konuşmalar'da da . onun şu anlamdaki gazeli de.» demiş. Ariflerin Menkıbeleri'nde. Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. Şems'in yanıp yakılmasını. Onun şiirlerinin. o da. Şemseddin-i Tebrizî'yi. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. sen artık dilediğin mertebeyi buldun.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında.. yardımlar. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır. Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. o. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. o. o. gönülleri hep o tarafa çeker. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. Hasan-ı Basrî'yi. Ebûbekr Nessacı. Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. Ahmed Hatibî'yi. Büyük bir ihtimale göre Halep. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. o. hep ağlar gezer. o. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. o. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki. Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. müridinin alnından öperek. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. Hasan-ı Basrî. Tebrizî de. Eflâkî'nin yazdığına göre de. hafif ruhlu olur. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu. Onun aşkının okşayışları. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini. Muhammed Zeccac'ı. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi. Şeyh. Şeyhe şikâyet ederler. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar. Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur. Sultan Veled'i irşad etmiştir. o şahın hizmeti İçindir. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. Habib-i Acemiyî. Nasıl ki. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o. Maruf-u Kerhî'yi. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi. bunu okumaktan pek hoşlanır. «Sevgili evlâdım. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır. Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu. Maruf. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. yaş dökermiş. Şiblî'yl.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. okudukça durmadan duygulanır.

Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. Allahdan idi. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in. Ebû Osman Mağribî'nin.i Sakatî'ye. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. Bu Rükneddin. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. ondan.A. o.şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. Serî. o. ondan da. Dâvud-u Taî'nin. o. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a. Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu. ondan. Maruf-u Kerhî'nin. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. Birinci yoldan. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış. Ebû Ali Kâtib'in. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır. SerîJ Sakatî'nin. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in. o. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. Şems. o.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. o. dargınlıklara yol açan. ondan.) sohbetinden feyz almıştır. Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir. Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında. Ahmed Gazalî'ye. Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî. o da. bu doğru değildir. o. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. ondan Maruf-u Kerhî'ye. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış. o. ondan da. Habib-i Acemî'nin. Şems'in. Cüneyd'in. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. o. ondan. o.» Bu o demektir ki. Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. Maruf-u Telhî'nin. Ebul Necip Sühreverdî'nin. o. Çünkü bütün tezkereciler. Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır. ondan. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. ondan. Nasıl ki. Ebû Ali Rubarî'ye. Şeyh Ahmed Gazalî'nin. Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de. Alâeddin. Serî-i Sakatî'nin. Cüneyd-i Bağdadî'nin. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. Ebûbekr Nes-sac'ın. Ebul Necip Sühreverdî'nin. ikinci yoldan da. o. Mevlânâ. Ebû Ali Rubârî'nin. o. Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. ondan. Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. ondan. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Ebû Ali Rubârî'nin. o da. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577). Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz. Gerek gördüğü bu hakaretlerden. Şemsin Suriye. o da. o. çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. o. o. o. Ebû Osman Mağribî'nin. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî). Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. o. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye. o. Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. o da Hazreti Muhammed'in (S. Ebû Ali Kâtib' in. o. Hasan Basrînin.

Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz. Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da. şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya. Bu mektupta. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü. Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını.başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir. düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler. derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. Şems-i Tebrizî'ye gelince. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN . 12/12/1973. ulu Allahdan başarılar dilerim. oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü. Aziz arkadaşım Prof.

» (En'am sûresi. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek. nasıl ki Kuran'da. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. 54) nükteleri. her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü. hiç kimseden bir şey beklemez. kâfirlere karşı güçlüdürler. niyazsız olan o dergâh niyazı sever. Hak kadim'dir.» (Mâide. 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim. başlangıcı olmayan varlıktır. Kovucuların dedikodusundan çekinmezler.» (Mâide sûresi. Allah yolunda savaşırlar. O kadimden kadimi görürsün. Kadimden sana bir şey erişir. «O. kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede. 103). sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama. niyaz'sızdır. 103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz. o latiftir. . kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki. belki o gözleri kavrar. işte bu sevginin etkisine işarettir.» (En'am. sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın. Allah da onları sever. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki. Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir. Hadis.O âyetindeki nükte de buna işarettir. Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır. canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar. «Onlar Allahyı severler. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin.BİRİNCİ BÖLÜM (M. İşte o aşk'tır". Ama sen ona niyaz götür ki. gözleri kavrar. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. her şeyi bilici ve görücüdür.

Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. Bir defa ona desen ki. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi. O hal diliyle der ki.» Dedi ki: Şimdi ey dost. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. 15) buyuruyor. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. «Hâşâ. Şimdi diyorum ki. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim. Ama bunu yapamadı. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi. Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki. Bu ayna. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır. Buna tanıklar. Remizler.» buyurulmadı mı? Sözün kısası. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım. bahaneyi aynada buluyor. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma. en zor işler kolaylaştı. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki. Sen ki doğrusun.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin.» Tekrar gönlü razı olmadı. Öteki kendi kendine. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. deliller gösterdi. Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. «Bu elbette olmaz. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum. Ben de velinin velisi. (M. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle. Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti. o tanıklar ve para cezaları olmayaydı. istedi ki yere vursun. bedeli bu kadardır. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin. Şûra sûresi. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar.» dedi. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu. oradan ayrılmak istemedik.» dedi. bu bakımdan daha sağlamım. O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın.» Ayna işi ince bir iştir. Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir. sözünü kıramıyorum. Dedim ki haydi öyle olsun. onu daima okşardı. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. Hakkın kendisidir. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın. çünkü o benim dostumdur. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir. «Keski. . Şunu hatırla ki. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır.Bana velî diyorlar. «Eğer bu ayna iyi ise. «aynayı getir artık sabrım kalmadı.» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. O sanır ki ayna ondan başkasıdır. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk. 3) Hemen kırmayı düşündü. «Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. doğru kal! Doğruluk göster. «Ben gönlü kırıkların yanındayım. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan. Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir. 113. «Ey üstat. dostun dostuyum. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler. eğilimi daima hakka doğrudur. onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın. ancak Mevlânâ. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. belki ihtimal vermezsin.» dedi «o şartlar. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu.» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir. aynayı eline vereyim.

Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım. cihanın maskarası olmuşsun. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. .» diye şaka yaptığın için incindi. (M. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. Onlar.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur. divan erleri bil selerdi kaparlardı. «o onu suçlandıramaz.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. Onun ancak iki hüneri vardı ki. Alâeddin de bir cim ri idi. gönlüm ona yabancı kalamıyor. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir. Onun mutlu sözlerindendir. Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. bugün bütün suçları işlemiştir. işitir. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun. kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez. «Sözü bugün söylemelidir. maksada uygun düşsün. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. çok sağlam bir devlet sahibidir o. âlemin parmakla gösterilen adamı. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun. ancak bu sözden başka bir söz işitir. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer. baş ka bir işi yoktur. onun hiç bir şeyi. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır. İşte bu iyi bir alâmettir. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir. anlat onları.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur. Bir aralık ben sana. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır. «Sen. hiç bir işi yok. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. «O söylüyorsa kanını dökeriz. geniş meydan açıldı. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. Musa' ya yakın değilsin. sakınıyoruz. Şeyhlerin kuvveti başka başka olur. nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır. Sen kimsin. güzel söz. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. senin sözün nedir. sen de de söz varsa bana söyle. Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir. Bir gün diyorum ki. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun. Ancak undan. 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. giyecekten birşeyler gönderilsin. kapılar açıldı. söze gücüm yeter. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. Evet o da vardır.» dediler. midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. «Başka şeyler işitiyorsun derim. o silahtar oğlu için. Çünkü günahlar suçlar vardır ki. Güzel sıfatları arasında utangaçlık. «O bilir» dedim. odundan. Ben de. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz. Ancak onun himmeti buna engel dir. Doğru sözdür. harcadı. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. Kışın üşümemesi için eskiden. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. Ona yetişmek için uğraşırım ve. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. bir temel üzerinde yürümek gerektir. H.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. «Konuş. Evhad.

10 dervişin keremi idi. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar. Hakka kavuşturur. çirkinliğimi gösteriyorum ki.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. öteki Mağrip'te harekete geçer. Halbuki şarap haramdır. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar. Ancak benim sözümdür. Bu da hal ehli erenlerin semaidir. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. hoşlanmamasıdır. Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu. ikincisi de onu işleyene aittir. Gerçi bir sema vardır ki. Bu şeytan hayalidir. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki. Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir.) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. yufka yüreklilik getirir.» diye şüpheli bir söz söyledi. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar. (M. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider. Bir başka semâ da. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. O. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır. Mevlânâ'nın yüzü güzeldir.» buyurulmuştur. Halbuki derviş sözü naziktir. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. melek hayaline bile razı değiliz. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. Bu o demektir ki. Cüneyd'e. İncinme. mest eder. o perde de. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye. 5) Biri. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır. onlara göz yaşı. ne Kuran'dır ne de hadistir. Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır. Hadiste. başkalarının sohbetinden soğuması. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş. onların sohbetine katılamaz. eğer sahabe bunu kullansalardı. A. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz. Bunların. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur. çirkin tarafımızı görmemişti. Semâ. yorumlar ve özür dileyerek der ki. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti. Biri de. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür. gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz. beni olduğum gibi görsün. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım. sebepten dolayı indirilmiştir.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi. belki onlarla konuşamaz. yapılması farz olan semâdır. Beş vakit namaz.» diyor. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir. Dervişin biri onun mezarı başına gitti. Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır. burada melek hayalinin bize yeri yoktur. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir. Çünkü onların yaşama zevkini artırır.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır. Ramazan orucu nasıl farz ise. şimdi elden gitti mi. Her âyet ihtiyaca göre iner. onları başka âlemlerden dışarı götürür. aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana. O. açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. bunu başka bir dervişten sor. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir. O. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. o haramdır ve yasaktır.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki. Hazreti Muhammed de (S. hem çirkinlik yönümü anlasın. yoksa size kusur bulmak değil. çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. Hem güzellik yönümü. onun sözü değildi. Başka söz de hatırıma gelmiyor. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı. onların öldürülmesini emir buyururlardı. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir.

«Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam. bir ok atacaksın.» dedi. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz. Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da. halim de. bir kubbe vardır. yüzünü kıbleye çevireceksin. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. biri balıktan bahsederken başka biri. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış. gerçekleyen kimselerdir. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır. Vaiz öğüt verir. o daha uzaktadır. tanıtan. aşk bu bağları çözer Akıl der ki. Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler. ama o kümes kuşudur. yavru hemen suya atlar. deniz kuşlarının hali gibidir. alaylı bir kahkaha ile. kişilerin bağıdır. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. Ana tavuk etrafında çırpınır. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. bir birini tamamlayan. arkanı o kubbeye. deveye benzer.» dedi. onun suya girmesine imkân yoktur. hep biri birini tanıyan. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar. Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın. Kimse bu halimi anlıyamadı. Mısra: Bu gönül işidir. kafa işi değil.» Öteki. ne riyazat var ne de başka bir şey. gelin. Nasıl 'ki.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir. «Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz. Öteki. Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi. Evet bütün bu sözler oraya dayanır. Bana diyordu ki. Şiir: Akıl. okun düştüğü yerde hazine saklıdır. onu aramanın yolunu gösterir. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama.» Şu hale göre. İşte seninle ben de böyleyiz. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. açıklayan sözlerdir. «Balığın şöyle iki bacağı vardır. Peygamberler.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir. biraz (M. benim yurdum o denizdir. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır. «Sen sus. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var. her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran. «Evet bilmezsin sen. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git. kümes kuşlarına karış. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . Onların sözleri de.

ip ve urganlarla hünerler gösteren. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. Şu kadar var ki. bu akiki.» anlamındaki yalvarışı olmayaydı. ayıklık yoktur. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun. aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür. Hekim. Derviş öldü. O. O. onda hiç bir şey göremedi. selâmet gider. Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. ahiret de dünya erlerine haramdır. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. Biri dünya yönünden olur.onun elleri kuruma-dı. çocuklarınki serçelerin. Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. nasıl olur da . Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. yoksul bir zamanında satmıştı. Bu ne hoş çekiştirme. imana gelir. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. nihayet müslüman gider. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu. Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir. göğsünü yardı. içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir. Cennete gider. onun yüceliğini seyre dalarlar. «Dünya ahiret erlerine. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı.Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar. Nasıl ki dünyaya kapılanlar. Hastalandı. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi. Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü. ahireti de unutur. bu sözü söyledi mi. hatta cennette bile. Allah gayreti ile kin beslerler. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. Kendini yokladı. yalnız şu kadar var ki o. gönülleri sağlamdır. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. sözlerine hayran olurlar. Hekim de geçen hikâyeyi anlattı. kâfirlerin ruhları da. birer birer hekime kadar dayandı. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. dünyadan el çekmiştir. onlar bunu bilmezler. Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. insana kendini bile unutturur. ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim. Bunu satanları aradılar. Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M.» sözü de bu anlamdadır. diyeyim ki. Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur. müminlerin ruhları ak kuşun. kara kuşun kursağındadır. Hallaç (Mansur). Hele onu siyah bir aslana binmiş. sevgiye tutulan dünyayı da. semâyı yasak etti. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. Elini yüzüğüne götürdü. bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. Bana göre. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı.» der yahut da onu tutup. Öyle bir insan ki. bir zümre de yakın mertebesinde. kıyamette de beni bulamazlar. on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona. Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu. doktor dervişin mezarını açtı. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki. otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu. tıpkı akik taşı gibi olmuştu. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. ahireti anmayı unuturlar. 7) Benden ötürü. Demek oluyor ki. Allah rızası için sever. onu çok uzman bir hekime götürdüler. . ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir. şüphe içinde gitti. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. Şeyh dedi ki: Halife. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. «Cimrilik ediyorsun.

Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. on kat örtü içinde gizleseler. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi.» diye yalvarıyordu. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana. «Şüphe sevmektir. şaşıla-<cak bir şey yoktur. «inandım.» diyen kimse büyük hata içindedir. ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi. ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin.» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş. hali gördü. Nasıl ki. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış. Nihayet o. 12) buyurulmuştur. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti. Orasını Allah bilir. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın.» diyen Firavun gibi. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. Âciz kalınca secdeye kapanırlar. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. suçsuz idi. Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. «Evet konuşurum. «Fetvada akıl hiç hata etmez. sana önceden bunu söylemek gerekirdi. lügattan anlar.» dedi. ona güvenmiş. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. Boğulacağını anlayınca. Nihayet o. bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. başka bir renkte görülmüştü. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin. Onu sıkıştırdım.» dedi. niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın. . Ta ki bizden. Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir. çok ağlamıştı. ondan da ileri geçmeye çalış ki. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak. Nahiv'den (Sentaks). Sen kimsin ki. nuru ve ululuğu vardır. o zaten havadan ibarettir. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. Hakkın âyetleri de böyle olur. «Ey kaltak bacılı.» dedim. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır. Çünkü o. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. niyazdan. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu.» Muhammed Güyani ona demişti ki. Kelâm bilgini Şahap Herive. «Aklın fetvası budur. Nasıl ki. onlar için gelmedim.» Diyordu ki. Haccac ona. başını çöllere çevirmiş. onun arkasından yürür ve ona uyar. onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır. Benim halimden haberi olmayanlar. Mucize de böyle yapar. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır.Bil k! benim gözümden damlamıştır. böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir. Onun azığı nefs ile olur. o ki asılsız şeylere. Bunda. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. ondan sonra gidersin.» (Muhammed sûresi. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı. Şimdi mademki bu perde açılmıştır.» dedim. evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca. Nihayet.» dedi. hep yenecek şeylerden ibarettir. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. Nasıl ki. batıla inanır. «bari seninki öyle değil. «Bu zor iştir. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi.

dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. susmasında kahir (M. cevap verecek yerde. «Biz âciz kimseleriz. Sözünde. ölüm başkadır. Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki. bu hevesle mallar bağışlıyor. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. O kendisini. belki bir alemden öteki aleme göçerler. 10) yerinde kahır. «Divane misin?» dedi. suretten manaya gelelim: Ten. gürültüler koparıyorlardı. insan mahkum olmazsa hâkim olur. Belh Sultanlığından çekilmeden önce.(M. her sıfatta güçlü kuvvetli olasın. Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir. dehşete düşürdü. başım yastıktan kaldırmış. bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. Türlü zevkler bulur. Bu âlemden gittikten sonra da. Bunlar. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi. Veliliğin manası nedir? Askerleri. Bağıramıyor. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. «Bu hayatta ve bu dünyadayken. artık onun bir hasreti kalmaz. Bu gidiş onun için ölüm değil. Kendisinden bir haber çıkmadı. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır.» görür demiyorum. azap olur. Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi. çubuklar vuruyor. Can. Canın. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. tekrar yatmıştı.» Bir gece taht üzerinde uyumuştu. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. Bekçiler davullara tokmaklar. iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin. İbrahim Ethem. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S. O gitti. Hazreti Muhammed (S. benim izimden yürür idi. can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. Ömerin elindeki kâğıdı çekti.» Şu hale göre. belki nefsinde velilik olan kimse velidir. cevap veresin. Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah. ibrahim Ethem kendi kendine dediki. İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım.).» buyurdular. Şimdi gerektir ki. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi. Gereklidir ki sen. Şah kendi kendine. Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur. Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. saygı görür. göçme başka. O. gürültüler işitti. kudret sahibi olasın. torunları. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu. «Ne yapayım?» diyordu. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. Allah gözle görülebilsin. Ancak dışarı vuran. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. neyler üflüyor. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez. Hazreti Ömer.» derler.» demezler.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler. Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu.A. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu. o zorlukta kalmazdı. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır. îhvanı Safa derneğinin. canlar da onun arkasından gitti.).A. bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates). O tarafta mal görür. o kudretlidir. Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. tamamiyle bir şeye verse idi. Hazreti Mustafa (S. oraya gitmek için çırpınırdı. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. A. susacak yerde susasın. Diyordu ki: Can. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir. dostlar elde eder. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz.» ibrahim Ethem. beri tarafta cana yakın kadınlar. belki hayat olurdu. . dışarıya vuran bu ışığı görürler. onun evlâdı. Arifler.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış. genel olarak bu iş çok zor görünür. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi. dileklerini öteki alemden bekleseydi. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri. ten ile kaynaşırsa belâya düşer. Olgun görüşlü olanlar. «Allah hazırdır. 9) Ruhun güzelliğine erişmek.

Ayaz.» diyordu. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. yine fazla bif söz katmadan. o iş iyi bir iştir. Sultan. Nasıl ki Allah. «Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır. Dilediği gibi söyler. onun dünya hasreti daha çok artmıştır. Sultan. akar sular vardır. bu ona bin kere daha hoş gelirdi. halinin açık ifadesini onda bulursun. Öyle bir Allah ki. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik. Perdeci.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş. Padişah. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. feryadın ne yeri?» var dedi. Allah. perdeciye bir mücevher vermişti. Ayaz. Ama o daracık evden geniş bir eve. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin. vezirin vekilidir. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. mücevheri aldı. Kuran'da haber veriyor. içinde aklın.» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi.» dedi. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez. Onun Sarayında yetişmiş.6) Şu var ki. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz.» Mücevher beri tarafa geldi.» Sultan. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. «O halde. bunu sana mutlu kılsın. Gerektir ki. feryatlar yükseliyordu. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı.İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. «Nasıl. ölüme hazır.» der gibi. «Peki. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. 11) Bu öyle bir imtihandı ki. «Niçin titriyorsunuz. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur. filozoflar. kolunun içinde saklamıştı. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu. kır bunu!» dedi. Şah içinden. en uygun hareket bağışlamaktır. saf bir nur gibi onu bekleyesin. benliğim senin benliğinle dolmuştur. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez. iş onların . Doğrusuna bakılırsa. ama «Ey köle al şunu. güzel mi?» dedi. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar. Bu konuda. dünyaya hasreti daha azalmıştır.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. Her taraftan ahlar. «Böyle değerli bir mücevheri parçaladın. Şu halde. gerçek Allah erlerinden.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. (M. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir.» (Cuma sûresi. Halbuki. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir. Nitekim Allah Kuran'da. Ayaz. edep terbiye öğrenmiş.» dedi. şu halde hazırlıklı ol. «Hoş mudur?» deyince de. «Şahın heybetinden titremek. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki. Edep dışı bir söz olur. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. Padişaha bakarak. Şahın bütün mülkü. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. onu süzüyor. Bu şimdi hazineye yaraşır. Bu parlak bir aynadır ki. «Ahin. Bu söz ayna gibi parlaktır. «Ey yumuşak huylu Sultan. Padişah. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. Allahyı aramaya o zaman koyulursun. Ayaza yaraşır. İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz.» demek istiyordu. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım.» demedi. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa. Sultan Mahmud (Gazneli). «Ey Sultan şu mücevheri al. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı. ölüme âşık olursun. Ayaz. Perdeciye sorar. içinde bahçeler1. gök bilginleri. titriyordu.» diye korkuyor. «Hoştur. Ayaz'a dönerek âdeti dışında. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. «Sultan» sözünden gücenirdi. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir. ölümü dileyiniz. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış. büyük bir saraya göçer. Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa.» dedi. bu mücevherin dörtte birini bile değmez. Padişahtan. hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. İşte o göçmeye ölüm denmez.

beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler. Âşıkta can korkusu yoktur. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. «Beni besle. O âlem de. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler. Öyle bir insana. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür. Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. hareketinde. gözü ayıp ve kusur aramaz. Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. böylece onları seyretmektedir. Ama veliler. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki. «Ey Allahm. Sonunda. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. İşte bunu söylemek.» dediler. çok mal feda etti. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki. işinde (Determinizm) mecburdur. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter.)). Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı. tezgâhını terk eder. «Zaten ben de onu arıyorum.» deseler. bir dilek dilemediler ancak «İnandık. kul. yaptığı işin yaratıcısıdır. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz. o âlemden aşağı inmişler. yatarız. Onlar. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun. (Ç. Bu yolda başları dönmüş. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar. «Ne beyaz. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar. Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir. Bu değişiklik de Cebir yönündendir. (Ç. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin. bir gerçek Cebriye. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün. diye bekleriz. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. Senden. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur. bir taraftan şikâyet eder. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. Bu hal bütün hünerlerini örter. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. alınyazısıdır ve değişmez. belirmeye başladı mı?» diye düşünür. bir gün dükkânını. Bazılarının da karınlarına kan dolar. Hakkı arama . Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. Bunlar isterler ki. bütün âlemi sular kaplasa.» derler. O anma ve araştırma ki. ne de adımlarını sıklaştırır. yani alın yazınız böyledir. Burada. oradan acele acele geçtiklerini görür. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı.» Değişik.)). Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez. Başkaları ne anlar? Cebriyede de. Gerçek aşk için söylüyorum. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir.dediği gibi değildir. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. bu. onu sevin ki. O. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. bir de taklitçi Cebriye vardır. bakalım Allah ne buyurur. «Nebilerin haline (M. Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. Haktan bir istekte bulundular. Sonra gönlü daralır. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü. insan. İbrahim Ethem. her ikisi birlikte toprağın altına giderler. nebilerin işi değildir. «Seni asacaklar. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur. asın beni. Kendisine. biz de duayı artıralım. hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. Bir insan da vardır ki. «Acaba bendeki. Eğer sen. o ölümsüzdür. görüşüne göre. O. malın mülkün de değeri yoktur. İyi adamın gözü ayıbı görmez. serbesttir. ince manalar vardır. Zaman zaman bir köye gider. Gündüzleri gizlice oruç tutar. Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. Evet. öteki taraftan. renk renk yazılar yazmamaya bak. işini gücünü bırakır. Mevlânâ. O. Hak yolunu arıyordu. O.» demekle yetinirler. «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul. bir dilekten ibarettir. «İnandık ve gerçekledik.» der. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. Nebiler.

Dervişlere karşı saygı göstermez. Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz. heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. bir takım sınıflara ayrılırlar. kendi sözü kendisine senet olur. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. O diler ki. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür. gözlerde değersiz kalasın. Bunu bir divane bile söylemez. Gerçek eski pabuçlarının tozunu. Bu yönden. «Doğru söylüyorsun. Çünkü onların hep-. Bilmiyor ki bu iş tersinedir. O havadan geçinmeyi bırak. aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. Sen heva ve heves için yaratılmadın. işine gider. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. Yani. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . Ekmeklerini 'kazanmak için. âşıklarının başına değişmem. artık herkesle şakalaşır. O. İstemiyorum ki. oyunlarının bv yalan söylerler. üstü başı yenilenir. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki. Olmıya ki. Heva ve heves bahsinde kalmıştık. gönülde düşünce olasın. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. bunu başkalarına söylesem incinirler di. O. bu zamana şeyhlerinin. Bu öğütü canında sakla. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. Bu söz ona erişince hoşlanır. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan. o başka demek imkânsızdır.hususunda yükselmiş bir ses değildir. 13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. O nura koştu ama ateşe düştü. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir. O. Buna. sopadan kıvranması gibidir. onları gözetmez olur. bu oyuncular. Senâi başka. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür. Öteki de lâle bahçelerinde. yani vezirin gözünü öpmekle. her tarafından sarsın. Seni canımda saklıyorum. . onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. îşe baştan başlamak gerek. Gerektir ki. o sahtecilerden daha iyidirler. bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur.» dedi. bu sözden de hoşlanır. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. Yukarıda sözü geçen vezir. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. Ateşe gider ama nura düşer. Şimdi mademki o bir ateştir. reyhanlar. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. Nihayet. çeşitlidir denilemez. bir âşıkm «Keski olsaydı. Şimdi bu ha-raketiyle. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. Seyyid başka. ötekilerden üstündürler. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması. bir yıl bu huyunu terk et. Şah.

hiç fazla söz söylemesin. o da. Onlar için de bir perde vardır. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. Nasıl ki. Önce sözü anlayan ve bilenler. onun gecesidir. Lütuf sıfatı.» dedi. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum. yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver.» dedi. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir. Allah ile birlikte. Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur.» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. Kuran'dan bir çare bulur. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir.» Geceye uzan dedim. kahır sıfatından üstün gelir. o sırrı herkese duyurmak . Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. Yüz bin küp dolusu şarap. Fakat sen onun kahır sıfatından. ona bir sevgi aşılıyabilir-sin.» dedi. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki. Bu yalandır. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler. Meğer sözden mest oldular.» buyurdular. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle. Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş. o gibi kimselerden değildir. Şimdi o dolunay uykudadır. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda. önünüze serilmiştir. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir. dar yerde kalmazlar. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur. konuşurlar uğraşırlar ki. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler. Çünkü sen o insan değilsin ki. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun. üzerine dayanırım. «Buna yol verin. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır.» dedi. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. «Sen de Alla-hın kulusun ben de. «Sen güvenli adamsın. bununla koyunlarımı sürerim. Sırlardan bahsediyorum. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir.» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler. bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet. gerçeğe uygun değildir. 'Elindeki nedir?' diye sordu. madem ki uçuruyoruz gider.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum. Bizim o çömezlerimiz. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın. yazamadılar. 'Bu sopamdır. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar. Başka bir vakitte perde yoktur.. Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. Halbuki Peygamberler. Senin zamanından bir şey açıklanırsa. ümmetine olmayan bir şey bıraktı. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti . bu perdeyi kaldırsınlar.» Birine sordum: (M. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider. Bu büyükler ve ergin kişiler ki. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi. İsterse düşman olsun. Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir. uzaktan bu hallerini sak-layamadılar.. Padişahın biri. Allahya şükürler olsun.Kahır. diyor ki. zamanede bir eşin daha bulunsun. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır. söz söylemiyorum.» Yani bu Peygamber. o yarım işte. kitap getiren Resuller bunlardandır. Büyü yaparlar. onun perde-sidir. şu varlık alemi onlar için var olmuştur. Şah hiç iltifat etmedi. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir.

30). kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım. Muhammed'in (S.» (Dehr sûresi. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki.A. Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü. herkes dilediği gibi konuşur. sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider. «Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. hayinlik.» (Enfal sûresi. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz. Sözden daha ileri geç ki. «Allah bir topluluğa verdiği nimetini. Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir.» dedim. Allahnın. bir eserim yok ki. ya arayanın. «O. Bu.» (Rahman sûresi. tek . heva değildir. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin. Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen. her gün başka bir işle uğraşmaktadır. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır. Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti. ya aranılanın işiyle meşguldür. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz. halvete çekilmiş hak erenlerinin. 15) Güzel huylu isen. hem görünürde. ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir. sende kincilik. 54). bundan neşeleneyim. Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından. O.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir. O.bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler. Allah’a ant içerim ki. kendimden. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur.» Ben de dedim ki. bu da sebepsiz değildir. hırsızlık yoksa. «Bizim söz ile işimiz yok. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar. ben ki Allahnın elçisiyim. Yani ey Mustafa (S. Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. iyliğini gözetir. sen nasıl bir uzaksın. yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi. 29). Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi.A. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular. Sen ne isen osun.» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar. Yani siz isteyemezsiniz. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M. genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki. şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz. Eğer sen kendi temizliğini. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır.» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. ben isterim. Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir. bu sözün suretinden bile başları döner. o gizli hayinliklerden içini arıtırsan. Sizi hiç ihmal etmez. halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış. sahabeye ve ümmete söylenmiştir. Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur. bunda bir sebep vardır. «Allah bilgin ve bilgedir.

hep kendi mektubunu okur. O eksik düşünceli cahil. geniş alanda mana daralıyor. onu yermesine benzer. A. Mana aleminden. bu varlıktır. Eşek durmadan sahibine pisler. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar. dostlarım. . Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin.» Şiir: Hoşgörürlük. «Benim velilerim. Şu zamanda. bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar. iki gün iki gece yem verir. Gerektir ki. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi.» sözünün iki anlamı vardır. kubbelerim atındadır. O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin. Hak ile Halk arasında. dostların dağılması. ona «Afiyet olsun. «Ben. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı. Nihayet söz alanı geniş ama o. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır. öteki de arapatma binmiştir. yalnız ve hâlâ o mektubu okur. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki. 16) günlüğü. onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir. Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi. «Sen kimsin?» diye sorarlarsa. Bu perdeden başkası da yoktur. Kula. kendi hayalleridir. Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları. Bütün perdeler tek bir perdedir. sen o olmadığın için onu incittin.). Bu söz. O. Bir şeyi seven. Allahın kuluyum. onun bekçisi ve kapıcısı olur. Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem.» (Kutsal hadis) buyuruyor. o sırrın kuvvetini göstermektedir. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker. İşte bu misal. ona karşı kör ve sağır olur. saatin saatliği. Sen niyaz gösteriyorsun. mana eksikliğinden değildir. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. «Sen kimsin?» diye sormazlar. A. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. O perde ise. günün (M. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır. Hele derneğin bozulması. Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim. Biri dosdoğru anlam.başıma dışarı fırlatmış. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir. Ama Sultana. Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. Görmez misin. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar.) de kırk yıl sonra söze başladı. yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır. işte o kadar. «Benden başkası bilmez. Onları benden başkası bilmez. bir elif dışarı fırladı. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. öteki de. Âşık olmayan bir saz sanatçısı. hep kendi kuruntuları. bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler. size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi. Halbuki. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. Nasıl ki o. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez. O. O zaman susmak. eğer sevseydiniz. At onu her türlü tehlike ve belâlardan. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim. bu başka mesele. elifi anlayanlar her şeyi anladılar. bu. doğar doğmaz konuştu. Şimdi de benden dinle. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti. Anam babam öldüğü için kurtlar.» der. Allah. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. İsâ Peygamber. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar. harfler silinir.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi. Çünkü Hazreti Muhammed (S. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. belki de mânanın parlaklığındandır. karanlık ve bâtıl sözler. bu sözleri hiç söylemezdi. Allahnın sevgilisiydi. yedi yüzü parlak. ondan tiksinmez. O senin düşmanın idi.» der. Hazreti Muhammed (S. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. Bu. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir. Dostunun mektubunu okuyamaz.

Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım.» diye düşünüyordu. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu. Musa. Yüzünü kendi tarafına çevirir. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M. «Su getir. (M.» dedi. (Ç. «Hoş geldin. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır.» (Müzemmil sûresi. Bu gidiş başka bir gidiştir. Vakit gecikti. seyis bilir. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım. eline iki su testisi verdi. «Nasıl olur. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı. Tartışmayı bırak. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır. Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. içine düşecektir. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş. Nasıl ki. ama başka yönden dirildiler. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur. «Ey Ulu Allahm. içten kulluk etmekmiş.» dedi. ancak başka yönden dirilir. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir. Kuran'da.)) diyordu. bu da nefsine ait bir cenkleşmedir. davası için öğrenmek isterim. çünkü yol budur. Allahnın bu cilveleşmesine karşı. ama ondan başkası da değildir. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir. Tekrar binecek olsam. 17) gülmeye başlar. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse. Nihayet bunlar. hemen dördü birden dirildi.» dedi. Marifet sırlarından. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir. «Hayır. gülüşür. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. Derviş. boğulacak. o dört kuşu öldürdü. O dört kuş ölmüştü.» dedi. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin. Çünkü ona. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar. nefsiyle yaşıyanlar başka. ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın. 20) buyuruluyor. böyle bir şeye perde olur. Başka biriyle de hoş geçinir. Yolda yürüyen bir adam.» Erkenden yemekler hazırladı. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi. Bir kimsenin davasını onun manası için. çarçabuk ahıra koşar. Bunu bilmek bir olgunluktur.» dedi. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa. Fakat. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. sen böyle şeylerden arısın. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez. Allahnın ne ihtiyacı olur ki. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. «Nefislerinizi öldürünüz. yarın yine gelirim. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır. onların sözlerinde başka bir mana vardır. «Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti.» buyurulmuştur.» (Bakara sûresi. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır. Meğer bunun sırrı. sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi. ondan incinmiştir. bir ırmağa rastlar. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir. Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim. somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz. Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı. «însan. kalbiyle yaşıyanlar başkadır.» dedi.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı. O sırada bir derviş geldi. «Hayır. git yemekler hazırla ki. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde. baktı ki. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir. Biri diyordu ki. somurtur. bunların onlardan haberleri yoktur. Yani her varlık Allahdan bir görünüş. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre. olgunluğun olgunluğudur. bu sözleriyle. bunların hepsi hazır ama su eksik. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki. Bunu bilmemek de. Çare yoktur. Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir. o aşk ve sev* gi harekete .» dedim. 18) îşte o. Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim. Kuran'da. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir. bir kimsenin manasını da.» öteki de. «Başüstüne. Suyu getirdi. ama Allah da ona karşılık. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan. Allahdan ayrı bir varlık yoktur. «Allah rızası için bana ekmek ver. Kalbiyle yaşıyanlarla. kımıldadığı vakit. Ancak niyaz ehlinin niyazı.

Halbuki. Onu isteyin. bu ırmağın suyu geçilecektir. Bana. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum. «Allah onları sever. Allah kullarına getiriyorsun. Kendi kendine. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir.» dedi. O baş salma heva olur. kendimi onun benliğinde göreyim. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. Uzun söz burada kısaldı. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. düşünceleri tekrarlardı. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. Ama Mecnun sen değilsin. seven gözlerle bakmalı. Kılıç kalmaz. «Bu. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. onun sözlerini işiteydik!» derler. Uydurmacıların sözünü bırak. Bundan geri kalırsan. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim.geçer. Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk. Ona öyle bir gözle bakın ki. Birini iki yüzlülükle. Bunların geri gidişleri. Halife erken sabah mumlan yaktırdı.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın.» dedi. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. ama ben sende değilim. Yahudi bunu geçecektir. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. «Keski onun zamanında olaydık. Müslüman. Ben sizin kulunuzum. Şüphe yok ki. Artık başka hiç bir karşılık vermedim. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M. onu dikkatle gözden geçirdi.» buyurulmuştur. Bu dost yardımını her kim kabul ederse. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır. kadıdan örnek verdi.» Benim içim dışım hep bir renktedir. başını sallar. «Bana bir sır söyle. sevgiliye. Bugün suyun öte . Halifenin sarayında halvete koydular. onu görüyorum. O sendedir. yardım ve kolaylıklar görürsün. Doğudan Batıya kadar.» dedi. Ama ben sende kendimi göremiyorum. daha ileriye atlamak için olursa iyidir. «Nasılsın?» diye sor. Bana dedi ki: «Mert odur ki. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu. Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur.» dedim. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün. onu kendi benliğinde değil. Saatlerce başını önüne eğdi. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş.» dedim. ona hasret teraneleri yollamaktadır. Öte tarafında sana kuvvet gelir. haydutlar seni zebun düşürür. «Evet sende görüyorum. 19) üç ihtimalin dışında değildir.» dedim. Muhammed dininde uydurma bir şeydir. Onların işleri o muhabbetle gelişir. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. çünkü sendeki benlik ben değilim. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür. ötekini de dosdoğru söyler. kahır ve zulüm kalmazdı. ona bağlanmış olur. irfan ve felsefe yönünden bakarlar. O sofî îmad sarhoş olur. düşündü. onun sohbetine ereydik. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. Kâfir. Onun iki sözü vardır. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz. Biri geldi. Heva nerede. O sakat hükümleri. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır. Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir.

sözden'daha sağlamdır. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım.» derse. Bizim yakınımız. gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir. iğne atacak yer yok. bir çok incisiz sedeflere rastladı. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki.» derse. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler. «Evet. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. «Hayır. güzel huyludur. Bir külhan ambarını getirmiş.» dediler. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur. îlk saf daima.» Ne söyledi ise söyledi. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet. öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın. sedef hikâyesini anlattı. Nasıl ki.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu. Katır. O hırka.» O öfkeye ve sertliğe başladı. «O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. bir gün eşsiz bir inci bulsun. parlak gözlüyüm.» «Ey dolapçı. hiç bir şey istemiyorum. Bazıları vardır ki. İlim. Bu yüzdendir ki.» .» Tekrar tutturdu. Ben. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı. «îş. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar. Bu söz bir zümreye acı gelir. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder. felsefe derler.» dedim. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır. onların suretleri senin ruhunla birleşir. söyle. Demek ki. «Bu vasıflardan uzaktır. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır. terbiye etmek istediler. O. öyle bir yüce âleme gitti 'ki. içten ve dıştan bir anlayıştır. aldanmı-şım. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim. Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. onların ahvalini öğrenirsin. Şüphe yok ki. o da onlara. cefadan şikâyet etmezsin. yumuşattı. Şimdi tekrar görüyorum ki.» dedi. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir. dinin ışığı olurdun. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. sana yoldaş olur. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. Peygamberleri dile getirirsin. (M. içim onun ateşiyle doldu. açık söyle söz nedir?» dedi. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. (M. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm. bütün âlemi dolaşırdı. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar. «Sana ne lâzımdır?» dedi. eğer. Bu sefer de. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim.» dedi. «Sen bilirsin. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu.» (Necm sûresi. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki. Evet. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. ama bizi yanıltmak istiyorsun. öğüt dinlerken içleri müslümandır. bir bakışla yokuşun sonuna. yankesici! O sende.» «Hayır.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak. «Buraya yerleştir!» diyor. bayağı bir şeydir. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı. onunla öyle kaynaştım ki.» Ben de imkân bulunca. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. «O.» Burada deveden maksat şeyhtir. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek. Kuran'da. Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım. hüküm senindir. Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer.» Diyordu ki. «Sabredersen. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır. kend si de öyledir. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. Ben söyledim sen bırakmadın. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. Kuran okumak gönüle sefa verir. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki. O cevher. Değmez. fena değildir. 20) Nişabur şehrinde. Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar. Çünkü o olgun görüşlüdür. Cevap verdi: «Hayır. ant içerim ki o sedef bende yok.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı. Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa.

armağan sunmakta ağır davransalar bile. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım.» «Bildiğin gibi değil. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir. Mademki gam çekmiyorsun. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur. imtihana ne lüzum var?» Öteki.» demiş olmana rağmen. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin. ona öyle bir ateş gelmişti ki.» derdin. «Göreceksin ateş kimi yakacak. Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir. ben de rahmetten yaratılmışım.» Yani sizde böyle yapın.» diyorsun. «Hayır. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi. bil ki yüce Allah buyurur ki. Nemrut. Ancak başkalarını da yakalar. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun. Konuşmasa. Feryada. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal. «Aman ateş geliyor. O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır. Hazreti Ali buyurdular ki.» O gün. oradan geçilebilir. görelim kim kimi yakar?» Allah. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir. Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir.Bu. Öteki. kendinden geçer ve hastalanır. dövünmeye başlar. kabiliyet. gam çekmem. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur. filan kimse de böyle niyaz ediyordu. kahrı ve öfkeyi yok eder. Diyelim ki.derler. Onlarda bir ateş vardır. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır. Bilgeler bunu gerçeklemezler.» diye ona çıkıştı. ben yol gösteriyorum.dedim. Ziyaret edenler niyazda.» dedim.» diyebilir. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler. Bu hal şimdi senin başına gelseydi. Bakkalın biri. Gerçi bazı kimselerle tartışırım. korkunç bir girdap. Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun. halk gelip ayınncaya kadar (M. fenalığın cezası misli iledir.» Eğer onun hali öyle olsaydı. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. dostları sınamak gerektir. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki. Evet. öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı. hayır.» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda. yapacağın işi söyle.» Mademki gam çekmiyorsun. Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. dostu ateşe fırlattı gitti. Şah ise niyaz ile doludur. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir. öfkelenmişti. Bütün denizciler bundan kaçarlar. o niçin çıkışsın? O. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin. bir pabuçcunun karşısında otururdu. O. dünya işlerinden feragat gerektir ki. dirhemleri başına atılmış. «Dosta böyle yaparsan. kavgaya tutuşmuş. onu ancak fırlatıp atan bilir. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun. rica ve niyazda bulundu. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz. İbrahim. her gün hurma yerdi. düşmana ne yaparsın?» . Bunu niçin söylüyorsun.» demek istedi. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa. O saatte. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın. Tablaları dökülmüş. Bir hizmet etmek gerekir ki. «Ben dünyaya tapanlara söyledim. üç günde anlarım.» dedi. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum. belki çok hoşuma gider. yalvarma yoludur. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam. İbrahim dosttur. dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun. o cefa unutulsun. denizde bir girdap vardır. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi. buyuruyor. Nasıl ki. Bize göre Hak yolcusu birdir. Rahmetin ayağı böyle olur. Bu ateş her kime yakın gelse. bakkal yine . 22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir. Onun halini. Rahmetin ayağı kahrı tepeler. Gösterdiğim yol da niyaz. ancak iş gerektir. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı. bu takdirde rahmet.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı. bu girdaptan herkes kaçar. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah. Ancak yüzücü kaçmaz. Bu öyle bir girdaptır ki. Bu bakkal. ancak yeter ki halinde susma olmasın da. yine ziyaretleri boşa gitmez. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir. «Rahmetin öfkemi geçti.» dedi. hali ne olacak diye sınadı. O arif bizlerden değildir. beni içine alacak. «Bismillah!» dedi. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz. Ben öğünmüyorum. istidat. Hayır. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı.

onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme.» Veziri dedi ki: «Padişahım. Aynaya bakar. Nimet günlerinde de. bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı. «Allah yolu budur. asıl işin özeti o sıkıntıdadır.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. gramere vurursun. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz.ttiği zamanlarda da söylerim. Tüccar. O Ay güneşe erişemez. ben Allah yoluna gelin diyorum. (M. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim. Biz ona yol bulalım. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı. Ben inci hikâyesini anlatıyordum. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum. Bu ok Hakkı bilenler içindir. o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki. Yusuf Peygamber (S. Bu öfke yumuşaklıktır. sen bunu bir pula bile almıyorsun. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı. bu ok kendine isabet eder. Cefaya karşı tedbir almak gerektir. «Başka suretle ziyarete imkân yoktur. dükkânın köşesine otur. Allah. söyle. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı.» di-yesin. Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz. kurtuluşa erenlerdir. İster yayılsın. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu. «Onu gözler kavrayamaz. gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar. Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz.» diyorum. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı. Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı. Padişah.A. bu yoldan başka geçit yoktur. O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın. Çünkü o sözün. 9) buyuruyor. sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur). Aşağı in. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum. Oklukta kalanların da başka işleri var. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın.» «Evet.n nasıl ve nerede olduğu. cevahir tüccarı da ben. onun için teklif tekellüf yoktur. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir.» (Haşr sûresi. «Söyle ki. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde. doğan gibi uçar. O yol da dünyayı feda etmektir. Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı. «Onlar. Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır. her neyin varsa ver.hurma yemeye. inciyi rüyasında görmüş. anlamındaki âyet. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki. o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir. kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. Şaha da haber göndererek bunu astıralım.» (Kehf sûresi. ona saygı gösterir.» dedim. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi. ama Güneş Ay'a yetişebilir. söz başkaları içindir*. Ama aranılan incin'. Ben yolu senden daha iyi bilirim.» (Tevbe sûresi.» Şah. Kuran'da. . nefisleriyle savaştılar. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır. 103) buyuruyor. karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır. Kabul edersen yazarsın. Kerem ve cömertlik alanında. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil. Nasıl ki.). bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır. (En'am sûresi. Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi. onu karşımda tutarım. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da.» demişti. alaşağı ederler.109). Şimdi görüyorsun ki. işte onlar. o cefanın b'. malları ile. ister yayılmasın maksat bir öğüttür. Kurtlar. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın.» Şaha haber gönderdiler. Bu adam bir in-•ci arıyordu. o rüyaya inanmış ve güvenmişti. elini istemiş ve öpmüştü. Ancak Ay'a erişilebilir. ama o gözleri kavrar. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş. onu vurur. Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. Vezir. oranın yasak olmasından değildir.

Başıyla. «Allah yoldaşın olsun git. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu. akıl bir şey buyurur. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. ama ona bir şey diyemezlerdi. Onlara karşı muhabbetim vardır.» derim. «Ulu Allahm. «Beni kıskanıyor. «Bu saatte başka işim var. Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz.» deyince. . «Turşu getir.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır. sen nerede? Sonra. ondan azıcık bir örnek getirmişler. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı. Hazreti Muhammed'le (S.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. işin aksini öğrenmedir. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını. efendi. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret. «Allah hidayet versin. Velilerin sözleri nerede.» diyerek imdat istediğini görmüştü.(M. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi. Bir marifetten bahsedemezler. Gerek ki iki işi bir arada yapasm. Çünkü gerçekte. onun doğru olduğuna delildir.» der. onları doğru yola yönetsin. şu saatte mazeretim var. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir. gibi kimseler. turşu efendinin istediğ dir. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı. Allah her şeyden üstündür. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî. O. marifetleri kalmamış olmasıdır. Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden. bulanık suda boğulmuşlardır. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim. uşak «Hayır. Tatlı daha iyidir. Bu ters anlama. Bir iki kere açıkladım: Bende. Onların diledikleri biraz gecikir. Kederliysen tazelenmek. Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. Bu doğru değildir. Aksilik yaraşmaz. «Bu velidir veya veli değildir. «Dönüş zamanında gelirim. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu. Eğer sahabe. Onu 'anlatmaya yeter. bazıları da ihtiyarsız olurlar.» Bu uygun bir iş değildir.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi. yani söz az mâna çok olmalı. ama açığa vurmam. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın. bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum. Bu şuna benzer ki. kulağiyle. İçimden birçok büyükleri severim. Heva ve heves onun aksini ister. Nasıl ki adamın biri. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi. «O halde size ne?» dedi.» der.» der.» der. Bana şovenlere de dua ederim. sen bana uyuşmazlık öğret. «tatlı getirin. Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu. Uşak. ama o derece galip değildirler. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun. Ancak çok içerlemişlerdi. onların nişanı. Onun sözlerinden ve işinden (M. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. ben gelmiyorum. hem mana isitesin. 25) yüz çevirince de. «Niçin gelmi-yorsun. bana hıncı var» diyor. tepsiler götürüyorlar. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. İki iş'bir arada nasıl olur. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler. yaşlı isen gençleşmek gerek. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim. Sonra efendi. iş birliği gerektir. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı.» deyince. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. iki parmağını oynatarak. hem yiyesin. Onlar bana nereden çattılar da.» diyorsun. hem başka bir iş yapasm. ben sana niyaz öğreteyim. Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı. Şimdi. altından çıkabilirim. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim. «Ben falan yere gidiyorum. Az çoğu gösterir. kapı dışarı ederlerdi. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. Halbuki bu yolda söz birliği. 24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır.» diye cevap verr. olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. tartışmadı. A. Sahabe. Yani hem ince manalar dinleye-sin. doğrusunu söyleyemiyorum. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar. Hayır.

kervansaraylar yaptırıyor. «Olmazsa şehirden sürelim. . Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. Sana yol yürümek gerek. şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine. onlar iyi ediyorlar. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd. sen. Artık dayanamadılar. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi. bir şeyler anlatıyordu.» dedi ve sordu. Bir şeyler an.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez. Adam. Doğru sözlü adam bunun üzerine. Meğer ki. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki. Bağdat'tan kalktı. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. Cüneyd içinden. Şikâyeti. diye geçiyordu. Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu. onu yorumlamak istersin. ne de hoşlanır. dileğine kavuşmuştu. biraz gülerler. Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur. (M. Ben bu karışık işleri çok yaptım. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi. başlamıştı. 26) engel olmuştu. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri. Hazreti Peygamber.» dedi.» diye bağırıyor. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum.» dedi. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. 27) Bundan içlendi. «Bu adam «Ona vuralım.» (Kasas sûresi. Kutsal canlar. Hoşa gider o söz. etrafım sararak. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der. herkes Allah için tekkeler. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın.» diye kendi kendine hayret eder.» dediler. «Bana senden fayda gelmeyecek. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar.» (Ra'd sûresi.' buyurmuştur. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun. «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar. Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun. Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti. bir kadının kulağına kadar gelmiş. İyi yapıyorsunuz. lat ki dinleyelim. Hemen yüreği yerinden hopladı. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu. Ahmed ki-zararak yerine oturdu. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez.» dediler. Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti. sen fena etme!» dedi.» Cüneyd söze başladı. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi. «Hiç bir niyetim yoktur. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz. Allah yardımcınız olsun. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi. «Evet. Uzakta bir yere oturdu. «Nasıl bilmem. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim.» dedi.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun.» dedim. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu. çok kere de içlenir ve zevk duyarlar.» dedi. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi. Halk onlara nasıl sorabilir ki.» dedi. Ahmed gülümsedi. Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi. Yolunu yürü ey eşek! Sen. Delikanlı ayağına kapandı. onlarla kavga ediyordu. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir. Adam yüzünü yukarı çevirdi. 56) buyurdu. bu gürültülerin sesi azizlerdendir.» «Ne söylüyorsun. o şehre yollandı. O arada. «Şüphe yok ki.» dediler. Ben bunu Allah için yapıyorum. ne o köprü geçen eşeklerdensin. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım. 12). ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir. bir taraftan da yellenirmiş. içindeki irfan buna (M. Doğru bir söz söylersin.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü. «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum. ney çalarmış. ağlamaya başladı. Hazreti Peygamber. «Evet» dedi. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu. ne de o buna imkân ve meydan verdi. «Bunu biliyorum. Bu öteden beri bir töredir.» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin.Hatırlarından.

Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin. Halbuki insan bunu yüklendi. ama o. ayaklanmıştır. «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. Mutezile yolu değildir. bu haldeydi.«Ah şu benim kötü nefsim. Ben «Yoksun kalmasın. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz.» cevabını verir. 28) dilini halk anlar. ondan çekindiler. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. yerlere. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır. arayandanım. Bana dedi ki.» der. tarife sığmaz. Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. Mutezile (Mutezile. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır. Mimberlerde. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun. Karanlık. «Bu konuşulacak bir konudur. başını önüne eğerek. «O şöyle söyledi. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler. Sana bir sır açıklandı ise. Bazan da. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir. Bu yol gönül kırıklığı. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. huzura. Derler ki: Fahri Razî. Bütün bu din savaşçılarının. daha sevilmiş kimselerdir.» Belki. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el. Söz. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır.» dedi. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki. tefsir ve Kuran . Dünya fenadır. Ona dedim ki: O değirmeni satma. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz. «Bu nükte. senin hesabına döndüreyim. o şöhretli pirlerden daha olgun. bir yolda kâfirin biri su götürür. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz. O. Bunu sana açıklayamam. Nasıl ki. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur.» dedi.» dediler. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur.ne geçen bir akça. Çünkü onların (M. Biri Yahudidir. Yoksa âlem çok dönektir.» dedim ve ilâve ettim. ancak onun içi o sudan rahatlaşır. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur. Bana göre arayan Allahdır. Kelâmcı-lar. «dünya nedir?» diye sorar. «Âlem halkının sözünü söylüyor. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu. Ama bu noktadan kaçıyorlar. Allahnın işi sebepsizdir. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı. dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki.' (Ahzab sûresi. rahata kavuştun.» dediler ve susmadılar. bu sözler. ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım. Bunlar Hasan. Peki ama. aramızda ayrılık baş gösterir. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. başka hiç kimseden duymadık. üzüntü ve çaresizlik yolu. «On hıyar bir pula satılıyor. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar. bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz. öteki yıldıza tapar. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. 'Biz emaneti göklere. Bu manaları. dil daralmıştır. elbette aç kalmaz. bu bize göre küfürdür. Çünkü âlem binbir renge girmiştir. Şimdi böyle b:r adam nerede. uzaklara gitmez. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır. (Ç. «Buna gerçekten güç yetmez. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. öğrenmekle. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat. Onlar sıfatlar âlemine giderler. onun da suya ihtiyacı vardır. Mevlânâ sanıyor ki. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz. O gün Cüneyd' in. «Sıfatlar. hep yolu anlatmak içindir.» Bu yol. temiz ışığa dönmüştür. çeşitlidir. derneklerde onların sözleri dolaşır. O. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki. o insan benim. tek bir ton ile konuşulmaz. çünkü senin nefsin diridir. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. dağlara gösterdik.» diyordu. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı. Ama benim inancım öyle değil. «Ahiretten başka olan âlemdir.i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır. Öteki. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar. «Peki. Tarikatlerin. Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. bulanık günler geçmiştir. Bir adam vardır ki. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar. beriki ateşe tapar. «Yarın. Onu yüklenmekten kaçındılar. Doğruya. ahiret nedir?» Öteki.» dedim. Yani Allah bilgisidir. Görüyorsun ki.

«O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler. Eğer öyle olsaydı. «Sözünden değil. Sende Firavun baş kaldırdı. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S. taşın arkasından çıktı. Bundan sonra dikkat et ki. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu. Halife. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler.» Bazıları da henüz anlayamadılar. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun.» dediler. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. Behlûl'ü yanına çağırdı. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi.» dediğim zaman.» «Evet. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün. Cennetlik olanları cennete. onun yanında. o gitti. kıyamet meydanına gelmesinler. «Ben öyle bir sofiyim ki. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit.» dediler. Kuran'da. Halbuki yüz bin Fahri Razî. nurdan başka bir zincirle bağlanırlar. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. tehlikelere katlanacaksın.» Behlûl karıya taş vurdu. Sanırsın onların canı yoktur. Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu. cehennemlik olanları cehenneme götürürler. 30) Dünya müminin zindanıdır.» dedi. O kapının halkası değil. karıştan karışa. bilirim» dedi Allah.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki.» dedi. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. Yolcular onu feda ettiler. «İşittik. meleklerin gayretindendi. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti.» dedi. bir çok kimsenin kıblesidir. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi. (M. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar. kurttan. onlar için hayat meleği vardır. «Beni bir adım geçti. evin iç özelliği ise başkadır. penceresinin halkası bile dışardadır. kıble'dir. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı.» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler. Fakat. en son vakte kadar bağları çözülmez. ben seninle beraberim. vuruyorsun. dizden dize fark vardır. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa.» Cebrail. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz.» dedi. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. Eğer. yuvarlanır düşersin.) yaraşan adım sende yok. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. Ya Malatya yolu. Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. şehre bir fitne düştü. 29) Allahya ant içerim ki. dünyaya tapanların katında bir pul. hırsızdan. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. inandık ve gerçekledik. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. Bu sözden. bir kere de oğulları ile sınayalım. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki. tatlı canlarından daha değerlidir. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz. sonra Musa geldi. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür. hak ise açıklanır. nebiler âlemi hangisi.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır. kıyamet ne hale döner. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır. oraya kadar git. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan. kimseyi göremedi.» dedi. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez. Ben de diyorum ki. Dediler ki: «Mal işi kolaydır. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak. Tâ ki yol zahmetine.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet. Ölüm meleği ne gezer. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur.» Halil de. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın. Okumak hususunda gerçektirler. «Ben onun yüzünden bahsediyorum. A. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler. Onların gizli sırları haktır. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki. «Bir daha söyle. Halka. İblis olurdu. Onları kıyamet meydanına getirseler. «Çünkü karı yalan söylüyor. «Sayısı elli bin sene olan bir günde. Diyelim ki.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar. hiç vakit geçirmeden gelsinler. falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin. «Bu zindandan kurtulacağım. . Halka kapının dışındadır. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler. adımdan adıma. sonra doğruluk gösterirler.» diye boğazımı sıkar. hangi taraf güvenlidir. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki. (M. «Benim koyunlara ihtiyacım yok.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır. Dünyaya tapanlara göre bir pul. «Size ufak bir sır daha açıklanır. delalet eder.» dediler. imtihan edin. «Niçin. bu işi yapabilesin. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş. «Bizim Allahmız yoktur. Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun.

Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. başı döner. Ama niyazsız gözyaşı. O âdet doğru olmaz. nur üstüne nurdur. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir. Umutsuz olma ki. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir. efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. onun ayağına kapanır. Şaka söylüyorum. teşekkür eder. doğru söylüyorsun. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. «Hayır. çok umutlar vardır. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. Bunlardan birinin yanında altın Vardır. 203) buyurulmuştur. yanlış bir harekettir. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım.» (Araf sûresi. fakrdan başka şeyler de maraz'dır. Hazreti Peygamber (S.» dedi. Olgunluk bunu gerektirir. bir zümre de etmez. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. Yahudi olaydın. «Keski. kafanı kırayım da seni öldüreyim. belki dünü. ezelden beri vardır. Herkes kendi pirinden söz açar. Hak ehlidir. din bilginiyim. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak. Kıyamette de sah biyle beraber olur. şu altınlarını alayım. bugünü. bir nükte söylemek istiyor. Ama her ağaç bu surette değildir. Bu sözü yalanlamam. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz. Diyelim ki. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır. «Uyu ki başına bir taş vurayım. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. Aşkın zevk ile. nur üstüne nurdur. «Bana kibrit lâzım da onun için. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır. Buna hiç itiraz edilemez. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür. Olgunluk . Ancak susmak ve teslim olmak vardır. A. n'yazsız namaz. Burada hiç başka yol yoktur. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti.» Şöyle dedi: «Arkadaş.» O memlekette Yahudiler.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur. iş içindir. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. Mevlânâ. Ama bu sözüm herkes için değil. uyuklama başka türlü olur. Fakr. Fakat o uyuyan adam. Fakrdan başka her şey araz'dır. Başka bir zümre de. ona göre yine uykudadır. «Arkadaş. Bazıları derler ki. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. maşuk yani sevilen manasmdadır. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. öteki. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar. oradan herkesin kımıldanışı onadır. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır. yarını olmayan bir sohbet. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani. O maşuk ve sevgili idi. Şu halde ona âşık dersem bu. umuda kapılırlar. onda uyku başka türlü. insan yaşlandı mı çocuklaşır.) rüyada bir hırka verdi. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa.» Çömlek içinde olanı sızar. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. kendinden umut kesersin. Biri dese ki. Bir zümre onları takdir eder. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar.» dedi. Ama akıl. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. Akıllara sığmayan bir sohbet değil. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner. bugün ve yarın ile ne ilgisi var. Biri yanına vurunca uyanır. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr.» derler. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. şifa. tâ ki o nüktenin arkası gelsin. daha bilgin görünürdü. Abdest üzerine abdest. cevherdir. içteki o pisliğ. «Büyükler manaya bakarlar. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir. Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler. Eğer gönlü uykuda ise. Aşk cevheri.» derim. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir. Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. Bu söz ona yaraşmaz.» dedi. Her zaman için gelmez. «Adam daima uyanıktır. mezar başından daha ileri gitmez. ama her gözyaşı da değil. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz.» Altın sahibi.Şimdi söz. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi. Âlem daha dünkü varlıktır. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur. acılarını unutur. «abdest üzerine abdest. mezarın içine birlikte girer.)). zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez. Görmüyor musun ki. Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır. Nasıl ki. iş söz için değil. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. Hiç bayağılaşmadı. hep uyanık durmak zorundadır. konuşan biri söze başladı. (Ç. artık uykudan uyanır. «Niçin böyle söylersin?» dedi. Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin. belki 'açmak isterim. Onlar önderliğe yaraşmazlar. Bize. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır.

Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. fakire sorulan. Yine olgunluk odur ki. ancak bir lokma lokma daha yersin. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir. Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı. Bazısı gelirken. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. Bir zaman îmad ağlıyordu. Doğru sözden sıkılırlar. Artık beni kınamayın. anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. Nasıl ki. Şüphe yok ki. Diyelim ki.» diyesin. makam sevgisi tesiriyle ağlıyor. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun. bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. dilek ve istek yolu ile değil.» derler. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur. Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler. merhamet ve yufka yürekliliğinden. biricik şerefli insanısın. ellerimi yakalayarak. Tâ ki. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. başka bir derse başlamazdı. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan.» şüphe yok ki hoşuna gider. mana galebesiyle dilleri tutulur. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. belki de mevki ve. bin defa da söyleseler. benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. Bugün bazıları vardır ki. Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler. kırlara kaçmak gerektir. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir. Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur. Bu şaşılacak bir şey değildir. sana o gün bir acıma hali gelir. Onun arkasından da bin mesele çıkar. Doğru söylerler. bana düşman oldu. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman. «Sizi çok özlemiştim. istedim ki. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan. bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir. (M. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler. Çehremin rengi ciğer kanındandır.A. söz dinlerler. Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur. sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki. her manada görünürler. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir. ama.» gibi iltifatlarda bulunur. Hikmet meseledir. Eğer o sözü kabul edersen. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum. fikrin hiç değişmesin. Gerekirdi ki. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz. Çünkü bu fikirle getirebilirdi. Eğer Allahsal bilge. bahsi kavrayamadım.ilk sözün bereketi kaçmış olur. Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister. bazısı da giderken gönül açıklığı verir.) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. ikiyüzlülükten hoşlanırlar. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim.odur ki. kusurum çoktur. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. niyaz ve . Bu halk. çabuk çabuk yemek ister. Dikkat et ve iyi bak ki. Çünkü onu ulular. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır.

O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır. O köşecikte bir kervansarayda idim. garibin yeri de kervansaraydır. aşağıya seslenir: geldim. evinin kapısına kadar götürür. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. Bir söz ki. «Hüküm senindir. Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor. Bir halet de yoktur. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim.yalvarma yolu ile dinlersen. dış görünüşü. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. onda kurtuluş müjdesi vardır. «Siz burada oturun. ama hiç ürkerler» derviş. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz. «Kâfirdir.» derler. o. öyle istiyoruz ki bize. Eğer söz ona kalırsa. bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu. Eğer bu onda kalmazsa. Senin soru sormak ve. tâ Hakka kavuşuncaya kadar. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. kendi imanı ile doludur. onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. Hattâ kıyamette de. Ama bendeki feragat onda yoktur. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse. 33) Bir zümre sandılar ki. oturur.» buyurdular. öldürürler. onun veliliği henüz açıklanmamıştır. Şüphesiz ki. Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz. Halbuki kurtuluş doğruluktadır. beni küfürle damgalarlar. bir adamı bekçiler yakalamışlar. O. o. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı.» derler.» derse onun boynunu vurur. acaba ne konuşuyorlar diye der. . onların hoşuna gitmiyor. mümin kişidir. Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. dinlemekten de acizdir.A. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. bu sefer onları tutsak eder. «Bu adam doğru söylüyor. «Peki. Sırat köprüsünde de. gönül rahatlığına kavuşur. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin. söz söylemekten de. onun sözü kendi aslına döner. Nasıl ki. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu. Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam.» dedim ve bilmiyorum. Mevlânâ Selâhaddin. aşağıda bekliyorlar. «Bekçiler de. her vakit onu hatırlar. Her kim. Muhammed Güyanî. zahiri korur.). ister bu tarafa!» yapacağını yaptın. «Nasıl konuşuyorum?» dedi.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi. Ama ona yetişemezler. dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. Sonra. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. bir pul almak onu öldürmek demektir. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur. bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. Onlarla önce dost olur. Ben garibim. Onların zamanları değerlidir. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar. Adam içeri girer. ben gideyim de bir şey konuşmayın. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur.» Bekçiler. Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki. mertçe ve uyanık davranır. biz de sana yapacağımızı yaparız. Bu Filaneddin ki. (M. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler. medreseye gelmez misin?» dediler. İster o tarafa gidin. Zındıklarla yoldaşlık hoştur. bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter. dama çıkar. ancak evi gözetler. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa. bu meclis hoşuna gider. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. isteyeceğinizi onlardan isteyin. Bu söz de kendi yerine gider. Hazreti Muhammed (S. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler. öteki sordu. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi. «Böyle değildir. Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun.» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi. Ben onlardan değilim. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. o söz geldiği yere gider. her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez. Nasıl ki. Ben evime (M.

Sık sık Peygamberden cehennemi sorar. ayıpları örter. «Ona ruhumdan üfledim. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun.» demezsin. Yalancı pehlivan. burhandan Hakkı arıyorlar. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar. ama burunlara ateş kokusu gelir. müminsin. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. «Ben kâfirim. bir zavallıyı yere vurdu. sana buseler vereyim. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları.» demişlerdir. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor. Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei.» de ki. başkalarını hoş etsin. Müslüman insanı incitmez. 35) öldürse bile aman verilmez. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim. Ama mürit.» nüktesinin aydınlığı ile bulur. Pehlivan. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse. Bir gün Al-lahtan olacak ki. tasalanma. yere atardı. Bir tesadüfle oradan geçiyordu. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer. kendilerine perde olmuştur.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et. «Ben onu öldüreceğim. «Aranılanın son merhalesi arayandır. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez. hep gül ve reyhan kokar. Dinini incelten. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz. zayıflatan adamın da belâsı hafifler. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler. Nasıl ki. «Allahaşkına. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir. hemen yerinden sıçradı. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı. İkinci sıfat da niyazsızlıktır. Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir. senin evine sığınarak. çünkü. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum. muradın çehresi sana görünsün. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme. Her neye değerse karartır. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak. halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum. Gam çekme. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz. Bunlar beni tanımıyorlar. Emir Kabus da: «Yücelikler. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. «Müslüman. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. Bütün bu söylediklerimizle beraber. mürit.» dedi. Onlar Ye'cuc nesli gibi. Sen o Mecusî değilsin. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. Her ne bulursa. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir. biçarenin biriydi. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi. Mademki karanlık başlamıştır. Müslümanı (M. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın.» buyurulmuştur. ona karşı. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur.» öldürüyorsun?» «Ben. Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler. bir kere olgunlaştı mı. on hayal doğar. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur.» «Bugün kaç azası var?» dediler. kullukta ileri bir hatundu. Bir Yahudi bile onu fırlatır. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi.» demiştir. Müslümanlık yolu bulursun. Adamı getirdiler. kendi nefsini hoş eder.» dediler. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki. Sordular. Padişah. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak. ya yol yoktur derler. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. Müslümansın. Cenhennemin çepeçevre dikenliği. ondan bilgi edinmek isterdi. Yani. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler. o dikenlik pek hoş olur. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. O lâtif yol uygunsuz görünür.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından. Nasıl ki. Ama bir zındıktan. bir Müslümanı öldürse. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. Benden burhan ve delil istiyorlar.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir. Başları döner. ama Haktan burhan istemiyorlar.» buyuruldu. Bir adam da vardır ki.» buyuruldu.» derler. Beni koru!» dese. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden. Bu. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir. Ola ki.» dedi. . ancak onu korursun. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. «Onu bana getirin!» dedi. o da Müslümanlığa heves eder. öldüreceğim onu. ona yaklaşmaya daha çok çalış. Sen kendini aptal yerine koy. Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca. Meselâ bir keşiş. uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar.

ne de yakın meleklerden biri sokulabilir. O sanır ki. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. Yılanı anlayan dostu da onu tanır. hararetlenir. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir. ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. Birinin sırtında hırka. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar. . Cehennem ondan utanç duymaz. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. Nasıl ki önce de anlatmıştık. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır. Allanın kullarından bir kuldur. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. renk ve kokularını kaybetmişlerdir. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. bu vahiy sırasında. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur. 37) zümre de vardır ki. Bugün. Eğer bir kimsede.» buyurmuştur. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. çünkü o soğumuştu. Velilere ancak bir yoldan gelir. bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. 70) Ama iş böyle olunca. Ola ki. çömez bu sözlerle coşar. güzel. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre. kavrulmasın. Allahın öyle kulları vardır ki. cehenneme yaraşır. onun yoldan çıktığına karar verirler. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi. Çünkü sarhoştur. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. (M. Onun getirdiği müjde hoştur. Kara topraktan filizlenmiş. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur. Ona kılavuzluk gerekmez. abasını çıkaracak olsan. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. 36) «Bu imamlar. Kendinden söylediği o söz. bazıları sence olağan şeylerdendir. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur. bana hal olmuştur. onda coşkunluk yoktur. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar. «Aramıza. Nasıl ki Hazreti Peygamber. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler. Ben yolda söz söylemem. ne bir kitap sahibi peygamber. cana can katan bir su ile beslenmiştir. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir. bütün bu halk ve bizler hep öküz. başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki. Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur. O deniz. cennete lâyık bir adam görürsün. Peygambere. sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır. başında külah görünce de. Tâ ki. Bakırın önünde benimle beraberdir. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur. Cebrail ile de vahiy gelirdi. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir. o şeyh. Kadılıktan ve mansıptan. pek ergin bir adam olmalı. Ateşi de bana erişmemiştir. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. el ayak oynatmazsa. sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. kalp yoluyla da. o. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini.» «înşallah cennetlik olurum. Allah kelâmıdır.» diye bağırdı. görünebilir. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur. «Olabilir ki. Deryanın âdeti.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir. belki zehir saçan bir dağ yılanı. O birinin hırkasını soyarsan. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz. o bundan ürkecektir.» diyecekler. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir. Başka bir (M. Bu nükteyi söyleyen adam. iman nuru dolayısiyle kaçar. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez. Ebubekr-i Sıddık'a baksın. bir neşe gelir.» (Fürkan sûresi. Bunlar tövbe ederlerse. Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. hep altın olur. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. dirileri batırmak ve öldürmektir. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur. Ona ne desen içi coşar. ansızın gamlanır. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder. Hak yolcusu. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. Bedir çenginden gitmişler. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. Başka sebepten değil. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur.

Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor. Ama sohbet için söylemiyorum. «Bugün maşuk sensin. Çocuk.» (Meryem sûresi). Kendiliklerinden bir iş yaparlar.» O halde.. 38) Şeyh. şüpheden kurtuldun en sonunda.» Şeyhlik feragattir.» Hastalıklar da vardır ki. Hakkın. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun. ekin ekilmeye lâyık değildir. Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur. «O halde. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim. maşuk üzerine hüküm erişmez. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır. «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. Halbuki o çabuk başarılacak işi.» dedi. lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler. bir zümre ondan mahrum değildir. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır. Şeyhin yaptığı iş. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız. Ama hangi fayda? Bir âlemde ki. En az sadaka da.. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir. tıpkı. Bazıları da bu işleri yapar.» dedi. Allah gönlünde bizi şirin göstersin.» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi. Ama bu daima beni sorguya çekiyor. bir gün sen demiyor muydun ki. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun). dua edelim. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler. elimizi duaya kaldıralım. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek. Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim.» dedim.Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum. belki faydası vardır. (M. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur. Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim. Ariflerin sözünü söyledim.» dedim. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler. «Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun.» diyen zavallıya benzer. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. Öğüt vermek mümkün olmayınca. «Evet orası öyledir. taşa bile tesir eder. Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. Vaiz da.» dedi. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil. «Selâm sana. dua etsinler. iki yüzlülük ettim. «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma. bundan Nil suyunun . sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim. bundan hoşlanan kimse. seni taşlattırırım. sana değil. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. derman ve tedavi kabul eder. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan. «Ölen filan kadın. Ona. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse.» Ben o mazereti kabul etmedim. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir. Dostlara da tavsiye edelim ki. Çünkü veren derhal onu kıskanır.» dedi. bir kaç curcuna çalar.» «Öyle ama. «Orası çoraktır. ama kendi nefsine hiç öğüt vermez. Her kim tyizim dostumuz olduysa. teneşirde gülüyordu. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı. îçimden gelen bir ses bana diyordu ki.

Halbuki. Ne sözünde. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz. göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi. ama Şeyhi görmüyorsun. onlara veda edecekti. kendi zünnârını koparıp attı. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu. onu aydınlatır. Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. genç bir kadını vardır. :Şeyh. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından. Rüyada bir söz konuşuyorum. O daima meşguldür. bu ne hal?» dediler. ne rüyada. düşkünlüğün. Öyle bir hareket yapıyorsun ki. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır. Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir. «Artık gidiyorum. her yerde onu kovalardı. Beni kötülüyor. «Biz de bunu uygun görüyoruz. (M. bütün gününü tapınakta.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. On tane zünnâr alalım. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın. bu halden sakın.» dedi. çünkü genç bir erkektir. işi Yâsin'e kalmıştır. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. onu kınamaya başladılar.» Arkadaşlar. hep birden. Yazıklar olsun o hastaya ki. aksine olarak edepsizlik ediyordun. Ancak onun zannına göre: Şiir: . o korkunç aslandır. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. ne işinde ona inanmak istemiyorlar. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork. Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. düşürüyordun. öğüt sözleri onu karartır. bundan hoşlanır. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın. hepimiz birden belimize bağlayalım. Sebep açıktır. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun. Eğer böyle sözler söylerse. onlardan daima kaçınırız. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı. ne de uyanıkken onu göremezsin. ikiyüzlü konuşmasından. Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki. «Bir zünnâr satın alayım. belime bağlıyayım. Nihayet çürük bir umut kalır sende. Her kimde mutsuzluk varsa. Derviş hikâyeyi anlattı.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez. Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil. şefkatin kesilmesidir. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir. Aynasındaki pasları artırır. Âşık. onları birer birer bana anlatıyor. Önce yapmış olduğun hizmetler. ona çirkin gelirse. Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar. «Hayırdır inşallah. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki.si budur. Yani •o Şeyhten. alçalmanın netice-. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti. şefkat sona ersin. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar. Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu.

«Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun.» derler. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz. Her ikisi de bir adamın eşeğini. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor. ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar. bize onu anlatmak. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. Herkes. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. Halk. gitmek zamanında. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler. sen bizlerdensin. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir. «Kardeşim. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. Biri yanına gelir. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. Üçüncü bir adam. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız. Şimdi. kesesini çalmışlardı. Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor.» Şimdi. halvete çeker. Halk etrafına toplanır. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder. halka işaret eder. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der. İşimi çabuk bitir. Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir. Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. bizi uyandırmak istiyor. Nasıl ki yine bir gramerci. «öyleyse tut şu elimi.» der. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir. Bu tablayı da çaldılar. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder. Şarkısını tekrar eder. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. Söylediklerini onlara helâl ettim. Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular. toz kaçmıştı. Maksat sen idin. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. O kuvvet bir serma> yedir. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor. benim dileğim budur. «Geç!» der. o dilek aşikârdır. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. 41) Herkes etrafına toplanır. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar.» dedi. Rebap üstadı Ebubekr. düştüğü pislik çukurunu göremez. Malı çalınan adam.» Başka biri gelir.» diye seslenir. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine. «Bu ses filanın sesine benziyor. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. Biraz sakinleşince.» diye geçip gidiyorlardı. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. Hakikatte onun sesini bilmez. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. Demiyorlar ki. öteye beriye savurmuş. çırılçıplak bir haldedir. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi.» demiş. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. sıkıntısından boynuna bir tabla astı. Aksaray yolunun başına. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. nağralar atar. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir. o da aynı şekilde. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. «Bu adam böyle adamlardan değil.» diye düşünür. «Ver elini. ikinci defa. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. önce ettiğin ikramın. «Elini uzat!» der. Ama adamın kuvveti yetmez. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir. o sese kulak verir. Cuha'nın şöhretini duymuştu. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca . Öteki. Gündüz olunca biri karşısına çıkar. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir. şehrin etrafını dolaştırır. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez. esreyle okunur. Yani bu sonuncu ikram. Bir gün. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu. ona.» der. Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar. Gramerci. herkes. 40) daha uygun olur. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu. o kervansarayın yanına gittik. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der. Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır. (M. Gramerci yine nağralar atar. Gramerci onu da aynı sözlerle savar.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim. Kardeşi nihayet dayanamamış. üzerine sular ve gülsuyu serperler. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur. «Bizim işimiz var. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler. O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. Ama dost ile düşüp kalkmak (M. Gramerci üstünü başını parçalamış. elbisesini. kadı adamın elinden tutar. «Sen bizlerden değilsin.

Ebubekr. mescitte. Onu sen biz'm için koru. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi.» Vaiz. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani. kâh dolap çevirir. «Vardır. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak. 42 )dışarı çıkmıştı. «Bak yüzüne delikanlı!» dedi. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. kâh su çeker.» dedi. Kadının biri ayağa kalktı. «Sofu vaktine bağlı bir insandır.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. ayakyolunda. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi. çabuk kararını ver. Ama biliyoruz ki. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . «Senin oğlun hamle etmiştir. onun kazancıyle geçinirim. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. pazarda. serdengeçtiler. Ebubekr'in gözbebeği oğludur. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı. Vaiz. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi. Yıllar yılı umutsuz kalmış. Vaiz erkeğe dönerek. «Ama.» dediler.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var. Misafirlikte. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra.» «Evet doğru ama. Her ne kadar. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. Hemen kalktı kerpici Öptü. Bir gün bir harp sırasında. su taşır. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı. Genç.» dediler. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer. «Beğendim!» dedi. Tekrar umutlarıma kavuşmuş. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir.» anlamında bir hadis daha vardır. «Bir öküzüm var. «Ey avratlar. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur. başına koydu. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu. muradına ermişti. Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi. bir gün mezarlıktan (M.» Üçüncü bir kadın göründü. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır.» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı. hastanın ilâcı. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek. öküzü önüme katayım. Değirmene buğday götürür. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur. sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri. semâ âyininde.» der? Gaza. hatta evli erkekleri arabuluculuğa. «Ben varım. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı. hangisini istiyorsun?» dedi. «Bu delikanlı onurludur. yüzünü açtı. hulâsa her yerde yanından ayırmadı. şeyhine ve başkalarına hizmet eder.» dedi. Kalabalık arasından biri kalktı. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın. Nasıl ki Hazreti Peygamber. bağ yolunu tutayım. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var. kırda. Eşek sürücülüğü yapamaz. gazada dışarı çıkma. Hazreti Ebubekr de geri döndü. Sen hiç harbe girme. «O halde kendini göstersin. Kadın yüzünü açtı. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular.» dedi. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim. Onurludur. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir. bizim sahbeti-mizden ayrılma. bu babta hayli hadisler naklediyordu. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor. sevgi artsın. «Evet gördüm. Vaiz.» dedi. onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. Bana bir kadın gerektir ki. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi. Vaiz. O uykuda sofinin işi tamam olmuş. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil. Delikanlı. ben garip bir adamım. «Hangisi daha uygun ise onu kabul et. ancak meydana fırlayan o pehlivan. odun taşır. çöpçatanlığa davet ediyor. evleneyim.» dedi. «Beni ara sıra ziyaret et ki. kâh çift sürer. Çünkü ben bir şey kaybetmiştim. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan. «Ama. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar. O da evvelki gibi ileri yürüdü. Kadın mimberin önüne yürüdü.teşvikte bulunuyor. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler.» dedi. hamamda. beklemiştim.» dedi. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz.» dediler.» dedi.

her âşık çirkini güzel görmez. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. Âlemin viran olmasına sebep olur. hakkıyle müslüman olamaz. İman küfür. «Sevenin gözü kör. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. halkı sapkınlığa düşürmek olur.» der. İşte dost da. Nasıl ki. 10) buyurulmuştur.» (Elhâkka sûresi. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür. din ile. «Müslüman iyidir. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki.» (Bakara sûresi. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur. batan. Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür. 43) Söz ustalarının yanında. «Kalp akça varsa onlan ayır. Zünnâr. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur. onları şiddetli azap ile alıp helak etti. îhlas ehli odur ki. geçen geçti. küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir. Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler. Nihayet perdeyi kaldırır. Âlemde görünen her bozukluk. kaybolan şeyleri sevmiyorum. dürüstlük ancak senin dışındadır. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden. Fakat kale. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar. teşbih ile. (M. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak.» demişti. kulağı sağır olur. Hakkın bir kulu. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. Bu da onun için iyi bir talihtir. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar. Şiir: Zabitliğin düzeni. «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. diğer bir anda da pek soğuktur. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. Ebrar için iyilik sayılan ameller. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin. O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. açıklamasa da. Eğer bu makama baş koysaydın. Bilmezler ki. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli. 60) Duyurulmuştur. Ama eğer sarraf âşık ise. Nasıl ki Hazreti İbrahim. söz söylemek edebe uygun değildir. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir. Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir. hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından. yoksa benim dostum olurdun. her şeyi olduğu gibi görürler. küfür de iman olmadıkça.hakkında günahtır. Bir azize bir elem erişir.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir. «Ben. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır.» derler. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. Âşıklar vardır ki.» buyurulmuştur. konuşanın dostu veya müridi ise. Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez. . mabetledir. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir.» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. içinde değil. Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. Kale.» derler. onun kendine güveni kalmamıştır.

Allah işitir ve görür. Âdem'in dışarı atıldığı cennet. Bu nüktenin benzeri. «Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın. Bunu kendi kendime yapayım. Bunda bir uygunsuzluk yoktur. iki zıddın birleşememesi gibi. yani denilebilir ki. «Sizin yaratılmanız. iki kaziye ve üç bölümdür. Bu işin ne değeri var. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. aynı şeydir. ama bir türlü yerinden çıkaramadı.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım.» buyurulmuştur. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. Sevenin gözü kör. Ama onlar derler ki: «Hayır. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. Nefislerini değil. Ama bu cennet. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. 44) Ey parça gel.» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse. Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer.» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. O. ikiyüzlülük yapıyordum. Biri vacip'tir ki. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş. Çünkü. derler. bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş. Sağlığı korumak. Nasıl ki. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki. ikincisi muhal. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım. müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak. Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da. kurtuluşa erer. Çift demiri bir engele takıldı. sağlık aramaktan. olamaz da. bir saat de yiyip içmekle? O. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. Peygamberlerin. Yahut da ilim tahsili yoludur. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür. bundan niçin haberin yok? (M. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım. Bu mümkün müdür ki.» (Lokman sûresi. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. onlara karşı. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun. Halbuki açık konuşmak gerektir. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü.» demektir. Nasıl ki. 28) buyuruluyor. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam. muamma söylüyordum. benimle tanış. Bu üçüncü bölüme giren herkes. ileride oturur. ümmetleri hak yoluna çağırmaları. kulağı sağır olur. aşkın özelliği şuradadır id. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye . Bir kere felsefeye başlayan sensin. nefsin riyazatıdır. kötülüklerden içini temizleme yoludur. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır. bir saat ibadetle meşgulüz. Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. Bu da nefsin terbiyesi. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı. tecelli tecelli üstüne gelir. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler. Ama yürütmek mümkün olmadı. yani imkânsızlıktır. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı. Demirin ucunu yakaladı. Ancak şu vardır ki. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler. o kadar emirler. derler. öküzler yüzükoyun düştüler. Olabilir de. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki. tekrar dirilmeniz. ayrılık insanı pişirir. bu nebiler ve velîler içindir. dedim.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir. Üçüncüsü caiz.» dedi. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. bunlar. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı. seninle kaynaşmam. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'.» «Hayır. düzeltir.

Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin. elbisesini satsınlar.» dediler. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim.» dediler. önce verdiği karardan pişman olmuştu. Bir avuç para çıkardı. köylü bunları görünce korktu. sözlerini tekrarlar durur. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı.söyleniyordu. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular. kendim öleyim. «Sermayesizlikten. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu. Çünkü köylü idi. Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. öteki elini tuttu. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez. yoksa şu tarafta mı?» dedi. Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. adamı çırıl çıplak soydular ki. hakkında kötü düşünürler. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur. Çavuşlar. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur.» dedi. Söylemiyordum. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun. ciddî konuşmaktan daha uygun olur. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. Köylü kendi kendine. Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti. Babasının geleneğine uyarak. parasız olursun bir dert. kendim korunayım. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu. ben de o şehrin sultanıyım. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm.» dedi. Bu insanlarla şakadan konuşmak. Çiftini sürüyor. bir iş yapıyordu. Bu sözün hakikati onlara erişmez. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar. başını önüne eğdi. «Şehrin.» dediler. o sırada. çok öfkeliydi.» dedim. çünkü can korkusu yoktur. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. Padişah. Orada bir derviş vardı. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. sevdalan başına toplandı. «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. (M. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar. Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi. Fütüvvet. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. Adamlar. Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı. «Yahu. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri. uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü. paralı olursun bir dert. Çavuşlar koştular. Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. Allahdan mağfiret dilesin. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı. yolunu sormak için çağırdım sizi. Bence parasız dert daha iyidir. Şu suretle söylenmeye baş laddar. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin.» dediler1. Onlara dedim ki: «Bu ancak . Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular. Nasıl ki başka bir yerde de. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. Bir köylü ile alaya başladılar. Belki. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü. «Haydi! Padişah seni istiyor.» dedi. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar. Halbuki Padişah. Onda kendim yaşayayım. bilgisizlik değildir. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi. Köylü. gamsız bir adamdı. «Bari bir su ver de içelim!» dediler.» «Bu. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir.» dedim. 12) ve ayrıca. oturdular. Adamlar gülerek. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler. Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi. Çavuşlar. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti.» dedi. Fakat köylü yine pişman olmuştu. bu tarafta mı. hiç konuşmuyordu. çamaşırlarını ortaya attılar. Onu ahmak yerine koyarak.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. Babasına benzeyen zulmetmez.

47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi. başka çaresi yoktur. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya. benim dinime gir. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. Ne önce gelenler. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu.» dedi. son derece gizli tutuyor. kutup. Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben.” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki. artık yaltaklanmaya başlamıştır.» diyorsun? Bu böyledir. Kız. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. Onu benim için seviyorsan. Adam Müslüman oldu. Allah bize pek az bir şey vermiştir. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım. iki ay. şeyhten üstün. «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum. «Müslüman değildir. O arıklaş-mıştır.» diyen kâfir olur. Müslüman etti. yani ona.» dedim. bunu bilmiyorlar. Şu halde Allah. Şimdi.sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir. ona sorular sorardı. O. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler.» dedi.» dedi. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber.» (Dehir sûresi. fakirlik icabıdır. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol. Şunları söylemek istedim: «Sen.» Buna. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona. bu olmaz. «Ben kâfirim.' buyurmuştur. Nefis. Bunu. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun. Bunun tersine olarak bir kâfir de. yavaş yavaş müslüman olayım.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm. 'Kendimi takdis ederim. Buna delil de gösteriyoruz. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur. der. «Bu kâfirdir. Bu. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim. Allahnın ilâhî kanunudur. Bu hırka kendisiyle konuşurdu. ama size anlatmak zordur. Şu sebeple ki. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki. Nasıl ki şu. güzel bir dilberdir. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. Halbuki biz diyoruz ki. sen ki insan oğlusun. bazı kocakarı hikâyeleri. kutuptan önce de falan şey. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır. ahiret oldu. Gâvur kızı. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur. Allahyı görünce âşık oldu. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir. Müslüman oldu. sen müslümansın. yalvardı yakardı. O. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. Şeytanını. artık iyi insan olayım. (M. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. Ona her kim. «Bu sözü başka bir kulakla dinle. der. ne de sonuncular bunu anlayabildiler. Fakirden üstün bir şeyh vardır. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'. Kâfir.» sözü gerçeklendi. Hangi nimet vardır ki. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar.» (Beled sûresi. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu. Bir ay. o Şeyh. niçin. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı. başkalarını da senin hatırın için seviyorum. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum.» derse kâfir olur. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler. Nasıl ki. benim de hoşuma gider. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur. onu bir şeyhden daha .» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir. seni seviyorum. O da. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder.

bütün parçalar senin olsun.geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. Burada. ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi.» diyor. bazıları Padişahın kapısını hor görürler. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. «Hayır. birlikte yiyin. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar. Davul da çalarsın ondan.» Nasıl ki. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir. Elini bütüne uzat ki. Bu mahvolmuş bir derviştir. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır. Allah kelâmı ise küllî'dir. özür dilemek gerçektir.A. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. Ama nihayet. Allah ruhlara hitaben. bütün dalları da onun olsun. «Yarabbi. onun cevabı da sadece susmak oldu.» dediler.» dedi. ondan çıkan her ses artık senin sesindir. dervişin sözüne göre gelmez. küfür değil bilâkis îslâmdır. Böylece o deriyi davul da yaparsın.) ne buyuruyor? «İblis. Nasıl ki. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır. Dal elden giderse kök de gider. ağzına koyar üflersin. yine bir sos çıkar. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır. hep şiir söylerler. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır. daima onların nazarı dünyayadır. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım. arkasında değnekçileri vardır. (M. Atlı kamçısını kaldırdı. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır. köylüler dürüst insanlardır. 26) diye yalvardı.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister. Bir gün. Hazreti Mustafa (S. Hep öyle konuşurlar.» Öteki.» «Nuh'a mı uyacaksın. Çünkü Nuh Peygamber. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır. gövdesi de. ev sahibi ağacın tamamını korusun. O. bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. serpildi. Rabbimiz-sin. Gerçi keçi derisinden çıkar ama. önünde ardında dolaşırlar. Köyün ihtiyarı onların diliyle. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi. Çünkü ben. «Evet. 49) Birinin evinin kapısında. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır.» Yani onunla herkes beraber yürür. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. keçi sesi değildir. Halbuki. damar içinde dolanan kan gibidir. ötekileri değil!» diyordu. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel . seci'li. belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. Bir zümre. Her halde İblis'in mânası. onun yaratılmasından daha önce. Çünkü önünde. Hâşâ. Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin.) ise. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. burada keçi aradan çıkmış. konuşan derviş değildir. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu. bütündür. bir ağaç peydan oldu. ağacın gövdesi artık elden çıkar. Gerektir ki. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar. Söz öte baştan geliyor. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır. Biri. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez. 172) diye buyurdu. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de. Türkler cesur. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki. Şimdi Hazreti Mustafa (S. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi. Onlar da. ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar. Bir zümre vardır M. yola düştüler. O dedi ki: «Bu küfürdür. kafiyeli sözlere değer verirler. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın.» buyurdu. O dedi ki: «Hayır. bir dalım seçerler. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar. fâni olmuştur. Bir başkası da daima nesir söyler. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi. Ruhlar toplanmış ordulardır.» dediler. onun suretinden evvel var idi. Nasıl ki.» dedi. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye. manası kadîm'dir. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. Çünkü karanlık vardır.A. o dalın kırılmasında tehlike vardır. Beyit: . Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. hep teker teker" yerler. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti.

Bu. bu kemâle. sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir. «Hayır. A. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır.» buyurdu ki. o kardeşlerimi de istemiyorum. hem sorusuna cevap alırdı. Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki. «O gözleri kavrar. halde hiç bir şey yemek istemiyordum.» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı. Bu da tam umut yönüdür. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı. nüktesine de yakın bir sözdür. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M. taşa vurdu. bana görün de. sınayalım. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S. «Onu gözler kavrayamaz. Firavundan daha kuvvetli idi.» dedi.» buyurdular. Bu. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım. Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. ölçüsü yoktur. sana bakayım? Yoksa biri. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler. ona artık perdesiz gösterirler. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur. Adamın biri. Nasıl ki. onun öğrenimi öte taraftanmış.» dedi ve hemen kılıcı getirdi. hem de cevap veren bulurdu. Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin. Biri.Bunu ancak akıllı kişi bilir. Ona. Nasıl ki. Allah erlerinin uykuları. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar. «Nefsini bilen Rabbini bilir». Hakkın dilinden konuşur. «Bu Hint kılıcıdır. bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona. «Dağa bak!» dedi.» Nihayet. bu taraftan bir şey öğrenmedi. o ilgi de etkiler yapar.» dediler. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. bâtıl sözdür. tartışmaya da faydası çoktur. «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu. Evet kaide budur ki.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi. Çünkü kemâle ermiş olan derviş. Her nerede söz varsa. uyku değildir. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı. Hazreti Peygamber. «Kendini bana göster. sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün. bu bahisle ilgisi yoktur. sizler benim dostlanmsınız. Şehrin vaizi geldi. O dağ.» buyurdular. Musa da kendine baktı. «Dağ» dedi.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur. Ama tersine kılıç iki parça oldu. Söz. bir dostuna Hint kılıcı getirmişti. Sonra da. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin. Nihayet bu derviş. Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü. uyanıklıkta insana gösterilmez. «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. Bundan sonra yüz cevap söyler. Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır. onun konuştuğu Peygamberi ki. demektir. Allahsını gördü. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir. Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur.). İnsan Kâmil olunca da. kürsüye . Allah yönünden eksiklik gelmez. Çünkü öyle şeyler vardır ki. Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah. yemişler verir. demek istedi. o meclis de hoş olur. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. «Ama senin kardeşlerin. Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. Daha nasıl diyorsun ki. «Evet. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. Musa. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu.» dedi.» dedi. bu umutsuzluk tarafıdır.» buyurdu.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. Musa'nın benliğidir ki. medresede söylenilen her sözün. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra. orada Allah vardır. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki. Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir.

şu medreselerde tahsil görenler. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. Şimdi zikreden. yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir. Geçen hafta âlimin biri tutturdu. ya gaiptir.» «Ona benzer bir şey yoktur.» (Nahil sûresi. vay onun mezarına. dervişlik vazifeni yerine getir. Bu bizim nasibimiz . Allahnın mutlak varlığını. semalar onun eliyle durulmuştur. niçin geldim. şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş.» (Fecr sûresi. 22). demeye getirdi. (M. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler. Bu hafta da başka bir âlim geldi. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin. içime ateş düştü. bizim nasibimiz henüz erişmedi. diye bekler. dördüncüsü de zulüm'dür. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar. üstüne rahmet yağdırsın.«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu. Her üç harf ile ant içerim ki. Hafızlar. diye bilir. Te. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur. hazır ise ona yabancılık karıştırır.' dedi. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz. üzgün bir halde evlerine döndüler. ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz. bir kısım halk. «Ona benzer bir şey yoktur. Kadıncağız adamın karşısına oturdu. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi. "Çocuklar annelerinin yanına koştular. bir medrese elde edelim. Vay onun ölüsüne. canımız boğazımıza geldi. hep bir mansıp sahibi olalım. beni kovuyorsun. Ruh da. yemek soğuyor. şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun. çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. 52) otursun. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme. billahi. «Allanın. sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. kürsüye çıktı.» dedi. işe boş ver ki. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar.» diyordu. gönlünü hoş etti. Allahya bel bağladın.» dedi. her nerede olursa olsun. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı. Be. Nasıl ki.ederse büyük günahlardandır. «Vay o kimselere ki. mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur. 5). Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti. Hangi cevherdenim.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. mekândan münezzehdir. doğurmadı. Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur. Onların ibadetleri anlatırken. ölürse kâfir olarak ölür. Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı. şu anda neredeyim. şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular. bu halin dışında değildir. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun. Vaizin sözlerine itirazda bulundular. birer birer yorumladı.» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı. Sen kendi dervişliğini düşün. Çoluk çocuk etrafına toplandı. O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et. Sultanın önünde oturan kimse. her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz. derler. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. vallahi. Cemaat evlerine gittiler. ister bir yerde (M. Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir. Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır. 16). acaba ben kimim? diye düşün. ister yersiz olsun. yeter ki. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil.' dedi.» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti. tallahi. «Efendi hayırdır inşallah. ömrü uzun olsun. vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi.» dedi. Sen daima.» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor. bağırarak tersledi. Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz. Çünkü Allah. Adam. İkincisi bühtan (iftira). onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir. ister1 arştan uzak olsun. Yani gıybet. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı. Şimdi. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar.» (Tâhâ sûresi.» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav. Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. çocuklar gibi ağlamaya başladı. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar. doğrulmadı. Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz. Allahı anan kimse. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı. Ya hazırdır. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. devleti sonsuz olsun. imanı iman değildir. 'Her kim. Ama gıybet . Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. tenzih âyetlerini okudular. Fakat bunları yanından kovdu.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı.

İstiyorum ki öğütler vereyim. Gerçekten sağlam olan da odur. Bunları isterse. «Hayır yabancı yok.» diyordu. 17) buyuruluyor. Cebrail onun adımına yetişemez. adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü.» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız. hiç kimseyle beraber değildir. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar.» dediler. Biz nereye gidelim. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın. «Gel!» der.» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder. her fende başta gelen üstatlar. Bilgisi var mıydı?» «Hayır. bazıları da incindiler.» der. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir. o olmadan başaramayacağım yani. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. Derhal semâ âyini düzene girdi. ). Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. o mezarın başını bekler. ama evin içinde yol çıkaramaz. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın. Bunu söyle de tekrar evime döneyim. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti.» dediler. Biri vardır ki. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır. âcizlere duaya baş-lıyalım. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı. boğazımızdan yakalar. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı. (M. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. ben şeyhsiz kalsam bile.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. nurun ateşimi söndürecek!» der. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın). topala da güçlük yoktur. Cehennem müminleri arzular ve ona. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür. sır perdedir. Berber. «Kör için güçlük yoktur. öğüt. Sen aslı yakala! Elbise. Ettiğim o muhalefet. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin. yiyecek. ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. «Onu ziyarete gideyim.» dediler. fıkaraya. cehennem de onu görünce. Ayrandan kurtulur. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan. o seni görür. Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. baldır. Bizim cehennemimiz böyledir. başka bir şeyi öğrenmiş oldum. aslı ve kökü elden kaçırırsın.» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın. ucu bucağı yok. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi. yabancı bir pabuç var. feryat et ki. camiye gel. «öyle ise. Bütün asılların aslını.» Âyette. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler. Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire. Ta ki. Kalbine zahmet veren. Bir kaç defa rüya sında. Hazreti Muhammed'i (S. O cehennem geldi diye inler. önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı. ykıe düşer. Nasıl ki.değildir. başkanlıklar.» dedi. Cebrail. Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım. Gönül perdedir.A. «O. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. bu bizi bırakmaz. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler.» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam. kalmamış olurum. imanlı kimse içindir. bu çetin işin. hor görüyorlar. . 53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla. yoksullara. Tâ ki. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi. o dal ve budağın filizlendiğini. Her dalın arkasından ağlıyorsun. bizim dervişler arasında bir yabancı var. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki. Bütün büyüklenmeler. ululuklar. «Zâhid. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. Akıl dergâha kadar yol bulur. Kırk gün oturur. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun.» «Evet. «Beni.) yalnız bırakmış. Adamın biri ölmüştü. onları yanından kovsan bile artık gitmezler. Cebraile.» Etrafı yokladılar. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. her işten el çektim. O da. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler.» (Fetih sûresi. Orada akıl perdedir. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki. başka bir itimat ile oldu. düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl. herkesin aradığı aslı bulmalısın. bilginler yanar. ben. Dallardan da bir şey elde edemezsin. Yahut da böylece bize bir nazar eyle. gerektir ki tekbir çekenlere. «Geç ey mümin. ayağına serpildiğini gö-resin. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. yahut filan bana yabancı geliyor. onun gözüne ilişirsin. senin önünde başlarını yere koysunlar. cehennem ondan feryat eder.» «O halde ne yapayım?» dedi. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki.

Gel de benim âlemimi. Allah kokusundan da üstündür. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır.» buyurulmuştur. küfür etmiştir. kovdum. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1. emirler ve yasaklarla. 5. Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur. ondan dolayı bir korku yoktur. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu. erkeklik aletini kaldırmış. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu. O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. kendi içini görüyorsun. Ben. bizim halimizde eksiklik başladı.» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah. Ana karnındaki çocuğun cinsi. (Mümin araştırıcı olur. Diyelim ki. Küfürden vaz geçtim. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed.» Adamı geri çevirir. 2.» Bu ne eşektir ki. kapıma iki desti dolusu su getirsinler. eşekliği yönünden söylemiştir. öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı. İki elimle gözlerimi kapadım.işi tamam olsun. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur.» Daha sonra temaşalardan. (M. Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor. bir kancıkla birleşmiştir.) buyurmuştur. «Ben Allahyım!» diyor. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki. «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış. Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler. benim işim onunla daha iyi yoluna girer. Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim. Allah Allahdır. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım. Yağmurun ne zaman yağacağı. En doğrusunu Allah bilir. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm. «Soğuk söz söylemiş. Allah onu o makama bağlamamıştır. Bu arif benim halimi hep bilir. Kıyamet günü. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. Kuran'dan üstün kitap yoktur. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır. denizin garip hallerinden bahsediyordu. Allah kelâmından üstün söz yoktur. insanın yarın ne kazanacağı. 4. Kişinin nerede öleceği.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim.» Git otur yerinde. Onun da bir sebebi vardır bunun da. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim. . 3. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi. ben şafiî mezhebindenim.» dedim.

bazı kimseler. Ben böyle sanırım onu. bana nereden geldiğini. Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim.) teninde bir tüy bile olamazlar. herkes umudunu kesmiştir. «Ne demek. bir şeyhe. hay hay!» derler. teşbih ve dua ediyor.İKİNCİ BÖLÜM (M. söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar. «Dün konuştuğumuz sözlerin. ağlayarak secdeye kapanır. kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. hıçkıra hıçkıra ağlar. Peygamberler. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise. gündüz dilenir. Mevlânâ'dır. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son. kendileri yemezler. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. bunu dervişlerin önüne koyarlar. (M. abraşları sağaltmak isterim. O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki. Nereye. başlangıçta açıkça ibadet. bir gün gider. Nereden söylerim? Allahtan.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. Âlemde bir gürültü koparıyorsun.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. A. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. Nasıl ki. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir. Bayezid'in Cüneyd'in. hem de Allahya şükrediyordu. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S. bunları perde arkasında yapmıyordu. Ancak bir gün sözden daralırsam. bu kadarı yeter. sevenlerin. orada bir köşeye çekilir. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar. Her kim bizim dostumuz ise. onun huzuruna has-retdedirler. Siz. başlangıca dönmektir. daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir. sonra tevil için feryadı basıyorsun. . yani onları yola getirme hususundaki arzum ise. çünkü o kendi hesabına yaşıyor. âyette buyurulduğu gibi. gece köpeklere ziyafet çekerler. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var. mürid. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Yüzünü gönül tarafına çevirir. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. Ebû Sait ve o. Ancak dostlara. Bunun iç yüzü şudur: Biri. büyüklerin sözlerini derleyeyim. gece yarısı kadınlardan. ancak işin dış yüzüdür. Benden. Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler. Bu kimdir ki. Benim insanları ıslah. nasıl ki. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler. Yahut bir dost.» Nasıl ki. bif mürşide gönülden bağlanır. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi. bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz. geçmişlerden veya yaşıyanlardan. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz. Allah erlerinin iyi amelleri.» demiyorum. 56) îmad yahut Erşed. sevgililerin hali böyle olunca. sonra da diyorsun ki. bir serçeye dönüyor. Bu. Onunla bu sözü konuşurken. Sözlerin tevili büyük bir iştir. Mademki öyledir. Bundan sonra da hal böyle olunca.

bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var. sevgilim.) karşılaştırabilirim? Bu. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır.» demeleri bundandır. Onlara. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. yoksa Allah mı?» «Üstadım.yahut Zeyneddin Sadaka. Ama sözüm. 57) geliyor ki. Ama Bayezid-i Bistamî. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ. Bi aralık bir şey yaz desem. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M. Ama korkarım ki. Aralarında bir bağlantı vardır ki. bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı. katkısız bir sarhoşluktur. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. rivayet ederler. Sevgili naz eder ona katlanmak gerek. sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır. «Onu. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın. Böyle açık söylemelidir.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» . Bir an oluyor ki. bana bir ilim tahsil etmeden. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. diyen zavallı taklitçi eşektir. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın. bir nazdır. Bu söz de böyle kararlaştı. «Yarabbi sana. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım. senin kendine göre. Çünkü onun işi pek yücedir. derler. Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır. Hani. Bu bir teşbihtir. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun). Bana yaraşan. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. kemaliyle bilir. ben yüzümü ekşittim. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum. bu sözün zevk ve lezzetini bildim. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben. eşek. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. Ben onu söylemiyorum. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. ruhunun temizliğinden sarhoştu.» «Ya üstadın mı daha iyidir. Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. Ama ben o davada değilim. Benim önümde bu böyledir. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam. A. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. Şüphe yok ki.) gelince. halim değildir. Hazreti Muhammed'le (S. tertemiz. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın. Şimdi bana kendinden bir fazilet. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak.» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir. nazlanmaktır ama ben. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır. Hak zamana bağlı değildir. Onun sarhoşluğu. tevhid âlemine kadar gider.» dedi. Bu söz. ağır davranırsın. Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. Eğer halim olsaydı.» dedi. O isim. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez. muamele ve iş istiyorum. nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. Öyleyse. içinin. bir peygamber türemiştir. Şam'a gitmek hoştur. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler. bir şey söyleyemem. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim. buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. bir üstünlük veriyorsun. Şam'a gitmek hoştur. akıl ve emek sarfetme-den bildirildi. Ben işe bakarım. A. müridinden sor. hak ölmez. benim sadece sözümdür. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez. bir zamanda da başka birinedir. Ben. Diyelim ki. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. bir benzetiştir.

bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin. A. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır. ta ki. Allah bunu sana verdi. Başına gözüne sürerdi. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki. Bundan fazlada bir şey göremedim. bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum. nefes nefese. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre. Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. A. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. iyi ameller işleyin. Gerektir ki. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. aradığım bulamamaktan. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. «Beni zaman zaman ziyaret et ki.Buyurdular ki: «Çalışın. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi. Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi).» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S. Allah yolunda vergili olur. önce pabuçları başı. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur. ben de ulu Allahya feryat ederdim. sonra başına koyardı. orada uyuma ki. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. Cennet için yaratılmış olanlar. gerekir ki. Şu haline gözyaşları dökersin. arada ne işler oldu ki. «O ne güzel kişidir ki.ğişiklik olmasın. faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. Gözün karardı senin. kendini yoklayasın. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi. gözü üzerine koyardı. (M. Başka dostlar arasında da olamaz. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta. Demediler ki. cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar. Kendini daima tazele ki. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. sende bir de-. karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar. şöhret yapmak gerek. Yarabbi! derdim. «Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez. Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi. bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu. bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi.) pabuçlarını taşırdı.» dersin. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. Bu marifet sözü. dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır. Değersizdir. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun). Belki bir zevk ve rahata kavuşursun. Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man. bununla hal değişti. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı. Ben temiz kaldım. Hazreti Mustafa'nın (S. dedi. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm.) içinden güzel. ondan korkarsa.» derler. «Bunda bir sır vardır. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim. Bana kararmış gözlerle bakma! . Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu. Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar. yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler.» Giderken.» Hazreti Peygamber. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. adını her tarafa duyurmak. Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın.

Ben de Mevlânâ'yı görürüm. bu takdirde o. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım. «Beni aralıklı ziyaret et!» demek. Açıklıkta da değişiklikler vardır. ayıklara uyması mümkün değildi. eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak. bundan sonra da erginlikten. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur. çünkü ben asla eskimem. haber hususunda aşağı düşmüştür. beni daima taze ve yeni olarak gör. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. Ben yepyeniyim. öküzü önüme katayım. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile. o gönülde yaratan ancak Allahdır. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir. Çünkü beni görürsün. bir üzüm salkımına benzer. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir. demektir. Herkes. telâşa düşersin.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. kutlu bir fırsat sayın. «Beni sabit kılarsan. Ben de belki yüz kere söylemişimdir. A. öldü desinler.» demişti. Mutmainne olan nefis değildir. O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür.» Bu sözcü söz söyler. Hazreti Muhammed (S.» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili. Sadece dil ile zikir noksan sayılır. sende eskileşme. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler.» O zaman zikir gönül zikri olur. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi. Öğrenciyle böyle sözleştiler. Sen kendini isbat et. Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur. zikrettiğin Allahdan ayırmasın. benim kendisini gördüğüm gibi görürse. Bayezid. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim. Ancak Mutmainne. Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır. benim gibi olur. Mevlânâ'yı görünce. Bana diyorsun ki. Mevlânâ da benim için böyle söyler. «Beni ululayın. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. (M. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki.). Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. Tâ ki onu bir daha bulamadık.» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar. Buyurmuştu ki: «Halk. Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. Nasıl ki. Bu çok zor fakat açık bir meseledir. «Git. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun. bağ tarafına gideyim. Ama bana göre dostluk. mahv olursun. melekler ayağa kalkar. Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi. Allah bütün melekleri huzurunda topladı. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım. o (delikanlı). «Beni görene ne mutlu.) uyamaz-dı. îlim vardır. Biri. levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir.A. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir. melekler bütün gece seni övsünler. «Ben zikretmek istiyorum. Onu. tekrar meydana gelir. Bunu yüz kere de söylese yerindedir. «Her kim beni. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu. «Beni ululayın. Bende. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir. Sen kendini yenile. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara. çabuk bendeki hakikati gör!» demektir. bu benim için çok kuvvetli sebat olur. Şaşırtmaca yapmaz. onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. Bak ben sabit ve kararlıyım. Her âyet için bir dinar istiyordu. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da. Öyle bir hale gelirsin ki. anlaşılmasına dikkat eder. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir. ilimde çeşitli değişiklikler vardır. Sözü anlayabildinse. Nasıl ki. Artık hakikata erdin demektir.» sözü bir haberdir. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir .» dedi. demenin. manada sarhoştu. Çünkü o.Bu ziyaret misalinden maksat.» buyurdu. «Ne mutlu beni görene!» dersin. sânım ne yücedir!» diyordu. Nasıl ki.

» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir. Gerektir ki. Cevher nur saçar. benim ruhumda tasarruf etti. Bu. Başka biri de onun eteğinden asılır. O. onun imkân tarafını yakalar. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter. ancak yabancılar içindir. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur. ben azim ve irade ile. diye düşünürler. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır. bu sizin halin.» derse ona. diye düşünmüştü. demektir. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir. Bunlar hep dünyadır. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. Ancak iki şey zarar verir. Hali de. döner dolaşır ilk söze gelir. sadece Allah buyurmuş. çünkü o artık sultanın naibi değildi.A. kendisinde bir dert.z olsun. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın. hak söz söyle. Hazreti Muhammed'in (S. içindeki sırrı anlamak istemişti. bu bir hatıradır. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. gökteki ayı iki parçaya ayırır. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre. Ancak o. Çünkü fellâh idi. Eğer zamanede biri gelir de. demektir. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi. O hep nur saçar. Hazreti Mustafa'dan (S. Bak ki. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. Sen o gâvurcuk değil misin ki. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. Padişaha. dopdolu! Fellâh. Nasıl ki o gün. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu. 60) Yukarda sözü geçen fellâh. Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. Şayet. mal.) hiç kimse üstün olabilir mi? O. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi. Gerçi yarasadan. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur). A. hal değildir. bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. Padişah da onu astırır.) ışığı. ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer. mülk eksikliği bir ziyan vermez. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş.» der ve deliller gösterirse. eli ayağı gevşer. Mademki bir kimseyi görmedin. elbette nur saçar.» der. o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez. şüphe perdelerini yırtsın. Sen kim oluyorsun ki. Çünkü. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver. öyle yükseldi ki. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. Biri. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. ancak onlara.» buyurulmuştur. içi altındır. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber. o da bizim küçük kardeşimiz olur. ister aşağısı ister yukarısı. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. her tarafı birden aydınlatır.temaşa öldüremez. sözü de hep yağmaya gider. O. bu hususta seni aydınlatırsa. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti. Padişah da onu astırmazdı. yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur. bir aşk olsun. diye aklından bile geçirmiyordu. Görevinden uzaklaştırılmıştı. Sır bundan başkadır. Her türlü vehim. Ben Kuran'ı. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. dünyayla beraber yaşamaktadır. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. renkten renge girmesi. Yani böylece bir şey yapınız ki. hayal ve tereddütleri yaksın. Ama tekrar açıklamaya başlar. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. «Sözün sırrı başkadır. hep halk ile birlikte otur demek değildir. diyordum. öyle bir mert olmalı ki. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. altın. Uzaktan halkı seyret. Çünkü sır. . Çok ağır. Bu sır değildir. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. «Bu bir ahengin yadigârıdır. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki. hoş ve lâtif bir dille konuş. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur. Fellâh ibriği Padişaha verir.

melekler. ilk zaman içindeki umut olurdu. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir. o hal içinde. (Sözün en hayırlısı. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler. onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur. o tarafa . onun halinden hiç haberleri olmamış. Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır. «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. Bunu herkes böyle yorumladı. Görüyorsun ki.ce kişiler vardır ki. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. A. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S. Ancak gönül alçaklığı ile.» Duyurulmuştur. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar. Bir söz de vardır ki. Zahidin. birer davettir ama. onun yolundan ayrılmamak gerektir. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. çoban bir buzağıyı kaybeder. Yedi başlı aslanı görsünler. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz. bundan çok hoşlanırsın. îster gerçek. bütün korkuları giderir. âlimin. hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde. bu binlerce engeller umut bağını koparır. sana gerçek yol gösterdi.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz. dağdan aşabilsinler. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. umutsuzluk getirir. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın. Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur. (M. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler. İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. Daima. Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. âbidin. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. «Bu böyledir. A. ister yalan olsun. demektir. kulağına yapışsınlar. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. içinde umutlar ve gülüşler olsun. güzeldir ama uzanır gider. kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir. Öyle bir nağra atarsın ki. Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur. bu konuda hiç bir şey söylemez. Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin. Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir. hiç umutsuzluk yoktur. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı. velinin. Hak. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin. nebinin birer sevinci vardır. bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez. Hilaf. tartışma ve inatlaşmanın. Burada bir gülüş. înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. ona açıkça uymakla. güneş hakkında beyle inanmak gerekir. Herkesin bir sevinci vardır. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez. Nasıl ki. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı. Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler.

ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli.» (M. A.). Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor. A. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. Her işte hüküm ve karar senindir» dese. Bir taştan bir taşa el atarak. Ama sen onun yolunda olursan. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi. Diyelim ki. Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz. Bu çile çekenler de Musa' ya uydular. o zaman Konya şahnesi. sende karar kılar. yine biteremezdim. Şimdi gerektir ki çok kazanasın. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. onda bir aydınlık belirsin. zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1.» diyorsun. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. Ben. ona güvenir ve inanır. Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir. ama bu uyanıklıktır. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S. Ben uykudayım. varlığın kendisi olan zattır. Belki Hazreti Muhammed (S. yine yüz türlü dalkavukluklar. sevgilinin vuslatına ereceğim. iki yönü olan bir adamım. benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek. «En yakın bir vezirden daha yükseksin.) nefsini yitirmişti. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın. o bir gün gelir. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu. Nuh Peygamber'e uymaktır. nefisten gelmezdi. dua ve namazdan bir koku alabilsinler. ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever. güzel konuşur güzel dinler.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. Sultan naibi olan vezir. Bu niçin böyle oluyor? . Bugün böyle olmak kolaydır. Gerektir ki. Ola ki o asanın yardımı ile. Dedim ki. A.» Nuh Peygamber. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor. Hal de yüksektir.) değil. duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. Bu şah ise hiç mat olmaz. bana. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. «O. Şairin. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür. Çünkü bu. «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır.bu tarafa koşar ki onu bulsun. O. O aydınlık onda geçici olsaydı. Uyuyanlar. sırrımı anlar olmuşsun. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. Nefis. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen. Çünkü onda biraz lezzet buldular. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik. Mustafa'ya (S.

Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. sıkıntılı bir yerdeyiz. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur.de bir şey yapamaz. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir. o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. başka renkte görünen bir perde idi. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. Herkes bir şey söylüyor. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. ancak kendi yazdığını. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar. Hiç bir şey. Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. Zaman oluyor ki. cevap verecek yerde susuyorsun. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu. sen cevap vermiyorsun.» O halde. Artık konuşamıyor dük. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. 64) Buna emir gelmeden önce. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. Yani o. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir.» demiyorsun. gitme de otur.» diyordu. Çünkü o geçen hal.» dedi. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin. O ahmaktır. Nasıl ki.» dersin. «Beni döver misin?» dedi. hiç bir şeyden bilgisi yoktur. Gördüğün şu adam. Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden. Beni ondan dolayı seversin derim.» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir. filan yerde otuz haydut öldürdü. bulunduğu yüzünü ekşitti. de dünyanın dışına çıkardı. Hem öylesine çıkardı ki. onu halka bağışla!» buyurdu. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır. otuz kişiyi de tutsak etti. nasıl gideyim?' dersin. Sen önce yola gel ve otur. ne dinde. Mucize böyle olur. Hakkın âyeti de öyle. 'Git seni de boğazlasınlar ki. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir. «Senden başkalarını da senin için severim. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular. yahut hatalı bir iş yaparsam. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler. O zaman. Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. ona kendisine özür diledi.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir. vezir ile. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. (M. (M. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret.» derse. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur. ne dünyaya ait işlerde. O. ayakları şişinceye kadar namaz kılar. sen bundan başkasını söyle. Eğer. hep susuyorsun. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir. Büyük bir hata içindedir. İsterse o benim ruhum . «Allahu Ekber!» derdi. Hazreti Mustafa (S. Allah da ona ekşi yüz gösterdi. O. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. gönül açıcı şiirler okuyorum. Çünkü onun yaptığı işlerde. Seninle birlikte korkunç. O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. Dışarıdan biri bir söz söylese. A. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur. Sana çirkin görünmeye başlar. başı yarılmış. Önce kadı ile bir şey konuşamaz. bir nur ve mahabet vardır. kendi bildiğini okur. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. Hazreti Peygamber. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun. her neyi bilmezse onu olmaz sanır. gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. güvenli gösteriyorum. kanlar içinde.) bir gün. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. Hiç bir şeyden korkum yok. halimi biliyorsun. «Allahım şu hali bizden gideriver. Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. «Ben bunu açıkça görüyorum.

A. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır. deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. İmanda tatlılık. derler. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler. Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. Ben onlar için gelmedim.» Yolda ona. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. «Bu akıl. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir. bizi görür. fetva hususunda hiç hata etmez. iman getirirse.» demişti. hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. açıkça görmüş olmayayım. Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum.» Onun bu apaçık inancı. «Bunu at!» dedi.» derlerse doğru söylemişlerdir. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği.» diyor. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı. Allahya emanet olun dedim. Nasıl olur ki Muhammed'in (S. akıl hata etmez. Yahya'ya «veli. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. Nişabur dili konuşurdu. (M. Şirin bir kimse var. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. hata ancak başka şeylerdir. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi.» dedi. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. diyorsun. Hazreti Muhammed (S. «Bari ne yaptın?» dedi. Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse. bize yüzünü . bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. parmakla gösteririm. onu gözle görebilmek mümkün olsun. ne Sokrat'ın sözünü. Hazreti Muhammed'le (S. Muhammed ona. görmeyenlere hayret edilemez. «O âlem daha hoştur. Sen kimsin ki. «Muhammed. Mevlânâ'ya. Hem bu hayatta. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim. Ben dışarı çıktım. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki. «Niçin dışarı çıkmazsın ki. lügattan anlar. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir. Bu senin işin değil. Şahap hoş bir kâfircikti.A. Öyle bir insan. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur. Peygamber Efendimize. tâ ki Allahı da bilsinler. Çünkü o günahsızdı. Hiç bir şey anlayamadım. «Hayırdır inşallah!» dedim. Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir. derler. elinin içine koyarsın da yine göremez. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme. bir kahraman gelmiş. Onların benim halimden haberleri yoktur.» anlamına gelen mısraı okudum. Sordu: «Bana hoş geldin. Gece yanıma gelince üzülüyorum. kendileri için faydalı olur. O. diyorum. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki. beraber konuşalım?» diyordum. Orada bir de Arap vardı. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. bekle!» derler. bana yakınlık gösterdi. Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. kitabı Ömer'in elinden çekti. hadisten. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir. O bana. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini. Yoksa ne bir gün ne on gün. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. Aklın fetvası budur. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere. gelip gelip gitmesinde değildir'. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir. «Hayır. 65) Onlar. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. Bu takdirde eğer. «Sus. kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin. «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi. onlar Şeyhlerin sözlerinden. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. ki bu yol niyaz sermayesidir.).olsun.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok. ışığı açığa çıkarır. A. Yukarda sözü geçen mücevher. Nahiv'den (Sentaks). Hazreti Ömer'. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer. Ona ne isim vermişler diye gülersin. Gidip gelmek sevgiyi arttırır. Dedim ki: «Benim. Nasıl ki. Saklanması gerekli olan bir mücevheri. bütün bu işleri altüst etmiş.» diyorum. Allanın Resulüdür. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim.» dediğin için o çok ağlamıştı. Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki. Ey kahpe bacılı. Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim.) onun evlâdını. hayli araştırdım. Kuran'dan bir şey anlayamazlar.) devrinde Musa'dan söz açılsın. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır.

erken erken kapıyı vuruyor. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. evet. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider. en seçkin kulların mertebesidir. Sen kendi kendini göremiyorsun. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir. bizden faydalanır. şüphe yok ki. Gündüz olunca geldi gördü ki. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. Ama hiç düşünmemişti ki. Artık. Allahın has kulları ki.» dediler. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. diyordun. «Hayır. «Eyvah. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. Ama bu bütün okuyucular için değildir. Bu onun işidir. Çünkü kış. Ben oraya gitmiye bilirdim. «Sen zahmet etme. O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır. Şeyh Muhammed. Mecliste-kiler. Kış. Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. bu ne haldir?» derdin. Ben böyle düşünmemiştim. halkın âdet ve anlayışına göre değişir. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. kemancıya. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur.» dedi. Halbuki ben onun haline gülüyordum. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım.» diye bahane uyduramazsın. Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. Ama bu yedi mana lâzım değildir. Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. Çünkü o. Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar. benden daha kuvvetli yaşar. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. bâtını. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor.çevirirse. arkadaşlar arasındaydı. mevsim kışa rastlar. öyle değil mi?» dedim. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. O saat gelip çatınca. kendisini desteklediğim için gülüyorum. Nişaburlu Şahap. Şeyh Necib'in mürididir. Şeyh Muhammed. bahar olmazdı şehirde gizlenir. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler. (M. Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler. gönlümü alırlar. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. beni dişleriyle ısıracaklar. bahar yerine kış gelseydi. hattâ batının batını manası vardır. feryadı bastırdı. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu. gizlendi. kışı bahara döner. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. O gibilerin. Bana. Bu eski bir kanundur. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. Medreseye geliyor. O zannetti ki.» buyurulmuştur. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. erkeklik organlarım kessinler. O gibilerin sermayesi niyaz. Şeyh Muhammed. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . bir lütuftur. Kuran onlara lanet eder. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. O uykuda idi. güzden sonra da kış. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap. buna şaşmamalıdır. soyunur çırçıplak olur. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. Bunlardan her biri. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. yalvarmadır. O Hallaç. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki. hafızlar da vardır ki.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. zahiri. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. «O öldü!» diyor. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. (M. suya gitmek zor geliyor. bana itibar eder hatırımı sayarsınız. «Sana göre de bu mana böyledir. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. burada bir zorluk yoktur. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. rüya görmüştü. bu şeyhlerden çok. Kırlar karlarla örtülü. «Bu şeytandı. Bu kanun değildir. Şu halde başka okuyanlar. kendiliğinden dolmuştur.

O. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir. Sen sor ki. sen İmad'sın. ben değilim demektir. araştırıcıdır. sen îmad sayılırsın. Eğer bugün. Hele şu saatte. bu. âlimdir. Sen ise tezvirde. dedim. Dağdaki Zâhid .). Yüzleri göklere dönüktür. tekkeyi bekleyen.Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. Ama hiç faydası olmayacak. Maklub'dur (devrik'tir). Bu güneş. derler. senin davan Allahyı görmek bahsidir. armağan kabul eden bir insansın. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu. ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. Güneş bütün âlemi aydınlatır. biz de onlardan değiliz. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse. göklerin de ışığı ondandır. O gün raks. göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar. O. O. haraket ve gülme günüdür. Sen bu görüntü karşısında. (M. Allah için! Onların saçı sakalı var. benim henüz sakalım yok. bir gün gelecektir ki. bunun nasıl olacağını anlatayım.» demiyor. Hazreti Muhammed (S. ben de cevap vereyim. Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir. Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak. başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek. 69) buyurmuştur. Bana kesin olarak söz verirsen. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki. sen niçin ona gelesin. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir.» (Ankebut sûresi. olgun kişiyim. sahtecilikte Şeyhsin. sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır. Kuran'da ulu Allah. Senin söylediğin. Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim.» dersin. îşte bu âyet. «Biraz dolaşacağım. niçin sana gelsin. Halbuki onlar bizden. neşe ve hoşluk olur. türlü işaretli sözler söylemiştir.A. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. onların arkasında kalmıştır. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. Diyelim ki. «Bize de bakınız ki. vaizdir.» sözündeki o. Halk içine girmiş. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu. sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi. «Nöbet yoktur. Ben ondan söz aktarırsam. ben. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz. o camide bir mimberdir. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf). Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. Mevlânâ bizden çekiniyordu. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa. Bu asla söylenemez de. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi. Ben ise Şeyhim. Nasıl lâyık görürsün ki. size. «Artık geri dönünüz.» derlerse vazgeçelim. Dünyayı isteyen. «Ondan başka ilâh yoktur. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir.» diyecekler. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi. bu nükteye işarettir. siyah perdeler altındadır. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur. Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır. Halbuki yerlerin de.

Derviş Padişahın huzuruna gitti. bu nasıl olur? Yani gönülde olan. orada Şah hangisi. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca. Şah. ama o artık insancıl bir zâhid değil. Tâ ki. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte . 69) «Sen divane misin?» deyince.» dedi. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi. Adamcıl bir kişi olsaydı. söz senin varlığınla tamam olur. hem de konuşmanın faydası gizlidir. «İslâmda rahiplik yoktur. hep tek başına kal. kendi kendine. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur.» «Evet. Öyle bir hale gelirdi ki. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. Mal. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir. ya öteki taraf. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor. Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. dervişin ziyaretine gitti desinler. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki. Gönülden. Ona sordu: «Yahu. Hele kadın al. taşa doğru yöneldi. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi. Misafir derviş. bayram değil. Ama bu bir ödünçtür. Zaman zaman emri terkediyorsun. Bu saat tamam oldu.» dedi. Hani o gün bana. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. Pek tatlı bir nefesin var. Bu. gönlü kabardı. O geçen günler bir şey değildir. büyüklerden bir şeyler naklederler. Ariflerden. Hem öyle bir eve gidelim ki. ancak sen çok merhametlisin. dağdaki zâhidin ziyaretine gider. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. burada kalma derler. hem sessizliğin ışığı. derviş hangisi belli olmasın. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki. Çünkü sükutta.» dedi derviş. (M.» dedi. «O halde tövbe ettim. selâm verdi. Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur. «Bu derviş her ne isterse vereyim. tövbenin. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. ruhtan. bir aziz oradan geçiyordu. bütün âlem asla o hatırdan geçmez. bekâr yaşa.» buyurduğunu unutma! Bu. hiç bir tarafa da iltifat etmez. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar.» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır.» demiştin. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen. Zâhid. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım.» dedi. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi. Benim düşüncemde de. Bu bir hikâye değildir. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın. belki dağ adamı olmuştu. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. İnsanoğlunun taş ile ne işi. peygamberlere. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi. Bir gün garip bir derviş. Allah. Sonra. «Böyle söyleme!» dedi. misafir derviş. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. atından indi. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil. Ama bazan da aldatmacadır. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim. Ama Hazreti Peygamberin. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı. Zâhid. kendi kendine. «Benden bir söz dinle. (M. «Senden bir şey istediğime pişmanım. Sen benimle bir kaç söz konuştun. borç değil. Yani bu âlem halkının işi. mülk. 70) Bazan o âlemden. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. evlenmemenin. «hoş nefes dervişlik gereğidir.

ömründen bir gün dahi kalsa. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır. bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes. ruhun azığıdır. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir. beni ihtiyarlattı. Bu imanın sırrıdır. O cömert yeni müslüman için. onunla öğüt bahsinde konuşurum. Ayaz. . ama izinsiz olursa.kusurlusun. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. (M. benimle birlikte oldukları zaman da. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez.» dedim ve kendi kendime. «Hayır sen değilsin.» «Evet. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona. Batın bahsi bütün bunların dışındadır. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. o zahir ehli kişiler. Bayezid. yorumlamak istemesindedir. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. Eğer. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü.» diyorum. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz. böyle söylemez. «Aman. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin. sohbeti hoşuma gitmiştir. ne beş gün. 'evet' deyiver. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi.» demeğe gönlüm razı olmuyor. yaradılıştan hazırcevaptır. acele etti. Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın. Ben. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. Kezervanî.» derdi. kendi çevresini bilen. çok güzel ve tatlı olurdu. Meselâ her hangi biri için. Halbuki emirler. bu olgun bir gençtir. belki ona uygun cevap verirdi. «Hud sûresi ve buna eşit emirler.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır. 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. daha kutlu. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür. o ben olmayayım!» dersin. Mevlânâ. Bunlar gibi bin tanesi bile. «Senin yanında konuşmak bana haramdır. aklı başında insanlar da vardır. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş. Ama sen. Halkın yabancısı sanır ki. Haktan sarhoş olarak geldin. Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki. benim sohbetime dayanamaz. İmad sözümü dinlemedi. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden. binlerce kadeh boşalttığı halde.» diye düşündüm. Sultan Mahmud. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar. Bu söz. o öğütlerin etkisi görünsün. «Nerede o kurban ki. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen. Çünkü Sultan daima. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. böyle düşünmez. O. Çünkü. sana da hiç bir zararı yoktur. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı. Evet bizim yanımızda söz haramdır. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. Ama Sultan onu öldürmedi. Bütün fenlerde. O derece düşkünlük ve kırgınlık. «En iyisi. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın. dersin. yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım. size başkalarının yardımı gerekmezdi. «Tövbe etmiştir. Çünkü sen ona inanırsın. ondaki zevkin arkası kesildi.» dedim. bende bir umut belirdi. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. bir gün suyu azalır diye denize acırlar. Karşısındakini susturur. tulumdan sızan su gibi akar gider.» buyurmuştur.» demiştin. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur.» derdi. Ayaz'ın aylığını kesti. ben gerçi içtim. Asla bu halden daha ileri geçmem. ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek. Onlar için tek başına kalmaktansa. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki. Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak. Ayaz'ın ayakları altında keseyim. Ne bir gün. Bir şeyde ki kök ve temel vardır. «Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. daha hoş. «Yazık olsun bana dersin. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki. «Ben ona inanırım. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile.» diyorsan. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında. Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim. her ikimiz de aynı şehirdeniz. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez. Sana hoş gelir o temaşa. onun yolunda ölmeye lâyık değildir.

» derler. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez. gençler de yaşlılar da âşık olur. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz. mizacını. eğlendirirdi. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle. onu bütün gün neşelendirir. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur. O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün.» dedi. çok sevimli ve sevgili bir çocuktu. avların en büyüğünü avladı. onların söylemediklerini söyleyenler vardır.» dediler. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir. Bu yola geldiğim zaman. «İşte senin âlemin. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. 3. vezire bir sır emanet ettiği zaman. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım.» dedim. ikimiz de bu konuda birleşiyoruz. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse. Ama bana gelince. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır. Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım. «Nasıl bilmem.Hazreti Ali buyurmuştur ki. Talip isteğinde kemale ermiş. Dünyadan konuşanları dinleme. Savaşta. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir. Sultan. Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun. Mevlânâ bu dereceye inmiştir. «Orada ne işin var. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. canından güvenli idi.A. yahut üstünü başını ıslattığı. onu Hazreti Muhammed (S. Kendi kendime. anlat bize!» dedi. Sizinle bir sır konuşurum ki. sen de bilirsin. etrafında ateş yanan bir kabirdir. söze yalvarıyorum. Ama sevgili. Onu severler. Bunu kimseye sormadan kavramıştır.) söylemiştir. sözlerindeki tatlılığa. Sultanın her halinden anlar. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer. Kadın koynunda yatakta. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum. Bir suç işlediği. elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar. Bazan vaz geçiyorum. ariften daha üstün bir şey yoktur. içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır. isa'yı görmek de böyledir. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. (M. Şüphe yok ki dünya. hiç bir şeyden korkusu yoktu.) dilersen. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise. erkeklik üç yerde belli olur: 1. Bu bencilliktir. üstün bir zattır.» diyeceklerdir.) sonra Allaha da iftira edenler. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse. 2. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim. «Ama ben bilmiyorum. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır. rahattı. Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. o hamam külhanından vazgeçiniz. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın. seni hiç kimse bilmeyecekti. Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır. Bu bakıma göre. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir. Ama işin sonunda. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S. «O büyük âlimdir. onu mezara kadar götürür. Aldanmamak için alışverişte. konu dışına da çıkamıyorum. Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer. .A. gönlün açılsın.» dedim. Lâkin biliyorum ki. O. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. bende de bir hal var. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi). o kararsızdır.A. Vezir.' Diyelim ki. Çünkü Ayaz. Huyunu. bir vezir vardır. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. O halde yürüyelim ki gözün. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma.

bütün vücudundaki organlar titrer. mideni de üşütür. Ben. hep böyle idiler. O beraberlik benlik davasından uzaktır. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. Şimdi ise hiç çekinmiyorum. Eğer anlasaydın. Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. asla buradan geçmeyin. senden daha korkuncum.» Bunu benim hamlığıma verirsin. ah. «Âmin!» deyiver. sorduğun soruları düşün bir kere. sevgili neredeyse. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir. Lâkin bu derecede değil. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu. Nasıl ki Kuran'da. Daha ne kadar. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir. soğuktur. «ha. bu adam. Hep pişirdiğini yeme. Velidir! Bu. seven de oradadır. yeri ve göğü. Zavallı felsefeci. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek. yedi feleğin dışında kalmıştır. bizi de ona bağışlasın. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. içinden gelen bir ses sana: «Bu. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir. ha!» diye gülen öyle gülmez. Yüce Allahm. kalbin çarpar. rezil olurlar. Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek.' dersen. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider. onun için bende bir korku belirdi. 7) buyurulmuştur. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır.» diyorlar. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir.» dersin. «Yol bu yol değil. Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır.» dedim. sen de. üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. ama «ha. ne dağlar. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati. Bayezid-i Bistamî ise. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur. esinti ile savrulan tozlar gibidir. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. «Bu adam zayıftır. «Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç. İşte şahneler oturmuş size. o su göndermiştir. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse. «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü.» dedim. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir.» «Düşün bir kere. gerçek bir tarafı vardır. Dediler ki. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir. güçsüz ve biçaredir. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur.A. sen de «Âmin!» deyiver. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. Allah onu bize. Hazreti Muhammed'e (S. Ama bu gafletde bir sebep vardır. «Ah. ha. Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken. Şüphe yok ki. açık saçık insanlardı. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. Ama bu hep böyle oluyor. ha. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım. işte burada hazır olan velidir!» derdi. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. ne de taşlardır. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . benim gibi bin tanesini bulursun. (M. ah!» diye ağlayan hoş ağlar. Uzayda.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. büyüklerini de rezil ederlerdi. o testi su ile dolmuştur. «Bu. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın. Üç kere. Ekşimiştir. Adlarını söylerler.)) söyle. Ama nasıl diyebilirsin ki. sarsılırdın. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler. benim cevabımı düşünme korkunçtur. Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. Her çağda tek bir gerçek vardır. âlemin Doğusundan Batısına kadar. Hazreti Peygamber.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. Üst tarafı rüzgarla gelen.

Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez.» diye söylenir. Dilerseniz. ululuk konusuna gelince. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler. Nasıl ki. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır. batini manayı veliler. umulur ki o. sevilen. Bundan dolayıdır ki. heybete üstün gelir. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir. Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler. ağırbaşlı hareket eder. Çok kere kendisinden faydalanırlar. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki. başlangıçta da öyledir. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır. onunla çok kere doğru yolu bulurlar.» derler. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur.» dedi. Nasıl ki o.» Gerçek Allah adamı. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu. Yolculuk bittiği zaman o. düşünceli. Hazreti Peygamber. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır. peygamberler bunlarla buluşmak. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste. Ama o. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz.A. son zamanda «zün-nar» istemişti. veliler. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. «Bize o varlıktan bir bilgi ver. İkincisi. Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. «Kuran'ın yediye kadar zahirî. Onlar kendilerini apaçık göstermişler. bu suretle tanıtmışlardır. Heybet. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir. filân zatın sözüdür. Halk arasında onun sözleri. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir. her iki tarafı da korur.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. batini. yabancı sayılmaz. başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki. Bir kimse ki. Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir. Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!.» buyurmuştur. ona. şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. Ancak onların hasretini terennüm etti. kat kat faydalı olanlardan da değiliz. ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun. yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). Ey Hakka yakın kardeşler. Onlar ilim yolcularıdır. belki H söyler. Bayezid'in bundan haberi olaydı. Beyazid (Bistamî). Konuşulmaya. Belki de Hak nefesidir. batının batını manaları vardır. «Kulaklar duymadı. Bu manalardan zahirî manayı âlimler. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. bütün Allah dostları. yüzlerini görmek arzusundadırlar. bendeki irade kuvveti. Ama çok zor. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir. kapalı söz konuşmadı. (M. «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri. 'öyledir* deyiver. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. Yer uygunsuz. Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. halkın en azizlerindendir deyiniz. kalbi yalanlamadı. onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu.). asla «ben» sözünü ağzına almazdı.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır. «Evet. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. «Bu. Hazreti Muhammed (S. perde arkasına alınabilir.» buyur ulmuştur. Hakîm Senâîciğin son . O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler. Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi. Biri benim yanımda esrar içmeye. ikincisi huzur alemindeki korku. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. Kuran'ın Allah kelâmı. Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. gözler görmedi. çok çetindir. hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır.' 'eyvallah' de.

derhal başı araya gider. Büyük bir sır vardır ki. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır. Musa'ya. deniliyor. Çünkü Musa. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir. O bundan uzaktır. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır. (M. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. Çok kerre görülmüş Bir kimse.günleri. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli. Bunları görüyorsun. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı. Aşk böyle olur. damdan düşer ayağı kırılır. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. Seyyid Burhaneddin'den. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım. esrar doludur'. Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. O tepeler.» Çünkü Şeytan. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. Onlar mahrum kalmazlar. bunu kesin olarak söylemiyorum. Sen bir İbrahimsin ki. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. keski. «Kolaydır. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. Acele ise Şeytandandır. . «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. bulunmaya sabredemezsin!» dedi.» diyorum. Meğer ki o. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir. Siz benim dostum değilsiniz. Eğer. bedenlerimizden (irkmektedir. o yüzden.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır. zannedersem gibi sözler hep böyledir. meğer. Siz nerede. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. soru sormakta acele etti. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki. artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. bu açık sözden. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. Hızır. O bu işin adamı değildir. imanı gider donuk bir hal alır. helak olur. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir. kitapla geldin. (M. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. Bütün hali alt üst olur. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek. Benden bir söz işiten herkes. Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır.

Size bu daha faydalı olur. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu. ayrı bir yol daha vardır ki. Bunlardan daha kısa. başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. hepsinden daha yetkili konuşur. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. Dedi ki: O. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. o cihan bu cihana geliyor. Gerekirse. alanın hatnnı . temel bilgilerde.» dedi. Sende aşk galip ise. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder. ne bu cihandan ne o cihandandır. kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. Eğer sende aşk ve sevda galip ise. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. Benim önümde. onlardan daha zevkli. O hayal. Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum. günah işlememek eğilimini artırsın. nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. (M. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana. Hazreti Ebubekr. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan. gramer. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. söz yorumlardı. Onlara dedim ki. sana ben söylüyorum. hiç bunlara benzemez. Mevlânâ'nın yanında idi. îyi bir kanun konulmuştur. o sayede sükûna kavuşsun. Eğer alnında bir nur. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa. Sade bu yorumlama değil. Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. Benim. Çünkü bu sohbet. Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem.» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler. beni dinlerken. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür. daha tatlı konuşurum. A. Bütün bu sıkıntılarınız. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. onun. Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. A. ama susmuştur. Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar.). O. Bütün fenlerde. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. A. yeşil. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz.» Çok etkilenmişti. «Ona. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor. sudan bahsetmez. Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. Dostum yanımdadır. «Ondan hoşlanıyorum. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır. Ona.» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. yüz binlerce propagandacısı vardır. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. ilimden. hoş olmaz. Unutmayın ki. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. Hazreti Muhammed (S. Ama gizli değildir ki. Bir kerre de Pir. Onlardan daha üstün. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım. Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. Ondan sorma. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. Yahut. tartışır. marifetten doğuyor.). Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki. öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. o günahı işlemeden tatsız düşer. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı. Benim maksadım armut istemek değil. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. onlardan daha güzeldir.Mevlânâ'ya gelince. sentaks. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor.). Dağ gibi büyük bir adam. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. Ama Hazreti Muhammed (Ş. (M. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. 78) Hazreti Muhammed'in (S. Dedi ki: «Bu kulak. din bilgisinde. Başka bir saatte daha iyi söylerim. bu cihan halkından başkadır. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır. Söz söylerken de havadan. söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir. İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. Allanın da galip olduğunu anlarsın. onu mühürleyen zattır.

Allah hakkı için ona inanırdım. Ama bu. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur.» sözünün manası. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve .» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun.dünya tarafına çekmesin. bu sözün manası o değilse. sana hiç bir zorluk olmasın. Bundan sonra bana kazanç haramdır. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler. diyorum. Allahın kendisine kavuşmadığını. Sana güvenerek söyledim ki.» sözündeki mana gibidir. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür. Şeytanı da ölür. Ondan bir görünüştür. Bu. bunlardan biri açılsa. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil. Senin bu yaptığın. Allah cemalidir. Sonra onun nefsi de dirilir. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. Gerektir ki emrimi kırmayasm. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner. onlara zor geliyor. temelinden bahsediyorum.» sözünde küfür yoksa. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir. Şimdi sanki kıyamet kopmuş. Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. tabana göredir. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. Yani başka bir deyimle. onu bulur ve görürsün. sentaks yönünden doğru değildir. Nasıl olur da.» dedi. gözleri açık olanlara göredir. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. dervişçe başlarını eğer giderler. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. hem de adalet bakanına karşı savunasın. Onun en ufak işareti budur.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. perde aralanmıştır. Ben işin aslından. O tarafa dönüp bakmasın. Sen bu aslı kurmaya bak ki. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır. doğuşta. özür dilerler. Bu duayı eden kimse. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır. yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim. belki onun yoluna girmektir. İzzeddin onu kabul etmedi. iki defa abdest almış demek değildir. sen hem kadıya. Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir. İmad dedi ki: «O söylediği söz. Kul. ona her şeyi açıktan açığa anlattım. O.» Ben o kadar demiyorum. Çünkü burada değişik bir mana vardır. onun makam ve mertebesini istiyor. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun. bir takım isteklere kapılmıştır. yalanladı.» dedim. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan. Bu değişiklik nisbete göredir. Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır. Şu halde.) uymak hususunda. hem içindekilerin! yakar. Abdest üzerine abdest almak. kapalı konuşurum. benim okumadığım bir meseleden bahsetti. A. onun cemalini özlüyor demektir. (M. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler. «Evet ben onu okudum. hem dünyayı. Hazreti Muhammed'e (S. denildiği vakit o hangi perdedir" ki.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil. dedi ki: Bediuddin. ancak Allah yoluna girdiğini anlar. Şimdi. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi. ama bu gün gördüm ki O da niyaza. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur. Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. gizli âlem açığa çıkmıştı. «Her kimin nefsi ölürse. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim. Çünkü onunla çok derinlere daldım. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor. O. «Elbette ben çıplağım. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki. seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa. Dünkü gün.

Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır. «bana iftiharla hizmet eder. Allahdan bir iz aradı.» Dedim ki: «Herkes talip değildir. Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir. uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. Allah başarı verirse. o sözün de arkası kesilmez. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. kendinden geçti. ama bundan. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar. Sultana karşı. dilediğine ettirmez. 82) Kuran'da. yüzümü ona çevirdim. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur. Hele senin. sabrı kadar sonsuz olur. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi.» . her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu. hiç bir şeyden gam yemez. sana çok görünüyor. ben de öyle bir yere gideceğim ki. baygın hale getirir. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. arkası kuvvetlidir. uyumanın ne olduğunu söylemez.» dedim. sual daima cevap cinsinden olur. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim. onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz. (M.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır. İnsanı mest eder. bu türlü insanlardan değildir. Halep' te oturmuş. onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır. Bu takdirde onun kahrı da.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun. içmenin. soğukluk sıcaklığa karışır. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır. On beş sene çok kısa kalır. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. Bana dost olan bir kul. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar. nereye gideceğimi. beni kurtaracak olanın kim olduğunu. «Sen ki Padişahsın. «Her kim nefsini bildi ise. sen de oraya kulaklarını tutasın.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek. Dağda. O. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran. Böylece. «Şeyh İbrahim burada olaydı.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar. Eğer sen bu fikirde isen. Mevlânâ ona lâyıktır. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan. meclise gel de seni göreyim. (M. hiç ses seda gelmesin oraya. onların kulaklarına üfleyeyim. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi. azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz.» (Nur sûresi. Sıcaklık soğukluğa.» diyebilsin. Hazreti Muhammed (S. sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım. . yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. onu dilediğine isabet ettirir. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı. murdar. mahvolur gider. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. Ben bir şey okuyayım. Senedi. Bu.» sözünü.dayanağı olan kişinin gönlü şendir. O da bu yemenin. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar. demiştir. bari beni tanı. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın. 43) buyurulmuştur. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir.» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık.A. akıl yönünden nasıl olur? dedim. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur. Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. İyi dikkat edin ki. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir. Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin. Kadı Şemseddin'in dediği gibi. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik. Çok güzel. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu. Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken. Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı. geri döndü.

burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır. O sıfat.» Onlar bundan başka manalar çıkararak. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. o başka âlemden gelmiştir. (M. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir. ne de bu halveti sorarlar. gözle görmek gibi değildir. ben de arkadan geleyim. maksadına eriştirir.» hadisinde de maksat aynıdır. bu onunla. Ona ben teklifsizce hükmederim. Sana. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın. Mademki İslâm gariptir. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. yahut da birlikte kadıya gidelim.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler. «İslâm garip olarak başladı. Sen ilerisini düşün. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. o günde. garip olarak da geri dönecektir. perhizler yapsan bile. Biri der ki: «Filan zatın oğlu. sana göredir. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz. iman ise bu âlemden değildir. onunla istediğim gibi pazarlık ederim. Ruh.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek. 83) onu buldun. madde âlemindendir.» dese. . Mekke bu âlemdendir. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur. «Mekke bu âlemden. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki. ona hizmet etmek. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez. o zatı geüresin. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir. Peygamberler de böyledir.» îşte bu söz hiç yorum götürmez. Şimdi bu benim elimde değil. ölüm korkusu vardır onda. senden. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa. O sözler. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana. Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki. O gözle görmek. Mademki o engel oluyor. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir. Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan. Yol işidir bu. behey eşek. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver. hadisten başka hiç bir şey gelmez. Söze başlarken onun hatırına âyetten. Nasıl ki. Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim. o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki. onu hak yoluna yöneltir. nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır. O sözleri. bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır.» mı dersin? İşte asıl maksat budur. henüz görünmemiştir. öteki âlemdendir. Nasıl ki. bizim matlubumuzsun. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz. 'Behey ahmak. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir.» nüktesi açıklanacak. Mademki sen de gittin. nefisleriniz dipdiri. ama sarhoşluğu büyüktür.» dedim. o zaman sana yaraşan orada beklemek. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı. Bu işten bir o anlar. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. Yolculukta sana yük olur. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. Ancak ulu Allah. bir de hayvanı. O anladı ki. «Vatan sevgisi imandandır. Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. «Haber. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi. o da bununla uyuşma halindedir.» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır. ne bu çileyi. bizim aradığımız. (M. Bir İstanbullu. sana gözünün ağrıdığını söyledi.

A.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. Bir insan ki hakkı aramaktadır. her sözün derecesini anlıyorum. ona yol bulmuşlardı. «O halde. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. bu iş senin işin değil. ibretle her tarafa bakıyor. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. Allah kullarında. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. (M.» Burada. Bu mertebe. Şimdi her sözü işitiyor. 85) Bu. kıyamet günleri gelmiştir. o yolun adamı idi. dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır. sen istiyorsun ki. Zannediyoruz ki. Allahyı inciten zavallı!» diyor. bu davettir. Suda. öyle bir inanç var ki. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın. ona saadetini yakın olarak öğretsin. ruh sarhoşluğu fazla idi. . «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. bilinen manada doğmuş demek değildir. Hadiste. Hazreti Muhammed'in (S. Her ikisi birbirine karışmış olsun. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi.» dedi. «Otur ey avrat!» dedi. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. Diyelim ki. kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun.» dedi. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur. her şey kendi arzuna göre olsun. şüphelenirsek bakarız. altın. Allahnın oğludur diyenler. onun da bilgileri çoktu.z filandan çıkmıştır. her sessiz kelâmı dinliyor. onun Hal mertebesi değildir. Bir gün. ama ayıklığa yakındır. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar. toprakta bir yerin olsun da. bana ilim yönünden bildirildi. sadece kuru davacıdır. önce bilmelidir 'ki. O mantıkçı idi. Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. Allahdandı. aşkda tamam değildi. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. Belki o. Ama Firavun. Bu. Çünkü her neyi. o şüphenin dışına çıkarır.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır.» buyurulmuştur. «Hayır. bu taraftan da sözler işitiyordum. içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. «Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir. talep davasında-dır. Eba Yezid sustu. Allah onu. değil midir. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. sanki bu saat kıyamet saatidir.» dedi. Kadın atıldı. ama yakın ve kesin değildi. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim. aşk deyince. Bugün burada biz ve siz varız. Dervişte. Evhad (Kirmanî). I^. aşkın son mertebesine daha yakın idi. odur sanırsa. Bu da. Has kullarından birini gönderdiler ki. Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar. kemal mertebesidir. Diyordum ki. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. ruh kokusuna erişir. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. ruh kokusu almışlardı. mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben. Aşkın yorumuna gelince. Şüphe yok ki onlar. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. son gündür.) makam ve hal mertebesi değildir. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. bu s. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim. Sözü geçen hadisteki mana. Belki. Her harf siz. işaretsiz sözü. Bu nokta. bu Firavunda yoktu. Mev-lânâ'nın da. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. Vaiz hemen. Eba Yezid. bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki. İsa'ya. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. Bu onun tertemiz ruhu. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. kadın.

O aradığı sevgili kendini göstermezse. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi. Artık bundan daha açık söz. Bunların etekleri ıslanmak değil. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur. H. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir. (M. Tann buyurdu: «Ben biliyorum. Ben sizi yine toplarım. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. döşemiştir. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. «Ah. 87) binası onun için yaratılmış. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin. îşe önceden başlamak gerektir. yüzün kızarmıştı. o bu kâinat için yaratılmamıştır. Karanlığa gömülür. O gün. boğulur giderler. dostluğa lâyıktır. 128) ve ayrıca..» (Nahil sûresi. Âşıkın hali böyle değildir. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir. Nasıl ki âyette. bir şeyler koparır. aradığını bulmuş. kendin de yiyemezsin. isterse gelir isterse gelmez. Zaten. O. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum. Ama bu topluluk da çeşitlidir.» diye hitap etti. onun için döşenmiştir. diyorlar. ona erişmiştir. bizden uzak kaçar. O evde. şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. Sarhoşluk ediyordun.» (Tövbe sûresi. yarına bırakılmamalıdır. Nasıl ki. Mademki bizde de bir eğilim var. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun. her yana ve her yöne başvursun. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. Bir mutlu kimse vardır ki. onun kölesidir. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında. barışık yaşarlardı. gam vaktinde bana sevinç verecektir. Geri kalan ne varsa onun uyruğu. Korkarız ki sonra dağılalırn. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum. Böylece îmad ile o H'ye Allah. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur. Şu hale göre Tatarlar. 86) Ama bunlar onlardan değildir. bozguncuların da. Meğer ki.» buyurulmuştur. denildiği gibi. «Allah bizimle beraberdir. bu sarayın içi dışı. bundan daha beyaz yoğurt olamaz. Bir kimse vardır ki. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır. Bu günün işi. «Ruhlar toplanmış ordulardır. 41) buyurulmuştur. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır. bu toplulukta Allah vardır. O sırada oraya. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir. benim dersem. ferman senindir. Aşk. çalışmakla da elde edilemez. Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. aradığınız o Allah adamı. bulmak istiyenler asla yol bulamazlar. Her ne kadar. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. ezelden beri vardır. Ben önlerine çıktım. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. sevgiler yoldaş olur. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar. Sultan o kişidir ki. derler. Sonra o başka bir yere göçmüştür. Onlar. bazılarına da aşk.» . daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün. size. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın. Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz. Ben de sana. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. hep bir arada. Hadisde. Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz. «Allah takva ehli kişilerle beraberdir. nefsine düşkün bir sofudur. Bazı filozoflar. Allah yolunun bilgisi mücahede ile. işte bu sebeple. Halbuki benim gücüm her şeye yeter. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım. der. aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. hep birbirinizle. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler. kadîm'dir. ama başka biri de bizimle sohbete. bu doğuştaki beraberliktendir. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır.» dediğimiz zaman. Sultan olduğunu bilir.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış. Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. Bu kâinat (M. Bazılarına hevesler. gelmesinler diye oyaladım. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır. Yani önce yoktu sonradan var oldu. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin. Her şey onun içindir. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. îmad da onlarla beraberdi. ruh ezeldendir. bu yüzden duraklamalar görülür onda. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır. Geciken vaatler unutulur derler. Ancak bana sığındığınız için. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler. belki baştan ayağa suya batar.

sözünü bitirmişti. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. lisanından dökülür. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. Ama onun dostları. Önce senin bir işin yoktu. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. Ancak daha fazla açıklayamazdı.» Bu. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu. görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır. bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi. Yahya'ya. Her günahın ardından karşıma gufran gelir. Ayağımıza el uzattın. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister. son derece hoşlanırlardı. Şeytan. tatlı sözlerinde de. kârın bu oldu. (M. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir.» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir. asla o evden dışarı çıkmazdı. içki içmezdi. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin. onun günahı ancak şu sözdeydi. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu. Peygamber i^in. Çünkü o çok meşguldü. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. size bir ziyan vermesin. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. Sen ne zaman dilersen.» Bu kırk sabah. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır. 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil. onun gönlüne perdeler çekilsin. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir. Bazıları da. Onu görmekten. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. ve velilerin özledikleri bir sevgili. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. Bundan sonra öyle görünüyor ki. diyebilirsin. Ömer'e bambaşka bir hal gelir. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. Bazılarına da. Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis. O kimdir ki. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır. Bu nedir? Korkudan. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? . Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. bu günahı işle ve söyle. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi. müminin gönlünün anahtarıdır. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. onu arama yolunda can verir giderler. o hayalden de başka bir hayal doğsun. yüz bin lezzet bulur. 15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. Nasıl ki Kuran'da. Ebubekr mest olur. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. bir kısmı da onları görüp. ölüm sırasında yüz gösterir.Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim. öyle ulu bir zat olduğu halde. Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi. Peygamber Aleyhisselâm. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur. sizinle çok savaşlar yapar. böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı. Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi.:» (Sebe sûresi. İsa'ya gizlice secde etti. derler. Bir gün. (M. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. Ona bizim âlemimizden bir hayal. Hazre-ti Peygamber. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu.

bu lokma bana haramdır. «Gel. «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun. onu ziyarete geldi.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. bu lokma helâldir sana. söyle. o büyük zatın günlerine erişemedik. gidince söyleriz. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa. Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki. bu cihanın renklerine boyanmadan. Herkes sağa sola koşmaya başladı. işte ben onun oğullarmdanım. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da. hele bir düşüneyim. bir otur da kim olduğumu sana anlatayım. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı. Her işi Müslümanlık olur.» dedi. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz. Şemseddin onun velisidir. onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır. onları gaflete sürüklemek. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür. Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin.» (Nisa sûresi. Çünkü ayrılmak istiyor. Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm. diyorum. şu cihetten doğru değildir ki. safaya ne eksiklik verir bu. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse. «Onu biz" ayırdık. mümin olarak gidersin. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer. Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru. Halk. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık. İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan. Allah. hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse. «Biri ben isem. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü. 135). Ama sofîye. yani küfrü imandan üstün gelmiştir. Peygambere. gerçek mümin olabilir. Evet. sonra kâfir olurlar. 'Allaha. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur. Meclisten biri. âyette bildirilen.Gerçek iman. «Hayır! Bu bana iftiradır. Biri. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır. Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? . Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. doğru yola da yöneltmez. «Bu ne biçim şeriattır "ki. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur. Ama. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun. «Küfürlerini artırırlar. onları kuyuya düşürmektir. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap. «Ben. 60) yolundaki öğütler.» (M.» dediler. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. ayrılacaktır.» Arkadaşlarım. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud. küfürlerini artırırlar. Ben sözü doğru söylerim. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez.» dedi. Eğer bu yolda yürür. Şemseddin her kime küfür ederse.» demek. «Gel sofî budur.» yolundaki açık ifadenin dışındadır. «Nasıl istersen öyle say!» dedim. o saatte iyi bir sofi idim.» sözüne güvenir. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir.» dedim. O sırada. ona. Yolda aşırdılar. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik. tembeldir. Madem ki son nefesinde. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse.» dedi. istersen yürü. Hemen emir verdi. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler. Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. şeriat yönünden iman sözü dile gelince. söyle! Sofilerin edeplerinden. işte o kimse veli olur.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı.» dedi.» dediler. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti. mümin olarak gidersin. Allah onları yarlıgamaz. Firavun da öyle olmalıydı.» dedim.' (Nisa sûresi. halka Zaten halk. Bu çok bir şey değildir. kıçına zahmet ver. «Kuran'daki bu müjdelerden. Ayaz gözden kaybolmuştu. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna. Çünkü hakikatte. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. gittiğin yol doğrudur. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı . terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok. gerçektir. Kuran'a aykırı konuşmaktır. Bu. neticesi halkı uyutmak. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. Ama hakikat yo-nünden o. işinden gücünden alıkoymak olur. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. Bu yolda konuşmalar.» dedim. «Pek güzel! Bu sofî değil. elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam. önce iman ederler.» dedim. Adı Âdem idi. sizden emir veren ulularınıza itaat edin. korkutmalardan. yüz bin kere daha korkunçtur. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi. hep onu araştırıyordum içimden. dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin).

her taraftan bana yönelir. eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa. hep dünyadır.boş duran atını gördü. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar.» Ben bu sözleri. çirkinlik. iki kişi yan yana oturmuştur. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. görenler. bağışlayıcıyım. sana her zaman. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin. Çünkü bu topluluktaki-ler. Bunu onlar göremiyorlar. O halde gerektir ki. ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. Evet. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor. içi su ile dolu bir testiye benzer. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. Diyerimki. Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. . hep kötülük. Ben kerem sahibiyim. Aşkta. berrak su görüyorum. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. Bu ilimlerin en kolayı.» der. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. Öyle ki. Sultan. beni konuşur. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. Su ile dolu midenin. fânilik ve zevksizlik âlemidir. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. ağaçlar. cimrilik yönünden söylemiyorum. bu çok iyi bir şeydir. gözlerinde ne bir kıl. Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir. o konuda boş sözler söylerler. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. derler. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. Eflatun işitti ki. Hele fıkıh metodu daha da zordur. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi.» derler. Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. gölgeleri. Bu da saçma sözdür. benim tarafımdan daha güçlü idi. Bunlar. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. bir sır ve neşe var ki. O kerem sahibi de. O. hem başı açık hem de feryat ediyor. Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım. yeşillikleri pek hoş. aradığım gölge de senin gölgen-dir. Ancak seni mazur göstermek. onlardan değildi. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır. Cana can katan derya gibi geniş. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. onu inkâr ederler. Onun tarafı. lezzet içinde lezzettir. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. Bu keramet sahibi de. sağlık esenlik getirir. sözümde gerçeğim. Kelâm metodu ondan da çetindir. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun. Bugün. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. ne de bir çapak ve toz vardır. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan. Sende safra. bahçeler görüyorum. bağlar. Bu bana bir bahanedir. Allah gölgesidir. Ona. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. Onlardan utandığı için tekrar geliyor. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. «içindeki o acı suyu dok de. Bu bir büyü gibidir. Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı. kudret içinde kudrettir.» derler. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez. gidiyor. onlardan daha filozoftur. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. Bunlardan biri. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. Şimdi pişman oldu. kerem içinde keremdir. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. beni dinler ve benden hoşlanırlardı. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında. onu şefkatle kucakladı. doğrudur. kara kan. belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. onların bunu kavramasına imkân yoktur. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar.

Mucizeler. kerametlerden daha güçlüdür. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz. geniş gönüllü ise. kahkahalarla gülersin. Allah. için öylesine açılır ki. insanın aklı durur. Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen. başka bir istekte bulunmasın. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır. ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki. Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. o yer yaratılmışlarla beraberdir. Hekimin karşısına gelen bir hasta. İşte öyle bir insan. sır denilen o Allah vergisi. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir. o da yese. (M. küfür bile etse gülersin. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. güzel yüzlü görürsen. Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. her büyüklükten daha iyidir. 93) Şu halde. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler. Çünkü. beri. Şeytan'dır. Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. bir söz söyle dedim. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir. bu sırada pek dalgın bir halde idi. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. güzel huylu. kan içer. Nasıl. Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa. ben de bir noktaya işaret edeceğim. Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. yüzünde. Nasıl ki Kuran'da. Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa. «Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. Ancak ilâç istemeye baksın. bu. herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir. 94) Ona ebedîdir diyorum. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. . Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. adam susuzluk davasında yalancıdır. Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. ölüm ona olsun. Mevlânâ. Birden hali değişti. yüz bin Şeyhe iltifat göstermez. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. yahut şekerli helvalar getirseler. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim. Bu cennet sonradan yaratılmıştır. darlıklarım sana unutturur. «Ben güçsüzüm. Her hangi bir kul. «Allahm! onları koru ki. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. Şu halde. eğer bütün peygamberlerin. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac. ama ezelîdir demiyorum. Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek.da ancak Allahdır. Bu âlemin sıkıntılarını. Mevlânâ'ya işaret ettim. cehennemliktir. Gariptir ki. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. ona uysunlar!» diye yalvardım. Biri de vardır ki.» dese gerektir ki. kış gününde dışarı çıkmıştı. Nihayet. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden. Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır. o . insan sırrı ve aklı ile diridir. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın. sıcaktan terlemiş bir insan gibi. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. söyle de bari onun işini tamamlayayım. Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim. ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. nerdeyse donacaktı. Her kimi. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. Nasıl ki. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. açık sözlü.

dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz. (M. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar.) candan. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar. Ancak. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun. ululuğu da baştan atmak gerekiyor. Başka biri de vardır ki. 95) O halde. Bizim bir bilgimiz yoktur. Sen.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir. Ama. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı. Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik. Bu saat hasret içinde geçmektedir. Onun seçkin evlâtları da öyledir. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir.» dediler. O dolaşmanın bereketidir ki. Giden gitmiştir. sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin. (M. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi. 32). burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. Evet kımıldanıyoruz. Nihayet sen de bir din bilginisin. Ey ulu Allahm! Hacamatçı. «Sizin dininiz sizin. demeleri gibidir.» Evet. O zaman. nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. «Olamaz. «Vergilerinizi kaldırayım. «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma. Hazreti Muhammed'in (S. sonucu yeter derecede lâtif olsun. sonra neşterini saplarsa. gençlerden. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. Şüphesiz sen hikmet sahibi. Bu ne demektir efendi? Sen bundan. onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı. kendisini bu mevkiye yükselttiler. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın.» dedi.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar. diye meraklanırsın. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım. buradan dışarı acele çıkar gidersin. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için. Siraceddin. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. halvette dediler ki. onun niteliğidir. bir gün şeyhliği de. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan. Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki. benim dinim benimdir. Bize henüz bir şey görünmedi. Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere. gönülden evlâdıdır. söz benden ürker ve kaçar sanki. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki. meleklerin. «Bu güzel bir bid'attır.'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. Bir doğuş yok. . Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz. Allah da. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız. bilinmelidir ki. 'kancıklık etmediler. O.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. Şimdi. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. bir daha böyle edepsizlik etme. Mademki bir iş baştan tutulmuştur. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz. Teravih namazı için. O.A. Başlangıçtaki gidişe göre. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım. ikiyüzlülük. Kendiliğinden kalkıp gitti. ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. 96) Bu iş hesabı değil. pişmanlık öylesine gerektir ki. sakallılardan. işsizlik hesabıdır.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

Her ne işlerse. «ininiz aşağı!» sesi geldi. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın. benim halim o hal değildi. tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem. onunla çevreyi görürsün. heybetle kendisine doğru geliyordu. Derler ki. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. son durumunu. filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır.» Bayezid ise. Padişaha giden yol kapıdan geçer. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi. bu varlık da meydana gelmezdi. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. «Bu ırmak suyudur. Murat. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. ağaçlar henüz görünmüyordu. Ona fitil takarsın havadan asarsın. uzaktan bir taş gördü ki. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır. diye düşünüyorum. diyordu. Fakat bazen de hevadan. «Kendimi kutlarım. derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. Daneye kavuşmanın zevki. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür. Ama uykuyu kaçırmıyor. o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. «Ver bana. Sarayda bir Padişah vardır. yahut sevdalıdır. Ona dosdoğru güvenebilirsin. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. Başka bir cevap daha var. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki. Ancak. İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa. iradeye uygundur. demek ki. Ama. Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu. Kapı dışından . Onun için. İş böyle olunca bir kimse. O. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider. Dedim ki: Onların ululaması.» diyorsun. Başka ne . Nasıl ki. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür. Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. ama burada söz tehlikelidir.. Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. Uzaktan. Bu söz sona ermiş değildir. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. hadis anlatıyor. 105) gibi birbirimize karışmıştık. Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur.» diyorsun. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa. Kandilin maksat ve manası ise. Uzaktan.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur. Sıcaklık soğuklukla.Şeyh. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. Hattâ adınızı bile söylememiştir. iradeye uygun düşer. saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı. ama asla o işleri yapmayan. dane ve tuzak belâsı. Şu halde bu uygunlukta hem sureti.) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. onun doğuştaki halini.. iradeyi bilir. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. evet şeriat da vardır. ama irade muradı bilmez. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. Bu sözü çok dikkatle dinleyin. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. Sana. Buna karşı tedbir alırız. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır. Bu hep böyledir. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. Allah buyruğunu tutmayan kimse. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim. Kulak verdim. bize. Söylendiğine göre. bu testi çorak bir su ile doludur. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun). Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. A. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin. Bir kimseyi gördüğü zaman. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. hem mana yönündendir. Oradan bu aşağılık âleme indik.» Dedi ki: «Ben. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir. Veriyorum. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. ben de. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. yavaş yavaş yaklaşdıkca. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir.» diyorum. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. yani keyfine göre karar verir. Şu halde. kentler. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan. bunlar ya divane. şanım ne yücedir!» diyor. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. Âdem. Ansızın oradan.

şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar.» «Git!» dedi. Ona ne güveniyorsun? (M. Eğer birisi.» «O halde şimdi konuşma. O da. Şeytan onun yönünü kesti. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin. Gel ki sana öpücük vereyim. Ama ben korkmayan ancak Allahdır. Ebû Said (Ebül Hayr). O sizden uzak olsun. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. Bu çetin bir konudur.» Hoşuna gitmedi. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir. Ona bizden dinlediklerini anlatır. ona ne demeli? Bu yüzden de. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu.) zaten has kullardandır. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz. ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. Kendisine. Bunları gizlice kaza ediyoruz. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. bir ağlama hali geldi. Hazreti Muhammed (S. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. Bana bir yufka yüreklilik. yani ezelden ebede. Ama uygun görmezsem hiç söylemem. «Bari gideyim bir çorba içeyim. Nasıl ki kul da hep onun halindedir. yeniden anlatmak yoktur. îş verir. bana kulluk etsinler. 'Cinleri ve insanları yarattım ki. Hoylu Muhammed bana. varlıkları. Ben de. böyle sanıyor ve korkuyordum ki. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz. Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler. O istiyordu ki. bu buğanın kıçı sıkıdır. diyemedim.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur. «Eğer bana gelirse koyver gitsin. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber. biziz biziz diye bıyık burup dururlar. sana secde edeyim. «Beynimi kurutuyorsun. o bizimledir. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum. «Ulu Allah. Nasıl ki. Bana. o mana. dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir. Ben ve Mevlânâ. Bir hadis vardır.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum. onların niteliklerini yaratmayı. Ne desem ona uymak yaraşır. Burada.» Bana. «Bu gece bizimle birlikte kal. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi. Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi. Şu halde bu nasıl dileksizlik olur. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki. bunun. eski konuştuklarımı tekrar edemem. daha ne olsun!» dedim. sen sus hiç konuşma. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. Sabah namazından önce . Mevlânâ Celâleddin. Ama bir kul ki.» dedi. Sözü hiç tekrar etmeyin. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse. Dün gece iki üç kere sizi andım.» deyiniz. onlarda eksik kalıyordu. Hep. git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir. söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor. 107) «Ne diyorsun?» dedim.» dedi. O. Babam bir yanlışlık yaptı. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. geçimlerini. Erkekliğin devamlı olsun. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. onlar zaten hep içerdedirler. «Şemseddin. zahirde göründüğü gibi değildir. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar. anlamaz. senin bir zındık olduğuna fetva versin. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir. Bu ondan değildir. Meğer bizim gözlerimiz körmüş. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı. söyleyin de bari hoşça. «Ama benim derimi yüzerler. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu. başlangıcı olmayan zamandan.A. sonsuzluğa kadar böyledir. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır. lanete uğrarsın. «O her gün yeni bir haldedir. bana hiç gayret gelmiyor. «Ona sus dedim hele. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum. O şey ki yoktur. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum. Gazneli Sultan Mahmud'un.» anlamındadır.» dedi. Dua ediyordu. benim sözlerimde tekrarlamak.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari. «Burada ne yapalım?» dedim. O zaman söyleyeceğim. Ben bilmiyorum. Ama büyük ziyan olacak. Burada büyük tehlike vardır. ben onunla bir şey konuşamam. Buna razı değiliz. hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu. Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum. Bizim bu Şahap da ahmaktır. Bu doğrudur ama Kuran'da da.» anlamına gelen bir âyet vardır ki. Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki. sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum. Sadettin güldü. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum.» dedi.» dedi. Karar verildi. Eğer sana gerekli ise. (M.» dedi. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki.

onların o kurbanda rızıkları yoktur. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim. yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin. (M. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim. yerindedir.» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti. bir ah çek bari! . Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider.» Öteki cevap verdi: «Yallah. sen de onlara cevap vermezsin. Âlemde bu kadar büyük iş yoktur. Eğer hiç konuşmasa. o kılavuz kaçmadı. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır. Herkes malını önüne kattı. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur. orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur. Yiğit gerektir ki. böylece bu dünyadan. Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun. nasıl bilmem. bin kelle bir pula giderdi. ölümü sırasında cesaretsiz davrandı. 109) Gönlüm hoş oluyor.çadırı kurdu.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. avucun dolduysa dökmeyesin. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. Şahın buyurduğu gibidir. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler. Böylece yapılan iş boş değildir. Yüzünü ekşitti. O Bayezid de.» (M. Sadettin-i Hamavî.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur. bi Padişahtır. ama beni başka birisi çağırdı. Onun gülümsediğini gördü. Büyük bilginler böyle ölü gibi. namazdan önce birer kurban keserlerdi. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz. Alemde. «Evet. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz. imam efendi. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. meşgul idim. Ramazan boyunca. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır. Bu dünyayı görüyorsun. iş istediğinden daha iyi oldu. Ama ben onların lokmasını yerim. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda. bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. sözlerimden incindi.» dedi. başka bir yönden de anlatılamaz. işin içyüzünü açıkla. Biri dedi ki: «Bir sorayım. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. Ama çabuk söylemiyorsun. ona niçin cevap vermedi. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. ne vezirin. Bilmiyor musun ki. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum. Ama Padişahın yüzü ekşidi. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu. Hazreti îsa da. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. Bu iş medreseye gelmez. O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti. o güzel huylu Sultan Mahmud. Salikler o yoldan giderler. Ağzını açsa. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin.

Ama âlemde asla işitilmemiştir ki. Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir. dedi. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. içtik. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir. düşmanlarımızdan demiyorum. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. Çünkü onları senden işitti. Diyelim ki bir küp dolusu içtin. ancak sırası gelir. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. hiç hayır demiyorsunuz. Acaba bizi. böyle soruların cevabını vermez. O Şeytan. dostlardan olurdu. başka bir şey yapmazsın ki. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim. her tarafa çekip çevirebilirsin. bu sonuna kadar sürüp gider. N. güzel ve zevkli konuşmalı. evde ne varsa tüketirsin. o önceden Allahya dönmüşse. Allah yine bizden kapacaktır. bir cevap söyle. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. başka bir küpten içersin. Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez. biçtik.açıktır. Eğer biri dese ki. Ya bir hadis. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. Sonra da batmanla içer. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır. Görüyorsun ki. o hal diliyle konuşuyor. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. Şu halde o kimse gelir. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. neşelenirse söze başlar ve konuşur. Burada bilginin. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . bin kere kalkışından daha hayırlıdır. akla gelen ilk sebep budur. Kabristandan geçerken. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. onlardan bir şey istemek vacip değildir. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. deseydim. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. söz hem öğretici. Siz bunu arzuluyorsunuz. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat. Söz. kuru ve tatsız olmamalı. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. o geldi. kimdir o aklı başında olan ayık ki. şüphe yok ki aklı kaçırır. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir. Gerekmez ki.Sen. Sende o zevk sürekli olmalı. (M. bitirdin. «Nefis ölmüştür!» diyelim. Onun bu ilk yardımlarından sonra da. Bu böyle olunca. Nasıl ki şu duvar. işitmek istemiyorum». gözün akan suya döner.hayet senin karşına yolda perdeler çekildi. îş-te o yiğit geldi. Allahya ant olsun ki. konuştukları. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. Onun sesi bu âlemde değildir. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. Kendinden bir söz konuşmaz. hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. içimize düştü! Ama onun düşmesi. İşte görmüyor musun. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. o. onları tek renge boyayalım. bizim sözümüzü kessin. O sırada hatırından geçti ki. oralara git. Nasıl ki. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. Biz ölçtük.» dedi. o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. Ama. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. Tenin aradan gider. Allah cezbesi gelir. Konuşurken tatlı. Şeytan senin karşına çıkamaz. ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. Yahut her kim çok sarhoş olur. diye konuşuyorduk. (M. hem de açık olsun. elinden âciz kaldı. derler. kulaklarımı tutmak istiyorum. O başka bir âlemden gelen bir sestir. sen geldiğin zaman biz de. Düşmanlarımızdan. Devamlı şarap. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur. diyorum! Ama. bir tekmede o engeli yıkar. Söz vardır ki. Ama gerektir ki.

Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum. zevk alıyorum. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. onlar?. Nasılki Senâî. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler. bu sözü kapayalım.» demiyorum. Hallacı Mansur da bunlardandır. alçalmıştır. çalışamazlar da. içinde bir sırrı olmasın. evet!» derler. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. «Söyle ama olacak şey değildir. onun ışığından ve kokusundan anlamaz. harap etmek galiba güç geliyor. sır olur. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti. senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı. O değişik renkli de olamaz. «Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. «Hey. çok iyidir. Başlarını sallarlar. 112) çağırdı. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir. Yahudilere ve. susmak yüzünden. Sana kulak veriyorum. Semâm hakkını vermedi. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. Nâsih. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M.» dedi. Nerede o insan ki. kimse ölmesin. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. Bu âleme geldi. «Evet. «Etti!» dedim. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır. Önce ona bütün yolları kapadım. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir. Her gün kendi sözümü tutmuyorum. Bilmeyenlere göre sır yoktur.» dedi. 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar. söz söyleyemez. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da. bir sır ki. Mademki. Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı. söylerse de belli olur. Allahın seçkin kulları yok mudur ki. mensûh gibidir. onu doğruluk yönüne çekiyorum. onun ayağına vurdu. O nasıl sır olabilir? Evet. Bunun âlemde bir yankısı yoktur.» dedim. işte Hallaç garip kişi oldu. Va'd de Va'id gibidir. Ancak o kimse ki. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam. Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. onu tamamiyle anlamadı. Onun başı kendiliğinden tehlikededir. bir yerimiz kırılmasın. şarabın etkisi altında kalır.» dedim. Mecusîlere kadar gelmiş. eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi.» Hazreti Peygamberin. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki. Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. hem de manevî inkârda bulundu. hiç anlaşılmaz. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı. göre her şey açıktır. Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım. işte bu inkârdır. O zaman adam. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet. onun başı da belâya girmez. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar. «De ki. gördü ve gitti. Artık bunu yapmama sebep yok. «Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve .» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar. Ben de başımı sallarım. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M. o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı. Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim. o. «Hiç inkâr etmedi. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu. Sır. bu yüzden kavga çıkarırlar. Ama o. Ama. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. Ben de. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. senden yeni sözler istiyorum. şaraba dayanamaz.

nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor. Bugün o bir gerçektir. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre. A. Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır. Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor. Şimdi de böylece farz et. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor. bu hadisi. ben de mutluyum. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir. ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. tartışma böyle olur. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun. dostluk hesabı da değ Idir.» Ama o kimse ki. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum.A. Böylece susarsın. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir. bunu Muhammed'in (S. Saman. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler. Senin olduğun yerde dost meydandadır. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim.) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün. karşına bir perde çeker.» dedi. Hazreti Muhammed'i (S. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük. ancak sözlerin alt tarafını anlar. bir bulut gelir. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. saadet kimyası odur. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin.» Bana öyle geliyor ki. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma). Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar. Ama su kalır yerinde. Onu görmeden aslan tutulamaz. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın. «Ama sonra ne yapayım. A.» O da. Hazreti Muhammed'e (S. bir zaman da sana soğukluk gelsin. velilik ve peygamberlik. tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin.' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki. Sofî de sürünerek olgunlaşır. bir zaman ondan hoşlanasın. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi. Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön.» buyurulmuştur.» dedi. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi.» Dedi ki. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. harekete gelir. senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki. her Peygambere bir özellik verilmiştir. O halde. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. sen de böylece sözü altından anlıyorsun. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler. en kestirme yoldan kuşkularını giderir.» dedi. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider. kendiliğinden. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki. o sana dönünce sen de dönüverirsin. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması. Bu bir iş hesabı değildir. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir. 114) Ev birdir. «Artık onun sözlerini kırmadım. ne o saadet bununla ölçülemez.ayağına kapandı. «Hayır.» dedi. Ebubekr'den nakletmişti. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım. yüz öpücük kondurursun.» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey. Yoksa ne o kitap. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: . İstiyorum ki. O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu.) söylediğini sananlar kâfir oldular. denetleyelim. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki. Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz. Bir aralık. (M. ne o kimya. Ant olsun ki. o. Eğer inancında kuşkun varsa. kendini görmektir. «Onlar uyumaktadır. nebinin mertebesine erişemez. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez.

benim hükmüm altındadır. Öyle bir durumda olursun ki. sana devamlı bir halvet hali gelir. Biz görmedik. diye cevap verirdi.» Bana. bu arada. Kelâm sıfatı ile görünür. çilede kalmayınca. (M. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. o da bana gücensin ve yolundan sapsın. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz.» dedim. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. Ben bir kaç örnekle yetindim. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda. «Niçin gitmiyorsun. bıyığını birer birer yolsam. Dostlarla da beraber olurduk. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. Orada ne dolaşıp duracağız. onlara Allah sıfatları yol gösterir. nefsinle buldu ki. mananın da değişmesine delildir. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. hayır derdi. derler. eskiden beri böyledir. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir. «Bana ziyam yok. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır. Bugün benim nefesimi kesiyorsun. Bu. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri. Allahın öyle kulları vardır ki. dedi. Bizimle ilimden konuş. Hatanın kaynağı odur dedi.» demeyesin. dedim. gibi sözler vardır. O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. Bu manadan. Ancak sen bunu biliyorsun.» dediler. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz. Çünkü Allah. onları perdeye sokmaz. Her şey benim emrime boyun eğmiş. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. Başını çevirdi.» dedi. hep yalnız kalmak istersin. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur. Allah sıfatlarındandır. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. Ah. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. bu yemek bana ziyan verdi. Mevlânâ. (M. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. Ansızın bir «Ah!» çekti. dilerse arkasına atar. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. gözler de. dedi. kendi zatını gizler ki. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan. benim emrimle gelir. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. bir söze başlamıştım. onları koparalım. Hayır asla. hep ben ve biz sözündendîr. «Niçin?» diye sordu. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. Göreceksin. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. sana yazı öğreteyim. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. Ona dedim ki. Çok makbul kullar vardır ki. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. Bu. «Yolunu şaşırmış. Şu halde sakalını. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. Buyurmuşlardı ki.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. benim emrimle gider. . başına vurarak dışarı fırladı. Peygambere karşı hâşâ. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir. şaşırdı. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun. Sözün değişmesi. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da. ama öğrenmeye heveslid r. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir. davetler oluyormuş.) Hira dağın-da halvete girmişti. Allahın mucizesi olmaz. O senin nefsini. A. işte o gönül alçaklığı. Aşk yolunun belâsı. dilerse bu perdeyi önüne çeker. Maksadın ne olduğu belli değildi. Kelâm yani söz. şeyhlerden kalma bir töredir. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin.

119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur. o da onlar gibidir. divane olmuştu. sonra buz gibi soğurlar. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. «Hayır. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. Kim. Kâh bunun sözünü dinlerim. beden ölüdür. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. Ama o kimse ki kendini feda eder. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. bunu ya tımarhaneye götürmeli. kâh onun sözünü kabul ederim. ölümü hayattan üstün tutsun. Ağlamıyorum. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir. «Kalk namaz kıl!» dese. aynı sebeple. aklı başına gelsin. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. Çünkü zorluk olur. Meğerki. diyordum. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. Mevlânâ alnımdan öptü. ölüye. O. Ama kendi hayatım göremeyen. benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü. meydanda top oynar. gönlün de benim hükmüm altındadır. raks etmeye başladım. Kalk gidelim. Onun da bir müridi vardı ki. Kâfirler ve onlara uyanlar. O mimber üzerinde bir kaç nağra atar. öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor. Tusî. el çırpıyordu. Biz birisine bir şey söylüyoruz. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz. «Bu adam delidir. Onu daha beter bir hale getirdim. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor. evine konuk oldum. onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi.Muhammed Gûyanî.» dedi. bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M.» der. şüphesiz diri kalır. hizmetler ettiler. namazın utancından kurtulmuştur. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. topa çomak vurur. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. arayın! O Şemsi göremedim. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. elifin iki üstünü var. Bir kaç adım gider. her gün sopa atmalı ki. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz. elif iki esre. Gelemiyeceğim. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. Sendeki o kutsal kuş. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış. Nasıl ki. O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. çelik çomak oynamak nerede. Şu halde bilmiyor musun ki. ilişiklerini kesmişlerdir. bunu tımarhaneye götürmeli. Bu divanedir. artık oruç düşüncesinden. (M. Benden sorular sordu. Yakışık alır mı ki. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. Çeşme başında oturttum sustu.» derler. Ancak Perir ağlıyordu. zincirlere vurmalı. Çünkü ruh uçtu mu. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. bende bu yoktur. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. «Ben onun şehrine geldim. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. onunla birlikte gideyim. . Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır. kalk. Allah dilerse görülecek. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse. «Elif iki üstün. bütün akıllılar. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. yahut öldürmeli. beden kuyusundan bir uçtu mu.» diye bir ezgi tutturuyor. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. Dedi ki: «O kim oluyor ki. Bana diyor ki. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. 118) Meğer divane olsun ki. sende de hal mertebesi var. ama şimdi ben sen oldum. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. diye düşündüm. Bana nimetler verdiler. Bana bir hal geldi. bırakmazdı geleyim. onlar ne yaptılar. Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. Kulağını bük de ağlasın. Ben benim. Böylece kurtarıyoruz. görülmüş olacaktır. özürler diliyor. Onlarla demiyorum. Bir Haç sarık parçası verdim. Bütün âlemi sana sattım! Gidin.

Sana da temiz. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun. Parlak. Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. yoksa kitabı mı?» dedim. düşer.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki.» derdi. bedenimde bir titreme başlar. İçiyorduk. mücevher değerinde olabilir. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. Kadı Honci ona çok saygı gösterir. Ama nereye gider? O senindir. Onlara. der. öylece kaldır. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. . Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer. Güldüler. Hele o sevgili. ancak «La îlâhe İllallah. Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider. aydın ve güzeldi. kötü hayal değildir. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim.» Ben utandım. onun birliğini isbata. Elimi tuttu. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. Kul öyle bir durumda kalır ki. mescidimiz var. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır. Ama bu. kâh şaşkın duruyorsun. Tâ bir hafta onu oyaladım. «Güzel söylüyorsun. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki. Müslüman bütün hileleri bilir.» dedikten sonra başlarlar. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur. «Bu benim işim değildir. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur. Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk. özürü vardır. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. Ben. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur. Ebubekri Rababî' nin hilesini de. Peygamberlerin aklına sığar. gelecek hafta başka bir şey olurdu. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. Kötü hayaller. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir. benim önümde şarap içmeyin demiştim. dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz. Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi. Anadan doğma körleri bile gördürür. onu benden üstün görür. ondan yüz bin nişan bulacaksın. sizin aşkınızla doluyuz. ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar. Altın. Mademki insaflı davranıyorsun. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler. Kâh hayal kuruyor. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir. Halbuki kâfirler. (M. Ancak o azık bugün vermiş olsaydı. O azık. Yahut yerine koyar. yetkili kişidir. İnsan sevdiğini çok anar. bende o kudret yoktur. bugün de sana ulaşır. Bir kaç gün içmezsem. Allahnın işi böyledir. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize.» O gerçekten bize bağlı ise. medresemiz. bunları yüzüne vurmazdı. «Elimi mi istersin. Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu. (M. «O benden daha soyludur. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah». yüzüstü kapanır. bize inanarak değil. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi. Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. Halbuki. Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. istersen vur onun parmağını kır.» der. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun. Hakkı elinde tutan felsefeci.» dedim. Şehirde hangi kadın vardır ki. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. başlık parasını önceden verir. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun.

Ben artık güçsüzüm. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler. Şüphe yok ki. ben söylemeden bana hizmette bulunsun. ben de. bir nifak var ki. seni dinliyorum. Bunun üzerine kabul ettim. o başka yönden geliyor. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur. Ondan sakınmak gerektir. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu.» dedi. cimri likten değil. Allah nerede? Şimdi ne . Ben inkârla cevap verdim. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir.» der. sen öyle yüce bir kişisin ki. yoksulum. Öteki peygamberler demiyorum. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim. ama bunu sana hiç açmadım. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır. ben de bu işten vaz geçtim. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm. beni korudu. ama böyle bir davranışta bulunmadım. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. O Allahsal öfke idi. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet. Bir sürü hikâyeler anlattım. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım.» dedi. (M.. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım. ondan delil istenir. bu noktada duruyor. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz. seninle birlikte başka dost seçmedi. seni halvetde ziyaret etti. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. Bu. O sana geldi.» dedi. onlardan faydalandım. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. sana düşmek tehlikesi görünüyor. kötü bir düşme değil. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı. mal vermek. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı. 122) Bilir misin sen kimsin. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin.» (M. sana döndüm. «Kendine gel!» diyordu. Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki. çok ateşlenirdim. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. Zaman olurdu ki. «Evet.» dedim. sen de temiz kalplisin. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. Hızır ona öfke ile cevap verdi.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler. Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum. Bu. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum.» diyemedi. «Dilediğin şey mümkündür. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. Ama. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim. Allahnın has kullarında. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu. nefisten gelen bir davranış değildi. Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık.» derse. «Ben fakirim. «Acaip. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. bağışta bulunmaktır. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi. Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın.» dedi. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse. makamın nedir? Ben sana diyorum ki. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum. Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı. İkinci defa sordu. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz. Bunu bilirim. O delil ise. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı. Allah korusun. bundan daha hayırlısı gelirdi. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da.» derim. Ama bu. Eğer o. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum. Bunlar kendisinin oldu.. Dediler ki: işte sen böylesin. Artık geçen geçmiştir. hiç bir şeyim yok. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı. Bununla beraber. biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. Hızır el çırptı. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini. ama Allahtan korkuyorum.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi.» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet. Allah o işe yardımcı olur. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük. Allah bilir dedim. «Eğer senden bir şey sorarsam.

diye dikkat ederim ki. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. mum sönmüş. Saki uyuyakalmış. Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen. (M. sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki. Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. Nasıl ki. mevki ve yüce makamlar verirler. O dilekteki şiddet ve hararet. Ancak Allah gayretidir. Çalışın gayret edin ki. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. İlk Allah gayretine engel olmak ister. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden. nasıl dedin?» diye bilgi istedi. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez. Eğer o olaydan size (M. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. ona darılmadı. incinmem de yaratılışımın gereğidir. arada hiç bir perde engel olmasın. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez. Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki. Ama sadece. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa. pervasız bir adamım.» dedi Hızır. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin. Bana mal ve makam vaat edenler. Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. sözünü dinler ve anlarlar. öyle bir âşık idi ki.» diyorsun. O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi. böyle yaparım. Size gideceğiniz yolu öğrettim. Çünkü arıyordu. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. Dileğiniz öylesine hararetli olur. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. sen de ona uydun demektir. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. Şimdi benimle yaşamak zordur. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez. Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur. Araya ne evlât. Baharda yarin yanağından uzak olunca. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. Bu sözü kendimden söylüyorum. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi. «Bu ne sözdür!» demedi. Benim de bir aradığım varsa. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var.) başından geçmişti. Musa. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu. Senin keremin bize ışık tuttu.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı. Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. Benim bir şeyden hoşlanmam da. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi. ne de başka bir şey engel olabilir. araya bir engel . Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki.» dedi. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. mülk. bu cevaba kızmadı. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur. Bu Hazreti Muhammed'in (S. alabilirsin. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. «Ha ha.» «Hayır. aşk tutkunluğundan idi.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. A. 125) Şimdi dilekte bulunmak. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir. yapabilir miyim. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin.» diyorsun? Evet. Ben teklifsiz.

yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti. Daha dikkatli baktım yüzü de. namaz kılmazdı. Zorunlu hallerde. arkadaşına. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun. onlara acırlar bile. (M. benim için övünülecek bir haldir. seni yaratan Allah aşkına söyle. o kız kardeşe ve damada. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum. «Kendi katımızda ilim öğrettik. O kimse de.» diye cevap verdi. Musa ile Hızır birlikte kaldılar. «Sana anlatacağım. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. zahid kapkara kesilmiş. Adamcağız. Musa. Benimle birlikte ama ben bilmiyorum. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez. ama o engel olmuyor. onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız. «Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. başka bir yoruma göre kırk bin yıl. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü. Ancak bu. Aşağıya bakıyordum. Yüş'a.» dedi. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin. kıbleden dönmüştü. tekkede. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. Bize ikiyüzlülük yaparsa. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. 127) Diyordum ki: Seyyid. Ama başka bir vakit anlatacağım. Bu da onun için gerekliydi. Bu Allah için bir iş. Sultan bir defa ferman edince. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım. Hep perhiz yapan. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar.girmesin. Bundan daha güzel ve tatlı. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. Şimdi.» dedi. «Onu alıp getiresin. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur. O ilim medresede öğretilmez. Çünkü çok çeşitli. o kadar kaçıyorsun?» diyordu. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. okutma yolu ile. Musa'ya bir şeyler sordu. Musa ile arkadaşı. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki. Hızır. Başka bir zahid. ateşinden gökler tutuşur.» buyurmuştur. gitmese de öldürür. «Ödünç vereyim. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu. Musa'ya dedi ki: «Ben. bir şey yiyip içmeyen ölür.» yani. Ulu Allah. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir. bu yüzden saçlarını yoldum. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. «Seni uyandıracağım. O Hakkı bulmuş olan. evet. Musa. Zahidlerden biri hastalanmıştı. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik. bana bağışlayasın. Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. Ben. biraz duman çıkmaya başladı. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. öylesine sıcak bir hikâyedir ki. «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. ağır hastalıklar geçirirdi. ilâç içmesini tavsiye ettiler. ondan davacı olasınız?» de.sidir ki. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra.» Yüş'a geri döndü. (M. Hele ona ayrıca.» buyurulması da başka bir iltifattır. 126) Mutlu insan o k. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. deniz üzerinde yürürken.» dedi. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. (Korkudan) kaçtım. Hızır'ı överken onun hakkında. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır. . Bizim şehrimizde de böyle idi. O ilâç almadan geri durmazdı. Gördüm ki. «Sen daha ne gördün ki. bu da şeriatta yazılıdır. bir deyişe göre kırk yıl. Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem. «Bana uyacak mısın?» dedi. uzaktan onu gördüler. iki denizin birleştiği yere geldiler. Bundan dolayı beraber gelemem. eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım. şeriatta fetva vardır. Suç delillerini de o bilir.» dedim.» Bu. Müride soruyorsun. Hastalıklardan dimağını korumak. Şimdi. Bu hukub. Mevlânâ da onu biliyordu. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır. Bu Musa hikâyesi. hoşa gitse de. belki o dervişe hoş gelmez. uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun.

» dedi. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar.» buyurdu. gönül sahibi. birinin bir rahatsızlığı vardır. hatırından bile geçirmeden. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu.» Görüyorsun ki. Bundan dolayı. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır. Bu ona hiç yasak değildir. doğru yoldadır. biri. Eğer bugün onu gördümse şimdi. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır. Ona baş işaretiyle. Şimdi mademki bahtsızdır. kalp huzurudur. tlâcı da bu şaraptır. acı duymazdım. Hele mal dağıtmak. Yani bu o demektir ki. Erkekse. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım. «Tanıklık edeceksin. Meğer kalenderlik yapıyorsun. Nasıl ki emir-siz gitmek de.» dedim. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki. rahmet olmaz. (M. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm. her ne yaparsa daha iyi olur. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar. kadına asla gerekmez. «Kadına şeyhlik gerekmez. başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor. Onu da göreyim. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. bunu bana daha açık göstermek istedi. biraz güzellik gönül için güvendir. İster . kâh kılınan. 128) Ancak sizin için haramdır. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali. Ama elbette makbuldür bu. Emirsiz gelmek. ama çarçabuk söyleme» demiş. ne söylediğini anlayamadım. «Şunu dikiver. Emir almadan gelmek de. hatta sarı benizli görünür. Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu. Her biri saf altından söz açar. Bu gönül asla yalan söylemedi. Bâtının zahiri olduğu gibi. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. Başka söz konuşmam. Erkek kişiye asla. sana sevap olur. ölümden sonra o da söylesin. o sırrı. başıma şeftali dikilsin. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. o burada başka türlü yaşayamaz. yol ortasında durmaz. derler. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. Şimdi. niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. Benim yârim benim gibi olaydı. Bu da onun dostlarına ait olur. On kere okurum yeter. Onun için bir yer düzelttik. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. gitmek olur. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu. sen onunla konuşamazsın. konuşan adamsın. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. Gerektir ki. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. Ancak. «Sana vasiyet etmek istiyorum. Bâtın namazı. dedim. Sen de tanıklık edeceksin. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım. Diyelim ki. Şems kalmıştır. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır. Nasıl ki. yahut akıllı demezler. Bazen namaz kıldığını da söylemez. «Evet. Onu övdü.» dedi. en güzel cevherler saçarlardı. soğuk düşer.«Bismillah. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. «Ben ilim şehriyim. önce o baş işareti sana neler söyledi. Bugün söylediğim sözlerin anlamı.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum. kadını boşayacağına yemin eder. bilirim ki. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. Ali de onun kapısıdır. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar. kadınsa. gitmek demektir.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı. Halbuki bu iş. O kimse.» dedi. gelmek sayılır. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama.» dedim. Ancak Allah. Ben onların özürlerini biliyorum. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır. yine gam yemezdim.» dedim. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. eğer onlardan ise. Bugün. Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. Gönül hoştur. doğru sözlü olur. emrin tatlılığını da anlardı. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler. Emir gelirse uymak aynı edeptir. ruh sahibi. ona izin verirsiniz. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider.» derler. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. Ama bu söyle-nememiştir. Dost yüzlü. Emri görünce. Bize gerekli olan. Senden cüppe istedim. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan. sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi. Emri göremediler. kendi kendime. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı. (M. Ama bu adam ölecektir. bu hal de beni yaralamaz. zaman olur ki. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler.» dedim. «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O.

Hele ne gerek vardı ki. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım. Eğer Ulu Allah. Ben de. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim. böyle yaşat ki. onlara doğru yolu göstersin. onu sükûtî ve kapalı kılar. Ötekilerini de. Gizledim cehenneme gitmesin diye. Gerçi âlem boş değil. filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı. Her birinin inancına. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar. Daha sonra. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler. Böyle bir kimseyi de görmedim ki. Düşünmüyor musun ki. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki.» dedi. olsun! Ne yapayım. biri gelir de zorla. uzaklaşmıştır. Görmüyor musun ki. 131) Onda bir zorlama yoktu. belki bir şeyh vardır. Ona saygı gösterelim. «Onu bana ver. O selâmı onun için verdim. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur. Bahaeddin nasıl ki o gün. Bu niçin böyle oluyor. Hep onu şöyle idare et. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse. Allahdan bunu dilerim ki. Çünkü onun hali bütün dostlar. Görüyorsun ki. benim hoşuma gider. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi. O nerede. hem de Hak adamı vardır. anlayışına bir başkalık gelmiş. (M. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. dedim ve hallerine acıdım. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden. Önce onun işini yoluna koyar.. köpekler kurtulur da o kurtulamaz. «On altın verilsin. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir. Mevlânâ da Hak adamıdır. Ancak onun içinde bir duygu var ki. Dün gece yine dostları arıyordum. senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. O bizimdir. bunların kaynağı hep o. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş. Ben ancak Mevlânâ için geldim. Ben şeyhimi görmedim. ister sıcak. Çünkü bize yabancı kalmış. bizim olasın. gönül alçaklığı gösterdi. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret.» «Mevlânâ gelsin ele versin. çanak. aşılırsa o zaman o da verir.» «Hayır. Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de.» «O geçti. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. Ancak hırka vermez. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır. Hizmetinde bulunalım. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var.. ayağım getir. o yine bu sıfatta idi. Şimdi bu suretle hırka vermek başka. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı. nebilerin. Dün. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu.soğuk düşsün. düşmanlar. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. ağrısı dinsin. Birinin böyle aşağıdan alması. Belki bin defa söyledim. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu. bir de Mevlânâ'nın. En çok incindiği kimseler. dileğine. Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. mülk verdi ve öldü. «Bu hırka Şems'indir> dedi. kendisinden söz nakledenlermiş.» demişti. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz. «Gelin bana mü-rid olun.» dedim. Ancak ben de. ekmek ve gönül var.» dedim. derim. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim.» dedim. .» derdim. «Bize bir hırka ver» diye direnir.» der. yüz bin ödül veriyoruz. kendi ipliğini eğirmek yaraşır. ancak şu kadar öğrendim ki. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi. Nihayet beş altın çıkardı. yabancılıktan ve bilgisizliktendir. ağlayarak. «Şimdi de kulağım ağrıyor. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim. Kera geldi. Kadına. (M.» dedi. dağlarda tutmuyoruz ya. ayağını uzat da üzerine koyayım. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım. Bundan şüphe edilemez. Hatta derler ki. «sakalımızı kestir. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. Onun kendi şeyhini de göremedim ki.» demesi başkadır. Seni görüp tekrar mezarına dönecek. Nasıl ki Şiblî ahiret adamı.» dedi. edep dışı uyumuşum. onda var mı yok mu anlayayım. mal. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür. yalnız kendi işini görmek. sonra hal hatır sorarım. böyledir. ayağımı size doğru uzatmışım. «Vazgeç.

Ben söze başlarım. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin. Bu bir nimettir. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır. «Ben dinleyeceğim. Biri kaçar kendini kurtarır. «O halde biribirimizle uyuşuruz. Evet. (M. dönek tabiatlıdırlar. O. başkalarının şiirleri! . Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. sarf etmiyorsun. ben de. 132) Ona ne diyelim ki. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. (M. Kitaptan. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır. Benim bir âdetim vardır. bu ağzı mazeretle açasın. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim. «Ben ne bahtsızım. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. Nerede kaldı ki. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası. «Henüz vakti gelmemiştir. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta. Ama kendi kendine. Bu çocukların ikisi de kararsız. o demektir ki. Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. nimetin elden gitmesine acıyor.» derse. öteki oruçtan tutmuş olasın. her dükkânda çömelirim. îşte onda hiç ümit yoktur. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. Acele edersin. Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. Ağır davranırsın. Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim. Kuran öğrenmeye teşvik eder.Çok ayrı düştük. Bu. Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır. 133) Henüz pekmez satıyorsun. Öteki bu sofranın başına koşar.» derse. 'ama bu böyledir. duaya bel bağladım. Çünkü o oruç. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin. dersten kaçar. her külhanda dolaştıramam ki. niçin onu düşüneyim. yabancılık göstermektedir. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım. onlar ile yoldaş et! dedim. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. İyiye.» derim. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider. O İdristeki mana ise daha manevîdir. Eğer. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir. o da laf arasında konuşur. onu geçebilsin. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir. dün gece raks ediyordu. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. «Geç!» derken acıdan korkuyor. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun. Mevlânâ diyor ki: Filân. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. O ise vekarlı kişidir. acele ederler. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. Gariptir. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri. ağır davranırlar. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana. benim seninle beraber olduğumu bilsinler. yer yer gezdiremem.» dediler. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz. bundan daha hoştur. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. Ben de. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi. Onlara karşı da heyecanın artar. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada. bağlı bir ağızla tutulmuş olur. Bu çocukta ümit vardır. Mevlânâ buyuruyor ki. Semerkant. Bu hikâye uzundur. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. Her işin bir zamanı vardır.

» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. yoksa haram mı?» «Helâl geçti. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. okşayıver. nihayet vücuttan dışarı çıkmaz. Bunu niçin anlatayım. Sonra gönlüm razı olmadı. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti. dostun mektubunu okumuyorsun. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. nebinin ayak tozuna erişemez. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim.» dedi. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku. Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez. Ancak onun vechi kalacaktır. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı. Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele. . sana gevşeklik ve arıklık verir. Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. Şimdi yüz bin Bayezid de.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa. yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. bu sözümden de hayrette kaldım. Doğru söze tevil gerekmez.yetmiş kere açıkça görürüm. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. «Ona el yetmiyor. Mürit. Dün gece dedim ki. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan. âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür. Şimdi sen söyle. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun. Halvette sizi hep hayırla anıyordu. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen. binlerce veli. Niçin. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. Şimdi beni en çok korkutan nokta. ancak dostların yüzüdür. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. o da temizlendi. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür.» dedim. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir. dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. Kadı ona yan yan baktı. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez. Söz. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur. Tekrar sordu: «O halde söyle. Beyit: Nice sevgili. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu. çünkü âşık idi. Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun. Yüksek sesle. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. Ben artık ense. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum.» Ancak. Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir. önce bana sevgi ve saygısı vardı. Sevgiliyi arama yönünde öldü. (M. «Onun etrafında dolaş. mest. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim. Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. O halde nasıl reva görüyorsun ki. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz. Kaldı ki. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim. Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür. (M.

ne onun bunun şiirinden. senin benliğindir. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. müminlerin ilkiyim. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır. Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün. rahatları kaçar. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar. ben sözü çıplak. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar. hem de yakın mertebesinde kaldı. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır. Hakkı arayan. sakalı ile kapıda kalsın. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar. İşte şu. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar. İyi bil ki. Hakkı arayan gerçek. Bu sözler hep arayanın sözleridir. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni.» sözünün delilidir. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk. Kuran'ın içyüzünü. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır. Ama tekrar söylemek gerekmez. Bütün bunlarla beraber diyorum ki. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim. On beş yıl sonra da onu konuşturur. O. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür. Bunlar Hak yolcularını görürler. (M. sana ansızın bir öfke gelir. ama ikincisi daha manevîdir. «Onu gözler göremez. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. Yakîn ve yakînde şüphe. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz. Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer. evvelkinin dışında olsun. gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır. O hem şüphe. Şu halde kendisini özleyen. dersin rahmetini yine o götürdü. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. Akar su pislikleri beraber sürükler. iblis. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır.» Başka biri de. Âlemde.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. «Onu göremezsin. Diyelim ki. Çünkü mademki ben diyorsun. senin araştırma . 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. Görünen her nişan. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez. O zaman iş şüpheli olur. Zaten taklitçi. Bununla beraber. Ama. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer. Musa'dan başka oldu. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder. sonra da bir rahatlık duyarsın. O felsefe yaptı. ama o gözleri görür. «Ben de üzülüyorum.» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez.» der. arayanın nişanıdır. ona.» buyurulmuştur. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. bâtın manasını ki ona. bâtının bâtını perde çekmiştir. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu.» der. benim için ne gam!» cevabını alır. taklit yolu ile değil. onları geri çevirmez.» deyince de. Evvelkisi manevîdir. Allah korusun o bir sapkın olur. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. O.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez. içindeki pisliklere dayanamaz. ıstırap çekerler. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim. o saçı ile. O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür. «Ben. Bu. yoksa aranılanın nişanı değildir. Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. (M. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. ne de Allah kelâmından bir şey anlar. hararetli hararetli söyletir. Yine âyette. bu deyim manevîdir. Su vardır ki. «İster olsun ister olmasın. Bu takdirde. ama başka bir su vardır ki. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki. o dağ. Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir. yolcu odur ki. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim. Allah yolunun başıdır. «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. Eğer. Onlara bir şey görünmez.» der ve «O halde.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği. Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler. «Sana daha çok yardım edemiyorum. Asıl aranılan da o mertebedir.

) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir.» Cevherin kıymeti kendindendir. arayanlarındır. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır. Allah seninle beraber olsun derim. kendi benliğinden dışarı çıkmıştır. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. Bundan sonra da ben konuşacağım. Ama cevherle iddiaya girişir de. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır. «Ben seni çağırdım. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar. inayetinin. akıllılardan değil. Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S. «Bunu bir kere divanelerden soralım. 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi.» dedi. o uyanır. Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim. ancak Allah lütfunun. «Dur. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur. belki umum sırasında bir şey istedin.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O. ister ölmüş bulunsun. «Yoldan. Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun. Hazreti Muhammed (S. Şüphe yok ki. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır. Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse. yol kesildi. yedirir. Ömründe hamam yüzü görmemiş. bunun yüz bin. köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler. ona İsa nefesi gerektir. iş bitti..139) Bu bir feryattır. yetim inciye asla değer biçilemez.» dedi. Hep kolaydır. o divanedir. Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum. kendi haline uydurmuyorsun. Her türlü pişmiş et gaz yapar. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. Kendinden söz söyleyen kimse.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin. Sen de o umum istekliler arasındasın. O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. Kuran'da. Ama bu ayrılış dileği değil. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir). Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da. Dinde ve işte geri kalmışlardır. Siz onun sözüne bakmayın. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı. O zaman o kimse direnmeye başlar. dedim. diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır. Nasıl ki. velilerle nebilerdir. ama bunda pek az gaz vardır. bu bana yeter. «Hud sûresi ve benzerleri. Akıllıya gelince o da şöyle der. dinliyorsun. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir.» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı. Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. yaşıyanları görür. işler düzeldi. istirahat ettirir. şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor. ona ayakbağı olacağım.A. sen benim isteğime uygun hareket ettin.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. cevher ona der ki. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah.) hakkında söz söyleyebilir? Bu.A. Bayram geri geldi. (M. benim için zahir bilgisi sayılır. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun). «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın. beni ihtiyarlattı. (M. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür.» diye yakındı. başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır. Yeryüzü güzel bir cennete döndü. «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir. Onun kıyasını. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım.» «Evet. Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur. «O Ayaz ki. demektir. onlara yardımcı olurlar. ister uyumuş olsun.

îster çırpınsın. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. ama bana su lâzımdır. Sana Halep'te ne dualar ettim.. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. ağrımaya başlamıştı. yahut sadece temaşa davasın. Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi. içinizdeki coşkunluğu. Söz başka bir yere gitmez. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. Zındık bile bilir ki. korkak. Benim yirmi günde başardığım işleri. o benim isimdir. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. Allah fakirlerinin işi boş değildir. Nasıl ki şair. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın.» «Bana edebi. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. derin duyguları dışarı atmanız. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir. çünkü anlayamazlar. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim. Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. Dine de faydası yok. Eğer böyle yapmasaydım. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın. Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. Görüyorsun. (M. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım.» Pirlerde bir onur vardır. Şeriat zahirdedir. Mecusîdeki sevda başkadır. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. Onu her gün şeytan aldatıyordu. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor. Ama eğer yapacağı o temaşa. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki. Ama bu. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum. Ancak daha vakti gelmemişti. rengi sarardı. Nasıl ki. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. Ama o sözü kendine söyler. Yeni erginlik yaşına girmişti. onu öylesine nefsine düşkün. Ama çok zararlar ediyorsun. bir melundur. Onun günahı senin boynuna yazılır. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. oraya götü-reyim de. Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür. onun için korku yoktur. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî.» Hoca. Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. Bütün onlar iş hesabına sığmaz.» da kuru davacıdır. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. sana bir faydası yok. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki. açığa vurmamzdır. Onun hali bana kapalı idi. Bu bambaşka bir iştir. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. Eğer Nârenç bir günah işlerse. Benim sizden istediğim. Yahut ondan daha aşağılık. yolculukta.. senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. bir kere de başı şişmiş. ben diyeceğimi dedim ve gitti. Kaç kere su dökünse üşenirdi. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam. Medresenin hocası dedi ki: Evet. daha fazla olmasın. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim.» demiştir. Onu âlemde yaymak gerektir. o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz. Diyelim ki karnım toktur. ister yılan gibi kıvransın. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi. bir dilektir. üzüntüsü de bana düşerdi. kime ziyanı var? (M. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. . sen bir anda tekmeler.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. alt üst ederdin. Eğer iş böyle değilse sen. özellikle bilginlerde. başka bir sefer de söylemiştim. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. bana bir su ver diyebilir. Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın. konuya dayandı. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım. Allaha böyle yalvarınız demektir. ondan bir şey esirgediği için değildi. ben birkaç kelime söylüyordum. bir mürşid gerektir. O bu sözleri ile dervişi övmüştür. ilk günü biraz geride oturursun. «Kendimle hoşum. Sonra bütün dşler bozulur. postunu bir yere götürdü.

Önce. Ancak bu işi . belki daha çok zahmet çekecektir. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır. yağlar ve fareye kaptırır.» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir. ortaya bir söz atıyordu. Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor. Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm. bu. Dedi ki. Belki her gün bana daha iyi gelir.» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez. Sen arkamı örtersin. Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik.ben bilirim. kâğıdı tutar. namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir . Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür.şekilde kim ifade edebilir. bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi. ama şüpheli konuşuyordu. onu bizim tarafımıza çekiyorduk. o dost da kendisinden kaçar. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum. Şiir: Yazık ki. Bir gün. Diyelim ki. Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer. İş adamı. önüm isterse kış olsun. Hak. hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur.götürdü. Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. Biri yüzünü halka çevirirse. insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur. Eğer sen imanlı kişilere.» dedim. Vücudum pek narin. Öyle kişi ne acımakla. beni kendisine çok güvendiği zata. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. O. O şeyh. Nazar değdi. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu. oh!» deyiver ki. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır. «Vahşeti anmak vahşettir. umut gününde aşk. İşte ben onları sağlam tutarım. Biz. Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum. Rum ülkesinden genç olsun. arıyordu. Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır. içki bile ona ziyan vermez.» buyurulmuştur. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir. Sen Erzurum'dansın. Zamanede soğukluk vardır. O. yaşlı olsun. yaptığı işte yetkili olmak gerektir. Bende öyle ateşli bir hal var ki.A. Sen. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa. açlıkla önlüyorum.» derler. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım. İlk defa buna çok . (M. Onunla çok konuştu. «Şüphesiz. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü. bedenimi sırsıklam etti. başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki. hiç kimse bu duruma katlanamaz. «Bu yanlıştır. Bu kimin sözüdür. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür. gece sabaha kadar rahatsız oldum. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım. «Kilise gereklidir. «Oh.» Ben ona çok inanırım. onu ben Allahtan istiyorum. Ömer'in dilinden konuşur. Eğer başka küçük biri olsa. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur. Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar. bunu yazmak gerek. Yanılsa bile ona fazla önem vermez. bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek.. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur. bu bana zarar vermez. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu. başka biriyle dostluk kurar. (M. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. Yani kendine çok nazar değdirir.) yanında oturtsalar yaraşırdı. O taliplerden idi. cimrilik yönündendir derler.Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor. ileride bunları da anlatırım. düşünmez. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum.

» buyurmuştur. Mevlânâ'da. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. ona göre hiç de güç değildir. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz. bulamıyoruz. buna hiç bir şey engel olamaz. sözü iş kuvvetiyle birleşir.acı ve üzüntü duyar. Ben dün birazcık çorba içmiştim. halbuki çömezler açtır. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler. .» Gidiyoruz. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan. Yazıklar olsun o güne ki. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. Hemen bıçağı yakaladı. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı. ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. İçinizden söz adamı da çıkaracağım. Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. Allah kullarından kimi iş adamı. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var. Mu-hammed'in (S. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir.A. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun. beni kocalttı. Bugün benim bayramım da. Bedenim arıklaşmıştır. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim. Bu şeyh. (M. ister inkârsız. «Yaratıcıların en güzeli olan Allah. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S.» dedi. «Hûd sûresi. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. Dün sizi hayırla anıyorduk. gönlüm perhiz istemez. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. ona göre iş görür. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir. Haktır.başka bir zaman yine giderim. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm.) hesabına Ali konuşmaz. Mevlânâ. hiç bir yerde durmadan. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. son derecesine vardırırsa . O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır. nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez. Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem. Ancak bu daha yenidir. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır. Bana hayat neye yarar. seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü. başka bir şey de yemedim.A. 144) Daha fazla ilerler. Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir. Eğer onlara dönüp bakarsa. şekerler koy.» dedim. (M. Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. bir hekime koşar. o gerçekten susamış değildir. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz. onu avlamak için yine yakalarım. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler. İster inkârlı olsun. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz. kimi de söz eridir. «Orası uzak. önüne helvalar. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim.» Bunun cevabını ben vereyim.) diliyle konuşmuştur. bu işe memur olduğu için. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım. ledün ilminden sözler vardır. Ama Hazreti Peygamber. ellerinizde ekmeğiniz var. ağlar. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. . nasıl hoş olmıyayım. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor. o halde şimdi durmadan kımıldanmak. özgür kalayım. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. gerçeklemesin. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim. ben o gün gider bir nargile içerim. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. Mevlânâ da kıskançtır. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar. kötü söz söylemedi ki. beni kutladılar. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. tekrar teşekkürler sunayım. Ben zindan görmedim. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur. hareket etmek gerekiyor. ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. Halbuki. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. ne ululuk var bende. neden? diyorsun bana. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim. Olmıya ki kimse işitsin.» deseydi. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. Ama aylar arasında gizlenmiştir. Mademki soruyorsun. Bana «Dünya müminin zindanıdır. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. Yıllarca yer altında bir takım adamlar. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı. Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın. Ben hoşum. celâl ve ululuğu en yüce olan Allah. Sonra benden ayrılmıyan. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar. Gerçi diğer bir âyette. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. Hep devlete kondum. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki. Ama o ancak sahtekâr bir köpekti.. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim. Bana asla bir kimse cefa etmedi. O bin aydan hayırlıdır. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir. Efendi ev sizindir. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. Ben sana ne dedim. Aman ne izzet. Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. Siz gitmeyin. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki. öylesine zaman ve mekândan uzak. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar. ilim. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır. geri durayım. Ben bir hizmet görüyorum. makbul kişilerden olurdu. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. Allah da böyle buyurdu. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. Ben sanki bir inciyim. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli.. Kadılık. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. O âyet içinde âyetler vardır. fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. Kendi kendime adakta bulundum. Allah kitabını arkamıza attık. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir. Mevlânâ'nın sohbetinden. ona ulu Allah (M. 155) Kera Hatun bile kıskançtır.» Hayır bu yanlış değil. görelim ne demiştir. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. silâhlı kişiler gizlemişti.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

Ama bu pek yaygın değildir. Çünkü yoksulluk lokmasıdır. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor. Hazreti Peygamber (S. «Hak kulun aynasıdır. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır.» Ama istiyorum ki.» buyurdu.» buyurulmuştur. Her nerede bir kavga görse.A. O. «Beyazım. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler. «Müminim. her fenden. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır. Ama söz eridir. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum.» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur. Garip hadisler arasında anlatırlar. Bundan daha önemlisi. . Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir. Sahabeler.yapamam. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir. tatlı dildir. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. zahir bilgisi. (M. kitap da yazmamıştır. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı. «Ey Allah elçisi bize bildir. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur.» Pişmanlık duysun. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım. kul da hakkın aynasıdır. bir söz söyler ki. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı. Size demiyor Her görünüşe muyum ki.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. «Gel şu savaşı.» dediler. çalışır ki. ancak haraç verir. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır. Müminin aynasıdır.» (M. Mümin üzerine şükretmek gerektir.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm. «Dostunum. soğukluğu açıktan belli olur. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti. şeytanın teşv'ki.» diyor ama imanı yoktur. Yarabbi. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı. ikinci lokmaya. «Dürüst adamım. kargadır. Yine hadiste. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. Gönlü çaldıklarına bağlıdır. Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir.» diyor ama dürüst değildir. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın. Şiir: Üstadın aşktır senin.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona. gözünüzü kulağınızı açasınız ki. kendi havasına uyar atılır. Müslümamm. 167) Meğer o bir kuruntu idi ki. Sana. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur. senin uyruğunum. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş. Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun. «Doğan kuşuyum. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz. ne de burada kalmak imkânı. kendi keyfimce yaşarım. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O. tecrübe sahibidir. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor. resmî işlerden bir bilgisi yoktur. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır. Olgun söz böyle dolgun olur. ona göre konuşur. savaş sevdasındadır. duygu ve düşünce yönün-dendir. O. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar. «Mümin.» anlamına gelen hadislerdir. artık heva ve hevesten de üzgünüm. ince.» der.» der ama değildir. Cebrail'in. Halbuki aldanmayasınız. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. «iyi davranış. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir.» der ama siyahtır o. Hayır. çünkü kâfir değildir. O ahmak bir iş yapar. şeytanın hilesiydi.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti. Görmüyor musunuz ki.» buyurdu.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı.

Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. Şimdi öyle hoşum. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın. Ne Yahudilikten. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi.» Bu yol çok çetindir. dostu uyurken biri gelsin.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir. Ancak şu. Meliki Âdil ona çok inanırdı. çirkin hayallerle oyalanmak.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor. der geçersin. Dost ile her ne gelirse. Ama Hoca işi sezmişti. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. «Sen lük. «Şimdi bende ne küfür kaldı.» . O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki. her saat yüzüstü kapanıyor. alsın da giysin diye. ne Mecusîlikten. «Getir şu pabuçlarımı. Allah kelâmıdır. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir. Kendimde küfürden de. Her ikisi de birdir. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı. Başı sonu belli değildir. «kulların zindanı.» anlamındaki hadiste şaşaladım. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı.» dememiştir. «Bu adam Farsçadan anlamaz. Nasıl ki o gün demişti ki:. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. Gönül ki. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü. «Zindan nerede?» diyorum. yahut nezaket icabı sanırlar. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. Hayret edilecek nokta şudur ki.. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur. helak oldu. iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular. «Ey ulu sultan. kâfir ölmeyeceksin. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler. elbisesinin bir kenarını açsın. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken. arada duraklıyor. Ancak o hazret. eteğini çeksin. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. namaz vakti geçsin. o Fatiha okumasını bile beceremez. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir. yönünden değildi. güzel bir eşek. (M. vesveselerle. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin. Şeyh ona seslendi. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz. «Dünya müminin zindanıdır. imandan da bir şey bulamadım. Senin huzuruna geldim. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu. Siyah şalvarlı denen. Biliyorlardı ki. Zaten doğru konuşmak lâzımdır. sen Müslüman olarak öleceksin. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım. çabuk çabuk. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır.A. Şimdi söylemek gerekir ki. gizlice eteğini çekerler. Şeyh. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar. kurtulacaksın ateşten. Hoca. Topal eşeği bana getirdin. «Allah ve Resulünün iki eli arasında. feleklerden daha büyük. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. Kullar başka bir toplumdur. bir din bilginiydi.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur. Ben onlara (M. Ne çar'e ki. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir.» Bu hoşgörme. Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. göklerden. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı. yahut başka sebeplere yorarlar. daha hoş ve aydındır. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın. Senin perhizin. Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki.» dedi. kendini karanlık bir âleme atmak.» demiş.» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir. Bundan dolayı âyette. 170) Su sertçe akmaktadır. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. zindanı kendimize bostan yaparız. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş. derler. «müminlerin zindanı. dostluktan da değildir. Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir.» dedi sultan. Onlar bu hali yorgunluk. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben. daha geniş.. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez.» Ona dediler ki. ne iman.Dostluk o mudur ki. Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor. Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir.» dedi. Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki. O da öteki gibi gülmez ve der ki. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz. ahval şöyledir. «Gel de şimdi anlat bakayım.

Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim. Gizli bir topluluk da vardır ki. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir.) dininin yol kesicileridir. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu. Meğerse sevdalı olmuştur. bu fareleri temizlemeye çalışırlar.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir. Hakkın terbiyesindendir. Hiç şüphe yoktur bunda. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur. onlar da gizlidirler. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar. Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim. zıp sıçrıyor. Birçok has Allah erleri vardır ki.» Senden hapşırmak. yaraşır. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım. «Ey ahmak. Artık gideyim dedim. sizden de şifalar olsun demek.» Evet.A. Nasıl ki. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar. Lâkin yine Yahudi olarak öldü. Bazı şeyler var ki. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir. Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. bu günahsız Kimya'dandır. (M. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın. onların her şeyi gizlidir. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur. Eğer böyle olmasaydı. ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre. elinden âciz kalıyordum. Ondan çok zahmet çektim. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. «Tamam artık yüz sopa oldu. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz. «Etrafında bulunanları kapan. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir.dişi kerim değildir ki! Evet. hizmet gönül hizmetidir. Ona lütuf da yaraşır kahr da. Bana böyle sövüp saymazdı. Ben dedim ki: O. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez. O bana karşılık olarak bunu yapar. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar. Kerim. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki. kerametleri gizlidir. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez. kudretli bir kişisin. oradadır o. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi. Ali için o öldü. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin. feryatlar. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar.» buyurulmuştur. kedi nihayet bunlardan birini yakalar. sırlarını herkese açıklamazlar.» diyordu. kedi topluluğun remzidir. Nasıl olur ki. Kendi kendine: «İş gönül işidir. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu. «Ey hoca. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin. Hiç olmazsa kaçarlardı. Yanmak ona derler ki. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. eteğimi tutmuyorsun. Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır.» cehennemden söz edilmektedir. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. Benim çöme-zimdir.A. birleşebilselerdi. Bundan faydalandın. onun aksi sıfatı da vardır. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu.A. Şu halde demektir ki. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. 172) Korkma hemen söyle. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum. Fare dağılmanın. Sonra diğer bir âyette. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti. Ben onun için öylesine kavgalar ettim.» dedi. «İki horozun yok mu?» «Var. Çünkü zıp. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor. Ebubekr Ömer'e sormuştu: . Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur.) düşmanı da Yahudi idi. Yallah aslan gibi erkeksin. Hazreti Ali daha cenkçi idi. Güya pazarı yakacaktı. Tekrar hapşırdın mı. Benim adımı ona söyle. o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir. korkular vardır. (M. Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi.» O erkek .» Ona dedim ki.» dedi. Bir sopa vurunca. Nasıl ki. Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar. söyleyemem. «Kabe'nin içine giren güvende olur. Bu bağa gitmenin etkisidir. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler. Âyette. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu. yanlış okuyor. «Senin için pirinç mi pişirelim. onu görür görmez boynuna sarılayım. evet oradadır. hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur.» dedi. Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S. O biliyordu ki herkese. Ev bana çok yabancı geliyor. demiştir ki.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi. oruçtaki açlık nerede. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur. Sen ise gidiyorsun.

karşısına geldi. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o. beraberce oturdu. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim. yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış. O zaman bu hal yok idi.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur. Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki. bunu istiyordum zaten. Ben diyorum ki. dedim. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. Müminler tek bir vücut gibidir. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. Bir şeyden anlamaz.» Nasıl ki. vücudunu ayakta tutmak ayıptır.» dediler. Zaten bende söz kalmadı. «Şeyhten yüz çevirdikten sonra. Ben hiç kimse için. dilberiydi. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim.» buyuruyor. Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. benim maksadım bu idi diyebilen kişidir. o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi. Yüzüstü düştü ki. Aynı zevk ona da erişti. 173) Kişi sevdiği ile beraberdir.» buyurdular. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm.» İnanmıyordu. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu. Bu sefer feryada başladı. Onun hali nasıl olacaktır ki. perhiz ettim. Ama içim çok hararetli idi. . Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin. Ateş mangalında kebap pişiriyor. su döktü ve meclisten dışarı çıktı. sevgim vardı. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum. Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü. «O fasıktır. Şaşırmış hayran kalmıştı.) bile. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir. bir çılgın gibiydi. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü. bu namazın hakikati. Hakikatte o bir dosttur. bir hafta hamamda kalmış. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun. şeyh arkasından seslendi. Yarlıganmayı da. «Böylece fesadı. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm. Hazreti Muhammed (S. onlar imanlı kişilerden değildirler. eksikliktir.» diyemem. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. Bunlardan da kâh birinden.A. kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin. «Bidatçıyım. Kuru üzüm eteğinde duruyordu. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh. «Doğru söylüyorlar. o buradan gitmeye karar vermiştir. Ben de. sonra içeri geldi. Bu saatte de zararlı çıkardık.» «Doğru söylüyorsun. Vaiz başladı.» dedi. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir. Bu zevk sahibi bir adamdır. istedi ki geri dönsün.» dedi. başka bir sefer daha söz. Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü. Asıl söz eri. Koşarak geldi ve gördü ki.» dedi. aşırayım da onları susturayım. meclisimizin süsüydü. Ama daha çok onunla konuşurum. kâh ötekinden şeftali topluyor. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi. pek levend bir boyu var. İstiyordum ki. Şimdi sen bana söyle bakayım. (M. çabuk kalk! Ben başka birini buldum. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu.» derler. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim. Rubai: O put. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. «Başını yere koymak. bir ayağını o delikanlının kucağına. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. bozgunluğu önledim. hakkı gözetirim. Ancak başlangıçta görüyordum ki. ona çok iltifat gösterdi. henüz satranç oynamakta. Sordu.» dedi. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı. onu ziyarete koştu. Tekrar inancı bozuldu. günahkârdır. selâm verdi almadı. Konuşmak düşüncesinde değildir. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi. benim de maksadım bu idi. Şimdi mecliste değil.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun). Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu. ne de kötülük düşünürüm. «Senden adalet yağıyor.

Ben diyorum ki. Ben kötü ettim. bundan öyle bir kuruntu geldi ki. söyle ki. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun. Bugün tekrar tövbe etti. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur. asla. Birkaç kerre gördümki. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. şimdi artık hiç günahım yok. söyleniyordu. «Hayır. Nasıl ki Şahap Herive. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır. Benim onunla görülecek başka işim yok. Bana güldü. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe. beşma vurarak. Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın. Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. farkında olmaz. o kimsenin haberi vardır ki. Bunu söyleyince gitti. kolaylık göstermekte kahır da vardır. der. iman getirir. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz. bana zehir tiryaktır. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. lütuf da vardır. «Otur!» diye söylediği yere gitti. Allahya ant içerim ki. bilgisiz sözler onun sözleri değildir. ben bunu kırayım dedim. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek. falanın yanında yatar. Ona. benim seninle işim yok. selâm verirken bugün bizi sormuyor. Eser hemen açıkça görüldü. O zaman zaman bizi gerçekler. nerede diye sorarım. Davette. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim. Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider. Yersiz. Zaten onun Allah olması imkânsızdır. asla!» diyordum. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. eteğini boynuna atmış.» der. gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. cemaat dağılmıştır. (M. yine o kimseler toplansınlar. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir. Diyorum ki. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum. Gizlice kendini dışarı attı. başka anlamda söyleyeyim. Hazreti Ebubekr.» Bana para verdi. Bana. Tekrar bağa dönmek de boşunadır. Bu gün beni bırakmazlar ki. Halk Yahudilere bile. Böylece birlikte olalım.» dedi. Hayır onu gözümle görmeliyim. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim. tekrar içeriye uğrar. külah ister. Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. Yallah ki. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. gideyim. O orada mıdır? Orada yoksa. kendisi sentaks olmuştur. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. hatta Çelebiden. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz. Onu bana ver. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. anlamak da istemezler.» diyor. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. benim sevgilim senin önündedir. (M. Çünkü onu bağda göremiyecek. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun. Her zaman böyle olur. O halde bana da izin ver. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır. benden çekinmekte ve korkmaktadır. Benim cehennemim. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin. O gülüş Allah bana bir nimet verdi. Perhiz yapıyorsun. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki. «Benim bir arzum var. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım. Cehennem benden sorar. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana. O ihtiyara. gideyim. Bunun delili de.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet. gözünde yaş b'rikir. işleri ondan başkadır. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. Orada Bedr'e gitti dediler. İçi boş ise.» Sentakstan. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. «Gerektir ki dışarda kalayım. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu.» demişlerdi. Kerim'in. Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. önce kapıdan bakarım. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. O kimseler ki içerden değildir. Öyleki. Belki âciz ve zavallı biridir o.» dedi. Onu görmek imkânı da yoktuf. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. onu bana bağışla. Sana. demektir. Eğer ben suçlu isem. sen bilirsin. Sen bilirsin. (M. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. . hiçe sayıyorsun. Dedi ki. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor. içini o marifetten boşaltmak gerekir. Beni cennetin kapısına götürseler. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. şahit olunuz. Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. Zaman zaman da. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok. Benim. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım.

«Şimdi sen ona yapışma. O. iki yıl otursun.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen.» cevabını verdi. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor. Allahdan üstün kimse var mıdır ki. onun gönlü bende. Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. Bir zamiri.» (Âli İmran sûresi. «Nasıl olur?» dedi. o büyüklenmezdi. 184) anlamındaki âyet de buna delildir. O kötü huylu koca. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun. karıma böyle dedim. cariyeme bunu söyledim. «Ne dedim ki işitsin. Padişahın biri. niçin evet demiyorsun. Adamın sakalını tuttum. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. Benden rica etti. Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk. külhancı ile kavga eder. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim. «Ona on gün mühlet ver. Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki. 178) Karnı yırtılıyor. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı. aramızda yakınlık hasıl olmuştur. bana ayıp olurdu.» diyor. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi. Dışarı çıkmadı. imamlar uygun görmüyorlar. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın.» dedi. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki. «Bu açık sözleri işitir. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz. ona öyle bir şey yaptım ki. Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir. Görüyorsun ki. «Teferrüç yani gezinti.» dedi. ona uygunsuz sözler söyledi. (gizli bir sözü) var. kendini asla aziz saymazdı. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara.» dedim. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı. îşte . «Şu tarafa gidelim. evet diyorsun. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın.» dedi. hem kalıp olsun. başkaları da ibret alsın. Bu işten dolayı özür dilemektedir.» Firavun ve Nemrut için. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur. Ben zaten itiraz ediyorum.» dedi. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar. Eğer varsa söyle. Beni bilirler. bir ev tutsun da gitsin. sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim. Bu itiraz demektir. Asıl beni üzen. Şahit getireyim. bir ara geleyim. gözü arkada kalmasıdır. Sen başkalarının imamlarındansın. Böyle yaparsa. Ne dedim ki. Padişah yolunu çevirdi.» dedi. bacım kesiyorlardı sanki. Bundan keder yoktur. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir. o iyi bir kadındır. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. tekrar söyle. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır. gizli sözü anladı. Başkaları da senin imamın. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise. Ona kendi gözü ile bakmayın. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar. benim nikâhıma girmiş. birer birer yoldum.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız. söylenir durur. (M. (M. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin. Bir zümre vardır ki. Kaynanama şöyle dedim. Hani nerede araştırın da bakın. Ona. Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için. «Ben seni istemiyorum. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum. üstünde sövdü saydı. «Gönlüm böyle istedi.» diye soruyorsun. Sonra bu. ğim icabıdır. iki ay otursun. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım. «Bedr'e ne yapar?» dedim. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. Ben kılıç ile teklifsizim.» dedi.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. Külhancı. hem can olsun? Bu imkânsızdır. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam.» dedi. Benim nazarım. «Aman işitiyor. «Külhancılara değil.» dedim. Bunu yapmıyorsam erkekli.179) O kimse candır. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle. Onun aslı külhancıdır. Bu. Eğer konuşuyorsun dersem. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer. elimi eteğimi bağlayan nokta. Bu görünürde böyle değildi. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme.» «Ona söyle ki. yol. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil.» «Böyle söyleme. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. kendi bilgisi perde oldu.

Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). Bazıları görünüşte onu yok ederler. şikâyetler. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. aynı âyetin sonunda. birçok gizli noktalar açıklanırdı. Allahmın yanında gecelerim. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki. Nasıl isterse onu o tarafa çevirir.A. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca. de ki. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki.Kuran'da buyurulduğu gibi. Bu. O beni yedirir içirir. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. Bazı gerçekçi araştırmacılar. Bütün zamanlar. 180) Hazreti Muhammed (S. bu icar sözleşmesini bozsunlar. Ama önce inkâr ettirir. Herkes. güçlenir. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim.A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir. ama. bir de bilgide uzman olanlar. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar.» yolundaki sözleri. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm. dil işi değil muamele işidir. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın. Eğer sorsalardı. ben miyim? Vardır diyorum.» sözü daha kapalıcadır. ancak Allah vardır. ama bir kapı açılmıştır. Allah işidir bu. «Ben.» buyurdu. geri al derim. o halin.» sözü pervasızcadır. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur..» buyuruyor ki. Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki. Onu uygulamak ister. «Onu bir Allah bilir. Senin görüşün onun sıfatları iledir. bunu artırabilirler de. böyle söyle. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın.» Bu da evvelki hitapların benzeridir. soru yönünden söylemişti. Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi. (M. ayıplamalar başlar. Bayezid'in. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer. bu da onun aynıdır. Açık ve kapalı anlatılmıştır. «Kendimi kutlarım. «Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben. Pisliklere. ister olmasın.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir. Senin söz üstadın bilmiyorum. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M. Güneş yerine çıra yakar o zavallı. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor. Bu sözleşmeyi bozmak olur. İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır. . Çare yoktur. Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. her hangi biriniz gibi değilim. Bu söz her iki anlamın dışında değildir. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı. Nasıl ki.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki. Hallac'ın «Ben Hakkım. Yarın vaiz etmek gerekiyor. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. Bu bana da yaraşmaz. ne de maksat ve manâsım anlarlar. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın. Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler.» (Kehf sûresi. Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler. Hazreti Mustafa'ya (S. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. her hangi biriniz gibi değilim. gaflet uykusundan uyanırlar. Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir. Bunu. ona gülmüştünüz.» dedi. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim. karanlıklara ve oburluğa. uyanık gönüller uykuda da iş görür. Allahnız tek Allah'dır. Olur bu işler olur. Senin elin ayağın taklit ile uzanır. Bu zordur. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır. 181) ister değişik olsun. hali olur. O güzel sözlerden. Söz ancak onun sözüdür. akılla bayındırlaştırırlar. bana olan saygıyı artırmış olurlar. o benlik davası kendisinden gitsin. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok.

Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki. beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler. bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik.» dedi.» dediler. bunun için hikâyelerin en güzeli. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu. 182) Nerede o biricik evlât ki. O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile. «O pislik yuvasıdır.)' yüzüğünü çevirince.ve öyle adlandırdılar.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm. 183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım. Her gün bir satır okursan böyle olur. Ey senin o. Diyordum ki: Yol. başka sözlerle meşgul olursun. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. bu sıkıntı ona bağlı olurdu. «Bir oğlanı seviyor. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa.» dedi.» dedi. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın. gırtlağın ki. Güya havalarda uçuyordum. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir. Allahtan korkmazlar. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da. «Bana bir iş buyur. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum. Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler.» dedi. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz.» dediler. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir. «Bu karanlıklar içinde oldu. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır. ikinci gün bir kaç altın verdi. Biz. Eğer bırakırlarsa işler iyi olur. İçimde bir müjde sevinci vardı. ev gibi değildir. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar. (M. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. Hazreti Muhammed (S. . «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor.» Uzaklık. yeryüzünde değildim. Ama gördük kü bu vaiz. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum. Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı. hep biricik oğlunu arasın? (M. Bu Lala işidir. açık söylüyorum. Sen namaz kılmıyorsun. bundan önce kılıyordun. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın. Rum diyarında kadılar kadısıyım. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır. büyüklük Mevlânâ'dandır. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler. artık bizden vaiz istemiyecek. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı. Allahnın. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır. İyi bil ki. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor. yarın yerleri cehennem olacaktır. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde. O bir köşeden geldi. insanoğlu değilsen hayır. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti.A. Bu. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi.» derse o başka.» (Müminun sûresi. Halifenin ya-kınlarındanım. Lala hikayesini birinci gün yasakladı. «Bu böyledir.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır. Kitabım boynumda.

Yoksa kendi nefsinde güzeldir. Çocuğun biri. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. ama bir ölçüye göre. Bari onun sözü. kuvvet yardır. bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. bu nerede? Bu birinin yaptığı. hem güzel var. O özgür erlere hizmet yolunda. bozuk ve çirkin görünür. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak. Fakat bakıra . Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. oturdu. o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir. 184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. kendini öğen ve güzel bulan dadısına. onun sağlam zünnarı ile bağladım. Senin güzel bir cariyen olsa. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. Allah bilir.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler. kimse kendisini tanımasın. 185) Küfür bile çirkin değildir. Nihayet kendinden insaf et bir kere. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım.Herkes mademki onunla kendini süsler. Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur. yaramazlıklar yapar ki. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. erkek ve dişidir. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı. öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki. ona. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. Deniyor ki. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. Belimi. Akıllı adam onu bilir. (M. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. hem ışık. Bunu öğren ki. bunlar. nükteler vardır. hep uğraşırlar ki. öte tarafta yersin. ne Kuran okuma kaygısı. onların hangisi erkek hangisi dişidir. gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. binlerce cilveler. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. biri bir şey bulamadığından aç durur. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı. Bende ne zabitlik kaldı. serttir. Bizim aşinamız. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. Demir nefsinde demirdir. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. Ancak bir toplumda yoktur. geride başka insanlar da var. (M. O iman karşısına gelince. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum. ne çare ki. sırf sevap kazanması için tutar. Bende hem şarap var. bu bana bir başlangıçtır dersin. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. Her millette erkek de dişi de vardır. O nerede. hanımının erkek kardeşi de onu görse. örtünsün diye. gamdan kurtuldum. O kimdir ki. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar. Bunun misali. Ama onda halk için faydalar vardır. Şiir: Hârâbat ehli oldum. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti.

çok güzeldir ama. nefsiyle bilir.» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime. onlar benimkilerdir. su korkusu ile öldüğünü görürsen. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız.göre derecesi daha aşağıdır. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. Onun bundan başka işi yoktur. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz. Başka maksatları da olamaz. onu affeder. davaya. Diyelim ki. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. göklerden dalga dalga nur yağıyor. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir. bir zümreye yeşil. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. yine gider. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. Eğer böyle olmasa. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. isbata hacet yoktur. Ama balığın suda yaşadığını isbat için. her kılığa girer. Dediniz ki. bunu kabul edenlere de engel oluruz. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk. Gümüşe sıra gelinceye kadar. sudan çıkmaz. Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. onun hiç bir bilgisi yok demektir. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim. Halife bir zümreye beyaz. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür. çünkü biz gittik elden. Artık el açma bize. îsrar edersek evet der. Sonunda anlaşıldı. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. 186) Şiir: Ay yükseldi. onları ilgilendirir. onun suda yaşamasıdır. kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. mücevher. Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını. Bunlar bir toplumdur . o balık değildir. Çünkü bakır her şeye elverişlidir.» deriz. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki. demirden ziyade. Vezir. Ancak onun vezir ve. Kuran'da. Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur. Görüyorum ki. Öyle ise en azından ona. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir. kimya işinde elverişlidir. Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır. ne iyi olur. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki. hayınlık ederiz. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. şahide. altın. Çünkü o suda yaşar. O bununla övünür ve onu bozmaz. O yavrunun yüzünden. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz. Halife kendisi için iyi olanları bilir. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye.. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen.

Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. «Bana gel. karara saygı göstermek gereklidir.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. deyimlerle. «Hele bir sor. Eğer iki dost. filan kişi filanı istedi. O kimdir diye sorarlarsa. Bizim nazenin kullarımızdan biri. onun gönlünde parlayan. Şemseddin sizden bahsediyor. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım.. kendine oyun oynuyorsun demektir. o ayırt etsin. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. «O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün.» Parmakla dokundum. ona bir şeyler doğuyordu. uçtu gitti. gerçek görüşlü olduğu için gelmedi. satranç oynayanlara. onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın. (M. Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. 188) Ben çocuktum. Yalnızdır. biz ne biliyoruz. O bizden atılmıştır. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. Artık bir şey söylemez. beni buna zorluyordu. Sen büyükler .» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim. kaseyi doldurup götürebilirsin. Erkeklik odur ki.» der. ne yaptım ki. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. diyordum. Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî. Öfkem geçsin diye. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki.. karanlıktadırlar. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var. benim babam ol!» diyordu. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. Kerim'e söyledim. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım. bana verdi. falan evde öleceğim. hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı. hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti. Ama kendimi tutabildim. Eğer yal-nızsa. onun hastası olmuştu. manalarla dopdolu idi. Ama o bilirkişi dışardan olmalı. hayır ben.» diyorum. O seni açtıkça açılıyorsun. bana sordu. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak. Bir daha ağzım açılmadı. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var. ne yapayım. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı. artık hiç bir şey söyleyemedim. Allah'dan Allah'yı istedi. Alâeddin'e. düşmanın oyununu görebile-sin. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur. beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki. Gerekirdi ki. gemiye atlayanlara. çünkü hastaydı. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. 187) Allah bizim aramızdadır. (M. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. ben. Benden çok incindiler. O Hâcegî denilen. Ben ona. onu övünce. O gece. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki.» O övmeye başladı. sen Bayezid'in mertebesindesin. ona bir ziyan erişirse yazık olur. kılı kırk yaran. Başım salladı. ben söyledim. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim.» Ben hemen atıldım ve dedim ki. Bu saatte ne var ki. O. Sözünden başka hali de değişti. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. değildir. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır. seni isterim dedim. Onun çocukları için oldum. Ona bir peri verdim ki. ondan bir elma istedim. nurun etkisiydi. onlara iki akça verip. uzaktan huzurda olursa. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. neye karar verirse inayetle baş eğmek.» der. Onların duyduklarını duyanlardanım. Bu azarlama onlar içindir. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. «Susun. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim. Bununla beraber zordur. Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur. «Düşmanın oyununa dikkat et.» dedi. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin. Ama burada karar iş arasında veriliyor. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun.» dedi. bu meseleleri kesip atsın. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler. Ondan sordum. şahitler meclistekiler benden uzakta. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır. beni kurtardı. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki. Ama bütün içim sözlerle. îş arasında el çırpanlara. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki.ki. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca. bu hal ehlinin kulu kölesiyim.» «öyleyse. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz. kendisi bilir.» dedi. dediler. O başka mesele. Öyle nazeninler ki. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım. ben de başımla işaret ettim. bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir.

mest olurlar. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın. şöyledir böyledir. bana hiç ayakbağı olmasın.» Evet. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte. gazel okumaz. Derviş de. ürkerler. Şimdi iyi sohbete dikkat et. «Ben seni bu iş için tutuyorum. dışarıda saman çöpü gibidirler. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır. Su dağıtılan yerde bana bir. iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur. insan. cevapta terbiyesizce davranırdı. işimi öğretiyor. yemek içmek düşüncesi. der. hiç bir şey. «Yârabbî yandım artık. bu.. O. şüphelidir de.» demişlerdir. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. Nasıl olur da erlere hizmet eder. Allah. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. büyük bir bilgindir. nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. o başkalarına söz verir. onlarda açıkça belirirdi. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. cevheri kırma . birlikte olalım. Bu çok garip şeydir. Allah sevgililerinin sözüdür. «Ne türlü nefesler vuruyor. Mademki yanıyor-sun. dayanamadım. bir şey okusun. bir satır bile olsa bu lâzım. Her gün gerektir ki. (M. bize göre onun âlemi başkadır. İçerde dağ gibi. Soruda. Hak onların yüzlerinde. öteki başıboş ve yularsızdır. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir. îster ki siz mescitte olasınız. Ancak iş iyi gitmedi derler. Bir vakit hizmet etsin. (M. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. söz söylemez. Söz Allahnın sözüdür. 189) Bana dedi ki: «O. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. ama benimle birlikte değildir. böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin. baş sallıyorsunuz. sözünden dönerdi. Bana.» derler. Başka biri. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi. Derviş ham hayaller peşindedir. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir. utancı. ne malını satan satış yapacak. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür. ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin.. semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir. vücutlarında parlar. «Yandım bu ıstıraba. neşelenirler. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık. yüz bin dağ gibi ağır. Hak âleminden hiç haberi yoktu. Hak benim elimdedir. 190) Ama işitirse benden incinir. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. işitmiştim ki. Onun vakti dardır. Bunda da zorluklar çıkarırlar size. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası. işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler. Bütün vücudu dil kesilmişti. Ama bununla değil. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler.» buyuruyor. Onlara bir kâr kokusu gider. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır. Sizden sonra. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. Eğer doğru söylüyorsan. Geceleri uyku uyumuyor. ama küfrün de rengi ve kokusu. Yani sizin önünüzde olmasın. «Bu nasıl raks?» deseniz. Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir. onun görüşünden gizli değildir. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki.» Ona inanmıştım. bu kulundan ne istiyorsun?» diyor. îşte bu çirkin bir şeydir.» buyurulmuştur.» deyince. Su üstünde yaprak gibi yürürler. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum. Şimdi nerede o dizgin çekme. «Tahammül et!» der.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz.

asılmaya değsin. Türkü. Bazılarını. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde.» der. Sarayın sofracıbaşısı. O. «Asın şunu!» diye emreder. Bunun sebebi de senin yalvarman. «Yemin et!» deyince. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki. bütün peygamberlerin mucizeleri. olduğu yerde sayar. sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler. «Vay yavrucuklar gitti. Ama yalnız küp. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. Nasıl ki. onun maksadı odur. senin gibi birini doğurmuş. Allah ona. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. Ancak gülerek. Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. sonra herkese karşı.hikâyesini andırır. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir. Sevgili âşı-kma sorar. «Allahm! Sen benim ilâhımsın. Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar. şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak. Nihayet ırmağın. Sofracı. henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M. hiç bir şey demedi. dalgalanmak ister. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. Arabi da. aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. denize girince de beraber girerler. Başka bir şey bilmiyoruz. güle güle. o «Başın için!» diye ant içer. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi. «Mademki beni astıracaksın. Acele. Çünkü onlar. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur. (onlara ne olduğunu Allah bilir). bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. Kırıtırsa. yaptığım hata. damlatır. nakısı ve sureti görürler. Şahın üstüne yemek. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. ağlayıp feryat etmendir. 192) Sonra. Öteki de arkadan atladı. boğuldu!» derler. Senin gamının bulutları gelmedikçe. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. Kuran'da. Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir. önemli bir şey değildi. Su kenarına gelenlerden bunları görenler. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. hayır.. ben de senin kulunum!» deyip. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. şeytan işidir. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. etrafa yayılır ve bulaşır. coşup köpürmez. Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle. başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M.» Bu: sır içindeki hikmet. demek gerektir. Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler. babam da yanımda idi. «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. Yani sır (gizlilik). ama lanet olsun o alçağa ki. Zaman zaman dostları anmak ne gariptir.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki. Yani hoş geldin. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. Pek açık bir gerçektir ki. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. hep görünüşe bakar. Tam iki yıl yol yürüdüler. başka bir şey yapamaz. Hatada. Dediler ki: «Oraya kadar gittik. Acele edenler. Biri hemen. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. Şah. 24) deme. cevheri benden sorasın diye kırdım. Tövbe. yalnız kaldığın zaman. «Oyun . taşın karşısında zavallı kalır. âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler. Hintliyi. galiba onları aşağı çektiler. Zahirde de bâtında da. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. taştan daima sakınır.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar. küp. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler.

Başlarını eğdiler. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler». hayır hayır! dedim. terlemeye başladı. biraz sabırlı ol. Evet. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es. Şimdi yapamıyorum. Nuh Peygamber. evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum. konuşsun. Kimse bana. başım sallayarak. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım.» dedim. yüz yirmi yıldan .» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. her gün bir kaç semti dolaşırdı. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. sessizce orada oturayım. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki. öteki boş lâftır. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. Kedi savuşturdu. Eğer ben iyi insan isem. sen fena yaptın. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez. bir başkası götürdü. Bu çok zor bir durum. bize bir cilve gösterdi. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. Ansızın bir şey işitildi. İşittiler. Bazılarım atlatıyor.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. îzin almasına imkân kalmadı. Celâleddin de konuşacak. Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. İşte Alâeddin konuşuyor. «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu. Her biri. pisliklerini süpüreyim. benim makamım burası olur. şöyle yaptın böyle yaptın. Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. hemen aynı günde geri döndü. Ben bunlardan kaçtım. Bana böyle yerler. söyleyiniz ki. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum. para ve rahat lâzım değil. Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor. eteğini öptü. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar. sabaha karşı onu döküntülerini. Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır. Ben dışarı çıkayım. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü. böyle bir söz üstadının izini. seni ve beni bu yüzden korudu. Ben konuştum. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. çok hayret ederlerdi. Bu sözler hiç kimsede yoktur. Ama bu bir kaza idi. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde.» dedi. demez. «Ona iyisini verin. Eteğinden yakaladı ve sordu. Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. Öğretmenlik yapıyordum. içeriye giremedi. Padişaha haber verdiler. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. mantıkçı mı?» dedi. (M. bir de şu duvar var. «Bu adam ne diyor. tozunu bulamazsınız. imana davet ederdi. Geceleri tahta çıkar otururum. âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı. çok uzaktır derlerdi. o da öğretmenlik yapıyordu. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. Özür dileyerek. «Evet» dedi. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız. Ben bu adamdan ummazdım ki. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte. Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise.

elini. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. Şiir: Bir kimse ki. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. Meğerse onlara kötü ile iyinin. her gün bir semti beş kere dolaşırdı. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. ekmekçi ve kasap değildir. Buna güç yetiremezler. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. İşi bozuldu. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. o yönden bir kuvvet vardır. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. Burada iş aksinedir. Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. Hazreti Peygamber. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim. Burada. davet doğrudur. Dünyanın yaratılışından maksat. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin. onların sözlerini kabul ediyorum. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler. ancak Hakkın hazinesidir. kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. Binlerce teşekkür ettiler. Ama ben açıkça. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. 195) Susayım. benimle iftar ettiler. Beni davet ettiler. cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. yalnız kendini şaşırmış. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar. Ama dıştan kâfir görünür. Dışarı atarım. yiyeyim. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. Şimdi hiç kimse sanır mı ki. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. ateş şeklinde görünmüştü. 196) Ona mimber değil. Onlar nerede. Benim yanıma getirirler ki. Bin yıl imana davet etti. Çeşitli rivayetler vardır. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir.) halidir. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. Bu kadının tuhaf bir isteği var. (M. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. Onun için bir engel de yoktu. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. onu döverler. Evet. A. elsiz ayaksız kalırlardı. Nasıl ki Şeyh. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. yolunu kaybetmiş değildi. Nasıl ki. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. bu uyanıklık. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir. gül yerine diken ve çalı diker. katlanayım. yediler böylece oruç tutuyorlardı. ona. ona karşı sert davranmak gerekmez.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi. Ancak her kesin bir huyu vardır. Bizim gidişimizden öfkelenir. Nasıl ki. başkalarının düşünceleri de daha başkadır. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. . demiyorum. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı. yaralarlardı. işkence yapsınlar. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. Onlarda. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. iki parça ettiler sanırsın. Bir şey getirin ki. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. işte o hal. Nuh elbette davetten vaz geçmedi. ekmek. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. Akılları başlarındadır. Nasıl ki. Onların aradıkları. gibi bir çok yorumlar yaptılar. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. dediler. sesini kesmez. darağacı yakışır. Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi.» Bunu düşünmeye. secdeye kapanmış. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. Ancak o sövdü saydı. kâfir. . o adı onun yanına götür. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. dedim. Müslümanlık doğru sözdür. Davet işinde biri vardır ki. nur uğruna ateşe düşüp yandı.

Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar. «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun.» der. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir. «Vallahi bu çocuk doğru söyler. yanındakilerine. «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek.» «Çok konuşma kalk!» dediler. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin.» diye kaçtı ve kapıyı kapadı. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım. bir «Lahavle. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi.» dedi. çocuk içinden tekrar. her şeyden önce yemek getirsinler diye. «Size un vereyim saç ekmeği. Mahmud kendi kendine. Sonra tekrar geldi. «Seni Şah istiyor. Adamcağız. Onu saygı ile karşıladılar. içeri girerek tekrar. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de . Şah bunları yedi. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. çok acıkmıştı. Yine kalkmadı. Sonra. vezirler sıralanmış. yüzüğü onlara gösterdi. beklemeye takat getiremez.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun. «Bize misafir gelir misin?» derdi. sonra da konuk ister misin diye sor. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı.» dedi. «Aleyküm selâm. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler. ne saçmalar soyuyorsun. «Eyvah geldiler. kulağına boş sözler söyleyeyim.aralık geri kalmıştı. «Kalk çabuk seni Şah istiyor. «Eğer olsaydı biz yerdik. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı. Karşılıklı sorular. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur. «Ancak kalan yiyecek budur. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum. onun da gönlünü hoş edeyim. «Aman. işi daha iyi oldu. incinmesin. Mevlânâ böyledir. yoğurt vereyim ki.» diyerek onu inandırmak istedi. «Bir saat kadar gel de görelim seni. Sakın gönlün incinmesin. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk. İçinden bir «Ah!» çekti. dedi ki. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular. Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi. süt.» «Ama çok iyi öğütürüm.» dedi. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. uzaktan duymazsın belki. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır.» buradan gideyim.» dediler. Çocuk ne görsün bütün beyler. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk.. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin.Ey yüce bilgin Mevlânâ.» dedi. boynuna bir ip bağladılar. Bana haram olur. konuşuyorsun?» Değirmenci. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık.» «Kalk. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. bari tamburumu verin de işime gideyim. peynir ne varsa getireyim.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. Değirmenci giderken pişman oldu. Çocuğa «Selâmün aleyküm. Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler.» dedi. yoğurt. kalk» dediler. «Var ama önce bir selâm ver. (M.» dedi. geri döndü.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı. «Gözlerin rahatsız olmuştur. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede. Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir. «Ama sen nasıl ölüsün ki. Çeke çeke götürdüler. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi.» «Burası mescittir. Hepsi yüzüstü kapandılar.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar. «Kalk!» dediler. Mertebesi yükseldi. bu iş çetindir. «Sizler çok cömert insanlarsınız.» «Kalk!» dediler. (M. kalmamış. 198) Şah oradan ayrıldı. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin. yemeğini nasıl yiyebilirim. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin. «Ne yazık ki koyun kesmedim. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı. Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. Diyorsun ki. «Sanıyorum ki. «Öldüm. «Öğütülen un yetim malıdır. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş.» Bir ırmak kenarına götürdü.» Silâhlı yüz süvari yola çıktı. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın. «Eyvah. Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını.» dediler.» dedi. (M. Kalkmadı. Orada boş sözler var.» dediler. Çocuk. eğer vermezlerse ben alır sana veririm.» cevabını verdi.» dedi. Değirmenci. Büyükler nezaketlidirler.» der.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani. Şah konuşmaya başladı. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık. kapıyı kırdılar. Senden incindi. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı.

» dedi. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen. Ona çocuk kaçtı. «Hayır. «Onu getirin!» dediler. Şahın huzuruna çıkardılar. üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar.. bırakın ki öleyim!» dedi. Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici. «Be adam. su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın. «Sen öyle bir adamsın ki. Beyit: Ben kötülük yaptım.» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı.» dedi.» Üç kere dışarı çıktım. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. Arkasından koştular. «Adamcağız. Tekrar hücreye gidiyordum. Hep yedim. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam. orada cevabını ver!» dediler. yüz top istanbul atlası. bir zaman da bu adamın şeytanı. yalvardılar. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek.aradı. Adamı tımarhaneye soktular. Gizlice ötekilerine emir verdi. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti. Bin dirhem bağışta bulunmalarını.» dedi.» «Gel. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler. öp artık kaçıyorum öp. Elimi kalbime koydum. yahut edebini takınmak. Üç gün geçtikten sonra. ama belki daha beter bir belâya uğratacak. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M. «Kalk çık dışarı.» diye seslendiler.» Kadı. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı. yüz kat başkaca elbise dava . Bu onların körlüğünden ileri geliyor. «Ham ham. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın. bir melek varmış. Sonra «Onu geri çağırın. cehennem gibi bir işkembesi vardı. sen de kötü mükâfat veriyorsun. «Ah beni kandırdı. karnım davula döndü.» dedi Şah.» dedi. ama onu göremedi. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim. Yüz Bağdat çarşafı. ne dersin?» diye sordu. senden davacı var. «Artık benden ne istiyorsunuz.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları. uykumu kaçırmak için.» dedi.» Değirmenci yüzüstü düştü. kabul ettim. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş. önce bir adam gösterdim. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında.» Mademki kulağıma söylüyorsun. «Gel!» diye seslendiler. Şahın huzuruna götürdüler. Derler ki.» «Saygılarımı sunarım. Ancak Sultana. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari.» dedi. Kendini deliliğe vurmuştu.» dedim. «Ham ham.. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim. O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı.» dediler. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı. bir solukluk canım kalmıştır. «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem. O bununla gelmez dedim. geleceğim dedim. bir kerede ölüp kurtulamayacaksın. Uykumu ver ki yemeyeyim. «Daha ne kadar yiyeceksin. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki. bir kat elbise vermelerim. Kadının önüne oturttular. üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. daha serseri bir suçlu gelir. yeter!» dediler. «Uykum kaçsın diye yiyorum. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin. dedi. elimi de bırakıyorum. Değirmenci. Nihayet. Çağıranlara yalvarmaya başladı. Adamcağız. her gün beş kilo ekmek yerdi. adamı kıskıvrak bağlasınlar.

«Ve onların nefislerinde. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir. «Mümin pis olmaz. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler. incinirdi. 201) Suçlu. yatakta uykusu gelmezdi. ham. kendinde bir hareket duyarsın. Ulu Allah Kuran'da. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. «Ben böyle bir Allah'yı istemem. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır. Peygamber. . perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. isterim ki. «Zararı yok. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin. evet ver diyorsun. «Hayır.» der. ona inkâr etmesini öğretmiştir. «Hayır. «Bunu da Müslümanlık say. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım.» dedim. Sonra baştan savdık. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler. Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse. Seni evde çocuklar arasında bırakayım.» der Kadı. nazım yolu ile. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. Yoksa Kuran'ın tefsiri değil.» Kadı der ki. gönül açıklığıdır. bu benim elimde değildir. «Bu hakkın gayretidir.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende. Her bir âyette bir müjde var. mutlu ol oğlum. Çelebi! Bu isteklerinden. Rahman sûresinde. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur. bir kaç gün dolaştın.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun.» buyurdu. (M. (M. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi.» dedi. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de. Yani şüphesiz Allah Haktır. Ey tefsirciler. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki.» demek bir yorumdur. yoldan bir kızcağız geçer. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir.» (M. Ben vaz geçtim. bütün âlemden el çektim. Ben öyle bir Allahyı arıyorum. bana uymak gerek. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır. «Ham!» der. Ona candan dua eder ve memnun olur. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem. orada yer tuttun. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor. Ey Efendi.» buyuruyor. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum.» Çünkü sen benim canımın içindesin.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye. «Ben. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir. onlarla cilveleşir. «O haktır şüphes:'z. O da. nihayet tekrar konuştun. Can içinde etki yapıyorsun. Zaten yolda da bunu böyle istedim. Evet ver diyorsun. Ya bana senden bir gayret ister. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki. Bu bana senden dilenmek demektir. beni eziyor. Hırkayı yırtmalı. O bunu yapmayaydı. Aksaray'a varırım. «Şüphesiz o Haktır. ona ant içtik dedin. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye. «Allah Kuran'ı ona öğretti. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki. Ye afiyet olsun üç lokma. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar. Bir söz söyledin. ham. O tarafa düşmem yakındır. Evet güzel söylüyorsun. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. Bunu uygun görmem. Konuk için. Evet çetin iştir bu.ederler. hoş söylüyorsun. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler. Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin. beni de mutlu ettin. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir. «Suçunu kabul ediyorsun. «Afiyet olsun sana. Kadı. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim. niçin inkâr edersin. O ayakkabı seni rahatsız etti. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı. Diyorsun ki: «Ben. boynumuza sarılıp öpmelerinden. «înkâr ediyorum» der. Allah kendi arzusu ile iş yapsın. «Bugün ham.» diyor. Şimdi biraz düşünmek zamanıdır. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da. onunla daha çok vakit geçer.» buyuruyor. O zaman bir şey söylemedin. Şüphe yok ki o Haktır.» derim. yahut da sana karşı benden. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki.» âyetinden anlaşılıyor ki. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. Onda ihtiyar yoktur. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun. o Buharalının kapısındadır. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem. Muhammed de Haktır.

» dedi. «Ey mimber! Sana söylemiyorum.» dedi. der. Mevlânâ bu kadar söz söyler. hem de sen hidayet verebilirsin. (M. imanla yalan bir arada yürümez. O imanlıdır. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu. saf küfür olur. bir . benim fere-cim. Onun kâfirliği saf olur. bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. söyler. Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık. dal harfini düşman bilirler. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı. O dost başka sözleri de bilir. demek istemiş ve onu yürütmüştür. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır. Cim. zina.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır. Hemen Elifin manasıyım. yukarı çıktı ve onları ayırdı. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. «İhtiyarsız. Ona. hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü.» anlamındaki âyet gelince. Her saatte binlerce cihanı mahveder. Bin kelime mi söyledi. elif harfin'n ayağına düştü. Dal harfine gelince. «Beni göremiyeceksin. Herkes bir tarafa kaçtı. o da iki eliftir. abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı. (M. Ancak mümin yalancı değildir. şahadet getirdi. Ama daha fazlası elinden gelmez. Ona başka zaman gel der. iki yönden eliften üstündür. Mimberin son basamağında durdu. Musa bir kaç adım geri döner. Ama ben kabul etmiyorum. Ulu Allahnın. Mimber ağaç olduğu halde. onun ayağına düştüler. «Yani. Hak sözde buna imkân yoktur. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz. yine o bilir. Adamın biri cübbesini yırttı.eder. işte. elife bağlıdır. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir. Bunları dünya ve ahirete atarım. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. doğru yol budur diyorsun. Günler bizim aramızdadır. Dilediğini yapandır o. yine de. yani ağaç bile. Firavun incinmezdi o sözden. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır.» diyor. Cim daha uzakta idi. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. Onu âciz kılacak. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. yolda seni köpek ısırmıştır. ona engel olacak bir varlık yoktur. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. Saf olur. ömür.» dedi. o. Ama yanılıyordu. «Eyvah. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum. Aralarında. Çünkü (M. «Akıl . başka konuşanların sözünü de konuşur. 205) Benim huyum budur. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. kâfir de küfürden. Fitne hiç yatışmadı. O. «Allahya iyilikle ödünç verin. Sonra be harfi geldi. Onun en aşağı kullan. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi.yanılmaz. sonra sözü tükenir.» dedi. içinden ona. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için. ama o yine mümindir. 204) onda Kuran'ın manası vardır. «Onu o yoldan çıkaran benim. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. yüce Allah.» Öyle ise sen failimuhtarsın. Bir topluluk. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor.» buyuruyor.» Te geldi.Allah için dilediği gibi yapmaz. Sen bir yol gösteriyorsun. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet. Hazreti ibrahim dedi ki:. (yani failimuhtar) değildir. Mısra: Testi.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. demedim. Bir mezar taşında. Adına fereci dediler. Ayrılığın. Ona. ayırmanın iç yüzünü söylüyorum. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez. ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. hiç bir şey istemez. «Başımda iki noktam var. içinde ne varsa onu sızdırır. Sen. «Yanılmaz. Elif harfinin manası tamam olmaz. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez.» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. Allah ona. konuşmadan geri çevirir. sözleri arasında çelişki yoktur. Bir noktam var. birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar.

Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz. Şimdi bir yazı yazmak. erenlerin sözlerini araştırdım. Sofî için. Ona hizmette bulunuyoruz. Onlardan her vadide.saattir diye yazılı idi. Hiç düzgün konuşmaktan. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. ibadete gidiyorum. buna gerek yoktur. Başkalarını anmak. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum. Sana anlatayım. Bu. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. nazar değmemek içindir.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır. Bir saat. Onda da hiç boş yer göremedim. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S. «Lüzum yok. yavaşça. bizim işlerimiz var.» dedi. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim. Yani vaktine bağlı insan demektir. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi. Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim. Eğer bu dağarcık olmasaydı. Nihayet işaret etti ki. 206) Kendisinde güzellik olmayan. te . Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir. her şehirde bir destan var. O işten hiç başımı kaldıramam. fesahatten nasibim yoktu. Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. Hemen. başını çevirdi. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. A. işaretle. Ben hep emirle giderim. ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter. Şiir: Hikmet ehli. Okursan o zaman düşünürsün. vaktin çocuğu derler. ben bir işe gidiyorum. onu tekrar okumak içindir. Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. acele gönül tarafına sefer ettim. gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper. Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı. Ama tekrar okuyamazsan. Gönül halinden bir nişan arıyordum.» Hayırlı bir işe aracılık etti.

O kendi işini yapmalıdır. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Sen bilmez misin ki. Hoş geldin. Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi. Pişmiş et gider. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. zavallılardan oluruz. Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. O uygunsuz adam. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. Mert odur ki. ben onların en zavallısı kalırım. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun. Tebriz'de öyle insanlar var ki. eşekliği yönünden. haberi de yoktur. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz. sözlerimden ürker ve bana dönerek. Birini çalgıcılığa çağırdılar. Söylediğin (M. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. ve •Allah erlerini içine almaktadır. bu sözü niçin söyler? Orada. Ancak haberi olanlara haber verir ki. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. Ona orada Şahap derler. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi. Gam içinde sevinç duyar. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. Halk o öğütleri kâh tutar. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. O zaman büyük adam olur. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı. O muratsızlıkta murat umudu vardır. Ama o neşeli anlarda olur. M. O varlıkla dopdolu olunca. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. Çünkü kim bilir ki. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. sefa geldin dersin. Allahyı inkâr etti. nihayet sende de var. Cevher gibi olmaz. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz. Onun.» dedi. sert başlı adam. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım.» diye yalvardı. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. her bir parçasında başka bir âlem var. Tebrizlilere eşek demiş. olur. Sana göre her parçasında başka bir yön. içinde ne yağ kalır ne de tencere. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. «Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik. Benim için. yanmayınca yüz dirhe. Horasan'dan gelmişti. bize acımazsan ziyanlı çıkarız. Kuran'da. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. Ağır davrandı. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem. Başka bir tencere lâzım gelir. Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. Meğer ki. onlar yokken bir şey yapsın. gelmez ki. unutsun. A. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır. şeytanı da bir tarafa koydu. Meğerse unutsun. insaflılar için özür dilemek gerekiyor.harfidir yahut te'dir. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum. sıkıntılı zamanında da hoş olur. belki H. «işte bu Allah eri olgun kişidir. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. Biliyordu ki. Ya benim içimi. 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. kâh tutmaz. Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar. bugün böyle ağrı çekmezdim. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der. . ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. nasipsiz kalmasın. Yoksa biri demirciye gelip. Bizim için en iyisi budur. vücudu böyle olur. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun.» anlamındaki âyet açıktır. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. ben şeytandan daha iyi bilirdim. O Herive ki. Ama özrü kabahatından beterdi. azdıracağım. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah. hayır. hiç kimseye değer vermezdi. velileri. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. (M. Bir hikmet içindir.» dedi. Hoş hutbeler okursun. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü. Ey efendi! Hayır. inayetini bir tarafa.» deyince bu söz Peygamberleri. Acaba ne yapacak diye. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. Ben öyleyim ya. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir.

. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter.. Tabağı ona gösterince.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği. Toprak başına olsun öyle insanların. ağzına. Peygamber. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır. Kocakarı ne. Keramet odur ki. Çünkü içinden ona engel oluyordu. Genişlikten ölür. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar. Bu yoldan söylüyordu. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. balığı balığa versin. Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî. Burada sözün yeri yok. Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki.» buyurmuştur. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. Dedi ki: Ey Mustafa! (S. Hoşlandığı şeye erişemez. Mimber de o anda yürümeye başlar. Sofuya başını kaldır da. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki. O da artık Müslüman olmuştu. dışarı atarsın. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla. «Acaba eksik kaldı. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken. «Yarabbi. Yani tamamladı. O. «Evet dardır. Şeyh bana de di ki: Eğer. (M.» dedi. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır. her be cim karşılaşırsa. Söz alanı dardır. nara gitsin. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. onların tozu nü bulamaz. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler. (M. kımıldanmaz.) mübarek ruhu aralarında yoktu. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. Her kim bana bunu söylerse öyle olayım. Adam odur ki. Mikailin ne yeri var.» dedim. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. Aşağı indirdim benden sakladı. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş. Çünkü o ölmemiştir. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım. güzel suretler belirdi. ama ne hemşeri. îçerden şeyh seslendi: Gel. Ama o. Ama o. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu. Oh dedi. Çulha hikâyesini atarlar. İyi insan odur ki. gelmedi. desin. cim be ile. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar.) Bunlar ne tatsız sözler.» anlamındaki âyeti düşün dediler. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur. nimeti iki cihana da yetişir. taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. Benim hemşerimdir. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her. Nerede 8 Sofi ki. geçip gidenleri birer birer çözdüm. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu. «Ne mutlu beni görene. ne zevksiz. Hazreti Muhammed (S. bundan. Dar demenin ne yeri var. Nihayet kaç kere çerez geldi. Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım. tabağın içine dolmuştu. kaygısız yemek yesin.. beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder. O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen. A. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur. onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu.) Benden niçin yüz çevirdin.şey ki.. Ben onun mezarına. çünkü kalkar. eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş. imkânsızlık kavramı kalmaz. yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi. A. Halk zaman kazanmaktadır. . yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer. O mantıki da (cihan farzet. ne mutlu beni göreni görmüş olana. hali perdeler. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar. tekrar onu inkâra kalkıştı. kapalı sözlerle uğraşır.

hep çöllere düşersin. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet . onda bir cevher. onu beğenir. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı. Avcının biri aslan avlardı. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. gönlüme bir tiksinti geldi. Şimdi bu sene. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. Birkaç gün beraber kaldık. yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler. Siz de. Şam'a gittiği zaman. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun. Ben bir çok aziz derviş gördüm. sözleri yönünden . Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi. (M. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür. namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. sonra alçaklara konarlar. onlarla sohbette bulundum. Ama. eğer o bir tarafa giderse ben de giderim. doğan. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. bir lokma gibi ağzına koyaşın. Her birinin hali. onun burada yerleşmesini sağladık. ŞimurgHuma kuşu. çok zor ele geçer. değişik bir halde idi. lokmayı kulaklarının ardından.YAZIŞMALAR. Bilmiyorum ki. Bütün bunları söylüyorum ki. Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki.ile. Onlar. geri dönersin. sana garip bir hal geliyordu. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez. ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. şimdi aslana yakın geldiniz. bütün kuşları. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur. köpeklerde havlardı. Bana bir daha geri dönmedi. kendisinde bazı üstün vasıflar. İçinden dolaşırsan. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi. bu zayıf kul. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. (M. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir. Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. . çocukları yerlerinde bırakırdım. Çünkü ötekiler bir saat uçar. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı.. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. Bir köşede kendi âleminde meşguldü.görür. Başkaca bazı hadiseler oldu. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim.. taklitçi değildir.yüksekten seyreder. Eğer kaçacak yerini bulursan. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti. damarları patlayabilir. Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum. hernde davranışları yönünden anlarım. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki. ona iltifat gösterir. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. hayır dualarıyle meşguldür. bir de mana’yı gör. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. Bu bir dairedir ki kapısı. bir gönül alçaklığı bulur. Dün Perir geldi. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk. Bari gönül almak. Bunlar arasında aziz. Onların himmetsizliklerini. diri gönüllü bir derviş var ki. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın." dedi. onun hakkında. Bir topluluğun.212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim.yoktur. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim. Duacınız. Arakliye karışıklığında. soysuzluklarını görür. hakikatte yalancı ve hasetçi insandır. ama Simurgun nazarının etkisi . ağzıda budur. dediklerini işitmiş. sizce de bilinmektedir.

Bir cemaate geç geldi. o halini değiştirdi. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır. (M. 214) O oturmuş tevhid ediyor. Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar.' dedi. Onda şan vardır. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu. bir sınavdan geçirelim. Birine şöyle sordu: . onun gölgesinde yaşar. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız. Adam saraya gitti. kurtuldu. bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir.” buyurulmuştur. şarabın. "O halde halvet olsun. Kendi kendine. kördür. Onu söyleyen' dosttur. dedi. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar. Oradaki bir Allah eri. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. Zaten kaçak onun evindeydi. ama olgunlaşınca o hal kalmadı." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi. Bizim himmetimiz ya vardır. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler. şüphesiz ki ağırdır diyorsun. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun. Bir "ah” çekti. O Seydî şöyle söyledi diye anlatır. ben onunla birlikte yemek yiyeyim. Onda hemşirelik kalmadı. Ondan sonra korku kalmaz. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular. Seydî'den." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. bütün gün. ama korkudan ölürüm'. Ancak öteden beri âdet böyledir. Sen yanlış gıda alıyorsun. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir. İslamın gözü üzerindedir. Benim maksadım seni kızdırmaktı. Sende de hayırlı niyet varsa." Dedi ki. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti."Sizin himmetinizle. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor. Allahya yalvarmıştır." dedi."dediler.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. dilsiz ve kör olan sensin. öldükleri vakit uyanırlar. Hasta ise Bazen zârârlıdır. "Bu adamı götürün. Eminüddin Mikâil sevimlidir. bİzi ne kadar çirkin görürler. müminler emîrinin huzurunda. "Şunları bir sınâyalım. "Yarabbi kendini bana göster. Ben onun yerini biliyorum diyesin. Beden sağlam ise bunlar yararlıdır. ne kadar Halifenin adamı. çok sevimli. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur. başlayınca susturmak gerek. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M. ferman böyledir. Yine “Halk uykudadır." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin. tekrar Şahın yanına döner. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. Yoksa söyler de söyler. Görüyorum kî. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar. "Bunun nişanı şöyle olacaktır. düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi." dedi. Şüphe yok ki. yahut yoktur. Sevgili .Başın kararlı olsun. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. O İbrahimin annesi idi." Lokmayı onun ağzına koydu. Bu ilk işin deliliydi. "Evet. Adam bir dostunu gönderdi. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir. Allah senin işlerini düzeltir. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı. "Onlar sağırdır. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. 0 Söz söylemeye. Falan ve senin karının falan arkadaşı. Hem bu taraftan gelir. hep ekmek yiyorsun. o da geri kaçsın Biz Musa'nın.Kur'an'da buyurulan. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki. değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler. 213) Bir vakitler. o bizim adamımızdır. Şan ondadır. oradan sıçradı. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur. dilsizdir. "içmem. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar. Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi." Halife incindi kendini tutamadı. hem o taraftan gelmez. Diyorsun ki. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi. patlayıncaya kadar söyler. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın. bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar. o gayıp âleminin uluları. O babalık dıştan olunca." dedi. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. Allah sözü haktır. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir. "Sen benim karım olursun. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir. çok uzaklara koşuyorsun. dedi. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur. ona bâz.her gün. Adam. sağır. yani doğan demezler." dedi. Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. Onlar. Sen benim karım olacaksın. karşına. Kabul etmezdi. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış. önce balık su tarafına giderdi." dedi. Bağdat'ta ne kadar zembilli. hûcreye atın. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. hemşirelik kalmaz. Böyle bir ölüm nasıl olur? . "Bak ki bu ne işarettir. Sevimlidir. yoksa o çok ucuzdur. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir. karpuzun değeri. bırak Halifeyi.

herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor.A. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. "Taziye ile meşguldüm. Yeter artık açıkladın. sonra gönül kırıklığına ulaştılar. içine dalarlar. keyfleri yerindedir. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M. "Aman elimi tut. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben. 215) Ta dilimin ucuna geldi. kendi yoluna geçer. bu tarafa akar. işte bu. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. kâh öteki yoldan akar. Kâh suyun hepsi bu yoldan. akıldan geçerler. biliyorsun ki. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular. ama sevgilinin evine yol bulamazlar. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm." (M. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi. Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı. Şimdi Mevlâna'yı gör. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber. sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. demekle yetinmedi. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı. Ağacın dalına binenler. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K. Bu yaptığım belki edep dışıdır. söz üstadı olduğunuzu. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu. edep dışıdır. Hamamda daima şeytan vardır. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled. Sevgilinin yurdunda. 12/101) diye yalvardı. sevgiliye de kavuşamazlar. sizin insafınızı." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. kıbleye yolculuk yapmaktan. Ayrı. yorumlayayım. Tekrar ona gittim. gönül kırıklığı yoluyla. "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K. Yerler. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir. bana. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin. Cefa görmüştür. açıkça gördün.Hakkı arar. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler." Bayezid. Zaman olur ki. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir. Ona.) uymak ona derler ki. ama söylemedim." buyurdular. Eğer . onda ne sır olduğunu anlamak istedi. ayrı yollara. Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. evet. hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz. ama nitelikleri vardır. Hazreti Yusuf da. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. Amma." demiş. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. Sevgili ise hem nazenin' dir. ben akla uygun söylüyorum. Onun işi nedir. Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın. Mevlâna kıbleye döndü. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır." dedi. Orada dalıp gitmiş. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır. Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı. içerler. Uyanınca kendi kendine demiş ki. Rabbim en büyüktür. O yüzdendir ki. kaynağından kurtulmuş olurlar. O Muhammedi idi. tutmamışım. Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın. gönlü kırık bir Müslümandı. Başka hiç kimse yoktu. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı. arklara ayrılmıştır. yemiyorsa da istemiyorum der. doğru dürüst kendini kurtaramadı. ıslanırlar. der. bu kıble asla hali değildir. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın. dalı kırar aşağı düşerler. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır. O bir deri bir kabuktur." buyurdular. buyurdu. dua ederken. kâh o yoldan gelen su. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. hem nâz'dır. rüyasında bulanık bir suya düşmüş. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar. Ama nasıl bileyim kabul etmem. dedim. İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü.Hazreti Muhammed’e (S. bu sözleri sana açıklayayım. Onun niyazı hep naz oldu. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun. belki sebeplerini aramış olursun.

O halde. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. Derviş debir söz söyleyemez. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. arkam sana dönük. Ben geldim. Padişahın biri. bütün akla. O söz ona zehirdir. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. hayale gelen şeylerden daha yücedir. sersem insan daha başkadır. diye bir lahavle çekti. bu sersem zahitlerdendir. herkes de bilir ki. Ama eğer halk. fazilette deryadır. 217) Halktan bazıları. "Alimler. üst tarafını siz bilirsiniz. 218) Zikir kabul etmez. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez." demedikçe kimse ona iman etmedi. Ramazan ayma rastlamıştı." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım. Ona daha nasıl bakayım. O bir sığıntı idi. dedi. Bu her ikisi. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik. dedi. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. Ben diyorum ki. Evet. Peygamberlerin. "Allahtan başka ilâh yoktur. O ibadet zevkini gördün. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür. onun keremi. dedi. Diyelim ki. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez. dedi. daha yüksek birini bulasın. Ona. ey Melâna. o. Bir aralık dediler ki. Hayır. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim. Diyorum ki. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme.Eğer başka bir zaman. Nasıl olur ki. işte Ramazan geldi. Onları aldattım. dedim. Bu Şemseddin. Bana.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki. cömertliği herkese açıktır. ben de. O. Bana. O ise. Sen de Müslüman. On iki ayda bir geliyor. Adamın sözüne güleceğim geldi. Ben onu öyle okşuyordum ki. O da hırka sahibiydi. İşaret etti. başını salladı. Ancak oğulları hem evlât. o. Şehir ağası. Allahü Ekber! diyesin. ihtisap ağası. ne güzel yaptın diyordun. gel. hem de mürit idiler. sen. başkalarına söz geçirsin. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. o benim sırrımdır. yani yırtılmıştır. o. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır. Kalktı ve gitti. . sessiz bir şey olurdu. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin. acemilerin yüzsuyu olasın. ama o kimse ki cihan kendisine güler. onun yola gelmesi ondandır. bize gücenirdin. diye öğerdi. Öyle yaptı. ibadet bundan ibarettir. Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var. Başını kaldırdı. âşık mıyım diye soruyorsun. Sonra da. böyle olur diye anlattı. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka. senin önün de. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. uzun boylu ısrar ediyordun." diyerek bunda tartışmaya başladılar. Ben de biliyorum. Nereye? dedi. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. mazur gör. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. halk yoktur. üstün zekâlı bir insan değildi. bilgin ve yetkili adamdır. dedi. Onun o cevabı. Bu iki temele dayanır. (M. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. neye güler? Hazreti Peygamber. dediler. "Ben şeytanımı Müslüman ettim. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti. ondan daha büyük. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. Ona zikri öğretti. arkan da aynıdır. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir. peygamberlerin mirasçısıdır. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. kabul etti. Bu da bilinen bir şeydir. bir uygunsuzluk oldu. Kimyayı bana gönderin de. düzgün konuşması. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez. derdi. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani.yüce Peygamberin. Mevlâna ilimde. her şey haktır. Önce. hesap ettik ki. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. kalk gel. Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. Biliyordum ki. Senin hayaline gelen düşünceleri. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. Âdem evlâdıdır. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele. sanki kendi değerini buluyorsun. bana işaret ettiler. olmasaydı söz harfsiz. (M. Şimdi ulu Allah. Ama adam dosdoğru konuşan. başkalarına nasıl güler. yani âleme gülünç olmuştur. Mevlâna geliyor dedi. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir.

ne de insanın kalbine doğmuştur.başka hiç bir şey göremiyordum.Ibni Sina'dan faydalanmıştı. Mecaz. derviş sözünü aklında tut.Üçüncü kez okudu. Ama. Ta ki. O. Onu öyle elimin altına alayım. Kur'an'da. onu bir an durdurdu. Ne içebiliyor. eğer gelmeseydim. o kendi sarığını tuttu. bilirlerdi. Şiir: O kimse ki. Oradaki Hak. Hava ve heveslerle. orada yer yoktur. Bir perdenin delilidir bu. (M. aramızdan bir şey eksilecek. Orada herşey göz kesilmiştir. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi.Muhammed Gazalî. 219) Onu tekrar okuyor. bütün lâfı Enel Hak. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse. Gördüm ki. ama düşüncelerine aykırı davran. pislik yuvası gibi dolu olur. O. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz. parmakla gösterilir. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. Cihanda yaygın bir mısradır bu. 220) Dostluk onun dostluğu idi. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir. O. nasıl gidebilir? dedi. yani ben Hakkım'dır. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. Onlar gerçekte böyle yaparlar. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. geceleri. diye özür dilemeye başladı. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir. inşallah Allah dilerse. fesahatte. dedi. ne de dökebiliyordu. Oysa. Tövbe et. dur. işte şimdi beni öldür. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. geçip gitmeye razı olmuyordu. Gönlüm onu bırakmaya. Gazalî karşısına gelsin. yabancılık girecekti araya. yok olacaktı. Mutriplere. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. dilin kesilsin. Kutsal hadiste. Çünkü dünya bir köprüdür. Gerçi o sana sebebini söylemez. "Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. şehvetle dolu insanlara. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. ne gözler görmüş. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi. çalgıcılara. mademki söylemedi. dendi. Sen. Ansızın bir gürültü duyuldu. Hemen oradan kaçarlardı. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. derhal azarladı. çok üstün yaratılışlı. şüphe yok ki rezil olur. Hele şu. sarığım yere düşmüş. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır. (M. Gülümsüyordu. korkusuz yatardık. ama asıl sebep başka idi. Bütün felekler onun gönlünün altında döner. Bizim aramızda ayrılık olamaz. davulculara seslendi. Kur'an'da. Şüphesiz ki o zavallı. Allah rahmet etsin. hakikat de mecazın köprüsüdür. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. Onu bayındırlaştırmaya. sırdan pek az bahsedilmiştir. Bey şöyle bir başımı çevirdim. yere düştü ve başı yarıldı. Evet. . ayrı ayrı yatsaydık. Bu gece.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. böylece hep benim elimde olsun. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider. sinirlerimi. namaz yerine sıçrattı. söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. ne kulaklar işitmiş. Biz eğer bu halin dışında. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. bu ip ile asılır. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. çalgılar çalınsın da. öyle aciz bir hale getireyim ki. şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu."anlamına gelen bir müjde vardır. sana. Ansızın gördüm ki. İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. boynun kopsun. bu huydan vazgeç dedim. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. Bu halde. Şeyh. dedi. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. bunu ne ile ispat edersin. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. demediği için hoşuma gitmedi. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. hakikat'in köprüsü. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu.

tam vakittir. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş. dediler. Allah onu doğruya çıkarır. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok. daha üstün bir hal idi. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. Büyük efendi. . Ama bu.dedi. bir dönüşün eseridir. Sen daveti. sırlar var. Kur an'da ne güzel incelikler.A. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. evet yalan söyler. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. Nasıl ki. sonra zaten pek az. değerli ömürlerini. köle olursun! Evet. Uyku ne gezer onda. ondan bir pay alırlar. Çünkü kirler yumuşar. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek.(M. (M. helâl olsun! Allah bilir. ona kul. Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş. Yahudi. sen de zavallı yoksun. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. dedi.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. Ayakları uyuşmuştur." Nihayet o ne idi ki. şüphe yok ki. ne hamamcı razı olur. sade meyhaneye gidenler. benim yiyeceğimi de. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı. o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. Çünkü vakit. bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. Yine Peygamber. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur. Bunlardan konuşmak hoş değilse de. Helvayı. ama hepsi birden kımıldanınca. orada nice paralar sarf edenler değildir. tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. Biri dedi ki: Onu bana ver ki. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı. Ne mutludur o kimselere ki. onunki yine ağır basardı. Ekmek lâzım.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. Buna. bedenin kirini evden hamama götüreyim. savruklar. bütün bir topluma erişmez. bu cevher herkeste yoktur. ne de hamamcıyı yaratan. yolda para buldular. ondan aydınlanırlar. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir. ben de kalktım helvayı temizledim. yahut zehir cinsindendir. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. benim yolumda yürürler. Ancak. Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. Hazreti Peygamber. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim. başka bir hal. Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar. Israfçılar. Ama. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. istiyorum ki. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. Bana. elbise lâzım. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın. iş Allah bilir. Bir kaç ahmak haram mal topladılar. herkes inancından başını sallasın. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da. onunla helva yaptılar. buyurdu. rahatsın. Ama Müslüman gece yarısı kalktı. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. başaramadı diyelim. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. O zaman. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur." Yani biri burada bir hizmet yaptı. giyeceğimi de sağlamaktadır. hizmette duraklama olur. O. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. Benim işim böyledir. demekle tamam olur. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum. ama öteki niçin helâl olmasın. eve nasıl döner. bağımsızsın. şimdi erkendir. âşık ve yoksun zavallı. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir. çağrıyı herkese karşı yaparsın. yarın yeriz. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. gamsız ve hür yaşıyorsun. Hıristiyan sabah üzeri kalktı.

Ah ve feryat etti. Benim hemşehrim oluyorsun. O teraziyi. Seyyid Hattat'ın dediği gibi. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler. bu kimden bahsediyor dedim. kirpi. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. hayal bozguna uğrar. Vuslat geceleri olsun. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. yok bulamazsam elimdesin. domuz. derdi. köpek. (M. çok bile. beyan etti. Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti. hep onu gördüm. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim. hiç bir şey geri bırakmamışlardı. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. mümkün olmadı. Ama ümmetimin fukarası demediler. Ne söyleyeyim sana! Sen. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. dedi. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. 223) Tebliğ etti.. dışarı götürün bunları dedi. bu saatten Çabana kadar burada kal. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı.sen git kendi makamına çekil. benim o kervansarayda bir odam var. senin için. sarığını külahını giymişti. Titredim. ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk. Öyle bir delikanlı erkek idi ki. oradaki pis döküntüleri yerdi. Senin elinden inliyorum. O can dostudur. Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin. kaplumbağa. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. nasıl olur? Nur üstüne nur olur. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim. Ben zahidim dedim. Hallacı Mansur gibi olmayayım. Şimdi de artık mal yiyordu. 225) O yüksekten beni gördü. yengeç. inledi. dedi. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. Hoş geldin sefa geldin. Üstü kapalı söyleyeyim ki. dedi. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. karnını doyurdu. dedi. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. onlarla öylesine meşgul olmuş ki. fare. evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. Ne yazık ki. Gönlümde bir şey burkuldu. Evet. Aynı sofî şakalarına başlardık.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. âşık olacağım. raksetmeye başladı. Ah. hoş bir şey. bu böyledir. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. demeden öylesine kupkuru davranıyordu. dedim. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. Her taraf bom boş. Öğle sıralarında da gelmişti. Ondan sonra dedi ki. Ben bir vakit istedim ki. bu mânada anlarlar. o sırada aşağı gitti. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. şaka ve edepsizlikler eder. Sebebi anlaşılamadı. Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti. Ama ilk konakta hepsini yemişler. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum." buyurdu. Oturdum. tilki. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler. Tebrizli Zahid'e göre. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. bildirdi. kurt. o zaman da ben oraya giderdim. O eksik idi. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. bir ah çekti gitti. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. Müminler."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir. Hırkasını sırtına almış. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. yüzümü doğruca binaya çevirdim. çok da yiyecek götürmüşlerdi. Benimle pazara gider. Gördüm. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. hemen çarh vurdu. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. geri dönmesi mümkün değil. Gündüz akşama kadar uyursun ki. (M. Gezip dolaşma belli olmasın diye. Elbise karşılığı için ne derler? (M. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. O çağlar geri kaldı. Ama hep onu değil. koyun kebabını beklemedi. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. anlaşıldı! Ama geçen geçti. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. kertenkele. sevgili ile geceleri halvet olayım. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. Gündüz uyumadım onunla. Senden bahsediyorum. eğer buraya gelmese. sana elli dinar ikram edeyim. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu . dedi. Ona. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider. Beni çağırdılar ki evimi göreyim. Benden ne ücret istiyorsun.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi. fil. Ama faydasız uyku gelince. Ben damda idim sağıma soluma baktım. Dağıtın. Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler.

açık cefalarda bulunuyor.Ama sen diyordun ki. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. dedi. o kadar duman yuttu.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. Ne nazım'dan anlar. Aman bu adamı yakalayın. Ne gariptir ki. En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum. Ama kanatlar açık ve boş olursa. dedi. yoktur. var. Arş'ı. senin makamın nerededir? diyordu. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. Maksadı bir söz söyletmekti. dedi. O hiç aldırmadı. Kürsü'yi. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. çocukluk etme. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. taklitçi değildi. o süt de içer. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. Şamda bir adam vardı. Yüce Allah. Şeyh gülüyordu. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. Görmüyor musun ki o oturmuştur. odur. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. falan gün de ben böyle . Nizamî. Ama bunları hep Hakim Senayı. Evet. yahut bir köylüdür o. dervişlik vardır. keyfine bak. Cennetleri yaratmıştır. benim ondan ayrı kalmam çok çetin. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. Ona. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. Hakanî ve Attar mı söyler? (M. göklerin yaratıcısıdır. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. ayağı bağlı idi. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. yoksulluk. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. Orada bulunan birkaç Arap da. Kendini ona verdi. niçin bir şey söylemiyorsun. Peyniri Pars denilen canavar da yer. 226) Allah nuru ona çakmıştı. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. Yürekler paralar. ciğerler söker. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. deyince. Kutup geldi başını önüne eğdi. dedi. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. Nurları. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. böyle ağlıyorum. burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu. Herkesin bir azığı vardır. adam. dostun var mı? Evet. ne de düz yazı bilir. Izzeddin. Nihayet ben de onun için istiyorum. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. kaçtı. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. her neyim varsa ona vermek istiyorum. Onların halinden anlatmaya başladım.yaşamaya razı idi. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. bu yolda senin yoldaşın. benden bir şeyler geçti. dedi. bizi kabul etmedi. tekrar ona verdi. demiş. Falan gün başını örttü. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. ahmaklık etme. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. o bütün mavi boyaları herkese verdi. Ceylânlar. Ne olur açık söyleyemiyorum. Kılı kırk yarıyordum. Özgürlük çok hoş. geri dönmek de artık mümkün değil. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum. yahut da hal ehli değildir. Ancak biraz üzüntüsü var. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki. diyordum. Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. ululuk bulasın. Sürmari'nin oğluna karısı. Bana sövüp sayıyor. bir söz söyle bir şey emret. Bir yerde ki. "kendini bana göster" dedi. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. karnını doyurur. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm. onu benim karşıma getirdi. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. bir nazenine naz ediyorsun. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. Sen başka bir yerde nazeninsin. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. dedim. Kutup. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. Belki bir çiftçi.

peki sirkenin senin ağzında ne işi var. Ben biliyorum ki. 20/3) buyurulmuştur. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. Hazretle kaç defa konuştuk. "Rahman Arşın üstündedir. Büyük Hamid. Köpek de yavrular doğurur. âşıka daha hoş görünür. Yoruma dikkat et ki. sen gitti. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. Bir kimseden incinirsem onu yakala. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak. Kuran'da. Dedi ki. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra. (M. İsterim ki. Hep onun hikâyesi. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam. Bunları çağıralım. Ebubekir'in dostu. Kalbim ağrıyor. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. yerden maksat da onun vücududur. Arşa hâkimdir. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. bir dönüş içindir. övmeye değer. Gittim elimi karnına koydum. dedi. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. yani kâinatın elçisi. (M. onun dimağı. Ben de onu istiyorum. Nasıl ki." (K. hem onun hem de bunun dostu idi. bana başka biri geldi. Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. dedim. utancın ne yeri var? Adamın biri. o da aracı dostun ayağına kapandı. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. "Siz sanır mısınız ki. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. o zehirdir. onu yakala diyorum. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin. bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur. Ama Muhammed'i." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler. Beni mi daha çok seviyorsun. düşmanı da severim. 23/117) buyurmuştur. Derviş kadınlarına bir şey söylemek. Allanın huzurunda duygulansın. Öküzü gördü. Kendine geldiği zaman. ben Kerimiddin'i severim. diyelim ki ağzın şeker doludur. ama gerektir ki o da zahiri korusun. 229) Ama Hak. O Arş denilen makam." (K." buyurulmuştur. Allah Kur'an'da. Beni ululayın. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. içi doludur. bana hiç ziyanı dokunmadı. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir. bu ne gebeliktir. sizi boş yere yarattım. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. Allahındır. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. Tattım. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki. başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. dnu götüreyim. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan. 2/206) buyurulmuştur. Hazreti Muhammed'in kalbidir. dervişin biri. Bana açıkla diyordu. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. ama Şehzadeyi göremedi. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır. el kaldırmak yakışmaz. dostumsun demek. Her kim. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır. ama herkes kendi halini anlar. Burada göklerden maksat. Gördüm ki gebedir. "İncinme. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor. Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır. Aşk her ne kadar fazla olursa olsun.söyledim. Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. kulağını yahut başını okşayayım. Ne var ki. Büyük Izzeddin. haberim var. "Yerde ve göklerde ne varsa. Dedi ki: Hazreti Peygamber. Derman derdin olduğu yere gider. onun halinin ifadesidir o sözler." (K. . beni yoksul olarak dirilt. ama onu dinlemek istemem. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. namaz kılsın. Başka bir âyette. yoksul olarak öldür. 228) Ağzın sirke ile doluysa. dedi. bakalım ne olacak? vah.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü." (K. Çünkü ben Allahyım. Bunun sırrı başkadır. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz. ancak teslim etmek gerek 'o kadar. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir. demeyesin. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. Fare.Farenin biri devenin yularına yapıştı. gel gel dedi. (M. Beni Allaha ısmarla. nihayet dizkapağında. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. dedi. Şimdi sen de tövbe et ki. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu. hiç aldırmadı. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek. Sen kimsin? diyordum ona. Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. deveyi su kenarına kadar yürüttü. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. o zaman geçti." buyurulmuştur. Önünde bir pul değerinde helva var. Diyemez ki. Ne yazık ki. Gözünün birini bir balığa. ömür vefa etmiyor. su çok büyük ve derin. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. Sudan geçmek kolaydır. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir.hem de şeyhi oldu. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. sinirini koparır. Allah daima gayretli davranır. Geldim eteğine yapıştım. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. iyi bir iş yaptın. ben doğru konuşuyorum. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen.dedi. 239) Bu şükran secdesidir. Üstat ve kâmil bir insan idi. ötekini başka bir balığa dikmiş. (M. yahut keski hiç yemeseydim. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. dedi. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına. sensin dedi. benim tersim de sensin. Burada işi düzeltmek gerektir. onu çekmeye başladı. Biri sordu: iblis kimdir? öteki.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. Sen akıllı kişileri dinle. gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. Söz sözü açar. yürü bakalım! Fare. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir. cennette kendine açık bir makam hazırladın. Deve uysallığı. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. Bu da nefsin düğünüdür. 10) buyurulmuştur. sonra kes. derler. O çabuk yürüyüşlü. Bizim canlı Allahmız var. Nasıl ki. işlerimizde daima iyi. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk. sen bilirsin. evlenmeler bir türlü değildir. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır. Benim ipim uzun. Hem de söylemek gerektir ki.değerse Müslüman olur. geceyi size örtü kıldık. ama dizden dize fark var. Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim. önce kumaşı ölç. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. Hakîm Senayî'nin hem müridi. gemiciden sordum. . bunun sözünü etmeye değmez. ölüm bin kat daha hoştur. 78/9. Uykunuzu rahat. Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. "Uykunuzu size rahat sebebi. başka bir parıltı daha belirdi. benim nazarım ona. güzel tedbirler alalım. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz. hiç bir ses çıkarmadı. dedi. hiç kimse konuşamaz. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır. Bir dindarın önündeki bir akçe. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. başka kim olacak? Düğünler. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. heybetle bir baktım. dedim. Eğer söyleseydim ödün patlardı. kendi yerini de gördün. Kur'an'da. Fare. Ayağını suya basan deve. kenara çekildik. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer.

onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu. Sonra tekrar dili açıldı. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki. ben sizden herhangi biriniz gibi değilim. şüphesiz ben de sizin gibi insanım. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. o da bana vahiy gelir. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim. o geç kalır. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. yine de Yahudi. Sen bana bakma. ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım. Hey anneciğim. dedi. Sustu. hey anneciğim! Silâhımı getir. diye soracak dedi. . onlara ne insan eli. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. konuşamadı." (K. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır. bu. biz çok sopa yedik." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. Bunu o söyledi. (M. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. Meğerki ben istemiş olayım. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. Şu şartla ki. hav hav senin annen babandır de. Efendimiz dediler. onlar da pek çok eşya götürdüler. 241) "Söyle ki. onun heybetinden eve kaçtım. mahallenin başında havlayan o köpeğe. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim. Köpek havladı. ama o yine de Yahudi'dir. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. öteki yankesici. Mevlâna'yı değil. Şarapçının biri şarap satıyordu. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı. Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. kendi kendine. Parmağımı öyle bir sıktı ki. Kuran'da. Hazreti Peygamber. diye düşündü. Kadının biri bu sevdada idi. Yarabbi onu tut. ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz." (K. Yani ben açık bir iş yaparım. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. Sağırın biri değirmenden geliyordu. Siz şu katırı kulunuza veriniz. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden. ama hiç kimse bilmez. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. (M. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı. sensin. yağmur gönderdi ki. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. 55/56) buyurulmuştur. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar. Onlar geç kalmışlardı. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki. bunu değil. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse. Niçin sıkıldın. dedim. onu onu! dedim. dedi. dışarı çık. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum. görüyorsunuz ki. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. Anne mızrağımı ve kılıcımı getir.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. Ona göre kıyas et. falanın başına ant içeceksiniz. Ama çok soğuk ve yersiz olur. çağlayandan. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. dedim. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. ne de cin eli değmiştir. dedi. benzerler ve eşler niçin olsun. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. Peygambere. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu. Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi. yürüdü. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. Onların aralarında yaptığım o işten. falanı değil. Bu hırkamın kolunu öptü. Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın. hav hav. soğuk kaçtı. birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. bu ayağı da değil. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. değirmene doğru giden birine rastladı. Yedi Tacik üstümüze saldırdı. Benden bir söz işitti. Selâm vermeyi bile unuttu.

olanı biteni annesine hikâye etti. Halife. Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden. medrese. Kadına yaraşan en iyi iş. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı. Hal hatır sorduktan sonra. Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. O misal yönündendir. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. Tekrar evine gitti. henüz şüphesi geçmemişti ki. Yavrum. O kendi başını. Çünkü sözde mâna. istemezsem gitmem. Hayır. bu ne düş. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. kara sevda ve delilik hiç değil. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. Bayağı divane oldu. Annesine altınlar. Allahnın kutsal sözündeki mânadır. Eğer başkaları işitecek olsa. (M. zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. Yoksa ben seni sevenlerdenim. Gerçekten böyle oldu. kızı gece evine getirdiler. ne hayal. dedi. mânada söz kalmadı. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum. Sonra tekrar etrafına bakındı. Bu oğlan başımızı yiyecek. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. insaflı olanlar insaf ederler. Bir daha böyle şeyler söylemesin. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. Maksat. aman Yarabbi! dediler. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. dedi. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu. bu sözleri onun deliliğine yorar. ünü halifeye kadar ulaşmıştı. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım. pişman oldum. istersem giderim. bundan bir uğursuzluk sezdi. 242) Saidi Müseyyeb. kara sevda sana geldi diyorlar. Said'in bir de çömezi vardı. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. diye emredersen. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. . incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana.S. ne de sayıklamadır. Komşu kadınlar. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı. ne tuzaklar kurdu. Annesi bu haberden çok ürktü. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. 243) Anne hâlâ şüpheli idi. her şey yerli yerinde. Onun ne yeri var. Bağdat müderrislerindendi.) yolu gibi aydınlık yoktur. bütün yollardan ve gidişlerden. Bana falan şehre git. ama bir türlü elde edemedi. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim. güzel kızımı sana ereceğim. bu nasıl olur? Kız. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. Güzellikte. bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. çok ilgi gösterdi. Allahya ant içerim ki bu hayal değil. elime geçeni burada sarfedeyim. gümüşler getirmişti. dediler. dedi. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir.

ama yine hoşlanıyorum. dedi. Senin. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor. İşte böyle şimdi ne yapalım. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım. 245) "Sultan. Biri okunu uzağa atar. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. ne onlar bizimdir. onun ise dünyada gözü yoktur. Keşke onun göğsünde tüy olaydım.onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. yahut beni unutan zata uğrayalım. "Gördün mü. Dünya ahiretin köprüsüdür. Derviş evine gitti. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim. Fakat bu başkalarının işi değildir. Ben neredeyim? Benden haberi yok. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir. o belki. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. ama o da buradan değil. dedi. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın.A. ilâhi söyler. Benden bunu öğren ki. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? . benim de. Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. ne de biz onlardanız. ondan daha yok mu? getir. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. ama belki o bizden daha üstündür. onlara yaraşır. Yarabbi işimi kolaylaştır. dedi. Ebubekir onu bilmez. Ondan. der. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. biz de öyleyiz. ondan getir. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. bir sofra getiriyorlar. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur. o perde içinde dünyadan göçtü gitti. Derviş. Bu iftiradır. hayır.sözü öğünme yönünden değildir. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. Ah ve figan çocukların işidir. Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz. ona biri. senin yanında onlar gerektir. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını. diye yalvarır. dedi. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır). dedi. Bunu anladım. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. Biri gerektir ki beni güldürsün. Hem kendin. Evvelce sende ondan var idi getir. Öteki bir hava tutturur. Çünkü biz dünya adamıyız. bunu anlattı. perhiz edesin ilk işin budur. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. O öyle arıktır ki. ama sen önüne perde çekiyorsun. biri de olmalı ki beni güldürsün. Benim gönlüm her şeyi istemez. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin. Hoca keramet göstermişti. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. der. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. Onun da sakalı var. Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. biz de sizin. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. Gördüm ki.) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. kendi nefsine perde oluyorsun. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var. raks eder. Böylece onların adları anılır. ben bir şey değilim der. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. Evet. dünyaya yaramazlar. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. der. Soğuk ve donuk şeyler. başına şarap dökerler. ey Allahm gönlümün dilediğini ver. Meğer. Biri ağlar. yemeğin karşısında sabredesin. alnında bir işaret görüyordu. Ben sana bin dinar vereyim. başka hayallerle karıştırıyorsun. büyük aşk derdine düşmüşlerdir. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. müsaade et de biraz gönlümü avutayım.. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir. bunun başka mânası vardır. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M. Evet onlar azap çekerler. Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. O ben bir şey değilim dedi. Kur'an'da. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. onun hiç bir şeyi yok. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum. başına su dökerler. Bu da ne oluyor derler. dedi. Onun altını da var. dedi. kerem sahibi olur. urbası da var. Ben ahvali biliyorum.

şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. diyordu. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. Çocuklar. Olmaya ki. bak ki. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. dedi. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. bu namaz kılmaz. dört yüz oda yaraşırdı. Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. dedi. "Sizi korkudan. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. Halbuki. Ondan bir feryat kopar. Hiç bir iş yapamıyorum. 156) buyurulmuştur. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Çünkü bu ses neyden çıkar. ayık sarhoşlardır. Eğer işitirse. Ayaklarının altında öl. Falan. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da." (K. Dil yarası acıklıdır. 248) Perdenin arkasına git. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. Hiç şüphe yok ki. Aşktan yüz mü çevireyim. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. çığırtkanlar bağırırlar. evet fena değildir. ikinci hafta. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Ona söylerim ama tekrar unutur. yahut dinler de söylemez. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. madem ki biliyorsun." (Bakara sûresi. Müjdele. Doğrudur. açlıktan veya can ve maldan. doğrudur. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir. Sonra bir çölün ucuna varılır. O oyuncakların her biri için bu ne hoş.)yüce katına getirdiler. Kıyamet peşin kopmuştur. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Deveden düşersin. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. Akıl sahibine bir işaret yeter. adamcağız. Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. ne tuhaf oyuncaktır. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. temel onlardır. Güneş böylece her tarafa bakar. ama içinden elini ağzına kapa. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Bu da bir imtihandır. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. dediler. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit. Size tekrar söylüyorum. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. bir zerre kaybolmaz. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. çekilen emek nispetinde elde edilir. hemen bir hüner gösterdi. (M. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. çulhadır o. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. Keşke surette uyuyaydık. çünkü ateşten kaçmaz. O çocuk yolda kalır. Evet. Gittiği yerde ne bir. Ebu Said bir topluluğa rastladı. Yani dileği uğrunda uyumazlar. Münadiler. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar. Çölleri aşmak başkadır. (M. Bunu sonradan söylemek yalandır. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. halinden hoşnut musun diye. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Allah bilgini. Bu sana uyku getirir. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. Feryada gücüm yetmiyor. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. der. işte bir iş çıktı. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. o yüceliği. Allah her kemali anlar. A. çocuk babasını göremez. doğrudur. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Haccın zevkine ermek de başkadır. Halbuki ona iki yüz değil. Onlar. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. bunlara sabredenleri müjdele. Gel demesine imkân kalmaz. herkes kendi başının çaresine baksın. Bunlar akıllı. Önceden söylemek gerektir ki. Hazır buldukları ile . Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. kuvvetli dayanağın var. işittiğini ya söyler de dinlemez. Bir işimiz yoktur diyoruz. mey içerler mest olurlar. onu düşünmek bile gerekmez. Kudret. Hazreti Peygamberin. aşağı inmek değildir. çabucak yemek geldi.

ne tuhaf oyuncaktır.ihtiyaçlarını giderirler. dedi. Allah her kemali anlar. A. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. Anlarım. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. dedi. çabucak yemek geldi. Kudret. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. O çocuk yolda kalır. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. Onlar. herkes kendi başının çaresine baksın. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. ama içinden elini ağzına kapa. çığırtkanlar bağırırlar. Müjdele. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. Haccın zevkine ermek de başkadır. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. işte bir iş çıktı. Gittiği yerde ne bir. Halbuki ona iki yüz değil. çocuk babasını göremez. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. Çünkü bu ses neyden çıkar. Deveden düşersin. halinden hoşnut musun diye. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. başım havadadır. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. dediler. Katır. Ayaklarının altında öl. Çölleri aşmak başkadır. Gel demesine imkân kalmaz. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. diyordu. dört yüz oda yaraşırdı. Bu sana uyku getirir. Falan. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Evet. Bir işimiz yoktur diyoruz. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. ancak. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. doğrudur. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. aydın bir gözüm vardır. kuvvetli dayanağın var. neresi yarı düzlük. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. der. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. Aşktan yüz mü çevireyim. Feryada gücüm yetmiyor. Sonra bir çölün ucuna varılır. açlıktan veya can ve maldan. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki. yahut dinler de söylemez. Olmaya ki. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. ben yüce himmetliyim. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. bu namaz kılmaz. ikinci hafta. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi.)yüce katına getirdiler. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Münadiler. ayık sarhoşlardır. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. Tekke. (M. Ona söylerim ama tekrar unutur. Hiç şüphe yok ki. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Tekke. doğrudur. ancak. "Sizi korkudan. evet fena değildir. Eğer işitirse." (Bakara sûresi. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. Önceden söylemek gerektir ki. bak ki. mey içerler mest olurlar. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Katır. . neresi bozuk yoldur. 248) Perdenin arkasına git. 156) buyurulmuştur. Yüksek bir başım. Allah bilgini. temel onlardır. ben ise çok kere kervanın başındayım. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler. Bu da bir imtihandır. işittiğini ya söyler de dinlemez. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. (M. Kıyamet peşin kopmuştur. Hiç bir iş yapamıyorum. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Bunu sonradan söylemek yalandır. bunlara sabredenleri müjdele. onu düşünmek bile gerekmez. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. Akıl sahibine bir işaret yeter. adamcağız. Doğrudur. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Ebu Said bir topluluğa rastladı. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. Dil yarası acıklıdır. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. aşağı inmek değildir. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. neresi düzlük. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. hemen bir hüner gösterdi. Bunlar akıllı. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. isa'ya inanan Hıristiyanlar.

beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. Onun arı ve yüce benliği. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim. iki kısımdır. Bu der ki: o mekândan münezzehtir. gelmedin? dedim. diye sesleniyorlar. Şah gitti. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. Hak âlemi hoş bir âlemdir. şu duvara vursan delerdi. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. derler. sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki. işin içyüzü böyledir. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav. Falan yeri tutalım. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. Gıybet ise büyük günahlardandır. hazır olanı anmak da ürkmektir. Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. gideyim danışayım. Zavallı ben.. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. B. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. "Ey Resulüm söyle ki. halbuki karpuzun tadı hoştur. neredeydin ki. dedim. Müjde dediler. kan dökme. hazır ise vahşet. iki halin dışında değildir. dedi. Allah karpuz gönderdi. bühtan. Armut boğazda düğümlenir. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum. cevherimin ne olduğunu. tallahi derler.Bir kaç kişi vardır ki. böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor. Her lâhza.A. Diyelim ki. bir zümre safa taklitçisi. billahi. Kur'an' da. istiyorum ki. hem de ondan söz nakletmezler. Beni kurtarırlar mı. Öyle bir yumruk vur ki. şimdi geri geliyor. Pabuçsuz dışarı fırladım. Biri doğrudan doğruya ona. bu varlığa doğru her an ayrılık var. böyle konuşmayı ayıp sayarlar. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. yani gıybet. sultan şöyle yaptı. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. ayrıca. Bir zümre vardır ki. Çünkü o taraftan. Gaibi anmak. Allah rüyada görünebilir derler. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. yaşa! Ömrün uzun olsun. Eğer git derlerse. Evet. diyorlar. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. Dışarı çıktım. ancak kendiliklerinden konuşurlar. Bir çoğu da onun ne rüyada. Bilgiyi. Arap kılığına bürünmüştür. ondan uzaklaşmak. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. Derler ki: O. hoşa gitmez. dediler. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. Bazıları vallahi. Meğer ki sultan ona yardım etsin. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. ürkeklik gösteriyor. gönül taklitçisidir. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. O taraf aynı renkte. kendime geldim. Bir zümre de Allah taklitçisidir. denilebilir. (M. Artık biz de şaşırdık. Bu toplulukta hep bundan bahsederler. gel git. Evet dediler. işin içyüzüne bakarım. semiz bir delikanlı da olsaydı." (Kehf Sûresi. Bu bir nevi küstahlık olur. zulümdür. ah git der. çabuk meşhur olalım derler. (M. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım. 110) buyuruyor. önüne koştum. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. Bir topluluk da hem onu taklit etmez. aynı şekildedir. kardeşlerim var.' Dört büyük günah. ya gaiptir.) taklitçisidir. Zikreden bir kimse. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki. Bunlar taklitçilerdir. benim de tanıdıklarım. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. Şah mı geliyor? dedim. falan medreseye yerleşelim dediler. Arap dilindeki mânalar. Zavallı kapıcı. bir tayfa da Mustafa (S. Yemin. . Ya hazırdır. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. Allahdan söz açarlar. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. Her nerede ki. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz. karşıma geçer. yani Allahya işaret eden zamir. 250) Bir zaman din bilgini idim. O der ki: Allah arş üzerindedir. yani Allahya. öteki de onun hakikatine işarettir. o medresede o ciheti öğrendiler. T harfleri. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. Divane oldum. Yeniden canlandım. Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir. Onun yanında çok zikretmek. niçin geldiğimi nereye gideceğimi. Marifet öğrenelim. Bari sen gel. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). bir şey okuyayım ki. eğer o sırada yanımda olaydın. ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler.

Hak Peygamber seninle iftihar eder. hem de secde etsin. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. Kör Bedreddin'in damadı. Bugün. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. Ancak yakınlık yönünden olsun. o. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun. bari çileyi boz da dışarı çık. sonra görünmez olur. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. Tertip ehli erenler. Ola ki o seni görür. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir. Bu mim ise mânanın perdesidir. dedi. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur. Henüz çocukluk çağında idim. Yahut bal içindeyiz. Bir su kenarına geldiler. Bu şiirin kelimeleri. Şimdi hale ve işe bak ki. ucu bucağı yok. Allahnın sözünü. Henüz hamdır diye bir ses geldi. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. yarım selâm bile vermez. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. eğer Muhammed batıda olsa. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. bu sana müyesser olmuyor. onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki." (Kutsal hadis) buyurmuştur. isa'ya göstererek seninle öğünür. bütün varlıklara değer. Musa'ya. kendi kendine yansın dedi. o geniş yenleri ile. Onu kendi köşesine salıver ki. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar. Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler. . "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. Deve ayağını suya soktu. kolayca geçilir. Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. gel gel. cansız şeyler. elini tutar. görünüz der. benim başımdan aşar. onun dilini. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek.Mısra: Kâbeden. alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. Canlı varlıklar. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. Kayıplara karışır. Bunların gerçek raksa başladığı saatte. Su diz kapaklarını geçmiyor. Karınca. ama dadi. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. Erginlik yaşına varmamıştım. Her tarafı dolaş. Ona ümmet olunca. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. O nasıl ayrandır ki. bunlar hep insanlarda vardır. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. bu adam benim ümmetimdir. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. gerçek budur! Nasıl ki Allah. Onu. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır. çevreleyen bir kâse de yok. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. gönülalçaklığı göstersin. (M. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su. sen ona ümmet oldun. 252) Beni dolaştırıyordu. ayıptır söylemesi. Hazreti Resul. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz. der. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. Gerektir ki o selâm versin. Yüce âlem sensin. senden hiç yüz çevirmesin. o da sevinçle raksa başlar. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. o coşkun dost beni yakaladı. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. bakınız. felek boşluğunun güzelliği.

Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. Derviş. O uzaklaşmaya yol açar. sofiler temiz yürekli idi. 254) Kuran'da. İki defa doğmamış olan mahlûk. (M. Nasıl ki Allah. şaşırırlar. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. Bir sema âleminde idi. . farkı yoktur. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin. evin yolunu çıkarır. bir dervişin eline iki testi verdi. kendi nefsini unutmaktır. Musa. kulluk ondadır. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur. Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. Etrafında toplanırlar. Bize vaat ettiler. "Benim katımda söz değiştirilemez. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur. evet. Allah sevgisi gecikmez. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz. nereden geldiğini. Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir. En iyi öğütçüler. Ruhuna binlerce rahmet olsun. ona göre ağlayayım. 194) buyurmuştur. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik." ve sonra (kulunun dilinden). bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. sana konuk geleceğim. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır. Ona da akıl perdedir.Sonra eline bir ekmek parçası verdi. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. melekût üzerine çıkamaz. dedi. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. sevinirler. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki. dedi. kulluktan sorular sordum. önünden sonundan haberi olmaz. Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur. Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın. o zaman zorlanma zamanı değildir. ama evin içinde yol çıkmaz. gönül perdedir. burada güvenlik kazanılmaz. dervişe. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü. Gerçeklense de gerçeklenmese de. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki. Bu gerçeklenmemiş. son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır. ama başka bir işte de kullanırlar. çabuk su getir. Zamane onu da götürür. Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. ve nereye gideceğini bilsin. nefsime taatten. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. fakat bizi unuttular. dedi. Melek. sözdür. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır. sen kimin elinde görüyorsun. güvenlik yolu buradan çıkmaz. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. başkalarına öğüt vermek. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. dedi. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'". Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim. nimet sayarlar ve yeri öperler. Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır. Sıkıntıdan kurtulurlar. O sağlam imanım başka bir şey olur. Çünkü bu duygular. (Enam Sûresi. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. ben sana iki kat kulluk edeyim. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek. cevap vermedi." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe." (K. ağırdır. Talip için dedi ki. Musa Aleyhisselâm. Şimdi o ölünün vasıflarını say ki. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. İç ve dış duyguları da bunun için verildi. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar. Bu birliği. 91) Kur'an'daki. Derviş şaşırarak. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. 60/1) buyurdu. "Ferahlandılar. işte benim üstadım budur.

Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. Lut Peygamberin o ahlâksız. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım. bunu inkâr etmişti. A. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi. Kudret Allahnın elindedir. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken. Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. O kadıncık. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır. âfetlerden kurtulsun. ama bizimkini geri bırakırlar. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. kolaylıkla saçasın diye. asılmış üzüm hevenkleri. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. ne oluyor? dedim. Hazreti Muhammed. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş." (K. demiş. (M. O ister adam oğlu olsun. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa. O. Hakkın sözünü dinle. bir kaç kişi de vahyin indiği yer. Yani. mühlet vermiyor ki. Ne kör ve sağır ediyorsun. Kâfir olan Nasranî. hangi marifetten bahsediyorlar. önce korku gelir.Yer sarsıntısı. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar. cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. Ben göremiyorum ne yapayım. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. tutarsam dışarı atarım dedi. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var. Bu güzel cevaptır. "Yer sarsıldığı zaman. onlar nasiplerini alırlar. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. diyor. (M. Sana bir hikâye anlatayım. bir şeftali vermedin! Ben. Tebriz'e de gideceğim. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın. 257) Oraları görmedim. Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. ister başka biri olsun. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. Lehaverli Şeyh Şeref. Ona uymayan bir insan. o kahpe. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. dediğinden bahsediyorsun. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi. Gönül için. Şimdi gerektir ki. 256) Tavîl. teklif de fazlalaşır. Kâfir olan Yahudiler de. diyeyim. öküzün bacağından olsaydı. Bakayım topal mıyım. bütün yeryüzünü titretirdi. münkir olmaz. her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. 255) Istırap. cinsî sapık değildi. Bir kimseyi. Peygamber idi. Bu tatlı baldır. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. Her ikisi de olabilir. Gerektir ki. Diyelim ki. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. Yenine vursam. yenini namazdan indirir." (Zilzal Sûresi. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun. Halbuki bir şehir alt üst olurken. Ancak bu. Bu bahiste benimle kavga etmişti. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. Kâbedir. Ben konuşayım. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır. ben ondan batkın bir haldeyim. öteki selâmette kalır. ister cuma günü. Çünkü bunların arasına düşmüştür. genişlik bulur" buyurmuştur. Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular. (M. Bu Zehra ile o. Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. benlik ona perde olurdu. Bir öğüt yetişmez. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. 3/197) buyurulmuştur. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. ama öteki cihet ne oluyor. ama gelmedi. Vav. "Genişleten kimse. Orada . sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin. şimdi nebilerinkine başlayalım. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. söz söyleyelim. Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir. 1) buyuruldu. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım. Artık dışarı çıktın. Senin işini düzeltirler. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. yüzünü gördükçe iğreniyorum. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. yahut Yahudi olurlar. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım. yani onun muhatabı oldular. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. gel bir kenara çekelim. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. Bir saat oturdum. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. Mademki böyle oluyor. dedim.

Duydum ki. kendi yaslı yuvamıza gidelim. bana da ver diyor. sevgimi açıklayamam. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir. para toplamak sevdasında değilsin. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . sonra Şam'a gideceğim. ama beni de çamura atıyorsun. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. dedim. onu oyalarsa yetişir. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. Ben eşit. Görüyorsun ki. dedim. 258) Üzülme. Şimdi sen. ben idim. bir çok eşekler geldi geçti. Daima ayağım ağrıyor. Adliye Emirine bir öpücük vereyim. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. Öküzlerini al diyeyim. bu olmasa postumuzu yüzer. Evet. bir kısmını da oturarak kıldım. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin. dedim.falan minberde vaaz ediyordum. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. Nihayet denk geliyorsun. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. Ancak diyorsun ki. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı. Sakalını öptüm. teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. Bu acizi de birlikte götür. Ben gidersem de razı olmuyorsun. Eğer bu satranç oyunu. dedim. Ondan sonra Bağdat'a. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. Ben senin duacınım. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. seni sevmişim. Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. bir yıllık günahını giderir. Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. tam denk geliyorsun. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi. diye düşünürüm. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. dün gece o kadar yedim ki. Eşek misin sen? Evet. ancak bir saygı gösterme vardır ki. (M. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. yıkanır. ertesi günü daima hamama gider. denk geliyorum. Onun elde edilmesi kolay değildir. O. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir. dedi.

Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. şimdi onun yanından geliyorum. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı). bana. 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. ister idrar ile. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. yani Peygamberimizin yoldaşları. korku içinde kalırlar. konuşmadan yüz çevirmem. Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir.diyeyim. Çünkü her müridin bir muradı. Kavga koparmak için yalan söylüyor. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin. o kardeşler bizler miyiz? dediler. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır.(M. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. hiç kendime sahip değildim. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. Hayırseverliğin iki mislini yapar. Allah. buyurdular." buyurdular. ister yalanla. Sözden.kimseyi yakmasın. senden yana utanarak diyordu ki. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. beni kutlayın! da demez. şerh içinde şerh yazmışlardır. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap. ateşi söndürünceye kadar çabalar ki. Bizim her neyimiz varsa hep onundur. Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır.Ancak onların bilgileri onların olsun. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. Tarîrı. Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. yeteneklerinin eksikliğindendi. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar. orada halk yurt tutamaz. yani ben Hakkım demez. sonra tekrar uykuya vardılar. hem öteki hasma gider. Zeyneddin benim müridim idi. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar. karşılığını peşin alırlar. Ey Allah elçisi. Nasılki Mevlâna. O kimse ki hem bu adama gelir. aralarını bulmak ister. Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. ister hendek suyu ile söndür. Neticede hakikat böyledir. O sözler uyanıklığın yankısı idi. çok üzüntülü idi. Zeyneddini Tusî on. 260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır. biraz önce filânla birlikte idim. bunların yardımı ile. kayıd içinde kayd. divane oldu. . Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar. Bu millet ise aksini yapıyor. — Hayır. ister tertemiz su ile. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. dedi. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. pişman oldum. Yaptıklarımın farkında değilim. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler. Bu. Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. (M. ben öbür tarafa geçeyim. Bu her iki söz de bir anlamdadır. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. O. bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar. — Yoksa nebiler mi? — Hayır. Hak yüce Allah asla "Enel Hak". Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim. Murad ise benim. Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular. ondan halvette bazı şeyler sordu." Sahabe. her zaman beni kutlayın. ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. daldan dala sıçramam. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. dileği vardır.

Sonra Hazreti Peygambere (S.A. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun). Söz üstüne söz söyleme davet'tir. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız." (Hac Sûresi. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir. Alçak. Kur' an'da. Bu ince deri sanki ipek oldu. Evvel. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım. sözü. ha bu cihan. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir.A. Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken. haramdır. Uzun olmuşuz ne çıkar. bu isteğin yerine geldi. Ben de buna karşılık verdim." Çünkü o denizin dibinde. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır. dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı. sonra B'ye gelirsem iş uzar. Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider. Nitekim Kur'an'da. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. ulu Allah. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır. "Her günahın bağışlanır.A. öteki âleme çağırmadır.Geçen gün hayalini karşıma getirdim. dedim. yüksek diye bir fark yoktur. "Orada giyimleri ipektir. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? . rengi değişti. Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun. âhir. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar. Hazreti Muhammed (S. balığın karnında mirac'ta idi. Yedikleri de haram. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık. Siz ise. oraya koşun. ne de son. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki. Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. Ben de burada ipek giyinmişim. ön ve son. Ne zahir. Benim bu gönlümü sana versinler. o lokma benim boğazımdan geçmez. dedim. her şeyi parçalar. bilgisizlikten ileri gelir. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım. Hazreti Peygamber (S. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz. Derken tartışma uzadı. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır. benim için ha o cihan. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar. Ey Allah Resulü! dedi. 23) buyurulmuştur." buyurmuştur.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar." (K. gözü. istemiyorum ki incinsinler. Allahsız ne evvel var idi. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. Önce Elif nedir? Onu söyle. sanki bir mancınık taşı gelir. Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun. Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle. Allah bana böyle bir yoldaş verdi. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. bu azim ile meşgul olursan azim gider. 2/286) buyurulmuştur. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin.) şöyle buyurdular: Ben. tembihtir. (M.) şikâyet etti. Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. ayışığı kapılarına vurur. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. can ve gönülden kulluk ederse. Dedi ki: Bir âlem vardır. yani ne açık var idi. ne batın. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz. Onun yemeğini yesem. ne de gizli. bunu ancak Allah için yapmaktır. onunla tartışmaya koyuldum. Bir ilâhi hadiste. maddenin sıfatıdır. Haram yemek ki. Allahdan belirdi.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur.

dedi. Bunların yemeğe. Bunlar yedi kişidir. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın. öğüt nerede. Bir saat daha geçmişti. O zaten doğruluk makamında idi. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. Bir yerde ki rahat vardır. ya bir şehide kefen olsun. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. Her şey aslına döner kaidesine göre. Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. Ya Bedahşan'da yakut. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. Kâseler boşalınca. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. Vezirin biri bunların halini haber aldı. Kâseleri doldurdu. küçükten kimse bulunmasın. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. Artık müsaadenizi diliyorum. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. evi boşalt. hemen kapıyı açtı. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. onları eve çağırdı. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. hayır. büyükten. söz nerede kalır? (M. Kendin de evden1 çık. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz. Eğer bunu anlamış olsaydı. kendini anma demektir. O perde sayesinde onu burada gördüler. ya bir çıplağa örtü. Vezir öyle yaptı. ikincisini alıyorlardı. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir. Aşağı indi. . Allah vardır. Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz." (Maide Sûresi. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de. Hiç kimse kapıyı çalmasm. size nimetimi tamamladım. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. Bu can. 28) emrini işitti. hem orada. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. yedi sofî arkadaş vardı. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum. içmeye ihtiyaçları vardı. dedi. Allah rahmetine kavuştu. git dedi. (M. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. dedi. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. yerlerine oturttu. ekmekleri sof raya yerleştirdi. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı. Aylar gerektir ki. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. 5) buyuruldu. Beni tanıyorsan. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla. varlığını anmadır.Kur'an'da. yahut Yemen'de akik olsun. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır.

Kuran'da. çamurla tıkanmış. Bundan dolayıdır ki. işte ben bu saatte bir şey yedim ki. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi. halk bunların hepsini eşit görür. Neticede. paranı. Biri birini yanıltmaktadır. diye. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. Başka biri de. Bugün o şey ki. Meselâ iki kişiye sorarsınız. orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. Yarabbi! dedi. yanıltıcı bir sorudur. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. Eline al ve dikkatle bak denildi. o hal. bir davul çalıyor ve raks ediyor. Her ikisi de bir kere der. Nasıl ki. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. ne atı yem yerken. Bayezid kabristandaydı. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. (Hepsi onu aynı durumda görür). dolaşıyordu. 49) buyurulmuştur. ikide iki kaç defa vardır. 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. öteki sünnet düğünüdür der. Her ne kadar. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler. "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. "Yolunu. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar. bunu niçin gizleyeyim. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti. Biri bu gelen askerdir der. ben de senden kurtulmuş olurduk. Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder. geceleri de gökyüzünü seyret." (Mâide Sûresi. Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse." buyurmuştur. bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. kuvvettendir desen de öteki der ki. ne ahırın içinde. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. Eğer biraz ağır davranır. aynayı bir kere eğri tuttun mu. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. Çünkü bu daha zor. Bazı kulaklara baktı. Yoksa sen eldesin. yüz kişi güneş altında durmuş. (M. Gönlüne bir ilham geldi. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. şunu da söylerler ki. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar. Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi. Evet bir kul vardır ki. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir. gidişini gizli tut" derler. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. Diyelim ki. Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki.Nasıl ki sofî. ne dışında. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. der. ne de terslerken. Hazreti Peygamberde. o iki akıllının cevapları değişebilir. Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. gülelim. Nasıl ki. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. sen benden. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir. (M. Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur. Bir başkası. aynı cevabı verir. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. orada dolaşmak isterdi. Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. Allanın lâtif kulları vardır.

Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz. Bizim kuyudan çıkardığımız. Günahsız. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır. (M. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. Nasıl ki. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin. der. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı. "Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir. Gamın başka bir dalı daha yoktur. yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi. Annesinin memesine sarıldı. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum." buyurulmuştur. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. o asla aziz olmayacaktır." (Kasas Sûresi. ben nerede. Asla zar oynamadım. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. Tıpkı Isa Peygamber gibi. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. yoksa zülüf nerede. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. 'Koyun. Ama sonra dışarda bulurlardı. Çünkü onu arkada bırakmıştır. Göz ve kulak açılsın. Allah Erenleri ile birleşsin. Olaki bir gönül ehli. şüphesiz kusursuzum. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. Sütü kurumamıştır. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi. "Allahtan başka Allah yoktur. 79) buyurulmuştur. içimden doğmadı. "Hasta oldum beni görmeye gelmedin. salih bir kişiyi dışarı atarlar. fakat onun huyunu da kapar. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin. çok zorluğa da katlanmadım. öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. Bir günahkâr için. yumruklarını kaldırarak.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar. derler. Isa Peygamber. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar. yüzüm ak alnım açıktır. Tecrübe için onu eve kapatırlardı. öbür kulağından çıkmış olanlardır. ruhunun ölmesini ister. bir kişinin ölümünü ister. hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. Şüphesiz iyiyim. Onun takati buna yeter. halk ile konuşuyordu. sütü annesinin göğsünden emer. Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. der. Her yere dağılır. Bir divane vardır ki. ama başkaca konuşmadı. Saygı göstererek uzaklaştı. Sevinçten kurtulur. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. Halbuki. sözlerini dinlerdi. Ancak bazıları . kendine tapmaktan kurtulsun. Anne. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. gama taparlar. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. Bir gün babam benden yüz çevirmişti. Nasıl ki. yedikleri mutlak helâldir. Bu ruhun gıdasıdır. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir." sözüdür. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi. çünkü o vaktini bilir. Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter. İnsanoğlu. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. sütüm kurudu. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir. insan oğlunun bildiği şey. Bu varlık ki. Onlarla birlikte vere oturur. (M. gaipten haber verirdi. Allah yolunda çözülsün. bir kulağından girmiş. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar. ama değilim." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. O böyledir. Yani el emeği ve alın teridir. Yani ruh gıdası ye! demektir. yüzü kara olmasın. Kur'an'da. Asıl odur.

Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. ama bilemedi. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. dünyaya ayak basınca Arş.) mütabaatı tanıdı. tüm yerinde kalmaz. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. Hayır Allahdır. kutsal örtü. Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir. toplu varlıklar da âlem değildir. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al. böyıece önü örtü içinde. O nasıl sevgilidir ki. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum. sevilen de bu tarafa gidiyor. öteki mânası. Nasıl ki.A. Muhammed (S. ama o bunu göremiyor. "önce yoldaş.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat. kendisinde garip bir hal belirdi. ama bilgisizdir. dedi. Falan şeyh çilede idi. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir. demektir. inci tüccarı. Musa. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer. ne çıkar? Vakit müsait değil. Çünkü o denizin dibini biliyordu. ben de şimdi niyetimi düzelttim. Bir mescidin kenarında oturdu. sonra yol" derler. mütabaat sözünü söylüyorum. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye. Hayvanî ruh. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. yoksa elimdesin. Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. tekrar önüne düşmüştür. Biri açıktır. "Allahya ödünç verin. iyi bir adam tevekkül ettim der. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. kim gelecek diye bekledi. yani. O şeyh gelerek bir köşede oturdu. Nihayet mütabaat odur ki. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür. dostların önüne tutmuşsun. deveyi dizinden bağla. git su getir. Bu kadar savaşlarla uğraştı. yani parçalar ile değildir. ama mütabaatı göremedi. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. Orada inci vardı. Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. (M. Cüziyat. arif onun önünde düşkündü"?. Musa Mülekat'a gitti. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir. Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir. Bilmiyor. yemesi kolaydır. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. Musa Peygamber. hatırı nerelere dağılıyor. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki. Arif kimdir. ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler. (M. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü. yedi kat gökler. kendi kendine böyle bir niyette bulundu. hayvanî örtü. Hayır Allahnın kuludur. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum. Adem oğlu. ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. Mehtabın aşağı indiğini gördü. (M. Allahya ant içerim ki. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. kendi kendine söyleniyor.Kürsi. . Şaşırıyor. Elbisesini sırtından çıkardı. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir. seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. Bir kapı açıldı. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. hem değildir. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi. yahut yiyenin yolu aydındır. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan. parçalar âlem olmadığı gibi. iyi kişi vardır. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun. 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider.

Allah. O hale böylece katlanıyordu. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. abdest üstüne abdest. Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. dediler. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik. isterse bir hiddet zamanında. dedi. Evet. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. O inkâr ediyordu. ben. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. keşke söylemeseydim. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun. Şiir:(M. Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi. Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi. Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim. âlem külliyat iledir. mustarip olduğumu anla. Abdest sensin. herkes beni iyi adlarla anıyordu. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. 273) . nefsin sakinleşsin. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. O zaman sonunda. şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur. Eğer parçası olmasaydılar. Bütün nebilerin. Müslüman derim sana. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. dedi. cüziyat ile değildir diyorduk. iki saat bekle ki. insan onunla alçalır. velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir." yahut. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. sana gereken cevabı vereyim dedim. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. Abdestler su ile tazelendi. şerefli yarattık. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler. yoksa kâfir. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. Bil ki." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. kâsedir demiştim. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. Hazreti Peygamber bunlardan sordular. Yüzüme atıldı. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. "Kavmini hidayete eriştir. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest. ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. Sorunu daha edepli sor ki. nur üstüne nurdur. Bir gönül sahibi sebebini sordu. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır. Sözün ve sesin sonu. Bütün âlem bir kişinin elindedir. Tatarlık sendedir. (M. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. Bugün. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. Ama yine onun parçası idiler. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle. Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. buyurdun. cevabını verdim. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. bu tavsiyeyi muhafaza et. bunu arıyorlar. "Hiç şüphesiz semaları. nur üstüne nurdur.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. Çünkü onlar yine de görürler. Bir kimse sana bir söz naklederse. Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur. denedin. Çünkü onlar bilmezler. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin. Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. Dün birisi geldi. ayrı ve bağımsız olurlardı. gel. belleri kırılmaz. der. Onlar kâfir oldular. nefsim sakinleşsin deyince. Senden işittik ki. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. insanoğlu da kendi nefsine. O kendini bildiği için her şeyi de bilir. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz. Yüzünü ona çevirdi.

önce Hamza fırladı. Allah istemedi. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. Yahut da. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. diye sızlanıyorsun. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. çünkü ona bir şey vermedin. "Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. bir yerden başka bir yere göçmüştür. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım. Halk madenler gibidir. Ay kimdir ki. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. Böylece on tanesini vurdu. Karada bir acayip şef er oldu. Herbiri. . karıncalara bir ok attı. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. Dünya müminin zindanıdır derler. bağırmaya başlarlar. geceleri uzun konuşuyorum. bir çıbanı deşiyorlar. ben de gözümle görünce. pislikler dışarı çıksın diye. Görünmeyen lütuf odur ki. Allah korusun. Zindana Tatarlar delik açtılar. başını yüzünü yumrukluyor.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. O da dışarı fırladı. Ey görünmeyen lütuflar sahibi. Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir. ama oku bir işe yaramadı. Galip gelenin tarafında değildir. ona da attı. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. hayır nereden nereye. bir kaç fil kadar korkunç idi. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. günah işlerken verilir. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. Eğer o başka sebepten kaçtı ise. Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. Bu senin işin değil. dedim. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. bu kuş kendini kurtarsın. yahut savaş ediyorlar. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. evet derdim. içindeki cerahatlar. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. Sonra başka bir aslan geldi. diye buyurulmuştur. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar. ama sen engel oldun dedim. ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. Halbuki sen feryat ediyorsun. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. Hamza bağırdı. geri kaç dedi. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. Mısra: Uzun külahım var. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. (M. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. Altın madenine benzer. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. Aman köylüye de ikram edin.

Şiir: Nerde o yeminler. Şimdi açıkça söyle. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. Biz de ona ağlıyorduk. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. Bir çok ağlayışlar vardır ki. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti. gönlünü o koku ile doldurdu. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir. gülmekten de. kulu Allahdan uzaklaştırır. . Bir zaman olur ki. Anladım ki ancak ben sana âşığım. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. kendisine ağlamıyor. Yani bu güne ne oldu ki. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. aslanlar ava çıkar. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın. Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir. muhabbet ve sevgi yönündendir. bana zulmettin! Olaki. sonra yine bir an olur ki. Sen büyük adamsın. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. ağlamak ona hoş gelir. ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. Söz tekrar geri sıçrar. ağlayarak yardım diler. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz. Bir vakit olur ki. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur. Senden davacı olcağım. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. kendisi için ağlardı. hesap dışı kaldı? derler. Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. Allahya perde olur. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır.Bir zümre vardır ki. ama o. hakaretler pek kolaydır. Allah kokusunu aldı. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. onların yanında bütün sövmeler. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi. Onun sözlerinin tatlılığından. Kur'an tefsiri okuyorsun. kuvvetli küfürler. dedi. O kendi halini bilseydi.

Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı. Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım.A.) meclisine bir yoksun girdi. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır. pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür. ama değişme sendedir. Fakat Allah ona.Hakta değişme yoktur. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı. Yüzü gözü birbirine karışmış. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi. o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu. söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek. Bir huzur ki. Halbuki babası. O derece ki. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. ağzı burnu. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar". ancak insan pisliği ile oynuyor. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu. Sanırsın ki. Bazı fakir dervişler namazı terkederler. yüz çevirirsin. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim. ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. 72) buyurulmuştur. O düşünceye dalmaktan maksat." buyurmuştur. Nihayet bu kör insan. Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler. Ey Allah Peygamberi! dedi. Sükûtlarının sebebini anladı. 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça." (Isra sûresi. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır. kırk yıl putlara hizmet etti. Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. o dosta düşmanlık gösterirsin. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir. Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir. Bu iş böylece devam edip . onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. sana çok^sevimli görünür. Kalp huzuru olmadan namaz olmaz. mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. Zengin. hayır der. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür. özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın. henüz küçüktü. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem. onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu. konuşmak bile istemiyorlardı. yine zevksizdirler. O hale erginlik derler. puta karşı ey put! diye çağırdı. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez. Kuran'da. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi. Zengin bir adamda. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi.A. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. Dileğini puttan diledi. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der. annesi ağlayıp sızlıyor. Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. Öyle köleleri vardı ki. biricik sevgilin odur. Şüphesiz ki o ibadet. birbirlerine bakışıyorlar. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Ama nasıl olur da. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın.)'dan bir haber bile veremedim. bazan da ondan bıkar. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. Hazreti Muhammed'in (S. Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. bir saat sonra duyguların başkadır. (M. Hakkı. (M.

Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren". bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. Keşke . diye buyurmadı. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar. 279) Nasıl ki Allah. Ama başka bir mânası ile göğüs. göğüslerinde vesvese veren. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez. On sekiz yaşında öldü. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar. ben onu bilmem. Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı. llyas. Asiya. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki.dedi. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir. Bir aralık kapıya kulak verdim. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. Biri Allahyı görmekten." (K. Mirac'dan gelmişti. Onun mânası daha engindir. vesvese veren şeytanın durağıdır. ölmüş derler. ben korkuyorum. içindeyemek önündedir. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan. Nasıl ki. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. bazan da melek girer. bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum. "Görmezsiniz ki. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur. İbrahim. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum. vesveseden arınmış olan bir kalbe. oraya şeytan giremez. bir daha söyle. Onun tabiatındaki parlak istidadı. Siz kerem edin de dışarı çıkın. Her şeyi kendinde görürsün.Musa.Ama ortada ye mekten eser yok. ikinci bir kalp de. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu. Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları." (Fürkan sûresi. bir vaiz. "De ki. rahmetime mekân kıldım. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir. (M. Allahyı altı yönde sanmayın. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. Bazan melek dışarı çıkar." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi." buyurmuştur.ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. şu cehennemi bir anlat dedi. İsa. içine melek de girebilir. Hıdır. Hazreti Peygamber. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler. Nemrut ve başkaları hep sendedir. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. boğulur. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir. kendi nefsindendir. O kalpte daima melek yerleşir. Firavun. Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. Nihayet kalpler üçe ayrılır. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır. Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar. kalpden daha geniş bir mâna taşır. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı. letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim. Bazıları da bilâkis. "Ben kalbi. asla şeytan giremez. şeytanı kaçırır. Her ikisi de doğrudur. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun). her şey Allah'nın katmdandır. ya tövbe ettirirler. Nasıl ki. O zaman ona. şeytan girer. yalnız melekler yuvasıdır. İslam'ın sadri terimi. der. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar. Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz. Nuh. altın tabaklar.gidiyordu. Havva. dirilmiş. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu. ipek ibrişimlerden örtü. "Sana erişen bir fenalık. dedim. (M. Hayır dedi konuşmadı. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. zekâyı. Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı.

Maksadım. Bana niçin yemiyorsun? der. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler. hal ehli olduğunu sanır. Hele bana öyle külah eder ki. Bizden biri Abdal kılığındadır. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. kancık diye dil uzatıyorlar. Ne yiyip içerken. Yarabbi! dedi. bazıları denizin kokusundan döküldüler. Musa Peygamber diyordu ki: (M. (M. canı başkalaşır. iyi ile kötü. o haberi. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. (M. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. Diyor ki: Bana. Herkes nihayet herkestir. Allahya benzer bir şey yoktur. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. kolunu büker. bu şeydan nedir? dedim. O kadın da der ki. kâfirle Müslüman arasındaki fark. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler. Kıptiye tokat vururken. Yetmiş defa hac etmişti. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. Zaman zaman o inayetin eseri. Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü. Sen diyorsun ki. Onun başının sadakası olsun. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur. Hazreti Muhammed'in (S. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı. Halbuki" ben kancık değilim. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler. O ben vereyim diye seslendi. ancak biz Simurg'a erişebildik. ne uyurken. Bir gün hac yolcularının. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. kuşları parçalar.281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. deyince bir teşbihci. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar. kan damarlarında dolaşır. o bir aptala erişebilesin. o da benden hoşnuttur. ben de yiyemem. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. bu dervişlere ulaşmaz. Kendisi ile birlikte devam eder. Ben ona akla uygun diyorum. Benim söylediğimden başka. Yüz aptala hizmet etmelisin ki.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. Bunlar gerçi taklitçidirler. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi.A) bildiği şeylerdir. tüyünü kanadını yolar. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. Utanırım derim. Bu Simurg. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir. Bayezid'in hatırından şöyle geçti. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. Onun yoldaşları vardır. altı. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. Allah inayetidir. Üstünü başını yırtarak feryada başladı. Derler ki: Deccal koyun. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler. onlarla yemek istiyor. Ne mutlu bana ki. Bugün onun kim olduğunu söylemedim. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. Bayezid'e ilham geldi. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi. Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. yerinden sıçradı. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı. Allahnın öyle kullan vardır ki. SUYU . çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. sen vazifeni geri bırakma buyurdu. keçi ne bulursa öldürür. Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir.

Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. hem yokluk içinde can verir. Gerçek taklitçi. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı. Ben bir kör gördüm ki. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. azaptan kurtulsunlar. buyurdular. köpeğin önüne koydu. zekât da öyledir. Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır. ilimden sonra da. Göz açıklığı demek. şefaat dileklerim. tövbe ettim. Kurbağa.Ondan sonrası ilimdir. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir. Daha sonra da gözünü açmak. Yazıklar olsun onlara ki. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. Gezegenler de. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur. Yani ilim tavsiye eder. Köpek yüzünü çevirdi. Ateşteyanmaz ama suda boğulur. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. Semender garip bir yaratıktır. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü. yüz türlü yalvarışlarımla. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. Yarabbi! dedi. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. "Günahına tövbe et. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler. ne de suyun boğabileceği bir hayvan. Kuran'da "Bil ki. Bunun üzerine Bayezid. Başka bir kör de gördüm ki. uyanık davranmak ister. Ne ateşin yakabileceği. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. daha ne kadar zaman. şunu yaptım. Ama ateşte yanar. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam.hemen bir çanağa döktü. doğru ve çok iyi hayalat gelir. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz. göz buna güç yetiremez. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç. Bu Ayı herkes görür. Ütaritten bahset. " (Muhammed sûresi. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. 19) buyurulmuştur. şüphesiz o Allah. suyu içmeye başladı. Arap tekrar sordu. Yine aynı ayette. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir. susuzluktan eline geçen bir avı yer. gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. bulunmaz bir yaratıktır. Yahut açlıktan. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. O hem yokluk içinde ömür sürer. ilk doğuşta. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. Ya oruç? Otuz gündür. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur." . kendisinden başka Allah olmayan Allahtır. (M. Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. Ama kendisinde görecek göz yoktur.

Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür. yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin. Henüz ilk gençlik çağındaydım. "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. Hiç bunları düşünmedim. Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur. gramerini. Ömer yüzüstü kapandı. Vefa öyle bir şeydir ki. hemen fazlalık. Bunu istesem de yapamam. çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. Kendi cinsimden birini istiyorum. Allah vergisi ise âsilere verilmez. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. Kendimden geçmiş olayım. Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi. Ama size göre'. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu. öyle bir kahraman idi ki. o benden daha mülhid imiş. dedi. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. yüzümü ona çevireyim. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. Yoksa iğneciye göre değil. ay insanın neresinde? .hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. Bu vergide artış vardır. Fakat Mâ harfi. (M. istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm.hem olumsuzluk edatıdır. Ya tamamiyle alim olmalı. dedi. Görüyorsun ki. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum. (Yani varlığı terk etmek)(M. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum.A. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. demedim. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. acele anasının başını kesmiş. Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma. okunuşunu araştıralım. Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi. Bunu işiten bir mülhid. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz. o halde fazla bile gördün. onun korkusundan şarap sirke olurdu. Ömer (Allah ondan razı olsun). Yoksa senin ateşinden duman tüter. onu kıble edineyim. onunla hesaplı konuşurum. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. bir gün Hazreti Muhammed'in (S.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder. Hazreti Peygamber. güneş. her önüne gelen şeyde fazlalık. 284) Ömer. 285) İlim Allahdan bir vergidir. Nasıl ki hıfz yani saklama. Anlamını. zındıklar bilsinler ki. kendilerinden korkum yoktur. Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim. yoksa hakikatte değil.) Mescidine geldi. Söndür." (K. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır. Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu. hem haber edatı. Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet. Ben asla bunu yapmadım. Evet yepyenidir. Meselâ olmaz. Ben buna inanırım. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. yaklaşmayayım. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı. hem de başka mânalarda kullanılabilir. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. ama size cefa da eder. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. Ariflikte fazlalık. demiş. saklamayı terketmektedir. dedi. hayır dedi. Ya Ömer! buyurdu. 66/3) gereğince. çünkü azap verir. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti.

Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. yüzü nü butu n cihandan çevirir. Her kime yüzümü dönersem. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. bengi sular ondan yağar. oyundan dönersin de. sana ne yapayım. Arka üstü yere düştü. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. Elinde öyle bir baltası vardı ki. Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay. O ki. buyurmuştur. dedi. bir ses çınlıyordu. Git diyordu. Herkese söylerim. Güneş . o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki. Hocanın biri namaz vaktidir. kuyruğuna da ebed adını koydular. ben yüzüne güler. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. Yolda uğrular var. Bundan sonra bir kere daha. Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. Bana gelince. Nihayet taşa tapanlara. Önce tekrar ona doğru yürüdüm. bunlar fenadır diyorsun. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı. Benim seninle işim yok. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S.) yakasından çıkar ki. ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. ebed ne? (M. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri. yüz yıl sonra da sana gelecektir. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. yani emredici (istekli) nefis. yazık sana. Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. ne söyleyelim. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki. Ama o ben. oraya aslanlar bile giremez. Zamanın başına ezel dediler.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. Onu kahr içinde bıraktım gittim. Allah sana ömürler versin. akşam namazına durduk. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı.yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür. Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim. hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa. Bir delikanlı gitti. Ezel nedir. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile. Bizde cevher var.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. emmâre. Eliyle işaret ediyordu. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. Bir kaç kere baktım gördüm ki. Ayın. sonra geldi ve bana yazık olur sana. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. Dedi ki: Ben. diyor. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. diye seslendi. karanlığında bundan hiç haberi yok. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. Bir yerde ki. onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. dedi. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe. Bu sözüm onu şaşırttı. sana uyalım. içerisi baştanbaşa nur doludur. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. Bunlar daha dün meydana çıktı. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır. (M.287) Bir Güneş doğdu. senin için korkuyorum dedi. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun. Bana böyle şeyler gerekmez. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. âlemin içindedir. emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. taşa vursa parçalardı. onunla sahradan. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. o tarafta ışık yok. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. ne adamdır o. damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki. Başka bir incelik daha var ki. Biz hep kalktık. ne de resullük ve marifet makamına benzer. Kendime macera söyleyeyim de. Muhammed şöyledir. yine aldırmadım. bu ne nebilik. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur. şeyhimizsin. senin dizginlerini taşırdı. ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. şeyhim. Kul vardır ki şeytana uymaz. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber. bu adamla öğünürler.A. Eyvallah.

Müslümanlık ise teslimdir. ben yanlış hareket etmiyorum. Şahap kaçtı. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. Nihayet mazlum falandır ki. düzeltirim. riyazat ile. onun secdesi bunun gönlüne. bu çok hoş bir dildir. o. Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. Şiir: Diyorsun Mademki ki. Getirdiklerini oraya döktüler. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. onunla tartışayım. Mısra: . Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar. dedi ve gitti. dedi. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. yanlış. Evet cüz. Başka biri. runanî ve safi idi. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. Bismillah.bunun secdesi onun gönlüne olur. katlandı. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum. Yani. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra. dedim. cemalini göstermiştir. bize hırka ver dediler. ona soğup saydım. sana mürid olalım.289) Öteki. Kaçtım." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. sen neredesin? Sormak istedim. Konuşan kuvvetlidir. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü. o kâfirdir dediler. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. her şeyden dışarı çıkar.buyurmuştur. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. gıda ondan uzaklaşmıştı. şu hali riyazattan bilirse. duvağı çözmüş. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. yine sustu. Biz Müslümanız. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun. bu âyetten nasip yoktur. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz. sonra. Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir. yani emredici olan o nefis ben de. bu kadar sabretti. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez. Bilmiyor musun ki. (M. Ona yanlış. Müslüman olur. Bu acizliğimden değil. Hak. Her defasında. ses çıkarmadı. Beni bırakın. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. O. maksattan daha çok uzaklaşır. sohbet ile olur. Sus dedim. öz ruh olmuş. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. Dediler ki: Sen gel teslim. karada taşıdık. Ben kendime bir şeyh edineyim ki. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder. Ben külden. Ben asla yazmayı âdet edinmedim. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu. Dedim ki: Bu gece. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki.çevirirler. Bazı açıklamalarda bulunuyordum. Faydası olmadı. sonra kâfir olur. Kara nerede. Adı emmare. Gerçekte mazlum budur. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor. Halbuki sizde teslim yoktur. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. oradan uzaklaştım. cılızlık ona yaraşmaz. Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. sözü ağzımdan kaçtı. yuvarlanıyor. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim. tümden bahsettim. cüzî âlemi parçaları bilmez. Şahap dedi ki: Öyleyse. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. Başını kırdım. Çünkü teslim makamındadır. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. Ne oldu da. Bana çok ısrar ettiler. onu denizde. "Biz Adem'i mükerrem yarattık.288) Söz bahanedir. dediler. gülümsüyor. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. Arapçada yoktur. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder. dedim. der. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum. tekrar Müslüman olur. tecrübe ediniz! (M. Farsçaya ne olmuştur ki.

Musa Aleyhisselâm. kovucu bir insandı. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. Ey Ulu Allahm! dedi. yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. Sana kulluk edemedim. onu sapasağlam kervana yetiştirdi. vaizlerin kürsüde. Biri. Kendi kendine diyordu ki. Ağlamaya. Şaka değil. Elinizi eteğinizi benden çekin. Çöl yolunu tutmuş. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. karanlık üstüne çökmüştü. şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. onu arayanlar için insanlık ışığıdır. bu sene yüz dinar bulur. bir kervana katılmıştı. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. kervanı gitmiş buldu. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik. Gece yaklaşınca umutsuzluktan. elime yapış. kemiklerim yücelerde kalsın ki. Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. biz seni bilemedik. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu. Nihayet şu cevabı verdi. candan ve (M. hemen yola çıkmalıyım. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. çünkü ona bir şey gösterdiler. imamların mihrapta. Hah! dedi. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor. o ışık içinde bayıldı düştü. benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. her ne kadar aradı ise de bulamadı. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. yalvarmadan da takati kesilmişti. Oklarını sınadılar. Beyit: (M. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. oku attı. Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. sağalttı. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin. fakirin bu sevincine o güler. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. Şeytan. temizleniyordu. gelirler. yüzünü doğuya döneceksin. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. Sık sık deveden iniyor. Kendilerine bakarlar. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım. oku yaya koyarak atacaksın. Ey aile efradı! dedi. deniliyordu Adam gitti. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi. yerinde kalakaldı. ne oluyor diye merak ederler. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik.292) Ben. Hasta kendine gelince. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. karanlık. yayı çek diye emir vermedik. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . ihtişam içinde büyümüştür. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. dedi. feryada başladı. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. Ey dost. bana hac seferi görünüyor. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. Biz. Fakat yine bir şey çıkmadı. Zincirini kımıldattılar. işte böyle bir kimseye. dedi. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. Hakkın çehresi. diyordu. dedi. bir kul'dan bakarlar. ok hemen önüne düştü. halka da böylece yayılır. seni seçkin insanlardan kılmış. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. (M. Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. artık.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. Yani nefsimi bilemedim demektir. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. yalvarmaya başladı. Dilencinin o sevinci. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın. acayip haller görünebilir. O kadar da değil. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. Kendisi gelerek oku yaya koydu. dedi. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir. işte bunlar gelirler. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. yalnız kendilerini görürler. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır.291) cihandan geçti.

henüz rıza mertebesine erişmemiştir. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir. feryat ediyor. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü. bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım. Bir sıfat. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti. diyordu. dediler. ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri. deriz. Yüzünü rıza yönüne çevirse. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S. o git işareti. git derler ama. Birine coşkunluk geldi. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik. Önce. onların ardından yürüyorsun. dediler. Çünkü onların (M. Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. dervişcik diye onları küçümserler. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti. uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı. İki akçe şu kadar para eder. Bayezid. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz.293) gözleri başarı kazanmakta değildir. . Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. gerçekte gitme manasındadır. Bizim ardımızda biri vardır ki.A. "Yoksulluğum benim kıvancımdır. insan yüklendi. İki akçe nedir ki dedi. bak gör ki. ama yüzünü kapamıştır." (72/33) buyurulmuştur. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. Yoksa nasıl olur da. kıtlıktan Niçin? dedi.) hakkında beslesin. Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin. Peygamber sözlerinin yorumlamaları. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi. utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor. Şimdi din bahsinde de böyle olur. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir. O bundan korkuyordu. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun. fakircik. ey ahmak! dedi. Bu kadar para kimde var. yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı. Bu ilâhî işarete göre. Ama ona göre kolaydır her şey. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. bunu ancak o çekebilir.hakkında. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki. onlar Hak ile ilgilendiler. onu yüklenmekten kaçındılar." demesi ne kadar ibret vericidir. Hak yolu değildi. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. yerler ve gökler bile. Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. Olur ki. Onun yayını semalar bile çekemez. ulaşmak aynı şeydir. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor. keşke dedi onu göreydik." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". bir makam halka korku verir. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi. o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar. onların halinden. Öteki. açıklamaları vardır. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. sırlarından söz açıyordu. dediler.

Tam olarak söylemek. Şükretmek hal dili ile olursa. yüzümü yine ondan çevirdim. eğer ondan korkmasam. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar. ne gördün? dedi. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. Ya Ömer! dedi. keşke dinlemeyi bilseydik." diye feryat eder. söylemiyorum. Döner misin diye o umutla bekliyorum. yalvardıkça hayır diyordu. Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. Hazreti Ömer'e geldi. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor. Ateşe nur yaraşmaz. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. Güneş yerine karşısında mum yakar. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır. dillerde sevgi var. benim bundan haberim yok. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. Müridleri. Nasıl ki hadiste.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. Halbuki o hem Allahyı. Ömer baktı. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir." (K. Ama yanıma şeytan gelmişti. tam dinlemek gerektir. Az bir ışık varsa şükredince artar. Ben de ondan yüz çevirdim. Bir gün şeytan. "Şeytan. Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. dedi. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum. Onu mescide götürdü. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. hem de onun kullarını incitir. Onların bildikleri bir sır vardır. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. Gönüllerde sevgi var. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır. Nurun ateşimi söndürdü. Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır. 3/7) Ben gelmiştim. Allahtan başka Allah yoktur desin. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. . Bu da doğrudur. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. istiyorlardı ki. dedim. Nasıl ki cehennem. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur." buyurulmuştur. ama Allah kullarının. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. Şeyh. ah diyorlardı. Hazreti Ömer. Nasıl ki. dedi. kulaklarda sevgi var. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır. şehadet getirsin. öteki mesci din köşesinde uyuyor. sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu. Evet güneşten ayrı düşen insan. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. gel de sana garip bir şey göstereyim. çevresindekiler ısrar ettikçe. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. bir kişi namaz kılıyor. Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır.

beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer. "Halkın en kötüsü. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. ne söylüyorum? deyince. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. Onun terle dışarı çıkması zor olur. Ama ben babasını sormuyorum. olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin. Tıp budur. sen işitmiyorsun. Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. Bunlar. Üst tarafı oyuncaktır. kulu ile. öğüt kâr etmez. yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. tek başına yiyendir. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden. Görenler. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. Ben senin sözünü işittim. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi. Nihayet dünya sevgisi. 296) Gel! Tekrar gel ki.) en kısa bir süre içinde elde etti. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder. Biri. kendisini soruyorum. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. bu melektir. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. dünya sevgisinden bahsediyordu. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. parmakla ağzından çıkarırlar. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil. Toprağı harap etmesen. dünyanın içindedir. Yolcu. artık öfke yönünden bir şey yapamaz. ama sana açılmamıştır. Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz. O benden badem istese. şu bıyıkları kestirelim. Emirsiz ağzına bir lokma komaz. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. Güneş batmadı. bu zorluk bendendir demelisin! Allah.Kendi kendime dedim ki: O gecedir. Dışarı çıkalım." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. dedi.A. büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S. Rubai: (M. Savaşa gitmeyeceğiz ki. çok acayip bir insan olur. başka biri geldi. ne de bunu. yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur. dense. bu insan oğlu değildir desinler. işitmiyor musun. Yoksa ekin bitmez. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki. Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir. . Meğerki büyük üstat olmalı. dinler. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. Güneş yerinde duruyor. ne onu istesin. Biri benden sordu. Zaman zaman çorba ile et de olur. halbuki kendisi de aynı sevgide idi. Ben görüyorum ki. dedi. Ölünceye kadar hasta olmaz. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu. yoksa saçmalama derim. Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli. Güneş battı diyor. Hattâ dört yüz kırk veli de değil. onun değeri nispetinde ilgilenir. bu perde gariptir. İnsanın gıdası ekmektir. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. Ona. (M. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar. fakat benimki öyle değil. olgun bir adamdı.

Biri sırasız oruç tutar. çiviyi alnına çakmalı. bizim yolumuzda savaşanlardır. Derler ki. derdi. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır. Babası yerinden sıçrar.İçimde bir müjde var. üçte birini nefes için ayırdım. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu. derler. "Bizim yolumuzda savaşanlar. demiş. geminin yükü ağır olunca. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. yarısı ekmek. 29/69) buyurmuştur. kaba saba bir adam var. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. Meğerse bir tanecik pul varmış. dilerse gider. Hakkın nefesi beliriyor. bakarlar ki. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. Bize o iç aydınlığı. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. "Allah onlara azap vermedi. Hint kılıncı bile ona yetişemez. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. Onun sevgisini. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K. görsün ki nasıl olur. latif bir şeydir. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. Maksat Allah yolunda savaştır. Zır deliler de. hep tasalısın? diyorlardı. (M. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. (M. netice aynıdır. sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. Nasıl okursan oku. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir. gönül sefası gerektir. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. Üçte ikisini ekmek. desinler. Eğer ölmezsem. Anladım ki. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür. Pazar. ekmeği de tabutla beraber satmalı. Aradan epeyce bir zaman geçti. kuvvetli üç tokat vurur. ekmeği ye. lâzım olur. Biz bunu ne yapacağız? desinler. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. istersen sonundan başına doğru. çünkü orada ekmek pahalıdır. Nefsin . Nihayet o engeller aradan kalktı. Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı. Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır. yeri yarattı. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin. diyoruz. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı. onun tarafından değil. Nasıl ki. kolay zannediyorlar. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. İsa' nın sıfatını söyleyin. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. çiviyi pabucuna vur. Ulu Allah. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş. Akıllı olan satıcılar. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. o sayede devlete erişti. Sana elbise mi lâzım. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. Aşırı konuşurlar. elbette secdeye kapanır. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar. beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. şeklinde de okuyabilirsin. Vahy. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. Gönüle vuran ışık başkadır. ne türlü aşk oyunları oynar. Çocukluğumda bana. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. Ama ölmek bana daha hoş gelir. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu. duvara vuran ışık daha başka. omuz vurarak denize atarlar. nefes lâtif ve hafif şeydir.A. bu âlemi meydana çıkardı. derler. Ey kancık evlât! der. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. tekrar yarasının üzerine koyarmış. duvarda yansılandı. semaları yarattı. o ötekilerin tarafındandır. yarısı da su için. derler. Yoksa bu yolda savaşanlar. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. Onu öldürmek ister. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki. su lâtiftir üstünde kalır.) sıfatını söyleyin. Hazreti Muhammed'in (S. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. onu görür.

diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. sevgili mallarını bağışlarlardı. 33/44) buyrulmuştur. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. "Gideyim bir iş tutayım. gerçek hadis midir. Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz. Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu. Sordum. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. 301) Bir defasında "Müslüman. Nefsine şiddetli davran ki. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki." (K. "Gökleri elimizle kurduk. yahut bu bir yılan yuvasıdır. bunda ihtilâf vardır diyordum. Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. iman nedir diye sorarlardı. sözleri. işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır. elinden ve dilinden. 300) derecesine göre konuşunuz. ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. oruç tutuyorum diyebilesin. Kendi kendime. benim işim. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır. Onu. zekâtını veren kimsedir". Hele şu adama bakın. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım. sonra yine kendi âlemine dalardı. Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. Halbuki . Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi. Kadı Şemseddin'e dedim ki. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. ey oğul! derdi.sırtına bin ki. Her şey onun katında mahvolur. tekrar yaratılır. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. Bilirdi ki. "Şüphesiz müminler kardeştirler. Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. cevabını verirlerdi. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. mollalarım nazarında hayretle karşılanır. dedi. (M. ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. tatlı canlarını. Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum. Hazreti Peygambere daima. başka yere varayım. falan hata etti. dağı."buyurmuştur. 30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. Bütün bu inancımla. bağlılığımla beraber. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle.hep sana söyledim. Diğer bir defasında. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. benim maksadım soru sormak değildi. başlangıcı yoktur denilmez. Mademki bana ders vermiyorsun. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi. değil midir. Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış. Bu Kâdim'dir. Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil. Benim maksadım neydi? Bana. Benim bunda hiç bir maksatım. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber. Alemin çaresini biz bulalım. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. bu öldürücü zehirdir. Ben bir şey düşündüm. (M. ama engel olmaya gücüm yetmiyor." âyetini ele alalım. dileğim yok. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. "Halk ile onların akılları (M. Bilginler tek bir insan gibidir". "Namazını kılan. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı." (K. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir.

Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi. diye düşündü. dışarı çık. Kırlara doğru yollandı. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. Hep birden onu inkâr anlamında. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın. ben de derim ki. Dedim ki.sende hiç bir iz bırakmadı. sonu olmayan yüce Allah. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. Ne dostlar vardır ki. diyordu bu ne keramet idi ki. Ona seslendi. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. 303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. başlarını sallayarak uzaklaştılar. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. insanda iz bırakır. Belki Şeyhi bir heybet kapladı. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. Bayram günü idi. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de.A. Kırda uzun müddet yürüdü. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. Nasıl ki müminler vasfında. ondan. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. dedi. "Kâfirlere karşı şiddetli. Dedim ki. Başka biri de. kendi aralarında merhametli. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. bir dervişin hizmetini görüyordum. Allah ahlâkı ise hem lütuf. hem de kendileri rahat ederler. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. Şeyh halkın bu kalabalığından. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. Zaman olur ki. Bayram gecesi geldi. o gitmiyordu. kendini halka göster. Şeyh bir zaman düşünceye daldı." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. Şeyh karnından bir yel çıkardı. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir. benim için hayrın tam kendisidir. diyordu. Size yaraşan şimdi susmaktır. Yarabbî. Çünkü onun üstünde biri daha var. Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. öbürü bir şey değildir. Eğer fena söyledinse ben razıyım. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. Kuran'da buyurulduğu gibi. şimdi bizim mazeretimiz var. o gerçekte yumuşaklık değildir.) ilgilenmekte. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım. Hazreti Muhammed'le (S. Yoksa öğüt. senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. sana İsa nefesi verdik. Fakat halk peşine takılmıştı. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin. her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. ona üfledi. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. bu yelden daha iyidir bana göre. daha olgun bir sözdür. biraz murakabeye varmak istedi. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. derhal eti. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. onlara karşı bir hareket göster ki. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı."(K. karşısında secde edenlerin. çileden bir ses işitti. Tek bir çeşnisi yoktur. dışarı çık. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu. kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. diyen olursa. O yol tozlarla doludur. Camsız varlıkları bile söyletir. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi. 29) buyurulmuştur. 304) Devlet de bundadır. halk birbirine bakıştılar. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum. yine aynı yel ile gideyim. kalbin yumuşamadı. öyle bir vakit olur ki o derviş . "O. Kuş şekeri diye bağırıyordu. Eğer sırasında konuşursa. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. (M. yoksa bir dilek için değildir. (M. dostu sözü ile boğmak ister. Bu saygı ve ululama yönündendir. hem de kahir'dir. Bundan yani iyi sözden dem vur. Tek bir kişi kalmıştı. yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise. Şeyh dışarı fırladı. yine arkasından ayrılmadılar. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık." (Fetih sûresi. O yel. Ancak o bir eşeklik sayılır. Başka bir âlemden gelen bu ses. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. dedim. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz. Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. beni hapsetti. onun yüceliklerini anarım. Halbuki ulu Allah. içimizi temiz tutalım. geri dönsünler. sözsüz ve sessiz konuşur. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır.

düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor. Sıra küçük kardeşe gelmişti. Peygamber göndermek. (M. Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil. zaten Padişah ölür. sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. Çünkü çok sevimli bir gençti. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. sana kudret sahibi diyor. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. görenekte olgunlaşır. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. kızın kıvırcık saçları (M. geçip gideceklerdi. sana kaderiyeci diyor. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti. Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. engel olalım. Görür görmez âşık oldular. çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı. Şart koştu. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. dedi. oğullarında. meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. Sabır feryada yetişmiyor. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. Ama ona sormalıdır ki. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. biz de padişaha kastedelim dediler. 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. içine girerek saklanmasını söyledi. dinlemek can beslemektir. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. Bu öküz. ama bu ariflerin yolu başka yoldur. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. kızın bir bileziğini aldı. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. Gidip babasından kızı istediler. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. Babaları onlara birkaç gün. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. eğer başkalarından ibret almadınsa. onu da öldürdüler. konuşmak can yıkmak. Büyük şehzade. 305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı. Bir padişahın üç oğlu vardı. Allah sana kaderiyeci demiştir. Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. . İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. şaraplar dolanıyor. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum. ona içten bağlanmıştı. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. Çünkü emir ve nehy'in gereği. mumlar yanıyor. kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı. ama ortada hiç kimse yoktu. Padişah emir verdi: Bunları götürün. vaadin ve korkutmanın icabı. Şöyle bir kaledir. kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. O kul yönünden gelir. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. Ortanca da böylece kurban gitti. asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit.yükselir. Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. kızın babası. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak. O da aynı sevdada idi. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. bilgide.

Şehzade cevap verdi: Getirdim. sana öyle bir nişan göstereyim ki. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz. Bu şarap baş ağnlarıyle doludur. Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. Kendimi savunmaya. Biri derviş diyordu. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. her kıssanın. . Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. aklın başından gitsin. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. O anda öyle yaptım. "Susan selamete erdi" derler. beni uğraştırır. Tövbeler ediyordu. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. Aşk. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin. Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. vezir ve ben. öteki sema diye İsrar ediyordu. Mtisâ Peygamberde.Padişahın yanına girince. çabuk dışarı atın. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim. başkalarının yanında keramet ve mucizedir. Ona dedim ki. Gerektirir ki. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. pabucunu başına vuruyordu. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. Bunda hiç bir şüphe. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün." diye feryat etmiştir. iş pek nazik bir duruma girmişti. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. ama yine de hoştur. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. getirdim ama. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan. Musa Peygamber. Ömür. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. (M. Gerektir ki. sen. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. o saatte et yemekten vaz geçerim. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu. Büyükler yanında da susmak yaraşır. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz. hep dervişlerle otururdum. Saz başlamıştı. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. her üçümüz halvete çekilelim. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. Halvete çekildiler. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. (Ç)) Şiir: Gam. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. Bu tuhaf bir iştir. Muhammed ümmeti olanlara göre. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. Bununla beraber. onlardan bir tarafa çekildim. Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. nerede nişan? dedi. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. ama daha fazlası gelir. sana tamamiyle yakın hasıl olsun. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. Başını önüne eğdi. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu.

Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. Ben mürid olacağım dedi. belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır. Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var. senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki. kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. Çocuğu içeriye. pişmiş tuğlada görür. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı. zamanenin gidişini onlar yürütüyor. Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. Aşık. "Onun kulağı ve gözü olurum ". Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz. hem de büyük bir utangaçlık. ona deyiniz ki. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. onlardan öğünerek söz açsınlar. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. Sanki. bu makama erişesin. getirip kendi makamına oturttu. Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar.Beyit: (M.66/3) buyrulmuştur. Ben iki halini de bilmekteyim. Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi". Bunu size de göstereceğim. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. Tecrübeli Pir. 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol.) üstünlüğü buradadır. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. yaptıklarını da biliyor. halvete çağırmalarını emretti. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı. Korkulur ki ödü patlasın. 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri. (K. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı. (M. onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur.A. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı. . kapıyı açtılar. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi. Dervişler geldiler. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. Şeyh seni istiyor. Ama önceden sonunu göremedi. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. kaçacaktı. Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler. Ona. dedi. Gidiniz. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. Şeyh de kabul etti. Hemen dışarı çıkmak istedi. Şeyh dervişleri uyandırdı. hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. Her insanoğlunda bir benlik vardır. Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler. Nasıl ki.

O da ağladı. Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir. doğdun ve parladın. bir yabancı yüz kere de vursa. R ü b a î: Ey ay parçası.derdi. önce elini şu tuğlaya sür. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. Aradığını düşünde görmüştü. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama. Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım. Çaresiz herkes buna katıldı. Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum. senden bize binlerce faydalar ulaştı. bin yıl sürer. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi. Üstünlük ilk davranandadır. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi. halbuki. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. fena kişilerde bulunmaz. ancak iyi kişilerde bulunur. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu. Derler ki. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. . bulunmaz bir şeydir. üstünlük ilk davranandadır. derdi. (M. Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır. 310) dostlarını da bu işe zorladı. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese. ona dedim ki.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. misafirliğe onsuz gitmez. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. Hele sana ki.o olmadan namaz kılmaz. Her sabrı yüz yıl. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim. sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. ululuk artık ölmüştür. Ne kadar uzak. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K. hiç bir şey demem. Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu.sevgilinin cefası çok çetindir. Eğer şimdi ağlayacağıma. dedi. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. yetiştirdin. Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki. ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir. 23/117) Bana. ağlamaktan öyle coştu ki. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir. Bu nedir? diyenlere. Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu. baş sağlığına. felek bu halimi beğenmedi. Dirilik de budur.

anlayasın. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı. dünyayı canına bağlar. Beyit: (M. vah şeyhim. ileri gitmeye imkân yok. dedi. Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı. Bizim altınımız Kuran'dır. Kuran'ı ezberlemişti. misafir etti. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı. senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır. o da. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. O sırada bir ihtiyara rasladı. Ansızın battın ve görünmez oldun. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. köprü üzerinde ayakları titrer. altın damarına kayıp diyorsun. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. derler. Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir. işte onu burada tecrübe et kf. gölgeden kaçar. Bu ancak seni sınamak içindir. Onu sürersin. En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu. Bir öfke vardır ki. öğrenci. şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. Onu burada sınayın. Herkesin kendine göre bir günahı vardır. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. yaramazlıktır.60/10) buyrulmuştur. Hazret! Peygamber. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz. Çok zahmet çekmiş. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. ahvali anlatınca ihtiyar güldü. Ne olursa olsun dedi. Ama hâlâ arzusu vardı. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu." (K. yoksa hemen geri göndermeli. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. Toprak vardır ki. bazan da gizlenir.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki. ancak içinden bir şey çıkaramazlar. mülkümüz. zaman zaman ayaklanır. işe yeniden başlamak gerekli. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. Eğer köprü geçerse ne iyi. Birinin günahı sarhoşluk. Onu evine götürdü.dedi. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. Baba (M. onun haline uygun düşer. can ile beraberdin. Sen kayboluyorsun. Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. O sana Yasin okuyor. kamerin ne yeri var? . peki. Öğretmen. üzüntüsünün sebebini sordu. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı. Onun işi gizli kalmaktır. Şeyh ayva yer. Baba üzülüyordu. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. gerektir ki biraz yük taşısın. madeni belli değildir. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür. ticaret ederlerdi. sedefleri dışarı çıkarırlar. Geri dönmeye imkân yok. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur." buyurmuştur. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir.

Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. Allah kılığında da görünür ki. yardımcı gibi kullanıyor. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. yavaş yürü! Tâ ki. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. Beyit: Ana ve baba. Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. benden onun tarafına bir selâm götür. Onda hem ruhani. o da bizim dengimiz değil. Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz. Hele bir kere daha dal. de ki. zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. Şah ise. kendisini kabul etsinler. elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta. . Biz ona lâyık değiliz. 314) Yel esti. O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. Çünkü şeytan. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. güzelliği söz konusu olunca. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin. şeytan onu önüne katmış. der. Rubai: Aşk. Gönlümü orada görürsen. hem de cismanî kudretler vardır. o muhakkak Allahdır diyor. O adama dedim ki. hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. askerini toplamış. Şiir: Ey sabah rüzgârı. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. sen ise hep onunla diz dizesin.

senin çağında açıkça küfür söylensin. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler. Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. Ayağına bir desti bağladılar. senin semtinde görürüm. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. Bundan daha başı dönmüş. dediler. saçlarının kıvrımlarında bulurum. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. Muhammed dini harap olsun.R ü baî: Gönül ararsam. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. ölmek ne hoştur. Çok susuz kalırda su içersem. Adam o. yüz yüze gelince. bunu Dicle'ye atın dedi. bundan daha şaşkın olsun. dedi. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar. anlamındaki kutsal hadis malumdur. Can istersem. acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki. Acaba bir koku almadın mı ki. Halife işe ehemmiyet vermedi. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım". Beyit: Ey cihanın canı. Halife. 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. Kâsede yüzünün hayalini görürüm. halkı yoldan çıkarıyor. sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım. Ey sevgili can. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. adamı sarayına çağırdı. bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına . Hele kılıç senden.

İsterse Kabe'nin damına götürsünler. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. Muhammed'e uymak daha doğrudur. sen doğru yol tarafını koru. Bir parmaklık yoldan. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım. dedi. huzura murakabeye varalım. A) uymuşuz. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır. dedi: o zaman. Kalenin adını söylemek çok kolaydır. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır. o bir şeyler anlatmak ister. Şimdi dışarı çıkayım. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. 317) daha isdidatlı olsun. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır. bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. birdir diyorsun. Ancak yolu ara. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki. kimse kimseye zulmetmez. Ey şeyh sana renkten sıyrıl. Orada adil bir Sultan vardır. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü. Dikkat et ki. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. her zerrende bir heves. Bunu yapabildi ise Cennete girer. bunu bilmek lâzımdır. Şimdi sen otur da söyle: O. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür. ama içindeki Şehzadeyi göremediler. biz de Muhammed'e (S. Arşın. Rabbini de bilir. secdeye kapanmış insanlar görüyorsun. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. bir zaman murakabeye varsın. Bir parmak mesafe için yoldan kadın." buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse. "Nefsini bilen. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. (Tâhâ süresi. Bu. Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin. Bir kerre dergâhın. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. O. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. Sen nazar ehli ol. Hazreti Muhammed (S. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür. hangi şey en büyük şahadettir.A. Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. mümin oldu. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir. Dedi ki: Bundan sonra. "De ki. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler." nüktesini de anlatsın. işleri ya açık sözlerle konuşursun. Evet kâfir idi.) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. derler. Öküz heykelini gördüler. Halk (M. yolundaki vaade hacet yoktur. Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse. de ki Allah görücüdür. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır. Arşa. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider. Yedi renge boyanmış. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de . bırakmazlar. Bundan ötesi ıssız çöllerdir. Derler ki: Hiç bir Müslüman. Muhammed'de (S. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun. hayır deriz.A. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu. Kürsiye yükselirsin. adama acıdı.halkı suya at.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler. buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun." buyuruyor. 316) cehenneme atsın! Keşke. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin. Bu sözde gizli bir hazine vardır. der." (K. bir şey söylemez. tekken var ama o doğanın şahı. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi. sor yol bu mudur? diye araştır. Niyetiyle gönülden. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş.

yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler. yiyebildiğinizi yiyin. bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur. Hatta bu öküzü. kuzular çevirdiler.sanki (M. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır.. der. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler. Evet asılmışım. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. insanı Haktan kaçırır. balığı koruyan melekleri görüyorum der. Köylüler. onlara varlık yaraşır. Gönlümü dava ettin ama. Ansızın bir köye geldi. o da iş böyledir. halka götürür. kebaplar hazırladılar. herhangi bir sebeple öne geçsin. iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni. ondan başkası benim işime yaramaz. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar. yolunda canımı da feda ettim. kaba tabi atlı değildir ki. sofraları döşediler. Yani bir yoksulluk da vardır ki. çabucak evlerine koştular. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. kâh nazlanarak. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır. 318) Gül ter içinde kaldı. Ben iğ istemiyorum. Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar. Rubai: . Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler. Köpeklere verin. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler.. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım. der gider. Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi. Ben her görüşümde kendi arıklığımdan. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. fezadan sonsuz boşluklara daldım. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum. Bırakalım yesinler bunu. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. O. sonsuz rahmete bitişiktir. denizde balığı seyrediyorum. ay da sıkıntı içinde. Mutluluk o kimsededir ki. Ben. Çünkü birzaman olurki. Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. (M. Bir gün kırlara doğru yollandı.geçti. Artık altınım gümüşüm kalmadı. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker.

miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret.) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat." demeleridir.. eşsiz ve tek olan Allahtır. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır. Bir saat sonra onlara cesaret geldi. ben ruhum. Burada bir kişi var ki. olmayana delâlet eder ki. Allah. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek. Bu onun eşidir. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti. Hakkın hakikatina. demişsin!.. ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de. ama yine menekşenin işini görürler. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir. Karnı boş olan. Peygamberine niçin "De ki. şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki. önce selâm vermeye cesaret edemediler. o miskindir dedi. o da bunun eşidir. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır. Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez. o da. dedim. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin. Hakka ermiş olsan da. Şimdi tekrar. O miskindir. Nefiste şüphe vardır. Nasıl ki. O yani görünmeyen Allah. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. Eğer kalırsa. Namaz kıldığını görüyoruz. Samed. Samed ulu Allahdır. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz. ne kâfirlerle uyuşur. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren. ne Müslümanlarla kaynaşır. Naiblerinden biri.. hep bizim pervanemizi yakar. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi. "Nefsini bilen rabbini de bilir. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var. eşek midir göreceksin. Yani sayısızlık da sayının delilidir. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. . Ahmağın biri daima karları toplar. içi boş karınsız demektir. Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz . Buyurdu ki: Şimdi onu görün. Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı.A. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler. O öyle bir mumdur ki. dediler.) yanına geldiler. dedi. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. iç yüzüne eremezsin. Kadı öfkelendi. hele bir gideyim. Hazreti Mustafa (S. Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun. Onu buraya çağırmayın. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz." (ihlâs suresi. iş o tarafta. yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim. kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir. 1) Çünkü dedi ama." sözüne gelelim. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S. İşimiz çok.keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş. hem de biziz.Biz hiç bir hesaba sığmayız. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M. bu çünkü kelimesi peltek idi. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır. dedi.A. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. hem bizden eksik. her şey sen! der. getirir su içinde saklardı. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir.' göreyim o dervişi. O zaman anlaşılır ki biz.

Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı.) yerinden kalktı. Bir mürid geldi. yüzümü hac yoluna çevireyim. gözünü. artık ben aile hayatından vaz geçtim. hemen yerinden fırladı. Yazıklar olsun onlara ki.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar. gönlünü birlikte bağışlar. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır. Bugün olaki. Bahtiyar odur ki. dedi. Kim olduğunu söyleyemem. O ses çıkarmadı ve kızardı. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür. dedi. diyorlardı. Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar.) de susuyordu. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki. Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki.sana lanet olsun. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı. Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. gönüllerini vermezler. Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın.A. Çüneyd bunu işitince. büyük bir saçıdır. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. O susuyor. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti. Onun mabedi de gönüldür. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi. . Bir aralık mecliste sessizce oturdu. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi. . Hazreti Peygamberin (S. Çocukların kitaplarında. Şimdi (M. Hazreti Peygamber (S. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır. bu sana.Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar. (M. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. O hep susuyordu." buyurdu. günahlarına tövbe etti. İste İblise inanç besleyen. Karısına. hiç kimse. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir. Bizim medresemiz budur. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar. ailesine de dua etti. "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister.A. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi. bereketi.diye beddua ettikleri iblis. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S. Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. O gece kocası bir düş görüyordu. imanlı kişilerin inançları. Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de. Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk. sen çok zayıfsın. eşek midir göreceksin. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler. 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir. o kimsede tesirini gösterir. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü. Sonradan dediler ki. Hazreti Peygamber (S. Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir. ona güvenle bakan kimse muradına erdi. Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam. Şeyh tekrar söze başladı. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı. ağlamaya başladı. Onun sevgisini. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün. Allah evini ziyarete gidiyorum. (M. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır. Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir.kapı açılır. Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu. gözlerini verir. yaralandı kafile gitmişti. Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir.A.A.) selâmını söylediler. 323) bak ki. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki.) ziyarete geldiğini gördüler.

Arıyı görmez misin. Dudakları uçukladı. incinme varlıktan olur." (K. Ama bu saltanata rağmen zenbil satar.. Şehzadeler gittiler. kınama gibi duyguları atar. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez. ama ağzı kilitlendi. evin tavanını göremedim-. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu. Bu dünya evi. Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah. derler. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti. yatıştı. toprak üstünde otururdu. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı. Kel.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. Üst tarafı hep ruh olmuştur. Burada Allahnın kalp. oturur. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım.A. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur. kâfirden daha sapkın. Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun.et. şöyle yap yahut şöyle yapma derler. dilediği yere konar. Madem ki erkeği tanıyorsun. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir." buyurmuşlardır. büyük savaşa başladık. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir. kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim. Ey Allahm. nasıl ki Hazreti Peygamber (S. bunu yapma diye emreder. arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı. Yukarı baktım. 71) hitabını işitmiştir." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın. ben sana demedim mi..A. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı. sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. "Onda insanlar için şifalar vardır. gönül dediği nihayet bir et parçasıdır. Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım. ondan kızı istedi. Biri geldi. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir. 324) Yemekten korktuğun. Büyük savaş nedir? Oruç değildir. Kasap. Çünkü varlığım kalmamıştır. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir. Padişah benim kızım yoktur dedi. Padişahlar için "Hayır.nasıl ki yine Ulu Allah. 28/56) dedi.Artık üst tarafını hesap' . şuraya koy. insan bedeninin bir örneğidir. başını bedeninden ayırdı. Yani senin konuşman boştur.olmaya ki. onlara. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin. (M." buyurmuştur. sövüp sayma. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun. Hazreti Peygamber (S. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim. bu hendek tamamiyle dolmuştu.Bu tozlar kaç defa çekildi. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. Kancıklık senden uzaklaşmıştır. Yarabbi! derdi. . O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi. (M. Bu yermelerden. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim. Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir." deniliyor. yola getirir. diye homurdandı. ötekilerine karıştı. Karşılık verme. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır. diyen gafil kişi. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir. Bu topluluğun büyük savaşı. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı. çarh vuruyorlar. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar." demek doğru olmaz. namaz değildir. aman sakının. toplu geçinmektir. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti. sen yemeğini ye. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir. Çünkü o şunu yap. olmaz" demek kutlu düşer.. oradan gitti. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler. Yani kalk. her yere konma. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi. 325) Biri geldi. iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi. içimden kovarım.) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi..

O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler.) kitabı fayda vermez. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur. Ne Muhammed'den. hem de başkaları. "Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin.A. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar. o sözde yoktur. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. benim varlığım bile hana zahmettir demişti. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı. sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı. Bana Kur'an-ı tefsir et." derim. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir. (M. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır. Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. onların kitaplarını okurlar. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S. Bütün bu yaslı hali ile bana. Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. Söz söyleyen benim." (Kasas sûresi. halk ile oyalamak isterlerdi. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla. dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. Allahyı bilen kimsedir. 327) Nihayet benim soruma geldik. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. dediler. bana zahmettir. gitmem. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun. derdi. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar. Hazreti Muhammed'i (S." (K. kendini kurtarır. "Araştırmak dindir. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. yüzlerini gösterirler. Yani gerekli görmüyorlar. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir. Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir. altın öküz heykeli. hele. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki. Asıl gerekli olan şey. yüce sıfatlarını o terbiye etti. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır. o bengi suyu içen. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu. ötekini hem kendisi okur. falan münkir olmuş. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. ama asıl işin çetin tarafı da odur. Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor.Allah velilerinin sırlarını bilenler. bana önce Allahnın (M. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler. bir kalabalık toplandı. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti. bu nasıl oluyor? . "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. ne de başkaları. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum.A. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki. şu anlamdaki âyette buyurulan. hayır. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. "Araştırma Müslümanlık değildir. ne de Allahdan söz açarız. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır. yani önde yürüyorsun. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. Müslümanlığı örtmektir. Böylece kalacağım. Allahya ant içerim ki. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir. Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. bu küfür söz ve yanlış anlayış. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. bizzat onda buldu. Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen. senin kendini kurtarmandır. ama bunu ne ben bilirim. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi. sormam. Orada gördüm ki. üç türlü yazı yazardı. sen gel dedi. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. Bunu inkâr eden benim nefsimdir. Bir gün de. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. o imanı. dedim. Demezler ki." Ben. Bir saat başını önüne eğdi. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım.)'ı Ebu talib besledi. Cebrail bile.

sonra bedenimin iriliği. hep hoş geçindik. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. Eğer üstat o taraftadır derlerse.öfkeleniyorum. Davacı: Efendimiz. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. içerde uyumuştur. Şeyh dedi ki: (M. çok hoşa giden şeyler. Allah inciten sevgili! (M. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. Tersine de olur. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. her şeye katlanırım.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. Vezir birine dedi ki: Bin altın al. içeriye girmezsiniz. dedi. ne de dıştan. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. bir gün bir şeyhin yanına vardılar. sevgili ve herkesin kıblesidir. dediler. Çünkü o mal. söz yerine geçer. yani. dediler. Evet dedim. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. ak'ıl kâfirdir. evet. selâm sana! derim. Sen haramzadesin. Kadı. deyiniz ki: Yanımda üstadım. dedi. Dedi ki: Görmek. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. Onuncu defadan sonra. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri. boyumun yüceliği. kılavuzum olmadan gidemem. akıl hükmündedirler. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. bir tanık daha getir. Şimdi bize. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur. Murad. Felsefeciler. Çünkü haramzâdelik. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. piçsin! Katır piçliğini benimsedi. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı. Ama başkalarına karşı da çok . Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. haramzâdeliği kalmadı. içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. Murad (istenilen) da budur. örtünür." (Bakara Sûresi. Kendisinden tanık istediler. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük. ancak onların iç âlemini görebilmektir. beni rüsva ettin. Halk için. Hey hey. Benim öfkeli zamanımda. bana on defa selâm söyler. nihayet ben helâl süt emmişim. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. iki görünmüştür. âyette. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. her ikisi tek bir isimdir ki. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir. "Sizden iki erkeği tanık getirin. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. Ama ne içten kurtardın. derlerse. Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. Böyle değerlenir. o hatıraya ziyan verir. dediler. Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. dediler. Dostlar yine. Söz. 282) Duyurulmuştur. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. deyin! Bu bir tuzaktır. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. Davacı on sofiyi birden getirdi. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. Evet. dersiniz ki: işitmedik ki. gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır. başımı eğer. cevap vermem. kabul etmem. öz ve halistir. inkârında idi. görelim de gelelim. Şeyhi gerçeklediler. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu.bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. arzular dünya güzellikleri. Yoksa boşuna girmiş oluruz. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. Ben on tanık birden getirdim. O bir yere gitmez. Allahm bilgimi artır" diyor. Onun piçliği. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. yüksek her tarafı görebilirim. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki. asıl olan mânadır. Nasıl dersin ki. Birisi başka birini dava etmişti. 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . kendini göstermez. Evet hiç bir kimse yoktur ki. çok kere ben de kaçarım. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm. Allah. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. Asıl surettir. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. mürid yani dileyen odur. ayrılmaz bir sıfat değildir. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. haydi demek lâzım. Kendimi sağır yerine koyarım.

"De ki o Allah tek ve eşsizdir. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu. Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir. Kur'an'da. Nasıl ki.Bana karşı hayranlık göstererek. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir. Eğer benden sonra gelirse (M. Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı. ziyaret edememesinin sebebinin. gideyim. Veys. diye bakmıyorlardı. ancak meyhanelerde olur. yahut hiç.A. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı.) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. hayvan mı. Hazreti Muhammed'in (S." deseydi o derece soğuk düşerdi.) huzuruna erişemedi. sözü uzattılar. annesine yardım etmek idi. kaplan mı yoksa başka bir şey mi. Bizi değerlendirmek. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu. Hazret! Muhammed'in (S. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca. gür bir su kaynağı akıyordu. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar.) işareti ile olduğunu.onurlu ve kibirli davranırım H.A. der. o razı olsun. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim. yine Hazre-ti Muhammed'in (S. Ama aralarında perdeler kalkmıştı. konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor. Benden ona selâm söyleyin. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! . Peygamber dünyadan göçtükten sonra. Rum ülkesine-'. O. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz. Nihayet Veys. o medrese hocası bu noktada kalmıştır. (M.acaba bu Peri mi. Böylece üç gün geçmişti. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım.A. Demişti ki.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı. ben ona ya bir defa iltifat ederim. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. Öyle bir öfke gerektir ki. dörtte dört murdar oldu. gönlü hoş olsun." (İhlâs Sûresi. 331) onun işareti şöyledir.A. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor. Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen. mazeretini söyledi.) türbesini ziyaret etti. fakat onunla fazla konuşmayın. Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun). insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki. Ama hâlâ evime ulaşmadı. sudan topraktan ayrılmadı. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım. ey bizim has kulumuz. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir. kendine değer vermedin. Seninle benim aramda bir şey kayboldu. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız. Şu hale göre. bizim Allahlığımızı yüceltmektir. Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar. Peygamberin sağlığında. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye. yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. Gizli sadaka ona verilir. Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık. O havuz. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı. Onun mazereti." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. Gönlünü henüz yıkamadınsa. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S. Veys'in annesi öldü. Bu Celâl'in hikâyesine benzer. Çünkü parmakla tutabilirsin. Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar. ne kadar mazeret gösterdi ise. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu. Ama onların sözleri. öteki öfkeyi bastırsın.A. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez.

gözle görmek gibi değildir. Ayağıma kapandı.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. Beni kimse çağırmadı. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. onları sormuyorum dedi. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu." (Müzemmil Sûresi. şimdilik elimdesin. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz. Dervişleri üç gün konakladı. Şöyle gönlü alçak. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler. Kulağımızı ağırlaştırarak. şakalaşıyorduk. ilmi şöyle idi. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur. Bir kaç gün geçmişti. Dervişler için karpuz toplamıştı. (M. diyordu. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. Bunları da sormuyorum. iki dizinin üzerine edeple oturdu. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş. Oyunlar çıkarıyor. ben oracıkta kalakalmıştım. demiş. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler. Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere. ötekilerde de bir yufka yüreklilik. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. yemekler getirtti.beni evine götürdü. güzel bir yer gösterdi. 3) hükmüne göre namaz kılardı. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. Yemek yedikten sonra. kuzular kesti. Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. (M. Herkesi götürdüler. bir ağlama belirdi. yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar. bana haber ver. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir. mucizesi böyle idi. düğün ettiler. onun nasibi budur dedim. işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı.soruları sormayacaktı. Erzincan'a varınca dostlarda. Bazıları da. böyle cömert. şimdi sen söyle. Üç gün iş aramaya gittim. dediler. Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . işitmek. dediler. Bir nara atarak yere yuvarlandı. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu. ayrı düştüm. dediler. Sen yolun kâhyası mısın? dedim.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin.A. Bunlara acele etmeyin dedim. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun. Ama biz açız dediler. Bunları da sormuyorum. dşdi. dedi. dedi. Karpuz mevsimi idi. Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı. yiyecek bir şey bulamadılar. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. o asla bu . ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. bulamazsam. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. Hazreti Mustafa'nın (S. Çünkü pek arıklaşmıştım. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca. gece gündüz şöyle ibadet ederdi. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi. Veys. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız.

"Sanır mısınız ki. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor." (Müminun Sûresi. Hak ışığı önünde arıktır. âleme sığmaz. Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. bu nasıldır? Evet dedim. neticesi iyiliktir. sende. Ulu. sen başka bir yerde uğraşıyorsun. Sana saygı gösteriyorlar.diye sorabiliriz. 334) Çünkü bana öğüt verdin.A. Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe. sizi gereksiz yarattık. saçılıp döküleydi. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir. dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. Allah birdir dedi. Her gün on koyun kesilir. sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler. Dervişin azığı yoksulluktur. Aşağı indiler. ne de en yakın bir melek giremez. Zevkini ancak o çıkarır. Nün nereye sıyırdı? Biri. Etimle. o onunla öğünsün . o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. 21) buyuruyor. Ancak er odur ki. Kahraman olur. Ben yüzümü hep sana çevirmişim. Allahm topluluğu ondan kaldır. orada söz nasıl yer bulurdu. ölümden korkmaz. Giremezsin. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır. çaresizdir. (M. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı. Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır. Yoksulluk nedir ki. yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir. Sürekli olmaz." buyuruyor. aramıza ne bir mahlûk." (Haşir Sûresi. "Ben Hakkım. Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir. sen. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. hayır. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki . bu nasıl olur? . yerleştiler. Burada gerçi başka bir incelik vardır. Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım. örs oldum. Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki. Bin kere de Müslüman olsan. öteki. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır. bana göstermiyorlar. dediler." diyebilirdi? Hak nerede. karmakarışık.olmaz.A. Allahsal âlemden söz açtılar. Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler.). Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine. (M. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken. Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler. sana izin yoktur derler. fakat sana cevap veremem. Bu âleme niçin indik. dedim . peki sana ne? dedi. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular. 115) buyuruyor. neticede hiç de ölmez." sözü ile işaret edilen hal. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir. Benim bütün varlığım. Benim bir adetim vardır. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin. Her zerrede dağınık. Yani ben yüz orduyu yağmaladım. derimle. "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki. Yüce Allah. senin bütün varlığınla dolu. Allahsına erişiyor. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır. ta ki her şeyimle onun olayım. bana öğüt vermeye kalkıştı. parmak kaldırdı.) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin. Elif nereye sığar. 335)Hazreti Muhammed (S. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. ona uyarlar. Gönülden gönüle pencere vardır. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır. beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur. Onun göğsü. tekrar tazeleneydi. Orada birini gördüm.Allah. Yoksa nasıl olur da. derler. yüzümü sana çevirdim. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun. donuk âlemler var. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım.

Yanar. bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün." (Necim Sûresi. Çünkü Musa gördü ki. yahut yağ asırır.Efendi. elbet de abdest almayı gerektirir. "Kendini bana göster" dileği. O işten hoşnut ve memnundur. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. Hades. sorar ki. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. Hazreti Peygamber (S. iriliğini anlatırmış. O ışık. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. Çırak içinden kızar. Allah kalır. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım. der. Onun büyüklüğünü. bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü. Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. o sana söyledikleri ne idi. "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. Daha başkaları aklı ile." Bir de. fakat bir şey söyleyemezmiş. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. varlıktan her ne varsa hep orada idi. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud." buyurmuştur. namaza ve Allah katına yol bulasın. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. Bundan dolayı Musa. o da aynı cevabı alır. 10) buyruldu. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti. çok kere gönül kırılır. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise. diye sorar. evet. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. yani sonradan meydana gelen şey. . "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı. nefsi ile alışveriştedir. seni yalnız buldum. Kötülük yapma. "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. elbet de tersine ve yanlış söylerler. "Allah. parmak parmak topladın. geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. Haktan başka herşey orada idi. Benim işim değildir. aradan kalkar. Nasıl ki o hikmet ehli zat. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. gönül ehli olmalı. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. herkes kendi halini anlatır.A. Bunu fırsat bilen Hintli köle. Hızırda. 337) Tabiat ehli olmamalı. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. "Ben. şimdi görüyorum ki. O aslı. demiş. o niçin vahyetti diyor. Kimi ruh ile ilgilenir." buyurulmuştur. Akıl da böylece gelir sorar. Ben dostları olmayan bir dostum.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir. Onu Allah yargılasın dedi. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. Evet her şey yok olur." buyurmuştur. O Allah adamıdır. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir. bu kadar deniz yolculuğu yaptım. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı. Ruhu gelir. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder. selâm sana. (M. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. Başka biri sus demiş. bir anda kaybolur. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. ruhu yok oluncaya kadar. Dedim ki: Bu. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun. Asıl budur. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var. Adam. Biri. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün. içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim. seni yalnız bırakmışlar. Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. gönül sevinçlidir. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu.derler. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. Denilebilir ki o gelir. bildirdi. bütün dostlar. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. ruhları tenlerden önce yarattı. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. diye sordu. Hele bir hadiste. Seni kimsesiz buluyoruz.) ona ne konuştuksa konuştuk der. dedi. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. kendi ruhu ile uğraşır. içindeki bal hep dökülmüştü. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. Gönül ara.

"İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi.doğru yolu tutarsın. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur. hem de inkâr etmiştir. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz. Nihayet gör ki. (M. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu. Alemde hangi şey vardır ki. 1) buyurulmuştur. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz. Çünkü şeyh. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki. içinde parlak düşünceler belirirdi. hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi. Gökten şeker yağıyormuş. onu yürütür. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar.. iki kere yere eğilir. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. "Hele. atının dizginlerini benim elimden kapardınız. İşte o adam birdenbire nasıl hafifler. henüz gelişme yolunda olsun.A. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı. diyor. panzehir ocağıdır. onu zorla çamura sürüklerler. tatlılaşır. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser.. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse. o çilede ve o zikir âleminde. Kaç kere. bir imtihan geçirmeden kabul olunur. karanlık kuruntular baş gösterirdi. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki." (M. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var.Muhammed (S. veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun. Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım. Kur an'da. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti. en üstünüdür. Musa onu dilememiş olsun! (M. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. . Mansur. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. ey minber! der.) öyle bir nurdur ki." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. 338) Belki. kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana. dedi. Diyelim ki onun durağı orasıdır. yere bıraktırır. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa. o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı. coşar. Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki. yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler. Sanki halkı yoldan çıkarmak. ben sana söylemiyorum. kendiliğinden gelmez. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez. Dutun nurların en parlağı. onu da öylece benden kıskanırdınız. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur. ancak adları söylendiği için meclis kızışır. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır. Sonra tekrar gölgeye daldı mı. gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu.

Onlar büyük adam olmuşlar. 342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. eğer peygamberleri. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. nasıl edelim? (M. Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. Hazreti Mustafa (S. Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. susamış bir insan arıyorum. "Ne mutlu beni görenlere. ne de Mevlâna sevmiyor. dedi. tekrar bir nara atarak kendime geldim. Ama Allah sözü değil. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu. Pilâvları getirmişler. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. O altın gümüş peşindedir. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar. onlarla danışma yapalım. şeyh olmuşlar. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş. Güzel söz.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. Saygısızlık edersen git. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur. ben o işin peşindeyim ki. ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın. yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. Sunu da söyledi: (M. Çizmelerimi giymek istedim. o direkler . "Onlara danışın. yani Arap Muhammed şöyle der. Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. Artık saygısızlıktan vaz geç. Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir. Anladım ki. dedim. gözümü onunla aydınlat. Orada kadınlar vardır. Eğer sende saygı varsa gel. Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf. iki damla yaş dök. ama Allah güzellerinden değil. Ben para peşinde değilim. iyiden kötüden çekinirdi. Hem de öyle bir gerçek dost olur ki. önceleri halktan çok sakmırdı.(Ç)). Çağdaş tefsirciyi ne Şems. bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm. Muhammed-i Razî. Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor. erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı. Emreden nefis. Nefis. Emeviler devrinde Şam valisi. diye sordum. yüzünü yere koy. ama düşüncelerine aykırı davranın. gayet sert ve zalim bir adam idi. onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir. kadın huyludur. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım. Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır. Hazreti Peygamber. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır." buyurulmuştur. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). yüksek bir ses işittim. Berrak ve temiz su. Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum. gökten yedi kapı açıldı.A. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. kendimden geçmiş bir vaziyette idim. Kendimi bir bağda gördüm. gözüme başka bir şey göründü. Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam. Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. Allahm. dedim. Bir zındıkla gören de zındık olur. Haccac. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim. anlatılması imkânsızdır. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde.Ya rahat peşinde idin. Olmaya ki. Bana bir ateş geldi. halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü." buyurulmuştur. yine kendimden geçtim." Yani. Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar. deyiver. hoş bir sözdür. yahut da söz derleme sevdasında idin. kendini sat! der. Bu adam. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki. eşek köprüden geçsin." Bir söz söylüyordu. en çok Hak ile dostluk ederdi. Tam olgunluk çağına erince. Buyurdu ki: "Beni halka satın.

Ona seslendim. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. babası geldiler. benim bir canım var ama. öyle bir toprak çömlek ki. üstat diyorlardı. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı. (M. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. Ben. iman ışığı yüzünden fışkırıyor. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. sonra da falakaya yatırdım. Yanına havadan iki kişi geldi. ona işaret ediyor.mümin kulların ibadetleridir. yere vurul-sa kırılmaz. işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz. bana güzel bir kadın bul. Çömlek değil ki murdar olur. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. dedi. Adam yerinde donakaldı. size senet verelim.diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. dedim. yerine otur. . Dışarda aşık oynadığını söylediler. diye mırıldanıyordu. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu. bu sönmez. şakalaşmak. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. üç yüz isterse sen dört yüz ver. ödü koptu. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. dedim. kalfa olacağım. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. dersini okumaya başladı. Bir de o insana bak ki. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. Arkası bu tarafa dönüktü.Öğrencilerden birini çağırdı. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. ötekine çimdik atar. dedim. Bir kaç gün sonra yine unuttu. boyuna aşık atıyorlardı. Bana dost görünen biri vardı. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. Hayret ettim. Orada dışarıdan biri işaret etti. Bu sopayı aldım. ikinci. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. bir tokat patlattım. biraz sonra yerinden sıçradı. bunlar ne adam-larmış. Selâm sanaüstat! dedi. sönmemiştir. şaşılacak bir şey değil. hoş sesim var. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. ayağıma kapanarak. Mevlâna'nın önüne koydular. ellerini kanattım. Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. Ben susuyordum.etrafında bakışıyorlardı. gizlice ona seslendim. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. oynamak istedi. öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz. Ertesi sabah namazda idim. Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi. Bir toprak çömlek ki. Ara sıra ne oldu? diyordum. dedi. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. kırıldı. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. ışık saçan iri gözleri vardı. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. nihayet çocuğu kaldırdılar. Ben müezzinlik ederim. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı. yahut bozulur diye korkayım. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. bir kenarından biraz yırtılmıştı. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. Önce ona bağırdım. ya çamura düşer. Hemen yere yuvarlandı. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. Ya boynu kopar. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. müridlik davasında idi. Annesi. fakat kuş uçup gitti. Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. dersini okumaya başladı. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. ne kadar uzak olduğunu anladı. aman bana yardım et. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler. (M. Bir gün geldi. dediler. ikinci gün tekrar geldi. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. bir kale duvarı üstüne kondu. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın. Hoca Reis. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. henüz yeniyim. Kitabı önümde açtı. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada. bir hamalın sırtında evine gönderdiler. (M. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım.

dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. ona söverdi. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. . Şehrin şahından . Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. 57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. sakal ve bıyığının yalancı şahididir. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. insafsızlığı pek ileri götürürlerdi. Anne ve babası dua ediyorlar. Onun sakalı. üç defa elini alnına götürdü. Bunu yapamam dedi. Bundan sonra bir tek söz söyledim. sen müritlerin önünde içki içersin. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar.renkten renge giriyor. Benim ne olacağımı. (M." (K. yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı. Artık işini bulmuştu. Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı. öyle korkusuzdu ki. Geldi. Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur. Sen niçin içmezsin dedi. Selâm sana. Bunun mânası nedir. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. hem de diyorlardı ki. Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. bu. Bundan sonra bir daha gelmedi. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini. "O sizinle beraberdir. Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim. kupkuru kesildi. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. ne de büyükten. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu. ondan yoksundur. Allah! dedi. ötekilerde ses çıkarmadı. rengi uçtu. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu. Kalfa da bir kaç sopa vurdu. Her ne derlerse desinler. bir ay dışarı çıkmadı. gizli hikmetler söyleşir.dedim. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki. dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . taş atardı. Beyit: Erliği. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. Onlarla birlikte sırlar konuşur. Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir. hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. diye annesine babasına yalvarıyordu. ben bu işe katılmam. öyle cesaretli. O beni yola getirdi. kalk gidelim. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. ama ben içmem. daha saygılı olmuştu. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. öğütçüdür ne bilir derler." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. Çünkü erlikleri yoktur. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. Nihayet yine evine götürdüler. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum. Öyle yumuşadı ki. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. kitabının yanına götürdüm. o benim efendimdir. "Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. Aman üstat. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü. bıyığı ile öğünürlerdi. ayaklarını sarar. Sonra kendi özel hücresine davet etti. elleri titredi. Beni tekrar mektebe götürün. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar. Önüne vardım. çok saygılar gösterdi. hoş bir sesle ezan okuyordu. 346) Üstada gidiyorum dedi. Uçuruma gidiyorsun dikkat et. Onu falakaya çektiler. bundan sonra da sopayı suya koydum. Kalk diyordum.bahsetsem. Hemen yere yuvarlandı.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. O vaizdir. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun.

bunu hiç kimse anlayamaz. delik deşik eder. Gizlice kırk dinara satın aldılar. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. Allahyı görürsen. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi. (M. Akıl gerektir ki. alt tarafı yalan olur. düşmanız derler. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. emrindeyim. O insafsız bu makamda bizdendir.hay hay! dedi. benim en yakın arkadaşım sensin dedi. Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. Bu Şahabeddin istiyordu ki. hâkim olsun. Atlı yaklaşınca yolcuya. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. bilgiden üstün olsun. feryat. hem de külahını kurtarır. Sahabeddin-i Sühreverdî. kendini onda yok edersin. Halim şu durumdadır. Simdi gel artık el ele tutuşalım. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. ellerin. fitne ve fesata sebep olan. Ama hemen pişman oldu. figan sesleri yükseldi. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. (Açıkça) biz kâfiriz. İğneci yiğitçe yaklaştı." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır. Yer. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik." (Kadir Sûresi. Mektup okununca sarığı aşağı düştü. Söz onlardan da geçerdi. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. .Yukarıda sözü geçen delikanlı. Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. ecel kılıcından hem başını. Koca. tavan. aralık hep askerlerle dolu. Düğün dernek yapıldı. Burada dava boş lâftır. 350) Güzel söylüyorsun. müderrisler. Yoksa yolda kalırsın. Ey kahpecik! dedi. hayır gitmiyordu. Kıskandılar. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. 348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın. onun varlığında yürürsün. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır. Yarabbi onları günahtan kurtar. Belki bilmiyorduk. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. Bu gün din âleminde de iş böyledir. Yolcu şu cevabı verdi: (M. Güzel bir kitap beş akçeye satılır. Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. kızı altına çekti. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. Ama geline yaklaşamadı. Başını kestiler. Bahtiyar odur ki. Daha fazlası da işe yaramazdı. dedi bir komşu ile. Yerinden sıçradı. benden selâm söyle. "Maktul" Şahabeddin de derler). o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim. iğneci. cezayı gerektirir. Çünkü herkes kitaptan anlamaz. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. derim. Dost odur ki. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. Nasıl ki. Sen biz olunca ulu Allahnın. kapının dışında idi. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın. Kâfirleri şu cihetten severim ki. Kendi kendine. Dost çok iyidir. benim elbisemi giyersin. Bugün gece sularında bana gelir. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin. bir bağıştır. içinde bir öfke duydu. Lâfı çok uzatırsak. Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı. Çok düşkün bir durumda kaldı. meseleyi açtı. dostluk iddiasında bulunmazlar. hemen hazineye gitti. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. Düşmanların tuzağı açığa çıktı. demiri yırtar. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. yasaktır. (ona. Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı. Ey kadılar. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. O kalmazsa sen de kalmazsın. (M. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir.

Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. ancak o ve onun Allahsı bilir. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. var ve yok eden mi daha güçlü. Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. Hem davet ediyorsun. Bir zaman kabahati feleğe yükler. bu cevize benzemiyor. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez. benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin. Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. diyecek kadar hoşgörürlük varsa. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. kırılmış olarak getirin. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. Ben bunu yiyemem. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. İyi insan dert ortağı olur.) bizim perdedarımızdır. yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. Allahı görsün. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. (M. iyi insan cana yakın. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. der. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. Muhammed (S. bu tasarrufu bırak ki. davet nereyedir? (M. ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur. gözünü açsın. bir kere bu sende onu aynı münacaatta. (M. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. misafirin önüne koyarlar. bunu tanırım. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur. Aleme tek başına geldin. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır. davetin tam kendisidir. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. temizleyin. Derler ki: Simdi git. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. Muhammed'i gör ki. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. Şeyh ibrahim. tatlı bir insan olur. ağaca çıkar. ama bu Şems'in yüzü kararmaz. 351) Yap. istiyordum ki. bütün bu varlık Allahındır. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. O şaşkın ve perişan idi. şeyhi meyhanede gördüğün halde. Ben böylesin! hiç görmedim. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz. buyur derler. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. Bunun ne olduğunu Allah bilir. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı. 353) Evet dedim. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür.Bugün sen de. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan. yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. bizi hem var. Biri diyordu ki. daha kuvvetlidir. işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. aynı Kabe'de. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. der. ben bu işin sırrını bilmem. Onun hiç bir sebebi yoktur. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır." (Şems Sûresi. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı. o makam ancak. bir gün . Çoktandır sürmemiştin. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur.A. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki. kabuğunu soyun. Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat. Eren de şaşkına döndü.

Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. Ben buna ancak gülerim. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. Allah bana bilgi vermiştir. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. İster iyi ister kötü olsunlar. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun. bundan ne şüphem olabilir der. başcağızın kucaklar. vehimlerle karışık sözler söyler. Benliğinde hiç şüphesi yoktur. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. Gerek ki sen pişesin! dedim. Başkaları sarhoş olur. bende o velilik yoktur. Kiliseye de uğrayalım. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir. bu acıları ben verdim sen çek. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. Ben ye demem. daima olumsuz düşünür. 354) Benim işime kimse takat getirmez. değişik olmayaydı. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. rahatsızlık veriyor. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim. bir başka şey doğdu. Allahnın öyle kulları vardır ki. Dilimin ucuna geldi. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. der. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir. Sen nasıl müritsin ki. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. . ister Muhammed (S. O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. tadıyorum. Bu vasıflar. (Ben) sözü ile konuşur. Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. çocuktur. ama o küpün başında oturur. onların haline bakalım. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. ister Muhammed'den başkası. Allah huzurunda nikabmı atmış. doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. dışarı kaçarlar. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. (M. bir gün bahtına. işaretten anlamıyorsun dedim. hayır der. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. kulluk eder. Aslından değil. Bu gün mümin olan yoksun değildir. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. Onu ancak ben yaparım. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. sonu iyi olur dedim. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. oradaki biçareleri görelim. bunu yine ben onarırım. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. Yoksa aslında bilerek değildir. bir gün de Allahya çatar. diye sızlanmaya başlar. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. Cevap verdim. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde. öteki eliyle de duvarı tutarak.zamaneye. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. ah vah ederek karşınıza gelir. (M.Konuşurken bazan karanlık. ama o seni incitmesin. Mümin. dedi. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. bir gece sıkıntı çeker. Zındık ise. Nasıl pişeyim? dedi. O velilik ancak Allahtandır ki. perdeye yapışmış olan kimsedir. Biri gedi. Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. gözlerini öperdi. onları da gözden geçirelim.) olsun. yiyorum. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. hiç tatlılaşmaz. Allah kulları. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler. Onu bütün açıklığı ile görmekten. inkâr eder. Bir kere Allah yoktur der. der. ayakları titreye titreye. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. Çünkü açıkça görüyorum. Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım. diğer bir sefer de ispat eder. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz.A.

35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi. Bu ona benzemez. Mademki itiraz etmek gerekmez. ötesini Allah bilir. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. Ya hizmetçi olurum. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. canı gider. Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin. Fedakârlıklar gösterirler. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. Namazda. Ayak pabuç içinde yerleşince. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. Şiir: Ne kimsenin uşağı. ona sen yemin edeceksin. yani Allaha yaklaşmak içindir. Halbuki. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. onları benden başkaları bilmezler. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. Allah demelisin. başını ayağını sallamaya başlar. Tanıdıklar. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir. (M. Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun. "Benim velilerim kubbelerim altındadır. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. sus der. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. olmayanları gösteresiniz. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. Ama sizden faydalandığım gibi değil. bana gerektir ki serbest davranayım. İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. Bayatlayınca iş zorlaşır. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. Ben ondan çok faydalandım. Hem de olmamalı diyorsun. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. yani Allah uludur diyorsun. ben de sana öğretiyorum. Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz. Müridin yolu bu değildir. derler. ben bunu yapamam. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. gerekirse oturayım. Davalı tarafın tanığı yoktur. yabancılar etrafıma toplanır. kurusa da incinmez. Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz. Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar. Kurban ol ki. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. ama münafıklar. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. gerekirse gideyim. onun şöyle olmalı." anlamındaki . kurtulasın dedim. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur. Dedim ki: O yapmadı. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. Çünkü bana hayat lâzım. billahi de. kadıya şikâyete gider. yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. namazda konuşulmaz. Çünkü bunu sen de yapıyorsun. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. ben sınamaya devam ederim. "Allahu Ekber" demek kurban. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. (M. Adamın biri. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. rükûa varırdı.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. Ama onlara uymazdı. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. (M. ne efendisi olur. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar.

senin Allahlığına sığınarak söz veriyorum. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. kör olduğunu bilmez. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. Bir gün Sultanın kızı hamama gelmiş. âşıkın bir hali. evin kapısına gelir. kulağındaki büyük yakut küpe kaybolmuş.Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. Nasuh halvete girer korkudan titremeye başlar.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. Şimdi araştırma sırası bana gelecek diye sızlanıyor. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler. ondan bir şey gelmez. Mısra: Ev sevgili. şeyhin ayrı ayrı halleri olduğu gibi mürşidin de bir hali. gözleri görür ve gördüklerini de bilirler. Aklı başından gitmişti. . Onları kim görebilir? Onlar böylece Allah katındadırlar. Görmediğin şeyden ne dem vuruyorsun? Nihayet ben senin babanım. sen de benim oğlumsun. ister yer üstünde. MUHAMMED'İN OLDUĞU YERDE ADEM NE SÖYLEYEBİLİR? Aklın ayağı topaldır. Bazıları bu Nasuh sözünün yorumlanmasında nefse dönmeyen şey demişlerdir. müridin. Tam otuz yıl bu işte çalışmış. Ama onu da nasipsiz bırakmak olmaz. Ben onlardan değilim. Bazıları da Nasuh. Kadınlar hamamında tellâklık edermiş. dinleyenlerin. Niçin vakitsiz uyuyorsunuz ki beni oğul görüyor. Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. kendini de baba biliyorsun? dedim. Allahya söz veriyor eğer bu defa kendimi kurtarırsam bundan sonra bütün ömrüm boyunca böyle bir iş yapmam. Herkesin bir özel hali vardır. Şiir: Her işin tam vakti gelmedikçe Sana dostun dostluğu fayda vermez. Çavuşlar hamamın kubbesini ve içini. Hakkı nasıl a'nlayabilir? Nasıl görebilir? Onun nazarında olan bu şahsı da hoşa giden her şey gibi hoş karşılarlar. "Ey iman edenler. küpe bulundu dediler. ama içeriye girmeye gücü yetmez. maşukun bir hali vardır. diyor. Nasuh. Sırrını Allahya ısmarladı. dedi. Herkesi aradık yalnız Nasuh kaldı onu da arayın. her tarafını sarmışlar. bu yalvarış halinde iken içeriden bir ses geldi. Eğer şu yükü benim sırtımdan kaldırırsan. Bir topluluk daha vardır ki. bundan böyle Nasuh kulun bir daha bu günahı işlemez." (Tahrim Sûresi. Tam bu sırada bir ses daha geldi. 359) Kur'an'da. hafızın minder üstünde. nerede Her şey ondan nur almıştır. O hadis. o görüş? Madem ki görüyorsun nerede o? NASUH TÖVBESİ (M. ama tam bir erkekmiş. ama onlardan haberim var. isterse yer ve göklerin ortasında. 8) buyurulmuştur. çavuşlara emir verilmiş hemen gidin hamamda hiç bir delik deşik kalmamak şartı ile araştırın! denilmiş. Derler ki: Nerede kendini görme. sonradan yaratılmış bir varlıktır. Vaizin minber üstünde. Onları görmek dileyenler Allah Nazar'ına gelirler. arka arkaya secdeye kapanıyor. Ona ister levha üzerinde yazıldı diyelim. Hadis. Arayanlar bir Lahavle çekti. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış. yazılsın. Onları da kendileri bilir. Bu hoş bir deyimdir. Bir levha üzerinde bir Elif yazıldı. Allahım bundan sonra bir daha kadın tellâklığı etmeyeceğim.

çevik. beni açlıktan öldürüyorlardı. Onu küçüklükte huy edinmek gerektir. Bu öğretmek içindir. Çünkü ruhlar âleminde felekler vardır. Rüstem gibi bir pehlivan aradı ki oğluna arkadaş ve yoldaş olsun.Bu hayallerden geçen kim se bilir ki bunların da bir yaratıcısı vardır. iç âleminden tekrar açıldı mı tecelli nuru belirir ve der ki. silâh kullanmayı. O birtakım oyuncaklar. Halbuki İbrahim ben batan şeyleri sevmem dedi. ben batan şeyleri sevmem demezler. Bende öyle bir kuvvet vardır ki. Kendini aradan çıkarınca da onu ispat etmiş oldu." diye dua ediyor. gitti. ahmak. kendi işini düzeltmesini hiç bilmez. yolda sancılandı. bu dua doğrudur. Beyit: Bu yolda yüz bin tane Adem yüzlü iblis var. Üzülüp bozulanları da yakarım. "Yarabbi biz nefislerimize zulmettik." buyruldu." (Şuara Suresi. ölürler. Bir çok bilgilerden söz açar. Bütün halkı sağlık yoluna çağırdı. kötü huylu. Biri uslu. Kendilerini o gam kuyusuna bırakırlar. bebekler yapıyor. Sen benim nefsimdekini bilirsin.ama hiç faydası olmadı. Kerem denizi dalgalanmaktadır ondan her ne istersen onu verir. bir Yemen başörtüsü alacak ipeklisi gelmezse çok umutsuzluğa düşer. diyor. Ama pisliğini temizlerken değil. o korkulardan elini tutarak seni kurtardım. oyuncaklar önlerinde. Kimi güzele. Evet dedim. Onlar lük lük yutuyorlar kendi keyifleri için yiyorlardı. Oğlunun neler öğrenmiş olduğunu görmek istiyor." (Araf sûresi: 23) buyurulmuştur. o da hasta oldu. iblis der ki: Hırsızın k