ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

geceleri uyumazdı.' dediler. temel bilgilerde. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur. onlardan daha zevkli.» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. Alâeddin. Asıl zevk. sentaks. 'Ben sana yabancı değilim. Benim önümde. halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı. 'Bizim güneşimiz. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış. ruh âleminin manasına erebilmektedir. gönlü isterse. tartışır.'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir. Yoksa. O makamın kutsal sakinleri. mum gibi erimeye başladı. işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu.» (Şems-i Tebrizî. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. O . telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu. sarığını. Bütün fenlerde. hepsinden daha yetkili konuşur. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü. gramer. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir.» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur. (M. din bilgisinde. Karanlıkta dama doğru yürüdü.Kemal'e baş vurdu. fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık. Gerekirse. ayıptır söylemesi. ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı. beni dinlerken. ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm. ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. duman gibi kendini yok etmeye çalış. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir. 48). M. Konuşmalar. 77. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır. dördüncü kat göğe kadar çıktım. orada yerleşmiş. onu hiç unutamadı. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü. Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki. 'Dostum gitme. Bunu seyreden aziz derviş.' dedi.' Hemen kavuğunu. üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. eli vergili. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş. nasıl anlatayım. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım. daima uyanık gönüllüydü. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. onlardan daha lâtiftir.' dedi. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak. Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. onun. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. Devletşah diyor ki. Adam o sırada. «O. bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var. onlardan daha üstün. Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir.

güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî.). aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır. hep gam. «Bu ne sorudur?» der. Tebrizlilerin uydusu haline geldi. Dış âlemle ilişkisini kesmiş. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. Konya şeyhleri arasında bir sofi de. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S. Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. «Bize.). sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. Hakkın yüceliğinin. Mevlânâ'yı sorar. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems. Bu ayrılık süresi. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış. yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ. en yücesidir. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. namaz. bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş. Mevlânâ bir katıra binmiş. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki. ona.» diye halkı ayaklandırıyordu. bir nağra atarak yere yıkılır. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız.» Bazıları da. irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. susuzluğu o kadar derindir ki. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı. müftülük.A.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. hep onunla göz göze diz dize idi. her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler. katırın dizginine yapışır.' diye öğünmüştür?» Mevlânâ.A. kudretinin. sohbet arkadaşları yapıyor. selâm verir ve «Hemen söyle bana. O. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından. Şu sebepten ki.' dediği halde Bayezid. Derken belirli vakit gelir. kayıplara karıştı. her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik. Şems yol üzerinde beklemekte. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır.). Kimseyle konuşmuyor. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. meslislere gitmek istemiyor. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı.A. o zaman da suya kandığından söz eder. bütün normal işlerini. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. gece gündüz.» diyorlardı.A. Bir kısım Konyalılar da. hakkındaki bu dedikoduları. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi. o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı. hiç dışarı çıkmazlar. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir. Eflâkî'ye göre Mevlânâ. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı.» der. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında.» diyorlardı. her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır. onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor. Neredeyse o .' diye hep özlem duyar. büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. sıhhatinin bozulmasına yol açtı. müderrislik. onun.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü. Şemseddin. talebesi. Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları. aksine. ibadet ve sohbetle meşgul olur. hep onun işaretlerine dönük. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır. 'Beni ululayın şanım ne yücedir. oruç. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması. Ama. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu. sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde. cihan varlıklarının en büyüğüdür. artık başka bir âleme dalmıştı. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar.

saygı göstermekten geri durmazlardı. mum gibi erimeye başladım. babasının işaret ettiği hana gitti. Şems'in odası önünde edeple durdular. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. Gidin ey yoldaşlar.» dedi.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle. Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. Sultan Velecl. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. O. bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. halktan emirlerden. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri. kudretli. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. birkaç yük değerli hediye. Bir kere onun cemali parlayınca. Mevlânâ'hm mektubunu. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. Şems. Mevlânâ. Oraya varır varmaz. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. büyücülükle suya düğüm vurur. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç. dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler. «Benden selâm götür. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. et.» diye çok yalvardılar. bu zaif hayır duası ile meşguldür. bu İsrarlar karşısında dayanamadı. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi. bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a . Sultan Ve-led. akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın. diri gönüllü bir dervişe rastladım. âşıkane secdeler et. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru. yaratıcı. Bu mektup Şemseddin'den idi. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. sizi atlatır. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse. Cadılıkla. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. «Umarız ki. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz. Mevlana'yı çok üzüyordu. sen otur da seyret. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. Aman ne olur. fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi. havayı bağlar. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. can da o viranenin baykuşu oldu. güzellerin güzelliği hiç kalır. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. Öyle bir derviş ki. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi. hâkim ve mahkûmlarla doldu. yirmi nefer atlı. bilginlerden. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı. ger.

Öte tarafta Şems'i sevmeyenler. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak. Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. onu fırsat buldukça küçümsemekten. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır. «Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler. bir gün. ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti. içinde bir perşembe gününe rastlar. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. o hakikat güneşinden bir haber beklediler. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu.' der. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. 645 hicret yılı . 'Beni öldürmek istiyorlar. Bir süre durduktan sonra. hiç kimse izimi tozumu bulamayacak. Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. teşekkür etmiştir. bu saldırılara bir zaman katlandı. Şam sevgilisine can vermiş. gönül bağlamışız. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz.» diye feryada başladı. odasını bomboş bulunca dayanamadı. Yüksek sesle. dedikoduya. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin.' diyerek dışarı çıkar.Şems. Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. sevindi. Bir müddet ondan. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. Ne yazık ki. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz. Rum Ülkesinden Şam tarafına. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar.» dedi. Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir. yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. Bu olay. özgür oldu. sövüp saymaya başladılar. dedi. ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak. 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır. Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış. Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış. hemen bir bıçak . Bu ikinci gelişte. Şems. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu. Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya. hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı. Şems.

Şam'da aylarca Şemsi araması. Şemseddin. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. Baba Kemal. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in. Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu. Şeyhi. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki. Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar. İbrahim Fahreddin. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti. Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası.saplarlar.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır. Fakat bende bu cihet eksiktir. Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. Ama olayın bir de mantık yönü vardır. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır. hep Medresesinde dönüp dolaşır. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra. gazellerle ifade ediyordu. Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı. Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış. onun. «Oğlum Şemseddin. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî. biri birini tutmayan rivayetlerdendir. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi. şu cevabı verdi: «Ben. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. Eflâkî. Bir gün. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi. Dest tarafından Türkistan'a gitti. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. . Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa. onu da çileye oturttu. Hüseyin bin Hasan.)de. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. her günkü doğuşlarını şiirlerle.

» demiş. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. yaş dökermiş. Öte yandan. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez. Sultan Veled'i irşad etmiştir. Ahmed Gazalî'yi. Maruf. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur. Şeyhe şikâyet ederler. hep ağlar gezer. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. o. Şiblî'yl. bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. müridinin alnından öperek. Ebûbekr Nessacı. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki. Ahmed Hatibî'yi. Ariflerin Menkıbeleri'nde. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o. Büyük bir ihtimale göre Halep. Nasıl ki. edep kaynağından bize varlık verdi. Cüneyd-i Bağdadî'yi. onun şu anlamdaki gazeli de. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini. o da. Habib-i Acemiyî. bunu okumaktan pek hoşlanır. o. Maruf-u Kerhî'yi. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. o. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. Şems'in yanıp yakılmasını. Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar. Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır. o. Serîi Sakatî'yi.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında. Şemseddin-i Tebrizî'yi. Mevlânâ Celâleddin'i. o. o. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu. Bahaeddin Veled. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki. o. Nasıl ki Konuşmalar'da da . Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. Eflâkî'nin yazdığına göre de. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. okudukça durmadan duygulanır. gönülleri hep o tarafa çeker. Davud. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. Bu da. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî. Hasan-ı Basrî. neşeden ağır başlı. Davud-u Taî'yi. Onun aşkının okşayışları. ondan filizlendi o. o şahın hizmeti İçindir. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi.. o. «Sevgili evlâdım. Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. hafif ruhlu olur. yardımlar. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. Onun şiirlerinin. Hasan-ı Basrî'yi. Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. o da. Allahsal inayetler. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. Tebrizî de. dervişlik geleneklerine aykırı görür. sen artık dilediğin mertebeyi buldun. Muhammed Zeccac'ı. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı. Şeyh.

o. Maruf-u Telhî'nin. ondan. Allahdan idi. ondan.A. Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu. Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır. o. Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. Maruf-u Kerhî'nin. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a. Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. Ebû Ali Rubârî'nin. Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. Birinci yoldan. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. ikinci yoldan da. çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. o. Habib-i Acemî'nin. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. o. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. Şeyh Ahmed Gazalî'nin. o. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında. Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre. o. Ebû Ali Rubarî'ye. o. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir.) sohbetinden feyz almıştır. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. Ebul Necip Sühreverdî'nin. Serî-i Sakatî'nin. o da. o. Ebul Necip Sühreverdî'nin. o da. Çünkü bütün tezkereciler.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. Şemsin Suriye. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. Şems'in. Ebû Ali Rubârî'nin. Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577).şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman. Ebû Osman Mağribî'nin. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. Ebûbekr Nes-sac'ın. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. bu doğru değildir. o. Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî. ondan.» Bu o demektir ki. Alâeddin. Ahmed Gazalî'ye. o. o. o. Nasıl ki. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. Ebû Osman Mağribî'nin. Dâvud-u Taî'nin. Mevlânâ. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. o. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî).i Sakatî'ye. Hasan Basrînin. o da Hazreti Muhammed'in (S. o. o. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz. Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. o. ondan. ondan da. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye. o. ondan Maruf-u Kerhî'ye. ondan. Cüneyd'in. Ebû Ali Kâtib' in. Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. ondan. Cüneyd-i Bağdadî'nin. o. o. Gerek gördüğü bu hakaretlerden. ondan. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. Şems. Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. o da. Ebû Ali Kâtib'in. Bu Rükneddin. Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. Serî. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır. ondan da. SerîJ Sakatî'nin. Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. dargınlıklara yol açan. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. o. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış. ondan.

Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN . oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. Aziz arkadaşım Prof. Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. ulu Allahdan başarılar dilerim. Bu mektupta. onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü. Şems-i Tebrizî'ye gelince. derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. 12/12/1973. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir. Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya.başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler. Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz. düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler.

niyaz'sızdır. sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama. 54) nükteleri. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki. Hak kadim'dir. 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim. kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede. kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki. Allah yolunda savaşırlar.O âyetindeki nükte de buna işarettir. her şeyi bilici ve görücüdür.» (En'am. Hadis. canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar. başlangıcı olmayan varlıktır. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir. kâfirlere karşı güçlüdürler.» (Mâide sûresi. Kovucuların dedikodusundan çekinmezler. hiç kimseden bir şey beklemez. Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. «O. İşte o aşk'tır". «Onlar Allahyı severler. gözleri kavrar. niyazsız olan o dergâh niyazı sever. Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir.» (Mâide. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü. işte bu sevginin etkisine işarettir. nasıl ki Kuran'da.» (En'am sûresi.BİRİNCİ BÖLÜM (M. O kadimden kadimi görürsün. Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. belki o gözleri kavrar. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. Ama sen ona niyaz götür ki. Kadimden sana bir şey erişir. o latiftir. . Allah da onları sever. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek. sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın. 103). her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki. 103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz.

Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. belki ihtimal vermezsin.» Ayna işi ince bir iştir. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir. Şûra sûresi. «Bu elbette olmaz. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan. «Ben gönlü kırıkların yanındayım. Hakkın kendisidir. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme. Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer.» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. «Keski.» Dedi ki: Şimdi ey dost. eğilimi daima hakka doğrudur. «Eğer bu ayna iyi ise. O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu.» dedi. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa. O hal diliyle der ki. istedi ki yere vursun. Remizler. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem.» buyurulmadı mı? Sözün kısası. onu daima okşardı. ancak Mevlânâ. çünkü o benim dostumdur. Şunu hatırla ki. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk. Buna tanıklar. aynayı eline vereyim. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim. bedeli bu kadardır. .» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile. «aynayı getir artık sabrım kalmadı.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu. Dedim ki haydi öyle olsun. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü.» Tekrar gönlü razı olmadı. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir. (M. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. 3) Hemen kırmayı düşündü. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. 15) buyuruyor. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. Ama bunu yapamadı. onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim. «Hâşâ. bahaneyi aynada buluyor. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. Bu ayna. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle.Bana velî diyorlar. Öteki kendi kendine. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer. doğru kal! Doğruluk göster. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. «Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. sözünü kıramıyorum. Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. deliller gösterdi. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir. Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki.» dedi. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. bu bakımdan daha sağlamım. oradan ayrılmak istemedik. o tanıklar ve para cezaları olmayaydı. Sen ki doğrusun. dostun dostuyum. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar.» dedi «o şartlar. Bir defa ona desen ki. 113. Şimdi diyorum ki. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil. en zor işler kolaylaştı. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi. «Ey üstat. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar. Ben de velinin velisi. Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar. O sanır ki ayna ondan başkasıdır. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır.

Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. Evet o da vardır. Ben de. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir. bir temel üzerinde yürümek gerektir. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır. divan erleri bil selerdi kaparlardı. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır. cihanın maskarası olmuşsun. Onun mutlu sözlerindendir. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. ancak bu sözden başka bir söz işitir. işitir. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. âlemin parmakla gösterilen adamı. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. Doğru sözdür. Çünkü günahlar suçlar vardır ki. Güzel sıfatları arasında utangaçlık. Ancak onun himmeti buna engel dir. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur. bugün bütün suçları işlemiştir. senin sözün nedir. Kışın üşümemesi için eskiden. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. «Sen.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki. Alâeddin de bir cim ri idi. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum. o silahtar oğlu için. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. güzel söz. kapılar açıldı. söze gücüm yeter. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir. «Sözü bugün söylemelidir. midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir. Onun ancak iki hüneri vardı ki. Sen kimsin. Bir aralık ben sana. 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. Ancak undan. Musa' ya yakın değilsin. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. onun hiç bir şeyi.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu. H. «Başka şeyler işitiyorsun derim. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir. giyecekten birşeyler gönderilsin. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz. Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. odundan. (M. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur. . Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. harcadı. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. Şeyhlerin kuvveti başka başka olur. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. geniş meydan açıldı. «Konuş. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. İşte bu iyi bir alâmettir. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. «O bilir» dedim. gönlüm ona yabancı kalamıyor. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. «O söylüyorsa kanını dökeriz. baş ka bir işi yoktur. hiç bir işi yok. nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim. Evhad. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun.» diye şaka yaptığın için incindi. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun. Ona yetişmek için uğraşırım ve. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. sakınıyoruz. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur. «o onu suçlandıramaz. sen de de söz varsa bana söyle. Onlar. Bir gün diyorum ki. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı.» dediler. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. çok sağlam bir devlet sahibidir o. anlat onları. maksada uygun düşsün. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez.

onları başka âlemlerden dışarı götürür. şimdi elden gitti mi. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır. açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. Hadiste. mest eder. Dervişin biri onun mezarı başına gitti.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. bunu başka bir dervişten sor. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. Her âyet ihtiyaca göre iner. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar.» diyor. onlara göz yaşı. çirkin tarafımızı görmemişti. Cüneyd'e. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır. Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu. 5) Biri. Mevlânâ'nın yüzü güzeldir. Halbuki şarap haramdır. yufka yüreklilik getirir. ne Kuran'dır ne de hadistir. Bu şeytan hayalidir. Ramazan orucu nasıl farz ise. öteki Mağrip'te harekete geçer. Halbuki derviş sözü naziktir. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır. Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar. onun sözü değildi. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır.) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. O. çirkinliğimi gösteriyorum ki. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır. beni olduğum gibi görsün. Bu da hal ehli erenlerin semaidir. «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye. Çünkü onların yaşama zevkini artırır. Beş vakit namaz. Bunların. 10 dervişin keremi idi. İncinme. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı. onların öldürülmesini emir buyururlardı. yorumlar ve özür dileyerek der ki. o perde de. o haramdır ve yasaktır. çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim. O. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir. (M. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. Hakka kavuşturur. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz. O.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . onların sohbetine katılamaz. hem çirkinlik yönümü anlasın. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. yoksa size kusur bulmak değil. burada melek hayalinin bize yeri yoktur. Semâ.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki. Gerçi bir sema vardır ki. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum. aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider. hoşlanmamasıdır. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar. A. Bu o demektir ki. Biri de. sebepten dolayı indirilmiştir. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır. Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım. belki onlarla konuşamaz. melek hayaline bile razı değiliz.» diye şüpheli bir söz söyledi. Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır. yapılması farz olan semâdır. Hazreti Muhammed de (S. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür. Hem güzellik yönümü.» buyurulmuştur. ikincisi de onu işleyene aittir. eğer sahabe bunu kullansalardı. Bir başka semâ da. başkalarının sohbetinden soğuması. gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz. Başka söz de hatırıma gelmiyor. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. Ancak benim sözümdür.

Peygamberler. bir ok atacaksın. Onların sözleri de. açıklayan sözlerdir. yüzünü kıbleye çevireceksin. o daha uzaktadır. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. ama o kümes kuşudur. «Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam. deveye benzer. bir kubbe vardır. bir birini tamamlayan. kişilerin bağıdır. hep biri birini tanıyan.» Öteki. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum.» Şu hale göre.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir. tanıtan. arkanı o kubbeye. Şiir: Akıl. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır. Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. «Balığın şöyle iki bacağı vardır. Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da. «Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz. Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi. onu aramanın yolunu gösterir. her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir. deniz kuşlarının hali gibidir. biri balıktan bahsederken başka biri. Ana tavuk etrafında çırpınır.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır. İşte seninle ben de böyleyiz. aşk bu bağları çözer Akıl der ki. kafa işi değil.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi. Nasıl 'ki. halim de. biraz (M. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . kümes kuşlarına karış. gerçekleyen kimselerdir. gelin. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz. «Sen sus. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış. alaylı bir kahkaha ile. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. Vaiz öğüt verir. Kimse bu halimi anlıyamadı. onun suya girmesine imkân yoktur.» dedi. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır.» dedi. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. benim yurdum o denizdir. okun düştüğü yerde hazine saklıdır. Öteki. Evet bütün bu sözler oraya dayanır. «Evet bilmezsin sen. Mısra: Bu gönül işidir. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git. ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar. ne riyazat var ne de başka bir şey. yavru hemen suya atlar. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var. Bana diyordu ki.

ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir. . aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. Bunu satanları aradılar. doktor dervişin mezarını açtı. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. ahiret de dünya erlerine haramdır. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir. Hallaç (Mansur). sözlerine hayran olurlar. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler. Allah gayreti ile kin beslerler. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. birer birer hekime kadar dayandı. Hastalandı.Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. Öyle bir insan ki. «Cimrilik ediyorsun. O. Elini yüzüğüne götürdü. Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır. Allah rızası için sever.» sözü de bu anlamdadır. Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. Hele onu siyah bir aslana binmiş. bu sözü söyledi mi. «Dünya ahiret erlerine. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir. ip ve urganlarla hünerler gösteren. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona. Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. çocuklarınki serçelerin. yoksul bir zamanında satmıştı. Cennete gider. onda hiç bir şey göremedi. bir zümre de yakın mertebesinde. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun. Bu ne hoş çekiştirme. gönülleri sağlamdır. onlar bunu bilmezler. semâyı yasak etti. insana kendini bile unutturur. Hekim de geçen hikâyeyi anlattı. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu. Şeyh dedi ki: Halife. nasıl olur da . Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur.» der yahut da onu tutup. Şu kadar var ki. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi. kara kuşun kursağındadır. göğsünü yardı. ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. 7) Benden ötürü.» anlamındaki yalvarışı olmayaydı. O. yalnız şu kadar var ki o. Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz. Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. ayıklık yoktur. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M. ahireti anmayı unuturlar. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir. Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu. Hekim. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. Biri dünya yönünden olur. Demek oluyor ki. dünyadan el çekmiştir. tıpkı akik taşı gibi olmuştu. hatta cennette bile. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. müminlerin ruhları ak kuşun. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. onu çok uzman bir hekime götürdüler. sevgiye tutulan dünyayı da. nihayet müslüman gider. Bana göre. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı. onun yüceliğini seyre dalarlar. selâmet gider. kâfirlerin ruhları da. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür.onun elleri kuruma-dı. imana gelir. otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez. Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. kıyamette de beni bulamazlar. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı. diyeyim ki. bu akiki. Derviş öldü. şüphe içinde gitti. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. ahireti de unutur. Kendini yokladı. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü. Nasıl ki dünyaya kapılanlar.

12) buyurulmuştur. lügattan anlar. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı.» Muhammed Güyani ona demişti ki. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı. Haccac ona. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin. on kat örtü içinde gizleseler. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. Nasıl ki. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. çok ağlamıştı. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır. nuru ve ululuğu vardır. Mucize de böyle yapar. Nihayet o.» Diyordu ki. Nasıl ki. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki. Nihayet. niyazdan. sana önceden bunu söylemek gerekirdi. O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. Nahiv'den (Sentaks). Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir.» diyen kimse büyük hata içindedir. Orasını Allah bilir. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm.» dedi. Nihayet o. «Fetvada akıl hiç hata etmez.» diyen Firavun gibi. batıla inanır. o zaten havadan ibarettir. . onun arkasından yürür ve ona uyar. onlar için gelmedim. Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar. ondan da ileri geçmeye çalış ki. Benim halimden haberi olmayanlar. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır. Çünkü o. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış. Hakkın âyetleri de böyle olur. Şimdi mademki bu perde açılmıştır. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır. Onun azığı nefs ile olur. «bari seninki öyle değil. niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin.» (Muhammed sûresi. ondan sonra gidersin. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın. ona güvenmiş.» dedi. suçsuz idi. hali gördü. Âciz kalınca secdeye kapanırlar. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. Kelâm bilgini Şahap Herive.» dedim. «Bu zor iştir. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M. «inandım. başını çöllere çevirmiş. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi. hep yenecek şeylerden ibarettir.Bil k! benim gözümden damlamıştır. ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi. başka bir renkte görülmüştü. «Ey kaltak bacılı. Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım. Ta ki bizden. Bunda. Boğulacağını anlayınca.» dedim. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. Onu sıkıştırdım. «Aklın fetvası budur. Nasıl ki. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin.» dedi. Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir. evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana. «Evet konuşurum. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı. «Şüphe sevmektir. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin. şaşıla-<cak bir şey yoktur. Sen kimsin ki.» diye yalvarıyordu. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok.» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş. bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun. o ki asılsız şeylere.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir. böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir.

iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin. Kendisinden bir haber çıkmadı. suretten manaya gelelim: Ten. bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. cevap veresin. onun evlâdı. Hazreti Muhammed (S.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur. «Divane misin?» dedi. 10) yerinde kahır. cevap verecek yerde. gürültüler işitti. saygı görür. Diyordu ki: Can. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir. îhvanı Safa derneğinin.» Şu hale göre. Hazreti Ömer. Şimdi gerektir ki. O gitti. neyler üflüyor. «Allah hazırdır. Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S. . Canın. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. ölüm başkadır. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. «Bu hayatta ve bu dünyadayken. genel olarak bu iş çok zor görünür. dışarıya vuran bu ışığı görürler. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi. Gereklidir ki sen.). can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. torunları. Olgun görüşlü olanlar. Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. Allah gözle görülebilsin. Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki.» Bir gece taht üzerinde uyumuştu. Arifler. Bu gidiş onun için ölüm değil. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. İbrahim Ethem. Ancak dışarı vuran. göçme başka.» görür demiyorum.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış.A. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz. Bekçiler davullara tokmaklar. Bunlar. belki bir alemden öteki aleme göçerler. susmasında kahir (M. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi. belki nefsinde velilik olan kimse velidir. azap olur. susacak yerde susasın. tamamiyle bir şeye verse idi. Bu âlemden gittikten sonra da. Sözünde. Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu. canlar da onun arkasından gitti. Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez. belki hayat olurdu. Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. çubuklar vuruyor. dehşete düşürdü. Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah. bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır. benim izimden yürür idi. İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım. oraya gitmek için çırpınırdı. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı. dileklerini öteki alemden bekleseydi. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı. kudret sahibi olasın. her sıfatta güçlü kuvvetli olasın.).» buyurdular. «Biz âciz kimseleriz. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. tekrar yatmıştı. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi. Şah kendi kendine. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. Belh Sultanlığından çekilmeden önce. artık onun bir hasreti kalmaz. başım yastıktan kaldırmış. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır. A. «Ne yapayım?» diyordu. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates).» demezler. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu. dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. insan mahkum olmazsa hâkim olur. O. gürültüler koparıyorlardı. ten ile kaynaşırsa belâya düşer. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir. dostlar elde eder. O kendisini. o kudretlidir. Hazreti Mustafa (S. Bağıramıyor. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz.» ibrahim Ethem. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. O tarafta mal görür. Veliliğin manası nedir? Askerleri. bu hevesle mallar bağışlıyor. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu. Ömerin elindeki kâğıdı çekti. ibrahim Ethem kendi kendine dediki. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. Türlü zevkler bulur. o zorlukta kalmazdı.A. 9) Ruhun güzelliğine erişmek.» derler. beri tarafta cana yakın kadınlar.(M. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur. Can.

Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa. Öyle bir Allah ki. Allah. Şu halde.» dedi. ölüme âşık olursun. Kuran'da haber veriyor.İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır.» Sultan. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur. «Ey Sultan şu mücevheri al. bu mücevherin dörtte birini bile değmez. perdeciye bir mücevher vermişti. mücevheri aldı. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. Her taraftan ahlar. Şah içinden. Padişahtan. Dilediği gibi söyler. içinde aklın. o iş iyi bir iştir. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. edep terbiye öğrenmiş. Ayaza yaraşır. (M. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar. bunu sana mutlu kılsın. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. benliğim senin benliğinle dolmuştur. Nitekim Allah Kuran'da. Bu konuda. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı. ama «Ey köle al şunu. saf bir nur gibi onu bekleyesin. Ama o daracık evden geniş bir eve. Sultan.» demedi. şu halde hazırlıklı ol. hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez. onu süzüyor. Padişah. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar.» diyordu.» demek istiyordu. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler. Ayaz. Perdeciye sorar. filozoflar. Sultan. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık.» dedi. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. titriyordu. kolunun içinde saklamıştı. Şahın bütün mülkü. halinin açık ifadesini onda bulursun. Ayaz. Allahyı aramaya o zaman koyulursun. gerçek Allah erlerinden.» der gibi. Halbuki. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı.» Mücevher beri tarafa geldi. güzel mi?» dedi. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir. Edep dışı bir söz olur. bu ona bin kere daha hoş gelirdi. Ayaz'a dönerek âdeti dışında. onun dünya hasreti daha çok artmıştır. büyük bir saraya göçer. «Ey yumuşak huylu Sultan. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. «Nasıl. Nasıl ki Allah. İşte o göçmeye ölüm denmez. feryadın ne yeri?» var dedi. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu.» dedi. Ayaz. içinde bahçeler1. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. ölüme hazır. ölümü dileyiniz. Ayaz.» (Cuma sûresi. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. Perdeci. 11) Bu öyle bir imtihandı ki. «Böyle değerli bir mücevheri parçaladın. Sultan Mahmud (Gazneli). İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz. Padişaha bakarak. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa. Bu şimdi hazineye yaraşır. gök bilginleri. dünyaya hasreti daha azalmıştır. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir. «Peki. «Ahin.6) Şu var ki. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir. kır bunu!» dedi. Onun Sarayında yetişmiş. en uygun hareket bağışlamaktır. feryatlar yükseliyordu. Bu söz ayna gibi parlaktır.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış.» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi. «O halde. «Hoş mudur?» deyince de. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. Padişah. akar sular vardır. Bu parlak bir aynadır ki. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. Gerektir ki.» diye korkuyor. Doğrusuna bakılırsa. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik. «Niçin titriyorsunuz. «Hoştur. vezirin vekilidir. imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor. yine fazla bif söz katmadan. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. «Şahın heybetinden titremek. «Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin. «Sultan» sözünden gücenirdi. iş onların .

bu. renk renk yazılar yazmamaya bak. görüşüne göre. o âlemden aşağı inmişler. çok mal feda etti. Âşıkta can korkusu yoktur.» dediler. işini gücünü bırakır. bir de taklitçi Cebriye vardır. Hak yolunu arıyordu. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum. Bu yolda başları dönmüş. onu sevin ki. Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse. işinde (Determinizm) mecburdur. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün. yaptığı işin yaratıcısıdır. böylece onları seyretmektedir. O âlem de. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur. malın mülkün de değeri yoktur. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler.» derler. hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. bir dilekten ibarettir. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. Bu hal bütün hünerlerini örter. «Zaten ben de onu arıyorum. insan. ince manalar vardır. Senden. O anma ve araştırma ki. Evet. Sonra gönlü daralır. İşte bunu söylemek. gözü ayıp ve kusur aramaz. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin. kul. Kendisine. Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. bütün âlemi sular kaplasa.» demekle yetinirler. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun. (Ç. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. O. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. O. ne de adımlarını sıklaştırır. O. o ölümsüzdür. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. Sonunda. bir taraftan şikâyet eder. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir. Mevlânâ. «Ne beyaz. nebilerin işi değildir. asın beni. bir gün dükkânını. belirmeye başladı mı?» diye düşünür.)). Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul. tezgâhını terk eder. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter. İyi adamın gözü ayıbı görmez. yatarız. Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye. hareketinde. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı. Bazılarının da karınlarına kan dolar. alınyazısıdır ve değişmez. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar. Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. (Ç. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. «Beni besle. yani alın yazınız böyledir. Bu değişiklik de Cebir yönündendir. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir.» der. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. «İnandık ve gerçekledik. Hakkı arama . oradan acele acele geçtiklerini görür. Haktan bir istekte bulundular. «Acaba bendeki. Ama veliler. Burada. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki.)). bakalım Allah ne buyurur. bir gerçek Cebriye. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. bir dilek dilemediler ancak «İnandık.» deseler. öteki taraftan. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. diye bekleriz. Eğer sen. Gündüzleri gizlice oruç tutar. Öyle bir insana. «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. Onlar. biz de duayı artıralım. İbrahim Ethem. Nebiler.» Değişik. her ikisi birlikte toprağın altına giderler.dediği gibi değildir. «Seni asacaklar. «Nebilerin haline (M. «Ey Allahm. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin. Zaman zaman bir köye gider. Başkaları ne anlar? Cebriyede de. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü. serbesttir. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler. O. Bunlar isterler ki. Gerçek aşk için söylüyorum. Bir insan da vardır ki.

Şimdi bu ha-raketiyle. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler. bu oyuncular. O. artık herkesle şakalaşır. Öteki de lâle bahçelerinde. Ateşe gider ama nura düşer. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. O. O diler ki.» dedi. Gerektir ki. gönülde düşünce olasın. bir yıl bu huyunu terk et. îşe baştan başlamak gerek. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . Gerçek eski pabuçlarının tozunu. Olmıya ki. İstemiyorum ki. yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur. oyunlarının bv yalan söylerler. Ekmeklerini 'kazanmak için. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir. Yukarıda sözü geçen vezir. Nihayet. . onları gözetmez olur. çeşitlidir denilemez. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz. onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir. ötekilerden üstündürler. 13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür. Yani. üstü başı yenilenir.hususunda yükselmiş bir ses değildir. «Doğru söylüyorsun. Bunu bir divane bile söylemez. Bu öğütü canında sakla. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. her tarafından sarsın. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki. Bilmiyor ki bu iş tersinedir. O. kendi sözü kendisine senet olur. bu sözden de hoşlanır. âşıklarının başına değişmem. bir âşıkm «Keski olsaydı. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu. bir takım sınıflara ayrılırlar. Seni canımda saklıyorum. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. O nura koştu ama ateşe düştü. sopadan kıvranması gibidir. reyhanlar. bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. Dervişlere karşı saygı göstermez. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. Seyyid başka. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan. Sen heva ve heves için yaratılmadın. heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. bunu başkalarına söylesem incinirler di. bu zamana şeyhlerinin. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. yani vezirin gözünü öpmekle. Senâi başka. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. Bu yönden. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. işine gider. o başka demek imkânsızdır. Buna. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür. gözlerde değersiz kalasın. aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu. Şimdi mademki o bir ateştir. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. Şah. Heva ve heves bahsinde kalmıştık. Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. O havadan geçinmeyi bırak. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. o sahtecilerden daha iyidirler. Bu söz ona erişince hoşlanır. Çünkü onların hep-.

Fakat sen onun kahır sıfatından. Bu yalandır.» dedi. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir. Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti . Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid. zamanede bir eşin daha bulunsun. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider. şu varlık alemi onlar için var olmuştur. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir.» dedi. «Sen de Alla-hın kulusun ben de. konuşurlar uğraşırlar ki. yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver. üzerine dayanırım.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah. Başka bir vakitte perde yoktur.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle. Halbuki Peygamberler. Yüz bin küp dolusu şarap. bu perdeyi kaldırsınlar. Allah ile birlikte. o yarım işte. «Sen güvenli adamsın. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar. söz söylemiyorum. Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir.. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. Lütuf sıfatı. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler.» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var. bununla koyunlarımı sürerim. Padişahın biri.» buyurdular. kitap getiren Resuller bunlardandır. Bizim o çömezlerimiz. Bu büyükler ve ergin kişiler ki. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür.» Geceye uzan dedim. Şah hiç iltifat etmedi. İsterse düşman olsun. önünüze serilmiştir. onun gecesidir. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler. madem ki uçuruyoruz gider. Nasıl ki. Sırlardan bahsediyorum. o gibi kimselerden değildir.» dedi. Çünkü sen o insan değilsin ki. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur. ona bir sevgi aşılıyabilir-sin. gerçeğe uygun değildir. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın. Allahya şükürler olsun. o da. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki. Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur. Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir. hiç fazla söz söylemesin. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. Büyü yaparlar. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun. Önce sözü anlayan ve bilenler. Kuran'dan bir çare bulur. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır..» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler.» dedi. diyor ki. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum. bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet.» Birine sordum: (M. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle. «Buna yol verin. kahır sıfatından üstün gelir. yazamadılar. o sırrı herkese duyurmak . onun perde-sidir. uzaktan bu hallerini sak-layamadılar. Meğer sözden mest oldular. 'Bu sopamdır. Şimdi o dolunay uykudadır.Kahır. ümmetine olmayan bir şey bıraktı. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi. 'Elindeki nedir?' diye sordu. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum. Senin zamanından bir şey açıklanırsa. dar yerde kalmazlar.» Yani bu Peygamber. Onlar için de bir perde vardır. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun.

Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. hayinlik. «Bizim söz ile işimiz yok. hem görünürde. 29). Muhammed'in (S. herkes dilediği gibi konuşur. Yani siz isteyemezsiniz. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin. Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından. Sözden daha ileri geç ki. hırsızlık yoksa. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir. Bu.» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. ben ki Allahnın elçisiyim.bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen. Allahnın. sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider. 54). o gizli hayinliklerden içini arıtırsan. halvete çekilmiş hak erenlerinin. 30). bu sözün suretinden bile başları döner. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz. «O. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok. bundan neşeleneyim. O. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar. Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü. «Allah bilgin ve bilgedir.» dedim. Sen ne isen osun. ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki. bir eserim yok ki. kendimden. Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir.» (Dehr sûresi. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. her gün başka bir işle uğraşmaktadır. bu da sebepsiz değildir. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır. sahabeye ve ümmete söylenmiştir. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. «Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki. Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular. iyliğini gözetir. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur.» (Enfal sûresi. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz. O. «Allah bir topluluğa verdiği nimetini. Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez. bunda bir sebep vardır. Allah’a ant içerim ki. 15) Güzel huylu isen. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır.» (Rahman sûresi. sende kincilik. Yani ey Mustafa (S. tek . heva değildir. sen nasıl bir uzaksın. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti.A. Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. ya arayanın.A. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. Sizi hiç ihmal etmez.» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar.» Ben de dedim ki. kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım. Eğer sen kendi temizliğini. şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür. ya aranılanın işiyle meşguldür. Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır. Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu. yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi. halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış. ben isterim.

» (Kutsal hadis) buyuruyor. yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar. bu. Nasıl ki o. ona karşı kör ve sağır olur.» sözünün iki anlamı vardır. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim.). Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar. O zaman susmak. İşte bu misal. iki gün iki gece yem verir. Onları benden başkası bilmez. Mana aleminden. dostların dağılması. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. Allahın kuluyum. öteki de arapatma binmiştir. Bir şeyi seven. A. Ama Sultana. bu varlıktır. Şimdi de benden dinle. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır. bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler. Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez.» Şiir: Hoşgörürlük. Şu zamanda. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. bu başka mesele. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür. Nihayet söz alanı geniş ama o. dostlarım. Eşek durmadan sahibine pisler. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker.» der. kendi hayalleridir. «Benden başkası bilmez.» der. saatin saatliği. O senin düşmanın idi. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür. Bütün perdeler tek bir perdedir. karanlık ve bâtıl sözler. onu yermesine benzer. öteki de. Bu perdeden başkası da yoktur. Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin. At onu her türlü tehlike ve belâlardan. Çünkü Hazreti Muhammed (S. Halbuki. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı. işte o kadar. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. mana eksikliğinden değildir. Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi. Görmez misin. Hele derneğin bozulması. «Benim velilerim. elifi anlayanlar her şeyi anladılar. Allahnın sevgilisiydi. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi. O eksik düşünceli cahil. sen o olmadığın için onu incittin. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır. doğar doğmaz konuştu.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. bir elif dışarı fırladı. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır. harfler silinir. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. Kula. O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır. Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. Hazreti Muhammed (S. hep kendi kuruntuları. yedi yüzü parlak. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. o sırrın kuvvetini göstermektedir. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti. bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar. bu sözleri hiç söylemezdi. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir. «Ben. Dostunun mektubunu okuyamaz. Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem. eğer sevseydiniz.başıma dışarı fırlatmış. Biri dosdoğru anlam. «Sen kimsin?» diye sormazlar. ondan tiksinmez. onun bekçisi ve kapıcısı olur. 16) günlüğü. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. Allah. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar. O perde ise. kubbelerim atındadır. size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi. İsâ Peygamber. ona «Afiyet olsun. yalnız ve hâlâ o mektubu okur. belki de mânanın parlaklığındandır. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. O. . «Sen kimsin?» diye sorarlarsa. Bu söz. Bu. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir. Hak ile Halk arasında. A. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar. Anam babam öldüğü için kurtlar. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. günün (M.) de kırk yıl sonra söze başladı. O. Sen niyaz gösteriyorsun. Âşık olmayan bir saz sanatçısı. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır. Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi. hep kendi mektubunu okur. geniş alanda mana daralıyor. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim. Gerektir ki.

Musa. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez.» öteki de. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. bu da nefsine ait bir cenkleşmedir. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M. çünkü yol budur.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre. Yani her varlık Allahdan bir görünüş. bunların hepsi hazır ama su eksik. (Ç. Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım.» (Müzemmil sûresi. hemen dördü birden dirildi. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir. git yemekler hazırla ki.» dedi. Suyu getirdi. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu. Nihayet bunlar. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki. içine düşecektir. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler. baktı ki. nefsiyle yaşıyanlar başka.» dedim. çarçabuk ahıra koşar. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım. Allahnın ne ihtiyacı olur ki. Başka biriyle de hoş geçinir.)) diyordu. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde. ancak başka yönden dirilir. Tartışmayı bırak. ama ondan başkası da değildir.» dedi. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin. Kuran'da. Tekrar binecek olsam. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş. Bir kimsenin davasını onun manası için. böyle bir şeye perde olur. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım. olgunluğun olgunluğudur. Kalbiyle yaşıyanlarla. Bunu bilmek bir olgunluktur. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir. Derviş. bu sözleriyle. bir ırmağa rastlar. Vakit gecikti. «Ey Ulu Allahm. Allahnın bu cilveleşmesine karşı. «Başüstüne. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa.» buyurulmuştur. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır. Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir. (M. gülüşür.» (Bakara sûresi. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa. «Hayır. seyis bilir. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu. bir kimsenin manasını da. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu. ama başka yönden dirildiler. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. «Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti. Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. 17) gülmeye başlar. ondan incinmiştir. Meğer bunun sırrı.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez. Bunu bilmemek de. ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir. Çünkü ona. bunların onlardan haberleri yoktur. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır. Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim.» diye düşünüyordu. Çare yoktur. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı. «Nasıl olur. Marifet sırlarından. «Nefislerinizi öldürünüz. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse.» dedi. içten kulluk etmekmiş. 18) îşte o. sen böyle şeylerden arısın. Yolda yürüyen bir adam. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir. Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. «Su getir. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir. o aşk ve sev* gi harekete . «Hoş geldin. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir.» dedi. eline iki su testisi verdi. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi. «Allah rızası için bana ekmek ver. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim. kımıldadığı vakit. somurtur. kalbiyle yaşıyanlar başkadır. O dört kuş ölmüştü. boğulacak. somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı. Yüzünü kendi tarafına çevirir. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın. Ancak niyaz ehlinin niyazı. onların sözlerinde başka bir mana vardır. O sırada bir derviş geldi. o dört kuşu öldürdü. Biri diyordu ki. «Hayır. Allahdan ayrı bir varlık yoktur. yarın yine gelirim. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki. sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi.» dedi. davası için öğrenmek isterim. Fakat.» Erkenden yemekler hazırladı. Bu gidiş başka bir gidiştir. 20) buyuruluyor.» dedi. Nasıl ki. Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki. Kuran'da. ama Allah da ona karşılık. «însan.

Kâfir. «Evet sende görüyorum. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta. yardım ve kolaylıklar görürsün. Ona öyle bir gözle bakın ki. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür. Doğudan Batıya kadar. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. O sakat hükümleri. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok. Şüphe yok ki. Onların işleri o muhabbetle gelişir. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir. Saatlerce başını önüne eğdi. Ama Mecnun sen değilsin. Onu isteyin. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu. Muhammed dininde uydurma bir şeydir. Bunların geri gidişleri. haydutlar seni zebun düşürür. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister. Kılıç kalmaz.» Benim içim dışım hep bir renktedir. onun sohbetine ereydik. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır. düşündü. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. O sendedir.» dedim. ötekini de dosdoğru söyler.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. seven gözlerle bakmalı.geçer. kendimi onun benliğinde göreyim. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. 19) üç ihtimalin dışında değildir. Kendi kendine. Uzun söz burada kısaldı. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun. düşünceleri tekrarlardı. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. «Keski onun zamanında olaydık. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır. Yahudi bunu geçecektir. Bana. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. Öte tarafında sana kuvvet gelir. Allah kullarına getiriyorsun. onun sözlerini işiteydik!» derler.» dedim. O baş salma heva olur. Biri geldi.» dedi. bu ırmağın suyu geçilecektir. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş. Artık başka hiç bir karşılık vermedim. Bundan geri kalırsan. «Bana bir sır söyle. Heva nerede. ama ben sende değilim. sevgiliye. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır. Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk. «Allah onları sever. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. onu görüyorum. Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur. O sofî îmad sarhoş olur.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle.» dedi. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize.» dedi. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı. Ama ben sende kendimi göremiyorum. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir. Bugün suyun öte . Halifenin sarayında halvete koydular. Halbuki. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz. başını sallar. Halife erken sabah mumlan yaktırdı. kadıdan örnek verdi. Müslüman. Birini iki yüzlülükle. onu dikkatle gözden geçirdi. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir.» dedim. daha ileriye atlamak için olursa iyidir. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir. ona bağlanmış olur. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar. «Bu. ona hasret teraneleri yollamaktadır. irfan ve felsefe yönünden bakarlar. Onun iki sözü vardır. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. «Nasılsın?» diye sor. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum. Bana dedi ki: «Mert odur ki. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün. kahır ve zulüm kalmazdı. Uydurmacıların sözünü bırak. onu kendi benliğinde değil. çünkü sendeki benlik ben değilim. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M. Ben sizin kulunuzum.» buyurulmuştur. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. Bu dost yardımını her kim kabul ederse. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim.

Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar.» Diyordu ki. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim. O hırka. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet. Şüphe yok ki. aldanmı-şım. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim. öğüt dinlerken içleri müslümandır. «Sabredersen. Bir külhan ambarını getirmiş.» Ne söyledi ise söyledi. onunla öyle kaynaştım ki.» dediler. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder. yumuşattı. kend si de öyledir. bir gün eşsiz bir inci bulsun. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. «Bu vasıflardan uzaktır. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. Bazıları vardır ki. Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım. bayağı bir şeydir. güzel huyludur. terbiye etmek istediler.» dedi. onların ahvalini öğrenirsin. eğer. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu.» derse. Katır. İlim. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. hüküm senindir. içten ve dıştan bir anlayıştır. onların suretleri senin ruhunla birleşir. O cevher. Bu söz bir zümreye acı gelir.» . Ben söyledim sen bırakmadın. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır. Çünkü o olgun görüşlüdür. Kuran okumak gönüle sefa verir. fena değildir. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar.» dedim. Peygamberleri dile getirirsin.» «Ey dolapçı. 20) Nişabur şehrinde.» dedi. Ben. Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm. «Hayır.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı. Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. yankesici! O sende. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler. bütün âlemi dolaşırdı.» (Necm sûresi. «O. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile. söyle. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. felsefe derler. Bu sefer de. cefadan şikâyet etmezsin. o da onlara. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar. «îş. «Sana ne lâzımdır?» dedi. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler. «O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. «Evet. ama bizi yanıltmak istiyorsun.» derse. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. sözden'daha sağlamdır. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur. açık söyle söz nedir?» dedi. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki. dinin ışığı olurdun. Demek ki. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. Nasıl ki. (M. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın. gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek. iğne atacak yer yok. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. îlk saf daima. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek.» O öfkeye ve sertliğe başladı. Değmez. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır. (M. Bu yüzdendir ki. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım. hiç bir şey istemiyorum. Kuran'da. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım. Şimdi tekrar görüyorum ki. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum. içim onun ateşiyle doldu. ant içerim ki o sedef bende yok. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur. bir çok incisiz sedeflere rastladı. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim. Bizim yakınımız.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun. parlak gözlüyüm. Evet. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır. O. Cevap verdi: «Hayır. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. öyle bir yüce âleme gitti 'ki. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi. «Sen bilirsin. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın.» Ben de imkân bulunca. bir bakışla yokuşun sonuna. «Buraya yerleştir!» diyor. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı.» «Hayır. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı.» Tekrar tutturdu.» Burada deveden maksat şeyhtir. Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa. sana yoldaş olur. sedef hikâyesini anlattı. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim. öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın.

22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. beni içine alacak. «Bismillah!» dedi.» «Bildiğin gibi değil. Bu hal şimdi senin başına gelseydi. Öteki. Bunu niçin söylüyorsun. Bakkalın biri. imtihana ne lüzum var?» Öteki. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler. Hazreti Ali buyurdular ki.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı.» dedi. kabiliyet. «Hayır. Ben öğünmüyorum.» Eğer onun hali öyle olsaydı.dedim. dostu ateşe fırlattı gitti. o niçin çıkışsın? O. yine ziyaretleri boşa gitmez. bu takdirde rahmet. Onlarda bir ateş vardır. dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun. O saatte. buyuruyor. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. O.» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın. kahrı ve öfkeyi yok eder. ancak iş gerektir. Onun halini. düşmana ne yaparsın?» . Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi.» dedim. kavgaya tutuşmuş. denizde bir girdap vardır. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. «Dosta böyle yaparsan. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım.» Mademki gam çekmiyorsun. Bu bakkal. oradan geçilebilir. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı.» demiş olmana rağmen. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. Nemrut. belki çok hoşuma gider.» dedi. bu girdaptan herkes kaçar. O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır. «Ben dünyaya tapanlara söyledim. Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir.derler.» derdin. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz. Ancak yüzücü kaçmaz. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki. «Aman ateş geliyor. Nasıl ki. istidat. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki. Bize göre Hak yolcusu birdir. fenalığın cezası misli iledir. Diyelim ki. Tablaları dökülmüş. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız. Ancak başkalarını da yakalar. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir. İbrahim. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır. görelim kim kimi yakar?» Allah. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi. ben de rahmetten yaratılmışım. Bilgeler bunu gerçeklemezler. armağan sunmakta ağır davransalar bile.» O gün. bil ki yüce Allah buyurur ki. o cefa unutulsun. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki. Mademki gam çekmiyorsun. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir. hali ne olacak diye sınadı. gam çekmem. «Rahmetin öfkemi geçti. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir. bir pabuçcunun karşısında otururdu. Bütün denizciler bundan kaçarlar. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin. bakkal yine . filan kimse de böyle niyaz ediyordu. dirhemleri başına atılmış.» diye ona çıkıştı. Şah ise niyaz ile doludur. Ziyaret edenler niyazda. öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı. Konuşmasa. Bu öyle bir girdaptır ki. Hayır. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı. O arif bizlerden değildir. ancak yeter ki halinde susma olmasın da. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun. Rahmetin ayağı kahrı tepeler.Bu. halk gelip ayınncaya kadar (M. Rahmetin ayağı böyle olur. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı.» demek istedi. İbrahim dosttur. her gün hurma yerdi. Gerçi bazı kimselerle tartışırım. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin. Bir hizmet etmek gerekir ki. dünya işlerinden feragat gerektir ki.» Yani sizde böyle yapın. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu. Gösterdiğim yol da niyaz. onu ancak fırlatıp atan bilir. hayır. dostları sınamak gerektir. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar. öfkelenmişti.» diyorsun. yapacağın işi söyle. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz. ben yol gösteriyorum. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa. üç günde anlarım. yalvarma yoludur. ona öyle bir ateş gelmişti ki. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum. Bu ateş her kime yakın gelse. rica ve niyazda bulundu. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah. korkunç bir girdap. kendinden geçer ve hastalanır. Feryada. dövünmeye başlar. Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki.» diyebilir. Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir. «Göreceksin ateş kimi yakacak. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur. Evet.

n nasıl ve nerede olduğu. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı. alaşağı ederler. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı. Bu adam bir in-•ci arıyordu. anlamındaki âyet. Çünkü o sözün. Ama aranılan incin'. inciyi rüyasında görmüş. (M.» di-yesin. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi.ttiği zamanlarda da söylerim. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da. ben Allah yoluna gelin diyorum. Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde. Kabul edersen yazarsın. onu karşımda tutarım.» Veziri dedi ki: «Padişahım. Kerem ve cömertlik alanında. dükkânın köşesine otur. Oklukta kalanların da başka işleri var. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. ama Güneş Ay'a yetişebilir. o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir.» (Haşr sûresi. elini istemiş ve öpmüştü. bu ok kendine isabet eder. onu vurur. Vezir. Padişah. Cefaya karşı tedbir almak gerektir. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi.). o rüyaya inanmış ve güvenmişti. Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. ister yayılmasın maksat bir öğüttür. Aynaya bakar. «Onlar. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı. oranın yasak olmasından değildir. Kuran'da. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş. kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. gramere vurursun.» diyorum. doğan gibi uçar. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim.109). O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki.» demişti. O Ay güneşe erişemez. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. Biz ona yol bulalım. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz. ona saygı gösterir. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki. bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. . Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır. «Söyle ki. söz başkaları içindir*. Yusuf Peygamber (S. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa. her neyin varsa ver. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan. sen bunu bir pula bile almıyorsun. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil. ama o gözleri kavrar. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. O yol da dünyayı feda etmektir. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır.» «Evet. Nimet günlerinde de. o cefanın b'. Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı. bu yoldan başka geçit yoktur. Tüccar. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı.» (Kehf sûresi.A. (En'am sûresi. İster yayılsın. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. cevahir tüccarı da ben. Ben yolu senden daha iyi bilirim. Bu öfke yumuşaklıktır.» (Tevbe sûresi. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki. Nasıl ki. onun için teklif tekellüf yoktur. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum. Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır. 9) buyuruyor.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın. Şimdi görüyorsun ki. Aşağı in.» Şah. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. 103) buyuruyor.» dedim. «Başka suretle ziyarete imkân yoktur. sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur). kurtuluşa erenlerdir. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın. Kurtlar. o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır. Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde. Allah. gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar. Bu ok Hakkı bilenler içindir. işte onlar. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. söyle. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı. malları ile. Ancak Ay'a erişilebilir. Şaha da haber göndererek bunu astıralım. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar.hurma yemeye. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi. Ben inci hikâyesini anlatıyordum.» Şaha haber gönderdiler. Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır. asıl işin özeti o sıkıntıdadır. onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından. karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer. nefisleriyle savaştılar. «Onu gözler kavrayamaz. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın. «Allah yolu budur.

» deyince. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. Velilerin sözleri nerede. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. «Dönüş zamanında gelirim.» der. Eğer sahabe. Şimdi. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler.» Bu uygun bir iş değildir. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun. Bu şuna benzer ki.» der. «Bu velidir veya veli değildir. Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir. tartışmadı. 25) yüz çevirince de. yaşlı isen gençleşmek gerek. bazıları da ihtiyarsız olurlar. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir. Onların diledikleri biraz gecikir. Hazreti Muhammed'le (S. efendi. Bir marifetten bahsedemezler. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. «Ben falan yere gidiyorum. hem başka bir iş yapasm. «Niçin gelmi-yorsun. Onlar bana nereden çattılar da. Gerek ki iki işi bir arada yapasm.» der.(M. Bana şovenlere de dua ederim. «Turşu getir. O. kapı dışarı ederlerdi. onun doğru olduğuna delildir. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi.» derim. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar. «Allah yoldaşın olsun git. Tatlı daha iyidir. ben sana niyaz öğreteyim. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret. ben gelmiyorum. marifetleri kalmamış olmasıdır. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. «Ulu Allahm. onları doğru yola yönetsin. iş birliği gerektir. «Allah hidayet versin. Yani hem ince manalar dinleye-sin. kulağiyle.» deyince. bana hıncı var» diyor. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu. gibi kimseler. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar. şu saatte mazeretim var. «tatlı getirin. ama ona bir şey diyemezlerdi. ama açığa vurmam.» der. sen bana uyuşmazlık öğret. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi. Uşak. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. Sonra efendi. yani söz az mâna çok olmalı. «Beni kıskanıyor. 24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır. ama o derece galip değildirler. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu. Kederliysen tazelenmek. Başıyla. Az çoğu gösterir. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim.» diye cevap verr. hem mana isitesin. Bu ters anlama. Aksilik yaraşmaz. bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar. iki parmağını oynatarak. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden. doğrusunu söyleyemiyorum.» diyorsun. ondan azıcık bir örnek getirmişler. Onu 'anlatmaya yeter. olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. Onlara karşı muhabbetim vardır. Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı. işin aksini öğrenmedir. akıl bir şey buyurur. İki iş'bir arada nasıl olur. Heva ve heves onun aksini ister. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi. Sahabe. . hem yiyesin. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı. Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. «Bu saatte başka işim var. Halbuki bu yolda söz birliği. Bir iki kere açıkladım: Bende.» diyerek imdat istediğini görmüştü. onların nişanı. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. Onun sözlerinden ve işinden (M. Çünkü gerçekte. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî. Allah her şeyden üstündür. Ancak çok içerlemişlerdi. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum. Bu doğru değildir. Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. «O halde size ne?» dedi. İçimden birçok büyükleri severim. Nasıl ki adamın biri. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını. altından çıkabilirim. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. tepsiler götürüyorlar. bulanık suda boğulmuşlardır. A. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir. uşak «Hayır. sen nerede? Sonra. turşu efendinin istediğ dir. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. Hayır.

etrafım sararak. onu yorumlamak istersin. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki. diye geçiyordu. Ben bunu Allah için yapıyorum. 56) buyurdu. kervansaraylar yaptırıyor. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır. onlarla kavga ediyordu. Hoşa gider o söz. «Nasıl bilmem.» dedi. Bu öteden beri bir töredir. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin. Uzakta bir yere oturdu. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri. 27) Bundan içlendi. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti. Sana yol yürümek gerek. Doğru sözlü adam bunun üzerine. Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu. «Hiç bir niyetim yoktur. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi. bir kadının kulağına kadar gelmiş. «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun. 12).» diye kendi kendine hayret eder. ne o köprü geçen eşeklerdensin. Adam yüzünü yukarı çevirdi. o şehre yollandı. Bir şeyler an.» dediler. ağlamaya başladı. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus. şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd. Şikâyeti. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez. «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar. onlar iyi ediyorlar.» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum.» dedi ve sordu. Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti.» «Ne söylüyorsun. Allah yardımcınız olsun. «Bana senden fayda gelmeyecek. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu. herkes Allah için tekkeler. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi.» dedi. çok kere de içlenir ve zevk duyarlar. ney çalarmış. ne de hoşlanır. Halk onlara nasıl sorabilir ki. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu. Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi. Cüneyd içinden. Hazreti Peygamber. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim. Hazreti Peygamber. Adam.» dediler. Ben bu karışık işleri çok yaptım. (M. Delikanlı ayağına kapandı. Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine. başlamıştı. İyi yapıyorsunuz. Hemen yüreği yerinden hopladı.» dedi. Yolunu yürü ey eşek! Sen. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın. Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler.» (Kasas sûresi. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi. Meğer ki. Bağdat'tan kalktı. «Evet» dedi. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz.» dediler. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. 26) engel olmuştu. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. «Olmazsa şehirden sürelim.» diye bağırıyor.» dedim. O arada. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi. lat ki dinleyelim. Ahmed ki-zararak yerine oturdu.» dedi. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez. Doğru bir söz söylersin.» dedi. bir taraftan da yellenirmiş. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der. bir şeyler anlatıyordu. Ahmed gülümsedi.' buyurmuştur. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar. ne de o buna imkân ve meydan verdi. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi. bu gürültülerin sesi azizlerdendir.» (Ra'd sûresi. sen. Artık dayanamadılar. Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. «Evet. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır. biraz gülerler. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir. «Bunu biliyorum. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum. ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir. . Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur. «Şüphe yok ki.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun. dileğine kavuşmuştu. sen fena etme!» dedi.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu.» Cüneyd söze başladı. «Bu adam «Ona vuralım. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. Kutsal canlar. içindeki irfan buna (M.Hatırlarından.

ancak onun içi o sudan rahatlaşır.i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz. Dünya fenadır. Ben «Yoksun kalmasın. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz. başını önüne eğerek. Karanlık. hep yolu anlatmak içindir. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar. ama o. aramızda ayrılık baş gösterir. onun da suya ihtiyacı vardır. yerlere. ayaklanmıştır. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. çeşitlidir. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır.» dediler. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir.» dediler ve susmadılar. elbette aç kalmaz. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. O gün Cüneyd' in. öteki yıldıza tapar. Kelâmcı-lar. Onu yüklenmekten kaçındılar. o insan benim. «Bu konuşulacak bir konudur. tek bir ton ile konuşulmaz. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir.» der. Mevlânâ sanıyor ki. Halbuki insan bunu yüklendi. tefsir ve Kuran . Onlar sıfatlar âlemine giderler.» dedi. 28) dilini halk anlar. üzüntü ve çaresizlik yolu. Doğruya. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz. Yoksa âlem çok dönektir. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır. dil daralmıştır. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi. Mutezile (Mutezile. Ama benim inancım öyle değil. huzura. Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. o şöhretli pirlerden daha olgun. beriki ateşe tapar. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler.» dedi. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. Bütün bu din savaşçılarının. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. Derler ki: Fahri Razî. Mutezile yolu değildir. bulanık günler geçmiştir. daha sevilmiş kimselerdir. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım. rahata kavuştun. Görüyorsun ki.» dedim. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı. Mimberlerde.» dedim ve ilâve ettim. «Buna gerçekten güç yetmez. Nasıl ki. bu haldeydi. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı. «Ahiretten başka olan âlemdir. Biri Yahudidir. Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin. dağlara gösterdik. Şimdi böyle b:r adam nerede. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz. (Ç. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu. öğrenmekle. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. ahiret nedir?» Öteki. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki. ondan çekindiler. dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki. Çünkü âlem binbir renge girmiştir.ne geçen bir akça. bu sözler. Çünkü onların (M. «Bu nükte. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el. derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır. başka hiç kimseden duymadık. Peki ama. bu bize göre küfürdür. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar. Bir adam vardır ki. Bu yol gönül kırıklığı.» cevabını verir. O. Yani Allah bilgisidir. tarife sığmaz.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur. çünkü senin nefsin diridir. Sana bir sır açıklandı ise. «On hıyar bir pula satılıyor. O. Söz. Öteki. «Peki. Ona dedim ki: O değirmeni satma. «Sıfatlar. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir.' (Ahzab sûresi. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır. Bana göre arayan Allahdır. Bunu sana açıklayamam.«Ah şu benim kötü nefsim. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur. derneklerde onların sözleri dolaşır. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı.» diyordu. senin hesabına döndüreyim. temiz ışığa dönmüştür. Bunlar Hasan. uzaklara gitmez. arayandanım. bir yolda kâfirin biri su götürür. «Âlem halkının sözünü söylüyor. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. Bu manaları. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar. «Yarın. 'Biz emaneti göklere. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat.» Belki. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz. Tarikatlerin. «O şöyle söyledi. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. Bazan da. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. «dünya nedir?» diye sorar. Bana dedi ki. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır. Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun.» Bu yol. Ama bu noktadan kaçıyorlar. Allahnın işi sebepsizdir.

» dedi. oraya kadar git. İblis olurdu.) yaraşan adım sende yok. cehennemlik olanları cehenneme götürürler. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin. inandık ve gerçekledik. taşın arkasından çıktı. «Beni bir adım geçti. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun.» diye boğazımı sıkar. hak ise açıklanır. adımdan adıma. şehre bir fitne düştü. . bilirim» dedi Allah. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S. kıble'dir. Halbuki yüz bin Fahri Razî. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi. «Bir daha söyle. tatlı canlarından daha değerlidir. nurdan başka bir zincirle bağlanırlar. «İşittik.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar. «Ben onun yüzünden bahsediyorum. nebiler âlemi hangisi. Diyelim ki.» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler. sonra Musa geldi. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner. onlar için hayat meleği vardır. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın. hiç vakit geçirmeden gelsinler. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. Bundan sonra dikkat et ki.» Cebrail.» dedi. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün. dizden dize fark vardır. Halka kapının dışındadır. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet. Fakat. Okumak hususunda gerçektirler. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu. Ben de diyorum ki. «Sayısı elli bin sene olan bir günde. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş.» Behlûl karıya taş vurdu. «Ben öyle bir sofiyim ki. 30) Dünya müminin zindanıdır. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez. «Sözünden değil. kıyamet meydanına gelmesinler. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır. delalet eder. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. kimseyi göremedi. Behlûl'ü yanına çağırdı. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki. «Çünkü karı yalan söylüyor. yuvarlanır düşersin. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki. tehlikelere katlanacaksın.» dedi.» dediler.» Bazıları da henüz anlayamadılar. Tâ ki yol zahmetine.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır. kıyamet ne hale döner.» dedi. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki. kurttan. imtihan edin. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler. Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu. ben seninle beraberim.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki. «Bu zindandan kurtulacağım. karıştan karışa. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi. bu işi yapabilesin. Onları kıyamet meydanına getirseler. «Bizim Allahmız yoktur.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki.» dediler. bir çok kimsenin kıblesidir. Dediler ki: «Mal işi kolaydır. evin iç özelliği ise başkadır. «Size ufak bir sır daha açıklanır. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır. en son vakte kadar bağları çözülmez. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. Ya Malatya yolu. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz.» dediler. «O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler. Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür. Cennetlik olanları cennete. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın. Ölüm meleği ne gezer. «Benim koyunlara ihtiyacım yok.» «Evet. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı. Yolcular onu feda ettiler. hırsızdan. Dünyaya tapanlara göre bir pul. Kuran'da. Sende Firavun baş kaldırdı. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. (M.» Halil de. A. hangi taraf güvenlidir. penceresinin halkası bile dışardadır. bir kere de oğulları ile sınayalım.» dediğim zaman. «Niçin. Onların gizli sırları haktır. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler. (M. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır.» dedi. Bu sözden. vuruyorsun. 29) Allahya ant içerim ki. Sanırsın onların canı yoktur. Eğer öyle olsaydı. Halife. Eğer. o gitti. dünyaya tapanların katında bir pul. onun yanında. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. meleklerin gayretindendi. sonra doğruluk gösterirler.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır. Halka. Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir. O kapının halkası değil. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal.

«Keski. doğru söylüyorsun. nur üstüne nurdur. «Bana kibrit lâzım da onun için. (Ç. Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır. din bilginiyim.» dedi. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. içteki o pisliğ. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir. Bir zümre onları takdir eder. Bize.)). Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz. Onlar önderliğe yaraşmazlar. Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır. Aşk cevheri. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir. Fakr. Yahudi olaydın. Biri yanına vurunca uyanır. Ama akıl. hep uyanık durmak zorundadır. kafanı kırayım da seni öldüreyim. onda uyku başka türlü. iş içindir. Şu halde ona âşık dersem bu.» dedi. Ama her ağaç bu surette değildir. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı. maşuk yani sevilen manasmdadır. kendinden umut kesersin. «Arkadaş. daha bilgin görünürdü. ezelden beri vardır. başı döner. mezarın içine birlikte girer. ama her gözyaşı da değil. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur. iş söz için değil. Bazıları derler ki. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled. belki dünü. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. insan yaşlandı mı çocuklaşır. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir. Diyelim ki.» Altın sahibi. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani. çok umutlar vardır. tâ ki o nüktenin arkası gelsin. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. Fakrdan başka her şey araz'dır. Ama bu sözüm herkes için değil.» O memlekette Yahudiler.» derim. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner. Her zaman için gelmez. acılarını unutur. Bu söz ona yaraşmaz. belki 'açmak isterim. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. Kıyamette de sah biyle beraber olur. Hazreti Peygamber (S. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım. O maşuk ve sevgili idi. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin. Biri dese ki. Fakat o uyuyan adam. Eğer gönlü uykuda ise. yanlış bir harekettir. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. uyuklama başka türlü olur. Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. Olgunluk bunu gerektirir. «Büyükler manaya bakarlar. Ama niyazsız gözyaşı.» Şöyle dedi: «Arkadaş. 203) buyurulmuştur. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. Umutsuz olma ki. Hiç bayağılaşmadı. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. umuda kapılırlar. Nasıl ki. ona göre yine uykudadır. «abdest üzerine abdest. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur. efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir. Buna hiç itiraz edilemez. A. zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez.) rüyada bir hırka verdi.» derler. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr. Âlem daha dünkü varlıktır. nur üstüne nurdur. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi.» Çömlek içinde olanı sızar. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz. O âdet doğru olmaz. Abdest üzerine abdest. Hak ehlidir. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. mezar başından daha ileri gitmez. Burada hiç başka yol yoktur. Görmüyor musun ki. Herkes kendi pirinden söz açar. «Hayır. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. bir zümre de etmez.» dedi. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir. Olgunluk . «Niçin böyle söylersin?» dedi. Bu sözü yalanlamam. bugün ve yarın ile ne ilgisi var. onun ayağına kapanır. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır. şifa. bugünü. Şaka söylüyorum. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır. Mevlânâ. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. Başka bir zümre de. cevherdir.Şimdi söz. yarını olmayan bir sohbet. şu altınlarını alayım. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir. «Adam daima uyanıktır. bir nükte söylemek istiyor. teşekkür eder. Aşkın zevk ile. artık uykudan uyanır. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür. Ancak susmak ve teslim olmak vardır. fakrdan başka şeyler de maraz'dır.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. Bunlardan birinin yanında altın Vardır. n'yazsız namaz. öteki. konuşan biri söze başladı. «Uyu ki başına bir taş vurayım. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. oradan herkesin kımıldanışı onadır.» (Araf sûresi. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi. Akıllara sığmayan bir sohbet değil.

Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı. Doğru söylerler. Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. Artık beni kınamayın.» derler. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz. bahsi kavrayamadım. Eğer o sözü kabul edersen. çabuk çabuk yemek ister. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir. belki de mevki ve.» gibi iltifatlarda bulunur. dilek ve istek yolu ile değil. niyaz ve . bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. Çünkü bu fikirle getirebilirdi. sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki. her manada görünürler. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum.» diyesin. fakire sorulan. sana o gün bir acıma hali gelir. Çünkü onu ulular.) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. fikrin hiç değişmesin. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler. mana galebesiyle dilleri tutulur. bana düşman oldu. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. ama. benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. Bu şaşılacak bir şey değildir. Bir zaman îmad ağlıyordu. Onun arkasından da bin mesele çıkar. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman. Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. Şüphe yok ki. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin.odur ki. Nasıl ki. makam sevgisi tesiriyle ağlıyor. biricik şerefli insanısın. Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . merhamet ve yufka yürekliliğinden. ancak bir lokma lokma daha yersin. söz dinlerler. Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. Bugün bazıları vardır ki. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur.ilk sözün bereketi kaçmış olur. bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. bin defa da söyleseler. (M. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. Doğru sözden sıkılırlar. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler. ellerimi yakalayarak. bazısı da giderken gönül açıklığı verir. Yine olgunluk odur ki. kusurum çoktur. Tâ ki. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun.A. Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler. Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur. Diyelim ki. istedim ki. Gerekirdi ki. «Sizi çok özlemiştim. başka bir derse başlamazdı. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun. Bazısı gelirken. Eğer Allahsal bilge. Bu halk. Hikmet meseledir. kırlara kaçmak gerektir. ikiyüzlülükten hoşlanırlar. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır. Dikkat et ve iyi bak ki.» şüphe yok ki hoşuna gider. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim. Çehremin rengi ciğer kanındandır. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir.

Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki. Muhammed Güyanî. bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki. o.» dedim ve bilmiyorum. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse. aşağıya seslenir: geldim. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur. Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor. öyle istiyoruz ki bize. oturur. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. İster o tarafa gidin. «Peki. Şüphesiz ki. «Hüküm senindir. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. «Nasıl konuşuyorum?» dedi.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam. 33) Bir zümre sandılar ki. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu. acaba ne konuşuyorlar diye der. zahiri korur. kendi imanı ile doludur. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim. O köşecikte bir kervansarayda idim. bir pul almak onu öldürmek demektir. «Bekçiler de. Ben onlardan değilim. Halbuki kurtuluş doğruluktadır. öldürürler. öteki sordu. tâ Hakka kavuşuncaya kadar. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır.» buyurdular. Ama bendeki feragat onda yoktur. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. onun sözü kendi aslına döner. dinlemekten de acizdir. Nasıl ki. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. onda kurtuluş müjdesi vardır. onların hoşuna gitmiyor. bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi. Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. her vakit onu hatırlar. . dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. «Kâfirdir. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur. Zındıklarla yoldaşlık hoştur. Onların zamanları değerlidir. Sırat köprüsünde de. garibin yeri de kervansaraydır. «Siz burada oturun. Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. Bir halet de yoktur. gönül rahatlığına kavuşur. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı.» derler. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. Bu Filaneddin ki. Onlarla önce dost olur. Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun. mümin kişidir. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. dama çıkar. söz söylemekten de. ancak evi gözetler. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi. o. Ben garibim. isteyeceğinizi onlardan isteyin. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler. Mevlânâ Selâhaddin.» derler.» Bekçiler. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar. Ama ona yetişemezler. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. Sonra. «Böyle değildir. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor. onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik.). Eğer bu onda kalmazsa. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim. o söz geldiği yere gider. biz de sana yapacağımızı yaparız. Nasıl ki. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler. mertçe ve uyanık davranır. ama hiç ürkerler» derviş.yalvarma yolu ile dinlersen. Hazreti Muhammed (S. aşağıda bekliyorlar. O. Eğer söz ona kalırsa. Bu söz de kendi yerine gider. beni küfürle damgalarlar. Adam içeri girer. bir adamı bekçiler yakalamışlar.A. onun veliliği henüz açıklanmamıştır.» derse onun boynunu vurur. medreseye gelmez misin?» dediler. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz. Her kim. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür. (M. «Bu adam doğru söylüyor.» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu. Ben evime (M. Bir söz ki. bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka. Hattâ kıyamette de. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz. dış görünüşü. bu sefer onları tutsak eder. ister bu tarafa!» yapacağını yaptın. evinin kapısına kadar götürür. Senin soru sormak ve. bu meclis hoşuna gider. ben gideyim de bir şey konuşmayın.

Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca. Onlar Ye'cuc nesli gibi. hemen yerinden sıçradı. bir kere olgunlaştı mı. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak. bir zavallıyı yere vurdu. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. müminsin. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz.» dediler. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi. Bir Yahudi bile onu fırlatır. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir. öldüreceğim onu. 35) öldürse bile aman verilmez. zayıflatan adamın da belâsı hafifler. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez.» demiştir. Bir adam da vardır ki. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar. Sık sık Peygamberden cehennemi sorar.» dedi. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir.» de ki. «Allahaşkına. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum. Yalancı pehlivan. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar. ona yaklaşmaya daha çok çalış. Padişah. çünkü.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır. halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. Bir tesadüfle oradan geçiyordu. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. . Bu. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse. Nasıl ki. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler. Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı.» buyuruldu. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden.» «Bugün kaç azası var?» dediler. Müslümanı (M. «Aranılanın son merhalesi arayandır. ona karşı. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler. Sen o Mecusî değilsin.» derler. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu.» nüktesinin aydınlığı ile bulur. Ama mürit. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. kendi nefsini hoş eder. Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. ondan bilgi edinmek isterdi. İkinci sıfat da niyazsızlıktır. Gam çekme. Nasıl ki. ama Haktan burhan istemiyorlar. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz. on hayal doğar. O lâtif yol uygunsuz görünür. kendilerine perde olmuştur. kullukta ileri bir hatundu. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez. muradın çehresi sana görünsün. bir Müslümanı öldürse. hep gül ve reyhan kokar. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak. Beni koru!» dese. Her neye değerse karartır. Meselâ bir keşiş. mürit.» dedi. Her ne bulursa. Adamı getirdiler. Bir gün Al-lahtan olacak ki. Bunlar beni tanımıyorlar. Ama bir zındıktan. ancak onu korursun. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur. Dinini incelten. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi.» buyurulmuştur. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez. Benden burhan ve delil istiyorlar. ya yol yoktur derler. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir. Sordular. Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei. biçarenin biriydi. Pehlivan. Müslümansın. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur. «Ben kâfirim. Sen kendini aptal yerine koy.» öldürüyorsun?» «Ben. Cenhennemin çepeçevre dikenliği. Bütün bu söylediklerimizle beraber. ama burunlara ateş kokusu gelir. «Ben onu öldüreceğim.» demezsin. sana buseler vereyim.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi. «Müslüman. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. ayıpları örter. Müslüman insanı incitmez. uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar. burhandan Hakkı arıyorlar. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer. «Ona ruhumdan üfledim. Müslümanlık yolu bulursun. Mademki karanlık başlamıştır. tasalanma. yere atardı. Emir Kabus da: «Yücelikler. senin evine sığınarak. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. o dikenlik pek hoş olur.» buyuruldu.» demişlerdir. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki. başkalarını hoş etsin. «Onu bana getirin!» dedi. o da Müslümanlığa heves eder. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın. Başları döner. Yani. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın. Ola ki.

renk ve kokularını kaybetmişlerdir. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar. ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur. Allanın kullarından bir kuldur. hep altın olur.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. çünkü o soğumuştu. Yılanı anlayan dostu da onu tanır. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki. Cehennem ondan utanç duymaz. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır. O birinin hırkasını soyarsan. bazıları sence olağan şeylerdendir. Bedir çenginden gitmişler. onun yoldan çıktığına karar verirler. Peygambere. Ateşi de bana erişmemiştir. (M. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini.» «înşallah cennetlik olurum. Ona kılavuzluk gerekmez. hararetlenir. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar. görünebilir. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. belki zehir saçan bir dağ yılanı. kavrulmasın. 36) «Bu imamlar. ne bir kitap sahibi peygamber. onda coşkunluk yoktur. abasını çıkaracak olsan. cehenneme yaraşır. Cebrail ile de vahiy gelirdi. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler. Ona ne desen içi coşar. Onun getirdiği müjde hoştur. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur. bu vahiy sırasında. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. Bakırın önünde benimle beraberdir. o şeyh. Hak yolcusu. Deryanın âdeti. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir. Ebubekr-i Sıddık'a baksın. Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. Bunlar tövbe ederlerse. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. Tâ ki. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. Kara topraktan filizlenmiş. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. bütün bu halk ve bizler hep öküz. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur. «Olabilir ki. Velilere ancak bir yoldan gelir. 70) Ama iş böyle olunca. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir. Bugün. el ayak oynatmazsa.» diyecekler. eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. çömez bu sözlerle coşar. bir neşe gelir. sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. ne de yakın meleklerden biri sokulabilir. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. Başka bir (M. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. kalp yoluyla da. ansızın gamlanır. Kadılıktan ve mansıptan. başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. «Aramıza. iman nuru dolayısiyle kaçar. Başka sebepten değil. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. başında külah görünce de. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. Allah kelâmıdır. güzel. sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır. cana can katan bir su ile beslenmiştir.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre. Allahın öyle kulları vardır ki. bana hal olmuştur. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar.» (Fürkan sûresi. Kendinden söylediği o söz. O sanır ki. o. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. Nasıl ki Hazreti Peygamber.» buyurmuştur.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. dirileri batırmak ve öldürmektir. Ben yolda söz söylemem. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki. cennete lâyık bir adam görürsün. 37) zümre de vardır ki. . bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur. Eğer bir kimsede. pek ergin bir adam olmalı. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir. Nasıl ki önce de anlatmıştık. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. Bu nükteyi söyleyen adam. o bundan ürkecektir. Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur.» diye bağırdı. Ola ki. Birinin sırtında hırka. O deniz. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. Çünkü sarhoştur. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil.

» Ben o mazereti kabul etmedim. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır. dua edelim.» dedi. Öğüt vermek mümkün olmayınca.» Hastalıklar da vardır ki. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur. bir kaç curcuna çalar. «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma.» diyen zavallıya benzer. (M. Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı.» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi. sana değil. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor. teneşirde gülüyordu. En az sadaka da.» «Öyle ama. bir zümre ondan mahrum değildir. taşa bile tesir eder. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır. seni taşlattırırım. Çünkü veren derhal onu kıskanır. derman ve tedavi kabul eder. 38) Şeyh. bir gün sen demiyor muydun ki.» dedi. Ama bu daima beni sorguya çekiyor. Çocuk.» Şeyhlik feragattir. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı.» dedi. «O halde.. Ona. Ama sohbet için söylemiyorum.» O halde.. Kendiliklerinden bir iş yaparlar. îçimden gelen bir ses bana diyordu ki. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal. elimizi duaya kaldıralım. «Selâm sana. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören. tıpkı. Bazıları da bu işleri yapar. Vaiz da. bundan hoşlanan kimse. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun). Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim. dua etsinler. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler. «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. Allah gönlünde bizi şirin göstersin. «Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim. iki yüzlülük ettim. «Bugün maşuk sensin. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur. ama kendi nefsine hiç öğüt vermez. ekin ekilmeye lâyık değildir. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar. Şeyhin yaptığı iş. belki faydası vardır. Dostlara da tavsiye edelim ki. «Evet orası öyledir. maşuk üzerine hüküm erişmez. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız. «Ölen filan kadın. «Orası çoraktır. şüpheden kurtuldun en sonunda. Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim. Ama hangi fayda? Bir âlemde ki. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. Hakkın.» (Meryem sûresi). Her kim tyizim dostumuz olduysa. Halbuki o çabuk başarılacak işi. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil. Ariflerin sözünü söyledim. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse.» dedim. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar.Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun. bundan Nil suyunun . Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur. «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler.» dedim. lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler.» dedi.

Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. alçalmanın netice-. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil. aksine olarak edepsizlik ediyordun. onu aydınlatır. ona çirkin gelirse. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir. Önce yapmış olduğun hizmetler. Eğer böyle sözler söylerse.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz.» Arkadaşlar. bundan hoşlanır. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar. Nihayet çürük bir umut kalır sende. onlara veda edecekti. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır. «Hayırdır inşallah. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. «Artık gidiyorum. ne de uyanıkken onu göremezsin. onu kınamaya başladılar.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez. hepimiz birden belimize bağlayalım. «Bir zünnâr satın alayım. :Şeyh. bu halden sakın. Derviş hikâyeyi anlattı. bu ne hal?» dediler. onları birer birer bana anlatıyor. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın.si budur. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır. Aynasındaki pasları artırır. Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim. kendi zünnârını koparıp attı. On tane zünnâr alalım. bütün gününü tapınakta. belime bağlıyayım. şefkat sona ersin. Yani •o Şeyhten. düşkünlüğün. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti. Beni kötülüyor. Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. Halbuki. Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. hep birden. şefkatin kesilmesidir. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. ama Şeyhi görmüyorsun. Yazıklar olsun o hastaya ki. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun. ikiyüzlü konuşmasından. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur. her yerde onu kovalardı. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun. ne işinde ona inanmak istemiyorlar. öğüt sözleri onu karartır. işi Yâsin'e kalmıştır. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından. Âşık. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar. bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. (M. düşürüyordun. Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. O daima meşguldür. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar. Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı.» dedi. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork. Ancak onun zannına göre: Şiir: . Ne sözünde. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. Öyle bir hareket yapıyorsun ki. onlardan daima kaçınırız. Sebep açıktır. ne rüyada. genç bir kadını vardır. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan. «Biz de bunu uygun görüyoruz. Her kimde mutsuzluk varsa. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın. göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi. çünkü genç bir erkektir. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır. Rüyada bir söz konuşuyorum. o korkunç aslandır. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu.

Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar. Malı çalınan adam. kadı adamın elinden tutar. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. (M. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz. Şimdi. Maksat sen idin. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. Cuha'nın şöhretini duymuştu. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler. ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar. Biri yanına gelir. gitmek zamanında. Aksaray yolunun başına. Halk etrafına toplanır. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu. üzerine sular ve gülsuyu serperler. 40) daha uygun olur. Söylediklerini onlara helâl ettim. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder. Gramerci üstünü başını parçalamış. halka işaret eder.» der. çırılçıplak bir haldedir. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir.» Başka biri gelir. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. Bu tablayı da çaldılar. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim. «Geç!» der. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek. sen bizlerdensin. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir. Gramerci. o da aynı şekilde. Gramerci yine nağralar atar. şehrin etrafını dolaştırır. halvete çeker. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder.» diye geçip gidiyorlardı. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der. «Ver elini. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir. «öyleyse tut şu elimi. o kervansarayın yanına gittik. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. elbisesini. öteye beriye savurmuş. o sese kulak verir.» derler. sıkıntısından boynuna bir tabla astı. 41) Herkes etrafına toplanır. ikinci defa. Bir gün. toz kaçmıştı. «Elini uzat!» der. esreyle okunur. herkes. Biraz sakinleşince. Öteki. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. «Bu ses filanın sesine benziyor. Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular. bize onu anlatmak. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. «Bu adam böyle adamlardan değil. önce ettiğin ikramın. düştüğü pislik çukurunu göremez.» Şimdi. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar. bizi uyandırmak istiyor. Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı. Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. İşimi çabuk bitir. O kuvvet bir serma> yedir. Herkes. kesesini çalmışlardı. Üçüncü bir adam. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. ona.» demiş. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der. Nasıl ki yine bir gramerci. «Bizim işimiz var. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. o dilek aşikârdır. nağralar atar. Gündüz olunca biri karşısına çıkar.» diye düşünür. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. Rebap üstadı Ebubekr. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca .» der. Şarkısını tekrar eder. Gramerci onu da aynı sözlerle savar. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir. Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır. Her ikisi de bir adamın eşeğini. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. Halk. «Sen bizlerden değilsin. benim dileğim budur. Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar. Yani bu sonuncu ikram. Hakikatte onun sesini bilmez. Ama adamın kuvveti yetmez. Demiyorlar ki. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim.» dedi. «Kardeşim. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur. «Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun. Ama dost ile düşüp kalkmak (M.» diye seslenir. Kardeşi nihayet dayanamamış. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der.

» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı. bağ yolunu tutayım. çöpçatanlığa davet ediyor.» Üçüncü bir kadın göründü. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler. «Vardır. «Bir öküzüm var. onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti. O da evvelki gibi ileri yürüdü. Her ne kadar. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor. Vaiz.» Vaiz. Yıllar yılı umutsuz kalmış. Nasıl ki Hazreti Peygamber. Onurludur. Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. «Beğendim!» dedi.» dedi. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. hulâsa her yerde yanından ayırmadı. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim. başına koydu. gazada dışarı çıkma. «Ama. şeyhine ve başkalarına hizmet eder. sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri. «Ey avratlar. onun kazancıyle geçinirim. «Ben varım. hangisini istiyorsun?» dedi. odun taşır.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var. Kadın yüzünü açtı. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur. hastanın ilâcı. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi.» dedi. ayakyolunda. Vaiz erkeğe dönerek. Çünkü ben bir şey kaybetmiştim. mescitte. Sen hiç harbe girme. sevgi artsın. Vaiz. Ebubekr. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. hatta evli erkekleri arabuluculuğa. öküzü önüme katayım. hamamda. Kalabalık arasından biri kalktı. serdengeçtiler. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi. Kadın mimberin önüne yürüdü. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak. kırda. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi. Vaiz.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o. evleneyim. muradına ermişti. ancak meydana fırlayan o pehlivan.» dedi.» «Evet doğru ama. Ebubekr'in gözbebeği oğludur. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki. O uykuda sofinin işi tamam olmuş. kâh dolap çevirir. 42 )dışarı çıkmıştı. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi. «Sofu vaktine bağlı bir insandır. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi. pazarda. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek. Delikanlı. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var.» dedi. «Senin oğlun hamle etmiştir. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var.» dediler.» dedi. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır. su taşır. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı.» dedi. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı. «Bak yüzüne delikanlı!» dedi.teşvikte bulunuyor. semâ âyininde. Hazreti Ebubekr de geri döndü.» dedi. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . Hemen kalktı kerpici Öptü. «Beni ara sıra ziyaret et ki. Kadının biri ayağa kalktı. yüzünü açtı. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir. Onu sen biz'm için koru. Tekrar umutlarıma kavuşmuş.» dediler. bu babta hayli hadisler naklediyordu.» der? Gaza. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz. Genç. Misafirlikte. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler. «Bu delikanlı onurludur. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur. çabuk kararını ver. «Evet gördüm. Değirmene buğday götürür. bizim sahbeti-mizden ayrılma. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı. ben garip bir adamım. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın.» anlamında bir hadis daha vardır. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer. Bana bir kadın gerektir ki. Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. kâh su çeker.» dedi. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil. Ama biliyoruz ki. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça. Eşek sürücülüğü yapamaz. bir gün mezarlıktan (M. «Hangisi daha uygun ise onu kabul et. «O halde kendini göstersin. Bir gün bir harp sırasında.» dediler. kâh çift sürer. «Ama. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu. beklemiştim. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar.

«Ben. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi.hakkında günahtır. İşte dost da. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. . «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür. Eğer bu makama baş koysaydın. Nihayet perdeyi kaldırır. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur.» demişti. geçen geçti.» (Elhâkka sûresi. Şiir: Zabitliğin düzeni. hakkıyle müslüman olamaz. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur. kulağı sağır olur. Âşıklar vardır ki. Ebrar için iyilik sayılan ameller. 10) buyurulmuştur. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. «Müslüman iyidir.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir. küfür de iman olmadıkça. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. diğer bir anda da pek soğuktur. 43) Söz ustalarının yanında. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli. Bir azize bir elem erişir. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur. onun kendine güveni kalmamıştır.» derler.» buyurulmuştur. batan. küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. söz söylemek edebe uygun değildir. Âlemde görünen her bozukluk. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır. îhlas ehli odur ki. Âlemin viran olmasına sebep olur. Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez. Bilmezler ki. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. Bu da onun için iyi bir talihtir. yoksa benim dostum olurdun. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden. her âşık çirkini güzel görmez. Nasıl ki. (M. Hakkın bir kulu. «Kalp akça varsa onlan ayır. halkı sapkınlığa düşürmek olur.» (Bakara sûresi. her şeyi olduğu gibi görürler. teşbih ile. açıklamasa da. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir. kaybolan şeyleri sevmiyorum. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar. «Sevenin gözü kör. Ama eğer sarraf âşık ise. din ile. içinde değil. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak. Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir. Zünnâr. Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler. mabetledir. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki. İman küfür. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır. O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır. onları şiddetli azap ile alıp helak etti. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. dürüstlük ancak senin dışındadır. hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından. Fakat kale. Kale.» der. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince. Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir.» derler. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz. 60) Duyurulmuştur.» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. konuşanın dostu veya müridi ise. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar. Nasıl ki Hazreti İbrahim.

bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş.» demektir. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. derler. Bir kere felsefeye başlayan sensin. Bu işin ne değeri var. kurtuluşa erer. Biri vacip'tir ki. bunlar. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler. dedim. yani denilebilir ki. Sağlığı korumak. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı. bundan niçin haberin yok? (M. düzeltir. aynı şeydir. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. bir saat ibadetle meşgulüz. «Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın. onlara karşı. Sevenin gözü kör. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. Ama bu cennet. kötülüklerden içini temizleme yoludur. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. Allah işitir ve görür. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı. Bunda bir uygunsuzluk yoktur. benimle tanış. Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı. Âdem'in dışarı atıldığı cennet. öküzler yüzükoyun düştüler. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım. Ama onlar derler ki: «Hayır. Ama yürütmek mümkün olmadı. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir. Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da. Çift demiri bir engele takıldı. tecelli tecelli üstüne gelir. iki zıddın birleşememesi gibi. ayrılık insanı pişirir. Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım. müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez. Ancak şu vardır ki. derler. ikiyüzlülük yapıyordum. Nasıl ki. ama bir türlü yerinden çıkaramadı. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam. Bu mümkün müdür ki. muamma söylüyordum. Bu da nefsin terbiyesi. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye . seninle kaynaşmam. ümmetleri hak yoluna çağırmaları. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım. Bunu kendi kendime yapayım. kulağı sağır olur.» (Lokman sûresi. olamaz da. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. Nasıl ki. Bu üçüncü bölüme giren herkes. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. ikincisi muhal. iki kaziye ve üç bölümdür. nefsin riyazatıdır.» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü. bir saat de yiyip içmekle? O. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş. tekrar dirilmeniz. Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. Demirin ucunu yakaladı. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım. 44) Ey parça gel. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. o kadar emirler. 28) buyuruluyor.» dedi. Nefislerini değil. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler. Üçüncüsü caiz. «Sizin yaratılmanız. Bu nüktenin benzeri.» buyurulmuştur. yani imkânsızlıktır. Peygamberlerin.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. ileride oturur. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. Yahut da ilim tahsili yoludur. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun.» «Hayır.» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki. sağlık aramaktan. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. Olabilir de. bu nebiler ve velîler içindir. O. aşkın özelliği şuradadır id.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. Halbuki açık konuşmak gerektir. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. Çünkü.

Bir avuç para çıkardı.» «Bu. öteki elini tuttu. Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. «Sermayesizlikten. paralı olursun bir dert. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm. Padişah. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. kendim korunayım. elbisesini satsınlar. sevdalan başına toplandı. Şu suretle söylenmeye baş laddar. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. kendim öleyim. Söylemiyordum. ben de o şehrin sultanıyım. oturdular. adamı çırıl çıplak soydular ki. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti. uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü.» dedim. Köylü kendi kendine. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. Bu insanlarla şakadan konuşmak. Bence parasız dert daha iyidir. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez. Çavuşlar. Çavuşlar. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar. Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi. çünkü can korkusu yoktur.» dedi. Çünkü köylü idi. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur.» dedi. bu tarafta mı. başını önüne eğdi. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi. Onu ahmak yerine koyarak. Adamlar gülerek. çok öfkeliydi. Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin. bir iş yapıyordu. 12) ve ayrıca.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur. Babasına benzeyen zulmetmez. Onlara dedim ki: «Bu ancak . «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler. önce verdiği karardan pişman olmuştu. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar. Belki. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. Orada bir derviş vardı. bilgisizlik değildir.söyleniyordu. yolunu sormak için çağırdım sizi. Adamlar. Bir köylü ile alaya başladılar. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi. hiç konuşmuyordu. yoksa şu tarafta mı?» dedi. o sırada. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir. Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. sözlerini tekrarlar durur. Çiftini sürüyor. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. Fakat köylü yine pişman olmuştu. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı. Çavuşlar koştular.» dediler. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı. «Bari bir su ver de içelim!» dediler. Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular. «Yahu. Onda kendim yaşayayım. (M. Nasıl ki başka bir yerde de. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. ciddî konuşmaktan daha uygun olur. hakkında kötü düşünürler. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin. köylü bunları görünce korktu. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü.» dediler1. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı. Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti. Babasının geleneğine uyarak. «Haydi! Padişah seni istiyor. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar. gamsız bir adamdı. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. Bu sözün hakikati onlara erişmez. «Şehrin. Halbuki Padişah. Köylü.» dedi. Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı.» dedi.» dediler. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri.» dediler. parasız olursun bir dert. Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. Allahdan mağfiret dilesin. çamaşırlarını ortaya attılar. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun. Fütüvvet.» dedim. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim.

artık iyi insan olayım. ona sorular sorardı. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki. sen ki insan oğlusun. Nefis. ahiret oldu.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır. Şu sebeple ki.» dedi. «Ben kâfirim. Şimdi.sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir. Hangi nimet vardır ki. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur. Bunu. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir. Allah bize pek az bir şey vermiştir. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu. bunu bilmiyorlar. Bir ay. sen müslümansın. artık yaltaklanmaya başlamıştır. Onu benim için seviyorsan. der. iki ay.» diyorsun? Bu böyledir. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun. der. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim. başkalarını da senin hatırın için seviyorum. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. benim de hoşuma gider. O. Müslüman oldu. «Bu sözü başka bir kulakla dinle.» dedi. (M. 'Kendimi takdis ederim.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur. O da. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder. Ne önce gelenler. Halbuki biz diyoruz ki. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. O arıklaş-mıştır. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu. Müslüman etti. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler.» (Beled sûresi.» sözü gerçeklendi. Kız.» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir.» diyen kâfir olur. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. Allahyı görünce âşık oldu. Gâvur kızı. bazı kocakarı hikâyeleri. «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. Bu hırka kendisiyle konuşurdu. şeyhten üstün. başka çaresi yoktur. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir.» dedim. bu olmaz. Bu. son derece gizli tutuyor. O. niçin. Şunları söylemek istedim: «Sen. kutuptan önce de falan şey. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum. yalvardı yakardı. seni seviyorum. Buna delil de gösteriyoruz. 47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar. benim dinime gir. Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben. Adam Müslüman oldu.' buyurmuştur. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum.» Buna. «Bu kâfirdir. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir.» dedi. Şeytanını. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. Şu halde Allah. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim.» derse kâfir olur. ama size anlatmak zordur. Fakirden üstün bir şeyh vardır. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. ne de sonuncular bunu anlayabildiler. Kâfir. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı. yavaş yavaş müslüman olayım. Allahnın ilâhî kanunudur. kutup. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur. «Müslüman değildir. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu. onu bir şeyhden daha . yani ona. güzel bir dilberdir. Nasıl ki şu. o Şeyh. Ona her kim.» (Dehir sûresi. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur.” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki. fakirlik icabıdır. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor. Nasıl ki. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler. Bunun tersine olarak bir kâfir de. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol.

Bu mahvolmuş bir derviştir.A. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. 26) diye yalvardı. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım. serpildi. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. Bir zümre. seci'li. 172) diye buyurdu. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur. yola düştüler.» dedi.» diyor. Hâşâ. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır. Bir başkası da daima nesir söyler. bütün parçalar senin olsun. Biri. Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. burada keçi aradan çıkmış. 49) Birinin evinin kapısında.» dedi. Her halde İblis'in mânası.» dediler.» Nasıl ki. Çünkü Nuh Peygamber. Gerektir ki. bazıları Padişahın kapısını hor görürler. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir. Burada. Beyit: . «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar. ev sahibi ağacın tamamını korusun. Ruhlar toplanmış ordulardır. bir dalım seçerler.» «Nuh'a mı uyacaksın. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. kafiyeli sözlere değer verirler. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez. Böylece o deriyi davul da yaparsın. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. Ama nihayet. Çünkü ben. O. belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. «Evet. bütündür. bir ağaç peydan oldu. Elini bütüne uzat ki.) ne buyuruyor? «İblis. Allah kelâmı ise küllî'dir. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye. Türkler cesur. ötekileri değil!» diyordu.» dediler. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın. özür dilemek gerçektir.» Yani onunla herkes beraber yürür. «Yarabbi. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır. Atlı kamçısını kaldırdı. damar içinde dolanan kan gibidir. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. ağacın gövdesi artık elden çıkar. Bir zümre vardır M. Söz öte baştan geliyor. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. ağzına koyar üflersin. küfür değil bilâkis îslâmdır. Halbuki. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır. daima onların nazarı dünyayadır. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın.A. onun yaratılmasından daha önce. hep şiir söylerler. Çünkü önünde.) ise. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister. onun cevabı da sadece susmak oldu. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu. dervişin sözüne göre gelmez. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce. «Hayır. arkasında değnekçileri vardır. Çünkü karanlık vardır. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi. ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi. onun suretinden evvel var idi. Davul da çalarsın ondan. fâni olmuştur. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar. yine bir sos çıkar. (M. O dedi ki: «Hayır. konuşan derviş değildir. Hep öyle konuşurlar. Şimdi Hazreti Mustafa (S. «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. Hazreti Mustafa (S.geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. keçi sesi değildir. Nasıl ki. Allah ruhlara hitaben. Bir gün. o dalın kırılmasında tehlike vardır. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel . Köyün ihtiyarı onların diliyle. köylüler dürüst insanlardır. önünde ardında dolaşırlar. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. bütün dalları da onun olsun. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir. Rabbimiz-sin. O dedi ki: «Bu küfürdür. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır. Gerçi keçi derisinden çıkar ama. hep teker teker" yerler. Onlar da. Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. manası kadîm'dir. Nasıl ki. ondan çıkan her ses artık senin sesindir.» buyurdu. gövdesi de. birlikte yiyin. bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır.» Öteki. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim. Dal elden giderse kök de gider. ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar.

halde hiç bir şey yemek istemiyordum. Bundan sonra yüz cevap söyler. uyku değildir. Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin.» buyurdu. Bu. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. Musa da kendine baktı. Biri. Daha nasıl diyorsun ki. Evet kaide budur ki. «Evet. Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. Bu da tam umut yönüdür. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir. Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. bu taraftan bir şey öğrenmedi. bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar. bir dostuna Hint kılıcı getirmişti. yemişler verir. Allahsını gördü. sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün. bu kemâle. Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de. bu bahisle ilgisi yoktur. Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki.» buyurdular. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S. «Ama senin kardeşlerin. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. onun konuştuğu Peygamberi ki. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler. Hakkın dilinden konuşur. o meclis de hoş olur.Bunu ancak akıllı kişi bilir. sınayalım. hem de cevap veren bulurdu.» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz. «Dağa bak!» dedi. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş. Ona. medresede söylenilen her sözün. «Dağ» dedi. orada Allah vardır. Adamın biri. Musa'nın benliğidir ki. Şehrin vaizi geldi.» dedi.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. o ilgi de etkiler yapar.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur. Her nerede söz varsa. «Nefsini bilen Rabbini bilir».» Nihayet. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki.» buyurdu ki. taşa vurdu. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. O dağ.» buyurdular. «Kendini bana göster. Musa. kürsüye . İnsan Kâmil olunca da. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim. o kardeşlerimi de istemiyorum. demek istedi. Nihayet bu derviş. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır. Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra. Nasıl ki. ona artık perdesiz gösterirler. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir. bana görün de. Ama tersine kılıç iki parça oldu. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin. sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. Sonra da. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi. uyanıklıkta insana gösterilmez. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. hem sorusuna cevap alırdı. Firavundan daha kuvvetli idi.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M.). sizler benim dostlanmsınız.» dedi ve hemen kılıcı getirdi. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona. demektir. onun öğrenimi öte taraftanmış. «Onu gözler kavrayamaz. Çünkü kemâle ermiş olan derviş. tartışmaya da faydası çoktur. Bu. nüktesine de yakın bir sözdür. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. Allah yönünden eksiklik gelmez. A.» dedi. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. «Bu Hint kılıcıdır. Söz. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir.» dediler. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler. Çünkü öyle şeyler vardır ki. «Hayır. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır.» dedi. sana bakayım? Yoksa biri. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı. bâtıl sözdür. bu umutsuzluk tarafıdır. «O gözleri kavrar.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki. ölçüsü yoktur. Allah erlerinin uykuları. Hazreti Peygamber. Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah. Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim. Nasıl ki. Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek. Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır.

Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz. hazır ise ona yabancılık karıştırır. yeter ki. Te. «Ona benzer bir şey yoktur. içime ateş düştü. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir. Ama gıybet . Hafızlar. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş. Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. Çoluk çocuk etrafına toplandı.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. Allahı anan kimse. her nerede olursa olsun. mekândan münezzehdir. üstüne rahmet yağdırsın. bu halin dışında değildir. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. şu medreselerde tahsil görenler. billahi. ya gaiptir. Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor. 22). vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi. Şimdi zikreden. o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir. üzgün bir halde evlerine döndüler. Her üç harf ile ant içerim ki. canımız boğazımıza geldi.ederse büyük günahlardandır. şu anda neredeyim. derler. Sen daima. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. Fakat bunları yanından kovdu. O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et.» dedi. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur.» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı. onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir.' dedi. tallahi. imanı iman değildir. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir. bizim nasibimiz henüz erişmedi. Bu hafta da başka bir âlim geldi. Onların ibadetleri anlatırken. bir kısım halk. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz. diye bilir.» dedi. ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı. Sultanın önünde oturan kimse. ölürse kâfir olarak ölür. «Efendi hayırdır inşallah. Ya hazırdır. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar. hep bir mansıp sahibi olalım. beni kovuyorsun. Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz. Cemaat evlerine gittiler. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler. acaba ben kimim? diye düşün.» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar. 16). şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın.» diyordu.» dedi. ister yersiz olsun.» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav. doğurmadı. Çünkü Allah.» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı. niçin geldim. ömrü uzun olsun.» (Tâhâ sûresi. Kadıncağız adamın karşısına oturdu. Adam. Be. mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi. yemek soğuyor. Allahnın mutlak varlığını. Sen kendi dervişliğini düşün. şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir. kürsüye çıktı. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. işe boş ver ki. Bu bizim nasibimiz . tenzih âyetlerini okudular.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. Vay onun ölüsüne. Geçen hafta âlimin biri tutturdu. çocuklar gibi ağlamaya başladı. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı. ister1 arştan uzak olsun. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir.» (Fecr sûresi. bir medrese elde edelim. 5). Nasıl ki. «Allanın.«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu. bağırarak tersledi.» (Nahil sûresi. «Vay o kimselere ki. gönlünü hoş etti. Şimdi. Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır. (M.' dedi. demeye getirdi. 'Her kim. şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun.» «Ona benzer bir şey yoktur. Vaizin sözlerine itirazda bulundular. dervişlik vazifeni yerine getir. doğrulmadı. vallahi. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar. diye bekler. Yani gıybet. devleti sonsuz olsun. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme. Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. Hangi cevherdenim. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular. ister bir yerde (M. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır. İkincisi bühtan (iftira). 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz. birer birer yorumladı. her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz. semalar onun eliyle durulmuştur. Allahya bel bağladın. Ruh da. "Çocuklar annelerinin yanına koştular. çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir. 52) otursun. Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti. vay onun mezarına. dördüncüsü de zulüm'dür. sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor.

(M. Cebraile. Gerçekten sağlam olan da odur. «Hayır yabancı yok. yahut filan bana yabancı geliyor. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki. 17) buyuruluyor. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı. ululuklar. Bunları isterse.» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın.» der. sır perdedir. Bunu söyle de tekrar evime döneyim. İstiyorum ki öğütler vereyim. «Beni. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki.» «O halde ne yapayım?» dedi. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi. başkanlıklar. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder. Bütün asılların aslını. «öyle ise. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. Bilgisi var mıydı?» «Hayır. önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan. cehennem ondan feryat eder.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire. «Onu ziyarete gideyim. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın). başka bir şeyi öğrenmiş oldum.» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca. hor görüyorlar. nurun ateşimi söndürecek!» der. Ayrandan kurtulur. kalmamış olurum. düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl. ucu bucağı yok. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir. Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. «Gel!» der. Bir kaç defa rüya sında. . her işten el çektim. o olmadan başaramayacağım yani. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. feryat et ki. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler. boğazımızdan yakalar. O da. 53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla. Her dalın arkasından ağlıyorsun. Cebrail. topala da güçlük yoktur. bu çetin işin. başka bir itimat ile oldu. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti. Kalbine zahmet veren. Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın. Bizim cehennemimiz böyledir. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır.A. Sen aslı yakala! Elbise. gerektir ki tekbir çekenlere. cehennem de onu görünce. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi.» diyordu.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla. adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü.değildir. Bütün büyüklenmeler. ). o mezarın başını bekler. Cebrail onun adımına yetişemez. ykıe düşer. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil.» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız. bazıları da incindiler. Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür. o seni görür. Ettiğim o muhalefet. onun gözüne ilişirsin. ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın. ama evin içinde yol çıkaramaz. baldır.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam. Berber. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun. senin önünde başlarını yere koysunlar. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür. yiyecek. «O. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. Hazreti Muhammed'i (S. Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır. bizim dervişler arasında bir yabancı var.» «Evet. ben şeyhsiz kalsam bile.» Etrafı yokladılar.» dediler.» dediler. Tâ ki. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. bilginler yanar. ben. öğüt. bu bizi bırakmaz. hiç kimseyle beraber değildir.» dedi. «Geç ey mümin. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. «Kör için güçlük yoktur. Adamın biri ölmüştü. Nasıl ki. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı. Biri vardır ki. Yahut da böylece bize bir nazar eyle. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler. O cehennem geldi diye inler. herkesin aradığı aslı bulmalısın. onları yanından kovsan bile artık gitmezler. Gönül perdedir. âcizlere duaya baş-lıyalım. Biz nereye gidelim. «Zâhid. Kırk gün oturur. her fende başta gelen üstatlar. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler. ayağına serpildiğini gö-resin.» dediler. o dal ve budağın filizlendiğini.» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır. camiye gel. aslı ve kökü elden kaçırırsın. yabancı bir pabuç var. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın. imanlı kimse içindir.» Âyette. Derhal semâ âyini düzene girdi.» (Fetih sûresi. Orada akıl perdedir. Ta ki. Cehennem müminleri arzular ve ona. Dallardan da bir şey elde edemezsin.) yalnız bırakmış. yoksullara. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. Akıl dergâha kadar yol bulur. fıkaraya.

Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor. Allah Allahdır. Diyelim ki. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1. O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. Kıyamet günü.» Daha sonra temaşalardan. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı. 4. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor. Allah kokusundan da üstündür. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed. En doğrusunu Allah bilir. «Soğuk söz söylemiş. ben şafiî mezhebindenim.» Bu ne eşektir ki. Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al. (Mümin araştırıcı olur. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim. 5. küfür etmiştir. Allah onu o makama bağlamamıştır. Kişinin nerede öleceği. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu.» buyurulmuştur. ondan dolayı bir korku yoktur.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir. bir kancıkla birleşmiştir. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim. emirler ve yasaklarla. Küfürden vaz geçtim. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. erkeklik aletini kaldırmış. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir. Bu arif benim halimi hep bilir. Onun da bir sebebi vardır bunun da. Allah kelâmından üstün söz yoktur. «Ben Allahyım!» diyor. İki elimle gözlerimi kapadım. Ana karnındaki çocuğun cinsi. Gel de benim âlemimi. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi. benim işim onunla daha iyi yoluna girer. Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır. kovdum. «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış. 2. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki.işi tamam olsun. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya. insanın yarın ne kazanacağı. kendi içini görüyorsun. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. kapıma iki desti dolusu su getirsinler. (M.» Git otur yerinde. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur. Ben. Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim.» dedim. . öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur. bizim halimizde eksiklik başladı.» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki. eşekliği yönünden söylemiştir.) buyurmuştur. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur. Yağmurun ne zaman yağacağı. denizin garip hallerinden bahsediyordu. 3. Kuran'dan üstün kitap yoktur.» Adamı geri çevirir.

O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise. teşbih ve dua ediyor. başlangıçta açıkça ibadet. A. «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim. Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun.» Nasıl ki. Yüzünü gönül tarafına çevirir. bunları perde arkasında yapmıyordu. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var.İKİNCİ BÖLÜM (M. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri. gündüz dilenir. bif mürşide gönülden bağlanır. sonra tevil için feryadı basıyorsun. (M. Ancak dostlara. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar. Mevlânâ'dır. . nasıl ki. hem de Allahya şükrediyordu. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor. herkes umudunu kesmiştir. Benim insanları ıslah. bir gün gider. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar. sevgililerin hali böyle olunca. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler. Âlemde bir gürültü koparıyorsun. «Ne demek. orada bir köşeye çekilir. ağlayarak secdeye kapanır. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin. gece yarısı kadınlardan. kendileri yemezler. geçmişlerden veya yaşıyanlardan. Ancak bir gün sözden daralırsam. Bu. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. Peygamberler. Allah erlerinin iyi amelleri. büyüklerin sözlerini derleyeyim. hıçkıra hıçkıra ağlar. gece köpeklere ziyafet çekerler. mürid. Bundan sonra da hal böyle olunca. 56) îmad yahut Erşed. Onunla bu sözü konuşurken. Mademki öyledir. kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S. bana nereden geldiğini. bir serçeye dönüyor. Siz. Yahut bir dost. bu kadarı yeter. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. hay hay!» derler.» demiyorum. âyette buyurulduğu gibi. başlangıca dönmektir. Bu kimdir ki. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir.) teninde bir tüy bile olamazlar. Her kim bizim dostumuz ise. Sözlerin tevili büyük bir iştir. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. Ben böyle sanırım onu. onun huzuruna has-retdedirler. Nasıl ki. bunu dervişlerin önüne koyarlar. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz. Bunun iç yüzü şudur: Biri. ancak işin dış yüzüdür. sevenlerin. Nereye. Benden. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. bazı kimseler. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. Ebû Sait ve o. Nereden söylerim? Allahtan. çünkü o kendi hesabına yaşıyor. abraşları sağaltmak isterim. sonra da diyorsun ki. bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz. bir şeyhe. Bayezid'in Cüneyd'in. «Dün konuştuğumuz sözlerin. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir. yani onları yola getirme hususundaki arzum ise.

Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. eşek. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim.) gelince. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. bir üstünlük veriyorsun. O isim. «Yarabbi sana. Aralarında bir bağlantı vardır ki. diyen zavallı taklitçi eşektir. benim sadece sözümdür. senin kendine göre.» «Ya üstadın mı daha iyidir.» demeleri bundandır. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M. Şüphe yok ki. Bu bir teşbihtir. akıl ve emek sarfetme-den bildirildi. Hani. yoksa Allah mı?» «Üstadım. Ama korkarım ki. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez. bu sözün zevk ve lezzetini bildim. A. ben yüzümü ekşittim. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. Şam'a gitmek hoştur. Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun). rivayet ederler. Bana yaraşan. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım. Bu söz de böyle kararlaştı. Bu söz. Öyleyse.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» . Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır. Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. katkısız bir sarhoşluktur. müridinden sor. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. Bir an oluyor ki. hak ölmez. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. 57) geliyor ki.» dedi. içinin. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. Sevgili naz eder ona katlanmak gerek. bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin. Bi aralık bir şey yaz desem. bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. A. kemaliyle bilir. Şam'a gitmek hoştur. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır. ruhunun temizliğinden sarhoştu. Ama sözüm. muamele ve iş istiyorum. sevgilim. tevhid âlemine kadar gider. tertemiz. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın.yahut Zeyneddin Sadaka. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben. Ben. «Onu. Onlara. derler. Şimdi bana kendinden bir fazilet. Diyelim ki. Benim önümde bu böyledir. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. bana bir ilim tahsil etmeden. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. Ama Bayezid-i Bistamî. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi. nazlanmaktır ama ben. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. halim değildir. bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var. sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır. Ama ben o davada değilim. Ben onu söylemiyorum. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak. Hazreti Muhammed'le (S.» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir. Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ. bir nazdır. Onun sarhoşluğu. Ben işe bakarım.» dedi. nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. Hak zamana bağlı değildir. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum. buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. bir zamanda da başka birinedir. Böyle açık söylemelidir. ağır davranırsın. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. bir peygamber türemiştir. bir benzetiştir. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. Çünkü onun işi pek yücedir. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın. bir şey söyleyemem. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler.) karşılaştırabilirim? Bu. Eğer halim olsaydı. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın.

cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar.) pabuçlarını taşırdı. «Bunda bir sır vardır. Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti. «Beni zaman zaman ziyaret et ki. Şu haline gözyaşları dökersin. A. Değersizdir. gerekir ki. Başına gözüne sürerdi. Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man.» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S. bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir. ta ki. Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu.) içinden güzel. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz. aradığım bulamamaktan. Kendini daima tazele ki. kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi. Bundan fazlada bir şey göremedim. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. kendini yoklayasın. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. Bu marifet sözü. iyi ameller işleyin. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca. bununla hal değişti. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki. Bana kararmış gözlerle bakma! . ondan korkarsa. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum.» derler. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi. «O ne güzel kişidir ki. önce pabuçları başı. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu. Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm. bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun).» dersin. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim. adını her tarafa duyurmak. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim. Başka dostlar arasında da olamaz. karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar. Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta. Allah yolunda vergili olur. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur. Ben temiz kaldım. Yarabbi! derdim. Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi). Gerektir ki. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. ben de ulu Allahya feryat ederdim.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin.Buyurdular ki: «Çalışın. şöhret yapmak gerek. «Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez. (M. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı. dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır. nefes nefese. A. arada ne işler oldu ki. Belki bir zevk ve rahata kavuşursun. Hazreti Mustafa'nın (S. Cennet için yaratılmış olanlar. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi.» Hazreti Peygamber. Allah bunu sana verdi. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar.ğişiklik olmasın. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre. Demediler ki. sonra başına koyardı. Gözün karardı senin. dedi. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır. gözü üzerine koyardı.» Giderken. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın. orada uyuma ki. sende bir de-. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez.

Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur. «Beni görene ne mutlu. îlim vardır. zikrettiğin Allahdan ayırmasın. «Beni ululayın. «Beni sabit kılarsan. demenin. çünkü ben asla eskimem. bu benim için çok kuvvetli sebat olur. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır.» dedi. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi. Çünkü beni görürsün. melekler ayağa kalkar.Bu ziyaret misalinden maksat. «Ne mutlu beni görene!» dersin. Biri.» Bu sözcü söz söyler. Ancak Mutmainne. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir. Ben yepyeniyim. Bana diyorsun ki. Ama bana göre dostluk. mahv olursun. anlaşılmasına dikkat eder. Bunu yüz kere de söylese yerindedir. «Ben zikretmek istiyorum.» buyurdu.» sözü bir haberdir. ayıklara uyması mümkün değildi. tekrar meydana gelir. O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür. Sözü anlayabildinse. Ben de belki yüz kere söylemişimdir. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım. sânım ne yücedir!» diyordu. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir . Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi. bağ tarafına gideyim. onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. Bak ben sabit ve kararlıyım. manada sarhoştu. beni daima taze ve yeni olarak gör. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam. Herkes. o (delikanlı). Çünkü o. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler. sende eskileşme. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin. Bu çok zor fakat açık bir meseledir.» demişti. o gönülde yaratan ancak Allahdır. Hazreti Muhammed (S. haber hususunda aşağı düşmüştür. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da.). ilimde çeşitli değişiklikler vardır. melekler bütün gece seni övsünler. «Her kim beni.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır. Onu. Her âyet için bir dinar istiyordu. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir. benim kendisini gördüğüm gibi görürse. Mevlânâ da benim için böyle söyler. Tâ ki onu bir daha bulamadık. bundan sonra da erginlikten. Allah bütün melekleri huzurunda topladı. kutlu bir fırsat sayın. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz. «Beni ululayın. Sen kendini isbat et. Sadece dil ile zikir noksan sayılır.) uyamaz-dı. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara. demektir. «Beni aralıklı ziyaret et!» demek. öldü desinler. Buyurmuştu ki: «Halk. Nasıl ki. Şaşırtmaca yapmaz. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım. levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir. çabuk bendeki hakikati gör!» demektir. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan. Sen kendini yenile. Nasıl ki. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet. Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir. Ben de Mevlânâ'yı görürüm. öküzü önüme katayım. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki. (M. telâşa düşersin. bu takdirde o. benim gibi olur. Açıklıkta da değişiklikler vardır. «Git. Mevlânâ'yı görünce. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile. Mutmainne olan nefis değildir. Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır. Bende. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir.A. bir üzüm salkımına benzer.» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer.» O zaman zikir gönül zikri olur. Öğrenciyle böyle sözleştiler. A. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. Bayezid. eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak.» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar. Öyle bir hale gelirsin ki. Nasıl ki. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu. Artık hakikata erdin demektir. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim.

yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur. Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. çünkü o artık sultanın naibi değildi. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter. Gerçi yarasadan. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur). Ben Kuran'ı. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir.z olsun. A. bu hususta seni aydınlatırsa. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur. Bunlar hep dünyadır. ben azim ve irade ile. Ancak iki şey zarar verir. «Bu bir ahengin yadigârıdır. Çünkü. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. O. Yani böylece bir şey yapınız ki. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi. O hep nur saçar. hayal ve tereddütleri yaksın. Padişah da onu astırır. Görevinden uzaklaştırılmıştı. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. bu sizin halin. mülk eksikliği bir ziyan vermez. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar.) ışığı. şüphe perdelerini yırtsın. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti. Mademki bir kimseyi görmedin. ister aşağısı ister yukarısı. 60) Yukarda sözü geçen fellâh. Çünkü sır. demektir. . diye aklından bile geçirmiyordu. eli ayağı gevşer.» derse ona. Çünkü fellâh idi. demektir. Ama tekrar açıklamaya başlar. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver. Sen o gâvurcuk değil misin ki. Padişah da onu astırmazdı. Çok ağır. hoş ve lâtif bir dille konuş. Ancak o. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek. içindeki sırrı anlamak istemişti. her tarafı birden aydınlatır. benim ruhumda tasarruf etti. altın. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. mal. Hali de. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. döner dolaşır ilk söze gelir. Uzaktan halkı seyret. kendisinde bir dert. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. dünyayla beraber yaşamaktadır. diyordum. o da bizim küçük kardeşimiz olur. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır. hal değildir. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. Fellâh ibriği Padişaha verir. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir.» der. diye düşünmüştü. ancak yabancılar içindir. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre. Bu sır değildir. hep halk ile birlikte otur demek değildir. gökteki ayı iki parçaya ayırır.» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir. Hazreti Mustafa'dan (S. bu bir hatıradır. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. Eğer zamanede biri gelir de. Bak ki. Başka biri de onun eteğinden asılır. bir aşk olsun. ancak onlara. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu. Şayet. Hazreti Muhammed'in (S. Padişaha. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş. Her türlü vehim. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi. o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez. öyle yükseldi ki. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu. diye düşünürler. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki.A. öyle bir mert olmalı ki.) hiç kimse üstün olabilir mi? O. Biri. Gerektir ki. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer. içi altındır. renkten renge girmesi. hak söz söyle. Sen kim oluyorsun ki. Bu. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. dopdolu! Fellâh.temaşa öldüremez. sözü de hep yağmaya gider. Sır bundan başkadır. sadece Allah buyurmuş.» der ve deliller gösterirse. bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. onun imkân tarafını yakalar. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. O. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber. elbette nur saçar. Nasıl ki o gün. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. «Sözün sırrı başkadır.» buyurulmuştur. Cevher nur saçar.

ce kişiler vardır ki. Zahidin. demektir. (Sözün en hayırlısı. îster gerçek. velinin. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz. Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir. onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı. kulağına yapışsınlar. Bunu herkes böyle yorumladı. kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir. Ancak gönül alçaklığı ile. Bir söz de vardır ki. çoban bir buzağıyı kaybeder. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et. Herkesin bir sevinci vardır. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir. dağdan aşabilsinler. İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. içinde umutlar ve gülüşler olsun. bu binlerce engeller umut bağını koparır. înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. umutsuzluk getirir. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın. tartışma ve inatlaşmanın.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler.» Duyurulmuştur. sana gerçek yol gösterdi. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. onun halinden hiç haberleri olmamış. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez. hiç umutsuzluk yoktur. onun yolundan ayrılmamak gerektir. ona açıkça uymakla. (M. âlimin. «Bu böyledir. «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. ister yalan olsun. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar. bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez. Görüyorsun ki. A. Hak. Nasıl ki. A. bundan çok hoşlanırsın. onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. güneş hakkında beyle inanmak gerekir. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir. ilk zaman içindeki umut olurdu. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. Öyle bir nağra atarsın ki. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise. Burada bir gülüş.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin. melekler. Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler. Hilaf. nebinin birer sevinci vardır. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. o hal içinde. güzeldir ama uzanır gider. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler. Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur. Daima. Yedi başlı aslanı görsünler. birer davettir ama. âbidin. hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde. bu konuda hiç bir şey söylemez. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır. o tarafa . Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki. bütün korkuları giderir.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın. Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur.

o zaman Konya şahnesi. Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor. O aydınlık onda geçici olsaydı. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor.) nefsini yitirmişti. Bugün böyle olmak kolaydır. Ama sen onun yolunda olursan. Ben. Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim. Nuh Peygamber'e uymaktır. Çünkü bu. Her işte hüküm ve karar senindir» dese. Bir taştan bir taşa el atarak. Hal de yüksektir. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. Bu çile çekenler de Musa' ya uydular. «O. Dedim ki. yine yüz türlü dalkavukluklar. varlığın kendisi olan zattır.» diyorsun. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir.) değil. yine biteremezdim. Gerektir ki. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun.» Nuh Peygamber. zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi. ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever. Çünkü onda biraz lezzet buldular. Diyelim ki. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır. Bu şah ise hiç mat olmaz. ona güvenir ve inanır. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen. A. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu. Sultan naibi olan vezir.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. Şairin. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik. A. duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. Ola ki o asanın yardımı ile. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir.bu tarafa koşar ki onu bulsun. Bu niçin böyle oluyor? . sevgilinin vuslatına ereceğim.» (M. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. bana. güzel konuşur güzel dinler. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt. O. Şimdi gerektir ki çok kazanasın. «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez. ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli. sırrımı anlar olmuşsun. Mustafa'ya (S. Uyuyanlar. ama bu uyanıklıktır. nefisten gelmezdi. o bir gün gelir. onda bir aydınlık belirsin. dua ve namazdan bir koku alabilsinler. «En yakın bir vezirden daha yükseksin.). A. Nefis. sende karar kılar. Belki Hazreti Muhammed (S. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler. Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. Ben uykudayım. iki yönü olan bir adamım. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1.

Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret. bulunduğu yüzünü ekşitti. gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır. (M. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir. ne dünyaya ait işlerde. Büyük bir hata içindedir. Hazreti Mustafa (S. Yani o. hep susuyorsun. Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden. İsterse o benim ruhum .» dersin. Eğer. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. hiç bir şeyden bilgisi yoktur.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. Seninle birlikte korkunç. Artık konuşamıyor dük. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. Allah da ona ekşi yüz gösterdi.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir. Nasıl ki. 'Git seni de boğazlasınlar ki. O zaman. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. Çünkü onun yaptığı işlerde. de dünyanın dışına çıkardı. Hakkın âyeti de öyle. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu.» diyordu. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti. kendi bildiğini okur. sen bundan başkasını söyle. vezir ile. «Allahım şu hali bizden gideriver.) bir gün.de bir şey yapamaz. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. O. «Allahu Ekber!» derdi. başı yarılmış.» demiyorsun. Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun. O ahmaktır. yahut hatalı bir iş yaparsam. «Senden başkalarını da senin için severim. her neyi bilmezse onu olmaz sanır.» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla. Önce kadı ile bir şey konuşamaz. sen cevap vermiyorsun. gitme de otur. Sana çirkin görünmeye başlar. halimi biliyorsun.» dedi. A. güvenli gösteriyorum. Zaman oluyor ki. otuz kişiyi de tutsak etti. 64) Buna emir gelmeden önce. O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten.» O halde. Hazreti Peygamber. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor. filan yerde otuz haydut öldürdü. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa. gönül açıcı şiirler okuyorum. Gördüğün şu adam. ayakları şişinceye kadar namaz kılar. Sen önce yola gel ve otur. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur. Hiç bir şeyden korkum yok. ne dinde. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar. Herkes bir şey söylüyor. Hiç bir şey. (M. Çünkü o geçen hal. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir.» derse. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur. ancak kendi yazdığını. Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. ona kendisine özür diledi. kanlar içinde. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin. Dışarıdan biri bir söz söylese. «Ben bunu açıkça görüyorum. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır. O. cevap verecek yerde susuyorsun. Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. başka renkte görünen bir perde idi. Hem öylesine çıkardı ki. Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. onu halka bağışla!» buyurdu. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. Beni ondan dolayı seversin derim. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler. Mucize böyle olur. bir nur ve mahabet vardır. nasıl gideyim?' dersin. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir. sıkıntılı bir yerdeyiz. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular. Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır. «Beni döver misin?» dedi.

Hiç bir şey anlayamadım. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki. «Sus. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. akıl hata etmez. A. Hazreti Ömer'.» derlerse doğru söylemişlerdir.» demişti. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir. parmakla gösteririm. İmanda tatlılık. (M.). deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. «Hayır. bize yüzünü . hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. hata ancak başka şeylerdir.) onun evlâdını. Bu senin işin değil. «Niçin dışarı çıkmazsın ki. Hem bu hayatta. bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir. Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu.» dedi. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir. Nasıl ki. «Bari ne yaptın?» dedi.A. onlar Şeyhlerin sözlerinden. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme. Gidip gelmek sevgiyi arttırır. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı. «Bu akıl. O. hayli araştırdım. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o. Nahiv'den (Sentaks). kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin.» diyor.) devrinde Musa'dan söz açılsın. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır. bana yakınlık gösterdi. Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi. «Bunu at!» dedi.olsun.» Onun bu apaçık inancı. onu gözle görebilmek mümkün olsun. Şirin bir kimse var.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır. Ben onlar için gelmedim. «O âlem daha hoştur. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere. ki bu yol niyaz sermayesidir. açıkça görmüş olmayayım. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi. Sordu: «Bana hoş geldin. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok. Ben dışarı çıktım. O bana. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur. Bu takdirde eğer. bütün bu işleri altüst etmiş. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer. hadisten. kendileri için faydalı olur. Muhammed ona. diyorsun. Şahap hoş bir kâfircikti. ışığı açığa çıkarır. fetva hususunda hiç hata etmez. tâ ki Allahı da bilsinler. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. diyorum. elinin içine koyarsın da yine göremez. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir. Yukarda sözü geçen mücevher. Nasıl olur ki Muhammed'in (S. Nişabur dili konuşurdu. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi. Ona ne isim vermişler diye gülersin. derler. Gece yanıma gelince üzülüyorum. Onların benim halimden haberleri yoktur. Orada bir de Arap vardı. gelip gelip gitmesinde değildir'.» Yolda ona. Mevlânâ'ya. «Hayırdır inşallah!» dedim. Çünkü o günahsızdı. Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse. Peygamber Efendimize. bir kahraman gelmiş. Öyle bir insan. «Muhammed. Saklanması gerekli olan bir mücevheri. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. derler. Kuran'dan bir şey anlayamazlar. ne Sokrat'ın sözünü.» diyorum. iman getirirse. Allahya emanet olun dedim. Sen kimsin ki. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini. Hazreti Muhammed'le (S. Allanın Resulüdür. Dedim ki: «Benim.» dediğin için o çok ağlamıştı. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz.» anlamına gelen mısraı okudum. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz. A. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse. bekle!» derler. Yoksa ne bir gün ne on gün. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. Aklın fetvası budur. Yahya'ya «veli. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki. beraber konuşalım?» diyordum. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim. lügattan anlar. 65) Onlar. bizi görür. Hazreti Muhammed (S. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. Ey kahpe bacılı. kitabı Ömer'in elinden çekti. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir. görmeyenlere hayret edilemez. Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim.

Kuran onlara lanet eder. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. (M. Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. gönlümü alırlar. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. «O öldü!» diyor. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki. evet. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. erken erken kapıyı vuruyor. Gündüz olunca geldi gördü ki. benden daha kuvvetli yaşar. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. zahiri. bâtını. bizden faydalanır.» buyurulmuştur. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. Bana. O gibilerin sermayesi niyaz. Kırlar karlarla örtülü. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. kemancıya. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. Artık. Şeyh Muhammed. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. O uykuda idi. suya gitmek zor geliyor. birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır. Ama bu yedi mana lâzım değildir.» diye bahane uyduramazsın. Ben böyle düşünmemiştim.çevirirse. tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. Ama hiç düşünmemişti ki. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır. Kış. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu.» dedi. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki. mevsim kışa rastlar. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar. Mecliste-kiler. halkın âdet ve anlayışına göre değişir. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. Bu onun işidir.» dediler. Bu eski bir kanundur. Nişaburlu Şahap. şüphe yok ki. bir lütuftur. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. Bunlardan her biri. Çünkü kış. hafızlar da vardır ki. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. «Bu şeytandı. Medreseye geliyor. Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler. Şeyh Muhammed. Şeyh Muhammed. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur. Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. feryadı bastırdı. «Sen zahmet etme. bu şeyhlerden çok. Allahın has kulları ki. beni dişleriyle ısıracaklar. bahar yerine kış gelseydi. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. erkeklik organlarım kessinler. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. O gibilerin. güzden sonra da kış. rüya görmüştü. Şeyh Necib'in mürididir. O Hallaç. kışı bahara döner. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. Çünkü o. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. O zannetti ki. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. gizlendi. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar. Bu kanun değildir. hattâ batının batını manası vardır. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap. Sen kendi kendini göremiyorsun. (M. arkadaşlar arasındaydı. Şu halde başka okuyanlar. kendisini desteklediğim için gülüyorum. «Eyvah. en seçkin kulların mertebesidir. O saat gelip çatınca. bahar olmazdı şehirde gizlenir. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. yalvarmadır. Ama bu bütün okuyucular için değildir. Ben oraya gitmiye bilirdim. buna şaşmamalıdır. Halbuki ben onun haline gülüyordum. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım. diyordun. öyle değil mi?» dedim. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. «Hayır. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor. soyunur çırçıplak olur. «Sana göre de bu mana böyledir.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. bu ne haldir?» derdin. burada bir zorluk yoktur. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. kendiliğinden dolmuştur. bana itibar eder hatırımı sayarsınız.

O gün raks. o camide bir mimberdir. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir. bunun nasıl olacağını anlatayım. O. armağan kabul eden bir insansın.A. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek. Kuran'da ulu Allah. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür. Halbuki onlar bizden.» (Ankebut sûresi. göklerin de ışığı ondandır. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. derler.» demiyor. Hele şu saatte. Bana kesin olarak söz verirsen. ben de cevap vereyim. Sen ise tezvirde. «Biraz dolaşacağım.). sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar. sen İmad'sın. benim henüz sakalım yok. îşte bu âyet. Senin söylediğin. Güneş bütün âlemi aydınlatır. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz. Maklub'dur (devrik'tir). biz de onlardan değiliz. siyah perdeler altındadır. Bu güneş. O. Halbuki yerlerin de. bu. göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi. Halk içine girmiş. «Ondan başka ilâh yoktur. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. bu nükteye işarettir. Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. Diyelim ki. onların arkasında kalmıştır. olgun kişiyim. Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. «Artık geri dönünüz. Mevlânâ bizden çekiniyordu.» dersin. Nasıl lâyık görürsün ki. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi. «Nöbet yoktur. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki. Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle. Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır. vaizdir.» diyecekler. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. haraket ve gülme günüdür. Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak. araştırıcıdır. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim. Bu asla söylenemez de. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf). Yüzleri göklere dönüktür. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin. Eğer bugün. «Bize de bakınız ki. Dünyayı isteyen. senin davan Allahyı görmek bahsidir. ben. Ben ise Şeyhim. Hazreti Muhammed (S. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir. âlimdir. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu.Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. türlü işaretli sözler söylemiştir. Allah için! Onların saçı sakalı var. 69) buyurmuştur. sahtecilikte Şeyhsin. size. Sen bu görüntü karşısında. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu. O. tekkeyi bekleyen. Sen sor ki. niçin sana gelsin. (M. Ama hiç faydası olmayacak. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa. sen niçin ona gelesin.» derlerse vazgeçelim. bir gün gelecektir ki. Ben ondan söz aktarırsam. neşe ve hoşluk olur. Dağdaki Zâhid . sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler. sen îmad sayılırsın. ben değilim demektir. Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir.» sözündeki o. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir. dedim. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse.

hem de konuşmanın faydası gizlidir. «O halde tövbe ettim. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir. (M. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. «Senden bir şey istediğime pişmanım.» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır. bayram değil. Gönülden. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte . Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur. ancak sen çok merhametlisin. (M. Bu saat tamam oldu. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım. 70) Bazan o âlemden. Derviş Padişahın huzuruna gitti. Öyle bir hale gelirdi ki. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır. Hele kadın al. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. Zâhid.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu. peygamberlere. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir. Benim düşüncemde de. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki. ya öteki taraf. Mal. Şah. bir aziz oradan geçiyordu. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol.» dedi.» dedi. Ariflerden. Bir gün garip bir derviş. Ama bazan da aldatmacadır. ruhtan. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da. misafir derviş. Bu. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. Allah. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi. derviş hangisi belli olmasın. Zâhid. Ona sordu: «Yahu. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. «İslâmda rahiplik yoktur. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler. Çünkü sükutta. bu nasıl olur? Yani gönülde olan. kendi kendine.» «Evet. dervişin ziyaretine gitti desinler. dağdaki zâhidin ziyaretine gider. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi. «Bu derviş her ne isterse vereyim. hiç bir tarafa da iltifat etmez. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi.» dedi derviş. bütün âlem asla o hatırdan geçmez. söz senin varlığınla tamam olur. Sen benimle bir kaç söz konuştun. Ama bu bir ödünçtür. selâm verdi. O geçen günler bir şey değildir.» demiştin. borç değil. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil. evlenmemenin. «Böyle söyleme!» dedi. Misafir derviş. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca. Tâ ki. hep tek başına kal. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. gönlü kabardı. taşa doğru yöneldi. Pek tatlı bir nefesin var. belki dağ adamı olmuştu. Adamcıl bir kişi olsaydı. tövbenin. Ama Hazreti Peygamberin. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. İnsanoğlunun taş ile ne işi. hem sessizliğin ışığı. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı. Bu bir hikâye değildir. Zaman zaman emri terkediyorsun. kendi kendine. orada Şah hangisi. Hani o gün bana. büyüklerden bir şeyler naklederler. ama o artık insancıl bir zâhid değil. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. mülk. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. 69) «Sen divane misin?» deyince. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. Yani bu âlem halkının işi. Hem öyle bir eve gidelim ki. burada kalma derler. atından indi. bekâr yaşa.» dedi.» buyurduğunu unutma! Bu. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. Sonra. «hoş nefes dervişlik gereğidir. «Benden bir söz dinle. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi.» dedi.

Ayaz'ın aylığını kesti. O cömert yeni müslüman için. her ikimiz de aynı şehirdeniz. Mevlânâ. Halkın yabancısı sanır ki. . ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil. O derece düşkünlük ve kırgınlık. yorumlamak istemesindedir. tulumdan sızan su gibi akar gider. sohbeti hoşuma gitmiştir. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım. ben gerçi içtim. dersin. İmad sözümü dinlemedi. beni ihtiyarlattı. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. çok güzel ve tatlı olurdu.» diyorum. Batın bahsi bütün bunların dışındadır. ne beş gün. belki ona uygun cevap verirdi. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz. «Hayır sen değilsin. Bütün fenlerde. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek. onunla öğüt bahsinde konuşurum. sana da hiç bir zararı yoktur. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki. Haktan sarhoş olarak geldin. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir. Asla bu halden daha ileri geçmem. daha hoş. kendi çevresini bilen. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz.» dedim. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş. Ama Sultan onu öldürmedi. Çünkü sen ona inanırsın. Ne bir gün.» demeğe gönlüm razı olmuyor. ömründen bir gün dahi kalsa. böyle söylemez. Ayaz'ın ayakları altında keseyim. «Aman. 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. Bir şeyde ki kök ve temel vardır. Sultan Mahmud. o öğütlerin etkisi görünsün. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. O. Bu imanın sırrıdır.» diyorsan.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında. benim sohbetime dayanamaz. Çünkü. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. binlerce kadeh boşalttığı halde. «Yazık olsun bana dersin.» diye düşündüm. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın. Kezervanî.» derdi. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz.» derdi. «Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden. yaradılıştan hazırcevaptır. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona. «Hud sûresi ve buna eşit emirler. aklı başında insanlar da vardır.» dedim ve kendi kendime. Sana hoş gelir o temaşa. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur. daha kutlu. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı. Bunlar gibi bin tanesi bile. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. Ama sen. «Ben ona inanırım.» «Evet. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. benimle birlikte oldukları zaman da. «Senin yanında konuşmak bana haramdır.» buyurmuştur. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar. Onlar için tek başına kalmaktansa. o ben olmayayım!» dersin. o zahir ehli kişiler. size başkalarının yardımı gerekmezdi. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez. Bu söz. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile. 'evet' deyiver. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. bir gün suyu azalır diye denize acırlar. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir.kusurlusun. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki. Eğer. Halbuki emirler. böyle düşünmez. ama izinsiz olursa. Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir. Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız. Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin. acele etti. bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes. ruhun azığıdır. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür. Karşısındakini susturur. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. Ben. Meselâ her hangi biri için. Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın. bu olgun bir gençtir. (M. Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır. Bayezid. Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi. bende bir umut belirdi. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü. «En iyisi. ondaki zevkin arkası kesildi. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen.» demiştin. onun yolunda ölmeye lâyık değildir. «Nerede o kurban ki. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim. Evet bizim yanımızda söz haramdır. Çünkü Sultan daima. «Tövbe etmiştir. Ayaz.

gönlün açılsın.» dedim. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer. elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar.) söylemiştir. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. Ama bana gelince. onu bütün gün neşelendirir. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse. içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır. Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S. sen de bilirsin. Bir suç işlediği. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. Savaşta.A. Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun. Vezir. Dünyadan konuşanları dinleme. eğlendirirdi. anlat bize!» dedi. «Ama ben bilmiyorum. sözlerindeki tatlılığa. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi).A. Bu bencilliktir. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü. Sultanın her halinden anlar. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur. «İşte senin âlemin. avların en büyüğünü avladı.» derler. Kendi kendime. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün. Çünkü Ayaz. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim.) dilersen. Kadın koynunda yatakta. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. Mevlânâ bu dereceye inmiştir. bende de bir hal var. Talip isteğinde kemale ermiş. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez. «Nasıl bilmem. gençler de yaşlılar da âşık olur. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım. Sultan. . isa'yı görmek de böyledir.» dedim. canından güvenli idi. Sizinle bir sır konuşurum ki. bir vezir vardır. Ama sevgili. «O büyük âlimdir. mizacını. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir. Bunu kimseye sormadan kavramıştır. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum. o hamam külhanından vazgeçiniz.Hazreti Ali buyurmuştur ki. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki. etrafında ateş yanan bir kabirdir. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi.» diyeceklerdir. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim. Aldanmamak için alışverişte. onu Hazreti Muhammed (S. Bu bakıma göre. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S. Bu yola geldiğim zaman. Ama işin sonunda. 2. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır. yahut üstünü başını ıslattığı. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum. Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. Huyunu.' Diyelim ki.) sonra Allaha da iftira edenler. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır. vezire bir sır emanet ettiği zaman. O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim. seni hiç kimse bilmeyecekti. o kararsızdır. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır. hiç bir şeyden korkusu yoktu. konu dışına da çıkamıyorum.» dedi. onu mezara kadar götürür. Onu severler. çok sevimli ve sevgili bir çocuktu. Şüphe yok ki dünya. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim. «Orada ne işin var. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur. rahattı. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir. ikimiz de bu konuda birleşiyoruz.A. (M. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz. Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer. onların söylemediklerini söyleyenler vardır. Bazan vaz geçiyorum. 3. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle. Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. üstün bir zattır. O halde yürüyelim ki gözün. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. erkeklik üç yerde belli olur: 1. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. söze yalvarıyorum. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır. ariften daha üstün bir şey yoktur. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır. Lâkin biliyorum ki. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın. O.» dediler.

hep böyle idiler. ah. Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. o su göndermiştir. üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. benim cevabımı düşünme korkunçtur. İşte şahneler oturmuş size. sarsılırdın. O beraberlik benlik davasından uzaktır. Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur. Adlarını söylerler. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur. «Bu. esinti ile savrulan tozlar gibidir. Zavallı felsefeci.' dersen. bu adam. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. (M. Ama nasıl diyebilirsin ki. Şimdi ise hiç çekinmiyorum. «Yol bu yol değil. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir.)) söyle. Daha ne kadar. o testi su ile dolmuştur. Her çağda tek bir gerçek vardır. bütün vücudundaki organlar titrer. rezil olurlar. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. Üç kere. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. «ha. sevgili neredeyse. Allah onu bize. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. soğuktur. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek. Uzayda. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. Üst tarafı rüzgarla gelen. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek. Şüphe yok ki. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır. «Âmin!» deyiver. ah!» diye ağlayan hoş ağlar. yeri ve göğü. bizi de ona bağışlasın. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için. kalbin çarpar.» diyorlar. Yüce Allahm.» dersin. benim gibi bin tanesini bulursun.» «Düşün bir kere. açık saçık insanlardı. «Ah. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir. sen de «Âmin!» deyiver. sorduğun soruları düşün bir kere. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler. 7) buyurulmuştur. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür. ne dağlar. Hazreti Peygamber. Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken. güçsüz ve biçaredir. seven de oradadır. Lâkin bu derecede değil. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım.» Bunu benim hamlığıma verirsin. Dediler ki. Ekşimiştir.» dedim. Eğer anlasaydın. Nasıl ki Kuran'da. sen de. âlemin Doğusundan Batısına kadar. ha!» diye gülen öyle gülmez. asla buradan geçmeyin. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. büyüklerini de rezil ederlerdi. ama «ha. «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi. işte burada hazır olan velidir!» derdi. Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. Bayezid-i Bistamî ise. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu. onun için bende bir korku belirdi. Ben. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider.» dedim. senden daha korkuncum. Hep pişirdiğini yeme. gerçek bir tarafı vardır.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. «Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç. içinden gelen bir ses sana: «Bu. yedi feleğin dışında kalmıştır. ne de taşlardır.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. mideni de üşütür. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. Velidir! Bu. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir. Ama bu hep böyle oluyor. «Bu adam zayıftır. Ama bu gafletde bir sebep vardır. ha. ha. Hazreti Muhammed'e (S.A.

Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler. bütün Allah dostları. Yolculuk bittiği zaman o. kalbi yalanlamadı.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir. ululuk konusuna gelince. Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez. Bundan dolayıdır ki. Ama çok zor. ikincisi huzur alemindeki korku. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki. başlangıçta da öyledir. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!. ağırbaşlı hareket eder. perde arkasına alınabilir.» buyurmuştur. sevilen. «Evet.» diye söylenir.' 'eyvallah' de.» buyur ulmuştur. Halk arasında onun sözleri. Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. belki H söyler. batini. Bayezid'in bundan haberi olaydı. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur. düşünceli. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki. halkın en azizlerindendir deyiniz. Ama o. başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır. Çok kere kendisinden faydalanırlar.A.» dedi. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır. Hazreti Peygamber. umulur ki o. İkincisi. «Kuran'ın yediye kadar zahirî. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir. heybete üstün gelir. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. Yer uygunsuz. Beyazid (Bistamî). asla «ben» sözünü ağzına almazdı. «Bu. Belki de Hak nefesidir. 'öyledir* deyiver. kat kat faydalı olanlardan da değiliz. gözler görmedi. şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır. Ancak onların hasretini terennüm etti. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku. Hazreti Muhammed (S.). Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir. O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler. ona. Heybet. Biri benim yanımda esrar içmeye.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. son zamanda «zün-nar» istemişti. bendeki irade kuvveti.» derler. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz. onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler.» Gerçek Allah adamı. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır. Hakîm Senâîciğin son . «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri. Nasıl ki o. Bu manalardan zahirî manayı âlimler.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz. ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun. bu suretle tanıtmışlardır. Nasıl ki. filân zatın sözüdür. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık. Bir kimse ki. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir. Konuşulmaya. Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi. kapalı söz konuşmadı. batini manayı veliler. Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. «Kulaklar duymadı. Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider. Dilerseniz. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir. Kuran'ın Allah kelâmı. onunla çok kere doğru yolu bulurlar. Onlar kendilerini apaçık göstermişler. yüzlerini görmek arzusundadırlar. veliler. peygamberler bunlarla buluşmak. Onlar ilim yolcularıdır. her iki tarafı da korur. «Bize o varlıktan bir bilgi ver. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. batının batını manaları vardır. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. çok çetindir. Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). Ey Hakka yakın kardeşler. Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. (M. yabancı sayılmaz. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir. hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır.

Acele ise Şeytandandır. . Bütün hali alt üst olur. Aşk böyle olur. bulunmaya sabredemezsin!» dedi. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. esrar doludur'. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. damdan düşer ayağı kırılır. Siz nerede. imanı gider donuk bir hal alır. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. bunu kesin olarak söylemiyorum. Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. Seyyid Burhaneddin'den. Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. (M. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. O tepeler. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır. soru sormakta acele etti. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek.» Çünkü Şeytan.» diyorum. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin. gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. O bu işin adamı değildir. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. Çünkü Musa. o yüzden. kitapla geldin. Siz benim dostum değilsiniz. Benden bir söz işiten herkes. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir. (M. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse. «Kolaydır. deniliyor. Onlar mahrum kalmazlar. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. Hızır. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. bu açık sözden. zannedersem gibi sözler hep böyledir. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. Çok kerre görülmüş Bir kimse. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız. derhal başı araya gider. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. keski. Büyük bir sır vardır ki.günleri. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli. Sen bir İbrahimsin ki. artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. bedenlerimizden (irkmektedir. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. Musa'ya. «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez. Meğer ki o. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir. Bunları görüyorsun.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı. Eğer. O bundan uzaktır. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım. meğer. helak olur. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki.

söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. Benim önümde. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. sentaks. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu. hepsinden daha yetkili konuşur. Çünkü bu sohbet. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. Ama gizli değildir ki. bu cihan halkından başkadır. Onlara dedim ki. din bilgisinde. Eğer alnında bir nur. Unutmayın ki. onlardan daha zevkli. Söz söylerken de havadan. Yahut. temel bilgilerde. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa. (M. O hayal. alanın hatnnı . Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar. ama susmuştur. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler.). o cihan bu cihana geliyor. A. onu mühürleyen zattır. Dostum yanımdadır. Allanın da galip olduğunu anlarsın. Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan.Mevlânâ'ya gelince.» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana. Sende aşk galip ise. Mevlânâ'nın yanında idi. Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir. Ona. «Ona. daha tatlı konuşurum. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. söz yorumlardı. tartışır. isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. ne bu cihandan ne o cihandandır. onun. beni dinlerken. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. Onlardan daha üstün. İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor. Hazreti Muhammed (S.). Bir kerre de Pir. sudan bahsetmez. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler. A.» dedi. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder. Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki. Başka bir saatte daha iyi söylerim. Eğer sende aşk ve sevda galip ise. Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum. Dedi ki: «Bu kulak. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı. Benim maksadım armut istemek değil. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. yüz binlerce propagandacısı vardır. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. onlardan daha güzeldir. hiç bunlara benzemez. Ama Hazreti Muhammed (Ş. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. Benim. Sade bu yorumlama değil. marifetten doğuyor. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım. Ondan sorma. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz. 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz. hoş olmaz. Dağ gibi büyük bir adam. Bunlardan daha kısa. kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor. ilimden. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. o sayede sükûna kavuşsun. A. Dedi ki: O. Bütün fenlerde. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem.» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. îyi bir kanun konulmuştur. (M. Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz. günah işlememek eğilimini artırsın.» Çok etkilenmişti. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. Gerekirse. ayrı bir yol daha vardır ki. O. «Ondan hoşlanıyorum. gramer. 78) Hazreti Muhammed'in (S. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. yeşil. sana ben söylüyorum. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. Bütün bu sıkıntılarınız. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. Size bu daha faydalı olur. Hazreti Ebubekr. o günahı işlemeden tatsız düşer. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana.). Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan.

sen hem kadıya. iki defa abdest almış demek değildir. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler. Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir. onun cemalini özlüyor demektir. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur. Bu değişiklik nisbete göredir. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve . Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur. ama bu gün gördüm ki O da niyaza. seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa. bu sözün manası o değilse. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner. Şeytanı da ölür.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa. doğuşta. bir takım isteklere kapılmıştır.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun.) uymak hususunda. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur. ancak Allah yoluna girdiğini anlar. onlara zor geliyor. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil. Allah cemalidir. İmad dedi ki: «O söylediği söz. «Elbette ben çıplağım. Bu duayı eden kimse. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir. Sonra onun nefsi de dirilir. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır. perde aralanmıştır. Yani başka bir deyimle.» sözünde küfür yoksa. hem dünyayı. diyorum. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi. tabana göredir. Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. Ama bu. denildiği vakit o hangi perdedir" ki. O. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir. (M. «Evet ben onu okudum. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun. belki onun yoluna girmektir. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır. A. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor. özür dilerler. hem de adalet bakanına karşı savunasın. temelinden bahsediyorum. Bu. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki. Dünkü gün. dervişçe başlarını eğer giderler. Bundan sonra bana kazanç haramdır. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. benim okumadığım bir meseleden bahsetti. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. sentaks yönünden doğru değildir. hem içindekilerin! yakar. kapalı konuşurum. Hazreti Muhammed'e (S. yalanladı. ona her şeyi açıktan açığa anlattım. Ondan bir görünüştür.dünya tarafına çekmesin.» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. onun makam ve mertebesini istiyor. Ben işin aslından. sana hiç bir zorluk olmasın.» dedi. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır. bunlardan biri açılsa. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. Şimdi. Gerektir ki emrimi kırmayasm. onu bulur ve görürsün. gizli âlem açığa çıkmıştı.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim. O. Senin bu yaptığın.» sözündeki mana gibidir. Çünkü burada değişik bir mana vardır.» dedim. Abdest üzerine abdest almak.» Ben o kadar demiyorum. Allahın kendisine kavuşmadığını. Sen bu aslı kurmaya bak ki. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz. Şimdi sanki kıyamet kopmuş. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil. Onun en ufak işareti budur. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. «Her kimin nefsi ölürse.» sözünün manası. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım. İzzeddin onu kabul etmedi. Sana güvenerek söyledim ki. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O. Nasıl olur da. Şu halde. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. dedi ki: Bediuddin. O tarafa dönüp bakmasın. Allah hakkı için ona inanırdım. yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. gözleri açık olanlara göredir. Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur. Kul. Çünkü onunla çok derinlere daldım. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim.

Çok güzel. Hele senin. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir. mahvolur gider. baygın hale getirir. arkası kuvvetlidir. Allahdan bir iz aradı. (M. «Her kim nefsini bildi ise. uyumanın ne olduğunu söylemez. yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. sual daima cevap cinsinden olur. her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. Böylece. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik. 82) Kuran'da. içmenin. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki. Halep' te oturmuş. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın. ama bundan. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu.» sözünü. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. soğukluk sıcaklığa karışır.» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık. demiştir. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur. Bu takdirde onun kahrı da. onların kulaklarına üfleyeyim. Ben bir şey okuyayım. sabrı kadar sonsuz olur.» Dedim ki: «Herkes talip değildir. ben de öyle bir yere gideceğim ki.» diyebilsin. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur. O. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. Hazreti Muhammed (S. On beş sene çok kısa kalır. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar. azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz.dayanağı olan kişinin gönlü şendir. meclise gel de seni göreyim. murdar. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı. Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken.» dedim. kendinden geçti. uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam. Allah başarı verirse. Mevlânâ ona lâyıktır. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi. Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. «bana iftiharla hizmet eder. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. sana çok görünüyor. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. bari beni tanı. bu türlü insanlardan değildir. Dağda. hiç bir şeyden gam yemez.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar. geri döndü. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. Bu. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar. Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır. İyi dikkat edin ki. Kadı Şemseddin'in dediği gibi. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar. Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı. beni kurtaracak olanın kim olduğunu. hiç ses seda gelmesin oraya.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun. Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir. Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi. Sultana karşı. (M. akıl yönünden nasıl olur? dedim. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. Bana dost olan bir kul. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim. Senedi. o sözün de arkası kesilmez. «Şeyh İbrahim burada olaydı. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir. «Sen ki Padişahsın. 43) buyurulmuştur. . dilediğine ettirmez. Eğer sen bu fikirde isen. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır. onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. O da bu yemenin. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır. Sıcaklık soğukluğa.» . sen de oraya kulaklarını tutasın. onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi. yüzümü ona çevirdim. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak. onu dilediğine isabet ettirir. nereye gideceğimi. İnsanı mest eder.A. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı.» (Nur sûresi.

öteki âlemdendir. O gözle görmek. «Mekke bu âlemden. Yol işidir bu. O anladı ki. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez. O sözleri. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur. Sana. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse. Nasıl ki. Mekke bu âlemdendir.» dese. Şimdi bu benim elimde değil. ama sarhoşluğu büyüktür. O sıfat. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. Bu işten bir o anlar. bizim matlubumuzsun. «Haber. Mademki İslâm gariptir. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir. henüz görünmemiştir.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir. Yolculukta sana yük olur. ne bu çileyi. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi. Ona ben teklifsizce hükmederim. bir de hayvanı. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır. Peygamberler de böyledir.» mı dersin? İşte asıl maksat budur. Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan. «Vatan sevgisi imandandır. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur. sana gözünün ağrıdığını söyledi. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir. o da bununla uyuşma halindedir. burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. onunla istediğim gibi pazarlık ederim. Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir. «İslâm garip olarak başladı. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek. Ancak ulu Allah. senden. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki.» nüktesi açıklanacak. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı. O sözler. o başka âlemden gelmiştir. ona hizmet etmek. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir. 'Behey ahmak. Sen ilerisini düşün. hadisten başka hiç bir şey gelmez.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi. Bir İstanbullu. o zaman sana yaraşan orada beklemek. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim. madde âlemindendir. (M. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın. Söze başlarken onun hatırına âyetten. ölüm korkusu vardır onda. nefisleriniz dipdiri. bu onunla. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez. bizim aradığımız. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. onu hak yoluna yöneltir. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. Mademki o engel oluyor. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki. (M. Nasıl ki. gözle görmek gibi değildir. Mademki sen de gittin. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın. Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir. o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki. o zatı geüresin.» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. sana göredir. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır. behey eşek. iman ise bu âlemden değildir. garip olarak da geri dönecektir. o günde. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver. ben de arkadan geleyim. yahut da birlikte kadıya gidelim. .» Onlar bundan başka manalar çıkararak.» îşte bu söz hiç yorum götürmez.» dedim. 83) onu buldun.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki. Biri der ki: «Filan zatın oğlu. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz. ne de bu halveti sorarlar. Ruh. Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı. maksadına eriştirir. bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır.» hadisinde de maksat aynıdır. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz. perhizler yapsan bile. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana.

her şey kendi arzuna göre olsun. Bir gün. Vaiz hemen. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. odur sanırsa. bu iş senin işin değil. kadın. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir. «O halde. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. ruh kokusuna erişir. ruh kokusu almışlardı. «Hayır. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur. mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben. I^. İsa'ya. ruh sarhoşluğu fazla idi. dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır. Belki o. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. «Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir.» dedi. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın. Mev-lânâ'nın da. şüphelenirsek bakarız. kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun. Allahyı inciten zavallı!» diyor. Eba Yezid sustu. Has kullarından birini gönderdiler ki. sadece kuru davacıdır. Eba Yezid.» buyurulmuştur. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi. ibretle her tarafa bakıyor. kemal mertebesidir. Bu nokta. aşkda tamam değildi. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim. önce bilmelidir 'ki. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir.» dedi. Bugün burada biz ve siz varız. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. ona saadetini yakın olarak öğretsin. son gündür. . Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor. Dervişte. A. «Otur ey avrat!» dedi. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. Bu onun tertemiz ruhu. Kadın atıldı. Evhad (Kirmanî). Çünkü her neyi. Bu da. Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. Hazreti Muhammed'in (S. bu taraftan da sözler işitiyordum. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. Suda. Her harf siz. bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. Bu mertebe. O mantıkçı idi. «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. o şüphenin dışına çıkarır. bu davettir. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. Allahnın oğludur diyenler. ama yakın ve kesin değildi. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. Bu. toprakta bir yerin olsun da. Şimdi her sözü işitiyor. aşk deyince. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar. Diyordum ki. öyle bir inanç var ki. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir. ona yol bulmuşlardı.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir. Zannediyoruz ki. Sözü geçen hadisteki mana. bu Firavunda yoktu. Hadiste. değil midir. bana ilim yönünden bildirildi. sanki bu saat kıyamet saatidir. Aşkın yorumuna gelince. Allah onu. Allahdandı.» dedi. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. Allah kullarında. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. her sessiz kelâmı dinliyor. her sözün derecesini anlıyorum. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. aşkın son mertebesine daha yakın idi. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim. Ama Firavun. sen istiyorsun ki.» Burada. 85) Bu. kıyamet günleri gelmiştir. Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. onun da bilgileri çoktu.z filandan çıkmıştır. o yolun adamı idi. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. talep davasında-dır.) makam ve hal mertebesi değildir. Belki. ama ayıklığa yakındır. bu s. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi. bilinen manada doğmuş demek değildir. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. Diyelim ki. işaretsiz sözü.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır. onun Hal mertebesi değildir. Her ikisi birbirine karışmış olsun. (M. altın. Şüphe yok ki onlar. Bir insan ki hakkı aramaktadır.

Sonra o başka bir yere göçmüştür. ona erişmiştir. hep bir arada. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır. Her ne kadar. gelmesinler diye oyaladım. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. bulmak istiyenler asla yol bulamazlar. Bunların etekleri ıslanmak değil. Bu günün işi. Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz. Halbuki benim gücüm her şeye yeter. nefsine düşkün bir sofudur. Zaten. ezelden beri vardır. Hadisde. O. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. işte bu sebeple. H. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım. yüzün kızarmıştı. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. Her şey onun içindir.» diye hitap etti. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum. bir şeyler koparır. bizden uzak kaçar. 128) ve ayrıca. boğulur giderler. diyorlar.» (Tövbe sûresi. «Ah. onun için döşenmiştir. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. hep birbirinizle. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. çalışmakla da elde edilemez. Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. barışık yaşarlardı. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır.» dediğimiz zaman. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur. îmad da onlarla beraberdi. Nasıl ki âyette. Ben de sana.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. Karanlığa gömülür. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum. Bazılarına hevesler. «Ruhlar toplanmış ordulardır. Sultan olduğunu bilir. Sultan o kişidir ki. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler. Nasıl ki. aradığınız o Allah adamı.» (Nahil sûresi. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler. Mademki bizde de bir eğilim var. benim dersem. ama başka biri de bizimle sohbete. yarına bırakılmamalıdır. Âşıkın hali böyle değildir. Aşk. aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. Böylece îmad ile o H'ye Allah. kadîm'dir. Meğer ki.» buyurulmuştur. îşe önceden başlamak gerektir. Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. Bazı filozoflar. O sırada oraya. Bu kâinat (M. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın. Tann buyurdu: «Ben biliyorum. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır. Ama bu topluluk da çeşitlidir. sevgiler yoldaş olur. dostluğa lâyıktır. gam vaktinde bana sevinç verecektir. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz. kendin de yiyemezsin. ferman senindir. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. size. Geri kalan ne varsa onun uyruğu. isterse gelir isterse gelmez. belki baştan ayağa suya batar. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir. Ben önlerine çıktım. Şu hale göre Tatarlar. O evde.. denildiği gibi. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır. «Allah bizimle beraberdir. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. Korkarız ki sonra dağılalırn. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. Ancak bana sığındığınız için. Ben sizi yine toplarım. bazılarına da aşk. Bir kimse vardır ki. Sarhoşluk ediyordun. şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. Onlar. Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde. daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. O aradığı sevgili kendini göstermezse. bu sarayın içi dışı. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar. 86) Ama bunlar onlardan değildir. bu yüzden duraklamalar görülür onda. onun kölesidir. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin. Artık bundan daha açık söz. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün.» . «Allah takva ehli kişilerle beraberdir. 87) binası onun için yaratılmış. bundan daha beyaz yoğurt olamaz. aradığını bulmuş. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi. der. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. ruh ezeldendir. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir. ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun. bu doğuştaki beraberliktendir. döşemiştir. bozguncuların da. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış. derler. Bir mutlu kimse vardır ki. her yana ve her yöne başvursun. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. bu toplulukta Allah vardır. O gün. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün. Yani önce yoktu sonradan var oldu. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. (M. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. Geciken vaatler unutulur derler. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır. 41) buyurulmuştur. o bu kâinat için yaratılmamıştır. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır. Allah yolunun bilgisi mücahede ile.

böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu. yüz bin lezzet bulur. Çünkü o çok meşguldü. müminin gönlünün anahtarıdır. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. (M. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. ölüm sırasında yüz gösterir. bir kısmı da onları görüp. Ancak daha fazla açıklayamazdı. Her günahın ardından karşıma gufran gelir. görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır. Sen ne zaman dilersen. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. tatlı sözlerinde de. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır. Bu nedir? Korkudan.» Bu kırk sabah. içki içmezdi. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. Bazılarına da. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur. Şeytan. diyebilirsin. Önce senin bir işin yoktu.» Bu. derler. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi. Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. Peygamber i^in. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin. bu günahı işle ve söyle. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir. Ebubekr mest olur. Peygamber Aleyhisselâm. Ama onun dostları. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir. onun gönlüne perdeler çekilsin. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. asla o evden dışarı çıkmazdı. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. onu arama yolunda can verir giderler. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi. son derece hoşlanırlardı. Ayağımıza el uzattın. Nasıl ki Kuran'da. o hayalden de başka bir hayal doğsun. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. 15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. Yahya'ya.:» (Sebe sûresi. Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem. öyle ulu bir zat olduğu halde. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu. (M. Ömer'e bambaşka bir hal gelir. Bazıları da. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil.» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? . Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. onun günahı ancak şu sözdeydi. kârın bu oldu. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. Bundan sonra öyle görünüyor ki. Ona bizim âlemimizden bir hayal. Bir gün. sizinle çok savaşlar yapar. lisanından dökülür. Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu.Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim. Hazre-ti Peygamber. size bir ziyan vermesin. Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi. Onu görmekten. sözünü bitirmişti. 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. İsa'ya gizlice secde etti. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister. ve velilerin özledikleri bir sevgili. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. O kimdir ki. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis.

» dediler. «Onu biz" ayırdık. söyle! Sofilerin edeplerinden. «Gel sofî budur.» dedi. mümin olarak gidersin. korkutmalardan. Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm. Çünkü hakikatte. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam. «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun. şeriat yönünden iman sözü dile gelince. istersen yürü.» dedim. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da. Her işi Müslümanlık olur. «Kuran'daki bu müjdelerden. önce iman ederler. Peygambere. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan. işte o kimse veli olur. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. onları gaflete sürüklemek. gittiğin yol doğrudur. Şemseddin onun velisidir. şu cihetten doğru değildir ki. «Nasıl istersen öyle say!» dedim. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse. neticesi halkı uyutmak. işinden gücünden alıkoymak olur. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud. mümin olarak gidersin. terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı . Bu. «Hayır! Bu bana iftiradır. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür. Ben sözü doğru söylerim. Adı Âdem idi. «Pek güzel! Bu sofî değil. Bu çok bir şey değildir.» (M. sonra kâfir olurlar. Allah.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır. onları kuyuya düşürmektir. Meclisten biri. Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin.' (Nisa sûresi. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır. Ama. işte ben onun oğullarmdanım.» (Nisa sûresi. safaya ne eksiklik verir bu. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir. Bu yolda konuşmalar. Ayaz gözden kaybolmuştu. dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin). Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki. Madem ki son nefesinde. bu cihanın renklerine boyanmadan. 60) yolundaki öğütler. İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım. Çünkü ayrılmak istiyor. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış. «Küfürlerini artırırlar. bu lokma bana haramdır. «Gel. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur. Hemen emir verdi. hep onu araştırıyordum içimden. onu ziyarete geldi. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik. doğru yola da yöneltmez.» dedim. küfürlerini artırırlar. bu lokma helâldir sana. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa. Yolda aşırdılar. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. âyette bildirilen. Kuran'a aykırı konuşmaktır. «Bu ne biçim şeriattır "ki. O sırada. o büyük zatın günlerine erişemedik. onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M. Allah onları yarlıgamaz.Gerçek iman. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. gerçek mümin olabilir. gidince söyleriz. ona. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı.» dedi.» demek. Şemseddin her kime küfür ederse.» Arkadaşlarım.» dedi.» dedi. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse. o saatte iyi bir sofi idim. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki. bir otur da kim olduğumu sana anlatayım. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer. gerçektir. Firavun da öyle olmalıydı.» yolundaki açık ifadenin dışındadır. sizden emir veren ulularınıza itaat edin. «Ben. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi. Ama sofîye. Evet. hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse.» sözüne güvenir. Eğer bu yolda yürür. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. yani küfrü imandan üstün gelmiştir. Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? . hele bir düşüneyim. «Biri ben isem. diyorum. ayrılacaktır. Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez. Herkes sağa sola koşmaya başladı. halka Zaten halk. Ama hakikat yo-nünden o. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur. kıçına zahmet ver. Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru. elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun.» dediler. Biri.» dedim. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz. 'Allaha. tembeldir. yüz bin kere daha korkunçtur. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap. söyle.» dedim. 135). Halk. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan.

Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. çirkinlik. doğrudur. berrak su görüyorum.» derler. bağışlayıcıyım. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor.» Ben bu sözleri. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında. bağlar. gidiyor. ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. Bu bir büyü gibidir. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin. «içindeki o acı suyu dok de. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir. O halde gerektir ki. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. sana her zaman. Diyerimki. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. lezzet içinde lezzettir. Bunlardan biri. Sende safra. Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. gölgeleri. Bunu onlar göremiyorlar. Bu keramet sahibi de. aradığım gölge de senin gölgen-dir. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. kerem içinde keremdir. beni dinler ve benden hoşlanırlardı. Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. ne de bir çapak ve toz vardır. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi. onların bunu kavramasına imkân yoktur. Aşkta.boş duran atını gördü. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. Çünkü bu topluluktaki-ler.» derler. Bu ilimlerin en kolayı. Ben kerem sahibiyim. onlardan değildi. onu şefkatle kucakladı. yeşillikleri pek hoş. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan.» der. bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". Şimdi pişman oldu. Evet. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. Bu bana bir bahanedir. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir. beni konuşur. Ancak seni mazur göstermek. sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun. Eflatun işitti ki. Ona. Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. gözlerinde ne bir kıl. derler. ağaçlar. Kelâm metodu ondan da çetindir. hep dünyadır. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir. O kerem sahibi de. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. kara kan. benim tarafımdan daha güçlü idi. her taraftan bana yönelir. 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. iki kişi yan yana oturmuştur. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. bir sır ve neşe var ki. Allah gölgesidir. görenler. . bahçeler görüyorum. Su ile dolu midenin. sözümde gerçeğim. eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez. hem başı açık hem de feryat ediyor. Onun tarafı. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor. fânilik ve zevksizlik âlemidir. Sultan. cimrilik yönünden söylemiyorum. Öyle ki. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. Bu da saçma sözdür. onu inkâr ederler. hep kötülük. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun. Bugün. bu çok iyi bir şeydir. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. onlardan daha filozoftur. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar. kudret içinde kudrettir. belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. O. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. içi su ile dolu bir testiye benzer. sağlık esenlik getirir. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa. o konuda boş sözler söylerler. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. Cana can katan derya gibi geniş. Bunlar. Hele fıkıh metodu daha da zordur. Onlardan utandığı için tekrar geliyor.

için öylesine açılır ki. 94) Ona ebedîdir diyorum. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. nerdeyse donacaktı. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. Şu halde. insan sırrı ve aklı ile diridir. . ama ezelîdir demiyorum. Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. söyle de bari onun işini tamamlayayım. Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. her büyüklükten daha iyidir. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz. insanın aklı durur. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır. Hekimin karşısına gelen bir hasta.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz. Gariptir ki. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden. Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa. Şeytan'dır. «Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. Birden hali değişti. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler. «Allahm! onları koru ki. kış gününde dışarı çıkmıştı. büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. ölüm ona olsun. Biri de vardır ki. Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. Nasıl ki Kuran'da. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki.Mucizeler. o . herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. bu sırada pek dalgın bir halde idi. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın. ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır. Bu cennet sonradan yaratılmıştır. kahkahalarla gülersin. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile. adam susuzluk davasında yalancıdır. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem. yüzünde. Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim. Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür. başka bir istekte bulunmasın. kerametlerden daha güçlüdür. İşte öyle bir insan. Ancak ilâç istemeye baksın. geniş gönüllü ise. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. Bu âlemin sıkıntılarını. ona uysunlar!» diye yalvardım. bir söz söyle dedim. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. sır denilen o Allah vergisi. Her hangi bir kul. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. beri. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir. «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler.da ancak Allahdır. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac. cehennemliktir. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse.» dese gerektir ki. Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size. Her kimi. Allah. Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. Nasıl ki. ben de bir noktaya işaret edeceğim.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. eğer bütün peygamberlerin. güzel huylu. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. yahut şekerli helvalar getirseler. Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. darlıklarım sana unutturur. (M. sıcaktan terlemiş bir insan gibi. «Ben güçsüzüm. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. Çünkü. kan içer. Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım. küfür bile etse gülersin. güzel yüzlü görürsen. Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise. Nihayet. yüz bin Şeyhe iltifat göstermez. Nasıl. Mevlânâ'ya işaret ettim. Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa. açık sözlü. o da yese. Mevlânâ. 93) Şu halde. bu. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım. o yer yaratılmışlarla beraberdir.

demeleri gibidir. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar.» Evet. gençlerden. «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi. onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı. sakallılardan. diye meraklanırsın. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar. «Olamaz.'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. «Sizin dininiz sizin. Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan.A. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım. Bu saat hasret içinde geçmektedir. nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü. «Bu güzel bir bid'attır. pişmanlık öylesine gerektir ki. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi. Başlangıçtaki gidişe göre. Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. bilinmelidir ki. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. benim dinim benimdir. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı. sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin.» dediler. 'kancıklık etmediler. işsizlik hesabıdır. meleklerin. O. Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım. Giden gitmiştir.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz. sonra neşterini saplarsa. (M. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar. kendisini bu mevkiye yükselttiler. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız. O. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın. Teravih namazı için. Bize henüz bir şey görünmedi. Başka biri de vardır ki. söz benden ürker ve kaçar sanki. bir daha böyle edepsizlik etme. ululuğu da baştan atmak gerekiyor. Bizim bir bilgimiz yoktur.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir. sonucu yeter derecede lâtif olsun. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. Bir doğuş yok. Sen. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. 95) O halde. Şüphesiz sen hikmet sahibi. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. onun niteliğidir.) candan. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim. gönülden evlâdıdır. 32). Şimdi. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun. Ancak. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için. burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. Allah da. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir. 96) Bu iş hesabı değil. «Vergilerinizi kaldırayım.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur. Bu ne demektir efendi? Sen bundan. . (M. ikiyüzlülük. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz. Hazreti Muhammed'in (S. Ey ulu Allahm! Hacamatçı. Onun seçkin evlâtları da öyledir. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz.» dedi. buradan dışarı acele çıkar gidersin. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki. Ama. O dolaşmanın bereketidir ki. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar. O zaman. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. Kendiliğinden kalkıp gitti. Nihayet sen de bir din bilginisin. dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır. Evet kımıldanıyoruz. Mademki bir iş baştan tutulmuştur. Siraceddin. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir. ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. bir gün şeyhliği de. halvette dediler ki.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

son durumunu. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. yavaş yavaş yaklaşdıkca. O. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. Daneye kavuşmanın zevki.. Uzaktan. Fakat bazen de hevadan. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun). İş böyle olunca bir kimse. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir. Ama. bize. A. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır. heybetle kendisine doğru geliyordu. dane ve tuzak belâsı.» Bayezid ise. onunla çevreyi görürsün. Bu sözü çok dikkatle dinleyin. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. ağaçlar henüz görünmüyordu. derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. yahut sevdalıdır. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt. şanım ne yücedir!» diyor. bunlar ya divane. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. Sıcaklık soğuklukla. yani keyfine göre karar verir. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır. Ona dosdoğru güvenebilirsin. Oradan bu aşağılık âleme indik. Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin. Sarayda bir Padişah vardır.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. hadis anlatıyor. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. 105) gibi birbirimize karışmıştık. «Kendimi kutlarım. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. Söylendiğine göre. Şu halde bu uygunlukta hem sureti. ama irade muradı bilmez. ben de. Kapı dışından . Allah buyruğunu tutmayan kimse. İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. Ancak. Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu. hem mana yönündendir. saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. bu varlık da meydana gelmezdi. tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem. Uzaktan. iradeyi bilir. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider. iradeye uygundur. uzaktan bir taş gördü ki. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar. «Ver bana. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. onun doğuştaki halini. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. Başka bir cevap daha var. Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür. Dedim ki: Onların ululaması.» Dedi ki: «Ben.Şeyh. ama asla o işleri yapmayan. Buna karşı tedbir alırız. Nasıl ki. demek ki. Ama uykuyu kaçırmıyor. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim. Onun için. Bir kimseyi gördüğü zaman. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir.) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. kentler.» diyorsun. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin. «Bu ırmak suyudur. Hattâ adınızı bile söylememiştir. Âdem. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. diyordu. Murat. Sana. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki. Ona fitil takarsın havadan asarsın.» diyorsun. Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur. Derler ki. Başka ne . Ansızın oradan. Veriyorum. Şu halde. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. iradeye uygun düşer. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan. evet şeriat da vardır. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa. benim halim o hal değildi.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. diye düşünüyorum.» diyorum. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. Her ne işlerse. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. Kandilin maksat ve manası ise. Padişaha giden yol kapıdan geçer. Bu söz sona ermiş değildir. Bu hep böyledir. «ininiz aşağı!» sesi geldi. Kulak verdim.. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir. ama burada söz tehlikelidir. bu testi çorak bir su ile doludur.

dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti. sen sus hiç konuşma. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki. O sizden uzak olsun. Bana bir yufka yüreklilik. lanete uğrarsın. ona ne demeli? Bu yüzden de. Ben bilmiyorum. Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi. Karar verildi. Nasıl ki. zahirde göründüğü gibi değildir. söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor. Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum. diyemedim. böyle sanıyor ve korkuyordum ki. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir. onların niteliklerini yaratmayı. varlıkları. 107) «Ne diyorsun?» dedim. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum. Ona ne güveniyorsun? (M. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir. Babam bir yanlışlık yaptı. eski konuştuklarımı tekrar edemem. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. Sadettin güldü. Kendisine. Burada büyük tehlike vardır. «Burada ne yapalım?» dedim. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. geçimlerini. ben onunla bir şey konuşamam. o bizimledir.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. (M.» anlamına gelen bir âyet vardır ki. «Bu gece bizimle birlikte kal. O. onlar zaten hep içerdedirler. Ne desem ona uymak yaraşır. sana secde edeyim.» anlamındadır. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım. kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki. Sabah namazından önce . sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum. O istiyordu ki. Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki.» dedi. bana kulluk etsinler. anlamaz.» deyiniz. Dün gece iki üç kere sizi andım. Mevlânâ Celâleddin. biziz biziz diye bıyık burup dururlar. Dua ediyordu. Bunları gizlice kaza ediyoruz. Ben ve Mevlânâ. O şey ki yoktur.» dedi. «Ona sus dedim hele. Eğer sana gerekli ise. Şeytan onun yönünü kesti. benim sözlerimde tekrarlamak. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar.» Bana.» dedi. 'Cinleri ve insanları yarattım ki. yani ezelden ebede. Gazneli Sultan Mahmud'un. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz. «O her gün yeni bir haldedir.A. Bizim bu Şahap da ahmaktır. Ama bir kul ki. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. Hoylu Muhammed bana. Hep.» Hoşuna gitmedi.» dedi. Hazreti Muhammed (S. sonsuzluğa kadar böyledir. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir. «Şemseddin. Bu doğrudur ama Kuran'da da.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur. senin bir zındık olduğuna fetva versin. Bir hadis vardır. Sözü hiç tekrar etmeyin. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi.» «Git!» dedi. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz. şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir. Ben de. «Bari gideyim bir çorba içeyim.) zaten has kullardandır. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. «Eğer bana gelirse koyver gitsin. Ama ben korkmayan ancak Allahdır.» dedi. Bu çetin bir konudur. bana hiç gayret gelmiyor. bunun. «Ama benim derimi yüzerler. söyleyin de bari hoşça. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin. Eğer birisi. Bana. Ama uygun görmezsem hiç söylemem.» «O halde şimdi konuşma. O zaman söyleyeceğim. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim. hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı. ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. îş verir. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır. Erkekliğin devamlı olsun. O da. bu buğanın kıçı sıkıdır. onlarda eksik kalıyordu. «Ulu Allah. o mana. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum. bir ağlama hali geldi. Bu ondan değildir. Gel ki sana öpücük vereyim. Buna razı değiliz. Burada. Nasıl ki kul da hep onun halindedir. «Beynimi kurutuyorsun. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar.» dedi. başlangıcı olmayan zamandan. Ebû Said (Ebül Hayr). Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum. Meğer bizim gözlerimiz körmüş. Şu halde bu nasıl dileksizlik olur. Ama büyük ziyan olacak. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber. Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı. daha ne olsun!» dedim. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. yeniden anlatmak yoktur. Ona bizden dinlediklerini anlatır.

Şahın buyurduğu gibidir. «Evet. Böylece yapılan iş boş değildir. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim.çadırı kurdu. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır. Âlemde bu kadar büyük iş yoktur. yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır. iş istediğinden daha iyi oldu. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur. onların o kurbanda rızıkları yoktur. sözlerimden incindi.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun. Ramazan boyunca. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. ona niçin cevap vermedi. O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. Yiğit gerektir ki. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. o kılavuz kaçmadı. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır.» Öteki cevap verdi: «Yallah. Onun gülümsediğini gördü. Herkes malını önüne kattı. bin kelle bir pula giderdi. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı. Alemde. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. işin içyüzünü açıkla. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile. başka bir yönden de anlatılamaz. bir ah çek bari! . avucun dolduysa dökmeyesin. Büyük bilginler böyle ölü gibi. imam efendi. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. ne vezirin. Ama ben onların lokmasını yerim.» (M. yerindedir. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. O Bayezid de. ama beni başka birisi çağırdı. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur. Eğer hiç konuşmasa. Sadettin-i Hamavî. namazdan önce birer kurban keserlerdi. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler. (M. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider. Ama çabuk söylemiyorsun. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. nasıl bilmem. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum. sen de onlara cevap vermezsin. Bu dünyayı görüyorsun.» dedi. Salikler o yoldan giderler. Ama Padişahın yüzü ekşidi. Yüzünü ekşitti. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz. böylece bu dünyadan. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. o güzel huylu Sultan Mahmud. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim. bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. Bilmiyor musun ki. Bu iş medreseye gelmez. 109) Gönlüm hoş oluyor. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. Biri dedi ki: «Bir sorayım. orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur. bi Padişahtır. ölümü sırasında cesaretsiz davrandı. Ağzını açsa. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda. meşgul idim. Hazreti îsa da.» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter.

bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır. Nasıl ki şu duvar. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. Biz ölçtük. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat. söz hem öğretici. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. Burada bilginin. evde ne varsa tüketirsin. akla gelen ilk sebep budur. Ama. bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. onları tek renge boyayalım. gözün akan suya döner. kimdir o aklı başında olan ayık ki. Onun bu ilk yardımlarından sonra da. «Nefis ölmüştür!» diyelim. Allahya ant olsun ki. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir. o önceden Allahya dönmüşse.hayet senin karşına yolda perdeler çekildi. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. İşte görmüyor musun. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. diyorum! Ama. Söz. gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. O başka bir âlemden gelen bir sestir. Allah cezbesi gelir. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . o. ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. Ama gerektir ki. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. başka bir şey yapmazsın ki. Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. Eğer biri dese ki. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. Ya bir hadis. Diyelim ki bir küp dolusu içtin. O Şeytan. Ama âlemde asla işitilmemiştir ki.Sen. Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez. şüphe yok ki aklı kaçırır. dostlardan olurdu. derler.açıktır. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. içimize düştü! Ama onun düşmesi. Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben. sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der. Yahut her kim çok sarhoş olur. içtik. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. Acaba bizi. Siz bunu arzuluyorsunuz. o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . güzel ve zevkli konuşmalı. Bu böyle olunca. elinden âciz kaldı. hem de açık olsun. neşelenirse söze başlar ve konuşur. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. Nasıl ki. düşmanlarımızdan demiyorum. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır. o hal diliyle konuşuyor. işitmek istemiyorum». Tenin aradan gider. Gerekmez ki. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. (M. Şu halde o kimse gelir. kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim. Devamlı şarap. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin. bir tekmede o engeli yıkar. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. bizim sözümüzü kessin. biçtik. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. oralara git. dedi. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. kuru ve tatsız olmamalı. Konuşurken tatlı. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. deseydim. böyle soruların cevabını vermez. Düşmanlarımızdan. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. (M. onlardan bir şey istemek vacip değildir. ancak sırası gelir. bu sonuna kadar sürüp gider. sen geldiğin zaman biz de. Sonra da batmanla içer. Kendinden bir söz konuşmaz. Allah yine bizden kapacaktır. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi. Kabristandan geçerken. bir cevap söyle. Sende o zevk sürekli olmalı. konuştukları. hiç hayır demiyorsunuz. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. N. bin kere kalkışından daha hayırlıdır. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. başka bir küpten içersin. O sırada hatırından geçti ki. îş-te o yiğit geldi. Çünkü onları senden işitti. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. Söz vardır ki. Görüyorsun ki. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. Şeytan senin karşına çıkamaz. kulaklarımı tutmak istiyorum. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir. diye konuşuyorduk. Onun sesi bu âlemde değildir. o geldi. her tarafa çekip çevirebilirsin. bitirdin.» dedi. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur.

Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam. bir sır ki. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır. Her gün kendi sözümü tutmuyorum. Önce ona bütün yolları kapadım. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu. Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. Bu âleme geldi. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti.» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar. 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar. mensûh gibidir. «Etti!» dedim. kimse ölmesin. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur. «Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve . derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa. Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı. Mademki. O nasıl sır olabilir? Evet. O değişik renkli de olamaz.» demiyorum. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da. Yahudilere ve. «De ki. söylerse de belli olur. hem de manevî inkârda bulundu. çok iyidir. 112) çağırdı. alçalmıştır. Nerede o insan ki. Ama. Sana kulak veriyorum. Semâm hakkını vermedi. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı. Hallacı Mansur da bunlardandır. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım. o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı. «Hey. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir. Ancak o kimse ki.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. söz söyleyemez. onun başı da belâya girmez.» Hazreti Peygamberin. Başlarını sallarlar. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M. şarabın etkisi altında kalır. Onun başı kendiliğinden tehlikededir. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir. Allahın seçkin kulları yok mudur ki. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. senden yeni sözler istiyorum. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki. Nâsih. şaraba dayanamaz. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. susmak yüzünden. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim. Ben de başımı sallarım. gördü ve gitti. onun ışığından ve kokusundan anlamaz. bu yüzden kavga çıkarırlar. zevk alıyorum. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. göre her şey açıktır. Ama o. Sır. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. işte bu inkârdır.» dedim. O zaman adam. Bunun âlemde bir yankısı yoktur. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar. senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı. Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum. Ben de. Bilmeyenlere göre sır yoktur. Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa.» dedi. Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M.» dedim. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır. Nasılki Senâî. onun ayağına vurdu. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. onu tamamiyle anlamadı. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. sır olur.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum. Mecusîlere kadar gelmiş. onu doğruluk yönüne çekiyorum. «Söyle ama olacak şey değildir.» dedi. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir. Artık bunu yapmama sebep yok. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır. hiç anlaşılmaz. içinde bir sırrı olmasın. «Hiç inkâr etmedi. harap etmek galiba güç geliyor. «Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. «Evet. bu sözü kapayalım. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. bir yerimiz kırılmasın. onlar?. o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi. Va'd de Va'id gibidir. işte Hallaç garip kişi oldu. evet!» derler. o. çalışamazlar da.

» buyurulmuştur. tartışma böyle olur. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir. bu hadisi. Bir aralık. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre. Bu bir iş hesabı değildir. harekete gelir. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük.) söylediğini sananlar kâfir oldular. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. ben de mutluyum. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey.» O da. saadet kimyası odur. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. (M. Ama su kalır yerinde.' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun. Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır. «Ama sonra ne yapayım. 114) Ev birdir.ayağına kapandı.» Ama o kimse ki. Senin olduğun yerde dost meydandadır. nebinin mertebesine erişemez. A. Eğer inancında kuşkun varsa. yüz öpücük kondurursun. ne o saadet bununla ölçülemez. Böylece susarsın.» dedi. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider. kendini görmektir. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki. Onu görmeden aslan tutulamaz. «Onlar uyumaktadır. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum. bir bulut gelir. her Peygambere bir özellik verilmiştir. Hazreti Muhammed'e (S. «Hayır. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de. bir zaman da sana soğukluk gelsin.) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir.» Dedi ki.A.» dedi. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi.» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki. Ebubekr'den nakletmişti. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması. Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor. Saman. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor. en kestirme yoldan kuşkularını giderir. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur. Sofî de sürünerek olgunlaşır.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir. velilik ve peygamberlik. «Artık onun sözlerini kırmadım. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî. karşına bir perde çeker. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. Yoksa ne o kitap. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. sen de böylece sözü altından anlıyorsun. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler. Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın. Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar. bir zaman ondan hoşlanasın. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık. ne o kimya. Şimdi de böylece farz et. denetleyelim. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: . bunu Muhammed'in (S.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki. Hazreti Muhammed'i (S. senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur. İstiyorum ki. dostluk hesabı da değ Idir.» Bana öyle geliyor ki. nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz. o sana dönünce sen de dönüverirsin. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma).» dedi. o. A. ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki. tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor. Ant olsun ki. Bugün o bir gerçektir. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi. O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu. ancak sözlerin alt tarafını anlar. O halde. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M.» dedi. kendiliğinden.

söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. Allahın mucizesi olmaz. davetler oluyormuş. Dostlarla da beraber olurduk. O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar. bu arada. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. derler. Hayır asla. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. dilerse bu perdeyi önüne çeker. gibi sözler vardır. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda. Çünkü Allah. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. Mevlânâ. Bugün benim nefesimi kesiyorsun. onlara Allah sıfatları yol gösterir. . Bu. «Yolunu şaşırmış. «Bana ziyam yok. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı. hep ben ve biz sözündendîr. dedi. dilerse arkasına atar. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır. (M. Kelâm yani söz. çilede kalmayınca. onları perdeye sokmaz. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir. işte o gönül alçaklığı. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. Maksadın ne olduğu belli değildi. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. Bizimle ilimden konuş. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da. Bu manadan. başına vurarak dışarı fırladı. Allahın öyle kulları vardır ki. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri. Hatanın kaynağı odur dedi. sana devamlı bir halvet hali gelir.» demeyesin. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. Ben bir kaç örnekle yetindim.» Bana. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. ama öğrenmeye heveslid r. Peygambere karşı hâşâ. Orada ne dolaşıp duracağız. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. bu yemek bana ziyan verdi. bıyığını birer birer yolsam.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. şeyhlerden kalma bir töredir. Başını çevirdi. Sözün değişmesi. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. gözler de. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. nefsinle buldu ki. Aşk yolunun belâsı.) Hira dağın-da halvete girmişti. Ona dedim ki. A.» dedi. benim emrimle gelir. Biz görmedik. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum. dedim. Allah sıfatlarındandır. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar. «Niçin?» diye sordu. dedi. Şu halde sakalını. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir. kendi zatını gizler ki. Buyurmuşlardı ki. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. onları koparalım. diye cevap verirdi. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. Öyle bir durumda olursun ki. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz. hep yalnız kalmak istersin. Göreceksin. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. Ansızın bir «Ah!» çekti. Ah. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. o da bana gücensin ve yolundan sapsın. eskiden beri böyledir. Ancak sen bunu biliyorsun. bir söze başlamıştım. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz. benim emrimle gider. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. Her şey benim emrime boyun eğmiş. şaşırdı. «Niçin gitmiyorsun. O senin nefsini. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki. Bu. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır. sana yazı öğreteyim. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin. hayır derdi. benim hükmüm altındadır. mananın da değişmesine delildir.» dedim. Çok makbul kullar vardır ki. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti. (M. Kelâm sıfatı ile görünür.» dediler. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem.

Kâfirler ve onlara uyanlar. sonra buz gibi soğurlar. onunla birlikte gideyim. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. Onun da bir müridi vardı ki. «Bu adam delidir. Dedi ki: «O kim oluyor ki. Çeşme başında oturttum sustu. zincirlere vurmalı. O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. Allah dilerse görülecek. aynı sebeple. Bana diyor ki. Bir Haç sarık parçası verdim. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. bende bu yoktur. diye düşündüm. elif iki esre. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. bunu tımarhaneye götürmeli. topa çomak vurur. şüphesiz diri kalır. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. (M. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. «Elif iki üstün. Gelemiyeceğim. o da onlar gibidir. elifin iki üstünü var. gönlün de benim hükmüm altındadır. hizmetler ettiler.» dedi. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. Bana bir hal geldi. beden ölüdür. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. arayın! O Şemsi göremedim. Bütün âlemi sana sattım! Gidin. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış. Bana nimetler verdiler. diyordum. Onlarla demiyorum. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır. «Hayır. «Kalk namaz kıl!» dese. Böylece kurtarıyoruz. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. ilişiklerini kesmişlerdir. «Ben onun şehrine geldim. ölümü hayattan üstün tutsun. öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. namazın utancından kurtulmuştur. artık oruç düşüncesinden. Kulağını bük de ağlasın. Ağlamıyorum. onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. görülmüş olacaktır. ama şimdi ben sen oldum. kalk. her gün sopa atmalı ki. meydanda top oynar. Ancak Perir ağlıyordu. bütün akıllılar.» diye bir ezgi tutturuyor. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. bunu ya tımarhaneye götürmeli. çelik çomak oynamak nerede. Şu halde bilmiyor musun ki. sende de hal mertebesi var. benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. Ben benim. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. evine konuk oldum. O. Ama o kimse ki kendini feda eder. . Kâh bunun sözünü dinlerim. Sendeki o kutsal kuş. O mimber üzerinde bir kaç nağra atar. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. Çünkü ruh uçtu mu. Benden sorular sordu. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. Kim. kâh onun sözünü kabul ederim. 119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur. Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. Kalk gidelim. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. Bir kaç adım gider. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. özürler diliyor. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. el çırpıyordu. Bu divanedir. Mevlânâ alnımdan öptü. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi. Çünkü zorluk olur. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. aklı başına gelsin. yahut öldürmeli. Onu daha beter bir hale getirdim. Biz birisine bir şey söylüyoruz. onlar ne yaptılar. bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M.» der. Tusî. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz.Muhammed Gûyanî. beden kuyusundan bir uçtu mu. Meğerki. raks etmeye başladım.» derler. divane olmuştu. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse. ölüye. Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur. 118) Meğer divane olsun ki. Nasıl ki. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. Yakışık alır mı ki. Ama kendi hayatım göremeyen. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. bırakmazdı geleyim.

Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar. Peygamberlerin aklına sığar. Sana da temiz. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah».» O gerçekten bize bağlı ise. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki. aydın ve güzeldi. der. dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut. Ebubekri Rababî' nin hilesini de. Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez. bize inanarak değil. (M. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler. bugün de sana ulaşır. «O benden daha soyludur. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki. Altın. Kadı Honci ona çok saygı gösterir.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi. Güldüler. Halbuki. bunları yüzüne vurmazdı. Şehirde hangi kadın vardır ki.» derdi. özürü vardır. İnsan sevdiğini çok anar. Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. Mademki insaflı davranıyorsun. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi. sizin aşkınızla doluyuz. Ama bu. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir. ancak «La îlâhe İllallah. Anadan doğma körleri bile gördürür. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur. istersen vur onun parmağını kır. Halbuki kâfirler. Parlak. benim önümde şarap içmeyin demiştim. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut. Onlara. Kul öyle bir durumda kalır ki. yoksa kitabı mı?» dedim. Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez. yetkili kişidir.» Ben utandım. medresemiz. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. kötü hayal değildir. Müslüman bütün hileleri bilir. mücevher değerinde olabilir. Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider. Allahnın işi böyledir. «Bu benim işim değildir. Ama nereye gider? O senindir. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun. ondan yüz bin nişan bulacaksın. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur. Bir kaç gün içmezsem. felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. Yahut yerine koyar. yüzüstü kapanır. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir. onu benden üstün görür. bedenimde bir titreme başlar. (M. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun. bende o kudret yoktur. kâh şaşkın duruyorsun. Hakkı elinde tutan felsefeci. Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz. bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer. gelecek hafta başka bir şey olurdu. . öylece kaldır. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. Tâ bir hafta onu oyaladım. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. «Güzel söylüyorsun. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. Kâh hayal kuruyor.» der. Ancak o azık bugün vermiş olsaydı. İçiyorduk. Hele o sevgili.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın. başlık parasını önceden verir. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim. düşer. Elimi tuttu. Ben. onun birliğini isbata. Kötü hayaller.» dedim. O azık. «Elimi mi istersin.» dedikten sonra başlarlar. mescidimiz var. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı.

Bunun üzerine kabul ettim. Ben artık güçsüzüm. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı. Allah o işe yardımcı olur. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu. seni dinliyorum. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum. Ama bu.» dedi. biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. çok ateşlenirdim. sen de temiz kalplisin. Artık geçen geçmiştir. Allah bilir dedim. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin.» dedi.» dedi. Öteki peygamberler demiyorum. Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. O delil ise. cimri likten değil. ben de bu işten vaz geçtim. Bir sürü hikâyeler anlattım.. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu. seninle birlikte başka dost seçmedi. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler. Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı. sana düşmek tehlikesi görünüyor. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke.» (M. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet. sen öyle yüce bir kişisin ki. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır. hiç bir şeyim yok. O Allahsal öfke idi. «Acaip. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım. bundan daha hayırlısı gelirdi. «Ben fakirim. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur.» dedi. o başka yönden geliyor. beni korudu. nefisten gelen bir davranış değildi. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin. Hızır el çırptı.» diyemedi. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu. 122) Bilir misin sen kimsin. Eğer o. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet.» dedim. «Kendine gel!» diyordu.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi. kötü bir düşme değil. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi. seni halvetde ziyaret etti. Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. «Eğer senden bir şey sorarsam. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı. Hızır ona öfke ile cevap verdi. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum. «Evet. bağışta bulunmaktır.. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım. ama bunu sana hiç açmadım. ama böyle bir davranışta bulunmadım. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı. Allahnın has kullarında.» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum. Ondan sakınmak gerektir. ben de. sana döndüm.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler. Bununla beraber. «Dilediğin şey mümkündür. Ama. O sana geldi. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse. Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın.» derse. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. İkinci defa sordu. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz. ondan delil istenir. Bu. Zaman olurdu ki. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin. Bunu bilirim. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız. onlardan faydalandım. bir nifak var ki.» derim. Allah korusun. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum.» der. bu noktada duruyor. mal vermek. Allah nerede? Şimdi ne . Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum. Şüphe yok ki. ama Allahtan korkuyorum. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum. makamın nedir? Ben sana diyorum ki. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz. Bu. Bunlar kendisinin oldu. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. (M. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı. Dediler ki: işte sen böylesin. yoksulum. ben söylemeden bana hizmette bulunsun. Ben inkârla cevap verdim. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir.

Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi. arada hiç bir perde engel olmasın. Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur. O dilekteki şiddet ve hararet. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. Benim de bir aradığım varsa. ona darılmadı. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım. Çünkü arıyordu. Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin. Baharda yarin yanağından uzak olunca. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. sözünü dinler ve anlarlar. mum sönmüş. diye dikkat ederim ki. aşk tutkunluğundan idi. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. «Bu ne sözdür!» demedi. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. Bu sözü kendimden söylüyorum. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi. yapabilir miyim.» «Hayır. incinmem de yaratılışımın gereğidir. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin.) başından geçmişti. Şimdi benimle yaşamak zordur. «Ha ha. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti. böyle yaparım. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. Çalışın gayret edin ki. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. öyle bir âşık idi ki. Bu Hazreti Muhammed'in (S. Benim bir şeyden hoşlanmam da. Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste.» dedi. sen de ona uydun demektir. Bana mal ve makam vaat edenler. (M. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. bu cevaba kızmadı. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. nasıl dedin?» diye bilgi istedi. mevki ve yüce makamlar verirler. Musa.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur. Nasıl ki. Senin keremin bize ışık tuttu. Saki uyuyakalmış. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. İlk Allah gayretine engel olmak ister. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez. ne de başka bir şey engel olabilir. araya bir engel . Araya ne evlât. Ama sadece. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. A.» dedi Hızır. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı. O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi.» diyorsun? Evet. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir. alabilirsin. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır. Size gideceğiniz yolu öğrettim. Eğer o olaydan size (M. Ancak Allah gayretidir. 125) Şimdi dilekte bulunmak. Dileğiniz öylesine hararetli olur.» diyorsun. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. pervasız bir adamım. Ben teklifsiz. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. mülk.

onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu. Musa'ya dedi ki: «Ben. Musa ile Hızır birlikte kaldılar. Aşağıya bakıyordum. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur. (Korkudan) kaçtım. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum. namaz kılmazdı. evet. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin. Müride soruyorsun. Adamcağız. ondan davacı olasınız?» de.» diye cevap verdi. 126) Mutlu insan o k. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi. 127) Diyordum ki: Seyyid. gitmese de öldürür. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız. (M.girmesin. Benimle birlikte ama ben bilmiyorum. bu da şeriatta yazılıdır. o kadar kaçıyorsun?» diyordu. uzaktan onu gördüler. kıbleden dönmüştü. biraz duman çıkmaya başladı. zahid kapkara kesilmiş. benim için övünülecek bir haldir. Bu da onun için gerekliydi. Hızır. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür. Musa. şeriatta fetva vardır. Bize ikiyüzlülük yaparsa. eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez. Hızır'ı överken onun hakkında. okutma yolu ile. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. bir deyişe göre kırk yıl. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu. Sultan bir defa ferman edince. onlara acırlar bile. Bu Allah için bir iş. Gördüm ki. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu. Başka bir zahid. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu. iki denizin birleştiği yere geldiler. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. Bundan dolayı beraber gelemem. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır. «Sana anlatacağım. Bu hukub. Bizim şehrimizde de böyle idi. Ulu Allah. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım. Mevlânâ da onu biliyordu. Daha dikkatli baktım yüzü de. başka bir yoruma göre kırk bin yıl. seni yaratan Allah aşkına söyle. O kimse de. Musa. «Onu alıp getiresin. bana bağışlayasın. Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem. Bu Musa hikâyesi. Şimdi. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır. Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. Hele ona ayrıca. Musa ile arkadaşı. ilâç içmesini tavsiye ettiler.» buyurmuştur. «Kendi katımızda ilim öğrettik. Suç delillerini de o bilir. Musa'ya bir şeyler sordu. bu yüzden saçlarını yoldum. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. Zahidlerden biri hastalanmıştı. O ilâç almadan geri durmazdı. hoşa gitse de. yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti.sidir ki. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım.» dedi. «Ödünç vereyim. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu. öylesine sıcak bir hikâyedir ki. Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. . arkadaşına. «Seni uyandıracağım. Ben. Ama başka bir vakit anlatacağım. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra. ağır hastalıklar geçirirdi. O Hakkı bulmuş olan. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir. deniz üzerinde yürürken. ama o engel olmuyor. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki. bir şey yiyip içmeyen ölür. tekkede. Hastalıklardan dimağını korumak. ateşinden gökler tutuşur. Yüş'a. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez.» buyurulması da başka bir iltifattır. Şimdi.» dedi. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. (M. belki o dervişe hoş gelmez. Bundan daha güzel ve tatlı.» yani. «Sen daha ne gördün ki. O ilim medresede öğretilmez. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır. uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum. «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar. «Bana uyacak mısın?» dedi. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona. Çünkü çok çeşitli. o kız kardeşe ve damada.» dedi. Hep perhiz yapan. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. Ancak bu.» dedim.» Yüş'a geri döndü. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun. «Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır.» Bu. Zorunlu hallerde.

(M.» dedi. kâh kılınan. Gerektir ki. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. yahut akıllı demezler. Ali de onun kapısıdır. Bâtının zahiri olduğu gibi. Emri göremediler. Ona baş işaretiyle. (M. Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu. Bâtın namazı.«Bismillah. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar. «Evet. Şimdi mademki bahtsızdır. kadını boşayacağına yemin eder. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı. önce o baş işareti sana neler söyledi. Bu ona hiç yasak değildir. soğuk düşer. ama çarçabuk söyleme» demiş. O kimse. acı duymazdım. yine gam yemezdim. Başka söz konuşmam. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. gelmek sayılır. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali. biri. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır. «Sana vasiyet etmek istiyorum. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm. gönül sahibi. başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. Meğer kalenderlik yapıyorsun. doğru yoldadır. «Tanıklık edeceksin. hatırından bile geçirmeden.» dedi. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır. Senden cüppe istedim. tlâcı da bu şaraptır. gitmek olur. sen onunla konuşamazsın. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar.» dedim. Şems kalmıştır. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O. Bu gönül asla yalan söylemedi. Eğer bugün onu gördümse şimdi. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum. kalp huzurudur. ona izin verirsiniz. Erkekse. Ama bu söyle-nememiştir. gitmek demektir.» Görüyorsun ki. Halbuki bu iş. kadına asla gerekmez. Dost yüzlü. Ancak. Emir gelirse uymak aynı edeptir. On kere okurum yeter. Onun için bir yer düzelttik. dedim.» derler. konuşan adamsın. Emri görünce. ne söylediğini anlayamadım. Onu da göreyim. birinin bir rahatsızlığı vardır. Gönül hoştur. Erkek kişiye asla. «Şunu dikiver. emrin tatlılığını da anlardı. her ne yaparsa daha iyi olur. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler.» dedim. rahmet olmaz. yol ortasında durmaz. ruh sahibi. bilirim ki. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. «Ben ilim şehriyim. «Kadına şeyhlik gerekmez. Bu da onun dostlarına ait olur. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. Bazen namaz kıldığını da söylemez. o sırrı.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı. Sen de tanıklık edeceksin. Ancak Allah. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar. Bize gerekli olan. en güzel cevherler saçarlardı. eğer onlardan ise. Ben onların özürlerini biliyorum. bunu bana daha açık göstermek istedi. Şimdi. sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım.» dedim. Yani bu o demektir ki. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım. 128) Ancak sizin için haramdır. kendi kendime. doğru sözlü olur. Emirsiz gelmek. ölümden sonra o da söylesin. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. hatta sarı benizli görünür. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu. derler. o burada başka türlü yaşayamaz. Bugün söylediğim sözlerin anlamı. Ama elbette makbuldür bu. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. Nasıl ki emir-siz gitmek de. başıma şeftali dikilsin. Benim yârim benim gibi olaydı. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. İster . kadınsa. Her biri saf altından söz açar. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi.» dedim. biraz güzellik gönül için güvendir. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. Bundan dolayı.» buyurdu. Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama. Bugün. Diyelim ki. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan.» dedi. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır. Onu övdü. Emir almadan gelmek de. Ama bu adam ölecektir. Nasıl ki. Hele mal dağıtmak. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım. sana sevap olur. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım. bu hal de beni yaralamaz. zaman olur ki. «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı.

Nasıl ki Şiblî ahiret adamı. Mevlânâ da Hak adamıdır. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar. onda var mı yok mu anlayayım. Görmüyor musun ki. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı.» dedi. Birinin böyle aşağıdan alması. Dün. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse. Şimdi bu suretle hırka vermek başka. ister sıcak. Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. Ötekilerini de. dedim ve hallerine acıdım. ekmek ve gönül var. sonra hal hatır sorarım. Gizledim cehenneme gitmesin diye. Hizmetinde bulunalım. Bu niçin böyle oluyor. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim. o yine bu sıfatta idi. aşılırsa o zaman o da verir. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır. «Şimdi de kulağım ağrıyor. Hatta derler ki. kendi ipliğini eğirmek yaraşır. «Gelin bana mü-rid olun. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur.» dedi. köpekler kurtulur da o kurtulamaz. bir de Mevlânâ'nın.» dedim. filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı. benim hoşuma gider. Bahaeddin nasıl ki o gün. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret. ağlayarak. Gerçi âlem boş değil. edep dışı uyumuşum. hem de Hak adamı vardır. Onun kendi şeyhini de göremedim ki.» dedim. Eğer Ulu Allah. Ben ancak Mevlânâ için geldim. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı. Ben şeyhimi görmedim. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim. ancak şu kadar öğrendim ki. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu.soğuk düşsün.» demesi başkadır. bunların kaynağı hep o. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım.» «O geçti. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. 131) Onda bir zorlama yoktu. Ancak onun içinde bir duygu var ki. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. mülk verdi ve öldü. ayağım getir. «sakalımızı kestir. «Vazgeç. Kera geldi. belki bir şeyh vardır. O selâmı onun için verdim. senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. Bundan şüphe edilemez. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş.» dedi. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var.» derdim. Daha sonra. Ona saygı gösterelim. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi.» dedim..» «Mevlânâ gelsin ele versin. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. (M. Hep onu şöyle idare et. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir. .» demişti. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu. ayağını uzat da üzerine koyayım. yalnız kendi işini görmek. yüz bin ödül veriyoruz. Görüyorsun ki. onlara doğru yolu göstersin. nebilerin. derim. Ben de. En çok incindiği kimseler. çanak. Çünkü bize yabancı kalmış. olsun! Ne yapayım. Kadına. bizim olasın. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım. düşmanlar. böyledir. Önce onun işini yoluna koyar. böyle yaşat ki. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım. «On altın verilsin. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. Dün gece yine dostları arıyordum. Hele ne gerek vardı ki. yabancılıktan ve bilgisizliktendir. onu sükûtî ve kapalı kılar. uzaklaşmıştır. Seni görüp tekrar mezarına dönecek. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri. «Bu hırka Şems'indir> dedi. Ancak ben de. Böyle bir kimseyi de görmedim ki. Allahdan bunu dilerim ki. O nerede. Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de. «Onu bana ver. (M. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür. dağlarda tutmuyoruz ya. Her birinin inancına. dileğine. mal. Belki bin defa söyledim. Nihayet beş altın çıkardı. O bizimdir.» «Hayır. Ancak hırka vermez. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir. Çünkü onun hali bütün dostlar. gönül alçaklığı gösterdi. ağrısı dinsin. kendisinden söz nakledenlermiş.» der. Düşünmüyor musun ki. «Bize bir hırka ver» diye direnir.. ayağımı size doğru uzatmışım. anlayışına bir başkalık gelmiş. biri gelir de zorla.

Ama kendi kendine. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. Onlara karşı da heyecanın artar. benim seninle beraber olduğumu bilsinler. sarf etmiyorsun. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. Mevlânâ buyuruyor ki. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. O. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada. «Ben dinleyeceğim. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim. ağır davranırlar. ben de.» derse. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun. Öteki bu sofranın başına koşar. Biri kaçar kendini kurtarır. 133) Henüz pekmez satıyorsun. nimetin elden gitmesine acıyor. 132) Ona ne diyelim ki. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi. yer yer gezdiremem. «Ben ne bahtsızım. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. Nerede kaldı ki. Bu çocukta ümit vardır. benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. Bu hikâye uzundur. Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler. bu ağzı mazeretle açasın. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin.» derim. Gariptir. dersten kaçar. îşte onda hiç ümit yoktur. başkalarının şiirleri! . 'ama bu böyledir. Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır. Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim. «O halde biribirimizle uyuşuruz. dönek tabiatlıdırlar. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır. Evet. Mevlânâ diyor ki: Filân. Eğer. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. bundan daha hoştur. «Geç!» derken acıdan korkuyor. O ise vekarlı kişidir. duaya bel bağladım. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası. Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. Benim bir âdetim vardır. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. Çünkü o oruç. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz. Semerkant. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta.» derse. (M. her dükkânda çömelirim. yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir. Kitaptan. dün gece raks ediyordu. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. Bu çocukların ikisi de kararsız. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider. Kuran öğrenmeye teşvik eder. (M. Acele edersin. Bu bir nimettir. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım. Her işin bir zamanı vardır. onu geçebilsin. onlar ile yoldaş et! dedim. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. Bu. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır. acele ederler. O İdristeki mana ise daha manevîdir. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. «Henüz vakti gelmemiştir. yabancılık göstermektedir. o demektir ki. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. Ağır davranırsın. o da laf arasında konuşur. bağlı bir ağızla tutulmuş olur. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. niçin onu düşüneyim. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. Ben söze başlarım. Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim.Çok ayrı düştük. her külhanda dolaştıramam ki. İyiye. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz.» dediler. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. öteki oruçtan tutmuş olasın. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır. Ben de. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez.

Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez. okşayıver. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . Tekrar sordu: «O halde söyle. önce bana sevgi ve saygısı vardı. Ben artık ense. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana. Sevgiliyi arama yönünde öldü. Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim. Ancak onun vechi kalacaktır. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür.» dedim. dostun mektubunu okumuyorsun. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun. «Ona el yetmiyor. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun. ancak dostların yüzüdür. Kadı ona yan yan baktı. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. O halde nasıl reva görüyorsun ki.» Ancak. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur. Kaldı ki. bu sözümden de hayrette kaldım.yetmiş kere açıkça görürüm. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı. Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki. çünkü âşık idi. Dün gece dedim ki. Yüksek sesle. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. . «Onun etrafında dolaş. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. o da temizlendi. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. yoksa haram mı?» «Helâl geçti. Mürit. Beyit: Nice sevgili. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun. nihayet vücuttan dışarı çıkmaz. (M. Şimdi sen söyle. Şimdi yüz bin Bayezid de. Şimdi beni en çok korkutan nokta.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa. Niçin. Söz. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen. Halvette sizi hep hayırla anıyordu. Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku. âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür.» dedi. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz. yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele.» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan. nebinin ayak tozuna erişemez. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir. mest. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim. (M. binlerce veli. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. sana gevşeklik ve arıklık verir. Sonra gönlüm razı olmadı. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu. Doğru söze tevil gerekmez. Bunu niçin anlatayım. Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum.

Ama. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim. senin benliğindir. iblis. Eğer. ben sözü çıplak. Bununla beraber. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. içindeki pisliklere dayanamaz. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz. Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim. «Onu gözler göremez. ama başka bir su vardır ki. «Ben. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki. Evvelkisi manevîdir. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim. ne de Allah kelâmından bir şey anlar. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez. Yakîn ve yakînde şüphe. o dağ.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. onları geri çevirmez. O zaman iş şüpheli olur. Allah yolunun başıdır. dersin rahmetini yine o götürdü.» deyince de.» der. İşte şu. O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür. Bunlar Hak yolcularını görürler. Su vardır ki. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince. Yine âyette. Zaten taklitçi. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez. O.» der.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir. Âlemde. Asıl aranılan da o mertebedir. Hakkı arayan gerçek. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir. alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim. 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. ıstırap çekerler. İyi bil ki.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır. Allah korusun o bir sapkın olur. Bu sözler hep arayanın sözleridir. ama ikincisi daha manevîdir. Bu. bu deyim manevîdir. Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk. «İster olsun ister olmasın. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim. arayanın nişanıdır. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. Bu takdirde. senin araştırma .» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez. Ama tekrar söylemek gerekmez. ne onun bunun şiirinden. hem de yakın mertebesinde kaldı. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. Onlara bir şey görünmez. ona. On beş yıl sonra da onu konuşturur. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan. O. bâtının bâtını perde çekmiştir.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. Akar su pislikleri beraber sürükler. bâtın manasını ki ona. rahatları kaçar. yolcu odur ki. Görünen her nişan. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. Hakkı arayan. evvelkinin dışında olsun. ama o gözleri görür. «Sana daha çok yardım edemiyorum. Diyelim ki. Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün. Şu halde kendisini özleyen. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim. Musa'dan başka oldu.» Başka biri de. Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir. O felsefe yaptı. (M.» der ve «O halde. sonra da bir rahatlık duyarsın. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. o saçı ile. Kuran'ın içyüzünü. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar. «Ben de üzülüyorum. Bütün bunlarla beraber diyorum ki. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar. hararetli hararetli söyletir. sakalı ile kapıda kalsın. yoksa aranılanın nişanı değildir. (M. O hem şüphe. «Onu göremezsin. sana ansızın bir öfke gelir. taklit yolu ile değil. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. Çünkü mademki ben diyorsun. benim için ne gam!» cevabını alır. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar. gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır. «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. müminlerin ilkiyim.» sözünün delilidir.» buyurulmuştur. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu.

bunun yüz bin. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun.) hakkında söz söyleyebilir? Bu. Akıllıya gelince o da şöyle der. Şüphe yok ki. belki umum sırasında bir şey istedin. diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur. Yeryüzü güzel bir cennete döndü. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. onlara yardımcı olurlar. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı. Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah. «O Ayaz ki. (M. dinliyorsun. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum. demektir. O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. o divanedir.. beni ihtiyarlattı. Allah seninle beraber olsun derim. iş bitti. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun). (M. Dinde ve işte geri kalmışlardır. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır. velilerle nebilerdir. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir. «Ben seni çağırdım. Hazreti Muhammed (S. sen benim isteğime uygun hareket ettin. Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi. Bundan sonra da ben konuşacağım. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir). Ömründe hamam yüzü görmemiş.» «Evet. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin. o uyanır. ama bunda pek az gaz vardır. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi. «Dur. kendi haline uydurmuyorsun. istirahat ettirir. Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S. Bayram geri geldi. «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. Kuran'da. ona İsa nefesi gerektir. akıllılardan değil. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur. inayetinin.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. dedim. Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da. ister uyumuş olsun. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. ona ayakbağı olacağım. ancak Allah lütfunun. arayanlarındır. benim için zahir bilgisi sayılır. başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır. kendi benliğinden dışarı çıkmıştır. Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum. bu bana yeter. Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. Hep kolaydır. işler düzeldi.» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir. 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır.A. köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler. O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. «Hud sûresi ve benzerleri. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. Onun kıyasını. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır. yetim inciye asla değer biçilemez. Kendinden söz söyleyen kimse. yol kesildi. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse.» Cevherin kıymeti kendindendir. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. Nasıl ki. Ama bu ayrılış dileği değil. «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . «Yoldan. Sen de o umum istekliler arasındasın. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı.» dedi.» diye yakındı. yaşıyanları görür. cevher ona der ki. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra. yedirir. ister ölmüş bulunsun. Siz onun sözüne bakmayın. şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O.A. Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı. Ama cevherle iddiaya girişir de. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. O zaman o kimse direnmeye başlar. Her türlü pişmiş et gaz yapar. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı.) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın. Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir.139) Bu bir feryattır. Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim.» dedi. «Bunu bir kere divanelerden soralım. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi.

o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. korkak. ister yılan gibi kıvransın. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi. Eğer Nârenç bir günah işlerse. Ama çok zararlar ediyorsun. Yeni erginlik yaşına girmişti. Eğer iş böyle değilse sen. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür.» Pirlerde bir onur vardır. yahut sadece temaşa davasın. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. oraya götü-reyim de. rengi sarardı. ondan bir şey esirgediği için değildi. Diyelim ki karnım toktur. açığa vurmamzdır. içinizdeki coşkunluğu. konuya dayandı.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. Ama eğer yapacağı o temaşa. onu öylesine nefsine düşkün. derin duyguları dışarı atmanız. îster çırpınsın. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. özellikle bilginlerde. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam. Onun hali bana kapalı idi. Yahut ondan daha aşağılık. Eğer böyle yapmasaydım. Dine de faydası yok. başka bir sefer de söylemiştim. Bütün onlar iş hesabına sığmaz. Nasıl ki.» Hoca. Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın. Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın. Onu her gün şeytan aldatıyordu. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır.. sana bir faydası yok. Görüyorsun. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. Medresenin hocası dedi ki: Evet. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz. Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. Nasıl ki şair. O bu sözleri ile dervişi övmüştür. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk. Benim sizden istediğim. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım. ben diyeceğimi dedim ve gitti. Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum.. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur. Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. bir mürşid gerektir. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî. ilk günü biraz geride oturursun. bir melundur. Mecusîdeki sevda başkadır. Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. Ama bu. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. Benim yirmi günde başardığım işleri. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. ben birkaç kelime söylüyordum. . senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. çünkü anlayamazlar. Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi. (M. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. o benim isimdir. Allah fakirlerinin işi boş değildir. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun. Allaha böyle yalvarınız demektir. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. Söz başka bir yere gitmez. Onun günahı senin boynuna yazılır. ama bana su lâzımdır. Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. Bu bambaşka bir iştir. Onu âlemde yaymak gerektir. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. Ancak daha vakti gelmemişti. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir. üzüntüsü de bana düşerdi. sen bir anda tekmeler. Kaç kere su dökünse üşenirdi. ağrımaya başlamıştı. «Kendimle hoşum.» «Bana edebi. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım.» da kuru davacıdır. Zındık bile bilir ki. alt üst ederdin. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. bir kere de başı şişmiş. postunu bir yere götürdü. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. Sonra bütün dşler bozulur. bana bir su ver diyebilir. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. yolculukta. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki. daha fazla olmasın. kime ziyanı var? (M. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki. onun için korku yoktur.» demiştir. Sana Halep'te ne dualar ettim. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor. Ama o sözü kendine söyler. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. bir dilektir. Şeriat zahirdedir. Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi.

Sen Erzurum'dansın. İş adamı. O. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur. cimrilik yönündendir derler. Yanılsa bile ona fazla önem vermez. O. Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer. Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum. onu bizim tarafımıza çekiyorduk.» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir. bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi. «Vahşeti anmak vahşettir. onu ben Allahtan istiyorum. Önce.A. açlıkla önlüyorum. Yani kendine çok nazar değdirir. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. «Oh. Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. «Kilise gereklidir. hiç kimse bu duruma katlanamaz. Hak. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır. başka biriyle dostluk kurar. düşünmez. Ömer'in dilinden konuşur. hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur. bu. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür.ben bilirim. O taliplerden idi. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. umut gününde aşk. Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik. İlk defa buna çok . Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar. (M. Belki her gün bana daha iyi gelir. Bir gün.» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. Sen arkamı örtersin. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz. Sen. Bende öyle ateşli bir hal var ki. namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir . Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. Öyle kişi ne acımakla. Dedi ki. bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek.götürdü. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez.» derler. oh!» deyiver ki. bu bana zarar vermez. yaşlı olsun. Vücudum pek narin. Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor.» dedim. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. (M. Onunla çok konuştu. gece sabaha kadar rahatsız oldum. belki daha çok zahmet çekecektir. Bu kimin sözüdür. Diyelim ki. Biz. Şiir: Yazık ki. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa. beni kendisine çok güvendiği zata.Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım.» Ben ona çok inanırım.» buyurulmuştur. başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı. O şeyh. «Bu yanlıştır. Rum ülkesinden genç olsun. Zamanede soğukluk vardır. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı. içki bile ona ziyan vermez. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur. Eğer başka küçük biri olsa. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir. bedenimi sırsıklam etti.) yanında oturtsalar yaraşırdı. arıyordu. o dost da kendisinden kaçar. Eğer sen imanlı kişilere. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur. önüm isterse kış olsun. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir. Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. Ancak bu işi . Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem. yağlar ve fareye kaptırır. ama şüpheli konuşuyordu. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım. İşte ben onları sağlam tutarım. kâğıdı tutar. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır. ileride bunları da anlatırım. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır..şekilde kim ifade edebilir. ortaya bir söz atıyordu. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu. Nazar değdi. bunu yazmak gerek. Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü. «Şüphesiz. Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S. yaptığı işte yetkili olmak gerektir. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu. Biri yüzünü halka çevirirse.

Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman. sözü iş kuvvetiyle birleşir. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm. Ben dün birazcık çorba içmiştim. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki. O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır.) diliyle konuşmuştur.A.başka bir zaman yine giderim. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum.A. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir. Bugün benim bayramım da. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın. Mu-hammed'in (S. şekerler koy. önüne helvalar. bu işe memur olduğu için. bulamıyoruz. o gerçekten susamış değildir. Bedenim arıklaşmıştır. onu avlamak için yine yakalarım. Haktır. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. Hemen bıçağı yakaladı. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var. halbuki çömezler açtır. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır. Dün sizi hayırla anıyorduk. . ona göre iş görür. başka bir şey de yemedim. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım. ellerinizde ekmeğiniz var. ona göre hiç de güç değildir.acı ve üzüntü duyar. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez. ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim. Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. Yazıklar olsun o güne ki. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz.» buyurmuştur. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz. Bana hayat neye yarar. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz. gönlüm perhiz istemez. Bu şeyh. İster inkârlı olsun. beni kocalttı. «Orası uzak. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler. Mevlânâ'da.» dedi. Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. İçinizden söz adamı da çıkaracağım. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir. son derecesine vardırırsa . 144) Daha fazla ilerler. «Yaratıcıların en güzeli olan Allah. buna hiç bir şey engel olamaz.» Gidiyoruz. Mevlânâ. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz.» Bunun cevabını ben vereyim. bir hekime koşar.) hesabına Ali konuşmaz.» dedim. kimi de söz eridir. ağlar. Eğer onlara dönüp bakarsa. ledün ilminden sözler vardır. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem. nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. Ancak bu daha yenidir. (M. hiç bir yerde durmadan. «Hûd sûresi. ister inkârsız. Allah kullarından kimi iş adamı. Ama Hazreti Peygamber. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. (M.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

hareket etmek gerekiyor. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki. Bana «Dünya müminin zindanıdır. Yıllarca yer altında bir takım adamlar. 155) Kera Hatun bile kıskançtır. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. Ben zindan görmedim. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. neden? diyorsun bana.» Hayır bu yanlış değil. görelim ne demiştir. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. Ben sana ne dedim. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. Mademki soruyorsun. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim. Aman ne izzet. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. Ben sanki bir inciyim. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır. Allah kitabını arkamıza attık. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. Kendi kendime adakta bulundum. ne ululuk var bende. Olmıya ki kimse işitsin. ilim. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. Bana asla bir kimse cefa etmedi. Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim.» deseydi.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor. ben o gün gider bir nargile içerim. fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi. öylesine zaman ve mekândan uzak. Halbuki. Siz gitmeyin. Ben hoşum. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır. Ama aylar arasında gizlenmiştir. Kadılık. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. Ama o ancak sahtekâr bir köpekti. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. makbul kişilerden olurdu. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi. silâhlı kişiler gizlemişti.. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M. o halde şimdi durmadan kımıldanmak. gerçeklemesin. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir. özgür kalayım. Sonra benden ayrılmıyan. O bin aydan hayırlıdır. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. Mevlânâ'nın sohbetinden. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım.. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. Gerçi diğer bir âyette. beni kutladılar. tekrar teşekkürler sunayım. arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek. O âyet içinde âyetler vardır. Allah da böyle buyurdu. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. Hep devlete kondum. geri durayım. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim. kötü söz söylemedi ki. celâl ve ululuğu en yüce olan Allah. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar. . Mevlânâ da kıskançtır. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. ona ulu Allah (M. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. Efendi ev sizindir. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. nasıl hoş olmıyayım. Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. Ben bir hizmet görüyorum.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun. ikinci lokmaya. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı. gözünüzü kulağınızı açasınız ki.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı. Görmüyor musunuz ki. Mümin üzerine şükretmek gerektir. Çünkü yoksulluk lokmasıdır. O.» Ama istiyorum ki. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak.» der. ince. O ahmak bir iş yapar. «Müminim. ancak haraç verir.» buyurdu. çünkü kâfir değildir. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. 167) Meğer o bir kuruntu idi ki. Halbuki aldanmayasınız. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan.» buyurdu. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir. tatlı dildir. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin. tecrübe sahibidir. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi. kargadır. Her nerede bir kavga görse. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. «iyi davranış. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı. Müslümamm. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım. «Beyazım.» der ama siyahtır o.» der ama değildir. «Gel şu savaşı. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. «Hak kulun aynasıdır. Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir. Yarabbi.» diyor ama imanı yoktur. Ama bu pek yaygın değildir. zahir bilgisi. «Dostunum. . Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman. Sana. her fenden. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir. Hayır. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır. Bundan daha önemlisi. Müminin aynasıdır. Cebrail'in. «Doğan kuşuyum. kendi havasına uyar atılır. Şiir: Üstadın aşktır senin. kendi keyfimce yaşarım. «Ey Allah elçisi bize bildir. Sahabeler.» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum. şeytanın hilesiydi. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır. kitap da yazmamıştır. Ama söz eridir. Gönlü çaldıklarına bağlıdır. Garip hadisler arasında anlatırlar. bir söz söyler ki.» (M.» buyurulmuştur. savaş sevdasındadır.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona. (M. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz. Olgun söz böyle dolgun olur.» dediler. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım. Yine hadiste. senin uyruğunum. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım. Size demiyor Her görünüşe muyum ki. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur.A. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. ona göre konuşur.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan.» anlamına gelen hadislerdir. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır. O.» diyor ama dürüst değildir. artık heva ve hevesten de üzgünüm. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur. soğukluğu açıktan belli olur. Hazreti Peygamber (S. ne de burada kalmak imkânı. çalışır ki.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti.yapamam. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı. «Dürüst adamım.» Pişmanlık duysun. resmî işlerden bir bilgisi yoktur. kul da hakkın aynasıdır. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O. duygu ve düşünce yönün-dendir. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm. «Mümin. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı. şeytanın teşv'ki. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın.

Ancak o hazret. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S.» dememiştir. Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur. der geçersin. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin.. ne Mecusîlikten. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir. gizlice eteğini çekerler. O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı. yahut başka sebeplere yorarlar. elbisesinin bir kenarını açsın. Senin perhizin. Kendimde küfürden de.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler. her saat yüzüstü kapanıyor. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı. Ben onlara (M. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz. Ne çar'e ki. kendini karanlık bir âleme atmak. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. Onlar bu hali yorgunluk. «kulların zindanı. Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir. Bundan dolayı âyette. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi. Şimdi öyle hoşum.A. Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir. «Zindan nerede?» diyorum. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım. Başı sonu belli değildir. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum. helak oldu. zindanı kendimize bostan yaparız. «Bu adam Farsçadan anlamaz. Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı. yahut nezaket icabı sanırlar.» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor. daha geniş. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur. Şeyh. Senin huzuruna geldim.» Bu yol çok çetindir. Şeyh ona seslendi. Zaten doğru konuşmak lâzımdır. arada duraklıyor. çabuk çabuk. O da öteki gibi gülmez ve der ki. daha hoş ve aydındır. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur. Kullar başka bir toplumdur.. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim. «Gel de şimdi anlat bakayım. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. «Şimdi bende ne küfür kaldı.» anlamındaki hadiste şaşaladım. imandan da bir şey bulamadım. vesveselerle.Dostluk o mudur ki. kurtulacaksın ateşten. kâfir ölmeyeceksin. «Ey ulu sultan. Allah kelâmıdır. bir din bilginiydi. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu. güzel bir eşek. «Sen lük. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü. Ancak şu. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler.» Bu hoşgörme. namaz vakti geçsin. Hoca. Ne Yahudilikten. çirkin hayallerle oyalanmak.» dedi sultan. 170) Su sertçe akmaktadır. feleklerden daha büyük. Siyah şalvarlı denen.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz. Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki.» . Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor. «müminlerin zindanı. Biliyorlardı ki. dostluktan da değildir. Dost ile her ne gelirse. derler. alsın da giysin diye. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım. Şimdi söylemek gerekir ki. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir. dostu uyurken biri gelsin. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. Her ikisi de birdir.» dedi. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez. ne iman. yönünden değildi. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben. «Allah ve Resulünün iki eli arasında. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. Topal eşeği bana getirdin. iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. sen Müslüman olarak öleceksin. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş. Hayret edilecek nokta şudur ki. Ama Hoca işi sezmişti. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken. (M. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. «Dünya müminin zindanıdır. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin. eteğini çeksin. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir. Nasıl ki o gün demişti ki:. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın. Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. Gönül ki.» demiş. Meliki Âdil ona çok inanırdı.» Ona dediler ki. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. «Getir şu pabuçlarımı. ahval şöyledir. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. o Fatiha okumasını bile beceremez. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti. göklerden.» dedi. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi.

«Kabe'nin içine giren güvende olur.dişi kerim değildir ki! Evet. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler. «İki horozun yok mu?» «Var. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir. Tekrar hapşırdın mı. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun. Gizli bir topluluk da vardır ki. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor. Ebubekr Ömer'e sormuştu: . Çünkü zıp. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur. onu görür görmez boynuna sarılayım. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım. Âyette. sırlarını herkese açıklamazlar. Ondan çok zahmet çektim. Nasıl ki. Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti. Bundan faydalandın. Birçok has Allah erleri vardır ki.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi. birleşebilselerdi. onların her şeyi gizlidir. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. Yallah aslan gibi erkeksin. (M. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz.» dedi.A.» Ona dedim ki. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu. Güya pazarı yakacaktı. Ev bana çok yabancı geliyor. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar. yaraşır. hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur. Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir. Benim adımı ona söyle.A.» Senden hapşırmak. Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir. Sen ise gidiyorsun. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. Sonra diğer bir âyette. hizmet gönül hizmetidir. sizden de şifalar olsun demek. «Etrafında bulunanları kapan. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S. söyleyemem. feryatlar. Hiç olmazsa kaçarlardı. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir. bu fareleri temizlemeye çalışırlar. kudretli bir kişisin. oruçtaki açlık nerede. yanlış okuyor. ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir. Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim. Hakkın terbiyesindendir. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez. Bazı şeyler var ki. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi. Artık gideyim dedim.) düşmanı da Yahudi idi. Ona lütuf da yaraşır kahr da. Şu halde demektir ki. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir. Hiç şüphe yoktur bunda. Ali için o öldü. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi. korkular vardır. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. zıp sıçrıyor. Bana böyle sövüp saymazdı. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar. oradadır o. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. Kerim. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor.A. Ben onun için öylesine kavgalar ettim.» O erkek . Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. Eğer böyle olmasaydı. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki. o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu. (M. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu.» Evet. Fare dağılmanın. evet oradadır. eteğimi tutmuyorsun. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin. Hazreti Ali daha cenkçi idi. Meğerse sevdalı olmuştur. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur. kedi nihayet bunlardan birini yakalar. 172) Korkma hemen söyle. O bana karşılık olarak bunu yapar. Kendi kendine: «İş gönül işidir. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi. Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır. bu günahsız Kimya'dandır. onlar da gizlidirler. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar.» dedi. kerametleri gizlidir. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. «Ey ahmak. «Senin için pirinç mi pişirelim. onun aksi sıfatı da vardır. Nasıl olur ki.) dininin yol kesicileridir. «Tamam artık yüz sopa oldu.» dedi.» cehennemden söz edilmektedir. Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı. Lâkin yine Yahudi olarak öldü. «Ey hoca. Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim. demiştir ki. elinden âciz kalıyordum. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar. Bir sopa vurunca. Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir. Benim çöme-zimdir. Nasıl ki. Ben dedim ki: O.» buyurulmuştur. O biliyordu ki herkese. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur. Bu bağa gitmenin etkisidir.» diyordu. kedi topluluğun remzidir. Yanmak ona derler ki.

Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim. 173) Kişi sevdiği ile beraberdir. onlar imanlı kişilerden değildirler. vücudunu ayakta tutmak ayıptır. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun. (M. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu. henüz satranç oynamakta.A. .» diyemem. «Başını yere koymak. bir ayağını o delikanlının kucağına. «Senden adalet yağıyor. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh. Konuşmak düşüncesinde değildir. o buradan gitmeye karar vermiştir. Şimdi mecliste değil.» dedi. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. pek levend bir boyu var. Bir şeyden anlamaz. Rubai: O put. Yarlıganmayı da.» dedi. «O fasıktır. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim. dilberiydi. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı. Bu zevk sahibi bir adamdır. Şaşırmış hayran kalmıştı. dedim. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi.» buyurdular. selâm verdi almadı. Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki. İstiyordum ki. Şimdi sen bana söyle bakayım. bu namazın hakikati. ona çok iltifat gösterdi. Yüzüstü düştü ki. karşısına geldi.» dedi. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur. başka bir sefer daha söz. günahkârdır. Koşarak geldi ve gördü ki.» «Doğru söylüyorsun. bunu istiyordum zaten. meclisimizin süsüydü. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları. benim de maksadım bu idi.) bile. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi. Ama içim çok hararetli idi. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir.» dediler. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim. bir hafta hamamda kalmış. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun).» derler. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki.» dedi. Hazreti Muhammed (S. su döktü ve meclisten dışarı çıktı. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o. Müminler tek bir vücut gibidir. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi.» Nasıl ki. Vaiz başladı. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu. O zaman bu hal yok idi. çabuk kalk! Ben başka birini buldum. «Bidatçıyım. aşırayım da onları susturayım. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm. Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü.» İnanmıyordu. «Böylece fesadı. kâh ötekinden şeftali topluyor. Zaten bende söz kalmadı. Ama daha çok onunla konuşurum. benim maksadım bu idi diyebilen kişidir. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. beraberce oturdu. ne de kötülük düşünürüm. sonra içeri geldi. Aynı zevk ona da erişti. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir. perhiz ettim. bir çılgın gibiydi. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü. Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü. yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış. Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır. kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü. Kuru üzüm eteğinde duruyordu. «Doğru söylüyorlar. Ancak başlangıçta görüyordum ki. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş. Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin. Bu saatte de zararlı çıkardık. Sordu. hakkı gözetirim. Ben diyorum ki. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. Ateş mangalında kebap pişiriyor. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. onu ziyarete koştu. Tekrar inancı bozuldu. Ben hiç kimse için. o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar. sevgim vardı. Bunlardan da kâh birinden. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. Asıl söz eri. eksikliktir. «Şeyhten yüz çevirdikten sonra. şeyh arkasından seslendi. Onun hali nasıl olacaktır ki. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. Hakikatte o bir dosttur. bozgunluğu önledim. istedi ki geri dönsün. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim.» buyuruyor. Bu sefer feryada başladı. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum. Ben de.

Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. kendisi sentaks olmuştur. Ben kötü ettim. kolaylık göstermekte kahır da vardır. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. Onu görmek imkânı da yoktuf. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. (M. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. «Benim bir arzum var. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım. falanın yanında yatar. O ihtiyara. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. O kimseler ki içerden değildir. Bunu söyleyince gitti. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok. Dedi ki. gideyim. sen bilirsin. beşma vurarak. benden çekinmekte ve korkmaktadır. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin. (M. asla!» diyordum. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz. Her zaman böyle olur. der. şahit olunuz. Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. benim sevgilim senin önündedir. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir. şimdi artık hiç günahım yok. Nasıl ki Şahap Herive. Eğer ben suçlu isem.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek.» dedi. Hazreti Ebubekr. selâm verirken bugün bizi sormuyor. bilgisiz sözler onun sözleri değildir. benim seninle işim yok. tekrar içeriye uğrar. cemaat dağılmıştır. hatta Çelebiden. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor. Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. Sana. «Gerektir ki dışarda kalayım. işleri ondan başkadır. O halde bana da izin ver. önce kapıdan bakarım. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım. söyleniyordu. bana zehir tiryaktır. gözünde yaş b'rikir. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor. anlamak da istemezler. Öyleki. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana. Gizlice kendini dışarı attı. Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider. Eser hemen açıkça görüldü. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. O zaman zaman bizi gerçekler. Çünkü onu bağda göremiyecek. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. Orada Bedr'e gitti dediler. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe. Bunun delili de. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir. O orada mıdır? Orada yoksa. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır. Sen bilirsin. Onu bana ver. Cehennem benden sorar. o kimsenin haberi vardır ki. (M. farkında olmaz. onu bana bağışla. . Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. bundan öyle bir kuruntu geldi ki. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. asla. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi.» demişlerdi. başka anlamda söyleyeyim. Bu gün beni bırakmazlar ki. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. Benim. Yersiz.» der. Diyorum ki. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. Bana güldü. gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. nerede diye sorarım. Ona. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. Yallah ki. İçi boş ise. Bugün tekrar tövbe etti. Benim onunla görülecek başka işim yok.» diyor. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim. Beni cennetin kapısına götürseler. eteğini boynuna atmış. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi. O gülüş Allah bana bir nimet verdi. Perhiz yapıyorsun. demektir. söyle ki.» Bana para verdi. Halk Yahudilere bile. içini o marifetten boşaltmak gerekir. Birkaç kerre gördümki. yine o kimseler toplansınlar. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun. hiçe sayıyorsun. Benim cehennemim. «Hayır. ben bunu kırayım dedim. lütuf da vardır. Böylece birlikte olalım. Tekrar bağa dönmek de boşunadır. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun. gideyim. iman getirir. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir. Kerim'in. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı. Hayır onu gözümle görmeliyim. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz. Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. «Otur!» diye söylediği yere gitti. Davette. Bana. Zaman zaman da. Allahya ant içerim ki. Zaten onun Allah olması imkânsızdır. külah ister. Belki âciz ve zavallı biridir o.» Sentakstan. Ben diyorum ki.» dedi.

Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk. Benim nazarım. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. birer birer yoldum. «Gönlüm böyle istedi. Başkaları da senin imamın.» dedi. «Şimdi sen ona yapışma. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın.» cevabını verdi.» (Âli İmran sûresi. «Nasıl olur?» dedi. onun gönlü bende. Bu. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. «Bedr'e ne yapar?» dedim. ğim icabıdır. «Şu tarafa gidelim. ona öyle bir şey yaptım ki. gözü arkada kalmasıdır.» dedi. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. Adamın sakalını tuttum. Böyle yaparsa. iki yıl otursun. iki ay otursun. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın. aramızda yakınlık hasıl olmuştur. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. niçin evet demiyorsun.179) O kimse candır. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise.» «Böyle söyleme. Beni bilirler. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer. 184) anlamındaki âyet de buna delildir. Bu itiraz demektir. elimi eteğimi bağlayan nokta. Eğer varsa söyle. (gizli bir sözü) var. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum. Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir. «Ona on gün mühlet ver. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı. «Teferrüç yani gezinti. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle.» diye soruyorsun. sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim. bir ara geleyim.» diyor. külhancı ile kavga eder.» dedi. kendi bilgisi perde oldu.» dedim. O kötü huylu koca. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım. «Bu açık sözleri işitir.» dedi. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz. bana ayıp olurdu. Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar. gizli sözü anladı. Ben zaten itiraz ediyorum.» Firavun ve Nemrut için. benim nikâhıma girmiş. Sonra bu. «Aman işitiyor.» dedi. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur. Ona. kendini asla aziz saymazdı. cariyeme bunu söyledim. Onun aslı külhancıdır. Şahit getireyim. Eğer konuşuyorsun dersem. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. imamlar uygun görmüyorlar. Sen başkalarının imamlarındansın. ona uygunsuz sözler söyledi. Bunu yapmıyorsam erkekli. (M. hem kalıp olsun. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam. «Ben seni istemiyorum. Benden rica etti. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım. «Ne dedim ki işitsin. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle. O. Hani nerede araştırın da bakın.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen. Asıl beni üzen. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı. Ne dedim ki. (M. o iyi bir kadındır. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki.» dedi. üstünde sövdü saydı. başkaları da ibret alsın. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır. Bir zümre vardır ki. Bu işten dolayı özür dilemektedir.» dedi. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme. söylenir durur. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. Ben kılıç ile teklifsizim. evet diyorsun. Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki. hem can olsun? Bu imkânsızdır. Bu görünürde böyle değildi. Dışarı çıkmadı. Bir zamiri. bir ev tutsun da gitsin. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir. îşte . Padişah yolunu çevirdi. Bundan keder yoktur. 178) Karnı yırtılıyor. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun. Allahdan üstün kimse var mıdır ki. Külhancı.» «Ona söyle ki. «Külhancılara değil. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. bacım kesiyorlardı sanki. Ona kendi gözü ile bakmayın. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın. karıma böyle dedim. tekrar söyle. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil.» dedim. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü. Padişahın biri. Görüyorsun ki. yol. o büyüklenmezdi. Kaynanama şöyle dedim. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor.

bana olan saygıyı artırmış olurlar. her hangi biriniz gibi değilim. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın. geri al derim. ne de maksat ve manâsım anlarlar.A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki. Bu söz her iki anlamın dışında değildir. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca. Bu. bu icar sözleşmesini bozsunlar. bunu artırabilirler de. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim. «Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben. akılla bayındırlaştırırlar. Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır. «Kendimi kutlarım. Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki. her hangi biriniz gibi değilim. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse.Kuran'da buyurulduğu gibi. Bazı gerçekçi araştırmacılar. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir. o halin.» buyurdu. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın. uyanık gönüller uykuda da iş görür. Hazreti Mustafa'ya (S. Onu uygulamak ister. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm. Hallac'ın «Ben Hakkım. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir. Pisliklere. İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır. ama bir kapı açılmıştır.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki.» (Kehf sûresi. hali olur. ona gülmüştünüz. ister olmasın. birçok gizli noktalar açıklanırdı.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor. Bu zordur. ama. O güzel sözlerden. Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir. «Ben. güçlenir. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. Bu sözleşmeyi bozmak olur. Bütün zamanlar. Eğer sorsalardı. Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler. Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). dil işi değil muamele işidir. Senin söz üstadın bilmiyorum. Allah işidir bu. Söz ancak onun sözüdür. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. Olur bu işler olur. şikâyetler. gaflet uykusundan uyanırlar. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler. Yarın vaiz etmek gerekiyor. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim. Güneş yerine çıra yakar o zavallı. Açık ve kapalı anlatılmıştır. Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. Ama önce inkâr ettirir.A.» buyuruyor ki. ancak Allah vardır. Allahnız tek Allah'dır. Bazıları görünüşte onu yok ederler. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok.. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler.» sözü daha kapalıcadır. Bayezid'in. de ki. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır. Senin görüşün onun sıfatları iledir. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur. o benlik davası kendisinden gitsin. Herkes. Çare yoktur. 181) ister değişik olsun. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler. bir de bilgide uzman olanlar. Senin elin ayağın taklit ile uzanır. böyle söyle. karanlıklara ve oburluğa. . O beni yedirir içirir. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. bu da onun aynıdır. «Onu bir Allah bilir.» dedi. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar. ben miyim? Vardır diyorum.» sözü pervasızcadır. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur. Allahmın yanında gecelerim. Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi. soru yönünden söylemişti.» yolundaki sözleri. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. Bunu.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir. 180) Hazreti Muhammed (S. ayıplamalar başlar. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki. Nasıl ki. aynı âyetin sonunda.» Bu da evvelki hitapların benzeridir. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. (M. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. Bu bana da yaraşmaz. Nasıl isterse onu o tarafa çevirir.

O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim. ikinci gün bir kaç altın verdi.» dediler. Biz. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm. bu sıkıntı ona bağlı olurdu. Eğer bırakırlarsa işler iyi olur. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır.» dedi. Allahtan korkmazlar. «Bana bir iş buyur. yeryüzünde değildim. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır.)' yüzüğünü çevirince. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde. başka sözlerle meşgul olursun. yarın yerleri cehennem olacaktır. «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor. Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi. (M. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler. . Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki. hep biricik oğlunu arasın? (M. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın. Hazreti Muhammed (S. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır. O bir köşeden geldi. Rum diyarında kadılar kadısıyım.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin. İçimde bir müjde sevinci vardı.A. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti. büyüklük Mevlânâ'dandır. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar. artık bizden vaiz istemiyecek. beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler. Halifenin ya-kınlarındanım.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman. bundan önce kılıyordun. «Bu böyledir. Her gün bir satır okursan böyle olur. İyi bil ki. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın. Ama gördük kü bu vaiz.» dedi. Güya havalarda uçuyordum. bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. 182) Nerede o biricik evlât ki. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da. Diyordum ki: Yol. insanoğlu değilsen hayır. gırtlağın ki. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum. «O pislik yuvasıdır. Sen namaz kılmıyorsun.» dedi. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa.» dediler. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. Lala hikayesini birinci gün yasakladı. Allahnın. «Bir oğlanı seviyor. Ey senin o. açık söylüyorum.» (Müminun sûresi.» derse o başka. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. ev gibi değildir. Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler. bunun için hikâyelerin en güzeli.ve öyle adlandırdılar. «Bu karanlıklar içinde oldu. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana.» Uzaklık. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur.» dedi. Bu Lala işidir. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı. Kitabım boynumda. Bu. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor. 183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım.

ne çare ki. yaramazlıklar yapar ki. ona. kuvvet yardır. hem ışık. Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. Deniyor ki. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. O nerede. kimse kendisini tanımasın. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. Bizim aşinamız. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. 184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. O özgür erlere hizmet yolunda. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. Nihayet kendinden insaf et bir kere. biri bir şey bulamadığından aç durur. Ancak bir toplumda yoktur. onun sağlam zünnarı ile bağladım. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum. bozuk ve çirkin görünür. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. serttir. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. hanımının erkek kardeşi de onu görse. Yoksa kendi nefsinde güzeldir. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı. nükteler vardır. Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur.Herkes mademki onunla kendini süsler. geride başka insanlar da var. gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. hep uğraşırlar ki. Ama onda halk için faydalar vardır. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. örtünsün diye. Her millette erkek de dişi de vardır. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar. oturdu. öte tarafta yersin. Belimi. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. bu nerede? Bu birinin yaptığı. ne Kuran okuma kaygısı. bu bana bir başlangıçtır dersin. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. binlerce cilveler. Bende hem şarap var. Çocuğun biri. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler. Fakat bakıra . sırf sevap kazanması için tutar. o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir. kendini öğen ve güzel bulan dadısına. bunlar. bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. (M. öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir. (M. Bende ne zabitlik kaldı. erkek ve dişidir. onların hangisi erkek hangisi dişidir. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak. gamdan kurtuldum. Senin güzel bir cariyen olsa. Akıllı adam onu bilir. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. Allah bilir. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. ama bir ölçüye göre. Şiir: Hârâbat ehli oldum. O iman karşısına gelince. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki. Bunu öğren ki. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. O kimdir ki. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar. hem güzel var. 185) Küfür bile çirkin değildir. Demir nefsinde demirdir. Bunun misali. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. Bari onun sözü.

hayınlık ederiz. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz.göre derecesi daha aşağıdır. Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını.» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun. Gümüşe sıra gelinceye kadar. Onun bundan başka işi yoktur. bunu kabul edenlere de engel oluruz. Vezir. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. Halife bir zümreye beyaz. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen. Sonunda anlaşıldı..» deriz. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir. onlar benimkilerdir. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada. ne iyi olur. su korkusu ile öldüğünü görürsen. onun hiç bir bilgisi yok demektir. Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır. çok güzeldir ama. o balık değildir. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M. Görüyorum ki. O yavrunun yüzünden. îsrar edersek evet der. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır. çünkü biz gittik elden. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. Öyle ise en azından ona. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse. isbata hacet yoktur. Kuran'da. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar. Başka maksatları da olamaz. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki. bir zümreye yeşil. Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. şahide. onun suda yaşamasıdır. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk. Çünkü o suda yaşar. Artık el açma bize. yine gider. Çünkü bakır her şeye elverişlidir. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur. davaya. Bunlar bir toplumdur . kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. O bununla övünür ve onu bozmaz. Ancak onun vezir ve. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür. Dediniz ki. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir. Ama balığın suda yaşadığını isbat için.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız. nefsiyle bilir. göklerden dalga dalga nur yağıyor. kimya işinde elverişlidir. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. sudan çıkmaz. demirden ziyade. mücevher. 186) Şiir: Ay yükseldi. altın. Eğer böyle olmasa. onları ilgilendirir. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim. onu affeder. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. Halife kendisi için iyi olanları bilir. Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. her kılığa girer. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye. Diyelim ki. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime.

O kimdir diye sorarlarsa. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. ben söyledim. bana sordu. çünkü hastaydı.» dedi. Alâeddin'e. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var. O Hâcegî denilen. diyordum. ondan bir elma istedim. karanlıktadırlar. (M. uçtu gitti. ona bir şeyler doğuyordu. ne yaptım ki. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak. hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım. bu meseleleri kesip atsın. kılı kırk yaran.» diyorum. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı. 188) Ben çocuktum. Artık bir şey söylemez. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki.ki. hayır ben.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. O bizden atılmıştır. ben de başımla işaret ettim. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı. Erkeklik odur ki. Onların duyduklarını duyanlardanım. satranç oynayanlara. Başım salladı. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır. bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın. Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî. onun hastası olmuştu. Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur. biz ne biliyoruz.» der.» Parmakla dokundum. Gerekirdi ki. kendine oyun oynuyorsun demektir. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. O seni açtıkça açılıyorsun. bana verdi. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. Ben ona. Allah'dan Allah'yı istedi. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin. neye karar verirse inayetle baş eğmek. nurun etkisiydi. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz. «O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün. ona bir ziyan erişirse yazık olur. Eğer yal-nızsa. Ama kendimi tutabildim. kendisi bilir. Ama o bilirkişi dışardan olmalı.. artık hiç bir şey söyleyemedim. Öyle nazeninler ki.. gemiye atlayanlara. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar.» O övmeye başladı. Kerim'e söyledim. Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. Eğer iki dost. onu övünce. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa. îş arasında el çırpanlara. Bizim nazenin kullarımızdan biri.» Ben hemen atıldım ve dedim ki. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki. O başka mesele. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler. filan kişi filanı istedi. Sen büyükler . onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık. beni kurtardı. gerçek görüşlü olduğu için gelmedi. onun gönlünde parlayan. seni isterim dedim. o ayırt etsin. ben. O. beni buna zorluyordu. Yalnızdır. Bununla beraber zordur. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. şahitler meclistekiler benden uzakta. Sözünden başka hali de değişti.» «öyleyse. karara saygı göstermek gereklidir. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim. Bir daha ağzım açılmadı. benim babam ol!» diyordu.» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim. dediler. «Düşmanın oyununa dikkat et. Benden çok incindiler. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur. Ona bir peri verdim ki. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim. «Susun. «Hele bir sor. Bu azarlama onlar içindir. onlara iki akça verip. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış. manalarla dopdolu idi. sen Bayezid'in mertebesindesin. O gece. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki.» dedi.» dedi.» der. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. 187) Allah bizim aramızdadır. (M. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca. ne yapayım. Ama bütün içim sözlerle. uzaktan huzurda olursa. beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki. bu hal ehlinin kulu kölesiyim. değildir. «Bana gel. Ama burada karar iş arasında veriliyor. Bu saatte ne var ki. Öfkem geçsin diye. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır. deyimlerle. falan evde öleceğim. Şemseddin sizden bahsediyor. kaseyi doldurup götürebilirsin. Ondan sordum. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. düşmanın oyununu görebile-sin. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı. Onun çocukları için oldum.

ne malını satan satış yapacak. Hak âleminden hiç haberi yoktu.» Ona inanmıştım. Onun vakti dardır. Ama bununla değil. dayanamadım. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. ama küfrün de rengi ve kokusu. cevheri kırma . şöyledir böyledir. Derviş ham hayaller peşindedir. cevapta terbiyesizce davranırdı. îşte bu çirkin bir şeydir. hiç bir şey.» demişlerdir. Şimdi nerede o dizgin çekme. yemek içmek düşüncesi. Söz Allahnın sözüdür. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. dışarıda saman çöpü gibidirler. O. «Yandım bu ıstıraba. ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin. bir şey okusun.» buyurulmuştur.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın. (M. Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler.» Evet. büyük bir bilgindir. «Ben seni bu iş için tutuyorum. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir. îster ki siz mescitte olasınız.» buyuruyor. «Ne türlü nefesler vuruyor. Hak benim elimdedir. Şimdi iyi sohbete dikkat et. işitmiştim ki. şüphelidir de. «Bu nasıl raks?» deseniz. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. Bu çok garip şeydir. baş sallıyorsunuz. Sizden sonra. Su üstünde yaprak gibi yürürler. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte. Geceleri uyku uyumuyor. işimi öğretiyor. Başka biri. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. «Yârabbî yandım artık. ürkerler. neşelenirler. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. mest olurlar. Allah. 190) Ama işitirse benden incinir. Bütün vücudu dil kesilmişti. o başkalarına söz verir. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar.» derler. Derviş de. Allah sevgililerinin sözüdür. sözünden dönerdi. der. Onlara bir kâr kokusu gider. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir. Su dağıtılan yerde bana bir. Eğer doğru söylüyorsan. ama benimle birlikte değildir. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir. bu kulundan ne istiyorsun?» diyor. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. Hak onların yüzlerinde. iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur. öteki başıboş ve yularsızdır. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. bu. nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık. böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin. «Tahammül et!» der. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası. gazel okumaz. Her gün gerektir ki. bize göre onun âlemi başkadır. birlikte olalım. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür. onlarda açıkça belirirdi. Soruda. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır.» deyince. 189) Bana dedi ki: «O. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi. semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum.. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır. Bir vakit hizmet etsin. Mademki yanıyor-sun. Ancak iş iyi gitmedi derler. bana hiç ayakbağı olmasın. vücutlarında parlar. yüz bin dağ gibi ağır. Nasıl olur da erlere hizmet eder. insan. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. İçerde dağ gibi. (M. onun görüşünden gizli değildir. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır. Yani sizin önünüzde olmasın. utancı.. Bunda da zorluklar çıkarırlar size. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. söz söylemez. bir satır bile olsa bu lâzım. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki. Bana. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki.

yalnız kaldığın zaman. ağlayıp feryat etmendir. hiç bir şey demedi. ben de senin kulunum!» deyip. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar. Sarayın sofracıbaşısı. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi. Bunun sebebi de senin yalvarman. damlatır. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. Türkü. bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. Acele edenler. Biri hemen. Yani sır (gizlilik). galiba onları aşağı çektiler. Senin gamının bulutları gelmedikçe. bütün peygamberlerin mucizeleri.» der. Zaman zaman dostları anmak ne gariptir. Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma.hikâyesini andırır. cevheri benden sorasın diye kırdım. (onlara ne olduğunu Allah bilir). Acele. denize girince de beraber girerler. Allah ona. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir. küp.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar. Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle. asılmaya değsin. Arabi da. âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki. boğuldu!» derler. coşup köpürmez. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. babam da yanımda idi. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır. onun maksadı odur. Sevgili âşı-kma sorar. henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M.» Bu: sır içindeki hikmet. senin gibi birini doğurmuş. Şahın üstüne yemek. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir. aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. dalgalanmak ister. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım. «Asın şunu!» diye emreder. sonra herkese karşı. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım. Pek açık bir gerçektir ki. Ancak gülerek. Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler. O. o «Başın için!» diye ant içer. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. Çünkü onlar. önemli bir şey değildi. «Oyun . Kırıtırsa. Tövbe. «Vay yavrucuklar gitti. Kuran'da. «Mademki beni astıracaksın. olduğu yerde sayar.. demek gerektir. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. Yani hoş geldin. hep görünüşe bakar. ama lanet olsun o alçağa ki. nakısı ve sureti görürler. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. yaptığım hata. başka bir şey yapamaz. Su kenarına gelenlerden bunları görenler. «Allahm! Sen benim ilâhımsın. Öteki de arkadan atladı. Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. şeytan işidir. etrafa yayılır ve bulaşır. güle güle. Nihayet ırmağın. Hintliyi. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. taşın karşısında zavallı kalır. 192) Sonra. Zahirde de bâtında da. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde. Şah. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. 24) deme. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. Sofracı. «Yemin et!» deyince. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. taştan daima sakınır. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. Dediler ki: «Oraya kadar gittik. Başka bir şey bilmiyoruz. başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. hayır. Hatada. «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. Ama yalnız küp. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli. Bazılarını. Nasıl ki. Tam iki yıl yol yürüdüler.

Öğretmenlik yapıyordum. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. «Evet» dedi. başım sallayarak. demez. terlemeye başladı. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım. o da öğretmenlik yapıyordu. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki. Bu sözler hiç kimsede yoktur. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti. Kimse bana. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. sabaha karşı onu döküntülerini. (M. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler». Özür dileyerek. evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum. Eğer ben iyi insan isem. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. konuşsun. sen fena yaptın. hayır hayır! dedim. yüz yirmi yıldan . bize bir cilve gösterdi. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. Bazılarım atlatıyor. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü. Her biri.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde. Ben bu adamdan ummazdım ki. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. Bu çok zor bir durum. eteğini öptü. öteki boş lâftır. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. çok uzaktır derlerdi. mantıkçı mı?» dedi. Başlarını eğdiler. böyle bir söz üstadının izini. imana davet ederdi. «Ona iyisini verin. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah. bir başkası götürdü. tozunu bulamazsınız. «Bu adam ne diyor. İşte Alâeddin konuşuyor. seni ve beni bu yüzden korudu. îzin almasına imkân kalmadı. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı. Ben bunlardan kaçtım. Geceleri tahta çıkar otururum.» dedi. «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. Ben konuştum. para ve rahat lâzım değil. Kedi savuşturdu. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte. çok hayret ederlerdi. Ansızın bir şey işitildi. sessizce orada oturayım. bir de şu duvar var. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es.» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. şöyle yaptın böyle yaptın. Evet. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu. Ben dışarı çıkayım. Bana böyle yerler. Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. içeriye giremedi. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. Padişaha haber verdiler. Şimdi yapamıyorum. Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise. pisliklerini süpüreyim. İşittiler. Nuh Peygamber. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. her gün bir kaç semti dolaşırdı. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız. benim makamım burası olur. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum. Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. söyleyiniz ki. hemen aynı günde geri döndü. Ama bu bir kaza idi. biraz sabırlı ol. Celâleddin de konuşacak. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse. Eteğinden yakaladı ve sordu. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar.» dedim. Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır.

Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. Binlerce teşekkür ettiler. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu. her gün bir semti beş kere dolaşırdı. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir. Evet. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. Ancak o sövdü saydı. yolunu kaybetmiş değildi. Burada iş aksinedir. gibi bir çok yorumlar yaptılar. darağacı yakışır. cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. nur uğruna ateşe düşüp yandı. iki parça ettiler sanırsın. Onların aradıkları. Nasıl ki. (M. ona karşı sert davranmak gerekmez. bu uyanıklık. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. elsiz ayaksız kalırlardı. Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi. Burada. Bir şey getirin ki. Bizim gidişimizden öfkelenir. Bin yıl imana davet etti. dediler. kâfir. . Onun için bir engel de yoktu. ona. Ama ben açıkça. ekmekçi ve kasap değildir. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. ateş şeklinde görünmüştü. onların sözlerini kabul ediyorum. Bu kadının tuhaf bir isteği var. Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. A. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. İşi bozuldu. Beni davet ettiler. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. Onlar nerede. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. yaralarlardı. demiyorum. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. katlanayım. benimle iftar ettiler. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. Şimdi hiç kimse sanır mı ki. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık. ancak Hakkın hazinesidir. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı. dedim. Ama dıştan kâfir görünür. Şiir: Bir kimse ki. Nuh elbette davetten vaz geçmedi. Benim yanıma getirirler ki. davet doğrudur. yalnız kendini şaşırmış. o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. sesini kesmez. elini. işkence yapsınlar. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz. Meğerse onlara kötü ile iyinin. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar. Nasıl ki. Çeşitli rivayetler vardır. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. . başkalarının düşünceleri de daha başkadır. bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı.» Bunu düşünmeye. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. yediler böylece oruç tutuyorlardı. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. Nasıl ki. Dışarı atarım.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. Müslümanlık doğru sözdür. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin. Dünyanın yaratılışından maksat. Akılları başlarındadır. 195) Susayım. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. Hazreti Peygamber. o yönden bir kuvvet vardır. 196) Ona mimber değil. gül yerine diken ve çalı diker. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. Nasıl ki Şeyh. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. işte o hal. Buna güç yetiremezler. o adı onun yanına götür. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. Onlarda. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi. onu döverler. yiyeyim. Davet işinde biri vardır ki. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. Ancak her kesin bir huyu vardır. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler. secdeye kapanmış. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der.) halidir. ekmek.

«Öğütülen un yetim malıdır. Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç.» dedi. Hepsi yüzüstü kapandılar. Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi. Orada boş sözler var. Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi.» dedi. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. «Bir saat kadar gel de görelim seni.» dedi. yoğurt.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar. Onu saygı ile karşıladılar.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk. «Bize misafir gelir misin?» derdi. «Var ama önce bir selâm ver. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş. Şah konuşmaya başladı.» der. Çocuğa «Selâmün aleyküm. Mertebesi yükseldi. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu. «Size un vereyim saç ekmeği.aralık geri kalmıştı. «Eyvah. «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun. bari tamburumu verin de işime gideyim.» diyerek onu inandırmak istedi. Kalkmadı. «Aleyküm selâm. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. Çocuk ne görsün bütün beyler. «Eyvah geldiler. kalk» dediler. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım.» «Burası mescittir. «Gözlerin rahatsız olmuştur. Diyorsun ki.» buradan gideyim.» Bir ırmak kenarına götürdü. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. vezirler sıralanmış.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem. geri döndü. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın.» dedi. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. «Ne yazık ki koyun kesmedim. konuşuyorsun?» Değirmenci. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk. Çocuk. «Sizler çok cömert insanlarsınız. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı. Şah bunları yedi. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir. içeri girerek tekrar. yüzüğü onlara gösterdi. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de . Mahmud kendi kendine. 198) Şah oradan ayrıldı. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi.» diye kaçtı ve kapıyı kapadı. Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar. yoğurt vereyim ki. bir «Lahavle. (M. Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi.» Silâhlı yüz süvari yola çıktı. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım. «Eğer olsaydı biz yerdik. peynir ne varsa getireyim.» dedi. «Aman. Bana haram olur. incinmesin.. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin. Sonra. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi. «Seni Şah istiyor. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de. yemeğini nasıl yiyebilirim. Yine kalkmadı. uzaktan duymazsın belki. bu iş çetindir. İçinden bir «Ah!» çekti. (M. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı. çok acıkmıştı.» der. «Sanıyorum ki. işi daha iyi oldu.» «Ama çok iyi öğütürüm. Büyükler nezaketlidirler. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı. «Vallahi bu çocuk doğru söyler. Sakın gönlün incinmesin. «Kalk çabuk seni Şah istiyor.» dediler. «Ancak kalan yiyecek budur.» dediler. yanındakilerine.» cevabını verdi. kulağına boş sözler söyleyeyim. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin. çocuk içinden tekrar. boynuna bir ip bağladılar. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun. Mevlânâ böyledir.» «Kalk.» dediler. Senden incindi. dedi ki. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık. Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler. Değirmenci giderken pişman oldu. «Ama sen nasıl ölüsün ki. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir. eğer vermezlerse ben alır sana veririm.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk. «Öldüm.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede. Değirmenci.» dedi. Adamcağız. Çeke çeke götürdüler. ne saçmalar soyuyorsun. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin. onun da gönlünü hoş edeyim. beklemeye takat getiremez. kapıyı kırdılar. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin.» «Kalk!» dediler. süt. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı.» dedi. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani. sonra da konuk ister misin diye sor. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim. (M. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler. kalmamış. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını. «Kalk!» dediler. Karşılıklı sorular. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı.Ey yüce bilgin Mevlânâ.» dedi. her şeyden önce yemek getirsinler diye.» «Çok konuşma kalk!» dediler. Sonra tekrar geldi.

» Kadı. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı. Üç gün geçtikten sonra.» dedi. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona.» diye seslendiler. «Uykum kaçsın diye yiyorum. Şahın huzuruna çıkardılar. Kadının önüne oturttular. Nihayet. «Onu getirin!» dediler. Kendini deliliğe vurmuştu. Sonra «Onu geri çağırın. dedi. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim.» dedi.» dedi. Değirmenci. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler.» Üç kere dışarı çıktım. Ona çocuk kaçtı.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları.» Mademki kulağıma söylüyorsun. adamı kıskıvrak bağlasınlar. Gizlice ötekilerine emir verdi. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş. «Kalk çık dışarı. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu. bırakın ki öleyim!» dedi.aradı. cehennem gibi bir işkembesi vardı. Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici. Hep yedim. Elimi kalbime koydum. «Ham ham. bir kat elbise vermelerim. «Be adam.» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı. «Hayır. yalvardılar. Arkasından koştular. kabul ettim. yeter!» dediler. O bununla gelmez dedim.» «Saygılarımı sunarım.» Değirmenci yüzüstü düştü. bir zaman da bu adamın şeytanı.» dedi. «Sen öyle bir adamsın ki.» dedi Şah. daha serseri bir suçlu gelir.» dedim. «Ah beni kandırdı. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek. Yüz Bağdat çarşafı.. O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı. «Artık benden ne istiyorsunuz. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı. önce bir adam gösterdim. «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem. yahut edebini takınmak. Bin dirhem bağışta bulunmalarını. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı. üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında. Bu onların körlüğünden ileri geliyor. Şahın huzuruna götürdüler.» dedi. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen. ama onu göremedi. bir solukluk canım kalmıştır. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari. Ancak Sultana.» dediler. Derler ki.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar. «Gel!» diye seslendiler. elimi de bırakıyorum. geleceğim dedim.. su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M. yüz kat başkaca elbise dava . Tekrar hücreye gidiyordum. yüz top istanbul atlası. ama belki daha beter bir belâya uğratacak. Çağıranlara yalvarmaya başladı. senden davacı var. üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. ne dersin?» diye sordu.» dedi. Uykumu ver ki yemeyeyim. Beyit: Ben kötülük yaptım. bir kerede ölüp kurtulamayacaksın. uykumu kaçırmak için. orada cevabını ver!» dediler. sen de kötü mükâfat veriyorsun. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. «Daha ne kadar yiyeceksin. her gün beş kilo ekmek yerdi. Adamı tımarhaneye soktular. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti. bir melek varmış. öp artık kaçıyorum öp.» «Gel. «Adamcağız. Adamcağız. karnım davula döndü. «Ham ham.

Yoksa Kuran'ın tefsiri değil. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun. o Buharalının kapısındadır. niçin inkâr edersin. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. boynumuza sarılıp öpmelerinden.» demek bir yorumdur. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir. bu benim elimde değildir. Hırkayı yırtmalı. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler. Konuk için. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım.» buyuruyor. Rahman sûresinde. «Şüphesiz o Haktır. Çelebi! Bu isteklerinden. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki.» diyor. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü. Ben öyle bir Allahyı arıyorum.» derim. «Ve onların nefislerinde. Allah kendi arzusu ile iş yapsın. «Zararı yok. kendinde bir hareket duyarsın. Ey tefsirciler. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de. Ona candan dua eder ve memnun olur. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki. Aksaray'a varırım. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki. «Allah Kuran'ı ona öğretti. Ye afiyet olsun üç lokma.» âyetinden anlaşılıyor ki. «Hayır. onlarla cilveleşir. Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin. Bir söz söyledin. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam. bütün âlemden el çektim. ona inkâr etmesini öğretmiştir. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım. «Bunu da Müslümanlık say.ederler.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. onunla daha çok vakit geçer. Bu bana senden dilenmek demektir.» dedi. «înkâr ediyorum» der. Bunu uygun görmem. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında. yatakta uykusu gelmezdi. Seni evde çocuklar arasında bırakayım. «Afiyet olsun sana. Yani şüphesiz Allah Haktır. «Hayır. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu. Muhammed de Haktır. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem. Diyorsun ki: «Ben. Evet güzel söylüyorsun. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. beni eziyor. (M. O tarafa düşmem yakındır. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir. evet ver diyorsun. Zaten yolda da bunu böyle istedim. beni de mutlu ettin. orada yer tuttun. ham. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim. «Ham!» der. Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse. . «Bu hakkın gayretidir.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye.» dedim.» der. Şüphe yok ki o Haktır. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem.» Kadı der ki. «Suçunu kabul ediyorsun. mutlu ol oğlum. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor.» (M. (M. Her bir âyette bir müjde var. ham. O da. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da. Evet ver diyorsun. perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. O zaman bir şey söylemedin. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı. Onda ihtiyar yoktur. Evet çetin iştir bu. Peygamber. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler. «Ben böyle bir Allah'yı istemem. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin. Ey Efendi. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var.» buyurdu. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum. gönül açıklığıdır.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler. O ayakkabı seni rahatsız etti.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar. incinirdi.» Çünkü sen benim canımın içindesin. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. «Mümin pis olmaz. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye. Ulu Allah Kuran'da. nazım yolu ile. Ya bana senden bir gayret ister. Can içinde etki yapıyorsun. yoldan bir kızcağız geçer. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım. bana uymak gerek. «Bugün ham. «O haktır şüphes:'z. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. «Ben. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir. hoş söylüyorsun. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir. yahut da sana karşı benden. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. Şimdi biraz düşünmek zamanıdır. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır. isterim ki.» buyuruyor. Ben vaz geçtim. 201) Suçlu. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir. bir kaç gün dolaştın. Sonra baştan savdık.» der Kadı. ona ant içtik dedin. Kadı.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun. nihayet tekrar konuştun. O bunu yapmayaydı.

» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı. (yani failimuhtar) değildir. Çünkü (M. sözleri arasında çelişki yoktur.» buyuruyor. Fitne hiç yatışmadı. Hazreti ibrahim dedi ki:.yanılmaz. Ancak mümin yalancı değildir. Sonra be harfi geldi. şahadet getirdi. ona engel olacak bir varlık yoktur. o. «Akıl . Sen bir yol gösteriyorsun. Firavun incinmezdi o sözden. ömür. (M. «Beni göremiyeceksin. yine o bilir. dal harfini düşman bilirler. sonra sözü tükenir. 205) Benim huyum budur. elif harfin'n ayağına düştü. Bunları dünya ve ahirete atarım. Hemen Elifin manasıyım. (M. Onu âciz kılacak. Cim. demedim. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. Bin kelime mi söyledi. «Ey mimber! Sana söylemiyorum. O dost başka sözleri de bilir. saf küfür olur. ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye. yine de. Mimberin son basamağında durdu. o da iki eliftir. birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar. başka konuşanların sözünü de konuşur. kâfir de küfürden. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir. Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık. abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı. onun ayağına düştüler.Allah için dilediği gibi yapmaz. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez. yüce Allah. Onun en aşağı kullan. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. Ayrılığın. ayırmanın iç yüzünü söylüyorum. Adamın biri cübbesini yırttı. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır. içinde ne varsa onu sızdırır. hem de sen hidayet verebilirsin. Dilediğini yapandır o. «Yanılmaz.» anlamındaki âyet gelince.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz. Mısra: Testi. içinden ona. Elif harfinin manası tamam olmaz. 204) onda Kuran'ın manası vardır. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor. ama o yine mümindir. «Başımda iki noktam var. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için. söyler. Dal harfine gelince.» diyor. Allah ona. Bir topluluk. Ona. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. «Allahya iyilikle ödünç verin. benim fere-cim. Bir mezar taşında.» dedi.» dedi. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler. Adına fereci dediler. Aralarında. yukarı çıktı ve onları ayırdı. iki yönden eliften üstündür. doğru yol budur diyorsun. Her saatte binlerce cihanı mahveder. Onun kâfirliği saf olur. zina. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır. elife bağlıdır.» dedi. Ulu Allahnın. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. O imanlıdır. yolda seni köpek ısırmıştır.» dedi.eder. «İhtiyarsız. Ona başka zaman gel der. imanla yalan bir arada yürümez. bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. Ona. Günler bizim aramızdadır. Hak sözde buna imkân yoktur. Ama ben kabul etmiyorum.» Te geldi.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır. «Yani. der. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu. bir . Mimber ağaç olduğu halde. Ama yanılıyordu.» Öyle ise sen failimuhtarsın. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. Mevlânâ bu kadar söz söyler. Bir noktam var. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet. Saf olur. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir. hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü. Cim daha uzakta idi. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. hiç bir şey istemez. Sen. Ama daha fazlası elinden gelmez. konuşmadan geri çevirir. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi. demek istemiş ve onu yürütmüştür. Herkes bir tarafa kaçtı. Musa bir kaç adım geri döner. işte. O. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez. küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. yani ağaç bile. «Eyvah. «Onu o yoldan çıkaran benim.

erenlerin sözlerini araştırdım. Şimdi bir yazı yazmak. Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir. Gönül halinden bir nişan arıyordum. Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir. Hemen. Ben hep emirle giderim.» Hayırlı bir işe aracılık etti. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S. Onda da hiç boş yer göremedim. Okursan o zaman düşünürsün. ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. te . acele gönül tarafına sefer ettim. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim. gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. ibadete gidiyorum. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum.saattir diye yazılı idi. ben bir işe gidiyorum. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır. Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim. işaretle. fesahatten nasibim yoktu. O işten hiç başımı kaldıramam. Ama tekrar okuyamazsan. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. Sana anlatayım. Hiç düzgün konuşmaktan. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. Sofî için. yavaşça. Bir saat. buna gerek yoktur. Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz.» dedi. «Lüzum yok. Eğer bu dağarcık olmasaydı. Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer. Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. onu tekrar okumak içindir. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper. nazar değmemek içindir. Başkalarını anmak. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır. başını çevirdi. Bu. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim. bizim işlerimiz var. Nihayet işaret etti ki. 206) Kendisinde güzellik olmayan. A.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. her şehirde bir destan var. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı. Yani vaktine bağlı insan demektir. vaktin çocuğu derler. Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. Ona hizmette bulunuyoruz. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. Şiir: Hikmet ehli. Onlardan her vadide.

şeytanı da bir tarafa koydu. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Ona orada Şahap derler. onlar yokken bir şey yapsın. Ancak haberi olanlara haber verir ki. Mert odur ki. Tebrizlilere eşek demiş. Halk o öğütleri kâh tutar. Hoş hutbeler okursun. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. kâh tutmaz.» dedi. Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. . Meğer ki. O zaman büyük adam olur. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. sefa geldin dersin.» anlamındaki âyet açıktır.harfidir yahut te'dir. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum. O uygunsuz adam. Ağır davrandı. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. her bir parçasında başka bir âlem var. ve •Allah erlerini içine almaktadır.» deyince bu söz Peygamberleri. Onun. Bizim için en iyisi budur. hiç kimseye değer vermezdi. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir. Hoş geldin. zavallılardan oluruz. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. A. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz. Sen bilmez misin ki. Ben öyleyim ya. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun. bugün böyle ağrı çekmezdim. «işte bu Allah eri olgun kişidir. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur. Kuran'da. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. Ama o neşeli anlarda olur. Allahyı inkâr etti. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum. Biliyordu ki. ben şeytandan daha iyi bilirdim. Ama özrü kabahatından beterdi. bu sözü niçin söyler? Orada. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. nasipsiz kalmasın. vücudu böyle olur. Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar. Çünkü kim bilir ki. Acaba ne yapacak diye. unutsun. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi. Yoksa biri demirciye gelip. M. Pişmiş et gider. velileri. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. sözlerimden ürker ve bana dönerek. içinde ne yağ kalır ne de tencere. Bir hikmet içindir. insaflılar için özür dilemek gerekiyor. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. Başka bir tencere lâzım gelir. Birini çalgıcılığa çağırdılar. O kendi işini yapmalıdır. Tebriz'de öyle insanlar var ki. yanmayınca yüz dirhe. O muratsızlıkta murat umudu vardır. Cevher gibi olmaz. Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. gelmez ki. inayetini bir tarafa. Horasan'dan gelmişti. Meğerse unutsun. O Herive ki. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir. Ya benim içimi. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı. ben onların en zavallısı kalırım. hayır. Söylediğin (M. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. Gam içinde sevinç duyar. Ey efendi! Hayır. eşekliği yönünden. haberi de yoktur. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. «Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. sıkıntılı zamanında da hoş olur. azdıracağım. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki. bize acımazsan ziyanlı çıkarız. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. Benim için. ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz. Sana göre her parçasında başka bir yön. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek.» diye yalvardı. olur. sert başlı adam. 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü. belki H. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. nihayet sende de var. O varlıkla dopdolu olunca. (M. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der.» dedi.

taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. gelmedi. Her kim bana bunu söylerse öyle olayım. kaygısız yemek yesin.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği. Ama o.. Çünkü o ölmemiştir. tekrar onu inkâra kalkıştı. Bu yoldan söylüyordu. Oh dedi. Yani tamamladı. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar. İyi insan odur ki. Keramet odur ki. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur. yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. ne zevksiz. O. kımıldanmaz. Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım. Sofuya başını kaldır da. nara gitsin. Mikailin ne yeri var. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur. îçerden şeyh seslendi: Gel. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her. dışarı atarsın. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. . onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. Söz alanı dardır. hali perdeler. «Evet dardır. Aşağı indirdim benden sakladı. ağzına. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar. O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen. Şeyh bana de di ki: Eğer.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar. beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder.» dedi. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi. çünkü kalkar. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır. yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. Ben onun mezarına. Burada sözün yeri yok. Çünkü içinden ona engel oluyordu. Peygamber. bundan. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir. ne mutlu beni göreni görmüş olana. «Acaba eksik kaldı. balığı balığa versin. Kocakarı ne. Halk zaman kazanmaktadır. «Yarabbi. Hazreti Muhammed (S. tabağın içine dolmuştu. O da artık Müslüman olmuştu. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım.» dedim. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim. onların tozu nü bulamaz. geçip gidenleri birer birer çözdüm.» buyurmuştur. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter. nimeti iki cihana da yetişir. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş. Genişlikten ölür. A. O mantıki da (cihan farzet. Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki. Nihayet kaç kere çerez geldi. A.. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz. cim be ile.. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu.) Bunlar ne tatsız sözler.şey ki. imkânsızlık kavramı kalmaz. Adam odur ki. ama ne hemşeri. Çulha hikâyesini atarlar. Dar demenin ne yeri var. Dedi ki: Ey Mustafa! (S. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar.» anlamındaki âyeti düşün dediler. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu. Toprak başına olsun öyle insanların. desin. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken. Mimber de o anda yürümeye başlar. Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî. Tabağı ona gösterince. güzel suretler belirdi. (M. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı. Hoşlandığı şeye erişemez.) mübarek ruhu aralarında yoktu. kapalı sözlerle uğraşır. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu.) Benden niçin yüz çevirdin.. her be cim karşılaşırsa. Ama o. Benim hemşerimdir. Nerede 8 Sofi ki. (M. eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu. «Ne mutlu beni görene.

Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. Bir topluluğun. sana garip bir hal geliyordu. Başkaca bazı hadiseler oldu.212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez.yüksekten seyreder. Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim. onu beğenir. lokmayı kulaklarının ardından.YAZIŞMALAR. Onların himmetsizliklerini. Bana bir daha geri dönmedi. Bunlar arasında aziz. İçinden dolaşırsan. bu zayıf kul. Dün Perir geldi. Eğer kaçacak yerini bulursan. ağzıda budur. damarları patlayabilir. ona iltifat gösterir. diri gönüllü bir derviş var ki. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar. yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. köpeklerde havlardı. Her birinin hali. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. Çünkü ötekiler bir saat uçar. ama Simurgun nazarının etkisi . çok zor ele geçer. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada. ŞimurgHuma kuşu. bütün kuşları. Bütün bunları söylüyorum ki. soysuzluklarını görür. Bilmiyorum ki.. Duacınız. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. kendisinde bazı üstün vasıflar. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı. Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. şimdi aslana yakın geldiniz. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. bir de mana’yı gör. . Bari gönül almak. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet . eğer o bir tarafa giderse ben de giderim. hernde davranışları yönünden anlarım. dediklerini işitmiş. Onlar. sizce de bilinmektedir. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. onda bir cevher. bir lokma gibi ağzına koyaşın. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı.ile. onun burada yerleşmesini sağladık. taklitçi değildir.yoktur. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. gönlüme bir tiksinti geldi. (M. MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. Şimdi bu sene. Bir köşede kendi âleminde meşguldü. Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi. Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki.. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın." dedi. hep çöllere düşersin. Bu bir dairedir ki kapısı. Siz de. çocukları yerlerinde bırakırdım. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. geri dönersin. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. sonra alçaklara konarlar. Ben bir çok aziz derviş gördüm. Avcının biri aslan avlardı. sözleri yönünden . Şam'a gittiği zaman. onlarla sohbette bulundum. Arakliye karışıklığında. onun hakkında. (M. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti. Ama. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur. Birkaç gün beraber kaldık. hakikatte yalancı ve hasetçi insandır. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun. ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. hayır dualarıyle meşguldür. namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür. doğan. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem. bir gönül alçaklığı bulur. değişik bir halde idi.görür. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir.

ona bâz. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. Bağdat'ta ne kadar zembilli. şüphesiz ki ağırdır diyorsun. Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun. bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir." Lokmayı onun ağzına koydu. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur. Onda hemşirelik kalmadı. Sevimlidir. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır. ama korkudan ölürüm'. sağır.Kur'an'da buyurulan. Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o. bütün gün. bırak Halifeyi. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın. O Seydî şöyle söyledi diye anlatır. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M. (M. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler.her gün. bİzi ne kadar çirkin görürler. Falan ve senin karının falan arkadaşı." dedi. Adam. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa. "içmem. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı. Bir "ah” çekti. Böyle bir ölüm nasıl olur? . O İbrahimin annesi idi. hem o taraftan gelmez. Allahya yalvarmıştır.Başın kararlı olsun." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi. tekrar Şahın yanına döner. öldükleri vakit uyanırlar. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar. yani doğan demezler. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular. "Bu adamı götürün." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin." dedi. karpuzun değeri. ben onunla birlikte yemek yiyeyim. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir. "Evet. Onu söyleyen' dosttur. ferman böyledir. Şan ondadır. Bir cemaate geç geldi. Yine “Halk uykudadır. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış. Allah sözü haktır. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur. Sende de hayırlı niyet varsa. "Onlar sağırdır. yoksa o çok ucuzdur." dedi. Onlar. Birine şöyle sordu: ."dediler. dilsizdir. Ancak öteden beri âdet böyledir." dedi. Ondan sonra korku kalmaz. dedi. Kendi kendine. bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar. çok sevimli. Bu ilk işin deliliydi. bir sınavdan geçirelim." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir. oradan sıçradı. Allah senin işlerini düzeltir. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir. Sen benim karım olacaksın. o bizim adamımızdır. karşına." dedi. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor. onun gölgesinde yaşar. ne kadar Halifenin adamı. o gayıp âleminin uluları. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur. Diyorsun ki. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti. Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. o halini değiştirdi. müminler emîrinin huzurunda. yahut yoktur. "O halde halvet olsun. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu. hemşirelik kalmaz. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir. Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar. 0 Söz söylemeye. Beden sağlam ise bunlar yararlıdır. "Bunun nişanı şöyle olacaktır. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar. Kabul etmezdi. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. kördür."Sizin himmetinizle.' dedi. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. "Yarabbi kendini bana göster. kurtuldu. Sen yanlış gıda alıyorsun. önce balık su tarafına giderdi. Adam saraya gitti. "Şunları bir sınâyalım. dilsiz ve kör olan sensin. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi. Benim maksadım seni kızdırmaktı. hep ekmek yiyorsun. Şüphe yok ki. Hem bu taraftan gelir. Onda şan vardır. Görüyorum kî. Adam bir dostunu gönderdi. O babalık dıştan olunca. ama olgunlaşınca o hal kalmadı. İslamın gözü üzerindedir. Sevgili . hûcreye atın. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. Eminüddin Mikâil sevimlidir. Oradaki bir Allah eri. patlayıncaya kadar söyler. Hasta ise Bazen zârârlıdır. "Sen benim karım olursun. o da geri kaçsın Biz Musa'nın. düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. 214) O oturmuş tevhid ediyor. 213) Bir vakitler. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. dedi. çok uzaklara koşuyorsun. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki. Seydî'den. Zaten kaçak onun evindeydi. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar. Yoksa söyler de söyler. başlayınca susturmak gerek." Dedi ki.” buyurulmuştur. Bizim himmetimiz ya vardır. "Bak ki bu ne işarettir." Halife incindi kendini tutamadı. Ben onun yerini biliyorum diyesin. şarabın. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler.

Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı. Bu yaptığım belki edep dışıdır. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı. kendi yoluna geçer. gönlü kırık bir Müslümandı. "Taziye ile meşguldüm. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden. yorumlayayım. ama söylemedim. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac. Amma. bu kıble asla hali değildir. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. keyfleri yerindedir. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. ayrı yollara. 215) Ta dilimin ucuna geldi. açıkça gördün. tutmamışım." buyurdular. dedim. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm. İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü. Hamamda daima şeytan vardır. Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile. sevgiliye de kavuşamazlar. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın. Tekrar ona gittim. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır. sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. O Muhammedi idi. 12/101) diye yalvardı. bu tarafa akar." (M. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir.Hakkı arar. sonra gönül kırıklığına ulaştılar. kâh öteki yoldan akar. içine dalarlar. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin. Orada dalıp gitmiş. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. yemiyorsa da istemiyorum der.A.Hazreti Muhammed’e (S. hem nâz'dır. kıbleye yolculuk yapmaktan. belki sebeplerini aramış olursun. onda ne sır olduğunu anlamak istedi. akıldan geçerler. ama nitelikleri vardır. biliyorsun ki. Ona. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar. der. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır. işte bu." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. Hazreti Yusuf da. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. kaynağından kurtulmuş olurlar. Zaman olur ki. edep dışıdır. dalı kırar aşağı düşerler. Yeter artık açıkladın. evet." buyurdular. bu sözleri sana açıklayayım. Sevgili ise hem nazenin' dir. Mevlâna kıbleye döndü. Yerler. arklara ayrılmıştır. Ama nasıl bileyim kabul etmem. Sevgilinin yurdunda. Ağacın dalına binenler. içerler. "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K.) uymak ona derler ki. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber. Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu. Onun niyazı hep naz oldu. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi. ama sevgilinin evine yol bulamazlar. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor." Bayezid. bana. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. doğru dürüst kendini kurtaramadı. Şimdi Mevlâna'yı gör." dedi. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır." demiş. Cefa görmüştür. "Aman elimi tut. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir. Başka hiç kimse yoktu. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben. ben akla uygun söylüyorum. Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı. Kâh suyun hepsi bu yoldan. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M. sizin insafınızı. ıslanırlar. gönül kırıklığı yoluyla. Ayrı. Uyanınca kendi kendine demiş ki. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K. Rabbim en büyüktür. Onun işi nedir. kâh o yoldan gelen su. Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. O yüzdendir ki. Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled. dua ederken. söz üstadı olduğunuzu. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. Eğer . O bir deri bir kabuktur. hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz. herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur. buyurdu. demekle yetinmedi. rüyasında bulanık bir suya düşmüş.

Öyle yaptı. O ibadet zevkini gördün. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. uzun boylu ısrar ediyordun. O bir sığıntı idi. dediler. "Alimler. âşık mıyım diye soruyorsun. Derviş debir söz söyleyemez. Biliyordum ki. Ona daha nasıl bakayım. böyle olur diye anlattı." diyerek bunda tartışmaya başladılar. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. o. On iki ayda bir geliyor. Kimyayı bana gönderin de. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir. Ben geldim. Adamın sözüne güleceğim geldi. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. Peygamberlerin. üst tarafını siz bilirsiniz. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım. İşaret etti. Ona zikri öğretti. Ben de biliyorum. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez. dedi.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. Önce. Bu iki temele dayanır. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki." demedikçe kimse ona iman etmedi. Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. Şehir ağası. "Allahtan başka ilâh yoktur. arkam sana dönük. Sonra da. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir. o. Diyorum ki.Eğer başka bir zaman. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. ibadet bundan ibarettir. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. cömertliği herkese açıktır. acemilerin yüzsuyu olasın. O da hırka sahibiydi. halk yoktur. 217) Halktan bazıları. ey Melâna. işte Ramazan geldi. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme. ne güzel yaptın diyordun. Nasıl olur ki. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. Mevlâna geliyor dedi. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. ben de. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. bir uygunsuzluk oldu. o benim sırrımdır. "Ben şeytanımı Müslüman ettim. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. mazur gör. kalk gel. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. bu sersem zahitlerdendir. Şimdi ulu Allah. başkalarına nasıl güler. bilgin ve yetkili adamdır.yüce Peygamberin. Mevlâna ilimde. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. fazilette deryadır. Bana. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. (M. senin önün de. (M. Hayır. Onları aldattım. 218) Zikir kabul etmez. dedi. başını salladı. hem de mürit idiler. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. Ben onu öyle okşuyordum ki. Kalktı ve gitti. sen. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez. Ramazan ayma rastlamıştı. onun yola gelmesi ondandır. üstün zekâlı bir insan değildi. düzgün konuşması. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele. Ama adam dosdoğru konuşan. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. sersem insan daha başkadır. bize gücenirdin. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. Onun o cevabı. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. bana işaret ettiler. Bu da bilinen bir şeydir. dedi. . kabul etti. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. diye bir lahavle çekti. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez. Bu Şemseddin. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik. daha yüksek birini bulasın." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım. sessiz bir şey olurdu. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim. yani yırtılmıştır. derdi. ondan daha büyük. O. Nereye? dedi. onun keremi. o. ihtisap ağası. dedi. herkes de bilir ki. Ben diyorum ki. Ona. sanki kendi değerini buluyorsun. dedi. Âdem evlâdıdır. O halde. gel. O ise. Evet. Ancak oğulları hem evlât. Başını kaldırdı. neye güler? Hazreti Peygamber. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var. Bana. Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. Allahü Ekber! diyesin. yani âleme gülünç olmuştur. Diyelim ki. peygamberlerin mirasçısıdır. dedim. ama o kimse ki cihan kendisine güler. Bir aralık dediler ki. hesap ettik ki. Ama eğer halk. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin. olmasaydı söz harfsiz. Sen de Müslüman. hayale gelen şeylerden daha yücedir. Padişahın biri. Senin hayaline gelen düşünceleri. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka. bütün akla. Bu her ikisi. diye öğerdi. başkalarına söz geçirsin. her şey haktır. O söz ona zehirdir. arkan da aynıdır. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür.

Muhammed Gazalî. o kendi sarığını tuttu. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit. başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. yok olacaktı. (M. Bey şöyle bir başımı çevirdim. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. Onlar gerçekte böyle yaparlar. dur. Bu gece. dedi. söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. orada yer yoktur. ayrı ayrı yatsaydık. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. Gerçi o sana sebebini söylemez. sırdan pek az bahsedilmiştir. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. Cihanda yaygın bir mısradır bu. Bizim aramızda ayrılık olamaz. Şeyh. ne de dökebiliyordu. dedi. boynun kopsun. Şüphesiz ki o zavallı. böylece hep benim elimde olsun. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. Gördüm ki. Orada herşey göz kesilmiştir. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir. çalgılar çalınsın da. ne kulaklar işitmiş. sarığım yere düşmüş. Kur'an'da. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. Hava ve heveslerle. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu. Mecaz. Biz eğer bu halin dışında. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. (M. aramızdan bir şey eksilecek. işte şimdi beni öldür. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir. Bu halde. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. Oysa. bütün lâfı Enel Hak. Şiir: O kimse ki. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. hakikat de mecazın köprüsüdür. dendi.başka hiç bir şey göremiyordum. Hemen oradan kaçarlardı. korkusuz yatardık. sinirlerimi. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. diye özür dilemeye başladı. öyle aciz bir hale getireyim ki. Kur'an'da. O. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. nasıl gidebilir? dedi. Onu öyle elimin altına alayım. Evet. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. Bütün felekler onun gönlünün altında döner. şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu. şehvetle dolu insanlara. derhal azarladı. Ta ki. dilin kesilsin. Ansızın gördüm ki. ne de insanın kalbine doğmuştur. Bir perdenin delilidir bu. bu huydan vazgeç dedim.Üçüncü kez okudu. Gönlüm onu bırakmaya.Ibni Sina'dan faydalanmıştı. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. mademki söylemedi. Çünkü dünya bir köprüdür. Kutsal hadiste. İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. yani ben Hakkım'dır. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. Ansızın bir gürültü duyuldu. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse. fesahatte. . Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. Ne içebiliyor. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. parmakla gösterilir. Hele şu. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım. ama düşüncelerine aykırı davran. onu bir an durdurdu. çalgıcılara. yabancılık girecekti araya. Sen. çok üstün yaratılışlı. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. eğer gelmeseydim. ama asıl sebep başka idi. ne gözler görmüş. bu ip ile asılır. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi. pislik yuvası gibi dolu olur. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır. davulculara seslendi. şüphe yok ki rezil olur. Gülümsüyordu. Oradaki Hak. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. demediği için hoşuma gitmedi. Onu bayındırlaştırmaya. 220) Dostluk onun dostluğu idi. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. namaz yerine sıçrattı. 219) Onu tekrar okuyor. Allah rahmet etsin."anlamına gelen bir müjde vardır. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. Tövbe et. geçip gitmeye razı olmuyordu. yere düştü ve başı yarıldı. bilirlerdi. "Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. inşallah Allah dilerse. geceleri. Mutriplere. O. O.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. bunu ne ile ispat edersin. hakikat'in köprüsü. Ama. Gazalî karşısına gelsin. sana. derviş sözünü aklında tut. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz.

köle olursun! Evet. Biri dedi ki: Onu bana ver ki." Nihayet o ne idi ki. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum. Büyük efendi. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki.(M. Ekmek lâzım. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. bağımsızsın. (M. Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. eve nasıl döner. o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. rahatsın. Hazreti Peygamber. Uyku ne gezer onda. ama öteki niçin helâl olmasın. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı. Hıristiyan sabah üzeri kalktı. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da. Çünkü kirler yumuşar. Allah onu doğruya çıkarır. Helvayı. helâl olsun! Allah bilir. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. Yahudi. dedi. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı. sonra zaten pek az. Ayakları uyuşmuştur. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. bu cevher herkeste yoktur. çağrıyı herkese karşı yaparsın. Yine Peygamber.dedi. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki. iş Allah bilir. yolda para buldular. Kur an'da ne güzel incelikler. başaramadı diyelim. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. evet yalan söyler. değerli ömürlerini. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. orada nice paralar sarf edenler değildir. Ama." Yani biri burada bir hizmet yaptı. sade meyhaneye gidenler. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. Ama Müslüman gece yarısı kalktı. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. demekle tamam olur. ondan bir pay alırlar. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. bütün bir topluma erişmez.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. ne hamamcı razı olur. Buna. Sen daveti. daha üstün bir hal idi. benim yolumda yürürler. Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken. giyeceğimi de sağlamaktadır. elbise lâzım. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi. şimdi erkendir. O. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş. ama hepsi birden kımıldanınca. onunla helva yaptılar. O zaman. Ne mutludur o kimselere ki. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım. Israfçılar. dediler. Ancak. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur.A. gamsız ve hür yaşıyorsun. Benim işim böyledir. yahut zehir cinsindendir. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. savruklar. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. Bunlardan konuşmak hoş değilse de. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. buyurdu. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. Nasıl ki. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki. yarın yeriz. Ama bu. tam vakittir. . herkes inancından başını sallasın. ne de hamamcıyı yaratan. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok. sırlar var. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. bir dönüşün eseridir. Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş. Bir kaç ahmak haram mal topladılar. şüphe yok ki. onunki yine ağır basardı. benim yiyeceğimi de. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese. hizmette duraklama olur. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek. âşık ve yoksun zavallı. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar. bedenin kirini evden hamama götüreyim. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. ondan aydınlanırlar. Bana. Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın. sen de zavallı yoksun. ona kul. ben de kalktım helvayı temizledim. bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. Çünkü vakit. başka bir hal. istiyorum ki.

Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler. koyun kebabını beklemedi. Senin elinden inliyorum. dışarı götürün bunları dedi. Ona. dedi. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. yok bulamazsam elimdesin. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. Elbise karşılığı için ne derler? (M."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir. domuz. çok da yiyecek götürmüşlerdi. dedi. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. dedi. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu . onlarla öylesine meşgul olmuş ki. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. bu böyledir. oradaki pis döküntüleri yerdi. Hallacı Mansur gibi olmayayım. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. Ben bir vakit istedim ki. evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir. hiç bir şey geri bırakmamışlardı.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi. hoş bir şey. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. Ama faydasız uyku gelince. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. Gezip dolaşma belli olmasın diye. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. Gönlümde bir şey burkuldu. Benden ne ücret istiyorsun. (M. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. eğer buraya gelmese. Her taraf bom boş. Hoş geldin sefa geldin. bu mânada anlarlar. kaplumbağa. Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin. anlaşıldı! Ama geçen geçti. Benimle pazara gider. mümkün olmadı. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. benim o kervansarayda bir odam var. karnını doyurdu. Gündüz uyumadım onunla. dedi. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum. tilki. Senden bahsediyorum. sevgili ile geceleri halvet olayım.sen git kendi makamına çekil. fil. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler. bu kimden bahsediyor dedim. Hırkasını sırtına almış. Ama ümmetimin fukarası demediler. köpek. inledi. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. bu saatten Çabana kadar burada kal. Seyyid Hattat'ın dediği gibi. hayal bozguna uğrar. Aynı sofî şakalarına başlardık. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim.. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. sarığını külahını giymişti. dedim. âşık olacağım. kirpi. Beni çağırdılar ki evimi göreyim. O çağlar geri kaldı. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. Ne söyleyeyim sana! Sen. Oturdum.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. demeden öylesine kupkuru davranıyordu. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki. O teraziyi. o sırada aşağı gitti. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. O eksik idi. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu. Benim hemşehrim oluyorsun. Evet. şaka ve edepsizlikler eder. Gündüz akşama kadar uyursun ki. Ondan sonra dedi ki. Müminler. (M. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı. 225) O yüksekten beni gördü. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. raksetmeye başladı. Dağıtın. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. geri dönmesi mümkün değil. Ne yazık ki. bir ah çekti gitti. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti. sana elli dinar ikram edeyim. o zaman da ben oraya giderdim. hep onu gördüm. Üstü kapalı söyleyeyim ki. Ama hep onu değil. yengeç. Şimdi de artık mal yiyordu. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider." buyurdu. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. Ama ilk konakta hepsini yemişler. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. Ben zahidim dedim. Ben damda idim sağıma soluma baktım. dedi. 223) Tebliğ etti. Ah ve feryat etti. beyan etti. kertenkele. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. nasıl olur? Nur üstüne nur olur. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler. fare. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. Tebrizli Zahid'e göre. çok bile. yüzümü doğruca binaya çevirdim. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. derdi. hemen çarh vurdu. Ah. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. senin için. ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk. Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. bildirdi. Titredim. kurt. O can dostudur. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. Gördüm. Vuslat geceleri olsun. Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti. Sebebi anlaşılamadı. Öğle sıralarında da gelmişti. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. Öyle bir delikanlı erkek idi ki.

burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu. karnını doyurur. dedi. Özgürlük çok hoş. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. Ama bunları hep Hakim Senayı. Nihayet ben de onun için istiyorum. Yürekler paralar. o süt de içer. diyordum. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki. Ne gariptir ki. bir nazenine naz ediyorsun. bir söz söyle bir şey emret. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. dedim. demiş. her neyim varsa ona vermek istiyorum. Ne nazım'dan anlar. Ama kanatlar açık ve boş olursa. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. Ceylânlar. böyle ağlıyorum. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. o kadar duman yuttu. keyfine bak. Ne olur açık söyleyemiyorum.yaşamaya razı idi. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. Maksadı bir söz söyletmekti. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. ayağı bağlı idi. En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M. adam. tekrar ona verdi. Ona. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. ahmaklık etme. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. benden bir şeyler geçti. ciğerler söker. Şeyh gülüyordu. falan gün de ben böyle . göklerin yaratıcısıdır. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. dedi. dervişlik vardır. dedi. dostun var mı? Evet. dedi. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. onu benim karşıma getirdi. Nizamî. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun. bizi kabul etmedi. Kılı kırk yarıyordum. Aman bu adamı yakalayın. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı. deyince. Kürsü'yi. Sürmari'nin oğluna karısı. Sen başka bir yerde nazeninsin. Falan gün başını örttü. Arş'ı. Ancak biraz üzüntüsü var. benim ondan ayrı kalmam çok çetin. Görmüyor musun ki o oturmuştur. "kendini bana göster" dedi. Evet. yoktur. yahut da hal ehli değildir. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. Orada bulunan birkaç Arap da. Belki bir çiftçi. Kutup. Bir yerde ki. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. O hiç aldırmadı. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. bu yolda senin yoldaşın. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm. Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. senin makamın nerededir? diyordu. ne de düz yazı bilir. ululuk bulasın. Herkesin bir azığı vardır. açık cefalarda bulunuyor. yahut bir köylüdür o. kaçtı. yoksulluk. Cennetleri yaratmıştır. Şamda bir adam vardı. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. Izzeddin. Kutup geldi başını önüne eğdi. Nurları. Kendini ona verdi. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. dedi. o bütün mavi boyaları herkese verdi. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. taklitçi değildi. Onların halinden anlatmaya başladım. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. çocukluk etme. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki. Hakanî ve Attar mı söyler? (M. Yüce Allah. niçin bir şey söylemiyorsun. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin. Peyniri Pars denilen canavar da yer. geri dönmek de artık mümkün değil. Bana sövüp sayıyor.Ama sen diyordun ki. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum. 226) Allah nuru ona çakmıştı.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. var. odur.

bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur." (K. dervişin biri. bana başka biri geldi. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş." (K. ama gerektir ki o da zahiri korusun. Nasıl ki. "İncinme. yerden maksat da onun vücududur. 229) Ama Hak.söyledim." (K. Öküzü gördü. yoksul olarak öldür. o da aracı dostun ayağına kapandı. ama herkes kendi halini anlar. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir. Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. Ben biliyorum ki. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. Gittim elimi karnına koydum. Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur. sen gitti. kulağını yahut başını okşayayım." buyurulmuştur. o zehirdir. Hazreti Muhammed'in kalbidir. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. Kuran'da. yani kâinatın elçisi. namaz kılsın. Bana açıkla diyordu. hem onun hem de bunun dostu idi. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam. Köpek de yavrular doğurur. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki. İsterim ki. diyelim ki ağzın şeker doludur. Kendine geldiği zaman. Hazretle kaç defa konuştuk. haberim var. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. (M. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür. bir dönüş içindir. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan. Allah Kur'an'da. onun halinin ifadesidir o sözler. Bunları çağıralım. ama Şehzadeyi göremedi. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. bakalım ne olacak? vah. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak. "Yerde ve göklerde ne varsa. Bir kimseden incinirsem onu yakala. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. Burada göklerden maksat. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. Allahındır. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. peki sirkenin senin ağzında ne işi var. (M. Ama Muhammed'i. Dedi ki. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler. Beni ululayın. el kaldırmak yakışmaz. Büyük Hamid. dedi. onun dimağı. Yoruma dikkat et ki. bu ne gebeliktir. dedim. Beni mi daha çok seviyorsun. Arşa hâkimdir. 228) Ağzın sirke ile doluysa. Dedi ki: Hazreti Peygamber. 20/3) buyurulmuştur. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor. ben Kerimiddin'i severim. Ben de onu istiyorum. Başka bir âyette. beni yoksul olarak dirilt. düşmanı da severim. Gördüm ki gebedir. başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. Derviş kadınlarına bir şey söylemek. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin. utancın ne yeri var? Adamın biri. "Siz sanır mısınız ki. Derman derdin olduğu yere gider. sizi boş yere yarattım. dedi. Ebubekir'in dostu. . Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. 23/117) buyurmuştur. 2/206) buyurulmuştur. dnu götüreyim. "Rahman Arşın üstündedir. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. Aşk her ne kadar fazla olursa olsun. içi doludur. Ne var ki. ama onu dinlemek istemem. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da. Hep onun hikâyesi. Her kim. Tattım. âşıka daha hoş görünür. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra. onu yakala diyorum. övmeye değer. bana hiç ziyanı dokunmadı. Kalbim ağrıyor. Büyük Izzeddin. Allanın huzurunda duygulansın. O Arş denilen makam. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi. dostumsun demek.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

ötekini başka bir balığa dikmiş. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim. Gözünün birini bir balığa. gel gel dedi. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. başka kim olacak? Düğünler. gemiciden sordum. Ne yazık ki. Allah daima gayretli davranır. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. o zaman geçti. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz. 239) Bu şükran secdesidir. başka bir parıltı daha belirdi. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. onu çekmeye başladı. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. Önünde bir pul değerinde helva var. Nasıl ki. ben doğru konuşuyorum. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer. Hem de söylemek gerektir ki. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır. Bizim canlı Allahmız var. (M. sinirini koparır. Fare. benim tersim de sensin.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. sen bilirsin. benim nazarım ona. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. Diyemez ki. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu. ölüm bin kat daha hoştur. Üstat ve kâmil bir insan idi. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. güzel tedbirler alalım. Söz sözü açar. Burada işi düzeltmek gerektir. Geldim eteğine yapıştım. sensin dedi. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına.dedi. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. Fare. . Ayağını suya basan deve. önce kumaşı ölç. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek.değerse Müslüman olur. kendi yerini de gördün. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır." (K. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. Deve uysallığı. 78/9. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk. iyi bir iş yaptın. Sudan geçmek kolaydır. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir.Farenin biri devenin yularına yapıştı. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. Bunun sırrı başkadır. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık. Sen akıllı kişileri dinle. derler. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. ama dizden dize fark var. Kur'an'da. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. Sen kimsin? diyordum ona. Benim ipim uzun. Beni Allaha ısmarla. Çünkü ben Allahyım." buyurulmuştur. alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek. ancak teslim etmek gerek 'o kadar. evlenmeler bir türlü değildir. yürü bakalım! Fare. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. Eğer söyleseydim ödün patlardı. Hakîm Senayî'nin hem müridi. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen. hiç aldırmadı. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. hiç kimse konuşamaz. işlerimizde daima iyi. sonra kes. dedi. Biri sordu: iblis kimdir? öteki. heybetle bir baktım. ömür vefa etmiyor.hem de şeyhi oldu. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. Bir dindarın önündeki bir akçe. "Uykunuzu size rahat sebebi. su çok büyük ve derin. gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. cennette kendine açık bir makam hazırladın. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. Bu da nefsin düğünüdür. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır. Şimdi sen de tövbe et ki. kenara çekildik. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur. Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir. bunun sözünü etmeye değmez. hiç bir ses çıkarmadı. yahut keski hiç yemeseydim. geceyi size örtü kıldık. nihayet dizkapağında. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. dedi. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. Uykunuzu rahat. deveyi su kenarına kadar yürüttü. dedi. demeyesin. O çabuk yürüyüşlü. (M. dedim. 10) buyurulmuştur.

Anne mızrağımı ve kılıcımı getir. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. Bu hırkamın kolunu öptü. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar. biz çok sopa yedik. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. Kuran'da." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. bu. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır." (K. onun heybetinden eve kaçtım. ne de cin eli değmiştir. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. öteki yankesici. Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı. Kadının biri bu sevdada idi. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum. Efendimiz dediler. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. ama hiç kimse bilmez. . Peygambere. yağmur gönderdi ki. Sağırın biri değirmenden geliyordu. sensin. Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. Köpek havladı. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. kendi kendine. 241) "Söyle ki. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim. değirmene doğru giden birine rastladı. Bunu o söyledi. 55/56) buyurulmuştur. dışarı çık. (M. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber. onlar da pek çok eşya götürdüler. onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. ben sizden herhangi biriniz gibi değilim. dedim. çağlayandan. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki. Parmağımı öyle bir sıktı ki. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. Selâm vermeyi bile unuttu. Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez. hav hav senin annen babandır de. birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. Onlar geç kalmışlardı. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. soğuk kaçtı. Onların aralarında yaptığım o işten. Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın. Mevlâna'yı değil. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. Sustu. yine de Yahudi. falanın başına ant içeceksiniz. Yarabbi onu tut. hav hav. onu onu! dedim. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. Siz şu katırı kulunuza veriniz. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. dedi. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. dedim. konuşamadı. Yedi Tacik üstümüze saldırdı. O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır. diye soracak dedi. diye düşündü. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı. şüphesiz ben de sizin gibi insanım. Yani ben açık bir iş yaparım. o da bana vahiy gelir. Hey anneciğim. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler. Şarapçının biri şarap satıyordu. Ona göre kıyas et. o geç kalır. bu ayağı da değil. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. yürüdü. bunu değil. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. benzerler ve eşler niçin olsun. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. Sonra tekrar dili açıldı. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi. (M. Sen bana bakma. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı. ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım." (K. görüyorsunuz ki. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. ama o yine de Yahudi'dir. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz. onlara ne insan eli. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki. Niçin sıkıldın. Ama çok soğuk ve yersiz olur. hey anneciğim! Silâhımı getir. falanı değil. Şu şartla ki. Benden bir söz işitti. Hazreti Peygamber." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. Meğerki ben istemiş olayım. dedi. mahallenin başında havlayan o köpeğe. dedi.

Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı. Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden. Bağdat müderrislerindendi. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler. çok ilgi gösterdi. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı. Eğer başkaları işitecek olsa. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim. kara sevda ve delilik hiç değil. ne hayal. Gerçekten böyle oldu. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana. O kendi başını. Halife. zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. Bana falan şehre git. bundan bir uğursuzluk sezdi. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi. Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. Yavrum. bu sözleri onun deliliğine yorar. istersem giderim. Allahya ant içerim ki bu hayal değil. 243) Anne hâlâ şüpheli idi. ne de sayıklamadır. ünü halifeye kadar ulaşmıştı. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. her şey yerli yerinde. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. Komşu kadınlar. Maksat. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım. Annesi bu haberden çok ürktü. Bir daha böyle şeyler söylemesin. Hayır. Allahnın kutsal sözündeki mânadır. O misal yönündendir. gümüşler getirmişti. 242) Saidi Müseyyeb. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti. Çünkü sözde mâna. Yoksa ben seni sevenlerdenim. istemezsem gitmem. dedi. olanı biteni annesine hikâye etti. Annesine altınlar. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. henüz şüphesi geçmemişti ki. ne tuzaklar kurdu. bu ne düş. insaflı olanlar insaf ederler. Bu oğlan başımızı yiyecek. yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. kara sevda sana geldi diyorlar. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. bütün yollardan ve gidişlerden. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. kızı gece evine getirdiler. Hal hatır sorduktan sonra. diye emredersen. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. medrese. dedi. elime geçeni burada sarfedeyim. Onun ne yeri var. bu nasıl olur? Kız. pişman oldum. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. Bayağı divane oldu. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. mânada söz kalmadı. En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. Kadına yaraşan en iyi iş. bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. Sonra tekrar etrafına bakındı. aman Yarabbi! dediler. güzel kızımı sana ereceğim. dedi. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu. (M. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar.) yolu gibi aydınlık yoktur. Tekrar evine gitti. Said'in bir de çömezi vardı. . Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. Güzellikte. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. dediler. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. ama bir türlü elde edemedi. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı.S. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir.

arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. Biri gerektir ki beni güldürsün. Çünkü biz dünya adamıyız. der. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim. Benim gönlüm her şeyi istemez. hayır. o perde içinde dünyadan göçtü gitti. Gördüm ki. başına şarap dökerler. dedi. "Gördün mü. raks eder. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. biz de öyleyiz. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin.A. ama o da buradan değil. 245) "Sultan. Soğuk ve donuk şeyler. ne onlar bizimdir. Onun altını da var. Ondan. Evvelce sende ondan var idi getir. Ben ahvali biliyorum. Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. Derviş. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. ne de biz onlardanız. ama yine hoşlanıyorum. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir. kendi nefsine perde oluyorsun. kerem sahibi olur. Benden bunu öğren ki. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. dedi. Keşke onun göğsünde tüy olaydım. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın.) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. yemeğin karşısında sabredesin. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler. büyük aşk derdine düşmüşlerdir. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki. Onun da sakalı var. ama belki o bizden daha üstündür. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır). dünyaya yaramazlar. yahut beni unutan zata uğrayalım. O ben bir şey değilim dedi. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. perhiz edesin ilk işin budur. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. der. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. onlara yaraşır. Fakat bu başkalarının işi değildir. benim de. Ben neredeyim? Benden haberi yok. bunu anlattı. ona biri. der. İşte böyle şimdi ne yapalım. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. alnında bir işaret görüyordu. Derviş evine gitti. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. Öteki bir hava tutturur. biri de olmalı ki beni güldürsün. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. Dünya ahiretin köprüsüdür. dedi. ama sen önüne perde çekiyorsun. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. onun hiç bir şeyi yok.onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. başka hayallerle karıştırıyorsun. Ebubekir onu bilmez. ben bir şey değilim der. Kur'an'da. onun ise dünyada gözü yoktur. bir sofra getiriyorlar. başına su dökerler. diye yalvarır. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? . Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M. Meğer. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. ondan daha yok mu? getir. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. dedi. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. Biri ağlar. bunun başka mânası vardır. Evet onlar azap çekerler. Hoca keramet göstermişti. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. biz de sizin. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. Biri okunu uzağa atar. o belki. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir.. Yarabbi işimi kolaylaştır. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti. müsaade et de biraz gönlümü avutayım. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez. Ah ve figan çocukların işidir. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var. Hem kendin. urbası da var. dedi. ondan getir. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. Bu da ne oluyor derler. Bunu anladım. var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum. dedi. Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. Evet. Senin. Bu iftiradır. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K.sözü öğünme yönünden değildir. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. Böylece onların adları anılır. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. senin yanında onlar gerektir. Ben sana bin dinar vereyim. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. ey Allahm gönlümün dilediğini ver. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. ilâhi söyler. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. dedi. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. O öyle arıktır ki.

Çölleri aşmak başkadır. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. dört yüz oda yaraşırdı. Bir işimiz yoktur diyoruz. Akıl sahibine bir işaret yeter. bu namaz kılmaz. Sonra bir çölün ucuna varılır. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. Bunlar akıllı. Yani dileği uğrunda uyumazlar. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. Olmaya ki. halinden hoşnut musun diye. Eğer işitirse. dediler. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. yahut dinler de söylemez. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar. madem ki biliyorsun. Kudret. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. işittiğini ya söyler de dinlemez. Onlar. diyordu. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. Doğrudur. Evet. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. Deveden düşersin. doğrudur. Bu sana uyku getirir. Ebu Said bir topluluğa rastladı. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. Gel demesine imkân kalmaz. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Ona söylerim ama tekrar unutur. ama içinden elini ağzına kapa. aşağı inmek değildir. Hazır buldukları ile . Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. herkes kendi başının çaresine baksın. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. o yüceliği. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. Müjdele.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. Güneş böylece her tarafa bakar. çulhadır o. 156) buyurulmuştur. bak ki. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın." (K. dedi. 248) Perdenin arkasına git. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi." (Bakara sûresi. Münadiler. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. Size tekrar söylüyorum. Çünkü bu ses neyden çıkar. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. "Sizi korkudan. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. çünkü ateşten kaçmaz. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M.)yüce katına getirdiler. (M. ayık sarhoşlardır. temel onlardır. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Allah bilgini. Haccın zevkine ermek de başkadır. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. Hiç bir iş yapamıyorum. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Dil yarası acıklıdır. Allah her kemali anlar. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. adamcağız. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Halbuki ona iki yüz değil. (M. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. Halbuki. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. mey içerler mest olurlar. Kıyamet peşin kopmuştur. der. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. evet fena değildir. açlıktan veya can ve maldan. Aşktan yüz mü çevireyim. Çocuklar. Önceden söylemek gerektir ki. bir zerre kaybolmaz. Feryada gücüm yetmiyor. onu düşünmek bile gerekmez. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. çabucak yemek geldi. Bunu sonradan söylemek yalandır. Ondan bir feryat kopar. ikinci hafta. çığırtkanlar bağırırlar. Gittiği yerde ne bir. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. Ayaklarının altında öl. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Hiç şüphe yok ki. kuvvetli dayanağın var. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit. çocuk babasını göremez. doğrudur. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. O çocuk yolda kalır. hemen bir hüner gösterdi. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. dedi. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. çekilen emek nispetinde elde edilir. Hazreti Peygamberin. Falan. ne tuhaf oyuncaktır. işte bir iş çıktı. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. Keşke surette uyuyaydık. A. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Bu da bir imtihandır. bunlara sabredenleri müjdele. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar.

ama içinden elini ağzına kapa. bunlara sabredenleri müjdele. isa'ya inanan Hıristiyanlar. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. Aşktan yüz mü çevireyim. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Dil yarası acıklıdır. Önceden söylemek gerektir ki. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. . bak ki. mey içerler mest olurlar. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Olmaya ki. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. Müjdele. ne tuhaf oyuncaktır. Bunlar akıllı. aydın bir gözüm vardır. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Tekke. Çölleri aşmak başkadır. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. Hiç bir iş yapamıyorum. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Yüksek bir başım. neresi düzlük. Ebu Said bir topluluğa rastladı. dedi.ihtiyaçlarını giderirler. halinden hoşnut musun diye. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Deveden düşersin. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. Onlar. diyordu. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. 248) Perdenin arkasına git. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. herkes kendi başının çaresine baksın. Gel demesine imkân kalmaz. Sonra bir çölün ucuna varılır. neresi bozuk yoldur. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Haccın zevkine ermek de başkadır. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. ancak. "Sizi korkudan. böyle bir topluluk için açılmalıdır. temel onlardır. Falan. adamcağız. Kudret. doğrudur. (M. dört yüz oda yaraşırdı. Bir işimiz yoktur diyoruz. Katır. Katır. Ona söylerim ama tekrar unutur. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Çünkü bu ses neyden çıkar. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. yahut dinler de söylemez. Münadiler. onu düşünmek bile gerekmez. A. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. ikinci hafta. işte bir iş çıktı. bu namaz kılmaz. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. (M. Bu sana uyku getirir. Bu da bir imtihandır. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. der. O çocuk yolda kalır. ayık sarhoşlardır. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Akıl sahibine bir işaret yeter. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Allah bilgini. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. çığırtkanlar bağırırlar. doğrudur. Bunu sonradan söylemek yalandır. hemen bir hüner gösterdi. neresi yarı düzlük. çabucak yemek geldi. Gittiği yerde ne bir. Feryada gücüm yetmiyor. Halbuki ona iki yüz değil. Evet. Allah her kemali anlar. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. 156) buyurulmuştur. Eğer işitirse. Kıyamet peşin kopmuştur. Ayaklarının altında öl. Anlarım. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. dediler. Doğrudur. çocuk babasını göremez. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. ben yüce himmetliyim. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. Hiç şüphe yok ki. aşağı inmek değildir. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. başım havadadır. evet fena değildir. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. Tekke. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. ben ise çok kere kervanın başındayım. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. açlıktan veya can ve maldan. işittiğini ya söyler de dinlemez. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür." (Bakara sûresi. kuvvetli dayanağın var. ancak. dedi.)yüce katına getirdiler.

Bari sen gel.Bir kaç kişi vardır ki. dedim. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır. Pabuçsuz dışarı fırladım. Meğer ki sultan ona yardım etsin. Evet dediler. Her nerede ki. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin. hoşa gitmez. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. bir tayfa da Mustafa (S. Bir zümre de Allah taklitçisidir. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor. Allah rüyada görünebilir derler. Gaibi anmak. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. bu varlığa doğru her an ayrılık var. Falan yeri tutalım. bir şey okuyayım ki. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. karşıma geçer. Yemin. T harfleri. işin içyüzüne bakarım. Arap dilindeki mânalar. neredeydin ki. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler. hazır ise vahşet. Şah mı geliyor? dedim. işin içyüzü böyledir. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim. B. ayrıca. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki. Dışarı çıktım. billahi. semiz bir delikanlı da olsaydı. Müjde dediler. 250) Bir zaman din bilgini idim. derler. ya gaiptir. ah git der. Ya hazırdır. Bu toplulukta hep bundan bahsederler. Zavallı ben. zulümdür. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. . böyle konuşmayı ayıp sayarlar. gelmedin? dedim. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim. Marifet öğrenelim. dediler. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu. hazır olanı anmak da ürkmektir. sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki." (Kehf Sûresi. Bir zümre vardır ki. Gıybet ise büyük günahlardandır. niçin geldiğimi nereye gideceğimi. Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. istiyorum ki. Derler ki: O. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. öteki de onun hakikatine işarettir. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum. tallahi derler. Bir çoğu da onun ne rüyada. eğer o sırada yanımda olaydın. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. Kur'an' da. Zavallı kapıcı. diyorlar. Öyle bir yumruk vur ki. yaşa! Ömrün uzun olsun. bühtan. Bu bir nevi küstahlık olur. ürkeklik gösteriyor. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. Şah gitti.' Dört büyük günah. yani Allahya işaret eden zamir. şu duvara vursan delerdi. Her lâhza. önüne koştum. (M. Biri doğrudan doğruya ona. ondan uzaklaşmak. Yeniden canlandım. Eğer git derlerse.. gönül taklitçisidir. halbuki karpuzun tadı hoştur. Allahdan söz açarlar. kardeşlerim var. çabuk meşhur olalım derler. beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. Bir topluluk da hem onu taklit etmez. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. Onun yanında çok zikretmek. cevherimin ne olduğunu. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). iki kısımdır. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. yani gıybet. (M. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. O der ki: Allah arş üzerindedir. iki halin dışında değildir. bir zümre safa taklitçisi. hem de ondan söz nakletmezler. Divane oldum. "Ey Resulüm söyle ki. o medresede o ciheti öğrendiler. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz. Çünkü o taraftan. aynı şekildedir. kan dökme. 110) buyuruyor. sultan şöyle yaptı. Bazıları vallahi. Arap kılığına bürünmüştür. Beni kurtarırlar mı. Bu der ki: o mekândan münezzehtir. Bilgiyi. denilebilir. böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor. şimdi geri geliyor.) taklitçisidir. diye sesleniyorlar. Bunlar taklitçilerdir. falan medreseye yerleşelim dediler. gel git. gideyim danışayım. Diyelim ki.A. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. O taraf aynı renkte. ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler. Onun arı ve yüce benliği. yani Allahya. benim de tanıdıklarım. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. Armut boğazda düğümlenir. Artık biz de şaşırdık. kendime geldim. Evet. Hak âlemi hoş bir âlemdir. Zikreden bir kimse. ancak kendiliklerinden konuşurlar. Allah karpuz gönderdi. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım. dedi. Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir.

o da sevinçle raksa başlar. o. sonra görünmez olur. kendi kendine yansın dedi. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. gerçek budur! Nasıl ki Allah. Her tarafı dolaş. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. çevreleyen bir kâse de yok. Gerektir ki o selâm versin. Onu. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. Tertip ehli erenler. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. bu sana müyesser olmuyor. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. Bunların gerçek raksa başladığı saatte. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. ama dadi. Ona ümmet olunca. Hazreti Resul. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. bakınız. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. o geniş yenleri ile. Kayıplara karışır. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur. Musa'ya. Henüz hamdır diye bir ses geldi. Deve ayağını suya soktu. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su." (Kutsal hadis) buyurmuştur. Hak Peygamber seninle iftihar eder. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. bari çileyi boz da dışarı çık. felek boşluğunun güzelliği. cansız şeyler.Mısra: Kâbeden. Bu mim ise mânanın perdesidir. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz. Allahnın sözünü. Onu kendi köşesine salıver ki. Erginlik yaşına varmamıştım. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim. Kör Bedreddin'in damadı. 252) Beni dolaştırıyordu. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler. Bir su kenarına geldiler. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. gönülalçaklığı göstersin. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. dedi. Bugün. yarım selâm bile vermez. hem de secde etsin. gel gel. der. onun dilini. isa'ya göstererek seninle öğünür. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. Henüz çocukluk çağında idim. bu adam benim ümmetimdir. Ola ki o seni görür. "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. Yahut bal içindeyiz. (M. eğer Muhammed batıda olsa. ayıptır söylemesi. Su diz kapaklarını geçmiyor. bütün varlıklara değer. puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir. O nasıl ayrandır ki. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. kolayca geçilir. Karınca. görünüz der. Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. elini tutar. ucu bucağı yok. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. bunlar hep insanlarda vardır. Bu şiirin kelimeleri. . Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. o coşkun dost beni yakaladı. benim başımdan aşar. sen ona ümmet oldun. onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. Ancak yakınlık yönünden olsun. senden hiç yüz çevirmesin. Şimdi hale ve işe bak ki. Yüce âlem sensin. Canlı varlıklar. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın.

Şimdi o ölünün vasıflarını say ki. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin. sevinirler. dervişe. 254) Kuran'da. Allah sevgisi gecikmez. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. (Enam Sûresi. başkalarına öğüt vermek. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. kulluk ondadır. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. fakat bizi unuttular. kendi nefsini unutmaktır. o zaman zorlanma zamanı değildir. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki. 60/1) buyurdu. ona göre ağlayayım. nefsime taatten. dedi. Musa Aleyhisselâm. Melek. ağırdır. Ona da akıl perdedir. Derviş şaşırarak. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın. burada güvenlik kazanılmaz. ve nereye gideceğini bilsin. İç ve dış duyguları da bunun için verildi. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek." ve sonra (kulunun dilinden). Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim. sen kimin elinde görüyorsun. Bu birliği. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. güvenlik yolu buradan çıkmaz. melekût üzerine çıkamaz. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. cevap vermedi. Çünkü bu duygular. işte benim üstadım budur. kulluktan sorular sordum. nereden geldiğini. sofiler temiz yürekli idi. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar. sana konuk geleceğim. evin yolunu çıkarır. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. Nasıl ki Allah. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. Bu gerçeklenmemiş. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. Derviş. (M. Etrafında toplanırlar. 91) Kur'an'daki. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. Ruhuna binlerce rahmet olsun. Musa. . "Benim katımda söz değiştirilemez. ama evin içinde yol çıkmaz. bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. çabuk su getir. Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz.Sonra eline bir ekmek parçası verdi. En iyi öğütçüler. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır. "Ferahlandılar. sözdür. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır. dedi. Talip için dedi ki. O sağlam imanım başka bir şey olur. Sıkıntıdan kurtulurlar. nimet sayarlar ve yeri öperler. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz. Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur. ama başka bir işte de kullanırlar. dedi. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. evet. ben sana iki kat kulluk edeyim. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma. dedi. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü." (K. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. Bize vaat ettiler. O uzaklaşmaya yol açar. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe. Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. şaşırırlar. bir dervişin eline iki testi verdi. önünden sonundan haberi olmaz. İki defa doğmamış olan mahlûk. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır. Gerçeklense de gerçeklenmese de. Bir sema âleminde idi. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'". 194) buyurmuştur. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir. Zamane onu da götürür. son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. gönül perdedir. farkı yoktur. Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran.

Hazreti Muhammed. münkir olmaz. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken. şimdi nebilerinkine başlayalım. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. diyeyim. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. benlik ona perde olurdu. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. O. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım. ne oluyor? dedim. Şimdi gerektir ki. (M. 3/197) buyurulmuştur. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'. dedim. Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir. dediğinden bahsediyorsun. cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. diyor. Bir saat oturdum. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. âfetlerden kurtulsun. Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. yüzünü gördükçe iğreniyorum. Yenine vursam. Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. ama gelmedi. Kudret Allahnın elindedir. tutarsam dışarı atarım dedi. "Yer sarsıldığı zaman. her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin. Orada . teklif de fazlalaşır. mühlet vermiyor ki. 255) Istırap. O kadıncık. Mademki böyle oluyor. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki. 256) Tavîl. Ben konuşayım. bütün yeryüzünü titretirdi. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir. bunu inkâr etmişti. Hakkın sözünü dinle. Bir kimseyi. 1) buyuruldu. Ona uymayan bir insan. Kâfir olan Yahudiler de. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. Her ikisi de olabilir. Bu bahiste benimle kavga etmişti. Artık dışarı çıktın. önce korku gelir. (M. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi. Tebriz'e de gideceğim. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. o kahpe. bir şeftali vermedin! Ben. Çünkü bunların arasına düşmüştür. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. Senin işini düzeltirler. "Genişleten kimse. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım. Bir öğüt yetişmez. Gönül için.Yer sarsıntısı. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş. öteki selâmette kalır. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. Yani. yahut Yahudi olurlar. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. Lut Peygamberin o ahlâksız. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar. Vav. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun. kolaylıkla saçasın diye. Gerektir ki." (Zilzal Sûresi. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi. Diyelim ki. genişlik bulur" buyurmuştur. Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi." (K. asılmış üzüm hevenkleri. Kâfir olan Nasranî. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. ister başka biri olsun. Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. öküzün bacağından olsaydı. yenini namazdan indirir. ben ondan batkın bir haldeyim. Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. Bu güzel cevaptır. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. Bu tatlı baldır. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda. O ister adam oğlu olsun. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. (M. Lehaverli Şeyh Şeref. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım. ama bizimkini geri bırakırlar. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir. demiş. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır. Ben göremiyorum ne yapayım. Bu Zehra ile o. ama öteki cihet ne oluyor. onlar nasiplerini alırlar.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir. sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar. Peygamber idi. ister cuma günü. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. 257) Oraları görmedim. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. yani onun muhatabı oldular. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker. gel bir kenara çekelim. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. Ancak bu. Bakayım topal mıyım. hangi marifetten bahsediyorlar. Sana bir hikâye anlatayım. söz söyleyelim. A. Kâbedir. bir kaç kişi de vahyin indiği yer. Ne kör ve sağır ediyorsun. Halbuki bir şehir alt üst olurken. cinsî sapık değildi.

teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. dün gece o kadar yedim ki. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. bana da ver diyor. seni sevmişim. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir.falan minberde vaaz ediyordum. denk geliyorum. Ben senin duacınım. dedim. bu olmasa postumuzu yüzer. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. ertesi günü daima hamama gider. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor. bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin. Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı. Ben gidersem de razı olmuyorsun. bir kısmını da oturarak kıldım. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. Bu acizi de birlikte götür. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. sevgimi açıklayamam. ben idim. ancak bir saygı gösterme vardır ki. bir yıllık günahını giderir. Eşek misin sen? Evet. Onun elde edilmesi kolay değildir. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. Ondan sonra Bağdat'a. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. (M. Evet. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. Ben eşit. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. Öküzlerini al diyeyim. onu oyalarsa yetişir. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. Görüyorsun ki. ama beni de çamura atıyorsun. bir çok eşekler geldi geçti. dedim. Adliye Emirine bir öpücük vereyim. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi. Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. Ancak diyorsun ki. dedim. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. Şimdi sen. Eğer bu satranç oyunu. O. Duydum ki. Daima ayağım ağrıyor. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi. 258) Üzülme. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. dedi. tam denk geliyorsun. kendi yaslı yuvamıza gidelim. yıkanır. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. Nihayet denk geliyorsun. diye düşünürüm. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. sonra Şam'a gideceğim. Sakalını öptüm. dedim. para toplamak sevdasında değilsin.

(M. Nasılki Mevlâna. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır. Bu. Ey Allah elçisi. Zeyneddin benim müridim idi. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. Kavga koparmak için yalan söylüyor. biraz önce filânla birlikte idim. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı). dedi. Bu millet ise aksini yapıyor. Tarîrı. korku içinde kalırlar. ondan halvette bazı şeyler sordu. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir. Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. O kimse ki hem bu adama gelir. Neticede hakikat böyledir. her zaman beni kutlayın. Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum.kimseyi yakmasın. — Yoksa nebiler mi? — Hayır." Sahabe. Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar. Bu her iki söz de bir anlamdadır. Zeyneddini Tusî on. Hak yüce Allah asla "Enel Hak". bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar. Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır. karşılığını peşin alırlar. Bizim her neyimiz varsa hep onundur.diyeyim. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır. beni kutlayın! da demez. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler. Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar. hem öteki hasma gider. buyurdular. O.Ancak onların bilgileri onların olsun. 260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır." buyurdular. o kardeşler bizler miyiz? dediler. (M. yani Peygamberimizin yoldaşları. O sözler uyanıklığın yankısı idi. daldan dala sıçramam. Yaptıklarımın farkında değilim. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir. Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim. sonra tekrar uykuya vardılar. bunların yardımı ile. hiç kendime sahip değildim. pişman oldum. Allah. kayıd içinde kayd. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap. Hayırseverliğin iki mislini yapar. 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. ateşi söndürünceye kadar çabalar ki. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular. dileği vardır. Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. Çünkü her müridin bir muradı. ben öbür tarafa geçeyim. ister tertemiz su ile. yani ben Hakkım demez. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin. ister yalanla. şerh içinde şerh yazmışlardır. . yeteneklerinin eksikliğindendi. Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. bana. şimdi onun yanından geliyorum. ister idrar ile. ister hendek suyu ile söndür. senden yana utanarak diyordu ki. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. konuşmadan yüz çevirmem. Murad ise benim. Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. — Hayır. çok üzüntülü idi. divane oldu. orada halk yurt tutamaz. aralarını bulmak ister. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. Sözden.

Söz üstüne söz söyleme davet'tir. Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun. Haram yemek ki. Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider. Allahsız ne evvel var idi. oraya koşun. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir. ön ve son. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır. Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken. ne de gizli. öteki âleme çağırmadır. tembihtir. Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir. Hazreti Peygamber (S.) şöyle buyurdular: Ben. Allah bana böyle bir yoldaş verdi. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz.A. ha bu cihan. Hazreti Muhammed (S." (K. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar. rengi değişti. bunu ancak Allah için yapmaktır. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır." buyurmuştur. yüksek diye bir fark yoktur. Uzun olmuşuz ne çıkar. Onun yemeğini yesem. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki. Kur' an'da. Yedikleri de haram.A. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. bu azim ile meşgul olursan azim gider. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar. Evvel. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım. Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. 2/286) buyurulmuştur. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. Alçak. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun). bu isteğin yerine geldi. Siz ise. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır.A. sanki bir mancınık taşı gelir. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? . Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım. dedim. âhir. Benim bu gönlümü sana versinler. Allahdan belirdi. ulu Allah. balığın karnında mirac'ta idi." Çünkü o denizin dibinde. Derken tartışma uzadı. sonra B'ye gelirsem iş uzar. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık. maddenin sıfatıdır. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. ne batın." (Hac Sûresi. gözü. Dedi ki: Bir âlem vardır. dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı. ayışığı kapılarına vurur. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız. Bir ilâhi hadiste. can ve gönülden kulluk ederse.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki.) şikâyet etti. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun. her şeyi parçalar. onunla tartışmaya koyuldum. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır. Ne zahir. istemiyorum ki incinsinler. sözü. Bu ince deri sanki ipek oldu. Ben de buna karşılık verdim. yani ne açık var idi. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle. dedim. Sonra Hazreti Peygambere (S. ne de son. Ben de burada ipek giyinmişim. Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. haramdır. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. "Her günahın bağışlanır. Ey Allah Resulü! dedi. bilgisizlikten ileri gelir. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin. Önce Elif nedir? Onu söyle.Geçen gün hayalini karşıma getirdim. Nitekim Kur'an'da. Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. benim için ha o cihan. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş. "Orada giyimleri ipektir. (M. 23) buyurulmuştur. o lokma benim boğazımdan geçmez.

Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki. Hiç kimse kapıyı çalmasm. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz. 28) emrini işitti. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. yerlerine oturttu. Artık müsaadenizi diliyorum. hemen kapıyı açtı. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. Her şey aslına döner kaidesine göre. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. size nimetimi tamamladım. Bir saat daha geçmişti. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. O perde sayesinde onu burada gördüler. Kâseleri doldurdu. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı. Bunlar yedi kişidir. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz. . Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. dedi. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. dedi. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. ya bir şehide kefen olsun. varlığını anmadır. evi boşalt. O zaten doğruluk makamında idi. Aylar gerektir ki. onları eve çağırdı. Ya Bedahşan'da yakut. öğüt nerede. dedi." (Maide Sûresi. yahut Yemen'de akik olsun. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. Allah rahmetine kavuştu. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. Allah vardır. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. içmeye ihtiyaçları vardı. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. git dedi. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. Vezir öyle yaptı. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. (M. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. Kendin de evden1 çık. Vezirin biri bunların halini haber aldı. Aşağı indi. 5) buyuruldu. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. kendini anma demektir. Bunların yemeğe. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. hem orada. hayır. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın.Kur'an'da. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum. küçükten kimse bulunmasın. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. Bu can. Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler. Kâseler boşalınca. Eğer bunu anlamış olsaydı. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. yedi sofî arkadaş vardı. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. ikincisini alıyorlardı. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. Bir yerde ki rahat vardır. ekmekleri sof raya yerleştirdi. ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. ya bir çıplağa örtü. söz nerede kalır? (M. Beni tanıyorsan. büyükten.

bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi. Hazreti Peygamberde. der. geceleri de gökyüzünü seyret. ikide iki kaç defa vardır. yüz kişi güneş altında durmuş. (M." buyurmuştur. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. sen benden. Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur. Eğer biraz ağır davranır. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. Her ne kadar. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. Kuran'da. dolaşıyordu. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki. 49) buyurulmuştur. ne ahırın içinde. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar. Bayezid kabristandaydı. Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. Allanın lâtif kulları vardır. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. işte ben bu saatte bir şey yedim ki. aynı cevabı verir. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar.Nasıl ki sofî. diye. o iki akıllının cevapları değişebilir. Biri birini yanıltmaktadır. gülelim. Biri bu gelen askerdir der. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar. Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. kuvvettendir desen de öteki der ki. Gönlüne bir ilham geldi. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti. bunu niçin gizleyeyim. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. ne de terslerken. Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse." (Mâide Sûresi. ben de senden kurtulmuş olurduk. yanıltıcı bir sorudur. (Hepsi onu aynı durumda görür). Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. Yoksa sen eldesin. Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. şunu da söylerler ki. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz. Meselâ iki kişiye sorarsınız. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. (M. Neticede. halk bunların hepsini eşit görür. Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder. Her ikisi de bir kere der. Bazı kulaklara baktı. Nasıl ki. Bir başkası. Başka biri de. Çünkü bu daha zor. Diyelim ki. Nasıl ki. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. paranı. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. "Yolunu. Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir. orada dolaşmak isterdi. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. bir davul çalıyor ve raks ediyor. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz. Bundan dolayıdır ki. "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. Evet bir kul vardır ki. çamurla tıkanmış. Bugün o şey ki. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. Eline al ve dikkatle bak denildi. aynayı bir kere eğri tuttun mu. Yarabbi! dedi. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. ne dışında. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. gidişini gizli tut" derler. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. ne atı yem yerken. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler. öteki sünnet düğünüdür der. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. o hal. işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi.

"Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. Bu varlık ki. "Allahtan başka Allah yoktur. Allah yolunda çözülsün. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz. sütüm kurudu. Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. ruhunun ölmesini ister. Halbuki. halk ile konuşuyordu. çünkü o vaktini bilir. öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. sözlerini dinlerdi. Olaki bir gönül ehli. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. 79) buyurulmuştur. çok zorluğa da katlanmadım. kendine tapmaktan kurtulsun. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir. öbür kulağından çıkmış olanlardır. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin. Saygı göstererek uzaklaştı. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. Bu ruhun gıdasıdır. ben nerede. Asla zar oynamadım. Ancak bazıları . gama taparlar. gaipten haber verirdi. insan oğlunun bildiği şey. Yani ruh gıdası ye! demektir. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler. yoksa zülüf nerede. içimden doğmadı. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. Bir divane vardır ki. (M. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi." buyurulmuştur. (M. derler. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. Nasıl ki. Onlarla birlikte vere oturur. Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. "Hasta oldum beni görmeye gelmedin. şüphesiz kusursuzum. Çünkü onu arkada bırakmıştır. Allah Erenleri ile birleşsin. Ama sonra dışarda bulurlardı. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. Anne. yüzüm ak alnım açıktır. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. der. Sevinçten kurtulur. Yani el emeği ve alın teridir. hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. İnsanoğlu. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. ama başkaca konuşmadı. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki. Annesinin memesine sarıldı. Tecrübe için onu eve kapatırlardı. sütü annesinin göğsünden emer. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. bir kulağından girmiş. Kur'an'da. Şüphesiz iyiyim. 'Koyun. Nasıl ki. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır. Günahsız." (Kasas Sûresi. O böyledir. yedikleri mutlak helâldir. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. ama değilim. Her yere dağılır. Asıl odur. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. Sütü kurumamıştır. bir kişinin ölümünü ister.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi. Isa Peygamber. o asla aziz olmayacaktır. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi. Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter. Tıpkı Isa Peygamber gibi. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. fakat onun huyunu da kapar. yüzü kara olmasın. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. Gamın başka bir dalı daha yoktur. yumruklarını kaldırarak. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. salih bir kişiyi dışarı atarlar. Bir gün babam benden yüz çevirmişti. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. Bir günahkâr için. Bizim kuyudan çıkardığımız. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum. Göz ve kulak açılsın. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır. Onun takati buna yeter. der." sözüdür.

Elbisesini sırtından çıkardı. ama o bunu göremiyor. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor. ama bilemedi. arif onun önünde düşkündü"?. seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. ben de şimdi niyetimi düzelttim. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür. kendi kendine böyle bir niyette bulundu. yani. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi. O şeyh gelerek bir köşede oturdu. yedi kat gökler. ama mütabaatı göremedi. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. iyi bir adam tevekkül ettim der. kendi kendine söyleniyor. Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar. Musa Peygamber. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir. Çünkü o denizin dibini biliyordu. Biri açıktır. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. "Allahya ödünç verin.) mütabaatı tanıdı. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan. yani parçalar ile değildir.Kürsi. "önce yoldaş. Adem oğlu. O nasıl sevgilidir ki. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. yoksa elimdesin. Şaşırıyor. ne çıkar? Vakit müsait değil. Nihayet mütabaat odur ki. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir. Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. tüm yerinde kalmaz. (M." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır. hayvanî örtü. Musa Mülekat'a gitti. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir. mütabaat sözünü söylüyorum. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun. Bir kapı açıldı. Musa. Allahya ant içerim ki. toplu varlıklar da âlem değildir. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. Bilmiyor. Hayır Allahdır. ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler. dostların önüne tutmuşsun. Muhammed (S. hem değildir.A. yahut yiyenin yolu aydındır. hatırı nerelere dağılıyor. Mehtabın aşağı indiğini gördü. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı. Arif kimdir. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. kendisinde garip bir hal belirdi. git su getir. ama bilgisizdir. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu. inci tüccarı. Falan şeyh çilede idi. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat. böyıece önü örtü içinde. . sonra yol" derler. iyi kişi vardır. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. deveyi dizinden bağla. dünyaya ayak basınca Arş. Bir mescidin kenarında oturdu. Bu kadar savaşlarla uğraştı. tekrar önüne düşmüştür. dedi. (M. Cüziyat. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. kutsal örtü. Hayvanî ruh. demektir. Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir. (M. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir. öteki mânası. Nasıl ki. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. parçalar âlem olmadığı gibi. yemesi kolaydır. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. sevilen de bu tarafa gidiyor. Orada inci vardı. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki. kim gelecek diye bekledi. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. Hayır Allahnın kuludur.

ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir. O hale böylece katlanıyordu. insanoğlu da kendi nefsine. iki saat bekle ki. Müslüman derim sana. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. Hazreti Peygamber bunlardan sordular. dedi. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik. der. Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim. O kendini bildiği için her şeyi de bilir. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur. Bütün nebilerin. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur. Bütün âlem bir kişinin elindedir. "Hiç şüphesiz semaları. Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. O inkâr ediyordu. Senden işittik ki. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. nefsin sakinleşsin. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz. Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. Dün birisi geldi. mustarip olduğumu anla. Abdest sensin. velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir. sana gereken cevabı vereyim dedim. cevabını verdim. Bir gönül sahibi sebebini sordu. herkes beni iyi adlarla anıyordu. nur üstüne nurdur. kâsedir demiştim. Ama yine onun parçası idiler. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler. Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. belleri kırılmaz. "Kavmini hidayete eriştir. Sorunu daha edepli sor ki. şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur. nur üstüne nurdur. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi. Tatarlık sendedir. Evet. âlem külliyat iledir. Allah. nefsim sakinleşsin deyince." yahut. Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. yoksa kâfir. cüziyat ile değildir diyorduk. (M." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. insan onunla alçalır. gel. Yüzüme atıldı. Çünkü onlar bilmezler. Yüzünü ona çevirdi. 273) . ayrı ve bağımsız olurlardı. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler. dediler. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. şerefli yarattık. O zaman sonunda. dedi. Sözün ve sesin sonu. denedin. bu tavsiyeyi muhafaza et. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır. Onlar kâfir oldular. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. Eğer parçası olmasaydılar. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. bunu arıyorlar. Abdestler su ile tazelendi. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum. Bir kimse sana bir söz naklederse. Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. buyurdun. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi. Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi. Bil ki. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. Şiir:(M. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. ben. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest. Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. keşke söylemeseydim. Çünkü onlar yine de görürler. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. isterse bir hiddet zamanında. abdest üstüne abdest. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. Bugün.

ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. "Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. Allah istemedi. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. Böylece on tanesini vurdu. Herbiri. bir yerden başka bir yere göçmüştür. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. Halk madenler gibidir. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. Galip gelenin tarafında değildir. Bu senin işin değil. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. ama sen engel oldun dedim. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. Yahut da. bağırmaya başlarlar. önce Hamza fırladı. Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir. diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. Altın madenine benzer. ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. . Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi. diye sızlanıyorsun. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. içindeki cerahatlar. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. Görünmeyen lütuf odur ki. evet derdim. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. çünkü ona bir şey vermedin. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. ama oku bir işe yaramadı. Allah korusun. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. Halbuki sen feryat ediyorsun. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. Sonra başka bir aslan geldi. Eğer o başka sebepten kaçtı ise. ona da attı. bir kaç fil kadar korkunç idi. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. başını yüzünü yumrukluyor. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular. Ey görünmeyen lütuflar sahibi. geceleri uzun konuşuyorum. Zindana Tatarlar delik açtılar. diye buyurulmuştur. yahut savaş ediyorlar. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. (M. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz. karıncalara bir ok attı. pislikler dışarı çıksın diye. dedim. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. bir çıbanı deşiyorlar. bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. geri kaç dedi. Dünya müminin zindanıdır derler. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. hayır nereden nereye. Ay kimdir ki. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. Aman köylüye de ikram edin. Hamza bağırdı. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. Mısra: Uzun külahım var. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. O da dışarı fırladı. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. günah işlerken verilir.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. Karada bir acayip şef er oldu. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. bu kuş kendini kurtarsın. ben de gözümle görünce. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin.

Şiir: Nerde o yeminler. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır. Kur'an tefsiri okuyorsun. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. Şimdi açıkça söyle. gönlünü o koku ile doldurdu. dedi. muhabbet ve sevgi yönündendir. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. kendisine ağlamıyor. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum. Allahya perde olur. kulu Allahdan uzaklaştırır. Biz de ona ağlıyorduk. hesap dışı kaldı? derler. Bir vakit olur ki. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. Onun sözlerinin tatlılığından.Bir zümre vardır ki. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz. Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. onların yanında bütün sövmeler. sonra yine bir an olur ki. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir. Söz tekrar geri sıçrar. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. Bir çok ağlayışlar vardır ki. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. kendisi için ağlardı. Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. aslanlar ava çıkar. O kendi halini bilseydi. akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti. . kuvvetli küfürler. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir. Allah kokusunu aldı. ağlayarak yardım diler. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. Sen büyük adamsın. ama o. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin. gülmekten de. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. Senden davacı olcağım. bana zulmettin! Olaki. ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. Anladım ki ancak ben sana âşığım. Yani bu güne ne oldu ki. ağlamak ona hoş gelir. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi. Bir zaman olur ki. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. hakaretler pek kolaydır. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın.

Fakat Allah ona. huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır. annesi ağlayıp sızlıyor.A. sana çok^sevimli görünür. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. ancak insan pisliği ile oynuyor. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür. o dosta düşmanlık gösterirsin. Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir. O derece ki. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur. onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın. Şüphesiz ki o ibadet.)'dan bir haber bile veremedim. Sanırsın ki. Yüzü gözü birbirine karışmış.Hakta değişme yoktur. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar". Kalp huzuru olmadan namaz olmaz. mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı. O düşünceye dalmaktan maksat. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi. kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır. Halbuki babası. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi. Bu iş böylece devam edip . Dileğini puttan diledi. Hakkı. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı. pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. bazan da ondan bıkar. Sükûtlarının sebebini anladı." (Isra sûresi. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi. hayır der. Bir huzur ki. 72) buyurulmuştur." buyurmuştur. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır. bir saat sonra duyguların başkadır. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). O hale erginlik derler. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu.A. biricik sevgilin odur. birbirlerine bakışıyorlar. Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim. Zengin bir adamda. Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. Bazı fakir dervişler namazı terkederler. henüz küçüktü. Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. ağzı burnu. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı. yine zevksizdirler. Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. kırk yıl putlara hizmet etti. Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. puta karşı ey put! diye çağırdı. Zengin. konuşmak bile istemiyorlardı. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu. Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek. Kuran'da.) meclisine bir yoksun girdi. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. Ama nasıl olur da. (M. Nihayet bu kör insan. yüz çevirirsin. 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir. onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu. (M. Ey Allah Peygamberi! dedi. özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın. Hazreti Muhammed'in (S. Öyle köleleri vardı ki. ama değişme sendedir.

Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan. Nihayet kalpler üçe ayrılır. Bir aralık kapıya kulak verdim.Musa. bazan da melek girer. Keşke . ikinci bir kalp de. içine melek de girebilir. rahmetime mekân kıldım. On sekiz yaşında öldü." (Fürkan sûresi. Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı. her şey Allah'nın katmdandır. kalpden daha geniş bir mâna taşır. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. içindeyemek önündedir. vesvese veren şeytanın durağıdır. "De ki. Nemrut ve başkaları hep sendedir. 279) Nasıl ki Allah. şeytanı kaçırır. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir. göğüslerinde vesvese veren." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. "Sana erişen bir fenalık. letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim. bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. ölmüş derler. Hıdır.Ama ortada ye mekten eser yok." (K. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun). aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar. Biri Allahyı görmekten. zekâyı. Siz kerem edin de dışarı çıkın. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı. (M.dedi. Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır. Her şeyi kendinde görürsün. yalnız melekler yuvasıdır. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu. dedim. Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı. Nuh. Onun tabiatındaki parlak istidadı." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi. şeytan girer. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. Havva. Bazan melek dışarı çıkar. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur.gidiyordu. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu. llyas. Bazıları da bilâkis. "Görmezsiniz ki.ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. bir vaiz. Hazreti Peygamber. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. altın tabaklar. diye buyurmadı. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede. ben korkuyorum. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir. bir daha söyle. ben onu bilmem. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. ya tövbe ettirirler. Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı. "Ben kalbi. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar. İslam'ın sadri terimi. dirilmiş. der. Ama başka bir mânası ile göğüs. Onun mânası daha engindir. oraya şeytan giremez. Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren". kendi nefsindendir. (M. Allahyı altı yönde sanmayın. Nasıl ki. Her ikisi de doğrudur. Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. ipek ibrişimlerden örtü. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum. bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin. asla şeytan giremez. vesveseden arınmış olan bir kalbe. boğulur. Asiya. Mirac'dan gelmişti." buyurmuştur. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir. İbrahim. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki. İsa. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları. O zaman ona. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin. şu cehennemi bir anlat dedi. O kalpte daima melek yerleşir. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır. Nasıl ki. Hayır dedi konuşmadı. Firavun.

Kıptiye tokat vururken. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler.281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. Ben ona akla uygun diyorum. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi. Benim söylediğimden başka. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. Allah inayetidir.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. hal ehli olduğunu sanır. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. o bir aptala erişebilesin. Bunlar gerçi taklitçidirler. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. Hazreti Muhammed'in (S. iyi ile kötü. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. Utanırım derim. Kendisi ile birlikte devam eder. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler. Bayezid'e ilham geldi. Maksadım. kuşları parçalar. sen vazifeni geri bırakma buyurdu.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. o da benden hoşnuttur. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler. o haberi. deyince bir teşbihci. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. keçi ne bulursa öldürür. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. Bana niçin yemiyorsun? der. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. yerinden sıçradı. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi. Onun yoldaşları vardır. Yarabbi! dedi. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir. Musa Peygamber diyordu ki: (M. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı. kolunu büker.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar.A) bildiği şeylerdir. Halbuki" ben kancık değilim. kancık diye dil uzatıyorlar. Bir gün hac yolcularının. bazıları denizin kokusundan döküldüler. Bayezid'in hatırından şöyle geçti. Hele bana öyle külah eder ki. ne uyurken. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. O ben vereyim diye seslendi.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. tüyünü kanadını yolar. altı. Yüz aptala hizmet etmelisin ki. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. (M. Allahnın öyle kullan vardır ki. Üstünü başını yırtarak feryada başladı. Bizden biri Abdal kılığındadır. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur. O kadın da der ki. ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur. Onun başının sadakası olsun. onlarla yemek istiyor. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı. Allahya benzer bir şey yoktur. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar. Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. kan damarlarında dolaşır. Ne yiyip içerken. bu dervişlere ulaşmaz. ancak biz Simurg'a erişebildik. Derler ki: Deccal koyun. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı. (M. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. Yetmiş defa hac etmişti. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem. Ne mutlu bana ki. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. ben de yiyemem. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. Zaman zaman o inayetin eseri. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. Sen diyorsun ki. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. kâfirle Müslüman arasındaki fark. SUYU . Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. Bu Simurg. Herkes nihayet herkestir. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. bu şeydan nedir? dedim. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi. canı başkalaşır. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. Bugün onun kim olduğunu söylemedim. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. Diyor ki: Bana. çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü.

hem yokluk içinde can verir. Arap tekrar sordu. Ya oruç? Otuz gündür. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. şefaat dileklerim. (M. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. Bunun üzerine Bayezid. 19) buyurulmuştur. azaptan kurtulsunlar. Göz açıklığı demek. Gezegenler de. doğru ve çok iyi hayalat gelir. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç.Ondan sonrası ilimdir. Yahut açlıktan. Kurbağa. yüz türlü yalvarışlarımla. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü. Semender garip bir yaratıktır. ilk doğuşta. susuzluktan eline geçen bir avı yer. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. Bu Ayı herkes görür. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur. ne de suyun boğabileceği bir hayvan. Yarabbi! dedi. gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. buyurdular. suyu içmeye başladı. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir. Yani ilim tavsiye eder. köpeğin önüne koydu. O hem yokluk içinde ömür sürer. Yine aynı ayette. şüphesiz o Allah. "Günahına tövbe et. göz buna güç yetiremez. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı. Ama kendisinde görecek göz yoktur. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir.hemen bir çanağa döktü. şunu yaptım. bulunmaz bir yaratıktır. Köpek yüzünü çevirdi." . Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam. Ben bir kör gördüm ki. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler. Gerçek taklitçi. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı. Kuran'da "Bil ki. Başka bir kör de gördüm ki. Ama ateşte yanar. kendisinden başka Allah olmayan Allahtır. Daha sonra da gözünü açmak. Ne ateşin yakabileceği. daha ne kadar zaman. ilimden sonra da. zekât da öyledir. " (Muhammed sûresi. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. Yazıklar olsun onlara ki. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. Ateşteyanmaz ama suda boğulur. Ütaritten bahset. Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir. tövbe ettim. uyanık davranmak ister. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz.

demedim. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm. Fakat Mâ harfi. onunla hesaplı konuşurum. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür. Bu vergide artış vardır. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. çünkü azap verir. öyle bir kahraman idi ki. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. Allah vergisi ise âsilere verilmez. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz. o halde fazla bile gördün. Vefa öyle bir şeydir ki. Ariflikte fazlalık. demiş. Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. Kendi cinsimden birini istiyorum. Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum. Söndür. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. Ama size göre'. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır. onun korkusundan şarap sirke olurdu. güneş. Yoksa iğneciye göre değil. Bunu istesem de yapamam. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. ama size cefa da eder.) Mescidine geldi. yüzümü ona çevireyim. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. o benden daha mülhid imiş. "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. Görüyorsun ki. Evet yepyenidir. Ya Ömer! buyurdu. 285) İlim Allahdan bir vergidir. 66/3) gereğince. Hiç bunları düşünmedim. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer.hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. Henüz ilk gençlik çağındaydım. Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. Kendimden geçmiş olayım. bir gün Hazreti Muhammed'in (S. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. kendilerinden korkum yoktur. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti. yoksa hakikatte değil. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. hemen fazlalık. dedi. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur.hem olumsuzluk edatıdır. Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder. her önüne gelen şeyde fazlalık. Anlamını. zındıklar bilsinler ki. Meselâ olmaz. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum. Bunu işiten bir mülhid. Yoksa senin ateşinden duman tüter.A. Ömer (Allah ondan razı olsun). okunuşunu araştıralım. Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı. Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma. 284) Ömer. Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi. hem haber edatı. Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. hayır dedi. Ben buna inanırım. Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim." (K. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner. Nasıl ki hıfz yani saklama. (M. Ben asla bunu yapmadım. Ya tamamiyle alim olmalı. dedi. Ömer yüzüstü kapandı. (Yani varlığı terk etmek)(M. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. Hazreti Peygamber. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. dedi. ay insanın neresinde? . yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi. saklamayı terketmektedir. gramerini. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı. çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. onu kıble edineyim. acele anasının başını kesmiş. yaklaşmayayım. hem de başka mânalarda kullanılabilir.

hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir. şeyhim. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. Elinde öyle bir baltası vardı ki. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe. Dedi ki: Ben. ebed ne? (M. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı. Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. O ki. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır. o tarafta ışık yok. Bir yerde ki. Kendime macera söyleyeyim de. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki. Onu kahr içinde bıraktım gittim. ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır. bunlar fenadır diyorsun. içerisi baştanbaşa nur doludur. Bu sözüm onu şaşırttı. onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun. emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu.) yakasından çıkar ki. bu ne nebilik. bir ses çınlıyordu. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler. o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki. Güneş . ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim. senin dizginlerini taşırdı. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. Arka üstü yere düştü. senin için korkuyorum dedi. Bana böyle şeyler gerekmez. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. bengi sular ondan yağar. ne söyleyelim. yani emredici (istekli) nefis. Bunlar daha dün meydana çıktı.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. Bana gelince. Zamanın başına ezel dediler. Ayın. yüzü nü butu n cihandan çevirir. Nihayet taşa tapanlara. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı. Eyvallah. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. oyundan dönersin de. yüz yıl sonra da sana gelecektir. sana uyalım. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. Allah sana ömürler versin. kuyruğuna da ebed adını koydular. yine aldırmadım.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. onunla sahradan. âlemin içindedir. Git diyordu. sana ne yapayım. Ama o ben. sonra geldi ve bana yazık olur sana. ne de resullük ve marifet makamına benzer. Muhammed şöyledir. Başka bir incelik daha var ki. şeyhimizsin.A.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi. buyurmuştur. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür. Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. diye seslendi. Hocanın biri namaz vaktidir. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S. Her kime yüzümü dönersem. Yolda uğrular var. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber. emmâre. Bir kaç kere baktım gördüm ki. akşam namazına durduk. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. Bundan sonra bir kere daha. Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile.yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. (M. Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. Eliyle işaret ediyordu. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez. yazık sana. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. oraya aslanlar bile giremez. Bir delikanlı gitti. bu adamla öğünürler. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. diyor. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. Biz hep kalktık. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. Ezel nedir. dedi. karanlığında bundan hiç haberi yok. Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. ben yüzüne güler. Benim seninle işim yok. Bizde cevher var. dedi. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. Önce tekrar ona doğru yürüdüm. taşa vursa parçalardı.287) Bir Güneş doğdu. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. Kul vardır ki şeytana uymaz. Herkese söylerim. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki. ne adamdır o.

onunla tartışayım. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. Ona yanlış. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. Faydası olmadı. Dediler ki: Sen gel teslim. Dedim ki: Bu gece. katlandı. Yani. dedim. bize hırka ver dediler. her şeyden dışarı çıkar. yani emredici olan o nefis ben de. Adı emmare. Müslüman olur. Arapçada yoktur. Mısra: ." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. oradan uzaklaştım. tümden bahsettim. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. gıda ondan uzaklaşmıştı. ses çıkarmadı. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. cemalini göstermiştir. Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. Halbuki sizde teslim yoktur. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. ben yanlış hareket etmiyorum. düzeltirim. o. Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar. Biz Müslümanız. Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum.çevirirler. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu. öz ruh olmuş. yanlış. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz.289) Öteki. riyazat ile. Her defasında. onun secdesi bunun gönlüne. dedim. bu âyetten nasip yoktur. Konuşan kuvvetlidir. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. Nihayet mazlum falandır ki.bunun secdesi onun gönlüne olur. dedi. şu hali riyazattan bilirse. O. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. sana mürid olalım. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. Getirdiklerini oraya döktüler. bu çok hoş bir dildir. dedi ve gitti. sohbet ile olur. Gerçekte mazlum budur. Ne oldu da. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. Bismillah. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. Bu acizliğimden değil. der. Evet cüz. cılızlık ona yaraşmaz. Şahap dedi ki: Öyleyse. onu denizde. sonra. Başka biri. duvağı çözmüş. dediler.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir. Ben asla yazmayı âdet edinmedim. herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. Şahap kaçtı. sen neredesin? Sormak istedim. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. Sus dedim. "Biz Adem'i mükerrem yarattık. sonra kâfir olur. gülümsüyor. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder. Bana çok ısrar ettiler. Farsçaya ne olmuştur ki. Beni bırakın. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü. (M. Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir. yuvarlanıyor. Başını kırdım. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra. Çünkü teslim makamındadır. runanî ve safi idi. Kara nerede. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu.288) Söz bahanedir. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi. Kaçtım. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. yine sustu. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez. Ben kendime bir şeyh edineyim ki. tekrar Müslüman olur. Hak. karada taşıdık. Ben külden. maksattan daha çok uzaklaşır. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. Müslümanlık ise teslimdir. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. Bazı açıklamalarda bulunuyordum. o kâfirdir dediler. Şiir: Diyorsun Mademki ki. bu kadar sabretti. ona soğup saydım. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. tecrübe ediniz! (M. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor. Bilmiyor musun ki.buyurmuştur. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim. cüzî âlemi parçaları bilmez. sözü ağzımdan kaçtı.

ihtişam içinde büyümüştür. Kendilerine bakarlar. acayip haller görünebilir.291) cihandan geçti. Sana kulluk edemedim. temizleniyordu. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. yalnız kendilerini görürler. ok hemen önüne düştü. O kadar da değil. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik. vaizlerin kürsüde. Gece yaklaşınca umutsuzluktan. dedi. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. çünkü ona bir şey gösterdiler. Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. Çöl yolunu tutmuş. Elinizi eteğinizi benden çekin. oku yaya koyarak atacaksın. deniliyordu Adam gitti. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. oku attı. Nihayet şu cevabı verdi. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. kervanı gitmiş buldu. Hasta kendine gelince. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. Biri. her ne kadar aradı ise de bulamadı. kovucu bir insandı. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır. Zincirini kımıldattılar. imamların mihrapta. işte böyle bir kimseye. bu sene yüz dinar bulur. gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . (M. o ışık içinde bayıldı düştü. dedi. dedi. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. Biz. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. halka da böylece yayılır. Hah! dedi. candan ve (M. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. Kendi kendine diyordu ki. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım. Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. işte bunlar gelirler. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. yayı çek diye emir vermedik. Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım. bir kervana katılmıştı. Beyit: (M. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. kemiklerim yücelerde kalsın ki. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. bir kul'dan bakarlar. Ağlamaya. gelirler. bana hac seferi görünüyor. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir. şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. yalvarmadan da takati kesilmişti. Ey Ulu Allahm! dedi. benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. ne oluyor diye merak ederler. yerinde kalakaldı. artık. dedi. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu. hemen yola çıkmalıyım. diyordu. sağalttı. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. onu arayanlar için insanlık ışığıdır. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. Şaka değil. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. feryada başladı. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. Şeytan. biz seni bilemedik. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin.292) Ben. fakirin bu sevincine o güler. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. yalvarmaya başladı. onu sapasağlam kervana yetiştirdi. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor. Yani nefsimi bilemedim demektir. Ey dost. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. Oklarını sınadılar. elime yapış. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu. karanlık. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. Fakat yine bir şey çıkmadı. Sık sık deveden iniyor. Musa Aleyhisselâm. yüzünü doğuya döneceksin. karanlık üstüne çökmüştü. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. Hakkın çehresi. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik. Ey aile efradı! dedi. seni seçkin insanlardan kılmış. Dilencinin o sevinci. Kendisi gelerek oku yaya koydu.

Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı. insan yüklendi. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. sırlarından söz açıyordu. onlar Hak ile ilgilendiler. Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin. ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri. git derler ama. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. Yüzünü rıza yönüne çevirse. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. Bayezid. Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. fakircik. ey ahmak! dedi. İki akçe şu kadar para eder. bak gör ki. O bundan korkuyordu. . onların halinden. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü. "Yoksulluğum benim kıvancımdır. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. bunu ancak o çekebilir. gerçekte gitme manasındadır. bir makam halka korku verir. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun." demesi ne kadar ibret vericidir. yerler ve gökler bile. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. dediler. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. keşke dedi onu göreydik. o git işareti. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S. o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi. Şimdi din bahsinde de böyle olur. Onun yayını semalar bile çekemez. deriz. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor. Birine coşkunluk geldi. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki. bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım. Bizim ardımızda biri vardır ki. henüz rıza mertebesine erişmemiştir. Bir sıfat. Önce. Çünkü onların (M. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi. ulaşmak aynı şeydir. Bu kadar para kimde var.hakkında. dediler. onu yüklenmekten kaçındılar. Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. Bu ilâhî işarete göre. Hak yolu değildi. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar. kıtlıktan Niçin? dedi. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. dervişcik diye onları küçümserler. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek. utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. Ama ona göre kolaydır her şey. dediler. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir. açıklamaları vardır. Peygamber sözlerinin yorumlamaları. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor. feryat ediyor.) hakkında beslesin. diyordu. Olur ki. Yoksa nasıl olur da.A. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti. ama yüzünü kapamıştır. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti.293) gözleri başarı kazanmakta değildir. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. onların ardından yürüyorsun." (72/33) buyurulmuştur. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik. yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır. İki akçe nedir ki dedi. Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". Öteki.

şehadet getirsin. Onu mescide götürdü. sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. hem de onun kullarını incitir. "Şeytan. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar. söylemiyorum." diye feryat eder. Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. Az bir ışık varsa şükredince artar. istiyorlardı ki. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. yalvardıkça hayır diyordu. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. Nurun ateşimi söndürdü. Ateşe nur yaraşmaz. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. Nasıl ki. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır. ne gördün? dedi. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. Şeyh. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. Nasıl ki cehennem. . Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar. keşke dinlemeyi bilseydik. öteki mesci din köşesinde uyuyor. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. Allahtan başka Allah yoktur desin. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar. Gönüllerde sevgi var. Şükretmek hal dili ile olursa. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler. dedi." buyurulmuştur. Ben de ondan yüz çevirdim. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum. eğer ondan korkmasam. Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor. Müridleri. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu. bir kişi namaz kılıyor. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. Güneş yerine karşısında mum yakar. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. gel de sana garip bir şey göstereyim. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. Halbuki o hem Allahyı." (K. Ama yanıma şeytan gelmişti. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. benim bundan haberim yok. çevresindekiler ısrar ettikçe. ama Allah kullarının. Hazreti Ömer. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım. Nasıl ki hadiste. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. tam dinlemek gerektir. Evet güneşten ayrı düşen insan. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. 3/7) Ben gelmiştim. ah diyorlardı. Bu da doğrudur. Onların bildikleri bir sır vardır. dillerde sevgi var. Bir gün şeytan. Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine. Tam olarak söylemek. dedi. kulaklarda sevgi var. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. yüzümü yine ondan çevirdim.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. Hazreti Ömer'e geldi. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir. Ömer baktı. dedim. Döner misin diye o umutla bekliyorum. Ya Ömer! dedi. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır.

Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli. Biri. sen işitmiyorsun. bu perde gariptir. Bunlar. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. dinler. (M. Meğerki büyük üstat olmalı. Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz. ne söylüyorum? deyince. Onun terle dışarı çıkması zor olur. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. dünya sevgisinden bahsediyordu. Tıp budur. Dışarı çıkalım. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. tek başına yiyendir. yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur. olgun bir adamdı. beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir. "Halkın en kötüsü. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil. bu melektir. Ben görüyorum ki. Üst tarafı oyuncaktır. ne de bunu. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu. kulu ile. Nihayet dünya sevgisi. yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. Savaşa gitmeyeceğiz ki. Görenler. Ona. Rubai: (M. dünyanın içindedir. Güneş battı diyor. O benden badem istese. Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı. Ölünceye kadar hasta olmaz. dense. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi. halbuki kendisi de aynı sevgide idi. başka biri geldi. kendisini soruyorum. ne onu istesin. Ama ben babasını sormuyorum.A. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu. Yoksa ekin bitmez. Güneş batmadı. . fakat benimki öyle değil. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer. Emirsiz ağzına bir lokma komaz. olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin. ama sana açılmamıştır. Hattâ dört yüz kırk veli de değil. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. şu bıyıkları kestirelim. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder. parmakla ağzından çıkarırlar. Güneş yerinde duruyor. Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S.Kendi kendime dedim ki: O gecedir. dedi. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. Biri benden sordu. 296) Gel! Tekrar gel ki. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. İnsanın gıdası ekmektir. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. yoksa saçmalama derim. çok acayip bir insan olur. büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. Zaman zaman çorba ile et de olur. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. artık öfke yönünden bir şey yapamaz. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. dedi. öğüt kâr etmez. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. Ben senin sözünü işittim. Toprağı harap etmesen. bu zorluk bendendir demelisin! Allah. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar. bu insan oğlu değildir desinler. işitmiyor musun. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli.) en kısa bir süre içinde elde etti. onun değeri nispetinde ilgilenir. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. Yolcu.

onun tarafından değil. yarısı ekmek. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler. demiş. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu. Hint kılıncı bile ona yetişemez. şeklinde de okuyabilirsin. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. Ama ölmek bana daha hoş gelir. omuz vurarak denize atarlar. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. diyoruz. (M. onu görür. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. İsa' nın sıfatını söyleyin. derler. Maksat Allah yolunda savaştır. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. Ulu Allah. Ey kancık evlât! der. yeri yarattı. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. Aradan epeyce bir zaman geçti. Derler ki. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki. ekmeği de tabutla beraber satmalı. su lâtiftir üstünde kalır. netice aynıdır. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. üçte birini nefes için ayırdım. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. bu âlemi meydana çıkardı. sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. Aşırı konuşurlar. elbette secdeye kapanır. Eğer ölmezsem. kaba saba bir adam var. Nasıl okursan oku. derdi. "Bizim yolumuzda savaşanlar. Meğerse bir tanecik pul varmış. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın. Akıllı olan satıcılar. duvara vuran ışık daha başka. Yoksa bu yolda savaşanlar. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. gönül sefası gerektir. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm. ne türlü aşk oyunları oynar. "Allah onlara azap vermedi. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir. kuvvetli üç tokat vurur. Nihayet o engeller aradan kalktı. nefes lâtif ve hafif şeydir. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı. derler. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. Onun sevgisini. hep tasalısın? diyorlardı. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. bakarlar ki. ekmeği ye. çünkü orada ekmek pahalıdır. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. (M. kolay zannediyorlar. Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı. Çocukluğumda bana. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır. Nasıl ki. semaları yarattı. Pazar. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. Babası yerinden sıçrar. Gönüle vuran ışık başkadır. bizim yolumuzda savaşanlardır. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. Biz bunu ne yapacağız? desinler. Nefsin . istersen sonundan başına doğru. lâzım olur. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. Anladım ki. o ötekilerin tarafındandır.İçimde bir müjde var. latif bir şeydir. Bize o iç aydınlığı. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. tekrar yarasının üzerine koyarmış. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş. derler. görsün ki nasıl olur. desinler. o sayede devlete erişti. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. Sana elbise mi lâzım. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler. Vahy. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. Hazreti Muhammed'in (S. çiviyi pabucuna vur. dilerse gider. duvarda yansılandı. Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin.A. Onu öldürmek ister." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. yarısı da su için. Biri sırasız oruç tutar. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür. çiviyi alnına çakmalı. Hakkın nefesi beliriyor. Zır deliler de. 29/69) buyurmuştur. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu.) sıfatını söyleyin. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar. Üçte ikisini ekmek. geminin yükü ağır olunca.

işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır. bağlılığımla beraber. cevabını verirlerdi. (M. 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü." âyetini ele alalım. yahut bu bir yılan yuvasıdır. sevgili mallarını bağışlarlardı. benim maksadım soru sormak değildi. ey oğul! derdi. "Gökleri elimizle kurduk. diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki. Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz. "Namazını kılan. ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. iman nedir diye sorarlardı. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. Benim bunda hiç bir maksatım. Bilginler tek bir insan gibidir". falan hata etti. Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu.sırtına bin ki. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır. Kendi kendime. Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. "Şüphesiz müminler kardeştirler. bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun. Halbuki . sonra yine kendi âlemine dalardı. ama engel olmaya gücüm yetmiyor. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil. Mademki bana ders vermiyorsun. 30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. Diğer bir defasında. elinden ve dilinden. benim işim. "Gideyim bir iş tutayım."buyurmuştur. mollalarım nazarında hayretle karşılanır. tekrar yaratılır. Hazreti Peygambere daima. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. dedi. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir. bunda ihtilâf vardır diyordum. dağı. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. Benim maksadım neydi? Bana. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. zekâtını veren kimsedir". Bilirdi ki. Onu. Nefsine şiddetli davran ki." (K. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. Her şey onun katında mahvolur. "Halk ile onların akılları (M. dileğim yok. Ben bir şey düşündüm. başlangıcı yoktur denilmez. Alemin çaresini biz bulalım." (K.hep sana söyledim. oruç tutuyorum diyebilesin. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. gerçek hadis midir. sözleri. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı. 300) derecesine göre konuşunuz. Hele şu adama bakın. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle. Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. değil midir. Bu Kâdim'dir. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. (M. başka yere varayım. 33/44) buyrulmuştur. bu öldürücü zehirdir. Sordum. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. Kadı Şemseddin'e dedim ki. 301) Bir defasında "Müslüman. Bütün bu inancımla. Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. tatlı canlarını.

senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. Halbuki ulu Allah. Nasıl ki müminler vasfında. Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi. Şeyh karnından bir yel çıkardı. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. Bayram gecesi geldi. O yol tozlarla doludur. Çünkü onun üstünde biri daha var. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. sonu olmayan yüce Allah. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın. Eğer fena söyledinse ben razıyım. ondan. çileden bir ses işitti. bu yelden daha iyidir bana göre. derhal eti. Bayram günü idi. Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır. diyordu. Şeyh dışarı fırladı. insanda iz bırakır. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz. Başka bir âlemden gelen bu ses. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir. Kuran'da buyurulduğu gibi. yine aynı yel ile gideyim. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. Size yaraşan şimdi susmaktır. ona üfledi. daha olgun bir sözdür. Şeyh bir zaman düşünceye daldı. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. Yarabbî. kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. Kuş şekeri diye bağırıyordu. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir. şimdi bizim mazeretimiz var. Camsız varlıkları bile söyletir. Başka biri de. Zaman olur ki.sende hiç bir iz bırakmadı. "Kâfirlere karşı şiddetli.A. 303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. kalbin yumuşamadı. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. Bundan yani iyi sözden dem vur. onun yüceliklerini anarım. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de. ben de derim ki. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar. Hazreti Muhammed'le (S. sözsüz ve sessiz konuşur. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. hem de kendileri rahat ederler. o gerçekte yumuşaklık değildir. halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. dışarı çık. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. biraz murakabeye varmak istedi. kendini halka göster. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. dedi. dedim. her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. öbürü bir şey değildir. Ancak o bir eşeklik sayılır." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. Kırda uzun müddet yürüdü. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. yine arkasından ayrılmadılar. diye düşündü. Ona seslendi. kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı. içimizi temiz tutalım. hem de kahir'dir. Yoksa öğüt. beni hapsetti. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu." (Fetih sûresi. Eğer sırasında konuşursa. Fakat halk peşine takılmıştı."(K. Allah ahlâkı ise hem lütuf. Kırlara doğru yollandı. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum. karşısında secde edenlerin. 304) Devlet de bundadır. o gitmiyordu. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. O yel. "O. öyle bir vakit olur ki o derviş . yoksa bir dilek için değildir. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık. Belki Şeyhi bir heybet kapladı.) ilgilenmekte. Ne dostlar vardır ki. onlara karşı bir hareket göster ki. benim için hayrın tam kendisidir. bir dervişin hizmetini görüyordum. dışarı çık. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. (M. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. diyen olursa. yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise. Dedim ki. Şeyh halkın bu kalabalığından. sana İsa nefesi verdik. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. geri dönsünler. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım. Tek bir çeşnisi yoktur. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. başlarını sallayarak uzaklaştılar. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi. Dedim ki. diyordu bu ne keramet idi ki. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. Bu saygı ve ululama yönündendir. (M. kendi aralarında merhametli. halk birbirine bakıştılar. 29) buyurulmuştur. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. Hep birden onu inkâr anlamında. Tek bir kişi kalmıştı. dostu sözü ile boğmak ister.

Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. (M. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. şaraplar dolanıyor. onu da öldürdüler. Sabır feryada yetişmiyor. Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. sana kaderiyeci diyor. ona içten bağlanmıştı. ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. kızın bir bileziğini aldı. Bu öküz. dedi. engel olalım. geçip gideceklerdi. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı. Büyük şehzade. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. içine girerek saklanmasını söyledi. bilgide. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. 305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. vaadin ve korkutmanın icabı. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. Ortanca da böylece kurban gitti. Çünkü emir ve nehy'in gereği. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. zaten Padişah ölür. Ama ona sormalıdır ki. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. Padişah emir verdi: Bunları götürün. konuşmak can yıkmak. ama bu ariflerin yolu başka yoldur. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. Görür görmez âşık oldular. O kul yönünden gelir. Bir padişahın üç oğlu vardı. O da aynı sevdada idi. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). dinlemek can beslemektir. Babaları onlara birkaç gün. sana kudret sahibi diyor. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. . çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı. Şart koştu. kızın kıvırcık saçları (M. kızın babası.yükselir. asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. Şöyle bir kaledir. eğer başkalarından ibret almadınsa. 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. mumlar yanıyor. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak. ama ortada hiç kimse yoktu. Allah sana kaderiyeci demiştir. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. Sıra küçük kardeşe gelmişti. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. biz de padişaha kastedelim dediler. Peygamber göndermek. görenekte olgunlaşır. meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. Gidip babasından kızı istediler. oğullarında. Çünkü çok sevimli bir gençti.

Bu tuhaf bir iştir. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. sen. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. getirdim ama. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. (Ç)) Şiir: Gam. onlardan bir tarafa çekildim. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz. sana tamamiyle yakın hasıl olsun. pabucunu başına vuruyordu. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. hep dervişlerle otururdum. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır. aklın başından gitsin. . beni uğraştırır. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. Saz başlamıştı. Biri derviş diyordu. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. Tövbeler ediyordu. Ona dedim ki. Halvete çekildiler. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. vezir ve ben. başkalarının yanında keramet ve mucizedir. öteki sema diye İsrar ediyordu. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu.Padişahın yanına girince. biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. Gerektir ki. her üçümüz halvete çekilelim. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün. Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. iş pek nazik bir duruma girmişti. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır." diye feryat etmiştir. her kıssanın. ama daha fazlası gelir. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. Bununla beraber. sana öyle bir nişan göstereyim ki. o saatte et yemekten vaz geçerim. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. Bu şarap baş ağnlarıyle doludur. çabuk dışarı atın. nerede nişan? dedi. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim. Büyükler yanında da susmak yaraşır. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. Kendimi savunmaya. Şehzade cevap verdi: Getirdim. Gerektirir ki. O anda öyle yaptım. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan. ama yine de hoştur. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu. "Susan selamete erdi" derler. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. Aşk. Mtisâ Peygamberde. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. Ömür. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. Bunda hiç bir şüphe. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu. (M. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. Muhammed ümmeti olanlara göre. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. Musa Peygamber. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. Başını önüne eğdi. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır.

onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. Tecrübeli Pir. dedi. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı. Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler. onlardan öğünerek söz açsınlar. Ama önceden sonunu göremedi. hem de büyük bir utangaçlık. Dervişler geldiler. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi. halvete çağırmalarını emretti. yaptıklarını da biliyor. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. Çocuğu içeriye. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi. Ona. kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. Şeyh dervişleri uyandırdı. . hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. Her insanoğlunda bir benlik vardır. Şeyh seni istiyor. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı. bu makama erişesin. Sanki. Hemen dışarı çıkmak istedi. Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var. belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır. Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz.) üstünlüğü buradadır. (K. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır.Beyit: (M. Şeyh de kabul etti. Ben iki halini de bilmekteyim. Korkulur ki ödü patlasın. Ben mürid olacağım dedi. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. kaçacaktı. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler.A. pişmiş tuğlada görür. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. zamanenin gidişini onlar yürütüyor. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri. Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi". Aşık. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı. ona deyiniz ki. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı. Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar. Bunu size de göstereceğim. Gidiniz. 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol. (M. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. Nasıl ki. Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. kapıyı açtılar. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü.66/3) buyrulmuştur. senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki. "Onun kulağı ve gözü olurum ". kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. getirip kendi makamına oturttu.

Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. Dirilik de budur. Üstünlük ilk davranandadır. Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum. bin yıl sürer. baş sağlığına. O da ağladı. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. 23/117) Bana. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. felek bu halimi beğenmedi. bulunmaz bir şeydir. Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir. dedi. Eğer şimdi ağlayacağıma. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. ancak iyi kişilerde bulunur. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. halbuki. Derler ki. hiç bir şey demem. Bu nedir? diyenlere. Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki.sevgilinin cefası çok çetindir. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur. yetiştirdin. doğdun ve parladın. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi. R ü b a î: Ey ay parçası. Her sabrı yüz yıl. Aradığını düşünde görmüştü.o olmadan namaz kılmaz. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi. ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K. (M. Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. Çaresiz herkes buna katıldı. Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese. önce elini şu tuğlaya sür. bir yabancı yüz kere de vursa. ağlamaktan öyle coştu ki. derdi. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama. 310) dostlarını da bu işe zorladı. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. Ne kadar uzak. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim. ona dedim ki. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. fena kişilerde bulunmaz.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur. Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu. misafirliğe onsuz gitmez. senden bize binlerce faydalar ulaştı.derdi. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir. üstünlük ilk davranandadır. . sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. Hele sana ki. ululuk artık ölmüştür.

Ama hâlâ arzusu vardı. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür. öğrenci. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı. Eğer köprü geçerse ne iyi. Öğretmen. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun. misafir etti. Ne olursa olsun dedi. vah şeyhim. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu. gerektir ki biraz yük taşısın. üzüntüsünün sebebini sordu. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz. derler. Baba (M. Onu sürersin. gölgeden kaçar. şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki. Bizim altınımız Kuran'dır. dedi. yaramazlıktır. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. can ile beraberdin. Hazret! Peygamber. Beyit: (M. zaman zaman ayaklanır.dedi. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır. sedefleri dışarı çıkarırlar. mülkümüz. Birinin günahı sarhoşluk. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. anlayasın. Baba üzülüyordu. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir. yoksa hemen geri göndermeli. işe yeniden başlamak gerekli. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. O sana Yasin okuyor. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar. ileri gitmeye imkân yok. Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı. onun haline uygun düşer. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu." buyurmuştur. ancak içinden bir şey çıkaramazlar. köprü üzerinde ayakları titrer. Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor. işte onu burada tecrübe et kf. O sırada bir ihtiyara rasladı. Herkesin kendine göre bir günahı vardır." (K. ticaret ederlerdi. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. Toprak vardır ki. peki. Bu ancak seni sınamak içindir. Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı. Onu burada sınayın. Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir. Şeyh ayva yer. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu. o da. ahvali anlatınca ihtiyar güldü. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. altın damarına kayıp diyorsun. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. madeni belli değildir. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. kamerin ne yeri var? . Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur. Ansızın battın ve görünmez oldun. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. dünyayı canına bağlar. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. Onun işi gizli kalmaktır. Çok zahmet çekmiş. Kuran'ı ezberlemişti. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir. Onu evine götürdü. senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. Geri dönmeye imkân yok. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. Bir öfke vardır ki. bazan da gizlenir.60/10) buyrulmuştur. Sen kayboluyorsun.

O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. hem de cismanî kudretler vardır. yavaş yürü! Tâ ki. güzelliği söz konusu olunca. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. Şah ise. Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. Çünkü şeytan. Şiir: Ey sabah rüzgârı. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta. Onda hem ruhani. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. Biz ona lâyık değiliz. Beyit: Ana ve baba. . der. O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz. Gönlümü orada görürsen. ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur. Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. askerini toplamış. Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. Allah kılığında da görünür ki. şeytan onu önüne katmış. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. o muhakkak Allahdır diyor. o da bizim dengimiz değil. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. benden onun tarafına bir selâm götür. 314) Yel esti. Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. Rubai: Aşk. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. sen ise hep onunla diz dizesin. zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. kendisini kabul etsinler. Hele bir kere daha dal. yardımcı gibi kullanıyor. de ki. elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. O adama dedim ki. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur.

Bundan daha başı dönmüş. acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki. senin semtinde görürüm. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. anlamındaki kutsal hadis malumdur. 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. Kâsede yüzünün hayalini görürüm. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. senin çağında açıkça küfür söylensin. saçlarının kıvrımlarında bulurum. sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. dediler. Halife işe ehemmiyet vermedi. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar. Can istersem. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. dedi. Beyit: Ey cihanın canı. Muhammed dini harap olsun. Acaba bir koku almadın mı ki. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına . bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. ölmek ne hoştur. bundan daha şaşkın olsun. Çok susuz kalırda su içersem. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular.R ü baî: Gönül ararsam. Ey sevgili can. halkı yoldan çıkarıyor. Halife. yüz yüze gelince. bunu Dicle'ye atın dedi. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. Adam o. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız. Ayağına bir desti bağladılar. Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım. Hele kılıç senden. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. adamı sarayına çağırdı. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım".

İsterse Kabe'nin damına götürsünler. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu. Dedi ki: Bundan sonra. "Nefsini bilen. Bir kerre dergâhın. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse.A. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır. Kalenin adını söylemek çok kolaydır. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. huzura murakabeye varalım. Dikkat et ki.) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. bir şey söylemez. Derler ki: Hiç bir Müslüman. O. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. (Tâhâ süresi. Bir parmak mesafe için yoldan kadın. Bundan ötesi ıssız çöllerdir. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. sor yol bu mudur? diye araştır. biz de Muhammed'e (S. Ey şeyh sana renkten sıyrıl. hayır deriz. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. A) uymuşuz. Niyetiyle gönülden. Hazreti Muhammed (S. der.halkı suya at. ama içindeki Şehzadeyi göremediler. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki. işleri ya açık sözlerle konuşursun. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. adama acıdı. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. Arşın." buyuruyor. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. 316) cehenneme atsın! Keşke. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir. o bir şeyler anlatmak ister. derler. Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. sen doğru yol tarafını koru. yolundaki vaade hacet yoktur. Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. Ancak yolu ara." nüktesini de anlatsın. kimse kimseye zulmetmez. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür. Halk (M. dedi: o zaman. 317) daha isdidatlı olsun. tekken var ama o doğanın şahı. dedi. Bir parmaklık yoldan. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. mümin oldu. Öküz heykelini gördüler. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. birdir diyorsun. Muhammed'de (S. bırakmazlar. Bu. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler.A. Şimdi dışarı çıkayım. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider. Yedi renge boyanmış. Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim. Kürsiye yükselirsin. Muhammed'e uymak daha doğrudur. Rabbini de bilir. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. bir zaman murakabeye varsın. bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. Orada adil bir Sultan vardır. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. hangi şey en büyük şahadettir. Sen nazar ehli ol." buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse. Şimdi sen otur da söyle: O. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır." (K.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır. Arşa. Bu sözde gizli bir hazine vardır. bunu bilmek lâzımdır. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun. "De ki. secdeye kapanmış insanlar görüyorsun. Evet kâfir idi. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de . buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır. her zerrende bir heves. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin. de ki Allah görücüdür. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır. Bunu yapabildi ise Cennete girer. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki. aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer.

Rubai: . ondan başkası benim işime yaramaz. Bir gün kırlara doğru yollandı.. yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler. 318) Gül ter içinde kaldı. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. kâh nazlanarak.. Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır. Gönlümü dava ettin ama. kebaplar hazırladılar. o da iş böyledir. Artık altınım gümüşüm kalmadı.sanki (M. yolunda canımı da feda ettim. onlara varlık yaraşır. Yani bir yoksulluk da vardır ki. denizde balığı seyrediyorum. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler. Hatta bu öküzü. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. fezadan sonsuz boşluklara daldım. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır. Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. ay da sıkıntı içinde. kaba tabi atlı değildir ki. Ben her görüşümde kendi arıklığımdan. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. herhangi bir sebeple öne geçsin. Ben iğ istemiyorum. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker. yiyebildiğinizi yiyin. der. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler.geçti. der gider. kuzular çevirdiler. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur. sonsuz rahmete bitişiktir. Köylüler. Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar. bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. insanı Haktan kaçırır. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar. sofraları döşediler. Evet asılmışım. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım. O. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. balığı koruyan melekleri görüyorum der. Ben. Ansızın bir köye geldi. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. Bırakalım yesinler bunu. Köpeklere verin. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz. halka götürür. çabucak evlerine koştular. Çünkü birzaman olurki. iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum. Mutluluk o kimsededir ki. (M.

.. hele bir gideyim. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz. kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır. Namaz kıldığını görüyoruz. Naiblerinden biri. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek.A. ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de. Bir saat sonra onlara cesaret geldi. O miskindir. Yani sayısızlık da sayının delilidir. ne kâfirlerle uyuşur. Samed ulu Allahdır. ben ruhum. dediler. 1) Çünkü dedi ama. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır. O öyle bir mumdur ki. Allah. Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz . hep bizim pervanemizi yakar. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez.' göreyim o dervişi. hem bizden eksik. Eğer kalırsa.) yanına geldiler. dedi. Hakka ermiş olsan da.Biz hiç bir hesaba sığmayız." (ihlâs suresi. . her şey sen! der. olmayana delâlet eder ki. dedi. yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim. Kadı öfkelendi. Nasıl ki. hem de biziz. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. O zaman anlaşılır ki biz.A. önce selâm vermeye cesaret edemediler. o da.keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş. içi boş karınsız demektir. Samed. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var. Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı. Hakkın hakikatina. Bu onun eşidir. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren." sözüne gelelim. bu çünkü kelimesi peltek idi. miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret. dedim. demişsin!. Onu buraya çağırmayın. o da bunun eşidir. iş o tarafta. İşimiz çok. ne Müslümanlarla kaynaşır. O yani görünmeyen Allah. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S.. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer. Karnı boş olan. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır. iç yüzüne eremezsin. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir." demeleridir.) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat. Buyurdu ki: Şimdi onu görün. şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki. Ahmağın biri daima karları toplar. eşsiz ve tek olan Allahtır. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. getirir su içinde saklardı. Burada bir kişi var ki. Nefiste şüphe vardır. eşek midir göreceksin. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M. Hazreti Mustafa (S. Peygamberine niçin "De ki. "Nefsini bilen rabbini de bilir. o miskindir dedi. Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir. Şimdi tekrar. ama yine menekşenin işini görürler. Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun.

hiç kimse. Karısına. (M. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister. yüzümü hac yoluna çevireyim.) ziyarete geldiğini gördüler. gözünü. Bir mürid geldi. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki. o kimsede tesirini gösterir. dedi. Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk. ağlamaya başladı. Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. Allah evini ziyarete gidiyorum. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar. bu sana.sana lanet olsun. artık ben aile hayatından vaz geçtim.A. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken. Çüneyd bunu işitince. . eşek midir göreceksin.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar. Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. imanlı kişilerin inançları. 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir. Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler. Bir aralık mecliste sessizce oturdu.A. Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir. Onun mabedi de gönüldür. . "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez.A. Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı. Kim olduğunu söyleyemem.) selâmını söylediler. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı.A. (M. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de. bereketi. sen çok zayıfsın. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir. Bahtiyar odur ki. Bugün olaki. O gece kocası bir düş görüyordu. İste İblise inanç besleyen.diye beddua ettikleri iblis. Bizim medresemiz budur. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı. Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar. gözlerini verir. Hazreti Peygamber (S. Onun sevgisini. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü.) de susuyordu. O susuyor. büyük bir saçıdır. Yazıklar olsun onlara ki.) yerinden kalktı. O hep susuyordu. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir. Şeyh tekrar söze başladı. 323) bak ki. Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. ona güvenle bakan kimse muradına erdi. Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem. gönlünü birlikte bağışlar. O ses çıkarmadı ve kızardı. Çocukların kitaplarında. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam. yaralandı kafile gitmişti. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün. Hazreti Peygamber (S. diyorlardı. Sonradan dediler ki. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır. Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik." buyurdu. Hazreti Peygamberin (S. hemen yerinden fırladı. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar. Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar. ailesine de dua etti. dedi. Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. günahlarına tövbe etti. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür. gönüllerini vermezler. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı.kapı açılır. Şimdi (M.Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki.

yola getirir. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir. Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış. Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir. iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir. O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi. 28/56) dedi. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır. Bu topluluğun büyük savaşı." deniliyor. Yukarı baktım. diyen gafil kişi. Kasap. ondan kızı istedi. (M. çarh vuruyorlar.nasıl ki yine Ulu Allah. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti. her yere konma. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin. Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım. Çünkü o şunu yap. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden. Karşılık verme. sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. Padişahlar için "Hayır. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu. evin tavanını göremedim-. bunu yapma diye emreder. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler. diye homurdandı. Biri geldi. namaz değildir. şuraya koy. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir.et. Üst tarafı hep ruh olmuştur." buyurmuştur. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar.Artık üst tarafını hesap' . Ama bu saltanata rağmen zenbil satar. kınama gibi duyguları atar. Burada Allahnın kalp. aman sakının. dilediği yere konar. büyük savaşa başladık. başını bedeninden ayırdı. Bu yermelerden. Yani kalk. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar. oradan gitti. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı. Bu dünya evi. ötekilerine karıştı. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun.A.) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur." demek doğru olmaz. toplu geçinmektir. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı. ben sana demedim mi.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir. sövüp sayma. (M. Kancıklık senden uzaklaşmıştır. Büyük savaş nedir? Oruç değildir.. ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım. Kel. Ey Allahm." (K. Yani senin konuşman boştur. Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum. Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir. olmaz" demek kutlu düşer. gönül dediği nihayet bir et parçasıdır. . insan bedeninin bir örneğidir. nasıl ki Hazreti Peygamber (S. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim. kâfirden daha sapkın. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti. Çünkü varlığım kalmamıştır. Madem ki erkeği tanıyorsun. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. Yarabbi! derdi. sen yemeğini ye. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun. kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim. Şehzadeler gittiler. içimden kovarım. Hazreti Peygamber (S. Arıyı görmez misin.Bu tozlar kaç defa çekildi. oturur. Padişah benim kızım yoktur dedi. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. toprak üstünde otururdu. "Onda insanlar için şifalar vardır. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim.. Dudakları uçukladı.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir.. onlara. derler. şöyle yap yahut şöyle yapma derler. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum." buyurmuşlardır. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi.olmaya ki. yatıştı. 324) Yemekten korktuğun. bu hendek tamamiyle dolmuştu. ama ağzı kilitlendi.A. 325) Biri geldi. incinme varlıktan olur. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın. 71) hitabını işitmiştir. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin.. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu.

dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. kendini kurtarır. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur. falan münkir olmuş. Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. Cebrail bile. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar.)'ı Ebu talib besledi. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. 327) Nihayet benim soruma geldik. onların kitaplarını okurlar. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır. benim varlığım bile hana zahmettir demişti. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı. bu nasıl oluyor? . sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı. Söz söyleyen benim. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu. Demezler ki. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır. Orada gördüm ki. ama bunu ne ben bilirim. hem de başkaları.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım.A. bana zahmettir. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen.A. bizzat onda buldu. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler. hayır. Müslümanlığı örtmektir. Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir. "Araştırmak dindir. o sözde yoktur. halk ile oyalamak isterlerdi. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. şu anlamdaki âyette buyurulan. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır." derim. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı. derdi. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. ötekini hem kendisi okur. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir. (M. üç türlü yazı yazardı. "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır." (Kasas sûresi. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir. dediler. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. dedim. Bana Kur'an-ı tefsir et." Ben. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır.) kitabı fayda vermez. Böylece kalacağım. Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem. "Araştırma Müslümanlık değildir. "Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. altın öküz heykeli. Bütün bu yaslı hali ile bana. ne de Allahdan söz açarız. sen gel dedi. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S. bir kalabalık toplandı. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti. O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler. bu küfür söz ve yanlış anlayış. Yani gerekli görmüyorlar. o bengi suyu içen. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. o imanı. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun. senin kendini kurtarmandır. bana önce Allahnın (M. Asıl gerekli olan şey. sormam. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. Ne Muhammed'den. yüzlerini gösterirler. Hazreti Muhammed'i (S. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki. Bir gün de. yüce sıfatlarını o terbiye etti. Allahyı bilen kimsedir. ama asıl işin çetin tarafı da odur. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa. Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır.Allah velilerinin sırlarını bilenler. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. ne de başkaları. gitmem." (K. Bunu inkâr eden benim nefsimdir. Allahya ant içerim ki. hele. yani önde yürüyorsun. Bir saat başını önüne eğdi.

asıl olan mânadır. Sen haramzadesin. boyumun yüceliği. Nasıl dersin ki.bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. her şeye katlanırım. dersiniz ki: işitmedik ki. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir. Vezir birine dedi ki: Bin altın al. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu. Evet dedim. içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. beni rüsva ettin. ayrılmaz bir sıfat değildir. Tersine de olur. Çünkü haramzâdelik. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. deyiniz ki: Yanımda üstadım. benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır. ancak onların iç âlemini görebilmektir. Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı. gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. Ama ne içten kurtardın. âyette. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. her ikisi tek bir isimdir ki. haydi demek lâzım. "Sizden iki erkeği tanık getirin. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. çok kere ben de kaçarım. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. o hatıraya ziyan verir. Allah. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . öz ve halistir. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli. Evet hiç bir kimse yoktur ki. sevgili ve herkesin kıblesidir. dedi. dedi. selâm sana! derim. Onuncu defadan sonra. evet.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. cevap vermem. 282) Duyurulmuştur. bana on defa selâm söyler. yüksek her tarafı görebilirim. Eğer üstat o taraftadır derlerse. dediler. Yoksa boşuna girmiş oluruz. deyin! Bu bir tuzaktır. akıl hükmündedirler. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. sonra bedenimin iriliği. Dostlar yine. Evet. nihayet ben helâl süt emmişim. Asıl surettir. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır. dediler. Ama başkalarına karşı da çok . Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. dediler. başımı eğer. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. ak'ıl kâfirdir. O bir yere gitmez. Benim öfkeli zamanımda. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. Onun piçliği. çok hoşa giden şeyler. dediler. hep hoş geçindik. yani. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. Ben on tanık birden getirdim. Söz. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. haramzâdeliği kalmadı. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki. içeriye girmezsiniz. Birisi başka birini dava etmişti. içerde uyumuştur. Felsefeciler. Murad. 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. arzular dünya güzellikleri. Murad (istenilen) da budur.öfkeleniyorum. Çünkü o mal. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. Dedi ki: Görmek. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. Kendimi sağır yerine koyarım. Hey hey. bir tanık daha getir. söz yerine geçer. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. kabul etmem. örtünür. Allahm bilgimi artır" diyor. Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir. kendini göstermez. Kadı. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. Allah inciten sevgili! (M. Halk için. Böyle değerlenir. mürid yani dileyen odur. piçsin! Katır piçliğini benimsedi. iki görünmüştür. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. kılavuzum olmadan gidemem." (Bakara Sûresi. Şimdi bize. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. ne de dıştan. Şeyhi gerçeklediler. Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. Davacı on sofiyi birden getirdi. Kendisinden tanık istediler. bir gün bir şeyhin yanına vardılar. görelim de gelelim. Şeyh dedi ki: (M. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm. derlerse. inkârında idi. Davacı: Efendimiz. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük.

Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz.A. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı.Bana karşı hayranlık göstererek. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. ancak meyhanelerde olur.A. Onun mazereti. Veys'in annesi öldü. Demişti ki. Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. o razı olsun. Nihayet Veys.A. gür bir su kaynağı akıyordu. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım. ne kadar mazeret gösterdi ise. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim. Eğer benden sonra gelirse (M. O havuz. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır.) türbesini ziyaret etti. yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. bizim Allahlığımızı yüceltmektir. Rum ülkesine-'. (M. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar. Bu Celâl'in hikâyesine benzer. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu. Bizi değerlendirmek. kendine değer vermedin. yahut hiç.acaba bu Peri mi. Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S. sudan topraktan ayrılmadı. fakat onunla fazla konuşmayın. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. Ama aralarında perdeler kalkmıştı. Çünkü parmakla tutabilirsin. Ama hâlâ evime ulaşmadı. Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun). 331) onun işareti şöyledir. ziyaret edememesinin sebebinin.A. o medrese hocası bu noktada kalmıştır. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur. mazeretini söyledi. Gizli sadaka ona verilir. ben ona ya bir defa iltifat ederim. hayvan mı. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı. Şu hale göre. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki. sözü uzattılar. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur.) işareti ile olduğunu.onurlu ve kibirli davranırım H. gönlü hoş olsun. insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam. Nasıl ki." (İhlâs Sûresi. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı. Seninle benim aramda bir şey kayboldu. annesine yardım etmek idi." deseydi o derece soğuk düşerdi. Öyle bir öfke gerektir ki. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar. ey bizim has kulumuz. konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor. gideyim. Hazreti Muhammed'in (S. öteki öfkeyi bastırsın. Veys.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! . Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık. Peygamber dünyadan göçtükten sonra. Hazret! Muhammed'in (S. yine Hazre-ti Muhammed'in (S. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir. "De ki o Allah tek ve eşsizdir. der. dörtte dört murdar oldu. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir. kaplan mı yoksa başka bir şey mi. Gönlünü henüz yıkamadınsa. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım. Peygamberin sağlığında. Benden ona selâm söyleyin. Böylece üç gün geçmişti.) huzuruna erişemedi. Kur'an'da. diye bakmıyorlardı. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı. Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen.A. O. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar.) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. Ama onların sözleri.

Kulağımızı ağırlaştırarak. ben oracıkta kalakalmıştım. Dervişleri üç gün konakladı. Ama biz açız dediler. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız. Bazıları da. bir ağlama belirdi. Çünkü pek arıklaşmıştım. iki dizinin üzerine edeple oturdu. bulamazsam. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. yiyecek bir şey bulamadılar. böyle cömert. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. Şöyle gönlü alçak. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz. ötekilerde de bir yufka yüreklilik. şakalaşıyorduk. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. (M. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. işitmek. Hazreti Mustafa'nın (S. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin. gece gündüz şöyle ibadet ederdi. ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. Karpuz mevsimi idi. gözle görmek gibi değildir. dediler. işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler. dediler. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . Beni kimse çağırmadı. Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. Bir nara atarak yere yuvarlandı. dşdi. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. ilmi şöyle idi. diyordu. Bunları da sormuyorum. dedi. bana haber ver. yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu. yemekler getirtti. Bunlara acele etmeyin dedim. (M. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca.soruları sormayacaktı. Herkesi götürdüler." (Müzemmil Sûresi. 3) hükmüne göre namaz kılardı. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu. Erzincan'a varınca dostlarda. Dervişler için karpuz toplamıştı. mucizesi böyle idi. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. ayrı düştüm. Yemek yedikten sonra. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler. Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere. o asla bu . şimdi sen söyle. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. düğün ettiler. Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı.beni evine götürdü. Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. onun nasibi budur dedim. Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. Bir kaç gün geçmişti. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. Ayağıma kapandı. Bunları da sormuyorum. Oyunlar çıkarıyor. onları sormuyorum dedi. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz. güzel bir yer gösterdi. dedi. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi. demiş. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım. şimdilik elimdesin. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı. Veys. Sen yolun kâhyası mısın? dedim. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun.A. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. dediler. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. Üç gün iş aramaya gittim. kuzular kesti.

"Benim Allah ile öyle bir anım otur ki. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. Gönülden gönüle pencere vardır. neticede hiç de ölmez.A. Nün nereye sıyırdı? Biri. (M. Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor. fakat sana cevap veremem. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir. parmak kaldırdı. Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular. bu nasıl olur? . bu nasıldır? Evet dedim. Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki. öteki. çaresizdir. "Sanır mısınız ki.). sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler. neticesi iyiliktir. Allah birdir dedi. dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. sana izin yoktur derler. Allahm topluluğu ondan kaldır. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır. Yani ben yüz orduyu yağmaladım. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. 335)Hazreti Muhammed (S. (M. yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. dedim . derler. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım." diyebilirdi? Hak nerede. Benim bir adetim vardır. Ulu. bana göstermiyorlar. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik. Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S. Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur. Her zerrede dağınık. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır.A. ne de en yakın bir melek giremez. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. Aşağı indiler. beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. ona uyarlar. Bin kere de Müslüman olsan. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken. "Ben Hakkım. Allahsal âlemden söz açtılar. Yüce Allah. Zevkini ancak o çıkarır. ölümden korkmaz. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler. sen başka bir yerde uğraşıyorsun. senin bütün varlığınla dolu.olmaz. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki . bana öğüt vermeye kalkıştı. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti. Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. peki sana ne? dedi. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. Burada gerçi başka bir incelik vardır.Allah. hayır. Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. âleme sığmaz." sözü ile işaret edilen hal. dediler. karmakarışık. örs oldum. Bu âleme niçin indik. Dervişin azığı yoksulluktur. tekrar tazeleneydi. Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun. 334) Çünkü bana öğüt verdin. Yoksa nasıl olur da. 115) buyuruyor. Onun göğsü. o onunla öğünsün . Etimle. Ancak er odur ki. Elif nereye sığar. Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine." (Haşir Sûresi. Kahraman olur. aramıza ne bir mahlûk.) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin. saçılıp döküleydi. Benim bütün varlığım. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun.diye sorabiliriz. sen. sende. orada söz nasıl yer bulurdu. Allahsına erişiyor. Her gün on koyun kesilir. sizi gereksiz yarattık. Giremezsin. Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe. 21) buyuruyor. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır." buyuruyor. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. yerleştiler. Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar. Yoksulluk nedir ki. Orada birini gördüm. derimle. donuk âlemler var. Sana saygı gösteriyorlar. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı. ta ki her şeyimle onun olayım. Hak ışığı önünde arıktır." (Müminun Sûresi. Ben yüzümü hep sana çevirmişim. yüzümü sana çevirdim. Sürekli olmaz.

"Ben.) ona ne konuştuksa konuştuk der. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. Kimi ruh ile ilgilenir. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. çok kere gönül kırılır. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise. Hızırda. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. herkes kendi halini anlatır. gönül ehli olmalı. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. Yanar. varlıktan her ne varsa hep orada idi. kendi ruhu ile uğraşır. dedi. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var. iriliğini anlatırmış. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. bu kadar deniz yolculuğu yaptım. Adam. seni yalnız buldum. Onun büyüklüğünü. Benim işim değildir.A. parmak parmak topladın. Biri. "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. Evet her şey yok olur. Çünkü Musa gördü ki." buyurmuştur. Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. Ruhu gelir. Daha başkaları aklı ile. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. o sana söyledikleri ne idi. elbet de abdest almayı gerektirir. "Kendini bana göster" dileği. "Allah. gönül sevinçlidir." buyurulmuştur. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun. elbet de tersine ve yanlış söylerler. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa. O Allah adamıdır. der. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. Denilebilir ki o gelir. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir. Allah kalır. Bunu fırsat bilen Hintli köle. o da aynı cevabı alır.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş. Onu Allah yargılasın dedi. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. ruhu yok oluncaya kadar. O işten hoşnut ve memnundur. namaza ve Allah katına yol bulasın. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. Dedim ki: Bu. O ışık." buyurmuştur. Başka biri sus demiş.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. 337) Tabiat ehli olmamalı. sorar ki. şimdi görüyorum ki." (Necim Sûresi. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün. evet. yahut yağ asırır. nefsi ile alışveriştedir. "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez. selâm sana. Seni kimsesiz buluyoruz. . bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer. (M. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti. Ben dostları olmayan bir dostum. diye sorar. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki. o niçin vahyetti diyor. Nasıl ki o hikmet ehli zat. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü." Bir de. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. Bundan dolayı Musa. Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. Haktan başka herşey orada idi.derler. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. seni yalnız bırakmışlar. bir anda kaybolur. Akıl da böylece gelir sorar. Hazreti Peygamber (S. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. ruhları tenlerden önce yarattı. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. Çırak içinden kızar. 10) buyruldu. yani sonradan meydana gelen şey. diye sordu. Hele bir hadiste. fakat bir şey söyleyemezmiş.Efendi. Kötülük yapma. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. aradan kalkar. O aslı. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder. bütün dostlar. demiş. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. Hades. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu. içindeki bal hep dökülmüştü. Asıl budur. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım. Gönül ara. bildirdi.

Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu.doğru yolu tutarsın. coşar. diyor. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz. en üstünüdür. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. ancak adları söylendiği için meclis kızışır. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış. o çilede ve o zikir âleminde." (M. onu da öylece benden kıskanırdınız. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez. "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa..) öyle bir nurdur ki. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. hem de inkâr etmiştir. onu zorla çamura sürüklerler. Alemde hangi şey vardır ki. 338) Belki. Musa onu dilememiş olsun! (M. o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi. Nihayet gör ki. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki. ben sana söylemiyorum. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti.Muhammed (S." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil. iki kere yere eğilir. kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana. gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. panzehir ocağıdır.A. Diyelim ki onun durağı orasıdır. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var. onu yürütür. atının dizginlerini benim elimden kapardınız. yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler. Dutun nurların en parlağı. . Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu. Çünkü şeyh. bir imtihan geçirmeden kabul olunur. tatlılaşır. Kaç kere. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir. ey minber! der. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur.. 1) buyurulmuştur. dedi. hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır. içinde parlak düşünceler belirirdi. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. karanlık kuruntular baş gösterirdi. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. kendiliğinden gelmez. İşte o adam birdenbire nasıl hafifler. Kur an'da. Sanki halkı yoldan çıkarmak. veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun. (M. "Hele. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. yere bıraktırır. Sonra tekrar gölgeye daldı mı. Gökten şeker yağıyormuş. Mansur. henüz gelişme yolunda olsun.

Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir. gayet sert ve zalim bir adam idi. Artık saygısızlıktan vaz geç. Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur. Güzel söz. ne de Mevlâna sevmiyor. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. Emeviler devrinde Şam valisi. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz. Bir zındıkla gören de zındık olur. Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun. Nefis.(Ç)). halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür. önceleri halktan çok sakmırdı. Eğer sende saygı varsa gel. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz. Allahm. Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor. ama düşüncelerine aykırı davranın. gökten yedi kapı açıldı. Onlar büyük adam olmuşlar. Haccac. Ben para peşinde değilim. kendini sat! der. Orada kadınlar vardır. Saygısızlık edersen git. ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. eğer peygamberleri. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm. Sunu da söyledi: (M. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). "Onlara danışın.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir. onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz. yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar. iki damla yaş dök. susamış bir insan arıyorum. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki. Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. Tam olgunluk çağına erince. Buyurdu ki: "Beni halka satın. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır. Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam. Bana bir ateş geldi. yüksek bir ses işittim. Hazreti Mustafa (S. Kendimi bir bağda gördüm. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. en çok Hak ile dostluk ederdi. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu. anlatılması imkânsızdır. eşek köprüden geçsin. Bu adam. Çağdaş tefsirciyi ne Şems. Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. Hem de öyle bir gerçek dost olur ki. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur. O altın gümüş peşindedir. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. gözüme başka bir şey göründü. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. Emreden nefis. onlarla danışma yapalım. ben o işin peşindeyim ki." buyurulmuştur. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim. yahut da söz derleme sevdasında idin. yüzünü yere koy.Ya rahat peşinde idin. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım. iyiden kötüden çekinirdi. tekrar bir nara atarak kendime geldim. Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. o direkler . Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. deyiver.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. dedim. Hazreti Peygamber. 342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. yani Arap Muhammed şöyle der. Ama Allah sözü değil. erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum. bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş." Yani. kadın huyludur. ama Allah güzellerinden değil. Pilâvları getirmişler. dedim. Muhammed-i Razî. diye sordum." buyurulmuştur. dedi. Olmaya ki. Çizmelerimi giymek istedim.A. şeyh olmuşlar." Bir söz söylüyordu. Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. "Ne mutlu beni görenlere. Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. nasıl edelim? (M. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın. Berrak ve temiz su. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar. Anladım ki. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde. Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. yine kendimden geçtim. kendimden geçmiş bir vaziyette idim. gözümü onunla aydınlat. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. hoş bir sözdür. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar.

Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. (M. işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz.etrafında bakışıyorlardı. Adam yerinde donakaldı. üç yüz isterse sen dört yüz ver. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum.diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler. ona işaret ediyor. Orada dışarıdan biri işaret etti.Öğrencilerden birini çağırdı. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. bir tokat patlattım. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı. öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner. yahut bozulur diye korkayım. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. (M.mümin kulların ibadetleridir. Dışarda aşık oynadığını söylediler. bir kenarından biraz yırtılmıştı. biraz sonra yerinden sıçradı. şaşılacak bir şey değil. ikinci. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. ötekine çimdik atar. Ben müezzinlik ederim. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. ne kadar uzak olduğunu anladı. bir kale duvarı üstüne kondu. müridlik davasında idi. dedim. Ona seslendim. Çömlek değil ki murdar olur. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. ellerini kanattım. şakalaşmak. boyuna aşık atıyorlardı. Hayret ettim. Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu. öyle bir toprak çömlek ki. Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. yere vurul-sa kırılmaz. Ben. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. Ara sıra ne oldu? diyordum. kalfa olacağım. dedim. Ya boynu kopar. ayağıma kapanarak. dedim. Bir kaç gün sonra yine unuttu. hoş sesim var. üstat diyorlardı. Kitabı önümde açtı. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. Mevlâna'nın önüne koydular. nihayet çocuğu kaldırdılar. dersini okumaya başladı. Yanına havadan iki kişi geldi. dersini okumaya başladı. ya çamura düşer. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. ikinci gün tekrar geldi. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. gizlice ona seslendim. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım. bir hamalın sırtında evine gönderdiler. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. Arkası bu tarafa dönüktü. dediler. (M. bu sönmez. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. ödü koptu. yerine otur. Bir de o insana bak ki. bunlar ne adam-larmış. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. Ertesi sabah namazda idim. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. diye mırıldanıyordu. kırıldı. fakat kuş uçup gitti. dedi. Annesi. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim. oynamak istedi. Hoca Reis. . babası geldiler. Hemen yere yuvarlandı. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim. benim bir canım var ama. Bana dost görünen biri vardı. Ben susuyordum. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. iman ışığı yüzünden fışkırıyor. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. aman bana yardım et. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. Selâm sanaüstat! dedi. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz. Bir toprak çömlek ki. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada. sönmemiştir. Bu sopayı aldım. size senet verelim. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. Önce ona bağırdım. Bir gün geldi. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. sonra da falakaya yatırdım. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum. henüz yeniyim. dedi. bana güzel bir kadın bul. ışık saçan iri gözleri vardı.

57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz. Artık işini bulmuştu. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum. 346) Üstada gidiyorum dedi.renkten renge giriyor. insafsızlığı pek ileri götürürlerdi. Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. Anne ve babası dua ediyorlar. Öyle yumuşadı ki. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. gizli hikmetler söyleşir. Bundan sonra bir tek söz söyledim. kalk gidelim. O vaizdir. daha saygılı olmuştu. diye annesine babasına yalvarıyordu. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. ama ben içmem. o benim efendimdir. Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim. Hemen yere yuvarlandı. ne de büyükten. "Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. "O sizinle beraberdir. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun. Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. O beni yola getirdi. Allah! dedi. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. (M. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. rengi uçtu. ben bu işe katılmam.dedim. Beyit: Erliği.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi. Beni tekrar mektebe götürün. kupkuru kesildi. Şehrin şahından . Bunu yapamam dedi. Her ne derlerse desinler. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin. taş atardı. ayaklarını sarar. Kalk diyordum. dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. Kalfa da bir kaç sopa vurdu. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar. Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı. Aman üstat. Geldi. Sonra kendi özel hücresine davet etti. Benim ne olacağımı. Sen niçin içmezsin dedi. üç defa elini alnına götürdü. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. ona söverdi. Onun sakalı. Önüne vardım. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini. Bunun mânası nedir. çok saygılar gösterdi. elleri titredi. bir ay dışarı çıkmadı. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar. hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun. Çünkü erlikleri yoktur. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. ötekilerde ses çıkarmadı.bahsetsem. Nihayet yine evine götürdüler. bıyığı ile öğünürlerdi. öğütçüdür ne bilir derler. öyle cesaretli. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . Onlarla birlikte sırlar konuşur. hoş bir sesle ezan okuyordu. Selâm sana." (K. hem de diyorlardı ki. Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir. Uçuruma gidiyorsun dikkat et. . öyle korkusuzdu ki. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. kitabının yanına götürdüm. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki. Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. Bundan sonra bir daha gelmedi. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. ondan yoksundur. sen müritlerin önünde içki içersin. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. bundan sonra da sopayı suya koydum. bu. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. Onu falakaya çektiler. sakal ve bıyığının yalancı şahididir.

Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. Burada dava boş lâftır. (M. meseleyi açtı. Akıl gerektir ki. Düşmanların tuzağı açığa çıktı. 348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın. Ey kadılar. Düğün dernek yapıldı. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim. bilgiden üstün olsun. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. Ama geline yaklaşamadı. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. bir bağıştır. Yer. Bu gün din âleminde de iş böyledir. delik deşik eder. cezayı gerektirir. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir. Simdi gel artık el ele tutuşalım. Kâfirleri şu cihetten severim ki. Halim şu durumdadır. ecel kılıcından hem başını. Kıskandılar. Güzel bir kitap beş akçeye satılır. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. demiri yırtar. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. hâkim olsun. Çok düşkün bir durumda kaldı. alt tarafı yalan olur. Gizlice kırk dinara satın aldılar. dostluk iddiasında bulunmazlar. Koca. (M. Ama hemen pişman oldu. Dost çok iyidir. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi.hay hay! dedi. figan sesleri yükseldi. Yoksa yolda kalırsın. benim en yakın arkadaşım sensin dedi. Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. iğneci. kendini onda yok edersin. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor. dedi bir komşu ile. Lâfı çok uzatırsak. kapının dışında idi. Çünkü herkes kitaptan anlamaz." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. feryat. Belki bilmiyorduk." (Kadir Sûresi. Ey kahpecik! dedi. ellerin. benden selâm söyle. onun varlığında yürürsün. yasaktır. Bahtiyar odur ki. Mektup okununca sarığı aşağı düştü. hayır gitmiyordu. düşmanız derler. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. içinde bir öfke duydu. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. kızı altına çekti. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. tavan. emrindeyim. Kendi kendine. fitne ve fesata sebep olan. O kalmazsa sen de kalmazsın. bunu hiç kimse anlayamaz. hem de külahını kurtarır. Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. Nasıl ki. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. derim. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi. (Açıkça) biz kâfiriz. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik. Söz onlardan da geçerdi. Allahyı görürsen. Sen biz olunca ulu Allahnın. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. Sahabeddin-i Sühreverdî.Yukarıda sözü geçen delikanlı. O insafsız bu makamda bizdendir. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın. aralık hep askerlerle dolu. Yerinden sıçradı. Dost odur ki. 350) Güzel söylüyorsun. müderrisler. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı. Yarabbi onları günahtan kurtar. hemen hazineye gitti. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. . Yolcu şu cevabı verdi: (M. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. Bugün gece sularında bana gelir. "Maktul" Şahabeddin de derler). İğneci yiğitçe yaklaştı. şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar. Daha fazlası da işe yaramazdı. (ona. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü. Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin. benim elbisemi giyersin. Başını kestiler. Atlı yaklaşınca yolcuya. Bu Şahabeddin istiyordu ki. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim.

işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur. temizleyin. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. Bunun ne olduğunu Allah bilir. Ben böylesin! hiç görmedim. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. Hem davet ediyorsun. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir. bütün bu varlık Allahındır. bu tasarrufu bırak ki. tatlı bir insan olur. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır.) bizim perdedarımızdır. Biri diyordu ki. Bir zaman kabahati feleğe yükler. yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. der. istiyordum ki. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur. aynı Kabe'de. Muhammed (S. bir kere bu sende onu aynı münacaatta. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır. Derler ki: Simdi git. iyi insan cana yakın. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin." (Şems Sûresi. İyi insan dert ortağı olur. ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur. kırılmış olarak getirin. Eren de şaşkına döndü. bunu tanırım. yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez. daha kuvvetlidir. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder.A. Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. bu cevize benzemiyor. bizi hem var. Muhammed'i gör ki. (M. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki. der. 351) Yap. gözünü açsın. Aleme tek başına geldin. O şaşkın ve perişan idi. ancak o ve onun Allahsı bilir. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. Şeyh ibrahim. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm. misafirin önüne koyarlar. Ben bunu yiyemem. Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. 353) Evet dedim. o makam ancak. şeyhi meyhanede gördüğün halde. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. buyur derler. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. var ve yok eden mi daha güçlü. Çoktandır sürmemiştin. diyecek kadar hoşgörürlük varsa. (M. ama bu Şems'in yüzü kararmaz. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz.Bugün sen de. Onun hiç bir sebebi yoktur. davet nereyedir? (M. bir gün . Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. davetin tam kendisidir. ağaca çıkar. Allahı görsün. ben bu işin sırrını bilmem. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. kabuğunu soyun.

Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. bende o velilik yoktur. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. yiyorum. Biri gedi. Çünkü açıkça görüyorum. dışarı kaçarlar. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler. (M. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. ama o seni incitmesin. bunu yine ben onarırım. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. Allah kulları. oradaki biçareleri görelim. Başkaları sarhoş olur. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun.) olsun. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. ama o küpün başında oturur. Yoksa aslında bilerek değildir. dedi. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum.zamaneye. Gerek ki sen pişesin! dedim. Bu gün mümin olan yoksun değildir. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz. Mümin. diğer bir sefer de ispat eder. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. Ben buna ancak gülerim. der. Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. Zındık ise. Onu bütün açıklığı ile görmekten. başcağızın kucaklar. doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. hayır der. inkâr eder. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. . Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. bir gün bahtına. tadıyorum. onları da gözden geçirelim. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin.Konuşurken bazan karanlık. Allah bana bilgi vermiştir. Allahnın öyle kulları vardır ki. Bir kere Allah yoktur der. Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım. Nasıl pişeyim? dedi. 354) Benim işime kimse takat getirmez. ister Muhammed (S. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. rahatsızlık veriyor. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın. bir gün de Allahya çatar. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. daima olumsuz düşünür. Onu ancak ben yaparım. bir gece sıkıntı çeker. Benliğinde hiç şüphesi yoktur. ah vah ederek karşınıza gelir. Dilimin ucuna geldi. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. perdeye yapışmış olan kimsedir. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. Sen nasıl müritsin ki. hiç tatlılaşmaz. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. öteki eliyle de duvarı tutarak. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. değişik olmayaydı. vehimlerle karışık sözler söyler. diye sızlanmaya başlar. bundan ne şüphem olabilir der. der. çocuktur. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. Aslından değil. işaretten anlamıyorsun dedim. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. Cevap verdim. (M. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde. gözlerini öperdi. kulluk eder. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. sonu iyi olur dedim. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir.A. ister Muhammed'den başkası. ayakları titreye titreye. Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. Allah huzurunda nikabmı atmış. bu acıları ben verdim sen çek. O velilik ancak Allahtandır ki. Bu vasıflar. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. onların haline bakalım. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir. Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. bir başka şey doğdu. İster iyi ister kötü olsunlar. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. Kiliseye de uğrayalım. (Ben) sözü ile konuşur. Ben ye demem.

Adamın biri.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. Halbuki. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar. Namazda. "Benim velilerim kubbelerim altındadır. ne efendisi olur. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar. Fedakârlıklar gösterirler. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. Ya hizmetçi olurum. Bayatlayınca iş zorlaşır. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar. yani Allah uludur diyorsun. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. ama münafıklar. ben sınamaya devam ederim. billahi de. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. Müridin yolu bu değildir. olmayanları gösteresiniz. ben bunu yapamam. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar. sus der. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. Allah demelisin. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. Ama sizden faydalandığım gibi değil. Ayak pabuç içinde yerleşince. Bu ona benzemez. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. kurtulasın dedim. onları benden başkaları bilmezler. Ama onlara uymazdı. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. 35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz. ötesini Allah bilir. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. Davalı tarafın tanığı yoktur. canı gider. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. Çünkü bana hayat lâzım. yani Allaha yaklaşmak içindir. Şiir: Ne kimsenin uşağı. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi. Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz." anlamındaki . İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir. Ben ondan çok faydalandım. bana gerektir ki serbest davranayım. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. namazda konuşulmaz. derler. "Allahu Ekber" demek kurban. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. (M. yabancılar etrafıma toplanır. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur. Mademki itiraz etmek gerekmez. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin. ben de sana öğretiyorum. rükûa varırdı. Dedim ki: O yapmadı. Çünkü bunu sen de yapıyorsun. Tanıdıklar. Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. kurusa da incinmez. Hem de olmamalı diyorsun. ona sen yemin edeceksin. Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun. (M. böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. gerekirse oturayım. kadıya şikâyete gider.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. (M. Kurban ol ki. başını ayağını sallamaya başlar. gerekirse gideyim. onun şöyle olmalı.

kör olduğunu bilmez. Görmediğin şeyden ne dem vuruyorsun? Nihayet ben senin babanım. sonradan yaratılmış bir varlıktır. Onları görmek dileyenler Allah Nazar'ına gelirler. her tarafını sarmışlar. Derler ki: Nerede kendini görme. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. Tam bu sırada bir ses daha geldi. çavuşlara emir verilmiş hemen gidin hamamda hiç bir delik deşik kalmamak şartı ile araştırın! denilmiş. küpe bulundu dediler. Eğer şu yükü benim sırtımdan kaldırırsan. Tam otuz yıl bu işte çalışmış." (Tahrim Sûresi. "Ey iman edenler. Herkesi aradık yalnız Nasuh kaldı onu da arayın. Onları da kendileri bilir.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. 359) Kur'an'da. Ama onu da nasipsiz bırakmak olmaz. Ben onlardan değilim. gözleri görür ve gördüklerini de bilirler. isterse yer ve göklerin ortasında. müridin. Hadis. sen de benim oğlumsun. bundan böyle Nasuh kulun bir daha bu günahı işlemez. . Mısra: Ev sevgili. ister yer üstünde. Niçin vakitsiz uyuyorsunuz ki beni oğul görüyor. O hadis. ama tam bir erkekmiş. senin Allahlığına sığınarak söz veriyorum. Bir gün Sultanın kızı hamama gelmiş. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış. Hakkı nasıl a'nlayabilir? Nasıl görebilir? Onun nazarında olan bu şahsı da hoşa giden her şey gibi hoş karşılarlar. MUHAMMED'İN OLDUĞU YERDE ADEM NE SÖYLEYEBİLİR? Aklın ayağı topaldır. Aklı başından gitmişti. maşukun bir hali vardır. ama içeriye girmeye gücü yetmez. Kadınlar hamamında tellâklık edermiş. Allahya söz veriyor eğer bu defa kendimi kurtarırsam bundan sonra bütün ömrüm boyunca böyle bir iş yapmam. Bir levha üzerinde bir Elif yazıldı. Sırrını Allahya ısmarladı. Nasuh halvete girer korkudan titremeye başlar. Arayanlar bir Lahavle çekti. Şimdi araştırma sırası bana gelecek diye sızlanıyor. 8) buyurulmuştur. ama onlardan haberim var. âşıkın bir hali. Herkesin bir özel hali vardır.Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler. arka arkaya secdeye kapanıyor. Bu hoş bir deyimdir. yazılsın. evin kapısına gelir. Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. Vaizin minber üstünde. kulağındaki büyük yakut küpe kaybolmuş. bu yalvarış halinde iken içeriden bir ses geldi. hafızın minder üstünde. diyor. Onları kim görebilir? Onlar böylece Allah katındadırlar. o görüş? Madem ki görüyorsun nerede o? NASUH TÖVBESİ (M. Nasuh. kendini de baba biliyorsun? dedim. ondan bir şey gelmez. Allahım bundan sonra bir daha kadın tellâklığı etmeyeceğim. Bazıları da Nasuh. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. dinleyenlerin. dedi. şeyhin ayrı ayrı halleri olduğu gibi mürşidin de bir hali. nerede Her şey ondan nur almıştır. Bir topluluk daha vardır ki. Çavuşlar hamamın kubbesini ve içini. Ona ister levha üzerinde yazıldı diyelim. Şiir: Her işin tam vakti gelmedikçe Sana dostun dostluğu fayda vermez. Bazıları bu Nasuh sözünün yorumlanmasında nefse dönmeyen şey demişlerdir.

Şu halde kulluk. Çünkü yeniden yapılmak ancak yıkılmakla mümkündür. Biri uslu. bu dua doğrudur. padişahın yanına . 361) Bu Hıristiyan yüz gün üst üste söz söyler hiç üzülmem. Hayal. Oğlunun neler öğrenmiş olduğunu görmek istiyor. iç âleminden tekrar açıldı mı tecelli nuru belirir ve der ki. Onlara karşı işte benim Allahm budur. Bu kardeş tam iki ay geceli gündüzlü yeni arkadaşı ile cenk hikâyeleri ve yiğitlik masalları konuştular. Ama pisliğini temizlerken değil. bir Yemen başörtüsü alacak ipeklisi gelmezse çok umutsuzluğa düşer. Bu öğretmek içindir. yiğit. Niçin aklını bilen yahut ruhunu bilen denmedi? Dedim ki: Nefis. der.Delik yanlıştır. aylar vardır. Kuran'da Adem Peygamberin lisanından. Bu arkadaşı gece gündüz ona mertlik hikâyeleri anlatır. kimi paraya. (M. iblis der ki: Hırsızın kendisi mahalle içinde hırsız var diye bağırır. kabul etmediler. kötü huylu. kadın yapılı idi. İnsan şeytanları bunlardır onların hali senin haline benzemez." buyruldu." diye dua ediyor. "Hasta olsam o bana şifa verir. Bütün halkı sağlık yoluna çağırdı. Kimi güzele. O birtakım oyuncaklar. ancak yüzünü yıkarken okunur. 360) Peygamberin yoldaşları tövbe ederlerdi. Çünkü bendeki gam onlara bulaşırsa dayanamazlar. silâh kullanmayı. Kendilerini o gam kuyusuna bırakırlar. Üzülüp bozulanları da yakarım." (Araf sûresi: 23) buyurulmuştur. Bir de ne görsün oğlan arkadaşı ile birlikte oyuna dalmış. Sen öyle bir insansın ki. Nasuh'u çağırdılar. benim sağlığım ancak ondandır.Bu hayallerden geçen kim se bilir ki bunların da bir yaratıcısı vardır. Beyit: Bu yolda yüz bin tane Adem yüzlü iblis var. Sen benim nefsimdekini bilirsin. Bende öyle bir kuvvet vardır ki. oyuncaklar önlerinde. 80) ayetinde hastalığı kendine ilgilendiriyor. Halbuki İbrahim ben batan şeyleri sevmem dedi. kendi kendine ağlıyorsun! O korkulu rüyadan umutsuzluğa düşmüşsün! Ben de öyle bir adamım ki. "Nefsini bilen Allahsını da bilir. Her insan yüzlüyü sakın insan sanma. öğretmen arkadaş da ötekinin zoru ile sarığını çıkarmış yere atmış.