ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. geceleri uyumazdı. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü. sarığını. (M. onlardan daha üstün.» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm. gönlü isterse. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır.' dedi. ruh âleminin manasına erebilmektedir. daima uyanık gönüllüydü. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. Bunu seyreden aziz derviş. Yoksa. tartışır. duman gibi kendini yok etmeye çalış. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir. 'Bizim güneşimiz. onlardan daha zevkli. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur. O makamın kutsal sakinleri. gramer. Devletşah diyor ki. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir. Adam o sırada. nasıl anlatayım. 77. Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki.» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur. 'Ben sana yabancı değilim. bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki. eli vergili.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur. ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı. Gerekirse. din bilgisinde. halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı. telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu. 'Dostum gitme. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. Bütün fenlerde. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir. M. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş. beni dinlerken.' dedi. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir.'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. Konuşmalar. dördüncü kat göğe kadar çıktım. Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. O . ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar. işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu. üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım.» (Şems-i Tebrizî. onu hiç unutamadı.' dediler. ayıptır söylemesi. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu. hepsinden daha yetkili konuşur. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak. onlardan daha lâtiftir. temel bilgilerde. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır. Alâeddin. sentaks. orada yerleşmiş. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan. «O. ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm. mum gibi erimeye başladı.' Hemen kavuğunu. Karanlıkta dama doğru yürüdü. Asıl zevk. Benim önümde.Kemal'e baş vurdu. onun. 48). Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum.

o zaman da suya kandığından söz eder. Konya şeyhleri arasında bir sofi de. büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. sohbet arkadaşları yapıyor. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı. O. müderrislik. o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu. Ama. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü. hep onunla göz göze diz dize idi. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki. katırın dizginine yapışır. Şems yol üzerinde beklemekte. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur.A. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi. namaz. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu. Şu sebepten ki. müftülük. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı. Tebrizlilerin uydusu haline geldi.' diye hep özlem duyar. Dış âlemle ilişkisini kesmiş. onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems.» der.» Bazıları da. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış. «Bu ne sorudur?» der. hep gam. Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması.A. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız. talebesi. sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. kudretinin. hep onun işaretlerine dönük. güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. Mevlânâ bir katıra binmiş.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. selâm verir ve «Hemen söyle bana.» diyorlardı. 'Beni ululayın şanım ne yücedir. Neredeyse o . Eflâkî'ye göre Mevlânâ. hakkındaki bu dedikoduları. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. Şemseddin. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa. yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır. meslislere gitmek istemiyor.).» diyorlardı. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems.). kayıplara karıştı. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. hiç dışarı çıkmazlar. en yücesidir. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun. Mevlânâ'yı sorar. sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde.A. Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner. onun. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki. gece gündüz. Derken belirli vakit gelir. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu. ona. Bu ayrılık süresi. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. Bir kısım Konyalılar da.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik.A. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını. sıhhatinin bozulmasına yol açtı.). Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş. her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S. her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler. Kimseyle konuşmuyor. «Bize. bütün normal işlerini. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî. cihan varlıklarının en büyüğüdür.» diye halkı ayaklandırıyordu. artık başka bir âleme dalmıştı. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir. Hakkın yüceliğinin. Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına.' dediği halde Bayezid. aksine. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. bir nağra atarak yere yıkılır. oruç. susuzluğu o kadar derindir ki. ibadet ve sohbetle meşgul olur.' diye öğünmüştür?» Mevlânâ. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından.

can da o viranenin baykuşu oldu. Oraya varır varmaz. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi. Sultan Ve-led.» diye çok yalvardılar. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti. et. bu zaif hayır duası ile meşguldür. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. kudretli. fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi. Sultan Velecl. Gidin ey yoldaşlar. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. diri gönüllü bir dervişe rastladım. Cadılıkla. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri. ger. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. sizi atlatır. babasının işaret ettiği hana gitti. hâkim ve mahkûmlarla doldu.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz. güzellerin güzelliği hiç kalır. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. halktan emirlerden. Şems. saygı göstermekten geri durmazlardı. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. «Umarız ki. Bir kere onun cemali parlayınca. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu.» dedi. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle. Mevlana'yı çok üzüyordu. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru. dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler. yirmi nefer atlı. Aman ne olur. bilginlerden. âşıkane secdeler et. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. Mevlânâ. Şems'in odası önünde edeple durdular. mum gibi erimeye başladım. yaratıcı. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. Bu mektup Şemseddin'den idi. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a . sen otur da seyret. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç. «Benden selâm götür. O. havayı bağlar. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. Öyle bir derviş ki. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. Mevlânâ'hm mektubunu. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar. bu İsrarlar karşısında dayanamadı. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. büyücülükle suya düğüm vurur. akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın. Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi. birkaç yük değerli hediye.

Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti. 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır. Bir müddet ondan. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı. 'Beni öldürmek istiyorlar. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. onu fırsat buldukça küçümsemekten. bu saldırılara bir zaman katlandı. dedi. Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak. o hakikat güneşinden bir haber beklediler. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. içinde bir perşembe gününe rastlar. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu. Ne yazık ki. odasını bomboş bulunca dayanamadı. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. Rum Ülkesinden Şam tarafına. Bir süre durduktan sonra. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. Şems. ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti. bir gün. Bu olay. yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu. ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. dedikoduya. Yüksek sesle.' der. sövüp saymaya başladılar.' diyerek dışarı çıkar. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler. Şems. hemen bir bıçak . 645 hicret yılı . Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz. Bu ikinci gelişte. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu. Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. Öte tarafta Şems'i sevmeyenler. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. teşekkür etmiştir. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı.» dedi. Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. hiç kimse izimi tozumu bulamayacak. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak. sevindi. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı. Şam sevgilisine can vermiş. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. özgür oldu. hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya.Şems. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir. «Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler. gönül bağlamışız. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz.» diye feryada başladı. Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış.

saplarlar. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. Baba Kemal. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı. Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. şu cevabı verdi: «Ben. gazellerle ifade ediyordu. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı. Şam'da aylarca Şemsi araması. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur.)de. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin. biri birini tutmayan rivayetlerdendir. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. Eflâkî. hep Medresesinde dönüp dolaşır. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. Dest tarafından Türkistan'a gitti. Ama olayın bir de mantık yönü vardır. İbrahim Fahreddin. «Oğlum Şemseddin. Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi. onu da çileye oturttu. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H. Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır. Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî. Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış. Fakat bende bu cihet eksiktir. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki. onun. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş. Hüseyin bin Hasan. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. Şemseddin. . her günkü doğuşlarını şiirlerle.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti. Bir gün. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu. Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. Şeyhi.

ondan filizlendi o. sen artık dilediğin mertebeyi buldun. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez. o.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. Şeyh. Sultan Veled'i irşad etmiştir. onun şu anlamdaki gazeli de. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu. Nasıl ki Konuşmalar'da da . edep kaynağından bize varlık verdi. Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. Onun aşkının okşayışları. Şiblî'yl. gönülleri hep o tarafa çeker. o da. o. Tebrizî de. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. Allahsal inayetler. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki. okudukça durmadan duygulanır. hep ağlar gezer. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. Şems'in yanıp yakılmasını. Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. Maruf. Ahmed Hatibî'yi. Davud. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. Nasıl ki. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki. Mevlânâ Celâleddin'i. yaş dökermiş. Şemseddin-i Tebrizî'yi. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır. Ahmed Gazalî'yi. o. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. o. o. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. Hasan-ı Basrî'yi. Habib-i Acemiyî. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır. Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. Muhammed Zeccac'ı. Şeyhe şikâyet ederler. bunu okumaktan pek hoşlanır. Onun şiirlerinin. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. Eflâkî'nin yazdığına göre de. Bu da. müridinin alnından öperek. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi. Davud-u Taî'yi. Serîi Sakatî'yi. «Sevgili evlâdım. Büyük bir ihtimale göre Halep. Maruf-u Kerhî'yi. Cüneyd-i Bağdadî'yi. o. neşeden ağır başlı. Öte yandan. yardımlar. Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar. o. Ariflerin Menkıbeleri'nde.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî.. hafif ruhlu olur. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. o da. dervişlik geleneklerine aykırı görür. Bahaeddin Veled. Hasan-ı Basrî. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi. Ebûbekr Nessacı. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı. Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o. o şahın hizmeti İçindir. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur.» demiş. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. o. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu.

Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında. Ebû Ali Rubârî'nin. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman. ondan. çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz. o da Hazreti Muhammed'in (S. o. Gerek gördüğü bu hakaretlerden. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in. Cüneyd'in. Serî-i Sakatî'nin. Serî. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır. o da. Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. o. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. Dâvud-u Taî'nin. Ebû Osman Mağribî'nin. o.i Sakatî'ye. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. ondan. ondan. o. o. Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. ondan.» Bu o demektir ki. Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. Birinci yoldan. o. ondan da. o. Şems. SerîJ Sakatî'nin. o da. ondan. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577). Ebû Osman Mağribî'nin. Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. Alâeddin. Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. o.) sohbetinden feyz almıştır. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. Nasıl ki. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de. Şems'in. ondan da. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. dargınlıklara yol açan. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. o. ondan Maruf-u Kerhî'ye. o. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Mevlânâ. Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. Ahmed Gazalî'ye.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. o. ondan. Allahdan idi. Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. Hasan Basrînin. Maruf-u Telhî'nin. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu. Ebû Ali Rubarî'ye. o. Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. Habib-i Acemî'nin. Şemsin Suriye. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir. o da.şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. bu doğru değildir. Ebû Ali Rubârî'nin. o. Maruf-u Kerhî'nin. Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî). Bu Rükneddin. Şeyh Ahmed Gazalî'nin. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. o. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır. ondan. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. Ebû Ali Kâtib' in. o. Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî. ikinci yoldan da. Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu. o. Cüneyd-i Bağdadî'nin. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre. Ebû Ali Kâtib'in. Ebûbekr Nes-sac'ın. Çünkü bütün tezkereciler. Ebul Necip Sühreverdî'nin. o. Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Ebul Necip Sühreverdî'nin. o. ondan. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. o. o. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış.A.

şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir. Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz. ulu Allahdan başarılar dilerim. Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da.başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya. derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. Aziz arkadaşım Prof. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN . Şems-i Tebrizî'ye gelince. onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü. Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını. düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler. Bu mektupta. 12/12/1973.

Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. o latiftir. canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar. 103). her şeyi bilici ve görücüdür.» (Mâide.» (En'am sûresi. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek. O kadimden kadimi görürsün. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. Kadimden sana bir şey erişir. Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır. her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki. 54) nükteleri. Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir. gözleri kavrar. niyaz'sızdır. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin. Hak kadim'dir. Allah da onları sever.O âyetindeki nükte de buna işarettir. «O. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki.» (Mâide sûresi. nasıl ki Kuran'da. işte bu sevginin etkisine işarettir. niyazsız olan o dergâh niyazı sever. sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın.» (En'am. . kâfirlere karşı güçlüdürler. Hadis. hiç kimseden bir şey beklemez. 103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü.BİRİNCİ BÖLÜM (M. belki o gözleri kavrar. kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede. başlangıcı olmayan varlıktır. İşte o aşk'tır". 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. Ama sen ona niyaz götür ki. kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki. Kovucuların dedikodusundan çekinmezler. sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama. Allah yolunda savaşırlar. «Onlar Allahyı severler.

onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın.» dedi «o şartlar. Remizler. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim. bu bakımdan daha sağlamım. sözünü kıramıyorum. Şunu hatırla ki. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz. Öteki kendi kendine. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. deliller gösterdi. Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki. Ben de velinin velisi. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. «Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. en zor işler kolaylaştı. «Bu elbette olmaz. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu. Ama bunu yapamadı. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi. Bu ayna. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. 15) buyuruyor. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir. doğru kal! Doğruluk göster. O sanır ki ayna ondan başkasıdır. onu daima okşardı.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır.» Ayna işi ince bir iştir. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir. bahaneyi aynada buluyor. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa. «Hâşâ. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki. Bir defa ona desen ki. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar. belki ihtimal vermezsin. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar. istedi ki yere vursun. «Ben gönlü kırıkların yanındayım. O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma.Bana velî diyorlar. dostun dostuyum. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır. Hakkın kendisidir. 113. «Eğer bu ayna iyi ise. o tanıklar ve para cezaları olmayaydı.» buyurulmadı mı? Sözün kısası. Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir.» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler.» Dedi ki: Şimdi ey dost. «Ey üstat. aynayı eline vereyim. Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. Şûra sûresi. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. (M.» dedi. Dedim ki haydi öyle olsun. Sen ki doğrusun.» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. Şimdi diyorum ki. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan. bedeli bu kadardır. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. 3) Hemen kırmayı düşündü. O hal diliyle der ki. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi. Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar. eğilimi daima hakka doğrudur. Buna tanıklar. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. «Keski.» dedi. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum. «aynayı getir artık sabrım kalmadı. ancak Mevlânâ.» Tekrar gönlü razı olmadı. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü. . Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar. oradan ayrılmak istemedik. çünkü o benim dostumdur. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir.

Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. «Başka şeyler işitiyorsun derim. Bir gün diyorum ki. nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim. Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım. bir temel üzerinde yürümek gerektir. Evet o da vardır. divan erleri bil selerdi kaparlardı. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun. anlat onları. sakınıyoruz. Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir. Ancak onun himmeti buna engel dir. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez. giyecekten birşeyler gönderilsin. gönlüm ona yabancı kalamıyor. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. Bir aralık ben sana. Doğru sözdür. işitir.» diye şaka yaptığın için incindi. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. âlemin parmakla gösterilen adamı. «o onu suçlandıramaz. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd. Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. Şeyhlerin kuvveti başka başka olur. 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. kapılar açıldı. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir. hiç bir işi yok.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. Evhad. Güzel sıfatları arasında utangaçlık. senin sözün nedir. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. «Sözü bugün söylemelidir. onun hiç bir şeyi. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. Ona yetişmek için uğraşırım ve. harcadı. Çünkü günahlar suçlar vardır ki. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. «O bilir» dedim. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. Onun mutlu sözlerindendir. maksada uygun düşsün.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur. (M. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar. Sen kimsin. . Ancak undan. çok sağlam bir devlet sahibidir o. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir. geniş meydan açıldı. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. Musa' ya yakın değilsin. baş ka bir işi yoktur. Kışın üşümemesi için eskiden. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. Onlar. sen de de söz varsa bana söyle. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin. ancak bu sözden başka bir söz işitir. Onun ancak iki hüneri vardı ki. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir. bugün bütün suçları işlemiştir. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben. «O söylüyorsa kanını dökeriz. cihanın maskarası olmuşsun. odundan. İşte bu iyi bir alâmettir. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. o silahtar oğlu için. «Sen. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür.» dediler. söze gücüm yeter. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. «Konuş. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. Alâeddin de bir cim ri idi. güzel söz. Ben de.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki. H. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun.

) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. 10 dervişin keremi idi. Gerçi bir sema vardır ki. Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. onun sözü değildi. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır. burada melek hayalinin bize yeri yoktur. Bir başka semâ da. o haramdır ve yasaktır. (M. belki onlarla konuşamaz.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . O. beni olduğum gibi görsün. Cüneyd'e. çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. Bunların. Ancak benim sözümdür. Bu şeytan hayalidir. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu. Halbuki derviş sözü naziktir. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir. Bu o demektir ki. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş. yorumlar ve özür dileyerek der ki. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar. onların sohbetine katılamaz. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. O. yapılması farz olan semâdır. sebepten dolayı indirilmiştir. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti. Bu da hal ehli erenlerin semaidir. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir. başkalarının sohbetinden soğuması. Biri de. Çünkü onların yaşama zevkini artırır. O. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür. hem çirkinlik yönümü anlasın. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı. onlara göz yaşı. bunu başka bir dervişten sor. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar. çirkinliğimi gösteriyorum ki. yoksa size kusur bulmak değil. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir. Semâ. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır.» diye şüpheli bir söz söyledi. Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar. A. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki. yufka yüreklilik getirir. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. çirkin tarafımızı görmemişti. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. Dervişin biri onun mezarı başına gitti. Her âyet ihtiyaca göre iner. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz. öteki Mağrip'te harekete geçer. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım.» buyurulmuştur. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır. Hakka kavuşturur. onları başka âlemlerden dışarı götürür. ne Kuran'dır ne de hadistir. İncinme. şimdi elden gitti mi. mest eder. Hazreti Muhammed de (S. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır. Ramazan orucu nasıl farz ise. açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. hoşlanmamasıdır. Başka söz de hatırıma gelmiyor.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir. gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. Mevlânâ'nın yüzü güzeldir. eğer sahabe bunu kullansalardı. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. o perde de. Halbuki şarap haramdır. onların öldürülmesini emir buyururlardı. 5) Biri. aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir. Beş vakit namaz. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki. melek hayaline bile razı değiliz. ikincisi de onu işleyene aittir. Hadiste. «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz.» diyor. Hem güzellik yönümü.

o daha uzaktadır. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git. açıklayan sözlerdir. gerçekleyen kimselerdir. yavru hemen suya atlar. ama o kümes kuşudur. bir kubbe vardır. ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar. Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. bir birini tamamlayan. Onların sözleri de. onun suya girmesine imkân yoktur. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. halim de. Kimse bu halimi anlıyamadı. deveye benzer.» Şu hale göre. Mısra: Bu gönül işidir. bir ok atacaksın. Ana tavuk etrafında çırpınır. «Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz. Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da.» dedi. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir. Peygamberler. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. ne riyazat var ne de başka bir şey.» dedi. Vaiz öğüt verir.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi. kafa işi değil. Evet bütün bu sözler oraya dayanır. gelin. Nasıl 'ki. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır. deniz kuşlarının hali gibidir. biri balıktan bahsederken başka biri. aşk bu bağları çözer Akıl der ki. Bana diyordu ki. kümes kuşlarına karış. Şiir: Akıl.» Öteki.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz. «Evet bilmezsin sen. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. kişilerin bağıdır. hep biri birini tanıyan. okun düştüğü yerde hazine saklıdır. onu aramanın yolunu gösterir. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var. Öteki. «Sen sus. «Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır. benim yurdum o denizdir. alaylı bir kahkaha ile. İşte seninle ben de böyleyiz. Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . «Balığın şöyle iki bacağı vardır. arkanı o kubbeye. biraz (M. tanıtan. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. yüzünü kıbleye çevireceksin. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış.

kara kuşun kursağındadır. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M. semâyı yasak etti. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir. Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur. ip ve urganlarla hünerler gösteren. müminlerin ruhları ak kuşun. bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. ahireti anmayı unuturlar. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler. «Cimrilik ediyorsun. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. birer birer hekime kadar dayandı. Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir. şüphe içinde gitti. bu akiki. imana gelir. Demek oluyor ki. Derviş öldü. onun yüceliğini seyre dalarlar. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki. aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. . Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez. «Dünya ahiret erlerine. kâfirlerin ruhları da. yalnız şu kadar var ki o. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu.onun elleri kuruma-dı. diyeyim ki. Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz. Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. bu sözü söyledi mi. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir.» anlamındaki yalvarışı olmayaydı. Hastalandı. Bunu satanları aradılar. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. nasıl olur da . onu çok uzman bir hekime götürdüler. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü.» sözü de bu anlamdadır. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. sevgiye tutulan dünyayı da. kıyamette de beni bulamazlar. içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır. yoksul bir zamanında satmıştı. Allah gayreti ile kin beslerler. Cennete gider. Nasıl ki dünyaya kapılanlar. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı. gönülleri sağlamdır. Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. hatta cennette bile. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. ahireti de unutur. Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. göğsünü yardı. Öyle bir insan ki.Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar. ahiret de dünya erlerine haramdır. Şu kadar var ki. Biri dünya yönünden olur. Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir. ayıklık yoktur. on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da. Allah rızası için sever. Bu ne hoş çekiştirme. ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim. bir zümre de yakın mertebesinde. Elini yüzüğüne götürdü. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. 7) Benden ötürü. Hele onu siyah bir aslana binmiş. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. Hekim. Bana göre. çocuklarınki serçelerin. nihayet müslüman gider. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı. O. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. O. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. tıpkı akik taşı gibi olmuştu. sözlerine hayran olurlar.» der yahut da onu tutup. doktor dervişin mezarını açtı. Kendini yokladı. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da. selâmet gider. Şeyh dedi ki: Halife. onda hiç bir şey göremedi. onlar bunu bilmezler.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu. insana kendini bile unutturur. dünyadan el çekmiştir. Hallaç (Mansur). Hekim de geçen hikâyeyi anlattı.

onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır. başını çöllere çevirmiş.» dedi. Nasıl ki. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. başka bir renkte görülmüştü. niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin. Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar. batıla inanır. lügattan anlar. Onu sıkıştırdım. Çünkü o. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak. o ki asılsız şeylere.» Diyordu ki. şaşıla-<cak bir şey yoktur. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok. «Fetvada akıl hiç hata etmez.» Muhammed Güyani ona demişti ki. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi. Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir. Nihayet o. Boğulacağını anlayınca. Nasıl ki. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. Nasıl ki. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki. «Aklın fetvası budur. Orasını Allah bilir. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. nuru ve ululuğu vardır.» diyen kimse büyük hata içindedir.» diye yalvarıyordu. «Bu zor iştir. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin. Nihayet o.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir. 12) buyurulmuştur. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır. ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar.» diyen Firavun gibi. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. ondan sonra gidersin. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı. böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı. on kat örtü içinde gizleseler. «Ey kaltak bacılı. Kelâm bilgini Şahap Herive. hali gördü. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. ondan da ileri geçmeye çalış ki.» dedim. «inandım. onun arkasından yürür ve ona uyar. Haccac ona. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm. Hakkın âyetleri de böyle olur. Şimdi mademki bu perde açılmıştır.» (Muhammed sûresi. suçsuz idi. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. hep yenecek şeylerden ibarettir. Bunda. Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış. o zaten havadan ibarettir.Bil k! benim gözümden damlamıştır. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti.» dedi.» dedim. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. Onun azığı nefs ile olur. sana önceden bunu söylemek gerekirdi. çok ağlamıştı. ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi. Nahiv'den (Sentaks).» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. «bari seninki öyle değil. Mucize de böyle yapar. Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. onlar için gelmedim. Nihayet. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu. Benim halimden haberi olmayanlar. . «Evet konuşurum. «Şüphe sevmektir. Sen kimsin ki. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı.» dedi. evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın. Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin. Ta ki bizden. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. niyazdan. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı. bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun. ona güvenmiş. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi. Âciz kalınca secdeye kapanırlar.

cevap veresin. Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu. Gereklidir ki sen. tamamiyle bir şeye verse idi.). her sıfatta güçlü kuvvetli olasın. o zorlukta kalmazdı. Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki. ibrahim Ethem kendi kendine dediki. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur. Sözünde. o kudretlidir. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri. İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım. Olgun görüşlü olanlar.A. bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez. artık onun bir hasreti kalmaz. çubuklar vuruyor. 9) Ruhun güzelliğine erişmek. onun evlâdı. gürültüler işitti. Hazreti Ömer. Arifler. Canın. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz. dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. Allah gözle görülebilsin.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler. Diyordu ki: Can. Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi. O gitti.» buyurdular. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı. ten ile kaynaşırsa belâya düşer. «Ne yapayım?» diyordu. göçme başka. beri tarafta cana yakın kadınlar. dışarıya vuran bu ışığı görürler. Bu âlemden gittikten sonra da. Bu gidiş onun için ölüm değil. Hazreti Mustafa (S. «Biz âciz kimseleriz. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. torunları. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır. «Divane misin?» dedi. suretten manaya gelelim: Ten. Türlü zevkler bulur. O tarafta mal görür. Şimdi gerektir ki. «Allah hazırdır. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. dehşete düşürdü. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. îhvanı Safa derneğinin. dileklerini öteki alemden bekleseydi. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. gürültüler koparıyorlardı. bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu.). Belh Sultanlığından çekilmeden önce.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış. İbrahim Ethem. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir. «Bu hayatta ve bu dünyadayken.» ibrahim Ethem. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi.A. Bağıramıyor. Ömerin elindeki kâğıdı çekti. O kendisini. belki hayat olurdu. canlar da onun arkasından gitti. Veliliğin manası nedir? Askerleri. kudret sahibi olasın. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur.(M. 10) yerinde kahır. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi. benim izimden yürür idi. bu hevesle mallar bağışlıyor. genel olarak bu iş çok zor görünür. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor. azap olur. neyler üflüyor.» görür demiyorum. dostlar elde eder. belki bir alemden öteki aleme göçerler.» derler. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. oraya gitmek için çırpınırdı. Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. Bekçiler davullara tokmaklar. iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin. Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah.» Bir gece taht üzerinde uyumuştu. O. Ancak dışarı vuran. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates). Kendisinden bir haber çıkmadı.» demezler. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir. Şah kendi kendine. can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. susmasında kahir (M. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. Hazreti Muhammed (S. insan mahkum olmazsa hâkim olur. susacak yerde susasın. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu. cevap verecek yerde. Bunlar. belki nefsinde velilik olan kimse velidir. tekrar yatmıştı. ölüm başkadır. A. Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir. . Can.» Şu hale göre. başım yastıktan kaldırmış. saygı görür.

» diye korkuyor.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. vezirin vekilidir. «Sultan» sözünden gücenirdi. Şahın bütün mülkü. Gerektir ki. Sultan. Padişahtan. iş onların .» diyordu.İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez. saf bir nur gibi onu bekleyesin.» demedi. o iş iyi bir iştir. «Hoş mudur?» deyince de. gök bilginleri. Ayaz. «Ey Sultan şu mücevheri al. kolunun içinde saklamıştı. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. Ama o daracık evden geniş bir eve. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı. hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu. Ayaz'a dönerek âdeti dışında. Bu şimdi hazineye yaraşır. Bu parlak bir aynadır ki. «Peki. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin. Bu söz ayna gibi parlaktır. akar sular vardır. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. Padişah. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki. şu halde hazırlıklı ol. yine fazla bif söz katmadan.» Mücevher beri tarafa geldi. edep terbiye öğrenmiş. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz. güzel mi?» dedi. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa.» dedi. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar. bu mücevherin dörtte birini bile değmez. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince. ölüme hazır. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu. filozoflar. gerçek Allah erlerinden. «Şahın heybetinden titremek. içinde aklın. Dilediği gibi söyler. bunu sana mutlu kılsın. ölümü dileyiniz. «Hoştur. Perdeciye sorar. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. Allahyı aramaya o zaman koyulursun. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı. feryadın ne yeri?» var dedi. İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz. Her taraftan ahlar. Ayaza yaraşır. Sultan. Nitekim Allah Kuran'da. mücevheri aldı. kır bunu!» dedi. halinin açık ifadesini onda bulursun. perdeciye bir mücevher vermişti. Nasıl ki Allah. «O halde. en uygun hareket bağışlamaktır. Ayaz. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. benliğim senin benliğinle dolmuştur. 11) Bu öyle bir imtihandı ki. «Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin. Onun Sarayında yetişmiş. «Böyle değerli bir mücevheri parçaladın. ölüme âşık olursun. Edep dışı bir söz olur. büyük bir saraya göçer. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. onun dünya hasreti daha çok artmıştır. Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa. Kuran'da haber veriyor. Perdeci. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. Öyle bir Allah ki. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. Allah. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir.6) Şu var ki.» (Cuma sûresi. «Nasıl. titriyordu.» Sultan.» der gibi. İşte o göçmeye ölüm denmez. onu süzüyor. Şu halde. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım. içinde bahçeler1.» dedi. Halbuki. «Ahin. «Niçin titriyorsunuz. Padişah. Ayaz. bu ona bin kere daha hoş gelirdi.» dedi. Doğrusuna bakılırsa. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur. Bu konuda. (M. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. feryatlar yükseliyordu. dünyaya hasreti daha azalmıştır. Şah içinden. imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş.» demek istiyordu.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. Ayaz. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir. ama «Ey köle al şunu. Padişaha bakarak. «Ey yumuşak huylu Sultan. Sultan Mahmud (Gazneli).» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi.

alınyazısıdır ve değişmez. Burada.» derler. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün. böylece onları seyretmektedir. Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye.» Değişik. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. kul. insan. Bunlar isterler ki. Ama veliler. işinde (Determinizm) mecburdur. belirmeye başladı mı?» diye düşünür.» dediler. ince manalar vardır. Gündüzleri gizlice oruç tutar. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler. «Nebilerin haline (M. çok mal feda etti. (Ç. gözü ayıp ve kusur aramaz. o âlemden aşağı inmişler. asın beni. Senden. «Beni besle. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir. «Acaba bendeki. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. Evet. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. renk renk yazılar yazmamaya bak.)). «Zaten ben de onu arıyorum. «Seni asacaklar. Gerçek aşk için söylüyorum. «Ey Allahm. Hakkı arama . malın mülkün de değeri yoktur. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar. O. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter. yaptığı işin yaratıcısıdır. nebilerin işi değildir.» deseler. O âlem de. «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki. bir de taklitçi Cebriye vardır. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı. «İnandık ve gerçekledik. biz de duayı artıralım. Nebiler. Sonra gönlü daralır. serbesttir. ne de adımlarını sıklaştırır. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. işini gücünü bırakır. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin.» der. hareketinde. tezgâhını terk eder. Bir insan da vardır ki. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. O. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. oradan acele acele geçtiklerini görür. Bazılarının da karınlarına kan dolar. o ölümsüzdür. bir dilek dilemediler ancak «İnandık. bir gün dükkânını. Kendisine. İyi adamın gözü ayıbı görmez. bir dilekten ibarettir. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. Sonunda. Başkaları ne anlar? Cebriyede de. O anma ve araştırma ki. (Ç.» demekle yetinirler. diye bekleriz. öteki taraftan. Mevlânâ. hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. İşte bunu söylemek. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir.)). Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. Öyle bir insana. bütün âlemi sular kaplasa. Bu yolda başları dönmüş. görüşüne göre. Eğer sen. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür. O. onu sevin ki. bir taraftan şikâyet eder. O.dediği gibi değildir. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin. her ikisi birlikte toprağın altına giderler. Bu hal bütün hünerlerini örter. «Ne beyaz. Haktan bir istekte bulundular. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı. yatarız. Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur. beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler. bu. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul. bakalım Allah ne buyurur. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü. yani alın yazınız böyledir. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun. Âşıkta can korkusu yoktur. Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki. Onlar. Bu değişiklik de Cebir yönündendir. Hak yolunu arıyordu. İbrahim Ethem. bir gerçek Cebriye. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. Zaman zaman bir köye gider. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı.

Gerçek eski pabuçlarının tozunu. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. bu zamana şeyhlerinin. sopadan kıvranması gibidir. îşe baştan başlamak gerek. O. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler. Nihayet. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. O diler ki. Gerektir ki. Seni canımda saklıyorum. Sen heva ve heves için yaratılmadın. Şah. heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. O. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. O. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan. Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. Seyyid başka. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. ötekilerden üstündürler. Ateşe gider ama nura düşer. 13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. işine gider. o sahtecilerden daha iyidirler. bunu başkalarına söylesem incinirler di. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir.hususunda yükselmiş bir ses değildir. Yukarıda sözü geçen vezir. Yani. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür. «Doğru söylüyorsun. bu sözden de hoşlanır. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. gönülde düşünce olasın. Bu öğütü canında sakla. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür.» dedi. O havadan geçinmeyi bırak. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. kendi sözü kendisine senet olur. oyunlarının bv yalan söylerler. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu. her tarafından sarsın. Heva ve heves bahsinde kalmıştık. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. Bilmiyor ki bu iş tersinedir. Ekmeklerini 'kazanmak için. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir. reyhanlar. bir âşıkm «Keski olsaydı. o başka demek imkânsızdır. Şimdi mademki o bir ateştir. Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. Çünkü onların hep-. bir yıl bu huyunu terk et. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. çeşitlidir denilemez. bir takım sınıflara ayrılırlar. Senâi başka. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki. Şimdi bu ha-raketiyle. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. yani vezirin gözünü öpmekle. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . Dervişlere karşı saygı göstermez. yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur. Olmıya ki. Bunu bir divane bile söylemez. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. gözlerde değersiz kalasın. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. O nura koştu ama ateşe düştü. onları gözetmez olur. aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu. âşıklarının başına değişmem. bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. . artık herkesle şakalaşır. bu oyuncular. Bu söz ona erişince hoşlanır. Bu yönden. Öteki de lâle bahçelerinde. İstemiyorum ki. Buna. Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. üstü başı yenilenir.

» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var. onun perde-sidir. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi.» Yani bu Peygamber. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler.» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. Yüz bin küp dolusu şarap. Senin zamanından bir şey açıklanırsa. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir. dar yerde kalmazlar. onun gecesidir. kahır sıfatından üstün gelir. Allahya şükürler olsun.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah. üzerine dayanırım. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır.» dedi. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. Halbuki Peygamberler. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar. Lütuf sıfatı. uzaktan bu hallerini sak-layamadılar. bununla koyunlarımı sürerim. Şimdi o dolunay uykudadır. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. zamanede bir eşin daha bulunsun. o sırrı herkese duyurmak . önünüze serilmiştir. «Buna yol verin. Büyü yaparlar. Önce sözü anlayan ve bilenler. diyor ki.Kahır. o yarım işte. bu perdeyi kaldırsınlar. Bu yalandır. şu varlık alemi onlar için var olmuştur. ona bir sevgi aşılıyabilir-sin. o gibi kimselerden değildir. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir. Fakat sen onun kahır sıfatından.. 'Elindeki nedir?' diye sordu. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle. bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur. Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. Kuran'dan bir çare bulur. Meğer sözden mest oldular. İsterse düşman olsun.. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti . Çünkü sen o insan değilsin ki. Bu büyükler ve ergin kişiler ki. Allah ile birlikte.» Geceye uzan dedim. «Sen de Alla-hın kulusun ben de. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. Padişahın biri. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler. Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş.» dedi. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız.» buyurdular. Şah hiç iltifat etmedi. 'Bu sopamdır. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki. Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur.» dedi. Onlar için de bir perde vardır. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider. ümmetine olmayan bir şey bıraktı. Nasıl ki. Başka bir vakitte perde yoktur. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir. Sırlardan bahsediyorum. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir. madem ki uçuruyoruz gider. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz. yazamadılar. o da.» Birine sordum: (M. konuşurlar uğraşırlar ki. gerçeğe uygun değildir. Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir. kitap getiren Resuller bunlardandır. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda. Bizim o çömezlerimiz. «Sen güvenli adamsın. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti. Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid. söz söylemiyorum. hiç fazla söz söylemesin.» dedi.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle.

bu da sebepsiz değildir. 30).» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. sahabeye ve ümmete söylenmiştir. kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım. Eğer sen kendi temizliğini. kendimden.» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar. hayinlik. Allah’a ant içerim ki. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur. ya aranılanın işiyle meşguldür. Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi. Yani siz isteyemezsiniz. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır. şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz.» (Enfal sûresi. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M. o gizli hayinliklerden içini arıtırsan. iyliğini gözetir. Muhammed'in (S. Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından. herkes dilediği gibi konuşur. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür. Sen ne isen osun. sen nasıl bir uzaksın. O. «O. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. Yani ey Mustafa (S. «Allah bir topluluğa verdiği nimetini. Sizi hiç ihmal etmez. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti. 54). bunda bir sebep vardır. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz. bundan neşeleneyim. Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez. Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü. Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar. her gün başka bir işle uğraşmaktadır. 15) Güzel huylu isen.bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler. ben isterim. «Bizim söz ile işimiz yok. ya arayanın. Allahnın. heva değildir. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok.A. yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi. Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. Bu. 29). bir eserim yok ki. Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır. hırsızlık yoksa. ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir. sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider. ben ki Allahnın elçisiyim.» dedim. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki.» (Rahman sûresi.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular. Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır. Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu.» (Dehr sûresi. O. halvete çekilmiş hak erenlerinin.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir. tek . genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki. Sözden daha ileri geç ki.» Ben de dedim ki. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin.A. «Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. sende kincilik. «Allah bilgin ve bilgedir. bu sözün suretinden bile başları döner. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz. hem görünürde. halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış.

Şimdi de benden dinle. Halbuki. A. Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem. Bir şeyi seven. Gerektir ki. bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler. dostların dağılması. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir. Dostunun mektubunu okuyamaz. Nasıl ki o. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti. o sırrın kuvvetini göstermektedir. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür. Sen niyaz gösteriyorsun. Anam babam öldüğü için kurtlar. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar. bir elif dışarı fırladı. saatin saatliği. bu başka mesele. Bütün perdeler tek bir perdedir. Eşek durmadan sahibine pisler. Biri dosdoğru anlam. Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar.» Şiir: Hoşgörürlük. bu varlıktır. O perde ise. geniş alanda mana daralıyor. ondan tiksinmez.» der. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır.» sözünün iki anlamı vardır. kubbelerim atındadır. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır. doğar doğmaz konuştu. iki gün iki gece yem verir. Bu söz. Hele derneğin bozulması. İsâ Peygamber. onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir. bu sözleri hiç söylemezdi. Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim. işte o kadar.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. hep kendi mektubunu okur.başıma dışarı fırlatmış. Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi. At onu her türlü tehlike ve belâlardan. «Benden başkası bilmez. ona «Afiyet olsun. yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır. Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin. dostlarım. «Benim velilerim. eğer sevseydiniz. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. A. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. Bu perdeden başkası da yoktur. Bu. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. «Sen kimsin?» diye sormazlar. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. kendi hayalleridir. «Sen kimsin?» diye sorarlarsa.» (Kutsal hadis) buyuruyor. Hazreti Muhammed (S. elifi anlayanlar her şeyi anladılar. sen o olmadığın için onu incittin. Nihayet söz alanı geniş ama o. yalnız ve hâlâ o mektubu okur. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim.» der. onun bekçisi ve kapıcısı olur. günün (M.). «Ben. 16) günlüğü. O. İşte bu misal. Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları. O. onu yermesine benzer. Onları benden başkası bilmez. Görmez misin. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar. mana eksikliğinden değildir. Şu zamanda. Allahnın sevgilisiydi. O eksik düşünceli cahil. Kula. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. Mana aleminden. Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi. bu. Allahın kuluyum. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür. harfler silinir. Âşık olmayan bir saz sanatçısı. belki de mânanın parlaklığındandır. hep kendi kuruntuları. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. O zaman susmak. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. O senin düşmanın idi. Çünkü Hazreti Muhammed (S. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez. yedi yüzü parlak. ona karşı kör ve sağır olur. öteki de. öteki de arapatma binmiştir. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. Allah. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker. Ama Sultana. karanlık ve bâtıl sözler. bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar. size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir. . Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar.) de kırk yıl sonra söze başladı. Hak ile Halk arasında. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin.

içine düşecektir. Derviş. Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir. boğulacak. Bir kimsenin davasını onun manası için. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki.» Erkenden yemekler hazırladı. «Su getir. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı. çünkü yol budur. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. onların sözlerinde başka bir mana vardır.» dedi. Bu gidiş başka bir gidiştir. baktı ki. olgunluğun olgunluğudur.» öteki de. «Hayır. içten kulluk etmekmiş. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin. Tartışmayı bırak. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir. Nasıl ki. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum. Başka biriyle de hoş geçinir. Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim. ondan incinmiştir. Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı. O dört kuş ölmüştü. Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki. Ancak niyaz ehlinin niyazı. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır.» buyurulmuştur.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı. nefsiyle yaşıyanlar başka. Bunu bilmek bir olgunluktur. (Ç. bu da nefsine ait bir cenkleşmedir. «Hoş geldin. «Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti. Vakit gecikti. ama Allah da ona karşılık. O sırada bir derviş geldi. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı. bir ırmağa rastlar. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. Kuran'da. «Başüstüne. kalbiyle yaşıyanlar başkadır. Suyu getirdi. Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir.)) diyordu. Çare yoktur. 20) buyuruluyor. sen böyle şeylerden arısın. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M. yarın yine gelirim. o aşk ve sev* gi harekete .» diye düşünüyordu. «Allah rızası için bana ekmek ver. (M. Meğer bunun sırrı. «Nasıl olur. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir. Yüzünü kendi tarafına çevirir. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş. ama başka yönden dirildiler. «Ey Ulu Allahm. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. «Nefislerinizi öldürünüz. 18) îşte o. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa.» dedi. Bunu bilmemek de. Allahnın bu cilveleşmesine karşı. ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum. gülüşür. kımıldadığı vakit. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı. Çünkü ona. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. Kuran'da. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki. bunların hepsi hazır ama su eksik. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde. Fakat. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir. Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım. Allahnın ne ihtiyacı olur ki. Kalbiyle yaşıyanlarla. seyis bilir.» dedi.» (Müzemmil sûresi. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa. çarçabuk ahıra koşar. Marifet sırlarından. Tekrar binecek olsam. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir. somurtur. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. hemen dördü birden dirildi. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi. ama ondan başkası da değildir.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. 17) gülmeye başlar. «însan. Musa. sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki.» dedim. «Hayır. eline iki su testisi verdi. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez. Yolda yürüyen bir adam. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır.» dedi. somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz.» dedi. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım.» (Bakara sûresi. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır. bu sözleriyle. Biri diyordu ki. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu. ancak başka yönden dirilir. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır. git yemekler hazırla ki.» dedi. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir. o dört kuşu öldürdü. Nihayet bunlar. Yani her varlık Allahdan bir görünüş. davası için öğrenmek isterim. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre. böyle bir şeye perde olur.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir. Allahdan ayrı bir varlık yoktur. bunların onlardan haberleri yoktur. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir. bir kimsenin manasını da.

Saatlerce başını önüne eğdi. başını sallar. düşündü. Öte tarafında sana kuvvet gelir. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir. kahır ve zulüm kalmazdı. daha ileriye atlamak için olursa iyidir. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir. Onların işleri o muhabbetle gelişir. 19) üç ihtimalin dışında değildir. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz. Ama ben sende kendimi göremiyorum. Allah kullarına getiriyorsun. düşünceleri tekrarlardı. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir.» dedi. O sakat hükümleri. Bana. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid. çünkü sendeki benlik ben değilim. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu. Ona öyle bir gözle bakın ki. Muhammed dininde uydurma bir şeydir. O sofî îmad sarhoş olur. ötekini de dosdoğru söyler. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir. Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta. Kâfir. Bana dedi ki: «Mert odur ki. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı.» dedim. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. «Bu. Bu dost yardımını her kim kabul ederse. Bunların geri gidişleri. «Bana bir sır söyle. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir.» buyurulmuştur. Kendi kendine. onun sohbetine ereydik.» dedi. O sendedir. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim. Halifenin sarayında halvete koydular. Halife erken sabah mumlan yaktırdı. Biri geldi. Bundan geri kalırsan. Heva nerede. ama ben sende değilim. «Keski onun zamanında olaydık. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır. Halbuki. Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. Şüphe yok ki. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. onun sözlerini işiteydik!» derler. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M. Birini iki yüzlülükle. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş. ona bağlanmış olur. O baş salma heva olur.geçer. sevgiliye. ona hasret teraneleri yollamaktadır. «Nasılsın?» diye sor. Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür. irfan ve felsefe yönünden bakarlar. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. onu görüyorum. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. kadıdan örnek verdi. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister. bu ırmağın suyu geçilecektir. Uzun söz burada kısaldı. Onu isteyin. Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur. Kılıç kalmaz. «Evet sende görüyorum. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. kendimi onun benliğinde göreyim. «Allah onları sever. haydutlar seni zebun düşürür.» dedim. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. onu kendi benliğinde değil. seven gözlerle bakmalı. Onun iki sözü vardır. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır. Doğudan Batıya kadar. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar.» dedim. Ben sizin kulunuzum. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. yardım ve kolaylıklar görürsün.» Benim içim dışım hep bir renktedir. Müslüman. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir. onu dikkatle gözden geçirdi. Uydurmacıların sözünü bırak.» dedi. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. Yahudi bunu geçecektir. Ama Mecnun sen değilsin. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle. Bugün suyun öte . Artık başka hiç bir karşılık vermedim. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki.

«Sabredersen.» «Ey dolapçı. İlim. gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak. Şüphe yok ki. sözden'daha sağlamdır. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı. açık söyle söz nedir?» dedi. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim. O. yumuşattı. ama bizi yanıltmak istiyorsun. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki.» derse.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı. Bizim yakınımız. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır.» (Necm sûresi. felsefe derler. (M. bir gün eşsiz bir inci bulsun. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. «Hayır. «Sen bilirsin. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın. aldanmı-şım. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. bir bakışla yokuşun sonuna. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet. onların ahvalini öğrenirsin.» Tekrar tutturdu.» O öfkeye ve sertliğe başladı. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. Nasıl ki. O hırka. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir.» . Katır. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım. sana yoldaş olur. «O. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. Kuran okumak gönüle sefa verir.» «Hayır. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim. Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim. «Sana ne lâzımdır?» dedi. «O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar. parlak gözlüyüm. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar. Ben söyledim sen bırakmadın. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır.» dedi. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı. eğer. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı. o da onlara. onunla öyle kaynaştım ki. «Buraya yerleştir!» diyor. îlk saf daima. Ben.» Ne söyledi ise söyledi. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. kend si de öyledir.» Burada deveden maksat şeyhtir. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek. cefadan şikâyet etmezsin. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım. «Bu vasıflardan uzaktır. Cevap verdi: «Hayır. sedef hikâyesini anlattı. Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer. ant içerim ki o sedef bende yok. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum. içim onun ateşiyle doldu. Değmez. Evet. bayağı bir şeydir. Bazıları vardır ki. «îş.» Diyordu ki. söyle.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. 20) Nişabur şehrinde. dinin ışığı olurdun. Bu yüzdendir ki. iğne atacak yer yok. Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur. «Evet. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu.» dedim. Kuran'da. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi. bütün âlemi dolaşırdı.» dedi. Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa.» derse. hüküm senindir. O cevher. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır. öyle bir yüce âleme gitti 'ki. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek. Çünkü o olgun görüşlüdür. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın. Demek ki. (M. yankesici! O sende.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki. Şimdi tekrar görüyorum ki. Peygamberleri dile getirirsin. fena değildir. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar. Bu söz bir zümreye acı gelir. terbiye etmek istediler. öğüt dinlerken içleri müslümandır.» dediler. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım. hiç bir şey istemiyorum. bir çok incisiz sedeflere rastladı. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki.» Ben de imkân bulunca. Bu sefer de. onların suretleri senin ruhunla birleşir. içten ve dıştan bir anlayıştır. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki. Bir külhan ambarını getirmiş. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu. güzel huyludur.

korkunç bir girdap.» demiş olmana rağmen. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi. O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır. Onun halini. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah. Bize göre Hak yolcusu birdir. bir pabuçcunun karşısında otururdu. «Dosta böyle yaparsan. her gün hurma yerdi. «Bismillah!» dedi. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir. filan kimse de böyle niyaz ediyordu. yalvarma yoludur. ben yol gösteriyorum. Feryada. bu girdaptan herkes kaçar. Hazreti Ali buyurdular ki. Bir hizmet etmek gerekir ki. Mademki gam çekmiyorsun. Gerçi bazı kimselerle tartışırım. bakkal yine . Rahmetin ayağı böyle olur.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı. ona öyle bir ateş gelmişti ki.» diyebilir. Nasıl ki.» dedi. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur.» Mademki gam çekmiyorsun. O saatte.dedim. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım. düşmana ne yaparsın?» . «Ben dünyaya tapanlara söyledim.» Eğer onun hali öyle olsaydı. armağan sunmakta ağır davransalar bile. Ben öğünmüyorum. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun.» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda. hali ne olacak diye sınadı. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın. buyuruyor. kahrı ve öfkeyi yok eder.» diye ona çıkıştı. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum. Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun. dostu ateşe fırlattı gitti. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz. Bu bakkal. belki çok hoşuma gider. İbrahim. «Hayır. Diyelim ki. Gösterdiğim yol da niyaz. Onlarda bir ateş vardır. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin. denizde bir girdap vardır. «Göreceksin ateş kimi yakacak. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir. hayır. Ancak başkalarını da yakalar. bil ki yüce Allah buyurur ki. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler. Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki. görelim kim kimi yakar?» Allah. ancak iş gerektir. kavgaya tutuşmuş. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı. Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir. yine ziyaretleri boşa gitmez. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa. istidat. dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun. Bu hal şimdi senin başına gelseydi.» «Bildiğin gibi değil.» derdin. Bütün denizciler bundan kaçarlar. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir. Bunu niçin söylüyorsun. dünya işlerinden feragat gerektir ki. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki.» dedim. ancak yeter ki halinde susma olmasın da.» O gün. O arif bizlerden değildir. 22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı. rica ve niyazda bulundu. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu.» demek istedi. fenalığın cezası misli iledir. Tablaları dökülmüş. üç günde anlarım. kabiliyet. dövünmeye başlar. İbrahim dosttur. Ziyaret edenler niyazda. oradan geçilebilir. O. Nemrut. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur. Bakkalın biri. halk gelip ayınncaya kadar (M. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz. öfkelenmişti. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam. «Aman ateş geliyor. gam çekmem. Hayır.derler.Bu. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir. Bu öyle bir girdaptır ki. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir.» Yani sizde böyle yapın. Şah ise niyaz ile doludur. Evet. o niçin çıkışsın? O. Bilgeler bunu gerçeklemezler. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin. Rahmetin ayağı kahrı tepeler. Ancak yüzücü kaçmaz.» dedi. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı. imtihana ne lüzum var?» Öteki.» diyorsun. bu takdirde rahmet. dirhemleri başına atılmış. Bu ateş her kime yakın gelse. ben de rahmetten yaratılmışım. Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin. öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı. «Rahmetin öfkemi geçti. onu ancak fırlatıp atan bilir. Konuşmasa. yapacağın işi söyle. kendinden geçer ve hastalanır. o cefa unutulsun. dostları sınamak gerektir. beni içine alacak. Öteki. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki.

Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. inciyi rüyasında görmüş. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın. (M. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır. ister yayılmasın maksat bir öğüttür. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim. sen bunu bir pula bile almıyorsun. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. malları ile.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı. Kuran'da.n nasıl ve nerede olduğu. Yusuf Peygamber (S. her neyin varsa ver. nefisleriyle savaştılar. Çünkü o sözün. Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer. O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki. kurtuluşa erenlerdir. cevahir tüccarı da ben. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı.» Şaha haber gönderdiler. Biz ona yol bulalım. Kabul edersen yazarsın. Bu adam bir in-•ci arıyordu. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da. O yol da dünyayı feda etmektir. bu yoldan başka geçit yoktur. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. 9) buyuruyor. «Onu gözler kavrayamaz. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar. bu ok kendine isabet eder. Kerem ve cömertlik alanında. Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir.hurma yemeye. ona saygı gösterir. oranın yasak olmasından değildir. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum. elini istemiş ve öpmüştü. «Onlar. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz.» (Haşr sûresi. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş. onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır. gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın. bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum. alaşağı ederler. söz başkaları içindir*. . Bu öfke yumuşaklıktır. Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz. anlamındaki âyet. Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim.» (Tevbe sûresi. «Başka suretle ziyarete imkân yoktur. ama o gözleri kavrar. Ancak Ay'a erişilebilir. Ben yolu senden daha iyi bilirim.» demişti. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı. Cefaya karşı tedbir almak gerektir. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı. Ben inci hikâyesini anlatıyordum. Nimet günlerinde de. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. Vezir. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum. Tüccar. söyle. Şaha da haber göndererek bunu astıralım. Padişah. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde. Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı. ama Güneş Ay'a yetişebilir.» dedim. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın. o rüyaya inanmış ve güvenmişti. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki. onun için teklif tekellüf yoktur. o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. O Ay güneşe erişemez. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır. Kurtlar. ben Allah yoluna gelin diyorum. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı. Allah. Oklukta kalanların da başka işleri var. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır.» Şah. Aynaya bakar. onu karşımda tutarım. işte onlar. Şimdi görüyorsun ki. asıl işin özeti o sıkıntıdadır.» (Kehf sûresi. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın. sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur). İster yayılsın.109).» di-yesin.» «Evet. Ama aranılan incin'. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu.A.ttiği zamanlarda da söylerim.). (En'am sûresi.» Veziri dedi ki: «Padişahım. o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa. Aşağı in. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı. 103) buyuruyor. o cefanın b'. doğan gibi uçar. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri.» diyorum. «Söyle ki. dükkânın köşesine otur. gramere vurursun. «Allah yolu budur. Bu ok Hakkı bilenler içindir. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. onu vurur. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. Nasıl ki. Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi.

onları doğru yola yönetsin. altından çıkabilirim. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı.» deyince. Onların diledikleri biraz gecikir. Bir marifetten bahsedemezler.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir. Aksilik yaraşmaz.» Bu uygun bir iş değildir. onun doğru olduğuna delildir. «Beni kıskanıyor. O. iki parmağını oynatarak. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. Halbuki bu yolda söz birliği. Sonra efendi. tartışmadı. ben sana niyaz öğreteyim. İçimden birçok büyükleri severim.» diye cevap verr. uşak «Hayır. Bu doğru değildir. «tatlı getirin. akıl bir şey buyurur. Başıyla. Şimdi. Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz. A. ama ona bir şey diyemezlerdi. «Dönüş zamanında gelirim. Onun sözlerinden ve işinden (M. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. yani söz az mâna çok olmalı. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret. «Niçin gelmi-yorsun. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi. «Allah hidayet versin. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum. Hazreti Muhammed'le (S.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar. şu saatte mazeretim var. «O halde size ne?» dedi. Sahabe. Az çoğu gösterir. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî. marifetleri kalmamış olmasıdır. bulanık suda boğulmuşlardır. 24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır. sen bana uyuşmazlık öğret. «Ben falan yere gidiyorum. gibi kimseler. doğrusunu söyleyemiyorum. Yani hem ince manalar dinleye-sin. bazıları da ihtiyarsız olurlar. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir. Onlar bana nereden çattılar da. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu. «Bu saatte başka işim var. İki iş'bir arada nasıl olur.» der. Onu 'anlatmaya yeter. 25) yüz çevirince de. Kederliysen tazelenmek. kulağiyle. turşu efendinin istediğ dir.» diyorsun. Onlara karşı muhabbetim vardır. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim. işin aksini öğrenmedir. Bir iki kere açıkladım: Bende. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar.» deyince. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu. Gerek ki iki işi bir arada yapasm. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler. Nasıl ki adamın biri. bana hıncı var» diyor.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. hem mana isitesin. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun. ondan azıcık bir örnek getirmişler. tepsiler götürüyorlar. Tatlı daha iyidir. «Turşu getir. Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı. hem başka bir iş yapasm. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını. «Ulu Allahm. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi. Eğer sahabe. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar.(M. Ancak çok içerlemişlerdi. Bu ters anlama. ben gelmiyorum. Allah her şeyden üstündür. Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu. Hayır.» derim. «Bu velidir veya veli değildir.» diyerek imdat istediğini görmüştü. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar.» der. iş birliği gerektir. Çünkü gerçekte. sen nerede? Sonra. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın. yaşlı isen gençleşmek gerek. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. Bana şovenlere de dua ederim. hem yiyesin. «Allah yoldaşın olsun git. Velilerin sözleri nerede. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden. . bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar. kapı dışarı ederlerdi. Heva ve heves onun aksini ister. Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez. olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. Bu şuna benzer ki. ama o derece galip değildirler. Uşak. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim. ama açığa vurmam.» der.» der. onların nişanı. efendi.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı.

» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı. Halk onlara nasıl sorabilir ki. başlamıştı. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi. ney çalarmış. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun. 26) engel olmuştu. sen. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım.» dedi. lat ki dinleyelim. ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir. Hazreti Peygamber.» (Kasas sûresi. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu.» «Ne söylüyorsun. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum. sen fena etme!» dedi. Cüneyd içinden. ağlamaya başladı. «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu.» diye bağırıyor. Hoşa gider o söz. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun. Uzakta bir yere oturdu. Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki. kervansaraylar yaptırıyor. Bağdat'tan kalktı. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir. Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi. Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın. «Evet» dedi. biraz gülerler. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi. 12). Şikâyeti. «Bana senden fayda gelmeyecek. «Hiç bir niyetim yoktur. ne o köprü geçen eşeklerdensin. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz. herkes Allah için tekkeler. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. Artık dayanamadılar.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü. onlar iyi ediyorlar. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum.» dedim. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu.Hatırlarından. bir kadının kulağına kadar gelmiş. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri.» dedi ve sordu. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi. ne de hoşlanır.» dedi. «Şüphe yok ki.» Cüneyd söze başladı. içindeki irfan buna (M. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti. .» dedi.» dediler.» dediler. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım. İyi yapıyorsunuz. Bu öteden beri bir töredir. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum. «Bunu biliyorum.» (Ra'd sûresi. Hemen yüreği yerinden hopladı. Allah yardımcınız olsun. «Nasıl bilmem. onu yorumlamak istersin. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler. Sana yol yürümek gerek. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez. Ahmed ki-zararak yerine oturdu. Ahmed gülümsedi. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi.» diye kendi kendine hayret eder. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu. Yolunu yürü ey eşek! Sen. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır. onlarla kavga ediyordu. «Bu adam «Ona vuralım. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum.» dediler. Meğer ki. 56) buyurdu. O arada. o şehre yollandı. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus. bir şeyler anlatıyordu. dileğine kavuşmuştu. Hazreti Peygamber. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir. bir taraftan da yellenirmiş. şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki. Delikanlı ayağına kapandı. etrafım sararak. bu gürültülerin sesi azizlerdendir. «Olmazsa şehirden sürelim. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. Ben bu karışık işleri çok yaptım.» dedi. Kutsal canlar.' buyurmuştur. Doğru bir söz söylersin. Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi. ne de o buna imkân ve meydan verdi. Adam yüzünü yukarı çevirdi. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım. Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez. Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti. 27) Bundan içlendi. diye geçiyordu. Doğru sözlü adam bunun üzerine. «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar. (M. çok kere de içlenir ve zevk duyarlar. Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun.» dedi. Adam. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim. Ben bunu Allah için yapıyorum. Bir şeyler an. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu. Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine. «Evet.

bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. çünkü senin nefsin diridir. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. Mutezile (Mutezile. Bu yol gönül kırıklığı. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. Peki ama. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. «dünya nedir?» diye sorar. öteki yıldıza tapar. Biri Yahudidir. dil daralmıştır. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur. «Bu nükte. O. O gün Cüneyd' in. 'Biz emaneti göklere. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur. dağlara gösterdik. Bütün bu din savaşçılarının. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı. Mimberlerde. Mutezile yolu değildir. Onlar sıfatlar âlemine giderler. ondan çekindiler. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir. Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. Karanlık. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat. Bana göre arayan Allahdır. Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz. Bana dedi ki. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım. tek bir ton ile konuşulmaz. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. Bazan da. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu.» diyordu. ahiret nedir?» Öteki. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. Mevlânâ sanıyor ki. ancak onun içi o sudan rahatlaşır. rahata kavuştun.«Ah şu benim kötü nefsim. Bu manaları. Derler ki: Fahri Razî. onun da suya ihtiyacı vardır. bir yolda kâfirin biri su götürür. bulanık günler geçmiştir. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır. derneklerde onların sözleri dolaşır. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır. üzüntü ve çaresizlik yolu. Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. 28) dilini halk anlar. O. temiz ışığa dönmüştür. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır. «Peki. Bir adam vardır ki. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz. Görüyorsun ki. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı. Onu yüklenmekten kaçındılar. Ama bu noktadan kaçıyorlar. «Buna gerçekten güç yetmez. «Ahiretten başka olan âlemdir. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el. Çünkü onların (M.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur. «Yarın. öğrenmekle. Allahnın işi sebepsizdir. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir.' (Ahzab sûresi. tefsir ve Kuran . «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. başka hiç kimseden duymadık. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar. dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki.» Bu yol. Bunlar Hasan. Söz. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. Kelâmcı-lar. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar.» der. o insan benim. Şimdi böyle b:r adam nerede.ne geçen bir akça. yerlere. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. huzura. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz. «Âlem halkının sözünü söylüyor. Ben «Yoksun kalmasın. Çünkü âlem binbir renge girmiştir. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun. beriki ateşe tapar. bu haldeydi.» dedi. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz.» dedim ve ilâve ettim. «On hıyar bir pula satılıyor. ama o. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. daha sevilmiş kimselerdir. senin hesabına döndüreyim. derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur.» dediler. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. Halbuki insan bunu yüklendi. ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. Ama benim inancım öyle değil. Yani Allah bilgisidir. başını önüne eğerek. (Ç.» dedim. «Bu konuşulacak bir konudur. bu sözler. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar. o şöhretli pirlerden daha olgun. aramızda ayrılık baş gösterir. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. «O şöyle söyledi. Tarikatlerin. çeşitlidir.i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile.» dedi. arayandanım. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki.» cevabını verir. bu bize göre küfürdür. uzaklara gitmez. Bunu sana açıklayamam. Dünya fenadır. Yoksa âlem çok dönektir. Doğruya. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır. ayaklanmıştır. Ona dedim ki: O değirmeni satma. «Sıfatlar. Sana bir sır açıklandı ise. Nasıl ki.» Belki.» dediler ve susmadılar. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi. tarife sığmaz. Öteki. hep yolu anlatmak içindir. elbette aç kalmaz.

29) Allahya ant içerim ki. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler. A. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır.» dediğim zaman.» diye boğazımı sıkar. onlar için hayat meleği vardır. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit. evin iç özelliği ise başkadır. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki.» dedi. Halka. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı. hırsızdan. bilirim» dedi Allah.» dedi. Cennetlik olanları cennete. nurdan başka bir zincirle bağlanırlar. Halka kapının dışındadır. Yolcular onu feda ettiler. delalet eder. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak. kimseyi göremedi. Halife.» Halil de. (M.» Behlûl karıya taş vurdu.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar. Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun.» dedi. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan. hak ise açıklanır. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki. Okumak hususunda gerçektirler. meleklerin gayretindendi. Sende Firavun baş kaldırdı. adımdan adıma. dizden dize fark vardır. tatlı canlarından daha değerlidir. kurttan. «O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler. «Çünkü karı yalan söylüyor.» dediler. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez. sonra doğruluk gösterirler. Ben de diyorum ki. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S. Eğer öyle olsaydı. Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu. kıyamet ne hale döner. «Bir daha söyle. Sanırsın onların canı yoktur. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır. Bu sözden. bir çok kimsenin kıblesidir. taşın arkasından çıktı. «Ben onun yüzünden bahsediyorum. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. şehre bir fitne düştü. Ya Malatya yolu. Eğer.» dedi. onun yanında.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki.» dediler. «Sayısı elli bin sene olan bir günde. bu işi yapabilesin. nebiler âlemi hangisi.» dediler. «Sözünden değil. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar. yuvarlanır düşersin. İblis olurdu. Behlûl'ü yanına çağırdı. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır. ben seninle beraberim. hangi taraf güvenlidir. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır. bir kere de oğulları ile sınayalım. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki. Kuran'da.) yaraşan adım sende yok. Fakat. karıştan karışa. Dünyaya tapanlara göre bir pul.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. penceresinin halkası bile dışardadır. inandık ve gerçekledik. vuruyorsun. oraya kadar git.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim. Onları kıyamet meydanına getirseler. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa. imtihan edin. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir.» dedi. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur. (M. «Niçin. hiç vakit geçirmeden gelsinler. «Bu zindandan kurtulacağım. en son vakte kadar bağları çözülmez. «Ben öyle bir sofiyim ki. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet. Onların gizli sırları haktır.» Bazıları da henüz anlayamadılar. dünyaya tapanların katında bir pul. Ölüm meleği ne gezer. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. o gitti. kıyamet meydanına gelmesinler.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. Tâ ki yol zahmetine. Diyelim ki. «İşittik. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil. kıble'dir. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler. O kapının halkası değil. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner. «Beni bir adım geçti. Bundan sonra dikkat et ki. sonra Musa geldi. Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. «Bizim Allahmız yoktur. cehennemlik olanları cehenneme götürürler. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. tehlikelere katlanacaksın. Dediler ki: «Mal işi kolaydır. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür. 30) Dünya müminin zindanıdır.» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz.» «Evet. Halbuki yüz bin Fahri Razî. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz.» Cebrail. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. . falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar. «Benim koyunlara ihtiyacım yok. «Size ufak bir sır daha açıklanır. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu.

Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler. «abdest üzerine abdest. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır. Ama niyazsız gözyaşı. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled.» (Araf sûresi. Şaka söylüyorum. mezar başından daha ileri gitmez. belki dünü. tâ ki o nüktenin arkası gelsin. Her zaman için gelmez. Ama bu sözüm herkes için değil. Abdest üzerine abdest. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. ezelden beri vardır. acılarını unutur. Ama her ağaç bu surette değildir.» dedi. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. «Büyükler manaya bakarlar. Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. onda uyku başka türlü. hep uyanık durmak zorundadır.» dedi. Diyelim ki. yanlış bir harekettir.» dedi. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar. daha bilgin görünürdü. kendinden umut kesersin. «Keski. Fakr. Herkes kendi pirinden söz açar. iş söz için değil. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır. Fakrdan başka her şey araz'dır. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir. şifa. efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. O âdet doğru olmaz. Yahudi olaydın.» derler. zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez. Mevlânâ. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir. Buna hiç itiraz edilemez. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz. «Hayır. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi. nur üstüne nurdur. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir.» Çömlek içinde olanı sızar. Kıyamette de sah biyle beraber olur. Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. Bu söz ona yaraşmaz. Nasıl ki. teşekkür eder. 203) buyurulmuştur. Fakat o uyuyan adam. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. din bilginiyim. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. artık uykudan uyanır. Hiç bayağılaşmadı. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. Eğer gönlü uykuda ise.» derim. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak. içteki o pisliğ. onun ayağına kapanır. başı döner. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. belki 'açmak isterim. (Ç. çok umutlar vardır. Bu sözü yalanlamam. nur üstüne nurdur. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir. Bunlardan birinin yanında altın Vardır. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa.)). Olgunluk bunu gerektirir. «Bana kibrit lâzım da onun için. cevherdir. konuşan biri söze başladı. A.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr. yarını olmayan bir sohbet. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır.» Şöyle dedi: «Arkadaş. Bir zümre onları takdir eder. umuda kapılırlar. Bazıları derler ki. Biri dese ki. Aşkın zevk ile. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı. Olgunluk . insan yaşlandı mı çocuklaşır. maşuk yani sevilen manasmdadır. Hazreti Peygamber (S. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. uyuklama başka türlü olur. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir. Aşk cevheri. O maşuk ve sevgili idi. fakrdan başka şeyler de maraz'dır. oradan herkesin kımıldanışı onadır. Akıllara sığmayan bir sohbet değil. ama her gözyaşı da değil. «Niçin böyle söylersin?» dedi. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir.» Altın sahibi. «Adam daima uyanıktır. şu altınlarını alayım. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir.) rüyada bir hırka verdi. Görmüyor musun ki. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin. Burada hiç başka yol yoktur. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir. bir nükte söylemek istiyor. n'yazsız namaz. doğru söylüyorsun. Başka bir zümre de. Umutsuz olma ki. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani. Ancak susmak ve teslim olmak vardır.Şimdi söz. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır. kafanı kırayım da seni öldüreyim. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir. «Uyu ki başına bir taş vurayım. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. bugünü. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. Âlem daha dünkü varlıktır. Onlar önderliğe yaraşmazlar. Ama akıl. bir zümre de etmez. Biri yanına vurunca uyanır. öteki. Hak ehlidir. «Arkadaş. Şu halde ona âşık dersem bu. Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. mezarın içine birlikte girer. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. iş içindir. bugün ve yarın ile ne ilgisi var. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür. Bize. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. ona göre yine uykudadır. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur.» O memlekette Yahudiler. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir.

bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. Çehremin rengi ciğer kanındandır. kusurum çoktur. bazısı da giderken gönül açıklığı verir. Dikkat et ve iyi bak ki. makam sevgisi tesiriyle ağlıyor. çabuk çabuk yemek ister. Artık beni kınamayın. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir. Bir zaman îmad ağlıyordu. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim. ama.» gibi iltifatlarda bulunur. Tâ ki. Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. (M. Eğer o sözü kabul edersen. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum.» diyesin. ikiyüzlülükten hoşlanırlar.» şüphe yok ki hoşuna gider. bahsi kavrayamadım.ilk sözün bereketi kaçmış olur. kırlara kaçmak gerektir. ellerimi yakalayarak.) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. söz dinlerler. Eğer Allahsal bilge.» derler. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir. Bugün bazıları vardır ki. «Sizi çok özlemiştim. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir. bin defa da söyleseler. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur. benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. Çünkü onu ulular. niyaz ve . Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun. anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. Doğru söylerler. fakire sorulan. Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. dilek ve istek yolu ile değil. bana düşman oldu. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. mana galebesiyle dilleri tutulur. ancak bir lokma lokma daha yersin. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir. Onun arkasından da bin mesele çıkar. bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . her manada görünürler. biricik şerefli insanısın. Yine olgunluk odur ki. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur. Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan.A. Hikmet meseledir. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur. Bazısı gelirken. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler. başka bir derse başlamazdı. Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler. Bu halk. Bu şaşılacak bir şey değildir. merhamet ve yufka yürekliliğinden. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir. istedim ki. Çünkü bu fikirle getirebilirdi.odur ki. Nasıl ki. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır. fikrin hiç değişmesin. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. belki de mevki ve. Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister. Doğru sözden sıkılırlar. Gerekirdi ki. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. sana o gün bir acıma hali gelir. Diyelim ki. Şüphe yok ki. sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki.

ben gideyim de bir şey konuşmayın. İster o tarafa gidin. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler. o söz geldiği yere gider. Bu söz de kendi yerine gider. isteyeceğinizi onlardan isteyin. söz söylemekten de. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler.» derse onun boynunu vurur. Eğer bu onda kalmazsa. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa.» dedim ve bilmiyorum. Nasıl ki. . bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter.A. O. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. medreseye gelmez misin?» dediler. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür. kendi imanı ile doludur. o. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur. Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. Ama ona yetişemezler. Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki. Ben garibim. zahiri korur. Onların zamanları değerlidir. gönül rahatlığına kavuşur. 33) Bir zümre sandılar ki. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur.» buyurdular. onun veliliği henüz açıklanmamıştır. O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı. dinlemekten de acizdir. Bu Filaneddin ki. Onlarla önce dost olur. Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir. beni küfürle damgalarlar. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi. bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka. acaba ne konuşuyorlar diye der. bir adamı bekçiler yakalamışlar. Mevlânâ Selâhaddin. bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi. ister bu tarafa!» yapacağını yaptın. «Peki. O köşecikte bir kervansarayda idim. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. evinin kapısına kadar götürür. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. Zındıklarla yoldaşlık hoştur. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu. «Bu adam doğru söylüyor. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez. dama çıkar. Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz. öldürürler. (M. onun sözü kendi aslına döner. Her kim. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse. «Böyle değildir. onların hoşuna gitmiyor. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. garibin yeri de kervansaraydır. Eğer söz ona kalırsa. Halbuki kurtuluş doğruluktadır. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin. Ama bendeki feragat onda yoktur. onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik. bu meclis hoşuna gider. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim. Senin soru sormak ve. Sırat köprüsünde de. Hazreti Muhammed (S. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu.» derler. mümin kişidir. ancak evi gözetler. öteki sordu. oturur. «Siz burada oturun. Sonra. her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. «Kâfirdir. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. Adam içeri girer. tâ Hakka kavuşuncaya kadar. Nasıl ki.yalvarma yolu ile dinlersen. Ben onlardan değilim. dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz. ama hiç ürkerler» derviş. bu sefer onları tutsak eder. Ben evime (M. bir pul almak onu öldürmek demektir. o. biz de sana yapacağımızı yaparız. mertçe ve uyanık davranır. Hattâ kıyamette de.» Bekçiler. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor.» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi. «Bekçiler de.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. her vakit onu hatırlar. Muhammed Güyanî. öyle istiyoruz ki bize. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. Bir söz ki. aşağıya seslenir: geldim. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor. Bir halet de yoktur. dış görünüşü. aşağıda bekliyorlar.). Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. «Nasıl konuşuyorum?» dedi.» derler. «Hüküm senindir. onda kurtuluş müjdesi vardır. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. Şüphesiz ki.

Benden burhan ve delil istiyorlar. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar. müminsin.» «Bugün kaç azası var?» dediler. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir. Mademki karanlık başlamıştır. Onlar Ye'cuc nesli gibi.» buyuruldu.» buyurulmuştur. kendilerine perde olmuştur. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse. sana buseler vereyim. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir. biçarenin biriydi. Bir tesadüfle oradan geçiyordu. Nasıl ki. o dikenlik pek hoş olur. Yalancı pehlivan. bir kere olgunlaştı mı. İkinci sıfat da niyazsızlıktır. Bunlar beni tanımıyorlar. «Aranılanın son merhalesi arayandır. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz. . muradın çehresi sana görünsün. bir Müslümanı öldürse. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz. kendi nefsini hoş eder. «Ona ruhumdan üfledim. Pehlivan. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak. «Ben kâfirim. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. Bir adam da vardır ki. «Allahaşkına. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. Müslüman insanı incitmez. hemen yerinden sıçradı. ama Haktan burhan istemiyorlar. on hayal doğar. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor. Sen o Mecusî değilsin. Her ne bulursa. Bir gün Al-lahtan olacak ki. zayıflatan adamın da belâsı hafifler. ona karşı. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer. Ama bir zındıktan. 35) öldürse bile aman verilmez. Müslümanı (M. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. Bütün bu söylediklerimizle beraber.» öldürüyorsun?» «Ben. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme. ama burunlara ateş kokusu gelir. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi.» buyuruldu. Nasıl ki.» demişlerdir. başkalarını hoş etsin. ondan bilgi edinmek isterdi. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir. hep gül ve reyhan kokar. ayıpları örter. Bu. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. Padişah.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi. Beni koru!» dese. Dinini incelten. yere atardı. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum. Bir Yahudi bile onu fırlatır. Sen kendini aptal yerine koy. öldüreceğim onu. ya yol yoktur derler. tasalanma. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir. Her neye değerse karartır.» de ki. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar. Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak. senin evine sığınarak. Adamı getirdiler. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. o da Müslümanlığa heves eder. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak. Emir Kabus da: «Yücelikler. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum.» dediler. Başları döner.» demezsin. Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi. «Onu bana getirin!» dedi. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir. burhandan Hakkı arıyorlar. Cenhennemin çepeçevre dikenliği.» derler. «Ben onu öldüreceğim. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez. Sık sık Peygamberden cehennemi sorar. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları. Gam çekme. O lâtif yol uygunsuz görünür. uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca. Sordular. Meselâ bir keşiş. Ola ki. «Müslüman. halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir. Ama mürit. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez. Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. mürit. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın. ancak onu korursun. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler. Müslümansın. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır. Müslümanlık yolu bulursun. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler.» nüktesinin aydınlığı ile bulur. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir. Yani.» dedi.» dedi. çünkü. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez. bir zavallıyı yere vurdu.» demiştir. ona yaklaşmaya daha çok çalış. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim. kullukta ileri bir hatundu. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden.

eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. 70) Ama iş böyle olunca. el ayak oynatmazsa.» diye bağırdı. «Aramıza. Bugün. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir. Bunlar tövbe ederlerse. Velilere ancak bir yoldan gelir.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. Yılanı anlayan dostu da onu tanır. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir. ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. Ebubekr-i Sıddık'a baksın. Çünkü sarhoştur. o bundan ürkecektir. Hak yolcusu. görünebilir. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. Ona kılavuzluk gerekmez. pek ergin bir adam olmalı. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış. (M. O birinin hırkasını soyarsan. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir. 36) «Bu imamlar. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. dirileri batırmak ve öldürmektir. Birinin sırtında hırka. bana hal olmuştur. Bakırın önünde benimle beraberdir. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz.» «înşallah cennetlik olurum. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir. 37) zümre de vardır ki. iman nuru dolayısiyle kaçar. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur. bütün bu halk ve bizler hep öküz.» (Fürkan sûresi. onda coşkunluk yoktur. Eğer bir kimsede. Nasıl ki önce de anlatmıştık. ne de yakın meleklerden biri sokulabilir.» buyurmuştur. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki. Deryanın âdeti.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. O deniz. o şeyh. Onun getirdiği müjde hoştur. Bu nükteyi söyleyen adam. Bedir çenginden gitmişler. kalp yoluyla da. çömez bu sözlerle coşar. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez. Allanın kullarından bir kuldur. çünkü o soğumuştu. hep altın olur. kavrulmasın. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir. cennete lâyık bir adam görürsün. Ola ki. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. Başka sebepten değil. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. Ona ne desen içi coşar. başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. Nasıl ki Hazreti Peygamber. Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur. bu vahiy sırasında. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur. bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. Cebrail ile de vahiy gelirdi. hararetlenir. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki. güzel. cana can katan bir su ile beslenmiştir. ansızın gamlanır. onun yoldan çıktığına karar verirler. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. bazıları sence olağan şeylerdendir. Ateşi de bana erişmemiştir. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki. O sanır ki. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. cehenneme yaraşır. Peygambere. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. o.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir. sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır. Allahın öyle kulları vardır ki. Kadılıktan ve mansıptan. ne bir kitap sahibi peygamber. belki zehir saçan bir dağ yılanı. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur.» diyecekler. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler. abasını çıkaracak olsan. bir neşe gelir. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur. Tâ ki. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar. Kara topraktan filizlenmiş. . Cehennem ondan utanç duymaz. başında külah görünce de. Başka bir (M. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. Ben yolda söz söylemem. «Olabilir ki. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur. Kendinden söylediği o söz. Allah kelâmıdır. renk ve kokularını kaybetmişlerdir.

«Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun. Halbuki o çabuk başarılacak işi. Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor. «Bugün maşuk sensin. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki.» diyen zavallıya benzer. Çünkü veren derhal onu kıskanır. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal. 38) Şeyh.. Hakkın. dua etsinler. «Evet orası öyledir. derman ve tedavi kabul eder. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. îçimden gelen bir ses bana diyordu ki. Şeyhin yaptığı iş. «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler. «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek. bundan Nil suyunun . Kendiliklerinden bir iş yaparlar. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil. sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar.» (Meryem sûresi). maşuk üzerine hüküm erişmez. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. şüpheden kurtuldun en sonunda. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir.» O halde.» dedim. iki yüzlülük ettim.» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi. bir gün sen demiyor muydun ki.» dedi. Ariflerin sözünü söyledim. En az sadaka da. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar. ekin ekilmeye lâyık değildir. Ona. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören. Vaiz da. lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan.» Hastalıklar da vardır ki. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur. bir zümre ondan mahrum değildir. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. elimizi duaya kaldıralım. Dostlara da tavsiye edelim ki.» Şeyhlik feragattir.» dedi. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız. sana değil. bundan hoşlanan kimse. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı. Bazıları da bu işleri yapar. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır.» «Öyle ama. belki faydası vardır.. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun). ama kendi nefsine hiç öğüt vermez. Her kim tyizim dostumuz olduysa. (M. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin. Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim.» dedim. Ama bu daima beni sorguya çekiyor. Ama hangi fayda? Bir âlemde ki. teneşirde gülüyordu. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim. bir kaç curcuna çalar. Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur. dua edelim. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz.» dedi.Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum. «Ölen filan kadın. Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim. taşa bile tesir eder. «O halde. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir. Ama sohbet için söylemiyorum. Öğüt vermek mümkün olmayınca. tıpkı. Çocuk. «Selâm sana. «Orası çoraktır.» dedi.» Ben o mazereti kabul etmedim. seni taşlattırırım. Allah gönlünde bizi şirin göstersin.

ne işinde ona inanmak istemiyorlar. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından. Her kimde mutsuzluk varsa. belime bağlıyayım. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur. ona çirkin gelirse. işi Yâsin'e kalmıştır. kendi zünnârını koparıp attı. Âşık. ama Şeyhi görmüyorsun. bütün gününü tapınakta. düşkünlüğün. Halbuki. öğüt sözleri onu karartır. çünkü genç bir erkektir. Derviş hikâyeyi anlattı. düşürüyordun. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork. bu halden sakın. Eğer böyle sözler söylerse. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun. alçalmanın netice-. ne de uyanıkken onu göremezsin. «Artık gidiyorum. Beni kötülüyor. «Biz de bunu uygun görüyoruz. her yerde onu kovalardı. (M. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer. :Şeyh. onu aydınlatır. «Hayırdır inşallah. Öyle bir hareket yapıyorsun ki. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim. «Bir zünnâr satın alayım. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır. aksine olarak edepsizlik ediyordun. On tane zünnâr alalım. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır. bundan hoşlanır. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar.» dedi.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. şefkatin kesilmesidir. onu kınamaya başladılar. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki. bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır. göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. Ancak onun zannına göre: Şiir: . Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. Yani •o Şeyhten. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar. onları birer birer bana anlatıyor.si budur. Ne sözünde. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan. Sebep açıktır. Rüyada bir söz konuşuyorum. Yazıklar olsun o hastaya ki. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun. Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. onlara veda edecekti. hep birden. onlardan daima kaçınırız. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. O daima meşguldür.» Arkadaşlar. bu ne hal?» dediler. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu. ikiyüzlü konuşmasından. Önce yapmış olduğun hizmetler. Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir. genç bir kadını vardır. şefkat sona ersin. Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. ne rüyada. Aynasındaki pasları artırır. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar. hepimiz birden belimize bağlayalım. o korkunç aslandır. Nihayet çürük bir umut kalır sende. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın.

Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar. halka işaret eder. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. Şimdi. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. esreyle okunur. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca . ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar. «Sen bizlerden değilsin. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz. Gramerci onu da aynı sözlerle savar. (M. Halk. Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. «öyleyse tut şu elimi. «Bizim işimiz var. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. Şarkısını tekrar eder. elbisesini. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur. Biraz sakinleşince. Rebap üstadı Ebubekr. kadı adamın elinden tutar. 40) daha uygun olur. Yani bu sonuncu ikram. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. benim dileğim budur. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu.» diye düşünür. halvete çeker. Cuha'nın şöhretini duymuştu. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz. çırılçıplak bir haldedir. o sese kulak verir. «Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez. o dilek aşikârdır. düştüğü pislik çukurunu göremez. o da aynı şekilde. herkes. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. «Geç!» der.» der. O kuvvet bir serma> yedir. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek.» Başka biri gelir. Gramerci. Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır.» derler. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir. ona. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der.» demiş. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. Üçüncü bir adam. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. «Elini uzat!» der. «Bu ses filanın sesine benziyor. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler. bize onu anlatmak. önce ettiğin ikramın. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. öteye beriye savurmuş. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar. İşimi çabuk bitir. o kervansarayın yanına gittik. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler.» diye geçip gidiyorlardı. Ama dost ile düşüp kalkmak (M. Halk etrafına toplanır. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. toz kaçmıştı. Gramerci yine nağralar atar. Her ikisi de bir adamın eşeğini. bizi uyandırmak istiyor. Bu tablayı da çaldılar. Kardeşi nihayet dayanamamış. «Ver elini. Biri yanına gelir. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. üzerine sular ve gülsuyu serperler. Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. Gündüz olunca biri karşısına çıkar. nağralar atar. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir. Öteki. Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular. Bir gün. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. Gramerci üstünü başını parçalamış. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız. Maksat sen idin. gitmek zamanında. Ama adamın kuvveti yetmez. Aksaray yolunun başına. O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir.» diye seslenir. şehrin etrafını dolaştırır. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor. Hakikatte onun sesini bilmez. kesesini çalmışlardı. Nasıl ki yine bir gramerci.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. Malı çalınan adam.» Şimdi. Herkes. sen bizlerdensin.» dedi. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir. Söylediklerini onlara helâl ettim. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. «Bu adam böyle adamlardan değil. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor. «Kardeşim. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. 41) Herkes etrafına toplanır. sıkıntısından boynuna bir tabla astı. Demiyorlar ki. ikinci defa. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu. Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder.» der. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der.

«Bir öküzüm var.» «Evet doğru ama.» dedi. «Ama. yüzünü açtı. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor. su taşır.teşvikte bulunuyor. «Hangisi daha uygun ise onu kabul et. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var. ben garip bir adamım. hulâsa her yerde yanından ayırmadı. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu. Kalabalık arasından biri kalktı.» anlamında bir hadis daha vardır. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et.» dedi. «O halde kendini göstersin. sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar. kırda. Çünkü ben bir şey kaybetmiştim. Eşek sürücülüğü yapamaz.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar.» dediler. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak. «Bak yüzüne delikanlı!» dedi. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın. «Senin oğlun hamle etmiştir. «Vardır. O da evvelki gibi ileri yürüdü. Yıllar yılı umutsuz kalmış.» dedi. Değirmene buğday götürür. Onurludur. hamamda. Tekrar umutlarıma kavuşmuş. ayakyolunda. odun taşır. Nasıl ki Hazreti Peygamber. «Beğendim!» dedi. onun kazancıyle geçinirim. bizim sahbeti-mizden ayrılma. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer.» Üçüncü bir kadın göründü. öküzü önüme katayım. Vaiz. çöpçatanlığa davet ediyor. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir. kâh su çeker.» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı. Hemen kalktı kerpici Öptü. sevgi artsın. Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. «Ey avratlar.» dedi. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı. hangisini istiyorsun?» dedi. bir gün mezarlıktan (M. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı. Genç. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı. 42 )dışarı çıkmıştı. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir. gazada dışarı çıkma. kâh çift sürer. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . Bir gün bir harp sırasında. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım.» dedi. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı.» dedi.» dedi. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani. Delikanlı. mescitte. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi. O uykuda sofinin işi tamam olmuş. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça. kâh dolap çevirir. hatta evli erkekleri arabuluculuğa. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz. ancak meydana fırlayan o pehlivan. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. beklemiştim. «Ama. bağ yolunu tutayım. onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti. serdengeçtiler.» dediler. evleneyim.» dediler. Ama biliyoruz ki. «Ben varım. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler.» Vaiz. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim. «Evet gördüm. «Bu delikanlı onurludur. şeyhine ve başkalarına hizmet eder. Kadın mimberin önüne yürüdü. Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra.» der? Gaza. Ebubekr'in gözbebeği oğludur.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o. Vaiz.» dedi. Hazreti Ebubekr de geri döndü. Onu sen biz'm için koru. semâ âyininde. hastanın ilâcı. Kadının biri ayağa kalktı. çabuk kararını ver. pazarda. Sen hiç harbe girme. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. muradına ermişti. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor. bu babta hayli hadisler naklediyordu. Vaiz. başına koydu. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. «Sofu vaktine bağlı bir insandır. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. Her ne kadar. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan. Misafirlikte. Kadın yüzünü açtı. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular. Ebubekr. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz. Vaiz erkeğe dönerek. Bana bir kadın gerektir ki. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur. «Beni ara sıra ziyaret et ki.

» demişti. küfür de iman olmadıkça. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur. Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. onları şiddetli azap ile alıp helak etti. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi. Bu da onun için iyi bir talihtir. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. «Ben.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir. mabetledir.» buyurulmuştur. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. Âşıklar vardır ki. kaybolan şeyleri sevmiyorum. yoksa benim dostum olurdun. kulağı sağır olur. Eğer bu makama baş koysaydın. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur. Fakat kale. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır. «Müslüman iyidir. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin. Nasıl ki. küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli.hakkında günahtır. 43) Söz ustalarının yanında. Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir. onun kendine güveni kalmamıştır.» derler. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden. «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. açıklamasa da. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar. Âlemde görünen her bozukluk. Bir azize bir elem erişir. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki. diğer bir anda da pek soğuktur. geçen geçti. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur. söz söylemek edebe uygun değildir. batan. Zünnâr. 60) Duyurulmuştur. Nasıl ki Hazreti İbrahim. İman küfür. Hakkın bir kulu. Ebrar için iyilik sayılan ameller. Şiir: Zabitliğin düzeni. içinde değil. 10) buyurulmuştur. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. Âlemin viran olmasına sebep olur. Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür. din ile.» der. halkı sapkınlığa düşürmek olur.» derler. Kale. (M. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır. Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki. . dürüstlük ancak senin dışındadır. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. «Kalp akça varsa onlan ayır. Ama eğer sarraf âşık ise. Nihayet perdeyi kaldırır. her şeyi olduğu gibi görürler. hakkıyle müslüman olamaz.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür. îhlas ehli odur ki.» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. İşte dost da. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar.» (Bakara sûresi. O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur. konuşanın dostu veya müridi ise. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince. Bilmezler ki. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez.» (Elhâkka sûresi. Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler. teşbih ile. her âşık çirkini güzel görmez. hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından. «Sevenin gözü kör.

müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. Bunda bir uygunsuzluk yoktur.» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur. O. ayrılık insanı pişirir. iki kaziye ve üç bölümdür. sağlık aramaktan. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. Sevenin gözü kör.» buyurulmuştur. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı. «Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır. nefsin riyazatıdır. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki. Ama yürütmek mümkün olmadı.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. kurtuluşa erer. Ama onlar derler ki: «Hayır. Nasıl ki. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım. tecelli tecelli üstüne gelir.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. ikiyüzlülük yapıyordum. Çünkü. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir. yani imkânsızlıktır.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir. tekrar dirilmeniz. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür. Biri vacip'tir ki. Çift demiri bir engele takıldı. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş. 44) Ey parça gel. Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da. Bu da nefsin terbiyesi. Âdem'in dışarı atıldığı cennet. Demirin ucunu yakaladı. Ama bu cennet. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor. muamma söylüyordum. benimle tanış. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım. «Sizin yaratılmanız. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam. düzeltir. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin.» «Hayır. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir. kulağı sağır olur. Nefislerini değil. öküzler yüzükoyun düştüler. onlara karşı. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse. ümmetleri hak yoluna çağırmaları. Ancak şu vardır ki. 28) buyuruluyor. bu nebiler ve velîler içindir. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak. derler. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. yani denilebilir ki. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye . Halbuki açık konuşmak gerektir. bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş. bir saat ibadetle meşgulüz. Bunu kendi kendime yapayım. Sağlığı korumak. Üçüncüsü caiz. ileride oturur. Peygamberlerin. olamaz da. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. dedim. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı. Allah işitir ve görür. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. kötülüklerden içini temizleme yoludur. bir saat de yiyip içmekle? O. Bu işin ne değeri var. ama bir türlü yerinden çıkaramadı. iki zıddın birleşememesi gibi. Bir kere felsefeye başlayan sensin. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. aşkın özelliği şuradadır id. bunlar. Bu mümkün müdür ki. Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım. Bu üçüncü bölüme giren herkes. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun. Yahut da ilim tahsili yoludur. Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer.» dedi. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler. ikincisi muhal. o kadar emirler. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım. Bu nüktenin benzeri. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. aynı şeydir.» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. bundan niçin haberin yok? (M.» (Lokman sûresi.» demektir. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. derler. seninle kaynaşmam. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki. Olabilir de. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez. Nasıl ki. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette.

Babasına benzeyen zulmetmez. parasız olursun bir dert. Söylemiyordum.» dedi. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı.söyleniyordu.» dedim.» dedi. hakkında kötü düşünürler. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur. yoksa şu tarafta mı?» dedi. Köylü kendi kendine. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri. Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. Çünkü köylü idi. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır. «Yahu. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu. önce verdiği karardan pişman olmuştu. o sırada. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir.» dediler. Onda kendim yaşayayım. Orada bir derviş vardı. elbisesini satsınlar. öteki elini tuttu. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü. bu tarafta mı. Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi. Halbuki Padişah. Bir avuç para çıkardı. 12) ve ayrıca. Çavuşlar koştular. (M. çamaşırlarını ortaya attılar. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar. başını önüne eğdi.» dediler. uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm. Çavuşlar. Adamlar gülerek.» dedi. Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti. sevdalan başına toplandı. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur.» «Bu. paralı olursun bir dert. Bu insanlarla şakadan konuşmak. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana. Padişah. Şu suretle söylenmeye baş laddar. Allahdan mağfiret dilesin. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler. Çavuşlar. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim.» dediler1. gamsız bir adamdı. sözlerini tekrarlar durur. «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler. Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. çok öfkeliydi. Belki. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar. Adamlar. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun. hiç konuşmuyordu. Köylü.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar.» dedim. «Haydi! Padişah seni istiyor.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur. «Şehrin. çünkü can korkusu yoktur. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler. köylü bunları görünce korktu. Bence parasız dert daha iyidir.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu. yolunu sormak için çağırdım sizi. Fütüvvet. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir. Bir köylü ile alaya başladılar. Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var. Onlara dedim ki: «Bu ancak . Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. ciddî konuşmaktan daha uygun olur. kendim korunayım. oturdular. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. «Bari bir su ver de içelim!» dediler.» dediler. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti. Onu ahmak yerine koyarak. bilgisizlik değildir.» dedi. Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken. bir iş yapıyordu. adamı çırıl çıplak soydular ki. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir. ben de o şehrin sultanıyım. Bu sözün hakikati onlara erişmez. «Sermayesizlikten. kendim öleyim. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır. Fakat köylü yine pişman olmuştu. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin. Nasıl ki başka bir yerde de. Çiftini sürüyor. Babasının geleneğine uyarak. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı.

Müslüman etti. yani ona. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler. Müslüman oldu. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. O arıklaş-mıştır. Allah bize pek az bir şey vermiştir. Allahyı görünce âşık oldu. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona.» dedi. sen müslümansın. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur. güzel bir dilberdir. kutup. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur. bu olmaz. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu.” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki. şeyhten üstün. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar. Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o. iki ay. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır. Gâvur kızı. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm. der. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir. O. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. seni seviyorum. Bu. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir. yalvardı yakardı.» dedim. niçin.» diyen kâfir olur.sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu. Onu benim için seviyorsan.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır.» diyorsun? Bu böyledir. der.» dedi. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur. Bunu. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum. Şu halde Allah. Bunun tersine olarak bir kâfir de. Nasıl ki. sen ki insan oğlusun. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu. «Müslüman değildir. Şu sebeple ki. Nefis. Şunları söylemek istedim: «Sen. Ona her kim. 47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi.' buyurmuştur. başkalarını da senin hatırın için seviyorum.» dedi.» (Beled sûresi. Buna delil de gösteriyoruz. Allahnın ilâhî kanunudur.» (Dehir sûresi.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum. yavaş yavaş müslüman olayım. Şeytanını. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. Bu hırka kendisiyle konuşurdu. son derece gizli tutuyor. (M. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. Halbuki biz diyoruz ki. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. Ne önce gelenler. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü. benim de hoşuma gider. bunu bilmiyorlar. artık iyi insan olayım. fakirlik icabıdır. Bir ay. Fakirden üstün bir şeyh vardır. Hangi nimet vardır ki. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar. «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki. Adam Müslüman oldu. bazı kocakarı hikâyeleri.» sözü gerçeklendi.» Buna. «Bu kâfirdir. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı. ahiret oldu. onu bir şeyhden daha . O da. 'Kendimi takdis ederim. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun. O. Kâfir. kutuptan önce de falan şey. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. Nasıl ki şu. başka çaresi yoktur. ne de sonuncular bunu anlayabildiler. ona sorular sorardı. o Şeyh. «Bu sözü başka bir kulakla dinle. Kız.» derse kâfir olur. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim. Şimdi.» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder. ama size anlatmak zordur. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler. benim dinime gir. «Ben kâfirim. artık yaltaklanmaya başlamıştır.

O dedi ki: «Hayır. Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi. Nasıl ki. Gerektir ki. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. Atlı kamçısını kaldırdı. Bir zümre. bütün dalları da onun olsun.» dedi. 26) diye yalvardı. damar içinde dolanan kan gibidir. ötekileri değil!» diyordu. 49) Birinin evinin kapısında. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar. Allah kelâmı ise küllî'dir. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi.» diyor. ağzına koyar üflersin.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce.» Yani onunla herkes beraber yürür. Söz öte baştan geliyor. Biri. seci'li. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır. ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar. Şimdi Hazreti Mustafa (S. Bu mahvolmuş bir derviştir. Halbuki.» Nasıl ki. 172) diye buyurdu.A. o dalın kırılmasında tehlike vardır.geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. Çünkü karanlık vardır. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi. bir dalım seçerler. kafiyeli sözlere değer verirler. Onlar da. O dedi ki: «Bu küfürdür. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır.» Öteki. Böylece o deriyi davul da yaparsın. «Hayır. ağacın gövdesi artık elden çıkar. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu. Çünkü önünde. burada keçi aradan çıkmış. Beyit: . Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin.A. konuşan derviş değildir. Çünkü ben.» dediler. Gerçi keçi derisinden çıkar ama. birlikte yiyin. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. «Yarabbi.» «Nuh'a mı uyacaksın. daima onların nazarı dünyayadır. Elini bütüne uzat ki. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir.) ne buyuruyor? «İblis. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır. O. gövdesi de. Çünkü Nuh Peygamber. «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar. (M.» dedi. keçi sesi değildir. Türkler cesur.» dediler. Köyün ihtiyarı onların diliyle. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım. onun yaratılmasından daha önce. Allah ruhlara hitaben. bütündür. Ruhlar toplanmış ordulardır. Bir zümre vardır M. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. ev sahibi ağacın tamamını korusun. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. bütün parçalar senin olsun. önünde ardında dolaşırlar. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır.) ise. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. Nasıl ki. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan. Bir gün. Ama nihayet. Davul da çalarsın ondan. belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. arkasında değnekçileri vardır. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister. ondan çıkan her ses artık senin sesindir. dervişin sözüne göre gelmez. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez. bir ağaç peydan oldu. Hâşâ. onun cevabı da sadece susmak oldu. küfür değil bilâkis îslâmdır. Burada. Her halde İblis'in mânası. hep şiir söylerler. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir.» buyurdu. Dal elden giderse kök de gider. yola düştüler. Rabbimiz-sin. Bir başkası da daima nesir söyler. fâni olmuştur. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim. Hep öyle konuşurlar. «Evet. köylüler dürüst insanlardır. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. yine bir sos çıkar. serpildi. bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel . Hazreti Mustafa (S. onun suretinden evvel var idi. bazıları Padişahın kapısını hor görürler. özür dilemek gerçektir. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın. hep teker teker" yerler. manası kadîm'dir. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır.

A. «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. Musa'nın benliğidir ki. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar. Her nerede söz varsa. Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü.» buyurdular.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. demektir. Allah erlerinin uykuları. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi. uyanıklıkta insana gösterilmez. Bundan sonra yüz cevap söyler. Allahsını gördü. Nihayet bu derviş. Ama tersine kılıç iki parça oldu. o ilgi de etkiler yapar. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra.» dedi ve hemen kılıcı getirdi. «Hayır. Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah. Daha nasıl diyorsun ki.» dediler. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M. Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. bu kemâle.» dedi. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler.» buyurdu. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş. Nasıl ki. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi. Çünkü kemâle ermiş olan derviş. «O gözleri kavrar. Allah yönünden eksiklik gelmez. orada Allah vardır. O dağ. onun öğrenimi öte taraftanmış.» dedi. Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur. Firavundan daha kuvvetli idi. o meclis de hoş olur. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. «Dağ» dedi. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim. Biri. Bu. halde hiç bir şey yemek istemiyordum. hem de cevap veren bulurdu. o kardeşlerimi de istemiyorum. Hazreti Peygamber. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı. sınayalım. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir. «Nefsini bilen Rabbini bilir».» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. Bu. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı. bâtıl sözdür. sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün. Nasıl ki.» dedi. bu umutsuzluk tarafıdır. bu bahisle ilgisi yoktur. Bu da tam umut yönüdür. bana görün de. «Bu Hint kılıcıdır. uyku değildir. hem sorusuna cevap alırdı. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır. taşa vurdu.» buyurdu ki. demek istedi. sizler benim dostlanmsınız. onun konuştuğu Peygamberi ki. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu. nüktesine de yakın bir sözdür. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. tartışmaya da faydası çoktur. «Onu gözler kavrayamaz. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki. Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım. Musa da kendine baktı. Sonra da. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin. «Dağa bak!» dedi. Adamın biri. «Kendini bana göster. Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki. bu taraftan bir şey öğrenmedi. ölçüsü yoktur. Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir. kürsüye . Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek. «Evet. sana bakayım? Yoksa biri. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir.). «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu.» Nihayet. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. Musa. Ona.Bunu ancak akıllı kişi bilir. medresede söylenilen her sözün. Söz. Hakkın dilinden konuşur. İnsan Kâmil olunca da. Evet kaide budur ki. bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi. bir dostuna Hint kılıcı getirmişti. ona artık perdesiz gösterirler. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü. yemişler verir. Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir. Çünkü öyle şeyler vardır ki. Şehrin vaizi geldi. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler. sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. «Ama senin kardeşlerin.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki.» buyurdular.

kürsüye çıktı. Şimdi. şu medreselerde tahsil görenler. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar. «Allanın.» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. gönlünü hoş etti. Her üç harf ile ant içerim ki. ister yersiz olsun. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. Te. içime ateş düştü. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. beni kovuyorsun. üstüne rahmet yağdırsın. "Çocuklar annelerinin yanına koştular.» «Ona benzer bir şey yoktur. tallahi. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi. Allahı anan kimse. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler.» (Fecr sûresi. Sen kendi dervişliğini düşün. her nerede olursa olsun. Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir. Nasıl ki. Bu bizim nasibimiz . yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir. Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz. Vay onun ölüsüne. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme.' dedi. 'Her kim. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun. (M. tenzih âyetlerini okudular. Onların ibadetleri anlatırken.» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti. ya gaiptir. demeye getirdi. onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular. 16).» dedi. 22). Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. vallahi. vay onun mezarına. Ama gıybet . işe boş ver ki. bir kısım halk. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir. imanı iman değildir. Vaizin sözlerine itirazda bulundular.ederse büyük günahlardandır. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin. ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. çocuklar gibi ağlamaya başladı. çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir. ömrü uzun olsun. Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz. her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz. «Efendi hayırdır inşallah. Sultanın önünde oturan kimse. Çünkü Allah. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz. «Vay o kimselere ki. derler. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur. Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır. devleti sonsuz olsun.» dedi. şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı. Kadıncağız adamın karşısına oturdu.» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı.» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav. üzgün bir halde evlerine döndüler. Geçen hafta âlimin biri tutturdu. Adam. hep bir mansıp sahibi olalım.«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu. acaba ben kimim? diye düşün. o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. billahi. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. bir medrese elde edelim.» (Tâhâ sûresi. diye bilir. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına.» diyordu. İkincisi bühtan (iftira). «Ona benzer bir şey yoktur. bu halin dışında değildir. doğurmadı. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi. birer birer yorumladı. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı. semalar onun eliyle durulmuştur. Sen daima. Ruh da. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi. mekândan münezzehdir. bizim nasibimiz henüz erişmedi.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. diye bekler. Allahya bel bağladın. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor. niçin geldim. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. ister1 arştan uzak olsun. Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz. bağırarak tersledi. Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor. Fakat bunları yanından kovdu. vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi. Ya hazırdır. yeter ki. yemek soğuyor. Be. Şimdi zikreden. Cemaat evlerine gittiler. Hafızlar. 52) otursun. hazır ise ona yabancılık karıştırır. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur.» (Nahil sûresi. Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur. dervişlik vazifeni yerine getir. şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun. dördüncüsü de zulüm'dür. doğrulmadı. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar.' dedi. şu anda neredeyim. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş. Çoluk çocuk etrafına toplandı. Allahnın mutlak varlığını. O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et. Hangi cevherdenim. ister bir yerde (M. 5). Yani gıybet. Bu hafta da başka bir âlim geldi. Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. ölürse kâfir olarak ölür. canımız boğazımıza geldi. şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir.» dedi.

boğazımızdan yakalar. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. 53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla. Gönül perdedir. öğüt. âcizlere duaya baş-lıyalım. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar. Adamın biri ölmüştü. Tâ ki. nurun ateşimi söndürecek!» der. Ayrandan kurtulur. Her dalın arkasından ağlıyorsun. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi. Dallardan da bir şey elde edemezsin.» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır. herkesin aradığı aslı bulmalısın. hor görüyorlar. Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. aslı ve kökü elden kaçırırsın. yabancı bir pabuç var. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. Sen aslı yakala! Elbise. yoksullara. Cehennem müminleri arzular ve ona. Cebrail. Bilgisi var mıydı?» «Hayır. Yahut da böylece bize bir nazar eyle. ). başka bir itimat ile oldu. imanlı kimse içindir.A. Nasıl ki. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman. topala da güçlük yoktur. bazıları da incindiler. feryat et ki. hiç kimseyle beraber değildir.» der.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam.) yalnız bırakmış. Cebrail onun adımına yetişemez. 17) buyuruluyor. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki. başka bir şeyi öğrenmiş oldum. O da. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. bu bizi bırakmaz. Akıl dergâha kadar yol bulur.» dedi. Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler. «Gel!» der. ama evin içinde yol çıkaramaz. Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider. Bizim cehennemimiz böyledir. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın. Cebraile. Kalbine zahmet veren. bilginler yanar. bu çetin işin.değildir. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil.» dediler. ayağına serpildiğini gö-resin. ben şeyhsiz kalsam bile.» dediler. kalmamış olurum. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi. onun gözüne ilişirsin. Bunu söyle de tekrar evime döneyim.» dediler.» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı. cehennem de onu görünce. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı. ululuklar.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla. O cehennem geldi diye inler. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır. Ta ki. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın). ben. Derhal semâ âyini düzene girdi. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin. «O. Orada akıl perdedir. cehennem ondan feryat eder. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı. ykıe düşer. Berber. o olmadan başaramayacağım yani. Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın.» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız.» «O halde ne yapayım?» dedi. bizim dervişler arasında bir yabancı var. «Beni. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür. başkanlıklar. Hazreti Muhammed'i (S. sır perdedir. Bir kaç defa rüya sında.» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın. Bütün asılların aslını. adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler. Kırk gün oturur. onları yanından kovsan bile artık gitmezler.» diyordu. düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl. Ettiğim o muhalefet. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. ucu bucağı yok. «Hayır yabancı yok. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder. Gerçekten sağlam olan da odur. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın.» «Evet. her fende başta gelen üstatlar. . Biri vardır ki. «Geç ey mümin.» (Fetih sûresi. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir. önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var. o dal ve budağın filizlendiğini. «Onu ziyarete gideyim. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür. o mezarın başını bekler. yahut filan bana yabancı geliyor. Biz nereye gidelim. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım. (M. «Zâhid. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. o seni görür. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti. yiyecek. ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. gerektir ki tekbir çekenlere. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. Bunları isterse. senin önünde başlarını yere koysunlar. «Kör için güçlük yoktur. İstiyorum ki öğütler vereyim. baldır. camiye gel. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun. Bütün büyüklenmeler.» Etrafı yokladılar. «öyle ise. fıkaraya. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki. her işten el çektim.» Âyette.

öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur.» Bu ne eşektir ki.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır. Kıyamet günü. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım. . kapıma iki desti dolusu su getirsinler. «Ben Allahyım!» diyor. insanın yarın ne kazanacağı. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir. küfür etmiştir. O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. kovdum. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim. Allah Allahdır. benim işim onunla daha iyi yoluna girer. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi. kendi içini görüyorsun. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim. Onun da bir sebebi vardır bunun da. «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez. denizin garip hallerinden bahsediyordu.» Git otur yerinde. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu. En doğrusunu Allah bilir. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı. 3. 4.» Adamı geri çevirir. Allah onu o makama bağlamamıştır. Allah kelâmından üstün söz yoktur.işi tamam olsun. bir kancıkla birleşmiştir. Diyelim ki. ben şafiî mezhebindenim. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar. 5. Bu arif benim halimi hep bilir. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm.» dedim. Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış. Gel de benim âlemimi.» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah. ondan dolayı bir korku yoktur. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya.) buyurmuştur. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. emirler ve yasaklarla. erkeklik aletini kaldırmış. «Soğuk söz söylemiş. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler.» buyurulmuştur. Allah kokusundan da üstündür. Kişinin nerede öleceği. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır. Ben. Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor. Kuran'dan üstün kitap yoktur. (M. Yağmurun ne zaman yağacağı. Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al. Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler. 2.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir.» Daha sonra temaşalardan. eşekliği yönünden söylemiştir. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu. Küfürden vaz geçtim. İki elimle gözlerimi kapadım. bizim halimizde eksiklik başladı. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir. (Mümin araştırıcı olur. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim. Ana karnındaki çocuğun cinsi.

söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun. hay hay!» derler. Allah erlerinin iyi amelleri. Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim. bir gün gider. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. sevgililerin hali böyle olunca. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S. sonra tevil için feryadı basıyorsun. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar. daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. Ebû Sait ve o. Bundan sonra da hal böyle olunca. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. Peygamberler. ancak işin dış yüzüdür. Siz. Mademki öyledir. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. Nereden söylerim? Allahtan. A.İKİNCİ BÖLÜM (M. hıçkıra hıçkıra ağlar. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. abraşları sağaltmak isterim. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise. başlangıca dönmektir.) teninde bir tüy bile olamazlar. Âlemde bir gürültü koparıyorsun. orada bir köşeye çekilir. büyüklerin sözlerini derleyeyim. Bu. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. kendileri yemezler.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik. Nereye. herkes umudunu kesmiştir. «Ne demek. çünkü o kendi hesabına yaşıyor. «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. gece yarısı kadınlardan. âyette buyurulduğu gibi. bazı kimseler. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. teşbih ve dua ediyor. bunları perde arkasında yapmıyordu. Bayezid'in Cüneyd'in. bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. bana nereden geldiğini. gündüz dilenir. bu kadarı yeter. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz. Ancak bir gün sözden daralırsam.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. mürid. Her kim bizim dostumuz ise. bunu dervişlerin önüne koyarlar. Ancak dostlara. 56) îmad yahut Erşed. bir serçeye dönüyor.» demiyorum. Benim insanları ıslah. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var. . nasıl ki. kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. geçmişlerden veya yaşıyanlardan. başlangıçta açıkça ibadet. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir.» Nasıl ki. Sözlerin tevili büyük bir iştir. hem de Allahya şükrediyordu. Nasıl ki. sonra da diyorsun ki. Ben böyle sanırım onu. Benden. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. Yüzünü gönül tarafına çevirir. Bu kimdir ki. yani onları yola getirme hususundaki arzum ise. (M. onun huzuruna has-retdedirler. gece köpeklere ziyafet çekerler. Yahut bir dost. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir. bif mürşide gönülden bağlanır. Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler. ağlayarak secdeye kapanır. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor. bir şeyhe. «Dün konuştuğumuz sözlerin. Onunla bu sözü konuşurken. sevenlerin. Mevlânâ'dır. Bunun iç yüzü şudur: Biri. O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki.

bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam. «Yarabbi sana. Çünkü onun işi pek yücedir. hak ölmez. akıl ve emek sarfetme-den bildirildi. Hani. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. Bu söz de böyle kararlaştı. bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı. bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez.» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir. yoksa Allah mı?» «Üstadım. halim değildir. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın. A. eşek. sevgilim. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. nazlanmaktır ama ben. nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler. buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. tevhid âlemine kadar gider. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez. Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. Diyelim ki. Sevgili naz eder ona katlanmak gerek. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. benim sadece sözümdür. Bir an oluyor ki. Şam'a gitmek hoştur. Şam'a gitmek hoştur. bana bir ilim tahsil etmeden. Bu bir teşbihtir. Hazreti Muhammed'le (S. Şimdi bana kendinden bir fazilet. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır. Öyleyse.» dedi. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. içinin. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın. bir nazdır. bir benzetiştir. Ben işe bakarım. ruhunun temizliğinden sarhoştu. Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun). Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. ben yüzümü ekşittim. Bu söz. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi.) karşılaştırabilirim? Bu. O isim.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» . «Onu. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. muamele ve iş istiyorum. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. 57) geliyor ki. bir şey söyleyemem. Şüphe yok ki. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. bir üstünlük veriyorsun. Hak zamana bağlı değildir. Ben onu söylemiyorum. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. diyen zavallı taklitçi eşektir. Bana yaraşan.) gelince. Onlara. Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır. Ama Bayezid-i Bistamî. kemaliyle bilir. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ. sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım. derler. ağır davranırsın. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben. Ama korkarım ki. senin kendine göre. bir peygamber türemiştir. müridinden sor. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır. Benim önümde bu böyledir. bu sözün zevk ve lezzetini bildim. Bi aralık bir şey yaz desem. rivayet ederler. Eğer halim olsaydı. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. Aralarında bir bağlantı vardır ki. Onun sarhoşluğu. tertemiz. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin. A. Böyle açık söylemelidir. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. Ama sözüm.» demeleri bundandır.» dedi.» «Ya üstadın mı daha iyidir. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M. Ama ben o davada değilim. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini. Ben.yahut Zeyneddin Sadaka. katkısız bir sarhoşluktur. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim. bir zamanda da başka birinedir.

bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi. Cennet için yaratılmış olanlar. kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır. bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim. Yarabbi! derdim. dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır. nefes nefese.) pabuçlarını taşırdı. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı. A. ondan korkarsa. Demediler ki.» dersin. önce pabuçları başı. «Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez. bununla hal değişti. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz. Allah bunu sana verdi. Bana kararmış gözlerle bakma! . Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun).» Giderken. gerekir ki. faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. Allah yolunda vergili olur. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta. Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man. karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu. Ben temiz kaldım. şöhret yapmak gerek. Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi). yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler. dedi. cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar. bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir. orada uyuma ki. Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar. sonra başına koyardı. Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm. Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. Bundan fazlada bir şey göremedim. «Beni zaman zaman ziyaret et ki. ta ki. Kendini daima tazele ki. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre. bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi. sende bir de-. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. Değersizdir. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez. Gerektir ki. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. arada ne işler oldu ki.» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S.» derler. «O ne güzel kişidir ki. Bu marifet sözü. adını her tarafa duyurmak. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur.ğişiklik olmasın. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. gözü üzerine koyardı. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi. «Bunda bir sır vardır. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın. Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti. (M. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. iyi ameller işleyin. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. Başına gözüne sürerdi. Belki bir zevk ve rahata kavuşursun. Başka dostlar arasında da olamaz.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin. ben de ulu Allahya feryat ederdim. Hazreti Mustafa'nın (S. aradığım bulamamaktan. Gözün karardı senin. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim.Buyurdular ki: «Çalışın. kendini yoklayasın.) içinden güzel. Şu haline gözyaşları dökersin. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı.» Hazreti Peygamber. A.

Ben yepyeniyim. sânım ne yücedir!» diyordu. tekrar meydana gelir. Bunu yüz kere de söylese yerindedir.» demişti. Tâ ki onu bir daha bulamadık. Ancak Mutmainne. îlim vardır. Her âyet için bir dinar istiyordu. (M. öküzü önüme katayım. «Beni ululayın. Sözü anlayabildinse. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. Buyurmuştu ki: «Halk. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da. beni daima taze ve yeni olarak gör. anlaşılmasına dikkat eder. Ben de belki yüz kere söylemişimdir. bağ tarafına gideyim. Ben de Mevlânâ'yı görürüm. bu benim için çok kuvvetli sebat olur. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir.» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar. «Her kim beni.) uyamaz-dı. Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır. «Beni görene ne mutlu.» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili.» O zaman zikir gönül zikri olur. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki.» buyurdu. eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak. bundan sonra da erginlikten. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz. ayıklara uyması mümkün değildi. onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. Mevlânâ'yı görünce. Bayezid. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir.» dedi. O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür. Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin. Nasıl ki. öldü desinler. Bak ben sabit ve kararlıyım. Mevlânâ da benim için böyle söyler. manada sarhoştu. bir üzüm salkımına benzer. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim. haber hususunda aşağı düşmüştür. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan.» sözü bir haberdir. melekler bütün gece seni övsünler. «Beni sabit kılarsan. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler. Sen kendini isbat et. Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. demenin. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi. çünkü ben asla eskimem. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım. Artık hakikata erdin demektir. sende eskileşme. Hazreti Muhammed (S. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S. bu takdirde o. Sen kendini yenile. Öyle bir hale gelirsin ki. «Beni aralıklı ziyaret et!» demek. Bana diyorsun ki. «Ne mutlu beni görene!» dersin. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir . Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır. Mutmainne olan nefis değildir. «Ben zikretmek istiyorum. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. melekler ayağa kalkar. çabuk bendeki hakikati gör!» demektir. Herkes. ilimde çeşitli değişiklikler vardır. Açıklıkta da değişiklikler vardır. benim kendisini gördüğüm gibi görürse. o (delikanlı). «Git.» Bu sözcü söz söyler. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. Sadece dil ile zikir noksan sayılır. benim gibi olur. A. Onu. zikrettiğin Allahdan ayırmasın.). levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir. o gönülde yaratan ancak Allahdır. kutlu bir fırsat sayın. Nasıl ki. «Beni ululayın. Çünkü o. Bu çok zor fakat açık bir meseledir. Biri. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır. mahv olursun. Ama bana göre dostluk. Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi. telâşa düşersin. demektir. Bende. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer.A. Çünkü beni görürsün. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara. Nasıl ki.Bu ziyaret misalinden maksat. Allah bütün melekleri huzurunda topladı. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun. Öğrenciyle böyle sözleştiler. Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. Şaşırtmaca yapmaz. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile.

Padişaha. yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur. dünyayla beraber yaşamaktadır. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. Biri.A. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek.» buyurulmuştur. Hali de.» der. Görevinden uzaklaştırılmıştı. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter. döner dolaşır ilk söze gelir. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. bu sizin halin. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. Ancak iki şey zarar verir. ben azim ve irade ile.» der ve deliller gösterirse. Bu sır değildir. hak söz söyle. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu. hayal ve tereddütleri yaksın. Padişah da onu astırmazdı. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. Gerektir ki. hep halk ile birlikte otur demek değildir. Hazreti Mustafa'dan (S. Hazreti Muhammed'in (S. Padişah da onu astırır. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu. gökteki ayı iki parçaya ayırır. «Bu bir ahengin yadigârıdır. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir. Sen kim oluyorsun ki. A. Çünkü. O. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez. eli ayağı gevşer. sadece Allah buyurmuş. sözü de hep yağmaya gider. renkten renge girmesi. hoş ve lâtif bir dille konuş. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki. Sen o gâvurcuk değil misin ki. hal değildir. ister aşağısı ister yukarısı. Eğer zamanede biri gelir de. Bunlar hep dünyadır. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi. demektir. ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak. ancak yabancılar içindir. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. Bu. Uzaktan halkı seyret. öyle bir mert olmalı ki.z olsun. bu hususta seni aydınlatırsa. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. «Sözün sırrı başkadır. şüphe perdelerini yırtsın. diye aklından bile geçirmiyordu. Çünkü sır. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur). benim ruhumda tasarruf etti. Nasıl ki o gün. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır. Fellâh ibriği Padişaha verir. diyordum.» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir. onun imkân tarafını yakalar. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. 60) Yukarda sözü geçen fellâh. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. Şayet. Çünkü fellâh idi. mal. Bak ki. Başka biri de onun eteğinden asılır. bu bir hatıradır. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. öyle yükseldi ki. Çok ağır. içi altındır.) hiç kimse üstün olabilir mi? O. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. her tarafı birden aydınlatır. Ama tekrar açıklamaya başlar. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur. dopdolu! Fellâh. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. çünkü o artık sultanın naibi değildi. bir aşk olsun.) ışığı. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir. altın. Her türlü vehim. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur. Yani böylece bir şey yapınız ki. elbette nur saçar.temaşa öldüremez. içindeki sırrı anlamak istemişti. kendisinde bir dert. diye düşünmüştü. demektir. o da bizim küçük kardeşimiz olur. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver.» derse ona. Gerçi yarasadan. mülk eksikliği bir ziyan vermez. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar. diye düşünürler. Ben Kuran'ı. Cevher nur saçar. . O. ancak onlara. Sır bundan başkadır. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir. Ancak o. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi. Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. Mademki bir kimseyi görmedin. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. O hep nur saçar.

A. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir. bundan çok hoşlanırsın. kulağına yapışsınlar. ona açıkça uymakla. Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz. âbidin. bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez. Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir. ilk zaman içindeki umut olurdu. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S. A. birer davettir ama. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. bu konuda hiç bir şey söylemez. velinin. Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. ister yalan olsun. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. umutsuzluk getirir. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). bu binlerce engeller umut bağını koparır. hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde. Yedi başlı aslanı görsünler. güneş hakkında beyle inanmak gerekir. tartışma ve inatlaşmanın. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. o tarafa . İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. Ancak gönül alçaklığı ile. onun halinden hiç haberleri olmamış. dağdan aşabilsinler. hiç umutsuzluk yoktur.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı. bütün korkuları giderir. Görüyorsun ki. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler. o hal içinde. güzeldir ama uzanır gider. demektir. Nasıl ki. «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin. onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. «Bu böyledir. Bunu herkes böyle yorumladı. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir. Bir söz de vardır ki. îster gerçek. Hak. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar. Hilaf. Herkesin bir sevinci vardır. sana gerçek yol gösterdi. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. onun yolundan ayrılmamak gerektir. Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur. Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur. kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir. Burada bir gülüş. Zahidin. çoban bir buzağıyı kaybeder. onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır. bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin. nebinin birer sevinci vardır. (Sözün en hayırlısı. Daima. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. içinde umutlar ve gülüşler olsun. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler.» Duyurulmuştur.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz. âlimin. Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. (M. Öyle bir nağra atarsın ki. melekler.ce kişiler vardır ki.

Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin. A. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu. sende karar kılar. Dedim ki. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S. onda bir aydınlık belirsin. Çünkü onda biraz lezzet buldular. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. Gerektir ki. Bir taştan bir taşa el atarak. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür.» diyorsun. Nuh Peygamber'e uymaktır. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen. yine yüz türlü dalkavukluklar. ona güvenir ve inanır. Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz. Her işte hüküm ve karar senindir» dese. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın.» Nuh Peygamber. A. A. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun. sevgilinin vuslatına ereceğim. güzel konuşur güzel dinler. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1. Bugün böyle olmak kolaydır. Belki Hazreti Muhammed (S. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. Nefis. Çünkü bu. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi. dua ve namazdan bir koku alabilsinler. benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek.) nefsini yitirmişti. Şimdi gerektir ki çok kazanasın.bu tarafa koşar ki onu bulsun. «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır. zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin. ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever. nefisten gelmezdi. Sultan naibi olan vezir. «En yakın bir vezirden daha yükseksin. Diyelim ki. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler. «O.) değil. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır. Uyuyanlar. Ola ki o asanın yardımı ile. yine biteremezdim. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır. iki yönü olan bir adamım.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez. O aydınlık onda geçici olsaydı. O. Bu çile çekenler de Musa' ya uydular. varlığın kendisi olan zattır. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. o zaman Konya şahnesi. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. Ama sen onun yolunda olursan. sırrımı anlar olmuşsun. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt. ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli. Mustafa'ya (S. Ben uykudayım. o bir gün gelir. Şairin.). Ben. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim. Hal de yüksektir. Bu niçin böyle oluyor? . duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik. ama bu uyanıklıktır. bana. Bu şah ise hiç mat olmaz. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir.» (M. Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor.

Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret. ona kendisine özür diledi. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. Çünkü onun yaptığı işlerde. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa. başı yarılmış. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. Sana çirkin görünmeye başlar. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler.» diyordu. Hiç bir şeyden korkum yok. filan yerde otuz haydut öldürdü. cevap verecek yerde susuyorsun. sen cevap vermiyorsun. ayakları şişinceye kadar namaz kılar. «Beni döver misin?» dedi. «Allahım şu hali bizden gideriver. Herkes bir şey söylüyor. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti.de bir şey yapamaz. gitme de otur. «Senden başkalarını da senin için severim. sıkıntılı bir yerdeyiz. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. O. Dışarıdan biri bir söz söylese. ancak kendi yazdığını.» demiyorsun.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. ne dinde. «Ben bunu açıkça görüyorum. Beni ondan dolayı seversin derim. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir. hiç bir şeyden bilgisi yoktur. O zaman. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır. Çünkü o geçen hal. bulunduğu yüzünü ekşitti. halimi biliyorsun. vezir ile. Hazreti Peygamber. Artık konuşamıyor dük. (M. Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden. ne dünyaya ait işlerde. (M. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin. 64) Buna emir gelmeden önce. hep susuyorsun. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. 'Git seni de boğazlasınlar ki. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir. O.» dersin. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. kendi bildiğini okur. de dünyanın dışına çıkardı. gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. Allah da ona ekşi yüz gösterdi. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. Yani o. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. onu halka bağışla!» buyurdu. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir. «Allahu Ekber!» derdi.» derse. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun. Mucize böyle olur. yahut hatalı bir iş yaparsam. sen bundan başkasını söyle. Önce kadı ile bir şey konuşamaz. Hiç bir şey. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar. Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. Hazreti Mustafa (S. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur. otuz kişiyi de tutsak etti. Hem öylesine çıkardı ki. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular.) bir gün. Nasıl ki. Gördüğün şu adam. Seninle birlikte korkunç. Hakkın âyeti de öyle. Sen önce yola gel ve otur. Eğer. güvenli gösteriyorum. o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır. Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. İsterse o benim ruhum .» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla. Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. başka renkte görünen bir perde idi. O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. bir nur ve mahabet vardır.» O halde.» dedi. gönül açıcı şiirler okuyorum. Büyük bir hata içindedir. A. Zaman oluyor ki. nasıl gideyim?' dersin. O ahmaktır. kanlar içinde. her neyi bilmezse onu olmaz sanır.

Kuran'dan bir şey anlayamazlar. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir. Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok.» diyor. Hiç bir şey anlayamadım. «O âlem daha hoştur. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği. Sordu: «Bana hoş geldin. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi. Mevlânâ'ya. Gece yanıma gelince üzülüyorum. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. Yoksa ne bir gün ne on gün.olsun. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. onlar Şeyhlerin sözlerinden. iman getirirse. Şirin bir kimse var.» dediğin için o çok ağlamıştı. akıl hata etmez. parmakla gösteririm. Nasıl ki. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. Allanın Resulüdür. bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki. «Muhammed. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur. derler. elinin içine koyarsın da yine göremez. Hazreti Ömer'. kitabı Ömer'in elinden çekti. «Sus. «Niçin dışarı çıkmazsın ki. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır.» anlamına gelen mısraı okudum. «Bu akıl. Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. Saklanması gerekli olan bir mücevheri. bekle!» derler. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir.» demişti. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki. Muhammed ona. Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki. diyorum. Onların benim halimden haberleri yoktur. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler. deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. (M. O bana. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi. Çünkü o günahsızdı. Nasıl olur ki Muhammed'in (S. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. fetva hususunda hiç hata etmez. hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. Orada bir de Arap vardı. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini.» Onun bu apaçık inancı. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim. «Hayırdır inşallah!» dedim. Hazreti Muhammed (S. Sen kimsin ki.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri. ne Sokrat'ın sözünü. «Hayır. Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir. beraber konuşalım?» diyordum. İmanda tatlılık. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. Nahiv'den (Sentaks). ki bu yol niyaz sermayesidir. Hem bu hayatta. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir. Yahya'ya «veli. bütün bu işleri altüst etmiş. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. Ona ne isim vermişler diye gülersin. derler. görmeyenlere hayret edilemez. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. Ey kahpe bacılı. bizi görür. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz. A.) devrinde Musa'dan söz açılsın. hadisten.» dedi. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse. tâ ki Allahı da bilsinler. Gidip gelmek sevgiyi arttırır. bize yüzünü . açıkça görmüş olmayayım. Bu takdirde eğer.» diyorum. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir. kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin. Peygamber Efendimize. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere. kendileri için faydalı olur. A. bir kahraman gelmiş. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer. lügattan anlar. Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse. Bu senin işin değil. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi. Nişabur dili konuşurdu. Ben onlar için gelmedim.) onun evlâdını. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin. Dedim ki: «Benim. onu gözle görebilmek mümkün olsun. «Bunu at!» dedi. Aklın fetvası budur. Ben dışarı çıktım. «Bari ne yaptın?» dedi. gelip gelip gitmesinde değildir'. Yukarda sözü geçen mücevher. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o. Allahya emanet olun dedim.A. hayli araştırdım. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı. O.» derlerse doğru söylemişlerdir. 65) Onlar. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme.» Yolda ona. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. Şahap hoş bir kâfircikti. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur. ışığı açığa çıkarır. Öyle bir insan. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz. hata ancak başka şeylerdir. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki. bana yakınlık gösterdi.). Hazreti Muhammed'le (S. «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır. diyorsun.

erkeklik organlarım kessinler. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. soyunur çırçıplak olur. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler. O zannetti ki. Artık.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. Gündüz olunca geldi gördü ki. Şeyh Muhammed. bu ne haldir?» derdin. Şu halde başka okuyanlar. burada bir zorluk yoktur. «Hayır. «Sen zahmet etme. Mecliste-kiler. Bana. Çünkü o. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. feryadı bastırdı. bahar olmazdı şehirde gizlenir. Ama hiç düşünmemişti ki. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki. «Sana göre de bu mana böyledir. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. kendiliğinden dolmuştur. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. Sen kendi kendini göremiyorsun. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. O gibilerin.» dedi. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. Kuran onlara lanet eder. Ben böyle düşünmemiştim. Ben oraya gitmiye bilirdim. Halbuki ben onun haline gülüyordum. «Eyvah. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. (M. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. «Bu şeytandı. bir lütuftur. kendisini desteklediğim için gülüyorum. bu şeyhlerden çok. güzden sonra da kış. benden daha kuvvetli yaşar. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. diyordun. O uykuda idi. Kış. bana itibar eder hatırımı sayarsınız. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap. O Hallaç. Ama bu bütün okuyucular için değildir. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek. zahiri. O gibilerin sermayesi niyaz. hafızlar da vardır ki. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. «O öldü!» diyor. halkın âdet ve anlayışına göre değişir. bâtını. Nişaburlu Şahap. Şeyh Muhammed. Çünkü kış. Medreseye geliyor.» buyurulmuştur. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. Ama bu yedi mana lâzım değildir. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler. Şeyh Necib'in mürididir. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. gizlendi. Şeyh Muhammed. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor. buna şaşmamalıdır. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. erken erken kapıyı vuruyor. Kırlar karlarla örtülü. bizden faydalanır. Allahın has kulları ki. yalvarmadır. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur. beni dişleriyle ısıracaklar. Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. Bu kanun değildir. öyle değil mi?» dedim. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. arkadaşlar arasındaydı. gönlümü alırlar. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar.çevirirse. birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. mevsim kışa rastlar. Bu onun işidir. Bunlardan her biri. kemancıya. (M. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. bahar yerine kış gelseydi. en seçkin kulların mertebesidir. O saat gelip çatınca. Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. suya gitmek zor geliyor. Bu eski bir kanundur. şüphe yok ki. evet. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar.» diye bahane uyduramazsın. kışı bahara döner.» dediler. rüya görmüştü. hattâ batının batını manası vardır. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki.

69) buyurmuştur. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu. siyah perdeler altındadır. Allah için! Onların saçı sakalı var. size. Sen ise tezvirde. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. olgun kişiyim. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir. Mevlânâ bizden çekiniyordu. türlü işaretli sözler söylemiştir. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır. ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek. o camide bir mimberdir. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. Ben ise Şeyhim. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır. vaizdir. onların arkasında kalmıştır. benim henüz sakalım yok. Kuran'da ulu Allah. dedim.» demiyor. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa. Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. Diyelim ki. Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle. senin davan Allahyı görmek bahsidir. Eğer bugün. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. derler. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu. biz de onlardan değiliz. Bana kesin olarak söz verirsen. «Nöbet yoktur. göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar. âlimdir.Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler. O gün raks. Sen bu görüntü karşısında.A. ben de cevap vereyim. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi. haraket ve gülme günüdür. bir gün gelecektir ki. ben. Maklub'dur (devrik'tir).» diyecekler. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür. Halbuki onlar bizden.» derlerse vazgeçelim. araştırıcıdır. Senin söylediğin. «Biraz dolaşacağım. O. Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. Güneş bütün âlemi aydınlatır. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz. niçin sana gelsin. bunun nasıl olacağını anlatayım. Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. neşe ve hoşluk olur. Bu asla söylenemez de. sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar. «Ondan başka ilâh yoktur.» dersin. bu.). Halbuki yerlerin de. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir. O. tekkeyi bekleyen. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf). sen îmad sayılırsın.» (Ankebut sûresi. «Artık geri dönünüz. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. «Bize de bakınız ki. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz. Nasıl lâyık görürsün ki. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur. sen İmad'sın. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse. göklerin de ışığı ondandır. Ben ondan söz aktarırsam. Yüzleri göklere dönüktür. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin. Halk içine girmiş. ben değilim demektir.» sözündeki o. Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir. Hazreti Muhammed (S. Sen sor ki. armağan kabul eden bir insansın. O. Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. (M. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim. sen niçin ona gelesin. Dağdaki Zâhid . sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi. îşte bu âyet. Dünyayı isteyen. başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor. Ama hiç faydası olmayacak. Bu güneş. sahtecilikte Şeyhsin. bu nükteye işarettir. Hele şu saatte. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi.

gönlü kabardı. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi. Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur. Öyle bir hale gelirdi ki. İnsanoğlunun taş ile ne işi. 69) «Sen divane misin?» deyince. söz senin varlığınla tamam olur. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem. Hele kadın al. ancak sen çok merhametlisin. Misafir derviş. evlenmemenin. bütün âlem asla o hatırdan geçmez. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı. Hem öyle bir eve gidelim ki. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. (M. «Böyle söyleme!» dedi. taşa doğru yöneldi. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar. bayram değil. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte . hiç bir tarafa da iltifat etmez. atından indi. Sonra. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki. büyüklerden bir şeyler naklederler. hem de konuşmanın faydası gizlidir. Ama bu bir ödünçtür. dağdaki zâhidin ziyaretine gider. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. Allah. kendi kendine. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler. Tâ ki. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir. «hoş nefes dervişlik gereğidir. «Senden bir şey istediğime pişmanım. Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. Bu bir hikâye değildir. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi.» demiştin. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. burada kalma derler. misafir derviş. ama o artık insancıl bir zâhid değil.» dedi. dervişin ziyaretine gitti desinler. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. O geçen günler bir şey değildir. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. peygamberlere. kendi kendine. ruhtan. Şah. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. «Benden bir söz dinle. Zaman zaman emri terkediyorsun. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın. orada Şah hangisi. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu. ya öteki taraf. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. Derviş Padişahın huzuruna gitti. Bu saat tamam oldu. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı.» dedi. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da. Pek tatlı bir nefesin var. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. Zâhid. borç değil. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol. (M. hep tek başına kal. selâm verdi.» «Evet. bu nasıl olur? Yani gönülde olan. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti.» dedi. Adamcıl bir kişi olsaydı. Bir gün garip bir derviş. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir. Gönülden. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca.» dedi. mülk.» dedi derviş. Yani bu âlem halkının işi. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. belki dağ adamı olmuştu. Hani o gün bana. «İslâmda rahiplik yoktur. 70) Bazan o âlemden. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah. «Bu derviş her ne isterse vereyim. Ama bazan da aldatmacadır. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir. derviş hangisi belli olmasın. Bu. Ama Hazreti Peygamberin. «O halde tövbe ettim. Zâhid. bekâr yaşa.» buyurduğunu unutma! Bu. Ariflerden. bir aziz oradan geçiyordu. Benim düşüncemde de. tövbenin. Ona sordu: «Yahu. Sen benimle bir kaç söz konuştun. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım.» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır. hem sessizliğin ışığı. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir. Mal. Çünkü sükutta.

Sultan Mahmud. Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi. Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki. ben gerçi içtim. benim sohbetime dayanamaz. Çünkü sen ona inanırsın. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır.» diyorum. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. «Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. Bayezid. Çünkü. Meselâ her hangi biri için. . Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. Bunlar gibi bin tanesi bile.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır. yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım. O. kendi çevresini bilen. binlerce kadeh boşalttığı halde. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki.» diye düşündüm. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona. Bu imanın sırrıdır. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir. bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes. bu olgun bir gençtir. Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın. onunla öğüt bahsinde konuşurum. ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil. ruhun azığıdır. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz. Mevlânâ. 'evet' deyiver. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz. (M. Halbuki emirler. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. Ayaz. «Tövbe etmiştir. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur. Asla bu halden daha ileri geçmem. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez. Haktan sarhoş olarak geldin. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim. sohbeti hoşuma gitmiştir. Ama Sultan onu öldürmedi.» diyorsan. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir. «En iyisi. Ama sen. yaradılıştan hazırcevaptır. Bir şeyde ki kök ve temel vardır. o öğütlerin etkisi görünsün. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. «Nerede o kurban ki. ne beş gün. Bütün fenlerde. ondaki zevkin arkası kesildi. böyle düşünmez. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında. Çünkü Sultan daima. bende bir umut belirdi. çok güzel ve tatlı olurdu. Ayaz'ın ayakları altında keseyim. belki ona uygun cevap verirdi. «Ben ona inanırım. beni ihtiyarlattı.» «Evet. daha hoş. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak.» demeğe gönlüm razı olmuyor. o ben olmayayım!» dersin.» derdi. daha kutlu. «Senin yanında konuşmak bana haramdır. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır.» dedim ve kendi kendime. yorumlamak istemesindedir.» demiştin. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü. Bu söz. Ne bir gün. «Aman. Kezervanî. O cömert yeni müslüman için. o zahir ehli kişiler. O derece düşkünlük ve kırgınlık. Evet bizim yanımızda söz haramdır. tulumdan sızan su gibi akar gider. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden. acele etti.» derdi.» dedim. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar. böyle söylemez.kusurlusun. Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim. «Hayır sen değilsin. her ikimiz de aynı şehirdeniz. 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. Karşısındakini susturur. bir gün suyu azalır diye denize acırlar. ama izinsiz olursa. Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir. İmad sözümü dinlemedi. size başkalarının yardımı gerekmezdi. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. Ayaz'ın aylığını kesti. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz. onun yolunda ölmeye lâyık değildir. aklı başında insanlar da vardır. Ben.» buyurmuştur. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki. ömründen bir gün dahi kalsa. Sana hoş gelir o temaşa. «Yazık olsun bana dersin. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı. Onlar için tek başına kalmaktansa. dersin. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile. Batın bahsi bütün bunların dışındadır. Eğer. «Hud sûresi ve buna eşit emirler. benimle birlikte oldukları zaman da. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. sana da hiç bir zararı yoktur. Halkın yabancısı sanır ki.

etrafında ateş yanan bir kabirdir. gençler de yaşlılar da âşık olur. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir. «O büyük âlimdir.A. seni hiç kimse bilmeyecekti. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S. bende de bir hal var. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi. Bu yola geldiğim zaman.Hazreti Ali buyurmuştur ki. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur.A. Huyunu. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise. Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur. «Ama ben bilmiyorum. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır. Mevlânâ bu dereceye inmiştir. bir vezir vardır. Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem.» dedim. 3. rahattı. üstün bir zattır. canından güvenli idi. vezire bir sır emanet ettiği zaman. Bunu kimseye sormadan kavramıştır. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma.» dedim. Ama bana gelince. çok sevimli ve sevgili bir çocuktu.» dedi. onların söylemediklerini söyleyenler vardır. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer. Savaşta. Bazan vaz geçiyorum. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. onu Hazreti Muhammed (S. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi). Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir. Sultanın her halinden anlar. Sizinle bir sır konuşurum ki. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki. yahut üstünü başını ıslattığı. o kararsızdır. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. hiç bir şeyden korkusu yoktu. Şüphe yok ki dünya.» diyeceklerdir. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir. eğlendirirdi. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü. «Orada ne işin var. Bu bakıma göre. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez. Çünkü Ayaz. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. onu mezara kadar götürür. mizacını. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse.» derler. 2. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum. içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır.) söylemiştir. Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır. (M. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum. . Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun. Kendi kendime. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz. O. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse.A. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. Aldanmamak için alışverişte. ikimiz de bu konuda birleşiyoruz. sözlerindeki tatlılığa. o hamam külhanından vazgeçiniz. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. Lâkin biliyorum ki. Ama sevgili. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin.» dediler. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. O halde yürüyelim ki gözün. avların en büyüğünü avladı. Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. ariften daha üstün bir şey yoktur.' Diyelim ki. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım. gönlün açılsın. Bir suç işlediği. isa'yı görmek de böyledir. Onu severler. Dünyadan konuşanları dinleme. anlat bize!» dedi. Vezir. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. Bu bencilliktir. Talip isteğinde kemale ermiş. O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim.) dilersen. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur.) sonra Allaha da iftira edenler. erkeklik üç yerde belli olur: 1. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. «İşte senin âlemin. elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar. konu dışına da çıkamıyorum. Sultan. sen de bilirsin. «Nasıl bilmem. söze yalvarıyorum. onu bütün gün neşelendirir. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim. Kadın koynunda yatakta. Ama işin sonunda. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın.

Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır. sen de. Lâkin bu derecede değil. sarsılırdın. «Ah. o testi su ile dolmuştur. soğuktur. Üst tarafı rüzgarla gelen.' dersen. sen de «Âmin!» deyiver.» diyorlar. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur. Nasıl ki Kuran'da. o su göndermiştir. (M. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse. üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati.» Bunu benim hamlığıma verirsin. sevgili neredeyse.» dedim. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir. ah!» diye ağlayan hoş ağlar. hep böyle idiler. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. O beraberlik benlik davasından uzaktır.» «Düşün bir kere. ah. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek. 7) buyurulmuştur. yedi feleğin dışında kalmıştır. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. Hazreti Muhammed'e (S. Ekşimiştir. Hep pişirdiğini yeme. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım. seven de oradadır. mideni de üşütür. Bayezid-i Bistamî ise. «Âmin!» deyiver. Şüphe yok ki. bütün vücudundaki organlar titrer. Ama nasıl diyebilirsin ki. onun için bende bir korku belirdi. Şimdi ise hiç çekinmiyorum. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir. ha!» diye gülen öyle gülmez. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur. Velidir! Bu. benim cevabımı düşünme korkunçtur. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu. açık saçık insanlardı.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için. bizi de ona bağışlasın. Adlarını söylerler. Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm.» dedim. kalbin çarpar. âlemin Doğusundan Batısına kadar. Eğer anlasaydın. yeri ve göğü. Dediler ki. işte burada hazır olan velidir!» derdi. benim gibi bin tanesini bulursun. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek. İşte şahneler oturmuş size. ha. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler. Ama bu gafletde bir sebep vardır. ama «ha. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. Uzayda. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. Ama bu hep böyle oluyor. «Yol bu yol değil. Hazreti Peygamber. güçsüz ve biçaredir. asla buradan geçmeyin. gerçek bir tarafı vardır. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. Ben. «ha. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü. Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. Her çağda tek bir gerçek vardır. ne de taşlardır. içinden gelen bir ses sana: «Bu. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . bu adam. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider. Üç kere. «Bu adam zayıftır. «Bu. senden daha korkuncum. sorduğun soruları düşün bir kere.» dersin. ne dağlar. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir. «Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. Daha ne kadar. esinti ile savrulan tozlar gibidir. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. Yüce Allahm. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir.A. «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi.)) söyle. ha. büyüklerini de rezil ederlerdi. Allah onu bize. Zavallı felsefeci.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. rezil olurlar.

onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır.). bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz. «Bu. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. Konuşulmaya. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku.» derler. Beyazid (Bistamî). peygamberler bunlarla buluşmak. son zamanda «zün-nar» istemişti. (M. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. bendeki irade kuvveti. Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır. «Evet. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. çok çetindir. Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık. Bayezid'in bundan haberi olaydı. Biri benim yanımda esrar içmeye.» dedi. «Kuran'ın yediye kadar zahirî. Onlar kendilerini apaçık göstermişler. başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar.» buyurmuştur. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki. heybete üstün gelir. sevilen. 'öyledir* deyiver. yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. Nasıl ki. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!. düşünceli. İkincisi. O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste. filân zatın sözüdür. Çok kere kendisinden faydalanırlar. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir. veliler. Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler. bu suretle tanıtmışlardır.A. belki H söyler. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır. Hakîm Senâîciğin son .» buyur ulmuştur. Ancak onların hasretini terennüm etti. Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. Halk arasında onun sözleri.' 'eyvallah' de. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. Hazreti Peygamber. Yer uygunsuz. Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. Bir kimse ki. başlangıçta da öyledir. batının batını manaları vardır. bütün Allah dostları. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır. Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir. Bu manalardan zahirî manayı âlimler. batini manayı veliler. «Bize o varlıktan bir bilgi ver. «Kulaklar duymadı. Dilerseniz. Ama çok zor. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur. Kuran'ın Allah kelâmı. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler. Heybet. Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun. ululuk konusuna gelince. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. Onlar ilim yolcularıdır. ağırbaşlı hareket eder. gözler görmedi. «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri. Belki de Hak nefesidir.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki. Yolculuk bittiği zaman o. kat kat faydalı olanlardan da değiliz. yüzlerini görmek arzusundadırlar. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir.» Gerçek Allah adamı. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. Ama o. perde arkasına alınabilir. umulur ki o. şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. ona. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki. Bundan dolayıdır ki. her iki tarafı da korur. onunla çok kere doğru yolu bulurlar. yabancı sayılmaz. ikincisi huzur alemindeki korku.» diye söylenir. batini. Ey Hakka yakın kardeşler. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir. kapalı söz konuşmadı. kalbi yalanlamadı.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır. asla «ben» sözünü ağzına almazdı. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. Hazreti Muhammed (S. halkın en azizlerindendir deyiniz. Nasıl ki o. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider.

artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. (M. Bütün hali alt üst olur. Eğer. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. «Kolaydır. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. Çok kerre görülmüş Bir kimse. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. imanı gider donuk bir hal alır. gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. derhal başı araya gider. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir. zannedersem gibi sözler hep böyledir. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır. Hızır. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. o yüzden.» Çünkü Şeytan. Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli. Seyyid Burhaneddin'den. kitapla geldin. soru sormakta acele etti. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. Benden bir söz işiten herkes. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. . O tepeler. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım. Onlar mahrum kalmazlar. Musa'ya. bulunmaya sabredemezsin!» dedi. Acele ise Şeytandandır. «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez. (M. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer. Siz benim dostum değilsiniz. O bundan uzaktır. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir. meğer.» diyorum.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. Siz nerede. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı. Çünkü Musa. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. helak olur. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin. Büyük bir sır vardır ki. damdan düşer ayağı kırılır. Sen bir İbrahimsin ki. esrar doludur'. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. bu açık sözden. bedenlerimizden (irkmektedir. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız.günleri. Bunları görüyorsun. deniliyor. Meğer ki o. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. keski. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır. O bu işin adamı değildir. bunu kesin olarak söylemiyorum. Aşk böyle olur.

nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. Gerekirse. Mevlânâ'nın yanında idi. onlardan daha zevkli. O hayal. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. Dedi ki: O. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. yeşil.). isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz. Dağ gibi büyük bir adam. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır.» Çok etkilenmişti. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir.Mevlânâ'ya gelince. Eğer sende aşk ve sevda galip ise. Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki. bu cihan halkından başkadır. Başka bir saatte daha iyi söylerim. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. Benim maksadım armut istemek değil. onun. o günahı işlemeden tatsız düşer. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. Dedi ki: «Bu kulak. tartışır. Eğer alnında bir nur. o cihan bu cihana geliyor. din bilgisinde. Allanın da galip olduğunu anlarsın. sudan bahsetmez. Hazreti Ebubekr. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana. Benim. Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar. günah işlememek eğilimini artırsın. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. alanın hatnnı .» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler. kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır.» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. Bir kerre de Pir. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. Bunlardan daha kısa. «Ondan hoşlanıyorum. Unutmayın ki. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. temel bilgilerde. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor. Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. Dostum yanımdadır. İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. o sayede sükûna kavuşsun. Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan. Onlardan daha üstün. (M. (M. sana ben söylüyorum.» dedi. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı. Bütün bu sıkıntılarınız. hiç bunlara benzemez. 78) Hazreti Muhammed'in (S. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. ayrı bir yol daha vardır ki. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. Çünkü bu sohbet. O. «Ona. Sade bu yorumlama değil. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. A. Ona. Hazreti Muhammed (S. ne bu cihandan ne o cihandandır. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. Benim önümde. Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum. A. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. daha tatlı konuşurum. hepsinden daha yetkili konuşur. Ondan sorma. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder. onu mühürleyen zattır. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor. Sende aşk galip ise. sentaks. gramer. hoş olmaz. yüz binlerce propagandacısı vardır. Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. Yahut. ilimden. onlardan daha güzeldir. Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. Ama Hazreti Muhammed (Ş. beni dinlerken. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz. söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı.). îyi bir kanun konulmuştur.). öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. ama susmuştur. marifetten doğuyor. Söz söylerken de havadan. Bütün fenlerde. Size bu daha faydalı olur. Ama gizli değildir ki. Onlara dedim ki. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler. A. söz yorumlardı. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür.

Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim. yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir. Onun en ufak işareti budur. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara. belki onun yoluna girmektir. Sonra onun nefsi de dirilir. Gerektir ki emrimi kırmayasm. onun cemalini özlüyor demektir. Şimdi sanki kıyamet kopmuş. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler. kapalı konuşurum. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. Çünkü onunla çok derinlere daldım. özür dilerler. O. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi.» sözünde küfür yoksa. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir. perde aralanmıştır. iki defa abdest almış demek değildir. O. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. Şimdi. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. Şeytanı da ölür. gizli âlem açığa çıkmıştı. İmad dedi ki: «O söylediği söz. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa.» sözünün manası. ona her şeyi açıktan açığa anlattım. Nasıl olur da. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim. onlara zor geliyor. bir takım isteklere kapılmıştır. dervişçe başlarını eğer giderler. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim. A. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil. bu sözün manası o değilse. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve . temelinden bahsediyorum. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır. ancak Allah yoluna girdiğini anlar. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir. Allahın kendisine kavuşmadığını. Sana güvenerek söyledim ki. Bundan sonra bana kazanç haramdır. Şu halde. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur. «Evet ben onu okudum. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. bunlardan biri açılsa. onun makam ve mertebesini istiyor. Sen bu aslı kurmaya bak ki. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun. Yani başka bir deyimle. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır. ama bu gün gördüm ki O da niyaza. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz. (M. Kul. onu bulur ve görürsün. benim okumadığım bir meseleden bahsetti. Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil. diyorum. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur.» Ben o kadar demiyorum.» dedim. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor.dünya tarafına çekmesin. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur. Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. Bu değişiklik nisbete göredir. Çünkü burada değişik bir mana vardır. O tarafa dönüp bakmasın. sentaks yönünden doğru değildir. sana hiç bir zorluk olmasın.» dedi. hem içindekilerin! yakar. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal. Senin bu yaptığın. Ondan bir görünüştür. Ben işin aslından. dedi ki: Bediuddin. Allah hakkı için ona inanırdım.) uymak hususunda. İzzeddin onu kabul etmedi. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise. Bu. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun. «Elbette ben çıplağım. sen hem kadıya. hem dünyayı. hem de adalet bakanına karşı savunasın. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim. Hazreti Muhammed'e (S. Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O. Allah cemalidir.» sözündeki mana gibidir. Dünkü gün. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. yalanladı. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür. denildiği vakit o hangi perdedir" ki. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi. Abdest üzerine abdest almak. Ama bu. Bu duayı eden kimse. seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim.» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum. gözleri açık olanlara göredir. «Her kimin nefsi ölürse.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. doğuşta. tabana göredir.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler.

Böylece.dayanağı olan kişinin gönlü şendir. Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı.» . (M. «Her kim nefsini bildi ise. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar. Kadı Şemseddin'in dediği gibi. geri döndü. mahvolur gider.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu. hiç ses seda gelmesin oraya. Bana dost olan bir kul. 82) Kuran'da. demiştir. sen de oraya kulaklarını tutasın. kendinden geçti. «Şeyh İbrahim burada olaydı. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır. uyumanın ne olduğunu söylemez. sual daima cevap cinsinden olur. Senedi. Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin. onların kulaklarına üfleyeyim. Eğer sen bu fikirde isen. O. her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. «bana iftiharla hizmet eder. On beş sene çok kısa kalır. murdar. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. Allahdan bir iz aradı. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. Sıcaklık soğukluğa. onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar.» (Nur sûresi. içmenin. yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. o sözün de arkası kesilmez. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir. nereye gideceğimi. bari beni tanı. yüzümü ona çevirdim. Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken.» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık. Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi. Hele senin. Allah başarı verirse. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır. . sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır. Çok güzel. onu dilediğine isabet ettirir. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı. ben de öyle bir yere gideceğim ki.» diyebilsin. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın. soğukluk sıcaklığa karışır. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur. arkası kuvvetlidir. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir. beni kurtaracak olanın kim olduğunu. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu. uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam. «Sen ki Padişahsın. O da bu yemenin.A. baygın hale getirir. akıl yönünden nasıl olur? dedim. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi. sabrı kadar sonsuz olur. Dağda. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur.» Dedim ki: «Herkes talip değildir. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. 43) buyurulmuştur. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar. dilediğine ettirmez. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar.» sözünü. Sultana karşı. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim. onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur. Ben bir şey okuyayım. ama bundan. bu türlü insanlardan değildir. Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın. Halep' te oturmuş. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. Bu. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. (M. İnsanı mest eder.» dedim. meclise gel de seni göreyim. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran. azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz. Mevlânâ ona lâyıktır. hiç bir şeyden gam yemez. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. sana çok görünüyor. Bu takdirde onun kahrı da. Hazreti Muhammed (S. İyi dikkat edin ki.

Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı. o günde. Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir. iman ise bu âlemden değildir. henüz görünmemiştir. Mademki o engel oluyor. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana.» Onlar bundan başka manalar çıkararak. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. Peygamberler de böyledir. ama sarhoşluğu büyüktür. onu hak yoluna yöneltir. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir. o zatı geüresin. perhizler yapsan bile. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz. Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan. (M. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur. bizim aradığımız. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi. O anladı ki. 83) onu buldun. sana gözünün ağrıdığını söyledi. «İslâm garip olarak başladı. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa. garip olarak da geri dönecektir. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır. Mademki İslâm gariptir. Bu işten bir o anlar. Sana. maksadına eriştirir.» hadisinde de maksat aynıdır. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki. ben de arkadan geleyim. bu onunla. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki. O sözleri. Ruh. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. Nasıl ki.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. Sen ilerisini düşün. o başka âlemden gelmiştir. Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır. Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir. o da bununla uyuşma halindedir. O gözle görmek. yahut da birlikte kadıya gidelim. ne de bu halveti sorarlar. Yolculukta sana yük olur. onunla istediğim gibi pazarlık ederim. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. Nasıl ki. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın.» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır.» dedim. gözle görmek gibi değildir. bir de hayvanı. o zaman sana yaraşan orada beklemek. Biri der ki: «Filan zatın oğlu. (M. nefisleriniz dipdiri. sana göredir.» îşte bu söz hiç yorum götürmez. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez. Ona ben teklifsizce hükmederim. ölüm korkusu vardır onda. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı. hadisten başka hiç bir şey gelmez. Şimdi bu benim elimde değil. Yol işidir bu. 'Behey ahmak.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler. Söze başlarken onun hatırına âyetten. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın. «Vatan sevgisi imandandır. senden. . o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. «Mekke bu âlemden. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez. «Haber. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim. O sıfat. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir. öteki âlemdendir. ona hizmet etmek. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi. Mademki sen de gittin. madde âlemindendir.» mı dersin? İşte asıl maksat budur. Bir İstanbullu. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir. behey eşek. burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek. nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. Ancak ulu Allah. bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır.» dese. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. bizim matlubumuzsun. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir.» nüktesi açıklanacak. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver. Mekke bu âlemdendir. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır. O sözler. ne bu çileyi.

«O halde. sanki bu saat kıyamet saatidir. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. ruh sarhoşluğu fazla idi. O mantıkçı idi. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir. Ama Firavun. o şüphenin dışına çıkarır. «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. bu s. bu Firavunda yoktu. şüphelenirsek bakarız. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır. bu iş senin işin değil. kadın. Çünkü her neyi. her sözün derecesini anlıyorum. Dervişte. işaretsiz sözü. Allah kullarında. Aşkın yorumuna gelince.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır. önce bilmelidir 'ki. «Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın. Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. Bu da. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. Hazreti Muhammed'in (S. ibretle her tarafa bakıyor. Kadın atıldı. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. Belki. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim. dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. Belki o. Mev-lânâ'nın da. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar.z filandan çıkmıştır. her sessiz kelâmı dinliyor. Bu onun tertemiz ruhu. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir. kıyamet günleri gelmiştir.» dedi. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. (M. her şey kendi arzuna göre olsun. 85) Bu. Diyelim ki. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur. ruh kokusuna erişir. Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. Eba Yezid sustu. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. bu taraftan da sözler işitiyordum. bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. sen istiyorsun ki. Zannediyoruz ki. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. Allahyı inciten zavallı!» diyor. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. onun Hal mertebesi değildir. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. değil midir. ruh kokusu almışlardı. Her ikisi birbirine karışmış olsun. Bir gün.) makam ve hal mertebesi değildir.» dedi. Evhad (Kirmanî). aşkın son mertebesine daha yakın idi. Allahdandı. Sözü geçen hadisteki mana. Allah onu. ama ayıklığa yakındır. kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun. Bugün burada biz ve siz varız. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. . «Hayır. Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. A. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. sadece kuru davacıdır. o yolun adamı idi. ona yol bulmuşlardı. kemal mertebesidir. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. odur sanırsa. öyle bir inanç var ki. toprakta bir yerin olsun da. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. Her harf siz. Hadiste. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez. bana ilim yönünden bildirildi.» Burada. Allahnın oğludur diyenler. içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. Vaiz hemen. Şüphe yok ki onlar. Bu.» dedi. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. onun da bilgileri çoktu. bilinen manada doğmuş demek değildir. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır.» buyurulmuştur. Eba Yezid. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim. son gündür. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. bu davettir. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. I^. Diyordum ki. Has kullarından birini gönderdiler ki. ama yakın ve kesin değildi. mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki. İsa'ya. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı. altın. Bu mertebe. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. Şimdi her sözü işitiyor. talep davasında-dır. «Otur ey avrat!» dedi. Bir insan ki hakkı aramaktadır. aşkda tamam değildi. ona saadetini yakın olarak öğretsin. Bu nokta. Suda. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar. aşk deyince.

Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz. aradığını bulmuş. şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın. 41) buyurulmuştur. Bazılarına hevesler. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır. Nasıl ki.. barışık yaşarlardı. Âşıkın hali böyle değildir. benim dersem. Geciken vaatler unutulur derler. Böylece îmad ile o H'ye Allah. Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. Bunların etekleri ıslanmak değil. Karanlığa gömülür.» diye hitap etti.» dediğimiz zaman. Her şey onun içindir. dostluğa lâyıktır. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi. «Allah bizimle beraberdir. Nasıl ki âyette. bozguncuların da. yüzün kızarmıştı. Yani önce yoktu sonradan var oldu. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum. (M. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır. bu doğuştaki beraberliktendir. bir şeyler koparır. döşemiştir. gelmesinler diye oyaladım. yarına bırakılmamalıdır. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır. işte bu sebeple. Korkarız ki sonra dağılalırn. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır. Halbuki benim gücüm her şeye yeter. ona erişmiştir. «Allah takva ehli kişilerle beraberdir. sevgiler yoldaş olur. isterse gelir isterse gelmez. diyorlar. o bu kâinat için yaratılmamıştır. kendin de yiyemezsin. bu sarayın içi dışı.» buyurulmuştur. boğulur giderler. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. gam vaktinde bana sevinç verecektir. Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler. Zaten. Hadisde. ama başka biri de bizimle sohbete. Sonra o başka bir yere göçmüştür. O aradığı sevgili kendini göstermezse. hep birbirinizle. Allah yolunun bilgisi mücahede ile. bulmak istiyenler asla yol bulamazlar. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir. Her ne kadar. Meğer ki. O gün. bazılarına da aşk. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır. Aşk. O sırada oraya. daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. ezelden beri vardır. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. nefsine düşkün bir sofudur. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. 86) Ama bunlar onlardan değildir. Şu hale göre Tatarlar. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir. onun kölesidir. «Ah. O. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım. Geri kalan ne varsa onun uyruğu. 128) ve ayrıca. onun için döşenmiştir. 87) binası onun için yaratılmış. çalışmakla da elde edilemez. der. Ben önlerine çıktım. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. Bir mutlu kimse vardır ki. ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. «Ruhlar toplanmış ordulardır. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. belki baştan ayağa suya batar. Ben de sana. Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde. Sarhoşluk ediyordun. Artık bundan daha açık söz. size. Tann buyurdu: «Ben biliyorum.» (Tövbe sûresi.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. Onlar. Mademki bizde de bir eğilim var. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir. her yana ve her yöne başvursun. bundan daha beyaz yoğurt olamaz. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler. Ancak bana sığındığınız için. îşe önceden başlamak gerektir. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün. H. bu yüzden duraklamalar görülür onda. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır. kadîm'dir. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin. îmad da onlarla beraberdi. bizden uzak kaçar. hep bir arada. Ben sizi yine toplarım.» (Nahil sûresi. aradığınız o Allah adamı. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur.» . O evde. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. ruh ezeldendir. Bir kimse vardır ki. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. Bazı filozoflar. Bu günün işi. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. denildiği gibi. Bu kâinat (M. Sultan o kişidir ki. Sultan olduğunu bilir.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. derler. bu toplulukta Allah vardır. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır. Ama bu topluluk da çeşitlidir. ferman senindir. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün.

15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. (M. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir.» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir. onun gönlüne perdeler çekilsin. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. sözünü bitirmişti. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi.Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim. müminin gönlünün anahtarıdır. (M. Ancak daha fazla açıklayamazdı. Nasıl ki Kuran'da. lisanından dökülür. Bu nedir? Korkudan. Bundan sonra öyle görünüyor ki. Peygamber Aleyhisselâm. kârın bu oldu. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil. Sen ne zaman dilersen. Hazre-ti Peygamber. öyle ulu bir zat olduğu halde. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur. böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı. Her günahın ardından karşıma gufran gelir. yüz bin lezzet bulur. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. İsa'ya gizlice secde etti. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi.» Bu. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır. Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. Peygamber i^in. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu. diyebilirsin. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. Ayağımıza el uzattın. Ona bizim âlemimizden bir hayal. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. ve velilerin özledikleri bir sevgili. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. tatlı sözlerinde de. onu arama yolunda can verir giderler. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. Yahya'ya. Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir.:» (Sebe sûresi. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi. sizinle çok savaşlar yapar. görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır. Bazıları da. O kimdir ki. Ama onun dostları. size bir ziyan vermesin. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır. asla o evden dışarı çıkmazdı. ölüm sırasında yüz gösterir. Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin. Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. bir kısmı da onları görüp. o hayalden de başka bir hayal doğsun. Ömer'e bambaşka bir hal gelir. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir. Çünkü o çok meşguldü. Şeytan. Bir gün. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. son derece hoşlanırlardı. derler.» Bu kırk sabah. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. Önce senin bir işin yoktu. onun günahı ancak şu sözdeydi. Bazılarına da. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? . içki içmezdi. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. Onu görmekten. bu günahı işle ve söyle. Ebubekr mest olur. Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır.

«Ben.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı. işinden gücünden alıkoymak olur.Gerçek iman.» (Nisa sûresi. Madem ki son nefesinde. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı .» dediler. Halk. Ama. «Kuran'daki bu müjdelerden. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi. Meclisten biri.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin). Ama hakikat yo-nünden o. «Biri ben isem. gerçektir. söyle! Sofilerin edeplerinden. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur. Allah. Peygambere. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık. Ayaz gözden kaybolmuştu. halka Zaten halk. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi.» yolundaki açık ifadenin dışındadır. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da. hep onu araştırıyordum içimden.» sözüne güvenir. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse. ayrılacaktır. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud.» demek. mümin olarak gidersin. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür. Herkes sağa sola koşmaya başladı. «Gel sofî budur. onları gaflete sürüklemek.» dedim.» dedim. Ama sofîye. Bu çok bir şey değildir. «Gel. Evet. Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin. gerçek mümin olabilir. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan. yani küfrü imandan üstün gelmiştir. safaya ne eksiklik verir bu. Bu yolda konuşmalar. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. söyle. O sırada. bu cihanın renklerine boyanmadan.» dedi. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır. «Nasıl istersen öyle say!» dedim. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun. Hemen emir verdi. Allah onları yarlıgamaz. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. Her işi Müslümanlık olur. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler.» (M. Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak. sonra kâfir olurlar. Ben sözü doğru söylerim. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan. Bu. bu lokma bana haramdır. 60) yolundaki öğütler. şu cihetten doğru değildir ki. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti. «Onu biz" ayırdık.' (Nisa sûresi. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış. işte o kimse veli olur. o saatte iyi bir sofi idim. Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa. Çünkü hakikatte. Şemseddin her kime küfür ederse. sizden emir veren ulularınıza itaat edin. işte ben onun oğullarmdanım. gidince söyleriz. terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok. korkutmalardan. neticesi halkı uyutmak. Adı Âdem idi.» Arkadaşlarım. doğru yola da yöneltmez. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer.» dediler. o büyük zatın günlerine erişemedik.» dedi. istersen yürü.» dedim.» dedi. bu lokma helâldir sana. Yolda aşırdılar. hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse. Kuran'a aykırı konuşmaktır. mümin olarak gidersin. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse. Firavun da öyle olmalıydı. küfürlerini artırırlar. ona. şeriat yönünden iman sözü dile gelince. onları kuyuya düşürmektir. önce iman ederler. «Pek güzel! Bu sofî değil. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur. 'Allaha. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir. hele bir düşüneyim. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez. Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. âyette bildirilen. yüz bin kere daha korkunçtur. Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. gittiğin yol doğrudur.» dedi. tembeldir. onu ziyarete geldi. Çünkü ayrılmak istiyor. Eğer bu yolda yürür. 135). Şemseddin onun velisidir. diyorum. «Küfürlerini artırırlar. Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki. onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M. Biri. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır. «Hayır! Bu bana iftiradır. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir. «Bu ne biçim şeriattır "ki. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna. elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü. Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? . «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım.» dedim. bir otur da kim olduğumu sana anlatayım. kıçına zahmet ver.

eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. o konuda boş sözler söylerler. belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. ne de bir çapak ve toz vardır. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa. Öyle ki. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. Çünkü bu topluluktaki-ler. Aşkta. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar. gidiyor. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin. Bu keramet sahibi de. yeşillikleri pek hoş. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında. «içindeki o acı suyu dok de. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir. Ben kerem sahibiyim. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. Ancak seni mazur göstermek. Onun tarafı. onların bunu kavramasına imkân yoktur.» der. onu şefkatle kucakladı. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. gözlerinde ne bir kıl. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. doğrudur. Bu ilimlerin en kolayı. hep kötülük. içi su ile dolu bir testiye benzer.boş duran atını gördü. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun. beni dinler ve benden hoşlanırlardı. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse. Bu bir büyü gibidir. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. Şimdi pişman oldu. bahçeler görüyorum. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. her taraftan bana yönelir. berrak su görüyorum. Onlardan utandığı için tekrar geliyor. Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. çirkinlik. Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı.» derler. derler. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. sana her zaman. bir sır ve neşe var ki. iki kişi yan yana oturmuştur. 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar. Bunlar. kara kan. bağlar. Su ile dolu midenin. Eflatun işitti ki.» derler. aradığım gölge de senin gölgen-dir. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. O halde gerektir ki. lezzet içinde lezzettir. görenler. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". sağlık esenlik getirir.» Ben bu sözleri. Sende safra. Diyerimki. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. sözümde gerçeğim. ağaçlar. benim tarafımdan daha güçlü idi. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor. Bunu onlar göremiyorlar. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir. fânilik ve zevksizlik âlemidir. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. Sultan. bu çok iyi bir şeydir. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor. Evet. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir. cimrilik yönünden söylemiyorum. kudret içinde kudrettir. bağışlayıcıyım. O. Cana can katan derya gibi geniş. seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. Kelâm metodu ondan da çetindir. Bunlardan biri. onu inkâr ederler. . hep dünyadır. onlardan daha filozoftur. Bugün. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan. kerem içinde keremdir. Ona. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır. gölgeleri. ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. beni konuşur. hem başı açık hem de feryat ediyor. sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. Bu da saçma sözdür. onlardan değildi. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan. Allah gölgesidir. Bu bana bir bahanedir. Hele fıkıh metodu daha da zordur. O kerem sahibi de.

Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile. büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim. «Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim. sır denilen o Allah vergisi. kış gününde dışarı çıkmıştı. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden. Şu halde. Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size. Allah. o yer yaratılmışlarla beraberdir. Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır. Nasıl.» dese gerektir ki. cehennemliktir. ona uysunlar!» diye yalvardım. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. Gariptir ki. Nihayet. için öylesine açılır ki. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. Biri de vardır ki. sıcaktan terlemiş bir insan gibi. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. ben de bir noktaya işaret edeceğim. kan içer. güzel yüzlü görürsen. «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. 94) Ona ebedîdir diyorum. Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. eğer bütün peygamberlerin. beri. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım. Her kimi. (M. bir söz söyle dedim. kerametlerden daha güçlüdür. Ancak ilâç istemeye baksın. . Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. Birden hali değişti. 93) Şu halde. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. nerdeyse donacaktı. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem. geniş gönüllü ise. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. o . Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. «Allahm! onları koru ki. güzel huylu. ölüm ona olsun. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. Nasıl ki Kuran'da. Hekimin karşısına gelen bir hasta. Mevlânâ. insan sırrı ve aklı ile diridir. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır.da ancak Allahdır. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse. Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa. Nasıl ki. Şeytan'dır. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki. Bu âlemin sıkıntılarını. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. söyle de bari onun işini tamamlayayım. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz.Mucizeler. Mevlânâ'ya işaret ettim. ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa. yüzünde. İşte öyle bir insan. Her hangi bir kul. bu. küfür bile etse gülersin. başka bir istekte bulunmasın. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım. «Ben güçsüzüm. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler. darlıklarım sana unutturur.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. Çünkü. Bu cennet sonradan yaratılmıştır. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise. ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. o da yese. Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. bu sırada pek dalgın bir halde idi. açık sözlü. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki. yahut şekerli helvalar getirseler. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen. kahkahalarla gülersin. yüz bin Şeyhe iltifat göstermez. ama ezelîdir demiyorum. herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir. Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek. insanın aklı durur. adam susuzluk davasında yalancıdır. her büyüklükten daha iyidir.

nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü. O. Mademki bir iş baştan tutulmuştur. Bizim bir bilgimiz yoktur. 'kancıklık etmediler. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. «Olamaz. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için. Başlangıçtaki gidişe göre. ikiyüzlülük. sakallılardan. Ancak. O dolaşmanın bereketidir ki. Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur.'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. O zaman. gençlerden. bir gün şeyhliği de. Siraceddin. Teravih namazı için. onun niteliğidir. bilinmelidir ki. «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur.» Evet. «Sizin dininiz sizin. Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk. Başka biri de vardır ki. Nihayet sen de bir din bilginisin.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. «Bu güzel bir bid'attır. demeleri gibidir. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. Hazreti Muhammed'in (S. bir daha böyle edepsizlik etme. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar.» dedi. . Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir. dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan. meleklerin. gönülden evlâdıdır. Bir doğuş yok. (M. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar. Onun seçkin evlâtları da öyledir. sonucu yeter derecede lâtif olsun. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz. 95) O halde. burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. 32). ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. Bize henüz bir şey görünmedi. diye meraklanırsın. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere. sonra neşterini saplarsa. Şüphesiz sen hikmet sahibi. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar. halvette dediler ki. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor. Bu ne demektir efendi? Sen bundan. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. söz benden ürker ve kaçar sanki. pişmanlık öylesine gerektir ki. ululuğu da baştan atmak gerekiyor. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki. Sen. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. işsizlik hesabıdır. Evet kımıldanıyoruz. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik. onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir.A. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı. buradan dışarı acele çıkar gidersin. Giden gitmiştir.» dediler. 96) Bu iş hesabı değil. O. Şimdi. (M. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. kendisini bu mevkiye yükselttiler. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar. Allah da. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım. benim dinim benimdir. Kendiliğinden kalkıp gitti. Bu saat hasret içinde geçmektedir. sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin. Ey ulu Allahm! Hacamatçı.) candan. Ama. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın. «Vergilerinizi kaldırayım. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

ama asla o işleri yapmayan.) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. uzaktan bir taş gördü ki. Ancak. Bu söz sona ermiş değildir. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. onunla çevreyi görürsün. Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. Oradan bu aşağılık âleme indik. Ama uykuyu kaçırmıyor. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. ağaçlar henüz görünmüyordu. Padişaha giden yol kapıdan geçer. son durumunu. A. Her ne işlerse. «Bu ırmak suyudur. bu testi çorak bir su ile doludur. Sana. diyordu. «Ver bana. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. Ona dosdoğru güvenebilirsin. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. ben de. hem mana yönündendir. yahut sevdalıdır. Ona fitil takarsın havadan asarsın. kentler. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. Dedim ki: Onların ululaması. Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur. Söylendiğine göre. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir. yavaş yavaş yaklaşdıkca. yani keyfine göre karar verir. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. Başka ne .» diyorsun.» diyorum. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. bunlar ya divane. Nasıl ki. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. hadis anlatıyor. Kandilin maksat ve manası ise. demek ki. ama irade muradı bilmez. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. ama burada söz tehlikelidir. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. Uzaktan. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. Sarayda bir Padişah vardır. şanım ne yücedir!» diyor. Uzaktan. benim halim o hal değildi. Derler ki. İş böyle olunca bir kimse. Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu.. Fakat bazen de hevadan. Onun için. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. Ama. Bu hep böyledir. «Kendimi kutlarım. O.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin.. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. diye düşünüyorum.Şeyh. Âdem.» Dedi ki: «Ben. iradeye uygundur. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa. dane ve tuzak belâsı. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun). Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. Hattâ adınızı bile söylememiştir. evet şeriat da vardır. «ininiz aşağı!» sesi geldi. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. 105) gibi birbirimize karışmıştık. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. Daneye kavuşmanın zevki.» diyorsun. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur.» Bayezid ise. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır. saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı. Sıcaklık soğuklukla. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi. Bu sözü çok dikkatle dinleyin. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. Buna karşı tedbir alırız. Allah buyruğunu tutmayan kimse. Murat. Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. Veriyorum. filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır. Başka bir cevap daha var. İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa. o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. heybetle kendisine doğru geliyordu. Bir kimseyi gördüğü zaman. Şu halde bu uygunlukta hem sureti. Kapı dışından . bu varlık da meydana gelmezdi. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir. iradeye uygun düşer. Şu halde. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider. bize. derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. onun doğuştaki halini. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. Ansızın oradan. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. iradeyi bilir. Kulak verdim. tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem.

'Cinleri ve insanları yarattım ki. Burada. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin.» «Git!» dedi. Nasıl ki kul da hep onun halindedir. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. Karar verildi.» dedi. 107) «Ne diyorsun?» dedim. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse. Meğer bizim gözlerimiz körmüş. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır.» deyiniz. Ama ben korkmayan ancak Allahdır. sana secde edeyim. Ama uygun görmezsem hiç söylemem. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti. Bu ondan değildir. böyle sanıyor ve korkuyordum ki. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir. «Ulu Allah. Gel ki sana öpücük vereyim. sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum. yani ezelden ebede. «Ama benim derimi yüzerler.» «O halde şimdi konuşma.» Hoşuna gitmedi. söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor. Hep. Erkekliğin devamlı olsun. O.» anlamına gelen bir âyet vardır ki. senin bir zındık olduğuna fetva versin. Sadettin güldü. varlıkları. geçimlerini. Bana. Hoylu Muhammed bana. Babam bir yanlışlık yaptı. Sözü hiç tekrar etmeyin. «Bu gece bizimle birlikte kal. Ebû Said (Ebül Hayr). daha ne olsun!» dedim. «Beynimi kurutuyorsun. Ona ne güveniyorsun? (M. Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir. biziz biziz diye bıyık burup dururlar. O da. Ama büyük ziyan olacak. «Eğer bana gelirse koyver gitsin.) zaten has kullardandır. O sizden uzak olsun.» dedi. şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki. Bir hadis vardır.» dedi. hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı. yeniden anlatmak yoktur. Bana bir yufka yüreklilik. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. O istiyordu ki. bana kulluk etsinler. sen sus hiç konuşma. bunun. bir ağlama hali geldi. «Burada ne yapalım?» dedim. dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım. Bunları gizlice kaza ediyoruz. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. Buna razı değiliz. sonsuzluğa kadar böyledir.» anlamındadır. Ben ve Mevlânâ. Burada büyük tehlike vardır. Ona bizden dinlediklerini anlatır. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar. Mevlânâ Celâleddin. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır. benim sözlerimde tekrarlamak. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz. git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim. îş verir.» dedi.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum. Hazreti Muhammed (S. «O her gün yeni bir haldedir. Ben bilmiyorum. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. onların niteliklerini yaratmayı. diyemedim. Ama bir kul ki. Kendisine. anlamaz.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur. o bizimledir. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir.» dedi. bu buğanın kıçı sıkıdır. (M. bana hiç gayret gelmiyor. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi.» dedi. Ben de. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir. Bu doğrudur ama Kuran'da da. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum. zahirde göründüğü gibi değildir. söyleyin de bari hoşça. başlangıcı olmayan zamandan. eski konuştuklarımı tekrar edemem. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi. Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler. Gazneli Sultan Mahmud'un. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu. O şey ki yoktur. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. Ne desem ona uymak yaraşır. ben onunla bir şey konuşamam. Eğer birisi. «Şemseddin.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. Nasıl ki. O zaman söyleyeceğim. «Ona sus dedim hele. Bizim bu Şahap da ahmaktır. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı.» Bana. Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari. «Bari gideyim bir çorba içeyim. ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. onlarda eksik kalıyordu. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz. o mana. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. Dua ediyordu. onlar zaten hep içerdedirler. Eğer sana gerekli ise. ona ne demeli? Bu yüzden de.A. Bu çetin bir konudur. Dün gece iki üç kere sizi andım. Sabah namazından önce . Şu halde bu nasıl dileksizlik olur. Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum. Şeytan onun yönünü kesti. lanete uğrarsın. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum.

orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter. avucun dolduysa dökmeyesin. meşgul idim. 109) Gönlüm hoş oluyor. o güzel huylu Sultan Mahmud. Onun gülümsediğini gördü. Bu dünyayı görüyorsun. O Bayezid de. «Evet. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler. Şahın buyurduğu gibidir. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. başka bir yönden de anlatılamaz.» dedi. Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda. Yiğit gerektir ki. Biri dedi ki: «Bir sorayım. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. nasıl bilmem. onların o kurbanda rızıkları yoktur. Eğer hiç konuşmasa. Ama çabuk söylemiyorsun. yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. Bu iş medreseye gelmez. ölümü sırasında cesaretsiz davrandı. O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti. Ramazan boyunca. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım. Yüzünü ekşitti.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur. Alemde. bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. bi Padişahtır. Salikler o yoldan giderler. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin.» Öteki cevap verdi: «Yallah. Büyük bilginler böyle ölü gibi. Herkes malını önüne kattı. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. yerindedir.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş. işin içyüzünü açıkla. Böylece yapılan iş boş değildir. ama beni başka birisi çağırdı. ne vezirin. Bilmiyor musun ki. Ama Padişahın yüzü ekşidi. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı.» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu. bin kelle bir pula giderdi. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim. Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider. Sadettin-i Hamavî. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz. sen de onlara cevap vermezsin. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı. ona niçin cevap vermedi. Ama ben onların lokmasını yerim. Hazreti îsa da. Âlemde bu kadar büyük iş yoktur. o kılavuz kaçmadı. imam efendi. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır.çadırı kurdu.» (M. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet. namazdan önce birer kurban keserlerdi. sözlerimden incindi. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. (M. bir ah çek bari! . Ağzını açsa. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti. iş istediğinden daha iyi oldu. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. böylece bu dünyadan. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum.

O başka bir âlemden gelen bir sestir. sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der. konuştukları. N. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. elinden âciz kaldı. kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim. bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. güzel ve zevkli konuşmalı. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. (M. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . Sonra da batmanla içer. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur. bir cevap söyle. Allah yine bizden kapacaktır. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir. onlardan bir şey istemek vacip değildir. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez. Devamlı şarap. O sırada hatırından geçti ki. Düşmanlarımızdan. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. Onun sesi bu âlemde değildir. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben.hayet senin karşına yolda perdeler çekildi. evde ne varsa tüketirsin. bitirdin. hiç hayır demiyorsunuz. Kendinden bir söz konuşmaz. İşte görmüyor musun. ancak sırası gelir. kimdir o aklı başında olan ayık ki. sen geldiğin zaman biz de. diye konuşuyorduk. dostlardan olurdu. derler. Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir. bizim sözümüzü kessin. kulaklarımı tutmak istiyorum. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. Ama âlemde asla işitilmemiştir ki. Söz. düşmanlarımızdan demiyorum. «Nefis ölmüştür!» diyelim. îş-te o yiğit geldi. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir. Allahya ant olsun ki. Biz ölçtük. oralara git. onları tek renge boyayalım. Burada bilginin.açıktır. böyle soruların cevabını vermez. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. her tarafa çekip çevirebilirsin. o hal diliyle konuşuyor. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. Diyelim ki bir küp dolusu içtin. neşelenirse söze başlar ve konuşur. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. dedi. gözün akan suya döner. Acaba bizi. bin kere kalkışından daha hayırlıdır. bir tekmede o engeli yıkar. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. Yahut her kim çok sarhoş olur. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. deseydim. Bu böyle olunca. diyorum! Ama. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır. kuru ve tatsız olmamalı.Sen. biçtik. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. o önceden Allahya dönmüşse. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. Ama. Tenin aradan gider. işitmek istemiyorum». Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. Söz vardır ki. o geldi. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin. hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. O Şeytan. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. hem de açık olsun. içimize düştü! Ama onun düşmesi. Şeytan senin karşına çıkamaz. Eğer biri dese ki. Konuşurken tatlı. söz hem öğretici. Ama gerektir ki. Kabristandan geçerken. Gerekmez ki. şüphe yok ki aklı kaçırır. Ya bir hadis. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. Siz bunu arzuluyorsunuz. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. o. akla gelen ilk sebep budur. Allah cezbesi gelir. (M. o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. Görüyorsun ki. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. Nasıl ki şu duvar. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat. Şu halde o kimse gelir. gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur. bu sonuna kadar sürüp gider. Çünkü onları senden işitti. Sende o zevk sürekli olmalı. içtik. Onun bu ilk yardımlarından sonra da. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi.» dedi. Nasıl ki. başka bir şey yapmazsın ki. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. başka bir küpten içersin.

Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı. Ama. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da. şarabın etkisi altında kalır. O değişik renkli de olamaz. derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa. O nasıl sır olabilir? Evet. onlar?. «Hey. «Evet. alçalmıştır. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur. onun ışığından ve kokusundan anlamaz.» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar. Yahudilere ve.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam.» dedi. bu sözü kapayalım. Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı. «Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve . harap etmek galiba güç geliyor.» dedi. «Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. hem de manevî inkârda bulundu. onun başı da belâya girmez. susmak yüzünden. o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi. kimse ölmesin. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki.» dedim. 112) çağırdı.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. göre her şey açıktır. Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. Nerede o insan ki. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir.» dedim. Allahın seçkin kulları yok mudur ki. Önce ona bütün yolları kapadım. Ben de başımı sallarım. eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. çok iyidir. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. onu doğruluk yönüne çekiyorum. söz söyleyemez. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M. 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar. «Söyle ama olacak şey değildir. Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır. şaraba dayanamaz. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. hiç anlaşılmaz. «Hiç inkâr etmedi. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. gördü ve gitti. senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. Nâsih. Sır. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. Ancak o kimse ki. Nasılki Senâî. Va'd de Va'id gibidir. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M. Bilmeyenlere göre sır yoktur. onun ayağına vurdu. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır. Sana kulak veriyorum. Her gün kendi sözümü tutmuyorum. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet. bir sır ki. senden yeni sözler istiyorum. «De ki. Bunun âlemde bir yankısı yoktur. işte bu inkârdır. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım. Başlarını sallarlar. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. Ben de. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa.» demiyorum. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. Mecusîlere kadar gelmiş. Bu âleme geldi. zevk alıyorum. Artık bunu yapmama sebep yok. Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. onu tamamiyle anlamadı. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır.» Hazreti Peygamberin. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir. Ama o. Semâm hakkını vermedi. evet!» derler. Onun başı kendiliğinden tehlikededir. bir yerimiz kırılmasın. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu. o. Hallacı Mansur da bunlardandır. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. işte Hallaç garip kişi oldu. Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. O zaman adam. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti. sır olur. o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim. içinde bir sırrı olmasın. çalışamazlar da. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki. «Etti!» dedim. Mademki. mensûh gibidir. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. bu yüzden kavga çıkarırlar. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler. söylerse de belli olur.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum.

o. (M. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî.» Bana öyle geliyor ki. karşına bir perde çeker.» dedi. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu. ancak sözlerin alt tarafını anlar. Hazreti Muhammed'i (S. en kestirme yoldan kuşkularını giderir.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım.» O da. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık. «Ama sonra ne yapayım. Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor. tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin. Bugün o bir gerçektir. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. nebinin mertebesine erişemez. tartışma böyle olur.» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki. Eğer inancında kuşkun varsa. bu hadisi.» Dedi ki. kendini görmektir. Şimdi de böylece farz et. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de. ben de mutluyum.» dedi.) söylediğini sananlar kâfir oldular. nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. denetleyelim. Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler. saadet kimyası odur. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma). harekete gelir.) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün. Hazreti Muhammed'e (S. bunu Muhammed'in (S. Yoksa ne o kitap. 114) Ev birdir. İstiyorum ki. Ebubekr'den nakletmişti.ayağına kapandı. Bu bir iş hesabı değildir. kendiliğinden. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük. A. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur. yüz öpücük kondurursun. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum.» buyurulmuştur. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir. velilik ve peygamberlik. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın.' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk. «Artık onun sözlerini kırmadım. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki. A. Senin olduğun yerde dost meydandadır. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin.A. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider.» dedi. ne o saadet bununla ölçülemez. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: . Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön. Onu görmeden aslan tutulamaz. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. Bir aralık. Saman. Ama su kalır yerinde. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. «Onlar uyumaktadır. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M.» Ama o kimse ki. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor. bir zaman da sana soğukluk gelsin. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim. Sofî de sürünerek olgunlaşır.» dedi. dostluk hesabı da değ Idir. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması. bir bulut gelir. ne o kimya. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey. Ant olsun ki. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi. ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler. «Hayır. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır. Böylece susarsın. O halde. o sana dönünce sen de dönüverirsin. Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır. bir zaman ondan hoşlanasın. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki. her Peygambere bir özellik verilmiştir. senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur. sen de böylece sözü altından anlıyorsun.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki.

» demeyesin. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti. A. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin. söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır. Her şey benim emrime boyun eğmiş. O senin nefsini.) Hira dağın-da halvete girmişti. Şu halde sakalını. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. Biz görmedik. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. Kelâm sıfatı ile görünür. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz. Hatanın kaynağı odur dedi. Hayır asla. Başını çevirdi. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. hep ben ve biz sözündendîr. bir söze başlamıştım. gözler de. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. şeyhlerden kalma bir töredir. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı. bu yemek bana ziyan verdi. dedi. nefsinle buldu ki. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz. Sözün değişmesi. Öyle bir durumda olursun ki. Allahın öyle kulları vardır ki. dilerse bu perdeyi önüne çeker. Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. Ancak sen bunu biliyorsun. sana devamlı bir halvet hali gelir. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir. «Yolunu şaşırmış.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır. Bu. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. Peygambere karşı hâşâ. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. şaşırdı. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum. Bugün benim nefesimi kesiyorsun. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. Buyurmuşlardı ki. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. ama öğrenmeye heveslid r. onları koparalım.» dediler. Allah sıfatlarındandır.» dedi. hayır derdi. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. o da bana gücensin ve yolundan sapsın. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. başına vurarak dışarı fırladı. benim emrimle gelir. gibi sözler vardır. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri. dilerse arkasına atar. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. Aşk yolunun belâsı. davetler oluyormuş. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. Dostlarla da beraber olurduk. Ansızın bir «Ah!» çekti. eskiden beri böyledir. (M. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir. (M. Bizimle ilimden konuş. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar. bıyığını birer birer yolsam. hep yalnız kalmak istersin. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. dedi. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. Orada ne dolaşıp duracağız. işte o gönül alçaklığı. Çok makbul kullar vardır ki. Ben bir kaç örnekle yetindim.» dedim. Bu manadan. benim hükmüm altındadır. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur. dedim. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. onları perdeye sokmaz. bu arada. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. sana yazı öğreteyim.» Bana. Bu. kendi zatını gizler ki. Allahın mucizesi olmaz. Maksadın ne olduğu belli değildi. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır. Çünkü Allah. Ah. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir. «Bana ziyam yok. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. Kelâm yani söz. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da. benim emrimle gider. Göreceksin. diye cevap verirdi. Mevlânâ. Ona dedim ki. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem. «Niçin gitmiyorsun. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. çilede kalmayınca. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin. derler. . mananın da değişmesine delildir. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda. onlara Allah sıfatları yol gösterir. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. «Niçin?» diye sordu.

«Hayır. benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. Bu divanedir. bunu ya tımarhaneye götürmeli. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz. Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. ölüye. beden kuyusundan bir uçtu mu. Şu halde bilmiyor musun ki. Bir Haç sarık parçası verdim. çelik çomak oynamak nerede. Nasıl ki. diyordum. kalk. Sendeki o kutsal kuş. Kalk gidelim. Yakışık alır mı ki. el çırpıyordu. yahut öldürmeli.» derler. özürler diliyor. Biz birisine bir şey söylüyoruz. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. Kulağını bük de ağlasın. Çeşme başında oturttum sustu. Bir kaç adım gider. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır. topa çomak vurur. «Elif iki üstün. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. Ben benim. görülmüş olacaktır. «Bu adam delidir. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. Onun da bir müridi vardı ki. Onlarla demiyorum. Bana nimetler verdiler. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. 119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur. Çünkü ruh uçtu mu. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. O mimber üzerinde bir kaç nağra atar. Bana diyor ki. aynı sebeple. bunu tımarhaneye götürmeli. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. sende de hal mertebesi var. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. Kim. Ancak Perir ağlıyordu. Bana bir hal geldi. Benden sorular sordu. sonra buz gibi soğurlar. Bütün âlemi sana sattım! Gidin. Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. kâh onun sözünü kabul ederim. Ama kendi hayatım göremeyen. Ağlamıyorum.Muhammed Gûyanî. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. Tusî. beden ölüdür. O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. ama şimdi ben sen oldum. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. Böylece kurtarıyoruz. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz. Dedi ki: «O kim oluyor ki. «Kalk namaz kıl!» dese. her gün sopa atmalı ki. şüphesiz diri kalır. 118) Meğer divane olsun ki. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir. o da onlar gibidir. elif iki esre. Kâfirler ve onlara uyanlar. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur. Onu daha beter bir hale getirdim. bırakmazdı geleyim. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. arayın! O Şemsi göremedim. hizmetler ettiler. Mevlânâ alnımdan öptü. Ama o kimse ki kendini feda eder. onlar ne yaptılar. elifin iki üstünü var. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. artık oruç düşüncesinden.» dedi. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. Allah dilerse görülecek. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. «Ben onun şehrine geldim.» der. onunla birlikte gideyim. bende bu yoktur.» diye bir ezgi tutturuyor. diye düşündüm. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. gönlün de benim hükmüm altındadır. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. O. bütün akıllılar. raks etmeye başladım. Meğerki. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse. (M. onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. divane olmuştu. namazın utancından kurtulmuştur. meydanda top oynar. Kâh bunun sözünü dinlerim. aklı başına gelsin. öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor. ölümü hayattan üstün tutsun. evine konuk oldum. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. . bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. ilişiklerini kesmişlerdir. zincirlere vurmalı. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor. Çünkü zorluk olur. Gelemiyeceğim.

«Elimi mi istersin. Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz. Ebubekri Rababî' nin hilesini de. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı. bende o kudret yoktur. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur.» derdi. Ancak o azık bugün vermiş olsaydı. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez. Tâ bir hafta onu oyaladım. Parlak. Müslüman bütün hileleri bilir. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz. istersen vur onun parmağını kır. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu. Ben. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. benim önümde şarap içmeyin demiştim. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler. bunları yüzüne vurmazdı. Elimi tuttu. Peygamberlerin aklına sığar. Kadı Honci ona çok saygı gösterir. Altın. Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. Şehirde hangi kadın vardır ki. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki. Kul öyle bir durumda kalır ki. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. yetkili kişidir.» Ben utandım. (M. Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. İnsan sevdiğini çok anar. Hele o sevgili. Ama nereye gider? O senindir. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki. düşer. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. Sana da temiz. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. kâh şaşkın duruyorsun.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun. bedenimde bir titreme başlar. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. ondan yüz bin nişan bulacaksın. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize. O azık. «Bu benim işim değildir. der. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar. Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez. Kâh hayal kuruyor. mücevher değerinde olabilir.» dedim. ancak «La îlâhe İllallah. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim. Anadan doğma körleri bile gördürür. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar. Bir kaç gün içmezsem. bize inanarak değil. mescidimiz var. İçiyorduk. onu benden üstün görür. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur. gelecek hafta başka bir şey olurdu. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın. yoksa kitabı mı?» dedim. felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. Allahnın işi böyledir. özürü vardır. bugün de sana ulaşır. Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. öylece kaldır. «O benden daha soyludur. ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar. Halbuki. onun birliğini isbata. Onlara. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun. aydın ve güzeldi. sizin aşkınızla doluyuz. «Güzel söylüyorsun. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim.» O gerçekten bize bağlı ise. Ama bu. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. (M. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir. Güldüler. başlık parasını önceden verir. Halbuki kâfirler. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. yüzüstü kapanır.» dedikten sonra başlarlar.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi. Mademki insaflı davranıyorsun. Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim. Yahut yerine koyar. medresemiz.» der. Kötü hayaller. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah». dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. . Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider. kötü hayal değildir. bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır. Hakkı elinde tutan felsefeci.

Hızır el çırptı. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. Eğer o. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti. seni dinliyorum. «Acaip.» der. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler. Bunun üzerine kabul ettim. Ondan sakınmak gerektir. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur. biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. seninle birlikte başka dost seçmedi. cimri likten değil. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük.» dedi. «Dilediğin şey mümkündür. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı. Ama bu. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız.» dedi. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu. sen öyle yüce bir kişisin ki. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu. bir nifak var ki. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim.» derse.. Bu. Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır. bu noktada duruyor. bundan daha hayırlısı gelirdi. Öteki peygamberler demiyorum. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim. yoksulum. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu. İkinci defa sordu. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. bağışta bulunmaktır. hiç bir şeyim yok. «Evet. Şüphe yok ki. çok ateşlenirdim. beni korudu. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini. sana döndüm. Allah korusun. sana düşmek tehlikesi görünüyor. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum. Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki. O Allahsal öfke idi. O delil ise. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam. Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum. «Kendine gel!» diyordu. Ben inkârla cevap verdim. ben de bu işten vaz geçtim. ben söylemeden bana hizmette bulunsun. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse. Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı.» diyemedi. onlardan faydalandım. Ama. nefisten gelen bir davranış değildi.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi.» derim. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir. seni halvetde ziyaret etti. Bununla beraber. o başka yönden geliyor.» dedi. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum. «Ben fakirim. O sana geldi. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin. Zaman olurdu ki. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur. ben de. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. 122) Bilir misin sen kimsin. kötü bir düşme değil. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu. Hızır ona öfke ile cevap verdi. ama böyle bir davranışta bulunmadım. (M. mal vermek. Bu. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı.» (M. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin..» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. Ben artık güçsüzüm. Allahnın has kullarında. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı.» dedi. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. Allah o işe yardımcı olur. ondan delil istenir. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım. Bunlar kendisinin oldu. ama Allahtan korkuyorum. sen de temiz kalplisin. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. makamın nedir? Ben sana diyorum ki. Bir sürü hikâyeler anlattım.» dedim. Allah bilir dedim. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. «Eğer senden bir şey sorarsam. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet. Dediler ki: işte sen böylesin. Allah nerede? Şimdi ne . Artık geçen geçmiştir. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi. Bunu bilirim. ama bunu sana hiç açmadım.

yapabilir miyim. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. Benim bir şeyden hoşlanmam da. Musa. araya bir engel . 125) Şimdi dilekte bulunmak. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi.» diyorsun? Evet. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. mum sönmüş. Saki uyuyakalmış. Ama sadece. diye dikkat ederim ki. Çalışın gayret edin ki. Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen. Şimdi benimle yaşamak zordur. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu. ne de başka bir şey engel olabilir. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. Baharda yarin yanağından uzak olunca. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir.» dedi Hızır.» dedi. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez. Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. Benim de bir aradığım varsa. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Çünkü arıyordu. «Bu ne sözdür!» demedi. sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez. aşk tutkunluğundan idi. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi.» diyorsun. böyle yaparım. Bana mal ve makam vaat edenler. Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur. Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki. Araya ne evlât. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. Bu Hazreti Muhammed'in (S. incinmem de yaratılışımın gereğidir. «Ha ha. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım. Ben teklifsiz. A. sen de ona uydun demektir. Dileğiniz öylesine hararetli olur. Eğer o olaydan size (M. pervasız bir adamım. mevki ve yüce makamlar verirler. bu cevaba kızmadı. Nasıl ki. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var. öyle bir âşık idi ki.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. arada hiç bir perde engel olmasın. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste.) başından geçmişti.» «Hayır. alabilirsin.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır. Ancak Allah gayretidir. İlk Allah gayretine engel olmak ister. nasıl dedin?» diye bilgi istedi. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki. Senin keremin bize ışık tuttu. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi. Size gideceğiniz yolu öğrettim. sözünü dinler ve anlarlar. Bu sözü kendimden söylüyorum. Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. mülk. (M. ona darılmadı. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur. O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi. O dilekteki şiddet ve hararet.

öylesine sıcak bir hikâyedir ki. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun.» yani. Zahidlerden biri hastalanmıştı. bir deyişe göre kırk yıl. Musa.» diye cevap verdi. seni yaratan Allah aşkına söyle. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim. kıbleden dönmüştü. Musa'ya dedi ki: «Ben. O ilâç almadan geri durmazdı. Sultan bir defa ferman edince. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür. Aşağıya bakıyordum. Bu da onun için gerekliydi. bu yüzden saçlarını yoldum. Bize ikiyüzlülük yaparsa. zahid kapkara kesilmiş. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu. biraz duman çıkmaya başladı. Adamcağız. Daha dikkatli baktım yüzü de. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu. (M. O Hakkı bulmuş olan. Hızır'ı överken onun hakkında.girmesin. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez. O ilim medresede öğretilmez. Bu hukub. Hızır.» dedi. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin. ağır hastalıklar geçirirdi. o kadar kaçıyorsun?» diyordu. Ben. Ulu Allah. «Bana uyacak mısın?» dedi.» dedi.» Bu. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü.» buyurulması da başka bir iltifattır. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. arkadaşına. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu. yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti. ama o engel olmuyor. ilâç içmesini tavsiye ettiler. belki o dervişe hoş gelmez. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım.» dedim. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. Çünkü çok çeşitli. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim. bana bağışlayasın. benim için övünülecek bir haldir. «Onu alıp getiresin. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur. Ancak bu. Bu Musa hikâyesi. Bundan daha güzel ve tatlı. «Sana anlatacağım.» Yüş'a geri döndü. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona. ondan davacı olasınız?» de. «Kendi katımızda ilim öğrettik. Benimle birlikte ama ben bilmiyorum. hoşa gitse de. «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. Musa ile arkadaşı. Zorunlu hallerde. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. Şimdi. Bizim şehrimizde de böyle idi. Bundan dolayı beraber gelemem. Başka bir zahid. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi. Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. ateşinden gökler tutuşur. «Sen daha ne gördün ki. namaz kılmazdı. 127) Diyordum ki: Seyyid. Hep perhiz yapan. Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi. Musa ile Hızır birlikte kaldılar. deniz üzerinde yürürken. onlara acırlar bile. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu. tekkede. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki. Musa'ya bir şeyler sordu. uzaktan onu gördüler. iki denizin birleştiği yere geldiler. O kimse de. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım. «Ödünç vereyim. Yüş'a. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır. uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum. Mevlânâ da onu biliyordu. bu da şeriatta yazılıdır. Gördüm ki. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar. Hastalıklardan dimağını korumak. Şimdi. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun. (Korkudan) kaçtım. bir şey yiyip içmeyen ölür. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. Müride soruyorsun.» buyurmuştur. Bu Allah için bir iş. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır. Suç delillerini de o bilir. o kız kardeşe ve damada. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. 126) Mutlu insan o k. Hele ona ayrıca. okutma yolu ile. eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. evet. «Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. başka bir yoruma göre kırk bin yıl. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra. şeriatta fetva vardır. onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti.» dedi. Musa. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez. gitmese de öldürür.sidir ki. . (M. Ama başka bir vakit anlatacağım. «Seni uyandıracağım. Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik.

başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor. bunu bana daha açık göstermek istedi. bilirim ki. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur. Gönül hoştur. «Sana vasiyet etmek istiyorum. kadını boşayacağına yemin eder. acı duymazdım. gitmek demektir. zaman olur ki. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım.» dedi. On kere okurum yeter. Emirsiz gelmek. «Kadına şeyhlik gerekmez. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi. Onun için bir yer düzelttik. Şimdi. derler. Bâtın namazı. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı. yahut akıllı demezler. doğru sözlü olur. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır. biri. Ama elbette makbuldür bu. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. Erkekse. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. bu hal de beni yaralamaz. Onu da göreyim. Emir almadan gelmek de. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. (M. hatırından bile geçirmeden. İster . Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse. Onu övdü.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar. soğuk düşer.» dedi. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu. Ama bu adam ölecektir. doğru yoldadır. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm. kadına asla gerekmez. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. Emri görünce.«Bismillah. Eğer bugün onu gördümse şimdi. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler. Yani bu o demektir ki. ölümden sonra o da söylesin. «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı. (M. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. konuşan adamsın. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar. Erkek kişiye asla. biraz güzellik gönül için güvendir. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. yine gam yemezdim. Ancak Allah. Ben onların özürlerini biliyorum. sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım. «Tanıklık edeceksin. Meğer kalenderlik yapıyorsun. Nasıl ki emir-siz gitmek de. O kimse.» dedim. Bize gerekli olan. Bazen namaz kıldığını da söylemez. Şems kalmıştır. «Şunu dikiver. Her biri saf altından söz açar. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. Bugün söylediğim sözlerin anlamı. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. Bu ona hiç yasak değildir. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi. kendi kendime. gelmek sayılır. ne söylediğini anlayamadım. o burada başka türlü yaşayamaz. ruh sahibi. Emri göremediler. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler. sen onunla konuşamazsın. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. ona izin verirsiniz. Şimdi mademki bahtsızdır. her ne yaparsa daha iyi olur. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar. niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O.» dedim.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum.» derler. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım. Hele mal dağıtmak. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. emrin tatlılığını da anlardı. birinin bir rahatsızlığı vardır. Bâtının zahiri olduğu gibi. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır. en güzel cevherler saçarlardı. Dost yüzlü. Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı. Benim yârim benim gibi olaydı. Bu da onun dostlarına ait olur. Gerektir ki. Senden cüppe istedim. önce o baş işareti sana neler söyledi. Bu gönül asla yalan söylemedi. yol ortasında durmaz. tlâcı da bu şaraptır. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır. kadınsa. Başka söz konuşmam. Bugün. o sırrı.» dedi.» Görüyorsun ki. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım. Emir gelirse uymak aynı edeptir.» dedim. eğer onlardan ise. Ona baş işaretiyle. gitmek olur. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu. Nasıl ki. gönül sahibi. rahmet olmaz. Ancak. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. kâh kılınan. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler.» buyurdu. Bundan dolayı. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider. Sen de tanıklık edeceksin. sana sevap olur. 128) Ancak sizin için haramdır. Halbuki bu iş. «Ben ilim şehriyim. Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu. dedim.» dedim. Ali de onun kapısıdır. hatta sarı benizli görünür. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. ama çarçabuk söyleme» demiş. başıma şeftali dikilsin. kalp huzurudur. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. Diyelim ki. «Evet. Ama bu söyle-nememiştir. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan.

Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir. «Vazgeç. Hele ne gerek vardı ki. o yine bu sıfatta idi. bizim olasın. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. «Bize bir hırka ver» diye direnir.. ekmek ve gönül var. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler. Gerçi âlem boş değil. Düşünmüyor musun ki. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. kendi ipliğini eğirmek yaraşır.» demesi başkadır. yüz bin ödül veriyoruz. Bahaeddin nasıl ki o gün. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse. filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı.» «Hayır. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. benim hoşuma gider. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim. uzaklaşmıştır. Görmüyor musun ki. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi. biri gelir de zorla. Kera geldi. edep dışı uyumuşum.» dedi. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı. derim. Hatta derler ki. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim. Ona saygı gösterelim. Ben de. Çünkü bize yabancı kalmış. Mevlânâ da Hak adamıdır. yalnız kendi işini görmek. Ben ancak Mevlânâ için geldim.» demişti. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım. anlayışına bir başkalık gelmiş. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden. kendisinden söz nakledenlermiş. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu. Dün gece yine dostları arıyordum. Bu niçin böyle oluyor. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür. Ben şeyhimi görmedim. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. Belki bin defa söyledim. çanak. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret. O selâmı onun için verdim. dedim ve hallerine acıdım. Gizledim cehenneme gitmesin diye. ağrısı dinsin. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi. Ötekilerini de.» derdim. düşmanlar. «Bu hırka Şems'indir> dedi. «On altın verilsin. Hep onu şöyle idare et. Allahdan bunu dilerim ki. Nihayet beş altın çıkardı. belki bir şeyh vardır. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu. senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. Daha sonra. onda var mı yok mu anlayayım. yabancılıktan ve bilgisizliktendir. ancak şu kadar öğrendim ki. ister sıcak. gönül alçaklığı gösterdi. ayağımı size doğru uzatmışım. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir. O nerede. Ancak onun içinde bir duygu var ki. Her birinin inancına. Kadına. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki. ayağım getir. ağlayarak. Birinin böyle aşağıdan alması. . O bizimdir. sonra hal hatır sorarım. köpekler kurtulur da o kurtulamaz. Bundan şüphe edilemez..» dedi. Şimdi bu suretle hırka vermek başka. Ancak hırka vermez. 131) Onda bir zorlama yoktu. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak.» der. onlara doğru yolu göstersin. ayağını uzat da üzerine koyayım. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. bir de Mevlânâ'nın. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. Nasıl ki Şiblî ahiret adamı.» «Mevlânâ gelsin ele versin. dileğine. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz.soğuk düşsün. onu sükûtî ve kapalı kılar. Seni görüp tekrar mezarına dönecek. Hizmetinde bulunalım.» dedim. Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de.» «O geçti. Dün. (M. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun. böyle yaşat ki. En çok incindiği kimseler. Böyle bir kimseyi de görmedim ki. Çünkü onun hali bütün dostlar. Onun kendi şeyhini de göremedim ki. olsun! Ne yapayım. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var. «Gelin bana mü-rid olun. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı. Ancak ben de. mülk verdi ve öldü. hem de Hak adamı vardır. (M. böyledir. Önce onun işini yoluna koyar. «Şimdi de kulağım ağrıyor. aşılırsa o zaman o da verir. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır. mal. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu. Eğer Ulu Allah.» dedim. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş.» dedi.» dedim. «Onu bana ver. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım. Görüyorsun ki. dağlarda tutmuyoruz ya. nebilerin. bunların kaynağı hep o. «sakalımızı kestir.

bağlı bir ağızla tutulmuş olur. yer yer gezdiremem. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. dersten kaçar. O. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası.» dediler. Acele edersin. Kuran öğrenmeye teşvik eder. onlar ile yoldaş et! dedim. «Ben dinleyeceğim. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri.» derse. nimetin elden gitmesine acıyor. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. Biri kaçar kendini kurtarır. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır. Her işin bir zamanı vardır. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. öteki oruçtan tutmuş olasın. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. Gariptir. Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim. niçin onu düşüneyim. Mevlânâ buyuruyor ki. Eğer. Kitaptan. (M. Bu. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım. Nerede kaldı ki. acele ederler. Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır.Çok ayrı düştük. bundan daha hoştur. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta. Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. «O halde biribirimizle uyuşuruz. 132) Ona ne diyelim ki. Onlara karşı da heyecanın artar. «Geç!» derken acıdan korkuyor. Ama kendi kendine. bu ağzı mazeretle açasın. her dükkânda çömelirim. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. Ben de. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim. (M. duaya bel bağladım. O İdristeki mana ise daha manevîdir. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir. Bu hikâye uzundur. sarf etmiyorsun. İyiye. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz. biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider. Öteki bu sofranın başına koşar. dönek tabiatlıdırlar. dün gece raks ediyordu.» derim. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. benim seninle beraber olduğumu bilsinler. yabancılık göstermektedir. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana. ağır davranırlar. Bu bir nimettir. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun. «Henüz vakti gelmemiştir. başkalarının şiirleri! . Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim. Ben söze başlarım. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. Çünkü o oruç. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez. ben de. îşte onda hiç ümit yoktur. O ise vekarlı kişidir. onu geçebilsin. «Ben ne bahtsızım. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin. 'ama bu böyledir. Benim bir âdetim vardır. her külhanda dolaştıramam ki. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. Bu çocukların ikisi de kararsız. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. Bu çocukta ümit vardır.» derse. 133) Henüz pekmez satıyorsun. Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler. o da laf arasında konuşur. Semerkant. Ağır davranırsın. Mevlânâ diyor ki: Filân. o demektir ki. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin. Evet. yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi.

(M. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı. Ancak onun vechi kalacaktır.yetmiş kere açıkça görürüm. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun. Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı. âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür. Şimdi beni en çok korkutan nokta. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur. bu sözümden de hayrette kaldım. yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim.» Ancak. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür. . Doğru söze tevil gerekmez. Yüksek sesle. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana. yoksa haram mı?» «Helâl geçti. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. «Ona el yetmiyor. Dün gece dedim ki.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa.» dedi. «Onun etrafında dolaş. Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele. Şimdi yüz bin Bayezid de. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi. dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. Söz. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . nebinin ayak tozuna erişemez.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü. nihayet vücuttan dışarı çıkmaz. sana gevşeklik ve arıklık verir. (M. Bunu niçin anlatayım. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez. Niçin. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen. ancak dostların yüzüdür. Mürit. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir. okşayıver. o da temizlendi.» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen. Sonra gönlüm razı olmadı. Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır. mest. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun.» dedim. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz. Halvette sizi hep hayırla anıyordu. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. önce bana sevgi ve saygısı vardı. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür. binlerce veli. Ben artık ense. Tekrar sordu: «O halde söyle. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. çünkü âşık idi. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki. dostun mektubunu okumuyorsun. Beyit: Nice sevgili. Şimdi sen söyle. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz. Sevgiliyi arama yönünde öldü. O halde nasıl reva görüyorsun ki. Kaldı ki. Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir. Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu. Kadı ona yan yan baktı.

» Başka biri de. hem de yakın mertebesinde kaldı. Şu halde kendisini özleyen. müminlerin ilkiyim. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez. içindeki pisliklere dayanamaz. benim için ne gam!» cevabını alır.» buyurulmuştur. ona.» der ve «O halde. Bu takdirde. İyi bil ki. Diyelim ki. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. Âlemde. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki. ama ikincisi daha manevîdir. Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer. Bununla beraber. Çünkü mademki ben diyorsun. Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim. İşte şu. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni. sakalı ile kapıda kalsın. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir. «Onu göremezsin. Asıl aranılan da o mertebedir. Yine âyette. O zaman iş şüpheli olur. iblis. On beş yıl sonra da onu konuşturur. Allah yolunun başıdır. Bütün bunlarla beraber diyorum ki. taklit yolu ile değil. O felsefe yaptı. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar. evvelkinin dışında olsun. Yakîn ve yakînde şüphe. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. rahatları kaçar. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır. (M. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar. Zaten taklitçi.» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez. Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim. «Ben de üzülüyorum. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır. Allah korusun o bir sapkın olur. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu. senin benliğindir. Akar su pislikleri beraber sürükler. O. bu deyim manevîdir.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. Ama tekrar söylemek gerekmez. o dağ. Musa'dan başka oldu. Evvelkisi manevîdir. Bu sözler hep arayanın sözleridir. Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün. «Ben. 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. yoksa aranılanın nişanı değildir. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor.» der. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. Su vardır ki. Onlara bir şey görünmez. onları geri çevirmez. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır. gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır. sana ansızın bir öfke gelir. Görünen her nişan. ıstırap çekerler. ne de Allah kelâmından bir şey anlar. Eğer. O hem şüphe. «İster olsun ister olmasın. Ama. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar. ne onun bunun şiirinden. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar. bâtın manasını ki ona. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki.» der. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk. Hakkı arayan gerçek. sonra da bir rahatlık duyarsın. senin araştırma .» deyince de. O.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. yolcu odur ki. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. arayanın nişanıdır. Bu. Kuran'ın içyüzünü. ama o gözleri görür. dersin rahmetini yine o götürdü. Bunlar Hak yolcularını görürler. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. Hakkı arayan. ama başka bir su vardır ki. «Onu gözler göremez.» sözünün delilidir. ben sözü çıplak. bâtının bâtını perde çekmiştir. o saçı ile. Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan. «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. «Sana daha çok yardım edemiyorum.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim. hararetli hararetli söyletir. (M.

köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler.A. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır. ancak Allah lütfunun. Ama bu ayrılış dileği değil. diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür. Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi. benim için zahir bilgisi sayılır. ama bunda pek az gaz vardır. Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı. «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. istirahat ettirir. bu bana yeter. Onun kıyasını. «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . «Ben seni çağırdım. yaşıyanları görür. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra.139) Bu bir feryattır. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır. ister uyumuş olsun. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır. 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile. inayetinin.) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir. arayanlarındır. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse. Hep kolaydır.) hakkında söz söyleyebilir? Bu. Ama cevherle iddiaya girişir de. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da. iş bitti.» «Evet. Nasıl ki. Sen de o umum istekliler arasındasın. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi. onlara yardımcı olurlar. beni ihtiyarlattı. Dinde ve işte geri kalmışlardır. yedirir. yol kesildi. Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır. sen benim isteğime uygun hareket ettin. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir). şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor. ona ayakbağı olacağım. «Yoldan.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. «Bunu bir kere divanelerden soralım. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur. ister ölmüş bulunsun. Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum. velilerle nebilerdir. Bayram geri geldi.» diye yakındı. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir. o uyanır. «O Ayaz ki. akıllılardan değil. belki umum sırasında bir şey istedin. Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O. «Hud sûresi ve benzerleri.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. cevher ona der ki. Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. o divanedir. başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır. işler düzeldi. O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. Hazreti Muhammed (S. dedim. Şüphe yok ki. yetim inciye asla değer biçilemez. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı. Allah seninle beraber olsun derim.» Cevherin kıymeti kendindendir. O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. Yeryüzü güzel bir cennete döndü. Siz onun sözüne bakmayın. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum. Ömründe hamam yüzü görmemiş. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler. Bundan sonra da ben konuşacağım. «Dur. O zaman o kimse direnmeye başlar. Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S. Her türlü pişmiş et gaz yapar.» dedi. kendi benliğinden dışarı çıkmıştır.A. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır.. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir. dinliyorsun. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı. Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. (M. Kendinden söz söyleyen kimse. (M. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur. ona İsa nefesi gerektir. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım. Kuran'da. kendi haline uydurmuyorsun. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır. Akıllıya gelince o da şöyle der. demektir. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun).» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir.» dedi. bunun yüz bin.

Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. sen bir anda tekmeler.» Pirlerde bir onur vardır. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. Yahut ondan daha aşağılık. başka bir sefer de söylemiştim. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür. ben diyeceğimi dedim ve gitti. ben birkaç kelime söylüyordum. yahut sadece temaşa davasın. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki. Sana Halep'te ne dualar ettim. Eğer böyle yapmasaydım.. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur. Onun hali bana kapalı idi. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır. Şeriat zahirdedir. Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. Onun günahı senin boynuna yazılır. Ama çok zararlar ediyorsun.» «Bana edebi. Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. (M. alt üst ederdin. Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim. Dine de faydası yok. oraya götü-reyim de. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun. bir mürşid gerektir.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. bir kere de başı şişmiş.. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. Nasıl ki. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. ister yılan gibi kıvransın. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. Sonra bütün dşler bozulur. «Kendimle hoşum. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk. Benim yirmi günde başardığım işleri. Allaha böyle yalvarınız demektir. senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. yolculukta.» demiştir. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim. Allah fakirlerinin işi boş değildir. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır. içinizdeki coşkunluğu. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. . Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. Ama o sözü kendine söyler. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki. Ama bu. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. korkak. Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın. Nasıl ki şair. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. açığa vurmamzdır. Bütün onlar iş hesabına sığmaz. Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. O bu sözleri ile dervişi övmüştür. Benim sizden istediğim. Kaç kere su dökünse üşenirdi.» da kuru davacıdır. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. onu öylesine nefsine düşkün. îster çırpınsın. Zındık bile bilir ki. kime ziyanı var? (M. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur. Diyelim ki karnım toktur. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki. üzüntüsü de bana düşerdi. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. ama bana su lâzımdır. özellikle bilginlerde. bir dilektir. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi. derin duyguları dışarı atmanız. Onu her gün şeytan aldatıyordu. Ama eğer yapacağı o temaşa. Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi. onun için korku yoktur. Mecusîdeki sevda başkadır. Medresenin hocası dedi ki: Evet. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. Ancak daha vakti gelmemişti. sana bir faydası yok. ilk günü biraz geride oturursun. Söz başka bir yere gitmez. çünkü anlayamazlar. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam. Yeni erginlik yaşına girmişti. Görüyorsun. bir melundur. Bu bambaşka bir iştir. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın. konuya dayandı. rengi sarardı. bana bir su ver diyebilir. Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. Onu âlemde yaymak gerektir. daha fazla olmasın. ağrımaya başlamıştı. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor. Eğer iş böyle değilse sen. o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. ondan bir şey esirgediği için değildi.» Hoca. o benim isimdir. Eğer Nârenç bir günah işlerse. postunu bir yere götürdü.

Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik.» buyurulmuştur. kâğıdı tutar. Eğer başka küçük biri olsa. «Kilise gereklidir. insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür. bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek.Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor. Bende öyle ateşli bir hal var ki. o dost da kendisinden kaçar. Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor. «Şüphesiz.» Ben ona çok inanırım. Ancak bu işi . gece sabaha kadar rahatsız oldum. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz.şekilde kim ifade edebilir. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer.götürdü. Hak. (M. Şiir: Yazık ki. Zamanede soğukluk vardır. hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum. Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum. İş adamı. İlk defa buna çok . bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi. düşünmez. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi.ben bilirim. beni kendisine çok güvendiği zata. Onunla çok konuştu. Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır. cimrilik yönündendir derler. umut gününde aşk. başka biriyle dostluk kurar.» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez. O şeyh.» dedim. Yani kendine çok nazar değdirir. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım.» derler.» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur. Yanılsa bile ona fazla önem vermez. Sen Erzurum'dansın. Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır. Rum ülkesinden genç olsun. Sen. önüm isterse kış olsun. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir. açlıkla önlüyorum. ileride bunları da anlatırım. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. Öyle kişi ne acımakla. Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. Bu kimin sözüdür. ama şüpheli konuşuyordu. Dedi ki. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur. O. Önce. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S. içki bile ona ziyan vermez. O taliplerden idi. «Oh. Eğer sen imanlı kişilere. İşte ben onları sağlam tutarım. onu ben Allahtan istiyorum. yaptığı işte yetkili olmak gerektir. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. ortaya bir söz atıyordu. «Bu yanlıştır. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur. onu bizim tarafımıza çekiyorduk. Sen arkamı örtersin. Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum. Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür. bu bana zarar vermez. O. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir . yağlar ve fareye kaptırır. «Vahşeti anmak vahşettir. oh!» deyiver ki.A. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm. (M. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır. Ömer'in dilinden konuşur. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım. bunu yazmak gerek. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. bedenimi sırsıklam etti. belki daha çok zahmet çekecektir. Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. bu.. yaşlı olsun. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir. Bir gün. Diyelim ki. Vücudum pek narin. arıyordu. Biz.) yanında oturtsalar yaraşırdı. Belki her gün bana daha iyi gelir. Nazar değdi. Biri yüzünü halka çevirirse. başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki. Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu. hiç kimse bu duruma katlanamaz.

başka bir şey de yemedim. (M.) hesabına Ali konuşmaz. Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. «Hûd sûresi. onu avlamak için yine yakalarım. Mevlânâ'da. Ancak bu daha yenidir. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman. İster inkârlı olsun. son derecesine vardırırsa . Dün sizi hayırla anıyorduk. o gerçekten susamış değildir. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz. ellerinizde ekmeğiniz var. gönlüm perhiz istemez. Ama Hazreti Peygamber.» dedi. Mu-hammed'in (S. Allah kullarından kimi iş adamı. Bu şeyh. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir. Mevlânâ. sözü iş kuvvetiyle birleşir. buna hiç bir şey engel olamaz. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz.başka bir zaman yine giderim. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan. «Orası uzak. Bedenim arıklaşmıştır. Bana hayat neye yarar.» buyurmuştur. . bir hekime koşar. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S.A. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem. hiç bir yerde durmadan.acı ve üzüntü duyar. kimi de söz eridir. ledün ilminden sözler vardır. Yazıklar olsun o güne ki.» Gidiyoruz. ona göre iş görür. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim. Haktır. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir.» Bunun cevabını ben vereyim. seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü. Hemen bıçağı yakaladı. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım. ağlar. O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır. 144) Daha fazla ilerler. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir. bulamıyoruz. ister inkârsız. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir. beni kocalttı.) diliyle konuşmuştur. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. (M.» dedim. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. önüne helvalar. Bugün benim bayramım da. ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz. halbuki çömezler açtır. Eğer onlara dönüp bakarsa. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. İçinizden söz adamı da çıkaracağım. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır. bu işe memur olduğu için. Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. şekerler koy.A. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı. «Yaratıcıların en güzeli olan Allah. nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var. ona göre hiç de güç değildir. Ben dün birazcık çorba içmiştim. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler. Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

Mevlânâ'nın sohbetinden.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. kötü söz söylemedi ki. . Olmıya ki kimse işitsin. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. nasıl hoş olmıyayım. Efendi ev sizindir. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. görelim ne demiştir. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur. özgür kalayım. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. beni kutladılar. celâl ve ululuğu en yüce olan Allah. Ben sana ne dedim.» deseydi. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. Halbuki. ona ulu Allah (M. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. Hep devlete kondum. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar. Allah kitabını arkamıza attık.» Hayır bu yanlış değil. arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek. Sonra benden ayrılmıyan. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. silâhlı kişiler gizlemişti. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. Allah da böyle buyurdu. Bana asla bir kimse cefa etmedi. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. gerçeklemesin. fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim. Mademki soruyorsun. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır. öylesine zaman ve mekândan uzak. ben o gün gider bir nargile içerim. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. Aman ne izzet. ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. Ama aylar arasında gizlenmiştir. ne ululuk var bende. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. Ben hoşum. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. ilim. Mevlânâ da kıskançtır. geri durayım. makbul kişilerden olurdu. Bana «Dünya müminin zindanıdır. hareket etmek gerekiyor. Ben zindan görmedim. o halde şimdi durmadan kımıldanmak. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. O âyet içinde âyetler vardır. Yıllarca yer altında bir takım adamlar. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor. Ben sanki bir inciyim. O bin aydan hayırlıdır. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum. Siz gitmeyin. Ben bir hizmet görüyorum. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M.. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım. Kendi kendime adakta bulundum. Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim. 155) Kera Hatun bile kıskançtır. Gerçi diğer bir âyette. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. Ama o ancak sahtekâr bir köpekti.. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. Kadılık. neden? diyorsun bana. Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. tekrar teşekkürler sunayım. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

. Şiir: Üstadın aşktır senin. resmî işlerden bir bilgisi yoktur. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir. Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun. kargadır. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. Size demiyor Her görünüşe muyum ki. Ama bu pek yaygın değildir. Hayır.» Pişmanlık duysun. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin.» buyurdu. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar. Müslümamm. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler. «iyi davranış.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti. «Doğan kuşuyum. Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir. tatlı dildir.» dediler.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona.» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur.yapamam. Cebrail'in. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir. ne de burada kalmak imkânı. Halbuki aldanmayasınız. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı.» der.» diyor ama imanı yoktur. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı.» (M. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir. Her nerede bir kavga görse. «Gel şu savaşı. Hazreti Peygamber (S. şeytanın teşv'ki. ikinci lokmaya. Bundan daha önemlisi. gözünüzü kulağınızı açasınız ki. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir. Müminin aynasıdır. senin uyruğunum. Görmüyor musunuz ki. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. tecrübe sahibidir. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı. O. Yine hadiste. O ahmak bir iş yapar. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. «Dostunum. «Beyazım.» der ama siyahtır o. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım. her fenden. soğukluğu açıktan belli olur. Gönlü çaldıklarına bağlıdır.» buyurdu.» anlamına gelen hadislerdir. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor. zahir bilgisi. Sahabeler. çalışır ki.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı. çünkü kâfir değildir. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır. ancak haraç verir. duygu ve düşünce yönün-dendir. Mümin üzerine şükretmek gerektir.» Ama istiyorum ki. kul da hakkın aynasıdır. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak.» der ama değildir. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor. şeytanın hilesiydi. Garip hadisler arasında anlatırlar.» diyor ama dürüst değildir. kendi havasına uyar atılır.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın. savaş sevdasındadır. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. «Müminim. artık heva ve hevesten de üzgünüm.A. Yarabbi. 167) Meğer o bir kuruntu idi ki. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım. (M. «Mümin. Olgun söz böyle dolgun olur. kendi keyfimce yaşarım. «Dürüst adamım. kitap da yazmamıştır. Sana. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır.» buyurulmuştur. Ama söz eridir. ince. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur. Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır. «Ey Allah elçisi bize bildir. O. ona göre konuşur. «Hak kulun aynasıdır. Çünkü yoksulluk lokmasıdır. bir söz söyler ki.

» demiş. Şeyh.. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı. Meliki Âdil ona çok inanırdı. o Fatiha okumasını bile beceremez. bir din bilginiydi. «Sen lük. Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor. daha hoş ve aydındır.A. Dost ile her ne gelirse. «Dünya müminin zindanıdır. Senin perhizin. feleklerden daha büyük. O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki. Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi. derler. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. dostluktan da değildir. yahut başka sebeplere yorarlar. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. göklerden. Şeyh ona seslendi. Ben onlara (M. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı. Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. der geçersin. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir. «Gel de şimdi anlat bakayım.» . zindanı kendimize bostan yaparız. iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. güzel bir eşek. Şimdi söylemek gerekir ki. Kullar başka bir toplumdur. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir. «Getir şu pabuçlarımı. Şimdi öyle hoşum. «Ey ulu sultan. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir. Hoca. Allah kelâmıdır. kendini karanlık bir âleme atmak. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın. imandan da bir şey bulamadım. O da öteki gibi gülmez ve der ki. sen Müslüman olarak öleceksin. Ancak şu.» dedi sultan. Hayret edilecek nokta şudur ki. Gönül ki.» dedi. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz. Onlar bu hali yorgunluk. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez. her saat yüzüstü kapanıyor. «müminlerin zindanı. Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. Topal eşeği bana getirdin. gizlice eteğini çekerler. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin. elbisesinin bir kenarını açsın. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim. Başı sonu belli değildir. namaz vakti geçsin. kâfir ölmeyeceksin. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki. Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur. ne Mecusîlikten. çabuk çabuk. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. Ama Hoca işi sezmişti. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. «kulların zindanı. Ne Yahudilikten.» Bu yol çok çetindir. Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor.» anlamındaki hadiste şaşaladım. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz. Ancak o hazret. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur. yönünden değildi. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. «Zindan nerede?» diyorum. Zaten doğru konuşmak lâzımdır. Nasıl ki o gün demişti ki:.» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir. daha geniş. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur. alsın da giysin diye. vesveselerle. arada duraklıyor. Biliyorlardı ki. Bundan dolayı âyette. Siyah şalvarlı denen. dostu uyurken biri gelsin. «Bu adam Farsçadan anlamaz. eteğini çeksin. «Şimdi bende ne küfür kaldı. ahval şöyledir. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken. kurtulacaksın ateşten. «Allah ve Resulünün iki eli arasında. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben.» Bu hoşgörme. Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır. (M.Dostluk o mudur ki. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü. Senin huzuruna geldim. 170) Su sertçe akmaktadır. Kendimde küfürden de. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş.» dedi.» Ona dediler ki. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum. Her ikisi de birdir.» dememiştir. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S.. Ne çar'e ki. yahut nezaket icabı sanırlar.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. ne iman. çirkin hayallerle oyalanmak. helak oldu.

kerametleri gizlidir. yanlış okuyor. «Senin için pirinç mi pişirelim. «Kabe'nin içine giren güvende olur. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. O biliyordu ki herkese. Nasıl ki. oruçtaki açlık nerede.A. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir.» cehennemden söz edilmektedir. bu fareleri temizlemeye çalışırlar. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir. Bana böyle sövüp saymazdı. hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur. Eğer böyle olmasaydı. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre.A. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın. Ben onun için öylesine kavgalar ettim. Artık gideyim dedim. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin. Güya pazarı yakacaktı. O bana karşılık olarak bunu yapar. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun. Ali için o öldü. sırlarını herkese açıklamazlar. Bundan faydalandın.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi. Bu bağa gitmenin etkisidir. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki. Sen ise gidiyorsun. Bazı şeyler var ki. feryatlar. o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu. Sonra diğer bir âyette. oradadır o. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor. Nasıl olur ki. hizmet gönül hizmetidir. Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim.) dininin yol kesicileridir. Benim adımı ona söyle. Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki. Ev bana çok yabancı geliyor.» Evet. 172) Korkma hemen söyle. Ona lütuf da yaraşır kahr da. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu. Çünkü zıp. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur. söyleyemem.» O erkek . korkular vardır. demiştir ki.» diyordu.» dedi. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. Hiç şüphe yoktur bunda. Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır. Tekrar hapşırdın mı. Hakkın terbiyesindendir. Nasıl ki.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi. Yanmak ona derler ki. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu. Hiç olmazsa kaçarlardı. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir. Bir sopa vurunca. Yallah aslan gibi erkeksin. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir. «Tamam artık yüz sopa oldu. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar. kedi topluluğun remzidir. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur. Şu halde demektir ki. Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir. (M. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu.) düşmanı da Yahudi idi. birleşebilselerdi. (M. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar. kudretli bir kişisin. Birçok has Allah erleri vardır ki. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S.» dedi. sizden de şifalar olsun demek. bu günahsız Kimya'dandır. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar. Gizli bir topluluk da vardır ki. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin. onların her şeyi gizlidir. onlar da gizlidirler. Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı. Ondan çok zahmet çektim. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor. kedi nihayet bunlardan birini yakalar. Âyette. Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S. onun aksi sıfatı da vardır. «İki horozun yok mu?» «Var. ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler.A. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti. Benim çöme-zimdir. «Etrafında bulunanları kapan. elinden âciz kalıyordum. zıp sıçrıyor. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur. Meğerse sevdalı olmuştur. Fare dağılmanın. Kerim. evet oradadır.» Senden hapşırmak. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. Ben dedim ki: O.» dedi.» buyurulmuştur.» Ona dedim ki. Kendi kendine: «İş gönül işidir.dişi kerim değildir ki! Evet. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum. Lâkin yine Yahudi olarak öldü. Ebubekr Ömer'e sormuştu: . Hazreti Ali daha cenkçi idi. yaraşır. Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim. onu görür görmez boynuna sarılayım. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi. Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. «Ey hoca. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez. «Ey ahmak. eteğimi tutmuyorsun.

» İnanmıyordu.» dedi. Şimdi mecliste değil. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir. O zaman bu hal yok idi. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar.» diyemem. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları.» Nasıl ki. bir hafta hamamda kalmış. «Şeyhten yüz çevirdikten sonra. Ama daha çok onunla konuşurum. Ateş mangalında kebap pişiriyor. Bu saatte de zararlı çıkardık. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. Yüzüstü düştü ki. «Başını yere koymak. . pek levend bir boyu var. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi. Şimdi sen bana söyle bakayım. Ben hiç kimse için. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu. sonra içeri geldi. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim.» dedi. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu. başka bir sefer daha söz. Müminler tek bir vücut gibidir. onu ziyarete koştu. günahkârdır. sevgim vardı. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı. Ama içim çok hararetli idi. Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü.» derler. Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. onlar imanlı kişilerden değildirler. Tekrar inancı bozuldu. Ben diyorum ki. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü. Hakikatte o bir dosttur. selâm verdi almadı. istedi ki geri dönsün. Hazreti Muhammed (S. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim. Zaten bende söz kalmadı. su döktü ve meclisten dışarı çıktı. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum. «Senden adalet yağıyor. bozgunluğu önledim. Ben de. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi. İstiyordum ki. «Doğru söylüyorlar. çabuk kalk! Ben başka birini buldum. Bu sefer feryada başladı. hakkı gözetirim. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. bunu istiyordum zaten. «O fasıktır. «Bidatçıyım. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir.» dedi. Vaiz başladı. benim de maksadım bu idi. Konuşmak düşüncesinde değildir. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi. Aynı zevk ona da erişti. şeyh arkasından seslendi. aşırayım da onları susturayım. bir ayağını o delikanlının kucağına. dilberiydi. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu. benim maksadım bu idi diyebilen kişidir. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş. Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki.» dedi. bir çılgın gibiydi.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun). yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış.) bile. ona çok iltifat gösterdi. (M. vücudunu ayakta tutmak ayıptır. henüz satranç oynamakta. Ancak başlangıçta görüyordum ki. ne de kötülük düşünürüm. perhiz ettim. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin.A. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. kâh ötekinden şeftali topluyor.» buyurdular. beraberce oturdu. «Böylece fesadı. dedim. o buradan gitmeye karar vermiştir. karşısına geldi. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. Bir şeyden anlamaz. Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim. Asıl söz eri. 173) Kişi sevdiği ile beraberdir. Kuru üzüm eteğinde duruyordu. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi.» buyuruyor. Yarlıganmayı da. Onun hali nasıl olacaktır ki. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh. Bunlardan da kâh birinden. Bu zevk sahibi bir adamdır. Sordu. Rubai: O put. meclisimizin süsüydü. Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin. eksikliktir. o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi. Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü.» «Doğru söylüyorsun.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur. Koşarak geldi ve gördü ki.» dediler. bu namazın hakikati. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. Şaşırmış hayran kalmıştı. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun.

gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. Hayır onu gözümle görmeliyim. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum. tekrar içeriye uğrar. Allahya ant içerim ki. Bunu söyleyince gitti. cemaat dağılmıştır. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor. eteğini boynuna atmış. o kimsenin haberi vardır ki. Nasıl ki Şahap Herive. Tekrar bağa dönmek de boşunadır. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. gideyim. söyleniyordu.» Sentakstan. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. Kerim'in. (M. «Hayır. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. Yallah ki. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. . (M. hatta Çelebiden. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki. Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider. hiçe sayıyorsun. söyle ki. anlamak da istemezler. Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. O gülüş Allah bana bir nimet verdi. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin. «Gerektir ki dışarda kalayım.» dedi. «Benim bir arzum var. Eğer ben suçlu isem. Çünkü onu bağda göremiyecek. beşma vurarak. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz. Sana. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. Bana güldü. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. Birkaç kerre gördümki. O orada mıdır? Orada yoksa. farkında olmaz. bana zehir tiryaktır. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. O ihtiyara. Beni cennetin kapısına götürseler. Perhiz yapıyorsun. O zaman zaman bizi gerçekler. önce kapıdan bakarım. nerede diye sorarım. (M. Hazreti Ebubekr. Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. Yersiz. Bunun delili de. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. «Otur!» diye söylediği yere gitti. gideyim. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir. Belki âciz ve zavallı biridir o. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. Davette. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. Böylece birlikte olalım. şimdi artık hiç günahım yok. benim sevgilim senin önündedir.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim.» dedi. Benim cehennemim. gözünde yaş b'rikir. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır. Benim. der. Gizlice kendini dışarı attı. Ben diyorum ki. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir. Bu gün beni bırakmazlar ki. Zaman zaman da. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. Orada Bedr'e gitti dediler. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana. Bugün tekrar tövbe etti. Dedi ki. külah ister. O halde bana da izin ver. kendisi sentaks olmuştur. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. bilgisiz sözler onun sözleri değildir. İçi boş ise. Onu bana ver. sen bilirsin. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım. onu bana bağışla. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım. O kimseler ki içerden değildir. içini o marifetten boşaltmak gerekir. Cehennem benden sorar. asla. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür. Diyorum ki. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun. Ona. selâm verirken bugün bizi sormuyor. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır. Onu görmek imkânı da yoktuf. başka anlamda söyleyeyim.» diyor. Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. falanın yanında yatar. iman getirir. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. benden çekinmekte ve korkmaktadır. şahit olunuz. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur. benim seninle işim yok. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı. Her zaman böyle olur. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. Benim onunla görülecek başka işim yok. Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın. Ben kötü ettim. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim. lütuf da vardır. demektir.» der. Zaten onun Allah olması imkânsızdır. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. kolaylık göstermekte kahır da vardır. yine o kimseler toplansınlar. Eser hemen açıkça görüldü. işleri ondan başkadır.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir. Öyleki. Sen bilirsin. Halk Yahudilere bile. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi.» demişlerdi. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir. Bana. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz.» Bana para verdi. bundan öyle bir kuruntu geldi ki. ben bunu kırayım dedim. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. asla!» diyordum. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe.

bir ara geleyim. o iyi bir kadındır. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü.» dedi.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. Külhancı. cariyeme bunu söyledim. Sen başkalarının imamlarındansın. aramızda yakınlık hasıl olmuştur. «Ben seni istemiyorum. «Gönlüm böyle istedi. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin. Eğer konuşuyorsun dersem. 184) anlamındaki âyet de buna delildir. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil.» dedim. Dışarı çıkmadı. «Bedr'e ne yapar?» dedim.» dedim. Hani nerede araştırın da bakın.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. Bu işten dolayı özür dilemektedir. onun gönlü bende. Benden rica etti. «Teferrüç yani gezinti. Benim nazarım. Ona kendi gözü ile bakmayın. Allahdan üstün kimse var mıdır ki.» diyor. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı. gözü arkada kalmasıdır.» dedi.» «Ona söyle ki. elimi eteğimi bağlayan nokta. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir. Bu. Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için. Kaynanama şöyle dedim. Bir zümre vardır ki. kendi bilgisi perde oldu. Başkaları da senin imamın. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi. bacım kesiyorlardı sanki. Asıl beni üzen. Onun aslı külhancıdır. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor.» «Böyle söyleme. üstünde sövdü saydı. «Ne dedim ki işitsin. «Şu tarafa gidelim. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar.179) O kimse candır. hem can olsun? Bu imkânsızdır. ona öyle bir şey yaptım ki. imamlar uygun görmüyorlar. benim nikâhıma girmiş.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın. «Bu açık sözleri işitir. iki yıl otursun. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara.» (Âli İmran sûresi. hem kalıp olsun. Bunu yapmıyorsam erkekli. O. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar.» cevabını verdi. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın. sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim. «Nasıl olur?» dedi. niçin evet demiyorsun. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır. «Ona on gün mühlet ver. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı. birer birer yoldum. iki ay otursun. Görüyorsun ki. o büyüklenmezdi. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz. karıma böyle dedim. (M. Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme. Bundan keder yoktur. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. Sonra bu.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen. Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki.» dedi. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. Ne dedim ki. Böyle yaparsa. Ben kılıç ile teklifsizim. külhancı ile kavga eder. 178) Karnı yırtılıyor. Bir zamiri. Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir. (M. bir ev tutsun da gitsin. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım. ğim icabıdır. «Şimdi sen ona yapışma. başkaları da ibret alsın. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise. tekrar söyle.» dedi.» dedi. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. Ben zaten itiraz ediyorum. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki. Bu görünürde böyle değildi. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle.» dedi. îşte . ona uygunsuz sözler söyledi. Padişah yolunu çevirdi.» diye soruyorsun. Eğer varsa söyle. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım. evet diyorsun. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. bana ayıp olurdu. yol. Şahit getireyim. kendini asla aziz saymazdı. gizli sözü anladı. Padişahın biri.» dedi. Ona. söylenir durur. Bu itiraz demektir. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur. «Aman işitiyor. O kötü huylu koca. (gizli bir sözü) var. Beni bilirler. «Külhancılara değil. Adamın sakalını tuttum.» Firavun ve Nemrut için. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun.

O güzel sözlerden.Kuran'da buyurulduğu gibi. Bu. Nasıl ki. . Bu sözleşmeyi bozmak olur. birçok gizli noktalar açıklanırdı. karanlıklara ve oburluğa. Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki. Bu bana da yaraşmaz. Bunu. Hallac'ın «Ben Hakkım. Pisliklere. aynı âyetin sonunda. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar. ama bir kapı açılmıştır.» buyuruyor ki. ne de maksat ve manâsım anlarlar. Senin söz üstadın bilmiyorum.» dedi. her hangi biriniz gibi değilim. her hangi biriniz gibi değilim. ayıplamalar başlar. Bu söz her iki anlamın dışında değildir. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir. soru yönünden söylemişti.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı. İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır. böyle söyle.» sözü daha kapalıcadır.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin. uyanık gönüller uykuda da iş görür. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki. ama. Nasıl isterse onu o tarafa çevirir.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın. güçlenir.» buyurdu.. bir de bilgide uzman olanlar. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer.» (Kehf sûresi. Allahnız tek Allah'dır. Bazıları görünüşte onu yok ederler. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler. O beni yedirir içirir. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm. hali olur. Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır. Açık ve kapalı anlatılmıştır. ben miyim? Vardır diyorum. Senin elin ayağın taklit ile uzanır. Allahmın yanında gecelerim. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok. Eğer sorsalardı. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. bu icar sözleşmesini bozsunlar.» yolundaki sözleri. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir. ister olmasın. bana olan saygıyı artırmış olurlar. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. Allah işidir bu. Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. «Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim. şikâyetler. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur.» Bu da evvelki hitapların benzeridir. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. «Kendimi kutlarım.A.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor. «Ben. Hazreti Mustafa'ya (S. ona gülmüştünüz. Onu uygulamak ister. Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır. dil işi değil muamele işidir. Ama önce inkâr ettirir. Bayezid'in. Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). geri al derim. ancak Allah vardır. de ki. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur. Olur bu işler olur. Söz ancak onun sözüdür. 181) ister değişik olsun. bunu artırabilirler de. Senin görüşün onun sıfatları iledir. o halin. Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. Bütün zamanlar. bu da onun aynıdır. Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. o benlik davası kendisinden gitsin. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır. Güneş yerine çıra yakar o zavallı. Yarın vaiz etmek gerekiyor. Herkes. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. gaflet uykusundan uyanırlar. (M. 180) Hazreti Muhammed (S. akılla bayındırlaştırırlar. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın.A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki. Bu zordur. «Onu bir Allah bilir.» sözü pervasızcadır. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. Çare yoktur. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca. Bazı gerçekçi araştırmacılar.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki.

yarın yerleri cehennem olacaktır. Ama gördük kü bu vaiz. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar. 183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım. (M. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın. İçimde bir müjde sevinci vardı. O bir köşeden geldi. «Bana bir iş buyur. Bu. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim. hep biricik oğlunu arasın? (M. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman. büyüklük Mevlânâ'dandır. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. Eğer bırakırlarsa işler iyi olur. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz.» dedi.» dedi. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. Biz. Her gün bir satır okursan böyle olur. «Bir oğlanı seviyor. bu sıkıntı ona bağlı olurdu. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi. bundan önce kılıyordun. «Bu karanlıklar içinde oldu. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da. başka sözlerle meşgul olursun. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor.A. Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır.» Uzaklık. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum. gırtlağın ki. «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor. Halifenin ya-kınlarındanım. Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı.ve öyle adlandırdılar. «Bu böyledir. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu. ev gibi değildir.» dedi. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum. Kitabım boynumda. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler. Allahtan korkmazlar. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur. . ikinci gün bir kaç altın verdi. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı.» dediler. Rum diyarında kadılar kadısıyım. Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki. Sen namaz kılmıyorsun. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın. yeryüzünde değildim. bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik. Lala hikayesini birinci gün yasakladı. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa. Bu Lala işidir.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin. bunun için hikâyelerin en güzeli. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır. insanoğlu değilsen hayır. Diyordum ki: Yol. İyi bil ki. Ey senin o.» (Müminun sûresi. Allahnın. artık bizden vaiz istemiyecek. beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler. «O pislik yuvasıdır. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır.)' yüzüğünü çevirince. açık söylüyorum. O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim. 182) Nerede o biricik evlât ki. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır.» dediler.» derse o başka. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. Hazreti Muhammed (S. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor.» dedi. Güya havalarda uçuyordum. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz.

o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. O kimdir ki. gamdan kurtuldum. öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. Ancak bir toplumda yoktur. serttir. Bende ne zabitlik kaldı. Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı. Bunu öğren ki. erkek ve dişidir. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. bu bana bir başlangıçtır dersin. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. Deniyor ki. bozuk ve çirkin görünür. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak. Nihayet kendinden insaf et bir kere. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. binlerce cilveler. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. kuvvet yardır. Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur. kimse kendisini tanımasın. ne çare ki. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. Ama onda halk için faydalar vardır. bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. O iman karşısına gelince. bu nerede? Bu birinin yaptığı. geride başka insanlar da var. ne Kuran okuma kaygısı. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. hem güzel var. Bunun misali. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. 184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. Akıllı adam onu bilir. Senin güzel bir cariyen olsa. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım. bunlar. Bari onun sözü. Çocuğun biri. onun sağlam zünnarı ile bağladım. gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki. Yoksa kendi nefsinde güzeldir. 185) Küfür bile çirkin değildir. Şiir: Hârâbat ehli oldum. Bende hem şarap var. biri bir şey bulamadığından aç durur. Demir nefsinde demirdir. Belimi. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. sırf sevap kazanması için tutar. Fakat bakıra . (M. örtünsün diye. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler.Herkes mademki onunla kendini süsler. yaramazlıklar yapar ki. Her millette erkek de dişi de vardır. Allah bilir. O nerede. (M. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. kendini öğen ve güzel bulan dadısına. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. O özgür erlere hizmet yolunda. hem ışık. hanımının erkek kardeşi de onu görse. nükteler vardır. öte tarafta yersin. Bizim aşinamız. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. onların hangisi erkek hangisi dişidir. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. hep uğraşırlar ki. ama bir ölçüye göre. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. oturdu. ona.

îsrar edersek evet der. 186) Şiir: Ay yükseldi. nefsiyle bilir. Sonunda anlaşıldı. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar. Öyle ise en azından ona.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. demirden ziyade. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. Dediniz ki.. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür. onu affeder. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. şahide. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime. kimya işinde elverişlidir. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. Ancak onun vezir ve. yine gider. Görüyorum ki. o balık değildir. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim. göklerden dalga dalga nur yağıyor. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. Bunlar bir toplumdur . bunu kabul edenlere de engel oluruz. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır. O yavrunun yüzünden. Artık el açma bize. Gümüşe sıra gelinceye kadar. mücevher. onları ilgilendirir. davaya. Çünkü bakır her şeye elverişlidir. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız. su korkusu ile öldüğünü görürsen. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. bir zümreye yeşil. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki. Halife bir zümreye beyaz. Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler. her kılığa girer. Eğer böyle olmasa. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz.» deriz. çünkü biz gittik elden.» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun. Başka maksatları da olamaz. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse. Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur. Çünkü o suda yaşar. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. Diyelim ki. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir.göre derecesi daha aşağıdır. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki. Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir. sudan çıkmaz. Kuran'da. altın. onun hiç bir bilgisi yok demektir. kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. ne iyi olur. O bununla övünür ve onu bozmaz. onlar benimkilerdir. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen. Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. çok güzeldir ama. onun suda yaşamasıdır. Onun bundan başka işi yoktur. isbata hacet yoktur. Ama balığın suda yaşadığını isbat için. Vezir. Halife kendisi için iyi olanları bilir. hayınlık ederiz. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz.

«O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün. Ben ona.» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim. onun hastası olmuştu. Bununla beraber zordur. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir. Ama burada karar iş arasında veriliyor. beni kurtardı. onun gönlünde parlayan. Ama o bilirkişi dışardan olmalı. manalarla dopdolu idi. Ama bütün içim sözlerle. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım. 188) Ben çocuktum.» dedi. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. Kerim'e söyledim. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki. Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. Sözünden başka hali de değişti. Ama kendimi tutabildim. artık hiç bir şey söyleyemedim. O Hâcegî denilen. Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki.» der. deyimlerle. Yalnızdır. (M. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var..» diyorum. O kimdir diye sorarlarsa. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım. 187) Allah bizim aramızdadır. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır. Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa. diyordum. beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak. bana verdi. Ona bir peri verdim ki. uçtu gitti. ne yapayım. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz.» dedi. biz ne biliyoruz. hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti.» Ben hemen atıldım ve dedim ki. O gece. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca. dediler.» dedi. beni buna zorluyordu. kaseyi doldurup götürebilirsin. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın. ben söyledim. kendine oyun oynuyorsun demektir. Bizim nazenin kullarımızdan biri.» Parmakla dokundum. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. şahitler meclistekiler benden uzakta. Sen büyükler . Şemseddin sizden bahsediyor.ki. Alâeddin'e. onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık. îş arasında el çırpanlara. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. seni isterim dedim. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler. onlara iki akça verip. (M. «Düşmanın oyununa dikkat et. Eğer yal-nızsa. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır. Gerekirdi ki. benim babam ol!» diyordu. ben. bana sordu. O. O bizden atılmıştır. Bu azarlama onlar içindir. hayır ben. Allah'dan Allah'yı istedi. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. Erkeklik odur ki. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki.» O övmeye başladı. onu övünce. «Bana gel.» «öyleyse. Öfkem geçsin diye. bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. Bu saatte ne var ki. ondan bir elma istedim. Başım salladı. Eğer iki dost.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. O başka mesele. ona bir şeyler doğuyordu. nurun etkisiydi. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. o ayırt etsin. Öyle nazeninler ki. sen Bayezid'in mertebesindesin. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. Benden çok incindiler. «Hele bir sor. ne yaptım ki. değildir. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var. bu meseleleri kesip atsın.» der. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin. düşmanın oyununu görebile-sin. Bir daha ağzım açılmadı. kılı kırk yaran. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış. Onların duyduklarını duyanlardanım. Onun çocukları için oldum. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile. kendisi bilir. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki.. çünkü hastaydı. hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı. uzaktan huzurda olursa. gemiye atlayanlara. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. neye karar verirse inayetle baş eğmek. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun. O seni açtıkça açılıyorsun. gerçek görüşlü olduğu için gelmedi. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir. ben de başımla işaret ettim. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur. Ondan sordum. ona bir ziyan erişirse yazık olur. karara saygı göstermek gereklidir. filan kişi filanı istedi. Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî. satranç oynayanlara. bu hal ehlinin kulu kölesiyim. «Susun. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim. falan evde öleceğim. karanlıktadırlar. Artık bir şey söylemez.

Şimdi nerede o dizgin çekme. öteki başıboş ve yularsızdır.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın. insan. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. Eğer doğru söylüyorsan. Derviş de. 189) Bana dedi ki: «O. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. utancı.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz. O.» demişlerdir. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum. Soruda. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir.. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir. der. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar. Onun vakti dardır. Ancak iş iyi gitmedi derler. İçerde dağ gibi. Söz Allahnın sözüdür. dışarıda saman çöpü gibidirler. «Tahammül et!» der. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi. şöyledir böyledir. cevapta terbiyesizce davranırdı. sözünden dönerdi.» Ona inanmıştım. (M. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. Hak âleminden hiç haberi yoktu.» derler. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki. söz söylemez. bana hiç ayakbağı olmasın. Bu çok garip şeydir. Sizden sonra. Derviş ham hayaller peşindedir. Şimdi iyi sohbete dikkat et. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır.» buyuruyor. Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir. baş sallıyorsunuz. «Ne türlü nefesler vuruyor. Bir vakit hizmet etsin. Her gün gerektir ki. gazel okumaz. bu kulundan ne istiyorsun?» diyor. neşelenirler. böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler. Bana. ama benimle birlikte değildir. Su üstünde yaprak gibi yürürler. semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir. Hak benim elimdedir. Allah sevgililerinin sözüdür. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır. nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. Ama bununla değil. Başka biri. bize göre onun âlemi başkadır. onlarda açıkça belirirdi. «Bu nasıl raks?» deseniz. dayanamadım. ama küfrün de rengi ve kokusu. büyük bir bilgindir. şüphelidir de. Mademki yanıyor-sun. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. cevheri kırma .» buyurulmuştur. Bunda da zorluklar çıkarırlar size. Geceleri uyku uyumuyor. bir şey okusun. ne malını satan satış yapacak. hiç bir şey.. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin. îşte bu çirkin bir şeydir. (M. yemek içmek düşüncesi. bu. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki. îster ki siz mescitte olasınız. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. Yani sizin önünüzde olmasın. Allah. «Yârabbî yandım artık. işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler.» Evet. bir satır bile olsa bu lâzım. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte. Nasıl olur da erlere hizmet eder. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür. işitmiştim ki. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. birlikte olalım. Bütün vücudu dil kesilmişti. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır. ürkerler. «Yandım bu ıstıraba.» deyince. işimi öğretiyor. «Ben seni bu iş için tutuyorum. vücutlarında parlar. yüz bin dağ gibi ağır. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. mest olurlar. o başkalarına söz verir. 190) Ama işitirse benden incinir. Onlara bir kâr kokusu gider. Su dağıtılan yerde bana bir. Hak onların yüzlerinde. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. onun görüşünden gizli değildir.

Çünkü onlar. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. şeytan işidir. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler. ağlayıp feryat etmendir. Tam iki yıl yol yürüdüler. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. taşın karşısında zavallı kalır. Pek açık bir gerçektir ki. bütün peygamberlerin mucizeleri. Arabi da. onun maksadı odur. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım.» der. ben de senin kulunum!» deyip. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki. sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar. «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler. Kuran'da. Şah. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler. Bunun sebebi de senin yalvarman. Ama yalnız küp. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. Yani sır (gizlilik). aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. 192) Sonra. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur. Sofracı. Biri hemen.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi. demek gerektir. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. Nasıl ki. Başka bir şey bilmiyoruz. babam da yanımda idi. âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler. Hintliyi. şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak. Dediler ki: «Oraya kadar gittik. sonra herkese karşı. damlatır. 24) deme. coşup köpürmez. önemli bir şey değildi. boğuldu!» derler. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır. Zaman zaman dostları anmak ne gariptir. Sevgili âşı-kma sorar. güle güle. Kırıtırsa. denize girince de beraber girerler. galiba onları aşağı çektiler. cevheri benden sorasın diye kırdım. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. O. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler. Allah ona. başka bir şey yapamaz. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M. Nihayet ırmağın. Türkü. o «Başın için!» diye ant içer. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. olduğu yerde sayar. hiç bir şey demedi. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. Tövbe. senin gibi birini doğurmuş. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. Acele edenler. «Allahm! Sen benim ilâhımsın. Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli. Yani hoş geldin. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir. etrafa yayılır ve bulaşır. (onlara ne olduğunu Allah bilir). hayır. taştan daima sakınır. «Yemin et!» deyince. dalgalanmak ister. Bazılarını. Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. nakısı ve sureti görürler. ama lanet olsun o alçağa ki. «Vay yavrucuklar gitti. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. «Mademki beni astıracaksın. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. Ancak gülerek. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde. Acele. Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle. asılmaya değsin. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım. Senin gamının bulutları gelmedikçe. yalnız kaldığın zaman. Zahirde de bâtında da. Şahın üstüne yemek. «Asın şunu!» diye emreder. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar.hikâyesini andırır. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir.. Öteki de arkadan atladı. Sarayın sofracıbaşısı. «Oyun . başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. yaptığım hata. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir. Hatada. küp. Su kenarına gelenlerden bunları görenler.» Bu: sır içindeki hikmet. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. hep görünüşe bakar.

» dedim. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. «Bu adam ne diyor. Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah. (M. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. mantıkçı mı?» dedi.» dedi. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte. biraz sabırlı ol. Kedi savuşturdu. Eteğinden yakaladı ve sordu. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es. içeriye giremedi. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. hayır hayır! dedim. sessizce orada oturayım. sabaha karşı onu döküntülerini. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun. Her biri. Padişaha haber verdiler. başım sallayarak. yüz yirmi yıldan . «Ona iyisini verin. o da öğretmenlik yapıyordu. öteki boş lâftır. Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. Evet. Bana böyle yerler. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. bir başkası götürdü. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum. böyle bir söz üstadının izini. Özür dileyerek. bize bir cilve gösterdi. Ansızın bir şey işitildi. Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse. hemen aynı günde geri döndü. tozunu bulamazsınız. imana davet ederdi. «Evet» dedi. Bu çok zor bir durum. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. pisliklerini süpüreyim. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu. İşittiler. şöyle yaptın böyle yaptın. Geceleri tahta çıkar otururum. Öğretmenlik yapıyordum. konuşsun. bir de şu duvar var. Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. eteğini öptü. Ben dışarı çıkayım. îzin almasına imkân kalmadı. İşte Alâeddin konuşuyor. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti. Ben bu adamdan ummazdım ki. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. terlemeye başladı. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım. her gün bir kaç semti dolaşırdı. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. çok uzaktır derlerdi. söyleyiniz ki. âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur. Ben bunlardan kaçtım. Bazılarım atlatıyor. seni ve beni bu yüzden korudu. çok hayret ederlerdi.» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. Nuh Peygamber. para ve rahat lâzım değil. Bu sözler hiç kimsede yoktur. Ben konuştum. evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum. Şimdi yapamıyorum. Eğer ben iyi insan isem. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar. Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor. benim makamım burası olur. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde. «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. Kimse bana. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. demez. sen fena yaptın. Celâleddin de konuşacak. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar. Başlarını eğdiler. Ama bu bir kaza idi. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler». Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez.

A. Bin yıl imana davet etti. yediler böylece oruç tutuyorlardı. gül yerine diken ve çalı diker. o adı onun yanına götür. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. Burada. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. yalnız kendini şaşırmış. dedim. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. dediler. Şimdi hiç kimse sanır mı ki. yaralarlardı.) halidir. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. Burada iş aksinedir. bu uyanıklık. Buna güç yetiremezler. her gün bir semti beş kere dolaşırdı. Beni davet ettiler. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. Hazreti Peygamber. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. onu döverler. kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. Müslümanlık doğru sözdür. başkalarının düşünceleri de daha başkadır. Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. benimle iftar ettiler. Bir şey getirin ki. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. demiyorum.» Bunu düşünmeye. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. o yönden bir kuvvet vardır. onların sözlerini kabul ediyorum. Bu kadının tuhaf bir isteği var. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim. . bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. yolunu kaybetmiş değildi. Nasıl ki. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. İşi bozuldu. Ama dıştan kâfir görünür. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der. iki parça ettiler sanırsın. (M. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım. Çeşitli rivayetler vardır. ekmekçi ve kasap değildir. Davet işinde biri vardır ki. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. işkence yapsınlar. ateş şeklinde görünmüştü. Benim yanıma getirirler ki. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. Onlar nerede. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. işte o hal. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı. Akılları başlarındadır. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. ekmek. Nasıl ki Şeyh. Nuh elbette davetten vaz geçmedi. Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi. Onlarda. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. Evet. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz. Onun için bir engel de yoktu. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir. Ama ben açıkça. katlanayım. Binlerce teşekkür ettiler. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. sesini kesmez. Ancak o sövdü saydı. davet doğrudur. kâfir. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin. . ancak Hakkın hazinesidir. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler. ona karşı sert davranmak gerekmez. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. nur uğruna ateşe düşüp yandı. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. ona. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. Ancak her kesin bir huyu vardır. 196) Ona mimber değil. Meğerse onlara kötü ile iyinin. darağacı yakışır. Dışarı atarım. Şiir: Bir kimse ki. Nasıl ki. yiyeyim. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. secdeye kapanmış. cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. 195) Susayım. Onların aradıkları. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. gibi bir çok yorumlar yaptılar. Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. Nasıl ki. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. Bizim gidişimizden öfkelenir. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. elini. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. elsiz ayaksız kalırlardı. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı. Dünyanın yaratılışından maksat.

» «Burası mescittir. onun da gönlünü hoş edeyim. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk. Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi.» «Kalk. bir «Lahavle. «Bize misafir gelir misin?» derdi. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin.» «Çok konuşma kalk!» dediler. kalk» dediler. İçinden bir «Ah!» çekti.» dedi. çocuk içinden tekrar. «Eyvah. «Ama sen nasıl ölüsün ki.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. «Sanıyorum ki. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi. bari tamburumu verin de işime gideyim. süt. geri döndü. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır.. «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun. Sonra. Bana haram olur. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin. çok acıkmıştı. sonra da konuk ister misin diye sor.aralık geri kalmıştı. Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi. Mahmud kendi kendine.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem. (M.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk. peynir ne varsa getireyim. Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç. Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi.» dedi. «Var ama önce bir selâm ver. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı. «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı. Mevlânâ böyledir. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir. her şeyden önce yemek getirsinler diye. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım. «Aleyküm selâm.» dedi. işi daha iyi oldu. Değirmenci. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. Karşılıklı sorular.» der. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de . Büyükler nezaketlidirler. Diyorsun ki. Yine kalkmadı. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de.» dediler. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar. dedi ki. yoğurt vereyim ki. (M. incinmesin. Sonra tekrar geldi. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın. Onu saygı ile karşıladılar. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım. Şah konuşmaya başladı. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü.» «Ama çok iyi öğütürüm.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı. yüzüğü onlara gösterdi.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı. Hepsi yüzüstü kapandılar. konuşuyorsun?» Değirmenci.» dediler. «Kalk çabuk seni Şah istiyor. Çeke çeke götürdüler. kulağına boş sözler söyleyeyim. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular. 198) Şah oradan ayrıldı. Değirmenci giderken pişman oldu.» der. yemeğini nasıl yiyebilirim. «Vallahi bu çocuk doğru söyler. «Gözlerin rahatsız olmuştur. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir. Çocuğa «Selâmün aleyküm. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk.» dedi. Şah bunları yedi. Adamcağız.» «Kalk!» dediler. (M. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin. «Eğer olsaydı biz yerdik.» dedi. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş.» buradan gideyim.» dedi.» diye kaçtı ve kapıyı kapadı.» Bir ırmak kenarına götürdü. bu iş çetindir.» dedi.» diyerek onu inandırmak istedi. boynuna bir ip bağladılar. Mertebesi yükseldi.» cevabını verdi. Senden incindi. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. «Seni Şah istiyor. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi. «Öğütülen un yetim malıdır. eğer vermezlerse ben alır sana veririm. «Ancak kalan yiyecek budur. «Eyvah geldiler. «Bir saat kadar gel de görelim seni.» dedi. Kalkmadı. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani. Sakın gönlün incinmesin. Çocuk ne görsün bütün beyler. yoğurt. ne saçmalar soyuyorsun. vezirler sıralanmış. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur. «Öldüm. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun. «Sizler çok cömert insanlarsınız.» Silâhlı yüz süvari yola çıktı. «Ne yazık ki koyun kesmedim. «Aman.Ey yüce bilgin Mevlânâ. Çocuk. kapıyı kırdılar.» dediler. Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim. «Kalk!» dediler.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi. Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede. yanındakilerine. uzaktan duymazsın belki. «Size un vereyim saç ekmeği. Orada boş sözler var. kalmamış. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum. içeri girerek tekrar. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık. beklemeye takat getiremez. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin.

Çağıranlara yalvarmaya başladı. öp artık kaçıyorum öp.» dedi.» dedi. Şahın huzuruna çıkardılar. Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici. ne dersin?» diye sordu.» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin. Adamı tımarhaneye soktular. Elimi kalbime koydum. yeter!» dediler. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş. bir solukluk canım kalmıştır. yalvardılar. Bu onların körlüğünden ileri geliyor. senden davacı var. Değirmenci. Ancak Sultana. karnım davula döndü. «Uykum kaçsın diye yiyorum. Üç gün geçtikten sonra. geleceğim dedim.. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler.» dedi. Hep yedim. «Onu getirin!» dediler. «Daha ne kadar yiyeceksin. ama onu göremedi.» dedi. üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. dedi. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi. Ona çocuk kaçtı. «Artık benden ne istiyorsunuz. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M. üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın. bir zaman da bu adamın şeytanı. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı. «Ham ham. önce bir adam gösterdim. Kendini deliliğe vurmuştu. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı.» Üç kere dışarı çıktım. cehennem gibi bir işkembesi vardı. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı.» Mademki kulağıma söylüyorsun. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin.» dediler. bırakın ki öleyim!» dedi. Gizlice ötekilerine emir verdi. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti.» dedi. «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem. ama belki daha beter bir belâya uğratacak. bir kat elbise vermelerim. Sonra «Onu geri çağırın. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona. O bununla gelmez dedim. bir melek varmış. kabul ettim. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek. Nihayet.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar. «Hayır.» Kadı. Şahın huzuruna götürdüler. her gün beş kilo ekmek yerdi. «Ah beni kandırdı.» dedim. Yüz Bağdat çarşafı. Uykumu ver ki yemeyeyim. «Kalk çık dışarı. adamı kıskıvrak bağlasınlar. Tekrar hücreye gidiyordum.» «Gel. yüz top istanbul atlası. yahut edebini takınmak.. «Sen öyle bir adamsın ki. O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları. bir kerede ölüp kurtulamayacaksın. Bin dirhem bağışta bulunmalarını. «Ham ham. Derler ki. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın. Beyit: Ben kötülük yaptım. uykumu kaçırmak için.» «Saygılarımı sunarım.» Değirmenci yüzüstü düştü. «Adamcağız. Kadının önüne oturttular.aradı. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim. orada cevabını ver!» dediler. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki. Arkasından koştular.» dedi Şah. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu. «Gel!» diye seslendiler.» dedi.» diye seslendiler. yüz kat başkaca elbise dava . su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında. sen de kötü mükâfat veriyorsun. elimi de bırakıyorum. daha serseri bir suçlu gelir. Adamcağız. «Be adam.

» Çünkü sen benim canımın içindesin. «Allah Kuran'ı ona öğretti. perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende. «O haktır şüphes:'z. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım. Konuk için. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir. mutlu ol oğlum. (M. bir kaç gün dolaştın. O da. «Ham!» der. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü.» dedi. «Ve onların nefislerinde. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de. «Bunu da Müslümanlık say. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. bu benim elimde değildir. Çelebi! Bu isteklerinden. «Suçunu kabul ediyorsun. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir.» Kadı der ki. hoş söylüyorsun. kendinde bir hareket duyarsın. «Bugün ham. «Mümin pis olmaz. Ey Efendi. 201) Suçlu. Bir söz söyledin. bana uymak gerek. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam.» (M. o Buharalının kapısındadır. Ben vaz geçtim. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. «înkâr ediyorum» der. «Hayır. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir. «Zararı yok. (M. ona inkâr etmesini öğretmiştir. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır. Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin. yahut da sana karşı benden. beni eziyor. ona ant içtik dedin.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. Ona candan dua eder ve memnun olur. Evet güzel söylüyorsun. «Afiyet olsun sana. Peygamber. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu. nazım yolu ile.» buyurdu. incinirdi. nihayet tekrar konuştun. evet ver diyorsun. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem. Ulu Allah Kuran'da. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem.ederler.» âyetinden anlaşılıyor ki. beni de mutlu ettin.» diyor. Zaten yolda da bunu böyle istedim. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye. O zaman bir şey söylemedin. O tarafa düşmem yakındır.» der Kadı. yatakta uykusu gelmezdi. Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse. isterim ki. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı. boynumuza sarılıp öpmelerinden. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler. Onda ihtiyar yoktur.» der. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır. Diyorsun ki: «Ben. Sonra baştan savdık. Ye afiyet olsun üç lokma. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. bütün âlemden el çektim. Bunu uygun görmem. Ey tefsirciler. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir. Kadı. «Şüphesiz o Haktır. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım.» dedim. Hırkayı yırtmalı. Ben öyle bir Allahyı arıyorum. Yani şüphesiz Allah Haktır. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur. O ayakkabı seni rahatsız etti. . yoldan bir kızcağız geçer. Seni evde çocuklar arasında bırakayım. Evet çetin iştir bu. onunla daha çok vakit geçer. niçin inkâr edersin. ham. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar. «Ben böyle bir Allah'yı istemem. gönül açıklığıdır.» buyuruyor. ham. Muhammed de Haktır. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. Yoksa Kuran'ın tefsiri değil.» buyuruyor. Aksaray'a varırım. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun. Her bir âyette bir müjde var. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında. Can içinde etki yapıyorsun. onlarla cilveleşir. «Ben. Rahman sûresinde. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler. orada yer tuttun. Şimdi biraz düşünmek zamanıdır. Ya bana senden bir gayret ister.» derim. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki. Evet ver diyorsun. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım.» demek bir yorumdur. O bunu yapmayaydı. «Hayır. Bu bana senden dilenmek demektir. Allah kendi arzusu ile iş yapsın. «Bu hakkın gayretidir. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz. Şüphe yok ki o Haktır.

» dedi. Elif harfinin manası tamam olmaz. onun ayağına düştüler. sonra sözü tükenir.» dedi. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı. doğru yol budur diyorsun.» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. içinden ona. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır. yüce Allah. «Allahya iyilikle ödünç verin.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır. Ama yanılıyordu. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. Çünkü (M. yine o bilir. «Yani. yani ağaç bile. «Akıl . o da iki eliftir. başka konuşanların sözünü de konuşur. Hazreti ibrahim dedi ki:. hem de sen hidayet verebilirsin.» Te geldi. Bir noktam var. «Onu o yoldan çıkaran benim.» dedi. Bir topluluk. Firavun incinmezdi o sözden. yukarı çıktı ve onları ayırdı. «Başımda iki noktam var.Allah için dilediği gibi yapmaz. Bunları dünya ve ahirete atarım. Musa bir kaç adım geri döner. ona engel olacak bir varlık yoktur. saf küfür olur. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez. Aralarında. ömür.» buyuruyor. Adına fereci dediler. Hemen Elifin manasıyım. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez. O dost başka sözleri de bilir. «Beni göremiyeceksin. söyler. benim fere-cim. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. bir . küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. Onu âciz kılacak. 204) onda Kuran'ın manası vardır.yanılmaz. Allah ona. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. Herkes bir tarafa kaçtı. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz. kâfir de küfürden. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu. Saf olur. «Eyvah. Cim daha uzakta idi. hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü. Hak sözde buna imkân yoktur. Bir mezar taşında. iki yönden eliften üstündür. «Yanılmaz.» diyor. Sonra be harfi geldi. elife bağlıdır. Sen bir yol gösteriyorsun. yine de. bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. Günler bizim aramızdadır. (M. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık. Ona. demedim. Adamın biri cübbesini yırttı.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi. hiç bir şey istemez. Her saatte binlerce cihanı mahveder. 205) Benim huyum budur. içinde ne varsa onu sızdırır. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi.» Öyle ise sen failimuhtarsın. Mimber ağaç olduğu halde. konuşmadan geri çevirir. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir. şahadet getirdi. elif harfin'n ayağına düştü. zina. Dilediğini yapandır o. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı. (yani failimuhtar) değildir. Onun en aşağı kullan. (M. abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı. ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. Ulu Allahnın. sözleri arasında çelişki yoktur. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder. O. Fitne hiç yatışmadı. demek istemiş ve onu yürütmüştür. Dal harfine gelince. Mısra: Testi. yolda seni köpek ısırmıştır. Ona başka zaman gel der. ayırmanın iç yüzünü söylüyorum. Cim. işte. Mimberin son basamağında durdu. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye. «İhtiyarsız.» anlamındaki âyet gelince. Ama daha fazlası elinden gelmez. imanla yalan bir arada yürümez. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. Bin kelime mi söyledi. ama o yine mümindir. Mevlânâ bu kadar söz söyler. o. Ona. Ancak mümin yalancı değildir. Sen. Ama ben kabul etmiyorum.» dedi. O imanlıdır. der. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet. «Ey mimber! Sana söylemiyorum. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir. dal harfini düşman bilirler. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum.eder. Ayrılığın. Onun kâfirliği saf olur.

Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir. Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. Onda da hiç boş yer göremedim. Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. bizim işlerimiz var. Şimdi bir yazı yazmak. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter. Ona hizmette bulunuyoruz. Bu. yavaşça. Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. «Lüzum yok. işaretle. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır. A. Eğer bu dağarcık olmasaydı. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S. Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim. Hemen.saattir diye yazılı idi. Yani vaktine bağlı insan demektir. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. vaktin çocuğu derler. Ama tekrar okuyamazsan.» Hayırlı bir işe aracılık etti. Gönül halinden bir nişan arıyordum.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. ibadete gidiyorum. başını çevirdi. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. Nihayet işaret etti ki. gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. her şehirde bir destan var. Hiç düzgün konuşmaktan. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı.» dedi. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim. Sofî için. nazar değmemek içindir. Şiir: Hikmet ehli. te . Ben hep emirle giderim. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum. Bir saat. fesahatten nasibim yoktu. Başkalarını anmak. acele gönül tarafına sefer ettim. buna gerek yoktur. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi. erenlerin sözlerini araştırdım. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır. O işten hiç başımı kaldıramam. Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer. Okursan o zaman düşünürsün. onu tekrar okumak içindir. Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir. Sana anlatayım. 206) Kendisinde güzellik olmayan. Onlardan her vadide. ben bir işe gidiyorum.

her bir parçasında başka bir âlem var. Sana göre her parçasında başka bir yön. Ya benim içimi. Kuran'da. Horasan'dan gelmişti. nihayet sende de var. M. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. vücudu böyle olur. Acaba ne yapacak diye. O uygunsuz adam. Söylediğin (M. O kendi işini yapmalıdır. Pişmiş et gider. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. hayır. belki H. 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun. ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. Tebrizlilere eşek demiş. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. (M. Başka bir tencere lâzım gelir. hiç kimseye değer vermezdi. Meğerse unutsun. Ey efendi! Hayır. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi. Ben öyleyim ya. ve •Allah erlerini içine almaktadır. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum. O varlıkla dopdolu olunca. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. inayetini bir tarafa.» dedi. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır. Onun. bu sözü niçin söyler? Orada. Ancak haberi olanlara haber verir ki. olur. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. Benim için. haberi de yoktur. Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. Bizim için en iyisi budur. bize acımazsan ziyanlı çıkarız. unutsun. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı. velileri. Cevher gibi olmaz. Gam içinde sevinç duyar. sıkıntılı zamanında da hoş olur. ben onların en zavallısı kalırım. Mert odur ki. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum. bugün böyle ağrı çekmezdim. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. Ama özrü kabahatından beterdi. eşekliği yönünden. onlar yokken bir şey yapsın. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz. O muratsızlıkta murat umudu vardır. Biliyordu ki.» deyince bu söz Peygamberleri. O zaman büyük adam olur. Meğer ki. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem.» anlamındaki âyet açıktır. sefa geldin dersin.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz. gelmez ki. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. sözlerimden ürker ve bana dönerek. Bir hikmet içindir. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. «Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik.» diye yalvardı. Yoksa biri demirciye gelip. Ağır davrandı. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi. Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar. Tebriz'de öyle insanlar var ki. ben şeytandan daha iyi bilirdim. insaflılar için özür dilemek gerekiyor. sert başlı adam. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah. Allahyı inkâr etti. Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. azdıracağım. Çünkü kim bilir ki.harfidir yahut te'dir. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun. içinde ne yağ kalır ne de tencere. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir. Sen bilmez misin ki. kâh tutmaz. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. A. Hoş geldin. nasipsiz kalmasın. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki. O Herive ki. Birini çalgıcılığa çağırdılar. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz. Halk o öğütleri kâh tutar. Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. «işte bu Allah eri olgun kişidir. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. . Ona orada Şahap derler. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir. yanmayınca yüz dirhe. şeytanı da bir tarafa koydu. Hoş hutbeler okursun. Ama o neşeli anlarda olur. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım.» dedi. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. zavallılardan oluruz.

Her kim bana bunu söylerse öyle olayım. Çulha hikâyesini atarlar. kımıldanmaz. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. O mantıki da (cihan farzet.» buyurmuştur. nimeti iki cihana da yetişir. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu. (M. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu. Çünkü o ölmemiştir. Dar demenin ne yeri var. onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla. Ben onun mezarına. Oh dedi.) mübarek ruhu aralarında yoktu. O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar. tekrar onu inkâra kalkıştı. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş. «Acaba eksik kaldı. Mimber de o anda yürümeye başlar. Ama o. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır. taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. bundan. Toprak başına olsun öyle insanların. İyi insan odur ki.) Benden niçin yüz çevirdin. Keramet odur ki. ama ne hemşeri. Hazreti Muhammed (S. Mikailin ne yeri var. Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım.) Bunlar ne tatsız sözler.. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken. . 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter. Ama o. yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer. A. Halk zaman kazanmaktadır. ne zevksiz. Sofuya başını kaldır da. Aşağı indirdim benden sakladı. Yani tamamladı. imkânsızlık kavramı kalmaz. Genişlikten ölür. ne mutlu beni göreni görmüş olana. O da artık Müslüman olmuştu. Peygamber. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi. Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî. Adam odur ki. geçip gidenleri birer birer çözdüm. ağzına.şey ki. A. «Evet dardır. «Ne mutlu beni görene.. kapalı sözlerle uğraşır. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar. dışarı atarsın.» anlamındaki âyeti düşün dediler. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği. Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki. beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı. cim be ile. her be cim karşılaşırsa. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın.» dedi. Hoşlandığı şeye erişemez. Kocakarı ne. gelmedi. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur. Tabağı ona gösterince. «Yarabbi. kaygısız yemek yesin. Söz alanı dardır. güzel suretler belirdi.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu. tabağın içine dolmuştu. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim. (M. Çünkü içinden ona engel oluyordu. eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş. çünkü kalkar. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar. îçerden şeyh seslendi: Gel.. Dedi ki: Ey Mustafa! (S. onların tozu nü bulamaz. O. balığı balığa versin. nara gitsin. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım. Burada sözün yeri yok. desin. hali perdeler.. Nihayet kaç kere çerez geldi. Benim hemşerimdir. Nerede 8 Sofi ki. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu. Şeyh bana de di ki: Eğer. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler. Bu yoldan söylüyordu.» dedim.

Onlar. Bir topluluğun. onun burada yerleşmesini sağladık. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk. Bu bir dairedir ki kapısı. Çünkü ötekiler bir saat uçar. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez. bu zayıf kul. Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum. . Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. gönlüme bir tiksinti geldi. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. Duacınız. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın. Bana bir daha geri dönmedi. çok zor ele geçer. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür. Siz de. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim. diri gönüllü bir derviş var ki.ile. lokmayı kulaklarının ardından. ona iltifat gösterir. Her birinin hali. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. sözleri yönünden . Bilmiyorum ki. Eğer kaçacak yerini bulursan. onu beğenir. ama Simurgun nazarının etkisi . yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler." dedi. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. sizce de bilinmektedir.yüksekten seyreder. MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki.. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. sonra alçaklara konarlar. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. Ama. ağzıda budur. Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet . damarları patlayabilir. ŞimurgHuma kuşu. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle. Bir köşede kendi âleminde meşguldü. bir gönül alçaklığı bulur. dediklerini işitmiş. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. Birkaç gün beraber kaldık. (M. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar. hayır dualarıyle meşguldür. hep çöllere düşersin. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada. Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi.. sana garip bir hal geliyordu. onlarla sohbette bulundum. bir de mana’yı gör. taklitçi değildir.yoktur. Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. bir lokma gibi ağzına koyaşın. değişik bir halde idi. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. kendisinde bazı üstün vasıflar. çocukları yerlerinde bırakırdım. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim. Onların himmetsizliklerini. (M. Şimdi bu sene. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem. hernde davranışları yönünden anlarım. Bütün bunları söylüyorum ki. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı. Bunlar arasında aziz. onun hakkında. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. Bari gönül almak. Başkaca bazı hadiseler oldu. İçinden dolaşırsan.212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim. Avcının biri aslan avlardı.görür. hakikatte yalancı ve hasetçi insandır. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. doğan. Şam'a gittiği zaman. şimdi aslana yakın geldiniz. Arakliye karışıklığında. köpeklerde havlardı. soysuzluklarını görür. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı. eğer o bir tarafa giderse ben de giderim. geri dönersin. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun. bütün kuşları. Ben bir çok aziz derviş gördüm. onda bir cevher. Dün Perir geldi.YAZIŞMALAR.

patlayıncaya kadar söyler. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi. Görüyorum kî. ama olgunlaşınca o hal kalmadı. (M. bİzi ne kadar çirkin görürler. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir. Onu söyleyen' dosttur. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler.Kur'an'da buyurulan. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. "Bak ki bu ne işarettir. başlayınca susturmak gerek. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir. oradan sıçradı. Bir cemaate geç geldi. şarabın. Onlar. kurtuldu. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular. kördür. Kabul etmezdi." dedi.Başın kararlı olsun." Dedi ki. dedi. hûcreye atın. bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar. Bizim himmetimiz ya vardır. çok sevimli.her gün.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu. Benim maksadım seni kızdırmaktı. o da geri kaçsın Biz Musa'nın. Bu ilk işin deliliydi. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur. bütün gün. Böyle bir ölüm nasıl olur? . 0 Söz söylemeye. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın. Allah senin işlerini düzeltir. "Şunları bir sınâyalım."dediler. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur. karpuzun değeri." dedi. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. Adam bir dostunu gönderdi. Oradaki bir Allah eri. hemşirelik kalmaz. Kendi kendine. "içmem. "Bunun nişanı şöyle olacaktır. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir. Beden sağlam ise bunlar yararlıdır. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar. ne kadar Halifenin adamı. "Bu adamı götürün. Diyorsun ki. Onda hemşirelik kalmadı."Sizin himmetinizle. 213) Bir vakitler. Onda şan vardır. Şan ondadır. Sen yanlış gıda alıyorsun. yoksa o çok ucuzdur. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa. onun gölgesinde yaşar. Sen benim karım olacaksın. Falan ve senin karının falan arkadaşı. İslamın gözü üzerindedir. çok uzaklara koşuyorsun. "O halde halvet olsun. Sevimlidir. "Yarabbi kendini bana göster. dedi. düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi. Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. Birine şöyle sordu: . değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler. Adam. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız. "Onlar sağırdır. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M. bir sınavdan geçirelim. öldükleri vakit uyanırlar. Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o. Adam saraya gitti. dilsizdir. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. yahut yoktur. ben onunla birlikte yemek yiyeyim. O Seydî şöyle söyledi diye anlatır. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir. Sende de hayırlı niyet varsa. Sevgili . Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar. Yine “Halk uykudadır." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin. hem o taraftan gelmez. O İbrahimin annesi idi.' dedi. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır. sağır. hep ekmek yiyorsun. Allahya yalvarmıştır. bırak Halifeyi. önce balık su tarafına giderdi. o halini değiştirdi.” buyurulmuştur. o bizim adamımızdır. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı. "Sen benim karım olursun. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi. yani doğan demezler. Zaten kaçak onun evindeydi." dedi. dilsiz ve kör olan sensin. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler. ferman böyledir." dedi. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir. o gayıp âleminin uluları. Yoksa söyler de söyler. Eminüddin Mikâil sevimlidir. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor." Lokmayı onun ağzına koydu. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur. bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir. ama korkudan ölürüm'. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. Bağdat'ta ne kadar zembilli. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar." Halife incindi kendini tutamadı." dedi. müminler emîrinin huzurunda. 214) O oturmuş tevhid ediyor. Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun. karşına. O babalık dıştan olunca. tekrar Şahın yanına döner. "Evet. Şüphe yok ki. ona bâz. Bir "ah” çekti. şüphesiz ki ağırdır diyorsun. Hasta ise Bazen zârârlıdır. Ancak öteden beri âdet böyledir. Ondan sonra korku kalmaz. Ben onun yerini biliyorum diyesin. Hem bu taraftan gelir. Allah sözü haktır. Seydî'den.

sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. yemiyorsa da istemiyorum der. rüyasında bulanık bir suya düşmüş. Ağacın dalına binenler. Orada dalıp gitmiş. kâh öteki yoldan akar. Kâh suyun hepsi bu yoldan. Yerler. der. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. dua ederken. kendi yoluna geçer. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular. Ona. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi." (M. söz üstadı olduğunuzu.A. akıldan geçerler. sonra gönül kırıklığına ulaştılar. Ama nasıl bileyim kabul etmem. ama nitelikleri vardır. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar. İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü. Onun niyazı hep naz oldu. dedim. Hamamda daima şeytan vardır. dalı kırar aşağı düşerler. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac. biliyorsun ki. işte bu. Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın. Başka hiç kimse yoktu. Bu yaptığım belki edep dışıdır." buyurdular. sevgiliye de kavuşamazlar. Onun işi nedir. edep dışıdır. yorumlayayım." demiş. ayrı yollara. demekle yetinmedi.) uymak ona derler ki. O bir deri bir kabuktur.Hakkı arar. keyfleri yerindedir. evet. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler. belki sebeplerini aramış olursun. Cefa görmüştür. Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı. tutmamışım. Ayrı. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin. gönlü kırık bir Müslümandı. ama söylemedim. Yeter artık açıkladın. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış. O yüzdendir ki. Zaman olur ki. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben. doğru dürüst kendini kurtaramadı. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K. O Muhammedi idi. "Taziye ile meşguldüm. Hazreti Yusuf da. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını. herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur.Hazreti Muhammed’e (S. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. Amma. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M. Eğer . Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled. Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. kâh o yoldan gelen su. kaynağından kurtulmuş olurlar." buyurdular. "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun. içine dalarlar. sizin insafınızı. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. kıbleye yolculuk yapmaktan. 12/101) diye yalvardı." Bayezid. Sevgili ise hem nazenin' dir. Şimdi Mevlâna'yı gör. ıslanırlar. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır. ben akla uygun söylüyorum. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır. "Aman elimi tut. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber. Mevlâna kıbleye döndü. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. Uyanınca kendi kendine demiş ki. Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile. açıkça gördün. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı. bana. Tekrar ona gittim. Sevgilinin yurdunda. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır. gönül kırıklığı yoluyla. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın. hem nâz'dır. buyurdu. hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz. onda ne sır olduğunu anlamak istedi. bu tarafa akar. bu kıble asla hali değildir. bu sözleri sana açıklayayım. arklara ayrılmıştır. 215) Ta dilimin ucuna geldi. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. ama sevgilinin evine yol bulamazlar. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu." dedi. Rabbim en büyüktür. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. içerler.

işte Ramazan geldi. Sen de Müslüman. bütün akla. üst tarafını siz bilirsiniz. O söz ona zehirdir. Öyle yaptı. ne güzel yaptın diyordun. Ben geldim. o." demedikçe kimse ona iman etmedi. Bana. dediler. Ben de biliyorum. yani yırtılmıştır. Diyelim ki. üstün zekâlı bir insan değildi. başını salladı. âşık mıyım diye soruyorsun.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. sersem insan daha başkadır. bilgin ve yetkili adamdır. Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. ibadet bundan ibarettir. her şey haktır. bize gücenirdin. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. Âdem evlâdıdır. Diyorum ki. hem de mürit idiler. (M. Onun o cevabı. O ise. ihtisap ağası. "Allahtan başka ilâh yoktur. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. uzun boylu ısrar ediyordun. derdi. onun keremi. Biliyordum ki.yüce Peygamberin. 218) Zikir kabul etmez. olmasaydı söz harfsiz. o. gel. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez. bu sersem zahitlerdendir. cömertliği herkese açıktır. Senin hayaline gelen düşünceleri. kalk gel. Padişahın biri. sen." diyerek bunda tartışmaya başladılar. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. o benim sırrımdır. Evet. dedi. başkalarına söz geçirsin. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki. Bu Şemseddin. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. "Alimler. Sonra da. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. sanki kendi değerini buluyorsun. dedim. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. Ona. Onları aldattım. Ben diyorum ki. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. O bir sığıntı idi. arkam sana dönük. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var. acemilerin yüzsuyu olasın. peygamberlerin mirasçısıdır. bir uygunsuzluk oldu. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. fazilette deryadır. "Ben şeytanımı Müslüman ettim. Kimyayı bana gönderin de. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim. (M." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. Kalktı ve gitti. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. sessiz bir şey olurdu. Derviş debir söz söyleyemez. dedi. böyle olur diye anlattı. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. Peygamberlerin. O da hırka sahibiydi. Hayır.Eğer başka bir zaman. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür. O ibadet zevkini gördün. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik. diye bir lahavle çekti. Ben onu öyle okşuyordum ki. arkan da aynıdır. ondan daha büyük. senin önün de. Nasıl olur ki. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir. yani âleme gülünç olmuştur. Ona daha nasıl bakayım. İşaret etti. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. Başını kaldırdı. neye güler? Hazreti Peygamber. mazur gör. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez. onun yola gelmesi ondandır. daha yüksek birini bulasın. Bu her ikisi. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele. Bir aralık dediler ki. hesap ettik ki. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. Bu iki temele dayanır. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. Mevlâna geliyor dedi. Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. O. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani. Nereye? dedi. hayale gelen şeylerden daha yücedir. O halde. herkes de bilir ki. ama o kimse ki cihan kendisine güler. Ama adam dosdoğru konuşan. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. Ama eğer halk. Mevlâna ilimde. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. Adamın sözüne güleceğim geldi. diye öğerdi. Şehir ağası. ben de. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin. o. bana işaret ettiler. 217) Halktan bazıları. Allahü Ekber! diyesin. Şimdi ulu Allah. dedi. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır. Ramazan ayma rastlamıştı. kabul etti. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. ey Melâna. On iki ayda bir geliyor. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. başkalarına nasıl güler. dedi. Bana. Önce. Ona zikri öğretti. Ancak oğulları hem evlât. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir. düzgün konuşması. Bu da bilinen bir şeydir. halk yoktur. dedi. .

boynun kopsun. demediği için hoşuma gitmedi. dendi. ama asıl sebep başka idi. Bu halde. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. şehvetle dolu insanlara. dilin kesilsin.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. Kur'an'da. hakikat de mecazın köprüsüdür. Çünkü dünya bir köprüdür. diye özür dilemeye başladı. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır. (M. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. çalgılar çalınsın da. Gülümsüyordu."anlamına gelen bir müjde vardır. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. Sen.Üçüncü kez okudu. dedi. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. Hemen oradan kaçarlardı. Ansızın gördüm ki. çalgıcılara. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. Biz eğer bu halin dışında. derhal azarladı. ne kulaklar işitmiş. ne gözler görmüş. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. korkusuz yatardık. Orada herşey göz kesilmiştir. inşallah Allah dilerse. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım. Hele şu. fesahatte. Allah rahmet etsin. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. mademki söylemedi. Hava ve heveslerle. Bey şöyle bir başımı çevirdim. Şeyh. Gönlüm onu bırakmaya. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi. Onu öyle elimin altına alayım. ne de dökebiliyordu. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. Onu bayındırlaştırmaya. sarığım yere düşmüş.Ibni Sina'dan faydalanmıştı. namaz yerine sıçrattı. Onlar gerçekte böyle yaparlar. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi. . bütün lâfı Enel Hak.başka hiç bir şey göremiyordum. o kendi sarığını tuttu. Bizim aramızda ayrılık olamaz. 220) Dostluk onun dostluğu idi. dur. Gerçi o sana sebebini söylemez. Kutsal hadiste. öyle aciz bir hale getireyim ki. yere düştü ve başı yarıldı. Ta ki. geçip gitmeye razı olmuyordu. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. bunu ne ile ispat edersin. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. bilirlerdi. "Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. (M. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. aramızdan bir şey eksilecek. Gördüm ki. Bir perdenin delilidir bu. yok olacaktı. parmakla gösterilir. bu ip ile asılır. sana. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. böylece hep benim elimde olsun. Oradaki Hak. O. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit. söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. şüphe yok ki rezil olur. orada yer yoktur. Mutriplere. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse.Muhammed Gazalî. Cihanda yaygın bir mısradır bu. sinirlerimi. Bütün felekler onun gönlünün altında döner. hakikat'in köprüsü. Oysa. Tövbe et. Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. O. ama düşüncelerine aykırı davran. eğer gelmeseydim. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz. Şüphesiz ki o zavallı. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. yabancılık girecekti araya. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir. davulculara seslendi. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. çok üstün yaratılışlı. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. yani ben Hakkım'dır. O. derviş sözünü aklında tut. Kur'an'da. Ansızın bir gürültü duyuldu. Mecaz. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. işte şimdi beni öldür. Bu gece. dedi. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. ayrı ayrı yatsaydık. onu bir an durdurdu. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. nasıl gidebilir? dedi. Gazalî karşısına gelsin. Evet. Ama. İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. geceleri. 219) Onu tekrar okuyor. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. bu huydan vazgeç dedim. sırdan pek az bahsedilmiştir. şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu. Şiir: O kimse ki. ne de insanın kalbine doğmuştur. Ne içebiliyor. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider. pislik yuvası gibi dolu olur.

tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. yolda para buldular. Nasıl ki. Ekmek lâzım. buyurdu. Helvayı. rahatsın. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. sonra zaten pek az. sırlar var. bu cevher herkeste yoktur. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki. başaramadı diyelim. Çünkü vakit. Benim işim böyledir. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim. Israfçılar. Ancak. yarın yeriz. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. onunla helva yaptılar. savruklar. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur. bütün bir topluma erişmez. şimdi erkendir. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım. Bana. Bunlardan konuşmak hoş değilse de. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. benim yolumda yürürler. eve nasıl döner. ama hepsi birden kımıldanınca. benim yiyeceğimi de. o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. dedi. Yahudi. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. değerli ömürlerini. onunki yine ağır basardı. hizmette duraklama olur. Buna. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. bağımsızsın. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum. Yine Peygamber. Büyük efendi. bedenin kirini evden hamama götüreyim. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. Hazreti Peygamber. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. Ama Müslüman gece yarısı kalktı. Kur an'da ne güzel incelikler. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur. Ama. herkes inancından başını sallasın. ama öteki niçin helâl olmasın. şüphe yok ki. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da. bir dönüşün eseridir. Ayakları uyuşmuştur. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı. Sen daveti. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar.dedi. Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş. O zaman. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir." Yani biri burada bir hizmet yaptı. yahut zehir cinsindendir. köle olursun! Evet. O. Uyku ne gezer onda. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi. ona kul. Ama bu. bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. iş Allah bilir. ne hamamcı razı olur. giyeceğimi de sağlamaktadır. başka bir hal. sade meyhaneye gidenler. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. sen de zavallı yoksun. Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar. evet yalan söyler. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. tam vakittir. daha üstün bir hal idi.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş. Hıristiyan sabah üzeri kalktı. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. çağrıyı herkese karşı yaparsın. istiyorum ki. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı. Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın. helâl olsun! Allah bilir." Nihayet o ne idi ki. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir. Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese. Bir kaç ahmak haram mal topladılar. Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken.A. (M. ondan bir pay alırlar. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. ben de kalktım helvayı temizledim.(M. Ne mutludur o kimselere ki. elbise lâzım. demekle tamam olur. dediler. ondan aydınlanırlar. Allah onu doğruya çıkarır. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. gamsız ve hür yaşıyorsun.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. ne de hamamcıyı yaratan. orada nice paralar sarf edenler değildir. Biri dedi ki: Onu bana ver ki. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. . âşık ve yoksun zavallı. Çünkü kirler yumuşar. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı.

dışarı götürün bunları dedi. Benden ne ücret istiyorsun. Ama ilk konakta hepsini yemişler. 225) O yüksekten beni gördü. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. kaplumbağa. Gündüz uyumadım onunla. Hırkasını sırtına almış. Senin elinden inliyorum. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider. bu mânada anlarlar. hep onu gördüm. sevgili ile geceleri halvet olayım.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi. dedi. beyan etti. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki. derdi. O can dostudur. sarığını külahını giymişti. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler. Ama faydasız uyku gelince. hayal bozguna uğrar. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler. Evet. bildirdi. kertenkele. onlarla öylesine meşgul olmuş ki. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti. (M. oradaki pis döküntüleri yerdi. o zaman da ben oraya giderdim. domuz. eğer buraya gelmese. dedi. yok bulamazsam elimdesin. O çağlar geri kaldı. tilki. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. Öğle sıralarında da gelmişti. köpek. Gönlümde bir şey burkuldu. O eksik idi. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. kirpi. Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. Gördüm. dedi. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. Senden bahsediyorum. Müminler. hemen çarh vurdu. şaka ve edepsizlikler eder. 223) Tebliğ etti. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. yüzümü doğruca binaya çevirdim. Ne yazık ki. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. Aynı sofî şakalarına başlardık. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. benim o kervansarayda bir odam var. Ben bir vakit istedim ki. dedi. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. fare. Şimdi de artık mal yiyordu.sen git kendi makamına çekil. bu kimden bahsediyor dedim. sana elli dinar ikram edeyim. Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin. Dağıtın. o sırada aşağı gitti. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti. hiç bir şey geri bırakmamışlardı. anlaşıldı! Ama geçen geçti. inledi. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. Öyle bir delikanlı erkek idi ki. mümkün olmadı." buyurdu. karnını doyurdu. Benimle pazara gider. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk. Titredim. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. bu böyledir. bu saatten Çabana kadar burada kal. Ah ve feryat etti. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu . koyun kebabını beklemedi. Üstü kapalı söyleyeyim ki. Seyyid Hattat'ın dediği gibi."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir.. nasıl olur? Nur üstüne nur olur. yengeç. Beni çağırdılar ki evimi göreyim. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış. hoş bir şey. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. Her taraf bom boş. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. âşık olacağım. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. çok bile. senin için. kurt. Ah. evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir. Ben damda idim sağıma soluma baktım. dedi. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı. Tebrizli Zahid'e göre. Vuslat geceleri olsun. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. O teraziyi. çok da yiyecek götürmüşlerdi. Elbise karşılığı için ne derler? (M. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim. Sebebi anlaşılamadı. Ama ümmetimin fukarası demediler. Gündüz akşama kadar uyursun ki. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum. raksetmeye başladı. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. Ne söyleyeyim sana! Sen. dedim.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. Ben zahidim dedim. Gezip dolaşma belli olmasın diye. Hoş geldin sefa geldin. Benim hemşehrim oluyorsun. geri dönmesi mümkün değil. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. Oturdum. Ama hep onu değil. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. bir ah çekti gitti. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim. (M. Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. Ona. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı. demeden öylesine kupkuru davranıyordu. Ondan sonra dedi ki. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. fil. Hallacı Mansur gibi olmayayım.

benim ondan ayrı kalmam çok çetin. En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. Ceylânlar. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. Maksadı bir söz söyletmekti. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M. odur. 226) Allah nuru ona çakmıştı. Yüce Allah. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki. dedi. göklerin yaratıcısıdır. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum. çocukluk etme. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. dostun var mı? Evet. Izzeddin. kaçtı. demiş. o süt de içer. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. dedi. tekrar ona verdi. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. Bana sövüp sayıyor. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. yahut da hal ehli değildir. Nizamî. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. ayağı bağlı idi. deyince. "kendini bana göster" dedi. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. Şeyh gülüyordu. Özgürlük çok hoş. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. Ne gariptir ki.yaşamaya razı idi. Ona. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. açık cefalarda bulunuyor. Ama kanatlar açık ve boş olursa. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. Kürsü'yi. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. karnını doyurur. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm. taklitçi değildi. bizi kabul etmedi. dedim. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. böyle ağlıyorum. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. Nurları. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. ne de düz yazı bilir. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki. Orada bulunan birkaç Arap da. bu yolda senin yoldaşın. Yürekler paralar. geri dönmek de artık mümkün değil. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. onu benim karşıma getirdi. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. Aman bu adamı yakalayın. Nihayet ben de onun için istiyorum. Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. dervişlik vardır. ciğerler söker. benden bir şeyler geçti. niçin bir şey söylemiyorsun. Kendini ona verdi. Belki bir çiftçi. falan gün de ben böyle . Şamda bir adam vardı. dedi. Ancak biraz üzüntüsü var. bir nazenine naz ediyorsun. yoktur. her neyim varsa ona vermek istiyorum. dedi. Kutup geldi başını önüne eğdi. o kadar duman yuttu. Kılı kırk yarıyordum. Arş'ı. Onların halinden anlatmaya başladım. Ama bunları hep Hakim Senayı. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. bir söz söyle bir şey emret. yoksulluk. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. Bir yerde ki. Kutup. burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. Peyniri Pars denilen canavar da yer. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. senin makamın nerededir? diyordu. Hakanî ve Attar mı söyler? (M.Ama sen diyordun ki. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum. Sen başka bir yerde nazeninsin. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. Sürmari'nin oğluna karısı. O hiç aldırmadı. Herkesin bir azığı vardır. Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. Ne olur açık söyleyemiyorum. Cennetleri yaratmıştır.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı. keyfine bak. var. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. Evet. dedi. diyordum. ululuk bulasın. Ne nazım'dan anlar. eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin. Falan gün başını örttü. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. o bütün mavi boyaları herkese verdi. Görmüyor musun ki o oturmuştur. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. yahut bir köylüdür o. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. adam. ahmaklık etme.

Kendine geldiği zaman. (M. yerden maksat da onun vücududur. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. 20/3) buyurulmuştur. Hazreti Muhammed'in kalbidir. bakalım ne olacak? vah. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir." buyurulmuştur. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor. "Siz sanır mısınız ki. kulağını yahut başını okşayayım. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. Öküzü gördü. Dedi ki. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam. Bir kimseden incinirsem onu yakala." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler. onun dimağı. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır. bir dönüş içindir. dedi. Kuran'da. sen gitti. diyelim ki ağzın şeker doludur. sizi boş yere yarattım. Başka bir âyette. Büyük Izzeddin. o da aracı dostun ayağına kapandı. dedim. Allahındır. övmeye değer. Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. Ebubekir'in dostu. başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. İsterim ki. Allah Kur'an'da. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür. peki sirkenin senin ağzında ne işi var. Beni mi daha çok seviyorsun. "Rahman Arşın üstündedir. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin. Gittim elimi karnına koydum. içi doludur. hem onun hem de bunun dostu idi. Hazretle kaç defa konuştuk. bu ne gebeliktir. namaz kılsın. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak." (K. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki. Hep onun hikâyesi. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir. bana başka biri geldi. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. Ne var ki. o zehirdir. Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. düşmanı da severim. bana hiç ziyanı dokunmadı." (K. . Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır. Burada göklerden maksat. yani kâinatın elçisi. bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur. Ben biliyorum ki. O Arş denilen makam. ama gerektir ki o da zahiri korusun. Bunları çağıralım. onu yakala diyorum. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. 229) Ama Hak. Tattım. Gördüm ki gebedir. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır. "İncinme. yoksul olarak öldür. onun halinin ifadesidir o sözler. 2/206) buyurulmuştur." (K. Büyük Hamid. ama herkes kendi halini anlar. 23/117) buyurmuştur. Kalbim ağrıyor. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan. el kaldırmak yakışmaz. beni yoksul olarak dirilt. ben Kerimiddin'i severim. 228) Ağzın sirke ile doluysa. "Yerde ve göklerde ne varsa. Nasıl ki. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. Dedi ki: Hazreti Peygamber. ama onu dinlemek istemem. Ben de onu istiyorum. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. Ama Muhammed'i. Aşk her ne kadar fazla olursa olsun. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. haberim var. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. Derviş kadınlarına bir şey söylemek.söyledim. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. ama Şehzadeyi göremedi. dervişin biri. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş. Allanın huzurunda duygulansın. Derman derdin olduğu yere gider. Beni ululayın. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. dostumsun demek. âşıka daha hoş görünür. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. Arşa hâkimdir. utancın ne yeri var? Adamın biri. Her kim. dnu götüreyim. dedi. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. Köpek de yavrular doğurur. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. (M. Yoruma dikkat et ki. Bana açıkla diyordu.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

Deve uysallığı. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. benim tersim de sensin. Sudan geçmek kolaydır. Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. Allah daima gayretli davranır. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. Söz sözü açar. benim nazarım ona. Çünkü ben Allahyım. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur.değerse Müslüman olur. ömür vefa etmiyor. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. yahut keski hiç yemeseydim. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer. Sen kimsin? diyordum ona. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. ancak teslim etmek gerek 'o kadar. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. (M. Eğer söyleseydim ödün patlardı. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek. Fare. işlerimizde daima iyi. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına. hiç aldırmadı. bunun sözünü etmeye değmez. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. nihayet dizkapağında. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır. güzel tedbirler alalım. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen. 10) buyurulmuştur. gel gel dedi. Üstat ve kâmil bir insan idi. Ne yazık ki. deveyi su kenarına kadar yürüttü. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. su çok büyük ve derin. Bunun sırrı başkadır. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim. Beni Allaha ısmarla. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir. Hakîm Senayî'nin hem müridi. başka kim olacak? Düğünler. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. "Uykunuzu size rahat sebebi. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. dedi. dedi.dedi. Uykunuzu rahat.Farenin biri devenin yularına yapıştı. Burada işi düzeltmek gerektir. hiç bir ses çıkarmadı.hem de şeyhi oldu. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz. Hem de söylemek gerektir ki. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. kendi yerini de gördün. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. Gözünün birini bir balığa. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek. Sen akıllı kişileri dinle. ben doğru konuşuyorum. önce kumaşı ölç. Fare. sensin dedi. Geldim eteğine yapıştım. 239) Bu şükran secdesidir. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz. . Nasıl ki. sen bilirsin. geceyi size örtü kıldık. Ayağını suya basan deve. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. hiç kimse konuşamaz. Bu da nefsin düğünüdür. Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. gemiciden sordum. Kur'an'da. başka bir parıltı daha belirdi. ölüm bin kat daha hoştur. evlenmeler bir türlü değildir. sonra kes. Şimdi sen de tövbe et ki. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık. sinirini koparır. Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. cennette kendine açık bir makam hazırladın. Biri sordu: iblis kimdir? öteki. Diyemez ki. ama dizden dize fark var. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. heybetle bir baktım. gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. Önünde bir pul değerinde helva var. dedi. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. demeyesin. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. Bir dindarın önündeki bir akçe. dedim." (K." buyurulmuştur. iyi bir iş yaptın. derler. ötekini başka bir balığa dikmiş. o zaman geçti. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. kenara çekildik. O çabuk yürüyüşlü. Bizim canlı Allahmız var. onu çekmeye başladı. 78/9. (M. alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü. yürü bakalım! Fare. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır. Benim ipim uzun.

ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. değirmene doğru giden birine rastladı. Kuran'da. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım. falanın başına ant içeceksiniz. dedim. o da bana vahiy gelir. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse. kendi kendine. Parmağımı öyle bir sıktı ki. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim. çağlayandan. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır. Yedi Tacik üstümüze saldırdı. Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. Meğerki ben istemiş olayım. o geç kalır. Hey anneciğim. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. (M. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. Yarabbi onu tut. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim. bu. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. ne de cin eli değmiştir. Siz şu katırı kulunuza veriniz. şüphesiz ben de sizin gibi insanım. Sen bana bakma. konuşamadı. onlar da pek çok eşya götürdüler. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. Şarapçının biri şarap satıyordu. Anne mızrağımı ve kılıcımı getir. dışarı çık. Yani ben açık bir iş yaparım. Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın. . O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı." (K. Hazreti Peygamber. öteki yankesici. Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı. Bunu o söyledi. Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. bu ayağı da değil. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez. soğuk kaçtı. ama hiç kimse bilmez. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler. sensin. biz çok sopa yedik. hey anneciğim! Silâhımı getir. yağmur gönderdi ki. Sustu. mahallenin başında havlayan o köpeğe. Efendimiz dediler. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber. Ama çok soğuk ve yersiz olur. Bu hırkamın kolunu öptü. 241) "Söyle ki. diye soracak dedi. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. Onlar geç kalmışlardı. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu. bunu değil. Şu şartla ki. Sonra tekrar dili açıldı. Ona göre kıyas et. onun heybetinden eve kaçtım. ama o yine de Yahudi'dir. Onların aralarında yaptığım o işten. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. onlara ne insan eli." (K. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu. Mevlâna'yı değil. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. dedi. Benden bir söz işitti. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar. Kadının biri bu sevdada idi. yürüdü. 55/56) buyurulmuştur. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi. benzerler ve eşler niçin olsun. falanı değil. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki. ben sizden herhangi biriniz gibi değilim. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. dedi. birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. Köpek havladı. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden. yine de Yahudi. onu onu! dedim. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. Peygambere. dedim." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. dedi. hav hav senin annen babandır de. Selâm vermeyi bile unuttu. diye düşündü. Sağırın biri değirmenden geliyordu. görüyorsunuz ki. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. (M. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. hav hav. Niçin sıkıldın. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum.

kara sevda sana geldi diyorlar. Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. bu ne düş. Tekrar evine gitti. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. dedi. elime geçeni burada sarfedeyim. gümüşler getirmişti. O misal yönündendir. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. ünü halifeye kadar ulaşmıştı. Hayır. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler. dediler. Yavrum. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar. çok ilgi gösterdi. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. Hal hatır sorduktan sonra. Maksat. Allahya ant içerim ki bu hayal değil. henüz şüphesi geçmemişti ki. dedi. En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. bundan bir uğursuzluk sezdi. ne tuzaklar kurdu. diye emredersen. her şey yerli yerinde. Gerçekten böyle oldu. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. pişman oldum. Sonra tekrar etrafına bakındı. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. Bana falan şehre git. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum. ama bir türlü elde edemedi. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. Bağdat müderrislerindendi. (M. 242) Saidi Müseyyeb. bütün yollardan ve gidişlerden. Kadına yaraşan en iyi iş. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. kızı gece evine getirdiler. istersem giderim. bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. Halife. Onun ne yeri var. Bayağı divane oldu. ne hayal. istemezsem gitmem. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. Eğer başkaları işitecek olsa. incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. O kendi başını. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı. insaflı olanlar insaf ederler. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi.) yolu gibi aydınlık yoktur. mânada söz kalmadı. medrese.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım. aman Yarabbi! dediler. Allahnın kutsal sözündeki mânadır. Yoksa ben seni sevenlerdenim. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı. Bu oğlan başımızı yiyecek. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu.S. kara sevda ve delilik hiç değil. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana. bu nasıl olur? Kız. Komşu kadınlar. bu sözleri onun deliliğine yorar. Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. Annesi bu haberden çok ürktü. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. Annesine altınlar. Said'in bir de çömezi vardı. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. 243) Anne hâlâ şüpheli idi. Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. Güzellikte. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. . zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. güzel kızımı sana ereceğim. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. Bir daha böyle şeyler söylemesin. ne de sayıklamadır. dedi. Çünkü sözde mâna. olanı biteni annesine hikâye etti. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti.

Ebubekir onu bilmez. Çünkü biz dünya adamıyız. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim. biz de sizin. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. Ben sana bin dinar vereyim. ne onlar bizimdir. ondan daha yok mu? getir. Onun da sakalı var. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. Ben ahvali biliyorum. Evet onlar azap çekerler. Evvelce sende ondan var idi getir. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil.. dünyaya yaramazlar. Benim gönlüm her şeyi istemez. Ondan. Bu iftiradır. Biri gerektir ki beni güldürsün. Senin. hayır. Kur'an'da. diye yalvarır. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. Bunu anladım. başına şarap dökerler. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez. bunu anlattı. dedi. Biri ağlar. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K. der. büyük aşk derdine düşmüşlerdir. ona biri. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. dedi. senin yanında onlar gerektir. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir. der. Benden bunu öğren ki. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. İşte böyle şimdi ne yapalım. O ben bir şey değilim dedi. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. O öyle arıktır ki.) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. Hem kendin. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. ama sen önüne perde çekiyorsun. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. Yarabbi işimi kolaylaştır. Böylece onların adları anılır. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır). Bu da ne oluyor derler. Evet. yemeğin karşısında sabredesin. dedi. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M. kendi nefsine perde oluyorsun. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? . Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. ey Allahm gönlümün dilediğini ver. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. Ah ve figan çocukların işidir. ne de biz onlardanız. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var. bunun başka mânası vardır. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. ilâhi söyler. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. Derviş. Meğer. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir.onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. başına su dökerler. ben bir şey değilim der. dedi. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın. dedi. Öteki bir hava tutturur. başka hayallerle karıştırıyorsun. raks eder. urbası da var. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını. benim de. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın. o belki. onun hiç bir şeyi yok. Hoca keramet göstermişti. dedi. bir sofra getiriyorlar. "Gördün mü. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. ondan getir. Keşke onun göğsünde tüy olaydım. biz de öyleyiz. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti.sözü öğünme yönünden değildir. o perde içinde dünyadan göçtü gitti. Gördüm ki. kerem sahibi olur. der. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. ama belki o bizden daha üstündür. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki. biri de olmalı ki beni güldürsün. Ben neredeyim? Benden haberi yok. ama yine hoşlanıyorum. var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum. onlara yaraşır. alnında bir işaret görüyordu. dedi. Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. Onun altını da var. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. Soğuk ve donuk şeyler. yahut beni unutan zata uğrayalım. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler. Derviş evine gitti. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım. Fakat bu başkalarının işi değildir.A. Biri okunu uzağa atar. müsaade et de biraz gönlümü avutayım. Dünya ahiretin köprüsüdür. 245) "Sultan. ama o da buradan değil. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. onun ise dünyada gözü yoktur. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. perhiz edesin ilk işin budur.

Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. O çocuk yolda kalır. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. doğrudur. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Keşke surette uyuyaydık. Bunlar akıllı. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. Kıyamet peşin kopmuştur. Sonra bir çölün ucuna varılır. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. 156) buyurulmuştur." (K. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. Falan. çulhadır o. evet fena değildir. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. işte bir iş çıktı. diyordu. çabucak yemek geldi. Feryada gücüm yetmiyor. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. dört yüz oda yaraşırdı. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. mey içerler mest olurlar. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. "Sizi korkudan. Önceden söylemek gerektir ki. (M. bak ki. yahut dinler de söylemez. o yüceliği. Halbuki. Evet. Onlar. Ona söylerim ama tekrar unutur. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. Çocuklar. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. halinden hoşnut musun diye. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. (M. doğrudur. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Dil yarası acıklıdır.)yüce katına getirdiler. Çölleri aşmak başkadır. Hazreti Peygamberin. Çünkü bu ses neyden çıkar.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Halbuki ona iki yüz değil. Hiç şüphe yok ki. Bir işimiz yoktur diyoruz. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit. ikinci hafta. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. çekilen emek nispetinde elde edilir. bir zerre kaybolmaz. onu düşünmek bile gerekmez. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. aşağı inmek değildir. Hazır buldukları ile . ayık sarhoşlardır. Eğer işitirse. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. ama içinden elini ağzına kapa. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. adamcağız. çığırtkanlar bağırırlar. Haccın zevkine ermek de başkadır. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. açlıktan veya can ve maldan. herkes kendi başının çaresine baksın. A. Akıl sahibine bir işaret yeter. Bunu sonradan söylemek yalandır. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. Bu da bir imtihandır. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Hiç bir iş yapamıyorum. der. Kudret. Binlerce insanı oradan geri çevirirler." (Bakara sûresi. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. bu namaz kılmaz. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar. dediler. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. dedi. Allah bilgini. madem ki biliyorsun. temel onlardır. Allah her kemali anlar. kuvvetli dayanağın var. 248) Perdenin arkasına git. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. çocuk babasını göremez. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. Ayaklarının altında öl. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. Deveden düşersin. hemen bir hüner gösterdi. dedi. Ondan bir feryat kopar. Gittiği yerde ne bir. ne tuhaf oyuncaktır. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. Gel demesine imkân kalmaz. Olmaya ki. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Münadiler. Müjdele. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. çünkü ateşten kaçmaz. Aşktan yüz mü çevireyim. Yani dileği uğrunda uyumazlar. Doğrudur. Bu sana uyku getirir. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. işittiğini ya söyler de dinlemez. Size tekrar söylüyorum. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Güneş böylece her tarafa bakar. bunlara sabredenleri müjdele. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. Ebu Said bir topluluğa rastladı.

deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. ikinci hafta. halinden hoşnut musun diye. "Sizi korkudan. dört yüz oda yaraşırdı. Olmaya ki. Bunlar akıllı. ancak.ihtiyaçlarını giderirler. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. ne tuhaf oyuncaktır. bunlara sabredenleri müjdele. Eğer işitirse. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Sonra bir çölün ucuna varılır. çabucak yemek geldi. adamcağız. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. başım havadadır. 156) buyurulmuştur. Tekke. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. Halbuki ona iki yüz değil. Katır. ben yüce himmetliyim. ama içinden elini ağzına kapa. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Allah bilgini. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Bu sana uyku getirir. Ayaklarının altında öl. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. işte bir iş çıktı." (Bakara sûresi. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Bir işimiz yoktur diyoruz. ben ise çok kere kervanın başındayım. evet fena değildir. Anlarım. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. onu düşünmek bile gerekmez. Hiç bir iş yapamıyorum. dedi. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. Haccın zevkine ermek de başkadır. Yüksek bir başım. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. çocuk babasını göremez. Müjdele. . Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Ebu Said bir topluluğa rastladı. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. diyordu. bu namaz kılmaz. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. hemen bir hüner gösterdi. Aşktan yüz mü çevireyim. açlıktan veya can ve maldan. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Bu da bir imtihandır. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. neresi düzlük. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. Onlar. Önceden söylemek gerektir ki. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. yahut dinler de söylemez. Allah her kemali anlar. Hiç şüphe yok ki. Çölleri aşmak başkadır. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki. herkes kendi başının çaresine baksın. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. bak ki. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Deveden düşersin. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. O çocuk yolda kalır. (M. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. ancak. Çünkü bu ses neyden çıkar. Feryada gücüm yetmiyor. 248) Perdenin arkasına git. aşağı inmek değildir. dedi. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu. doğrudur. ayık sarhoşlardır. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. Evet. işittiğini ya söyler de dinlemez. Dil yarası acıklıdır. temel onlardır. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Katır. Doğrudur. A. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. neresi yarı düzlük. dediler. mey içerler mest olurlar. Akıl sahibine bir işaret yeter. çığırtkanlar bağırırlar. isa'ya inanan Hıristiyanlar. kuvvetli dayanağın var. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. Gittiği yerde ne bir. aydın bir gözüm vardır. Münadiler. Bunu sonradan söylemek yalandır. (M. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler. neresi bozuk yoldur. Gel demesine imkân kalmaz. böyle bir topluluk için açılmalıdır. doğrudur. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. Ona söylerim ama tekrar unutur. Tekke.)yüce katına getirdiler. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Kıyamet peşin kopmuştur. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. der. Kudret. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. Falan.

o medresede o ciheti öğrendiler. Hak âlemi hoş bir âlemdir. Bazıları vallahi. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. Allahdan söz açarlar. yani gıybet. bir şey okuyayım ki. Bir zümre de Allah taklitçisidir. cevherimin ne olduğunu. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. Her lâhza. yani Allahya. işin içyüzüne bakarım. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. Gıybet ise büyük günahlardandır. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. yaşa! Ömrün uzun olsun. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. sultan şöyle yaptı. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. Bu toplulukta hep bundan bahsederler. gelmedin? dedim. Müjde dediler. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. gel git. bir tayfa da Mustafa (S. Zikreden bir kimse. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım. Bunlar taklitçilerdir. sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki. Bir topluluk da hem onu taklit etmez. Marifet öğrenelim.' Dört büyük günah. kendime geldim. ah git der. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. hem de ondan söz nakletmezler. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. eğer o sırada yanımda olaydın. iki kısımdır. Falan yeri tutalım. 110) buyuruyor. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. ürkeklik gösteriyor. Öyle bir yumruk vur ki. Bir zümre vardır ki. gideyim danışayım. Allah rüyada görünebilir derler. hazır ise vahşet. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav. O der ki: Allah arş üzerindedir. iki halin dışında değildir.) taklitçisidir. beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. (M. Zavallı kapıcı. şu duvara vursan delerdi. Her nerede ki. benim de tanıdıklarım. Yeniden canlandım. Onun arı ve yüce benliği. B. Evet. zulümdür. Zavallı ben. Meğer ki sultan ona yardım etsin. falan medreseye yerleşelim dediler. ancak kendiliklerinden konuşurlar. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. yani Allahya işaret eden zamir. dedi. Bu bir nevi küstahlık olur. ayrıca. şimdi geri geliyor. denilebilir. billahi. neredeydin ki. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. Arap dilindeki mânalar. bir zümre safa taklitçisi. Biri doğrudan doğruya ona. dedim. öteki de onun hakikatine işarettir. Pabuçsuz dışarı fırladım. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. böyle konuşmayı ayıp sayarlar. Gaibi anmak. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler. Şah mı geliyor? dedim. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki. tallahi derler. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum. semiz bir delikanlı da olsaydı. Ya hazırdır. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. derler. Yemin. bu varlığa doğru her an ayrılık var.A.Bir kaç kişi vardır ki. Çünkü o taraftan. Artık biz de şaşırdık. T harfleri. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor. ondan uzaklaşmak. Derler ki: O. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. Armut boğazda düğümlenir. Onun yanında çok zikretmek. Divane oldum.. Beni kurtarırlar mı. Şah gitti. ya gaiptir. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim. Kur'an' da. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır. işin içyüzü böyledir. çabuk meşhur olalım derler. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz. gönül taklitçisidir. Diyelim ki. önüne koştum. niçin geldiğimi nereye gideceğimi. dediler. . Eğer git derlerse. diyorlar. Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir. Evet dediler. "Ey Resulüm söyle ki. Bilgiyi. ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler. istiyorum ki. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim. bühtan. kan dökme. Bir çoğu da onun ne rüyada. halbuki karpuzun tadı hoştur. Dışarı çıktım. diye sesleniyorlar. Bari sen gel. hazır olanı anmak da ürkmektir. Arap kılığına bürünmüştür. O taraf aynı renkte. kardeşlerim var. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin. Allah karpuz gönderdi. hoşa gitmez. 250) Bir zaman din bilgini idim. aynı şekildedir. karşıma geçer." (Kehf Sûresi. (M. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor. Bu der ki: o mekândan münezzehtir.

ama dadi. Kör Bedreddin'in damadı. o coşkun dost beni yakaladı. Bunların gerçek raksa başladığı saatte. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. isa'ya göstererek seninle öğünür. . Karınca. Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. Su diz kapaklarını geçmiyor. "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. Henüz hamdır diye bir ses geldi. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek. o da sevinçle raksa başlar. Tertip ehli erenler. bakınız. Musa'ya. Erginlik yaşına varmamıştım. dedi. Hazreti Resul. Şimdi hale ve işe bak ki. o geniş yenleri ile. bu sana müyesser olmuyor. Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. Ancak yakınlık yönünden olsun. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim. eğer Muhammed batıda olsa. Hak Peygamber seninle iftihar eder. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur." (Kutsal hadis) buyurmuştur. Ola ki o seni görür. Her tarafı dolaş. ayıptır söylemesi. Bu mim ise mânanın perdesidir. Gerektir ki o selâm versin. Kayıplara karışır. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. Canlı varlıklar. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. Onu kendi köşesine salıver ki. puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. kendi kendine yansın dedi. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. der. ucu bucağı yok. kolayca geçilir. benim başımdan aşar. onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz. görünüz der. gerçek budur! Nasıl ki Allah. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. bari çileyi boz da dışarı çık. Bu şiirin kelimeleri. bunlar hep insanlarda vardır. elini tutar. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. Allahnın sözünü. felek boşluğunun güzelliği. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır. sen ona ümmet oldun. O nasıl ayrandır ki. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. Bir su kenarına geldiler. Henüz çocukluk çağında idim. gel gel. Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. Ona ümmet olunca. Yahut bal içindeyiz. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. bu adam benim ümmetimdir. Deve ayağını suya soktu. 252) Beni dolaştırıyordu. (M. Onu. hem de secde etsin. gönülalçaklığı göstersin. o. senden hiç yüz çevirmesin. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. bütün varlıklara değer. cansız şeyler. sonra görünmez olur. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. Yüce âlem sensin.Mısra: Kâbeden. yarım selâm bile vermez. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. Bugün. onun dilini. çevreleyen bir kâse de yok. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler.

o zaman zorlanma zamanı değildir. dedi. "Ferahlandılar. Bu gerçeklenmemiş. kendi nefsini unutmaktır. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. farkı yoktur. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. Bu birliği. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur." (K. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz. fakat bizi unuttular. O sağlam imanım başka bir şey olur. . ama evin içinde yol çıkmaz. Gerçeklense de gerçeklenmese de. 91) Kur'an'daki. Allah sevgisi gecikmez. evet. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur. Bize vaat ettiler. 194) buyurmuştur. (M. işte benim üstadım budur. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe. Derviş şaşırarak. dedi. Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. nimet sayarlar ve yeri öperler. 60/1) buyurdu. bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. İç ve dış duyguları da bunun için verildi. dedi. Ona da akıl perdedir. son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim. Musa Aleyhisselâm. dervişe. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. kulluk ondadır. O uzaklaşmaya yol açar. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. sana konuk geleceğim. önünden sonundan haberi olmaz. burada güvenlik kazanılmaz. nereden geldiğini. sen kimin elinde görüyorsun. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. güvenlik yolu buradan çıkmaz. İki defa doğmamış olan mahlûk. Musa. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. Melek. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki. başkalarına öğüt vermek. Ruhuna binlerce rahmet olsun. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik. Şimdi o ölünün vasıflarını say ki. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran. Zamane onu da götürür. ben sana iki kat kulluk edeyim. sofiler temiz yürekli idi. Bir sema âleminde idi. Çünkü bu duygular. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın." ve sonra (kulunun dilinden). Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. kulluktan sorular sordum." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir. şaşırırlar. ona göre ağlayayım. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. sözdür. Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü. (Enam Sûresi. Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. melekût üzerine çıkamaz. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. Nasıl ki Allah. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin.Sonra eline bir ekmek parçası verdi. Etrafında toplanırlar. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma. çabuk su getir. bir dervişin eline iki testi verdi. ama başka bir işte de kullanırlar. 254) Kuran'da. Sıkıntıdan kurtulurlar. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'". sevinirler. Derviş. En iyi öğütçüler. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki. Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. cevap vermedi. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. "Benim katımda söz değiştirilemez. dedi. gönül perdedir. evin yolunu çıkarır. ağırdır. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. Talip için dedi ki. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. ve nereye gideceğini bilsin. Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir. nefsime taatten. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz.

255) Istırap. asılmış üzüm hevenkleri. Ancak bu. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. Bu bahiste benimle kavga etmişti. Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. ne oluyor? dedim. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. Peygamber idi. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da. yani onun muhatabı oldular. dediğinden bahsediyorsun. Hakkın sözünü dinle. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. Kudret Allahnın elindedir. (M. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş. Ben konuşayım. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir. Bu tatlı baldır. O kadıncık. gel bir kenara çekelim. Bakayım topal mıyım. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır." (K. O. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım. benlik ona perde olurdu. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım. mühlet vermiyor ki. tutarsam dışarı atarım dedi. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. Bu güzel cevaptır. Halbuki bir şehir alt üst olurken. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. âfetlerden kurtulsun. Artık dışarı çıktın. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar. diyeyim. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. Bir kimseyi. 257) Oraları görmedim. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın. hangi marifetten bahsediyorlar. münkir olmaz. Şimdi gerektir ki. ben ondan batkın bir haldeyim. genişlik bulur" buyurmuştur. diyor. Mademki böyle oluyor. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. Gönül için. Kâbedir. şimdi nebilerinkine başlayalım. Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. yenini namazdan indirir. Yenine vursam. 1) buyuruldu. Sana bir hikâye anlatayım. Çünkü bunların arasına düşmüştür. Kâfir olan Yahudiler de. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. Diyelim ki. "Genişleten kimse. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki. Orada . Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular. söz söyleyelim. Ne kör ve sağır ediyorsun. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'. (M. Lehaverli Şeyh Şeref. Gerektir ki. Lut Peygamberin o ahlâksız. bütün yeryüzünü titretirdi. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa. A. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır. yahut Yahudi olurlar. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi. ister cuma günü. öküzün bacağından olsaydı. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker. o kahpe. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. Ona uymayan bir insan. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. öteki selâmette kalır. Kâfir olan Nasranî. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. ister başka biri olsun. cinsî sapık değildi. Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. onlar nasiplerini alırlar. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. "Yer sarsıldığı zaman. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin.Yer sarsıntısı. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. bir kaç kişi de vahyin indiği yer. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. yüzünü gördükçe iğreniyorum. ama öteki cihet ne oluyor. Bir öğüt yetişmez. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var. önce korku gelir. cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. Ben göremiyorum ne yapayım. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken. Yani. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. Tebriz'e de gideceğim. Bu Zehra ile o. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. dedim. 256) Tavîl. demiş. (M. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. kolaylıkla saçasın diye. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım. Her ikisi de olabilir. bir şeftali vermedin! Ben. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. Hazreti Muhammed. sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar. Bir saat oturdum. Vav." (Zilzal Sûresi. ama gelmedi. bunu inkâr etmişti. ama bizimkini geri bırakırlar. Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. 3/197) buyurulmuştur. her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. Senin işini düzeltirler. teklif de fazlalaşır. O ister adam oğlu olsun. Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir.

ertesi günü daima hamama gider. dün gece o kadar yedim ki. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir. bu olmasa postumuzu yüzer. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi. Ben senin duacınım. Daima ayağım ağrıyor. (M. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. dedim. Şimdi sen. bir çok eşekler geldi geçti. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. Eğer bu satranç oyunu. sonra Şam'a gideceğim. Evet. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. Bu acizi de birlikte götür. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. dedim. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. para toplamak sevdasında değilsin. O. yıkanır. Nihayet denk geliyorsun. Onun elde edilmesi kolay değildir. Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. sevgimi açıklayamam. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı. diye düşünürüm. ancak bir saygı gösterme vardır ki. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. Duydum ki. bana da ver diyor. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar. Eşek misin sen? Evet. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . onu oyalarsa yetişir. Sakalını öptüm. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. dedi. denk geliyorum. bir yıllık günahını giderir. dedim. Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. bir kısmını da oturarak kıldım. Ondan sonra Bağdat'a. 258) Üzülme. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. Ben gidersem de razı olmuyorsun. teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. tam denk geliyorsun. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. Ben eşit. Görüyorsun ki. Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi. ben idim. Öküzlerini al diyeyim. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor. ama beni de çamura atıyorsun. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. dedim. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin.falan minberde vaaz ediyordum. seni sevmişim. Adliye Emirine bir öpücük vereyim. Ancak diyorsun ki. kendi yaslı yuvamıza gidelim.

Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır." Sahabe. biraz önce filânla birlikte idim. Tarîrı. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı). Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir. Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. karşılığını peşin alırlar. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. Hayırseverliğin iki mislini yapar. Hak yüce Allah asla "Enel Hak". Kavga koparmak için yalan söylüyor. o kardeşler bizler miyiz? dediler. Zeyneddin benim müridim idi. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar. daldan dala sıçramam. çok üzüntülü idi. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. (M. senden yana utanarak diyordu ki. aralarını bulmak ister. ister idrar ile. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. bunların yardımı ile. Çünkü her müridin bir muradı. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. kayıd içinde kayd. ister hendek suyu ile söndür. buyurdular. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler. Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. Murad ise benim. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. konuşmadan yüz çevirmem. sonra tekrar uykuya vardılar. Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim. Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar. ondan halvette bazı şeyler sordu. O kimse ki hem bu adama gelir. bana. Allah. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. O sözler uyanıklığın yankısı idi. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum. dileği vardır. Bizim her neyimiz varsa hep onundur. 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. Bu her iki söz de bir anlamdadır. şimdi onun yanından geliyorum. Neticede hakikat böyledir. beni kutlayın! da demez. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. hem öteki hasma gider. Nasılki Mevlâna. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir. Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar. yeteneklerinin eksikliğindendi.kimseyi yakmasın. — Yoksa nebiler mi? — Hayır. ister yalanla. O. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin. Sözden. şerh içinde şerh yazmışlardır. divane oldu. ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. Ey Allah elçisi. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler. . orada halk yurt tutamaz. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular.diyeyim.(M. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar. pişman oldum. Bu. ateşi söndürünceye kadar çabalar ki. ben öbür tarafa geçeyim." buyurdular. Zeyneddini Tusî on. Bu millet ise aksini yapıyor. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. hiç kendime sahip değildim. bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar. dedi. — Hayır. ister tertemiz su ile. Yaptıklarımın farkında değilim. 260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır.Ancak onların bilgileri onların olsun. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. yani ben Hakkım demez. her zaman beni kutlayın. Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. korku içinde kalırlar. Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır. yani Peygamberimizin yoldaşları.

benim için ha o cihan. dedim. ayışığı kapılarına vurur. yani ne açık var idi. "Her günahın bağışlanır. ulu Allah. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun). Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider. Alçak. Ey Allah Resulü! dedi. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir. o lokma benim boğazımdan geçmez. bilgisizlikten ileri gelir. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır. sonra B'ye gelirsem iş uzar." buyurmuştur. tembihtir. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? ." Çünkü o denizin dibinde.) şöyle buyurdular: Ben. Allahdan belirdi. Ne zahir. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz. "Orada giyimleri ipektir. rengi değişti. bunu ancak Allah için yapmaktır. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur. ne batın. Haram yemek ki. her şeyi parçalar. Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş. Bir ilâhi hadiste. Derken tartışma uzadı. sözü. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz. Sonra Hazreti Peygambere (S. Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. Ben de buna karşılık verdim. Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. ha bu cihan. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. Önce Elif nedir? Onu söyle. Evvel." (Hac Sûresi. Bu ince deri sanki ipek oldu. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle. dedim. istemiyorum ki incinsinler. Söz üstüne söz söyleme davet'tir. Hazreti Peygamber (S. ön ve son.A. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz. onunla tartışmaya koyuldum. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı. öteki âleme çağırmadır. 23) buyurulmuştur. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir. Allah bana böyle bir yoldaş verdi. (M.A. Onun yemeğini yesem. yüksek diye bir fark yoktur. Dedi ki: Bir âlem vardır. Kur' an'da. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki.) şikâyet etti. Allahsız ne evvel var idi.A. ne de gizli. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık. can ve gönülden kulluk ederse. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır. Benim bu gönlümü sana versinler. 2/286) buyurulmuştur. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. bu azim ile meşgul olursan azim gider.Geçen gün hayalini karşıma getirdim. sanki bir mancınık taşı gelir. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. gözü. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır. ne de son. âhir.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. Uzun olmuşuz ne çıkar.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz. oraya koşun. balığın karnında mirac'ta idi. Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım. bu isteğin yerine geldi. maddenin sıfatıdır. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız." (K. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin. Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar. Hazreti Muhammed (S. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki. Nitekim Kur'an'da. haramdır. Siz ise. Yedikleri de haram. Ben de burada ipek giyinmişim.

ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz. küçükten kimse bulunmasın. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. 28) emrini işitti. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. dedi. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. onları eve çağırdı. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. Vezirin biri bunların halini haber aldı. Hiç kimse kapıyı çalmasm. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. git dedi. ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. dedi. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. Ya Bedahşan'da yakut. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. evi boşalt. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. Beni tanıyorsan. Artık müsaadenizi diliyorum. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. hem orada. Kendin de evden1 çık. (M.Kur'an'da. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın. Bir yerde ki rahat vardır. . Aşağı indi. Kâseleri doldurdu. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum. öğüt nerede. ya bir çıplağa örtü. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. 5) buyuruldu. Aylar gerektir ki. Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. söz nerede kalır? (M. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. dedi. içmeye ihtiyaçları vardı. size nimetimi tamamladım. büyükten. yahut Yemen'de akik olsun. yedi sofî arkadaş vardı. hemen kapıyı açtı. Bunların yemeğe. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. Allah rahmetine kavuştu. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen. Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki." (Maide Sûresi. Her şey aslına döner kaidesine göre. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım. Allah vardır. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. ikincisini alıyorlardı. O zaten doğruluk makamında idi. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. ekmekleri sof raya yerleştirdi. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. Kâseler boşalınca. Bunlar yedi kişidir. ya bir şehide kefen olsun. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz. Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de. Bir saat daha geçmişti. Eğer bunu anlamış olsaydı. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır. Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. Bu can. kendini anma demektir. varlığını anmadır. yerlerine oturttu. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. O perde sayesinde onu burada gördüler. hayır. Vezir öyle yaptı.

Eğer biraz ağır davranır. ne dışında. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. Eline al ve dikkatle bak denildi. "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. halk bunların hepsini eşit görür. bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi. (M. Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi. aynı cevabı verir. çamurla tıkanmış. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar. Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse. öteki sünnet düğünüdür der.Nasıl ki sofî. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. Biri bu gelen askerdir der. diye. yüz kişi güneş altında durmuş. Meselâ iki kişiye sorarsınız. aynayı bir kere eğri tuttun mu. Başka biri de. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. 49) buyurulmuştur. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi. ne atı yem yerken. (Hepsi onu aynı durumda görür). gülelim." (Mâide Sûresi. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. Yarabbi! dedi. o iki akıllının cevapları değişebilir. Bayezid kabristandaydı. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. Yoksa sen eldesin. Hazreti Peygamberde. orada dolaşmak isterdi. orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. Evet bir kul vardır ki. kuvvettendir desen de öteki der ki. Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. der. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir. 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. ikide iki kaç defa vardır." buyurmuştur. Her ikisi de bir kere der. şunu da söylerler ki. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. geceleri de gökyüzünü seyret. Neticede. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki. dolaşıyordu. Bir başkası. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. yanıltıcı bir sorudur. paranı. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. Bundan dolayıdır ki. Diyelim ki. Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. Her ne kadar. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler. bunu niçin gizleyeyim. (M. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. Nasıl ki. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. sen benden. Bazı kulaklara baktı. "Yolunu. ne de terslerken. Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. bir davul çalıyor ve raks ediyor. gidişini gizli tut" derler. Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur. Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir. o hal. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti. Çünkü bu daha zor. işte ben bu saatte bir şey yedim ki. Kuran'da. Biri birini yanıltmaktadır. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz. Bugün o şey ki. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki. Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. Gönlüne bir ilham geldi. Nasıl ki. ben de senden kurtulmuş olurduk. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. Allanın lâtif kulları vardır. Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. ne ahırın içinde. Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder.

Sütü kurumamıştır. yüzüm ak alnım açıktır. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar. Tecrübe için onu eve kapatırlardı. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. Günahsız. 79) buyurulmuştur. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. Saygı göstererek uzaklaştı. der. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar. Olaki bir gönül ehli. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı. "Hasta oldum beni görmeye gelmedin. o asla aziz olmayacaktır. Yani ruh gıdası ye! demektir. 'Koyun. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter. ama değilim. Onun takati buna yeter. Şüphesiz iyiyim. Ancak bazıları . Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. yumruklarını kaldırarak. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. "Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır. kendine tapmaktan kurtulsun. Halbuki. derler. (M. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. Nasıl ki. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. Çünkü onu arkada bırakmıştır. "Allahtan başka Allah yoktur. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir. Onlarla birlikte vere oturur. Bir günahkâr için. Nasıl ki. gaipten haber verirdi. Kur'an'da." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır. hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir. O böyledir. bir kişinin ölümünü ister. ben nerede. Isa Peygamber." buyurulmuştur. Bu ruhun gıdasıdır." (Kasas Sûresi. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. sözlerini dinlerdi. salih bir kişiyi dışarı atarlar. Bir gün babam benden yüz çevirmişti. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. (M. Asıl odur. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. Sevinçten kurtulur. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum. Anne. İnsanoğlu. çünkü o vaktini bilir. Ama sonra dışarda bulurlardı. insan oğlunun bildiği şey. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. Tıpkı Isa Peygamber gibi. şüphesiz kusursuzum. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin. yedikleri mutlak helâldir. yoksa zülüf nerede. Bizim kuyudan çıkardığımız. içimden doğmadı. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır. fakat onun huyunu da kapar. çok zorluğa da katlanmadım. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. Yani el emeği ve alın teridir. Her yere dağılır. Gamın başka bir dalı daha yoktur. Göz ve kulak açılsın. Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. sütüm kurudu. Allah Erenleri ile birleşsin. ruhunun ölmesini ister. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. Asla zar oynamadım. Bu varlık ki. sütü annesinin göğsünden emer. yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi. Annesinin memesine sarıldı. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi. ama başkaca konuşmadı. der. bir kulağından girmiş. öbür kulağından çıkmış olanlardır. Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz." sözüdür. Allah yolunda çözülsün. halk ile konuşuyordu. Bir divane vardır ki. yüzü kara olmasın. gama taparlar. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir.

Hayır Allahdır. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım. Arif kimdir. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider. sevilen de bu tarafa gidiyor. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. öteki mânası. Orada inci vardı. O nasıl sevgilidir ki. Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. yani. ben de şimdi niyetimi düzelttim." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. ama mütabaatı göremedi. kendi kendine söyleniyor. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al. kim gelecek diye bekledi. Mehtabın aşağı indiğini gördü. Biri açıktır. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi. (M. dünyaya ayak basınca Arş. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. Hayır Allahnın kuludur. Musa Mülekat'a gitti. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir.) mütabaatı tanıdı. iyi kişi vardır. ama bilgisizdir. Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki. Bu kadar savaşlarla uğraştı. Bir mescidin kenarında oturdu. yani parçalar ile değildir. mütabaat sözünü söylüyorum. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak. Bilmiyor. Nasıl ki. 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. Musa. Elbisesini sırtından çıkardı. Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar. . (M." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum. Musa Peygamber. hayvanî örtü. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat. Hayvanî ruh. yahut yiyenin yolu aydındır. kendisinde garip bir hal belirdi. kutsal örtü. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür. hatırı nerelere dağılıyor. sonra yol" derler. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. Çünkü o denizin dibini biliyordu. arif onun önünde düşkündü"?. böyıece önü örtü içinde. Falan şeyh çilede idi. Muhammed (S. seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan.A. inci tüccarı. ama o bunu göremiyor. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. demektir. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. git su getir. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir. (M. ama bilemedi. ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. ne çıkar? Vakit müsait değil. Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. toplu varlıklar da âlem değildir. Şaşırıyor. "önce yoldaş. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir. ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu. parçalar âlem olmadığı gibi. Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir. Adem oğlu. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun. hem değildir. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki. deveyi dizinden bağla. yoksa elimdesin. dostların önüne tutmuşsun. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. "Allahya ödünç verin.Kürsi. tüm yerinde kalmaz. Allahya ant içerim ki. Nihayet mütabaat odur ki. dedi. kendi kendine böyle bir niyette bulundu. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. Bir kapı açıldı. iyi bir adam tevekkül ettim der. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. yemesi kolaydır. O şeyh gelerek bir köşede oturdu. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. tekrar önüne düşmüştür. Cüziyat. yedi kat gökler.

şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur. O hale böylece katlanıyordu. Sorunu daha edepli sor ki. gel. âlem külliyat iledir. "Hiç şüphesiz semaları. nur üstüne nurdur. Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. Hazreti Peygamber bunlardan sordular. Çünkü onlar yine de görürler. Abdest sensin. isterse bir hiddet zamanında. Tatarlık sendedir. Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur. dedi. nur üstüne nurdur. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. bu tavsiyeyi muhafaza et. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. bunu arıyorlar. iki saat bekle ki. Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler. Bir kimse sana bir söz naklederse. Bugün. O inkâr ediyordu. Allah. Bir gönül sahibi sebebini sordu. Evet. sana gereken cevabı vereyim dedim. Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi. keşke söylemeseydim." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. cüziyat ile değildir diyorduk. yoksa kâfir. buyurdun. O kendini bildiği için her şeyi de bilir. O zaman sonunda. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. Onlar kâfir oldular. der. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. cevabını verdim. Sözün ve sesin sonu. denedin. Abdestler su ile tazelendi. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. Şiir:(M. Ama yine onun parçası idiler. Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun." yahut. belleri kırılmaz. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. Yüzüme atıldı. Yüzünü ona çevirdi. ayrı ve bağımsız olurlardı. Müslüman derim sana. ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir. dediler. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse. şerefli yarattık. Eğer parçası olmasaydılar. "Kavmini hidayete eriştir. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. insanoğlu da kendi nefsine. (M. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim. mustarip olduğumu anla. Dün birisi geldi. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi. Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır. Bütün nebilerin. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler. Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. Senden işittik ki. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. Çünkü onlar bilmezler. Bütün âlem bir kişinin elindedir. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. insan onunla alçalır. 273) . dedi. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. nefsin sakinleşsin. Bil ki. nefsim sakinleşsin deyince. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. herkes beni iyi adlarla anıyordu. kâsedir demiştim. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir. abdest üstüne abdest. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. ben. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki.

bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. Ay kimdir ki. O da dışarı fırladı. evet derdim. (M. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. diye sızlanıyorsun. Mısra: Uzun külahım var. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. başını yüzünü yumrukluyor. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. bağırmaya başlarlar. ben de gözümle görünce. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. Böylece on tanesini vurdu. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular. önce Hamza fırladı. Galip gelenin tarafında değildir. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. Dünya müminin zindanıdır derler. bir yerden başka bir yere göçmüştür. Karada bir acayip şef er oldu. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. Halbuki sen feryat ediyorsun. geri kaç dedi. Görünmeyen lütuf odur ki. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. Aman köylüye de ikram edin. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım. ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. "Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. pislikler dışarı çıksın diye. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. Allah istemedi. Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. Hamza bağırdı. Altın madenine benzer. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. hayır nereden nereye. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. Ey görünmeyen lütuflar sahibi. Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir. Bu senin işin değil. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz. Eğer o başka sebepten kaçtı ise. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. dedim. yahut savaş ediyorlar. ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. karıncalara bir ok attı. Herbiri. ona da attı. çünkü ona bir şey vermedin. günah işlerken verilir. diye buyurulmuştur. Sonra başka bir aslan geldi. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. Halk madenler gibidir. Allah korusun. bir çıbanı deşiyorlar. Yahut da. içindeki cerahatlar. ama oku bir işe yaramadı. . geceleri uzun konuşuyorum. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı. bu kuş kendini kurtarsın. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. ama sen engel oldun dedim. bir kaç fil kadar korkunç idi. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. Zindana Tatarlar delik açtılar. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı.

Bir zaman olur ki. dedi. O kendi halini bilseydi. akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. Kur'an tefsiri okuyorsun. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. sonra yine bir an olur ki. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. Allah kokusunu aldı. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. Anladım ki ancak ben sana âşığım. Şimdi açıkça söyle. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın. Bir vakit olur ki. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi. Allahya perde olur. Şiir: Nerde o yeminler. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir. kendisi için ağlardı. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. Onun sözlerinin tatlılığından. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur. Bir çok ağlayışlar vardır ki.Bir zümre vardır ki. ama o. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. onların yanında bütün sövmeler. kendisine ağlamıyor. Biz de ona ağlıyorduk. Yani bu güne ne oldu ki. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. Sen büyük adamsın. ağlamak ona hoş gelir. Senden davacı olcağım. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. gönlünü o koku ile doldurdu. hakaretler pek kolaydır. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. Söz tekrar geri sıçrar. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. . Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. ağlayarak yardım diler. bana zulmettin! Olaki. kuvvetli küfürler. Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. kulu Allahdan uzaklaştırır. gülmekten de. hesap dışı kaldı? derler. ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. aslanlar ava çıkar. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. muhabbet ve sevgi yönündendir. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum.

puta karşı ey put! diye çağırdı. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi. Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez. henüz küçüktü. Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir. Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir. Öyle köleleri vardı ki. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı. Hakkı. sana çok^sevimli görünür. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. Zengin. Nihayet bu kör insan. Sükûtlarının sebebini anladı. (M. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür. bazan da ondan bıkar. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez. annesi ağlayıp sızlıyor. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). O hale erginlik derler. hayır der. kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. 72) buyurulmuştur. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu. huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu. ağzı burnu. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır. ama değişme sendedir." (Isra sûresi. 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi.)'dan bir haber bile veremedim. onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu. O derece ki. Kuran'da. yine zevksizdirler. söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. Hazreti Muhammed'in (S. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür. Yüzü gözü birbirine karışmış.Hakta değişme yoktur. özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın. Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Kalp huzuru olmadan namaz olmaz. Şüphesiz ki o ibadet. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der. onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. birbirlerine bakışıyorlar. biricik sevgilin odur.A. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. Bazı fakir dervişler namazı terkederler. mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu. Dileğini puttan diledi."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur.) meclisine bir yoksun girdi. Halbuki babası. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar". o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler. Zengin bir adamda. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever. bir saat sonra duyguların başkadır. Fakat Allah ona. Bir huzur ki. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim. O düşünceye dalmaktan maksat.A. Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek. ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. (M. Sanırsın ki. Ey Allah Peygamberi! dedi. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın. yüz çevirirsin. ancak insan pisliği ile oynuyor. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir. Bu iş böylece devam edip . Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım. kırk yıl putlara hizmet etti. Ama nasıl olur da. o dosta düşmanlık gösterirsin. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı. konuşmak bile istemiyorlardı." buyurmuştur.

İsa. Nuh. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı. içine melek de girebilir.dedi. bir vaiz. kalpden daha geniş bir mâna taşır. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. dedim. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. Mirac'dan gelmişti. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar. rahmetime mekân kıldım. Her şeyi kendinde görürsün. göğüslerinde vesvese veren. O zaman ona.Ama ortada ye mekten eser yok. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki. diye buyurmadı. Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir. (M. "De ki. bazan da melek girer. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum.ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. "Sana erişen bir fenalık. altın tabaklar. İslam'ın sadri terimi. Havva. der. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. şu cehennemi bir anlat dedi. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. boğulur. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun)." buyurmuştur. her şey Allah'nın katmdandır. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu. ben onu bilmem. Nasıl ki. zekâyı. "Ben kalbi. Ama başka bir mânası ile göğüs. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir.Musa. O kalpte daima melek yerleşir. Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı. Firavun. Asiya. ben korkuyorum." (Fürkan sûresi. Bazıları da bilâkis. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum. şeytan girer. şeytanı kaçırır. içindeyemek önündedir. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir. 279) Nasıl ki Allah. bir daha söyle. "Görmezsiniz ki. Allahyı altı yönde sanmayın. Hayır dedi konuşmadı. letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim. Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı. llyas. oraya şeytan giremez. Bazan melek dışarı çıkar. Bir aralık kapıya kulak verdim. kendi nefsindendir. Biri Allahyı görmekten. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. Keşke . aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir. bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin. asla şeytan giremez. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. İbrahim. Hazreti Peygamber. Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. Onun mânası daha engindir. Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren". yalnız melekler yuvasıdır. Her ikisi de doğrudur. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede. (M. Onun tabiatındaki parlak istidadı. Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan. On sekiz yaşında öldü. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi. Nihayet kalpler üçe ayrılır. Nasıl ki. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin. Nemrut ve başkaları hep sendedir. ikinci bir kalp de. Siz kerem edin de dışarı çıkın. Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor. bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. vesvese veren şeytanın durağıdır." (K. Hıdır. Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz. ipek ibrişimlerden örtü. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur. dirilmiş." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları.gidiyordu. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar. ölmüş derler. ya tövbe ettirirler. vesveseden arınmış olan bir kalbe.

Musa Peygamber diyordu ki: (M. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar. onlarla yemek istiyor. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler. Kıptiye tokat vururken. canı başkalaşır. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. Bayezid'in hatırından şöyle geçti. Onun yoldaşları vardır. kolunu büker. Allahya benzer bir şey yoktur. Bu Simurg. deyince bir teşbihci. Bugün onun kim olduğunu söylemedim.281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. Bayezid'e ilham geldi. Derler ki: Deccal koyun. hal ehli olduğunu sanır. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. bu dervişlere ulaşmaz. bu şeydan nedir? dedim. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. Kendisi ile birlikte devam eder. Allahnın öyle kullan vardır ki. Sen diyorsun ki. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. Onun başının sadakası olsun. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. Bizden biri Abdal kılığındadır. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı. ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem. Yarabbi! dedi. Diyor ki: Bana. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. sen vazifeni geri bırakma buyurdu. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. Yetmiş defa hac etmişti. iyi ile kötü. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. Hele bana öyle külah eder ki. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. O ben vereyim diye seslendi. Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir.A) bildiği şeylerdir. Benim söylediğimden başka. Ne mutlu bana ki. kancık diye dil uzatıyorlar.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir. Bana niçin yemiyorsun? der. ben de yiyemem. yerinden sıçradı. o bir aptala erişebilesin. SUYU . Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. (M. tüyünü kanadını yolar. (M. keçi ne bulursa öldürür. çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. o da benden hoşnuttur. altı. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. Zaman zaman o inayetin eseri. ne uyurken. kâfirle Müslüman arasındaki fark. O kadın da der ki. Üstünü başını yırtarak feryada başladı. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler. Bunlar gerçi taklitçidirler.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü. Bir gün hac yolcularının. Halbuki" ben kancık değilim. o haberi. Ne yiyip içerken. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir. Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. ancak biz Simurg'a erişebildik. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi. Herkes nihayet herkestir. bazıları denizin kokusundan döküldüler. Ben ona akla uygun diyorum. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. Hazreti Muhammed'in (S. Maksadım. Utanırım derim. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. Yüz aptala hizmet etmelisin ki. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. kan damarlarında dolaşır. kuşları parçalar. Allah inayetidir.

Göz açıklığı demek. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. susuzluktan eline geçen bir avı yer. gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. (M. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur. şunu yaptım. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. Ama kendisinde görecek göz yoktur. bulunmaz bir yaratıktır. Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir. kendisinden başka Allah olmayan Allahtır. Başka bir kör de gördüm ki. Kuran'da "Bil ki. tövbe ettim. suyu içmeye başladı. Ya oruç? Otuz gündür. şüphesiz o Allah. O hem yokluk içinde ömür sürer. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı. göz buna güç yetiremez. Yani ilim tavsiye eder. Kurbağa. Ben bir kör gördüm ki. Yarabbi! dedi. Bunun üzerine Bayezid. uyanık davranmak ister. " (Muhammed sûresi. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. Gezegenler de. Daha sonra da gözünü açmak. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç. ilimden sonra da. Bu Ayı herkes görür. köpeğin önüne koydu. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. Yahut açlıktan. buyurdular. Gerçek taklitçi. Yazıklar olsun onlara ki. azaptan kurtulsunlar. yüz türlü yalvarışlarımla. Ama ateşte yanar. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır. ilk doğuşta. Ne ateşin yakabileceği. Ateşteyanmaz ama suda boğulur. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler. Semender garip bir yaratıktır. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam. Arap tekrar sordu. hem yokluk içinde can verir." . Yine aynı ayette. 19) buyurulmuştur. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. Köpek yüzünü çevirdi. ne de suyun boğabileceği bir hayvan. doğru ve çok iyi hayalat gelir. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti.Ondan sonrası ilimdir. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. daha ne kadar zaman. şefaat dileklerim. zekât da öyledir. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü.hemen bir çanağa döktü. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur. "Günahına tövbe et. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. Ütaritten bahset. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir.

dedi. Bu vergide artış vardır. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. Ya tamamiyle alim olmalı. Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. Ariflikte fazlalık. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı. o halde fazla bile gördün. hem de başka mânalarda kullanılabilir. Hazreti Peygamber. çünkü azap verir. Ya Ömer! buyurdu.hem olumsuzluk edatıdır. demedim. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır. okunuşunu araştıralım. çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. onunla hesaplı konuşurum. dedi. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. Bunu istesem de yapamam. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. o benden daha mülhid imiş. Bunu işiten bir mülhid. 285) İlim Allahdan bir vergidir. Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. 284) Ömer. Kendi cinsimden birini istiyorum. yüzümü ona çevireyim. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. 66/3) gereğince. Kendimden geçmiş olayım. ay insanın neresinde? . istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. Evet yepyenidir. Hiç bunları düşünmedim. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum.) Mescidine geldi. güneş. yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. yaklaşmayayım. hemen fazlalık. Ama size göre'. öyle bir kahraman idi ki. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz. saklamayı terketmektedir. dedi. Ben buna inanırım. onun korkusundan şarap sirke olurdu. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm. Meselâ olmaz. hem haber edatı. Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. Yoksa senin ateşinden duman tüter. Ömer yüzüstü kapandı. demiş. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür." (K. hayır dedi.hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer. Henüz ilk gençlik çağındaydım. gramerini. Söndür. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim. zındıklar bilsinler ki. (M. Ben asla bunu yapmadım. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. kendilerinden korkum yoktur. Allah vergisi ise âsilere verilmez. bir gün Hazreti Muhammed'in (S. Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. onu kıble edineyim.A. (Yani varlığı terk etmek)(M. Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma. Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi. Yoksa iğneciye göre değil. her önüne gelen şeyde fazlalık. Ömer (Allah ondan razı olsun). Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi. Vefa öyle bir şeydir ki. Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm. Görüyorsun ki. yoksa hakikatte değil. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı. Anlamını. Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet. acele anasının başını kesmiş. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. Nasıl ki hıfz yani saklama. Fakat Mâ harfi. ama size cefa da eder.

(M. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. bunlar fenadır diyorsun. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı. ne de resullük ve marifet makamına benzer. bu ne nebilik. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim. ebed ne? (M. bu adamla öğünürler. sana ne yapayım. Eyvallah. bengi sular ondan yağar. damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki. âlemin içindedir. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki. Arka üstü yere düştü. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe. ben yüzüne güler.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi. onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım. sonra geldi ve bana yazık olur sana. O ki. ne adamdır o. senin için korkuyorum dedi. Biz hep kalktık. dedi. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. Onu kahr içinde bıraktım gittim. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. yüz yıl sonra da sana gelecektir. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. taşa vursa parçalardı. Benim seninle işim yok. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun. şeyhim. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır. onunla sahradan. Kendime macera söyleyeyim de. oyundan dönersin de. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. Elinde öyle bir baltası vardı ki. diye seslendi. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. Bir yerde ki. Bunlar daha dün meydana çıktı. bir ses çınlıyordu. Eliyle işaret ediyordu. Nihayet taşa tapanlara. Bir kaç kere baktım gördüm ki. yazık sana. akşam namazına durduk. Önce tekrar ona doğru yürüdüm. Bizde cevher var. emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. emmâre. Bana gelince. Allah sana ömürler versin.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. Her kime yüzümü dönersem. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu. karanlığında bundan hiç haberi yok. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür. sana uyalım. yüzü nü butu n cihandan çevirir. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri. Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. yani emredici (istekli) nefis. Ama o ben. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. Yolda uğrular var.287) Bir Güneş doğdu. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa.A. Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay.) yakasından çıkar ki. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. Ezel nedir. hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir. ne söyleyelim. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez. Başka bir incelik daha var ki. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı. dedi. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur. oraya aslanlar bile giremez. Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı. Hocanın biri namaz vaktidir. Bu sözüm onu şaşırttı. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. Muhammed şöyledir. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile. Bundan sonra bir kere daha. yine aldırmadım. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber. o tarafta ışık yok. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. Kul vardır ki şeytana uymaz. buyurmuştur. diyor. Bana böyle şeyler gerekmez. Herkese söylerim.yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et. Güneş . ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek. şeyhimizsin. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. içerisi baştanbaşa nur doludur. Bir delikanlı gitti. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. Ayın. Git diyordu. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S. Zamanın başına ezel dediler. senin dizginlerini taşırdı. Dedi ki: Ben. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır. kuyruğuna da ebed adını koydular. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler.

şu hali riyazattan bilirse. dedim. Farsçaya ne olmuştur ki. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor.288) Söz bahanedir. Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir. Şahap dedi ki: Öyleyse. sohbet ile olur. Adı emmare. yani emredici olan o nefis ben de. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü. Müslüman olur. dediler. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. gülümsüyor. cüzî âlemi parçaları bilmez. Beni bırakın. Evet cüz. maksattan daha çok uzaklaşır. onu denizde. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. Biz Müslümanız. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. Bilmiyor musun ki. Çünkü teslim makamındadır. Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. Ben asla yazmayı âdet edinmedim. Hak. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez. riyazat ile. Konuşan kuvvetlidir. öz ruh olmuş. sonra. Sus dedim. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. yanlış. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. ben yanlış hareket etmiyorum. "Biz Adem'i mükerrem yarattık. ses çıkarmadı. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra. dedi ve gitti. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim. O. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. dedim.bunun secdesi onun gönlüne olur. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki. tümden bahsettim. cılızlık ona yaraşmaz. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. der. oradan uzaklaştım. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. Mısra: . Bazı açıklamalarda bulunuyordum.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama. Faydası olmadı. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz. duvağı çözmüş. Kara nerede. (M. Dedim ki: Bu gece. her şeyden dışarı çıkar. tecrübe ediniz! (M. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. Şahap kaçtı. sana mürid olalım. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. sen neredesin? Sormak istedim. Halbuki sizde teslim yoktur. Başka biri. Arapçada yoktur. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir. Bana çok ısrar ettiler.289) Öteki. bize hırka ver dediler. onunla tartışayım. ona soğup saydım. karada taşıdık. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. dedi. Her defasında. bu kadar sabretti. bu çok hoş bir dildir. düzeltirim. Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar. Ne oldu da. o. runanî ve safi idi. Ona yanlış. sözü ağzımdan kaçtı. Kaçtım. Yani. Ben külden. Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi. Bismillah. bu âyetten nasip yoktur. cemalini göstermiştir.çevirirler. Nihayet mazlum falandır ki. gıda ondan uzaklaşmıştı. Şiir: Diyorsun Mademki ki. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun. sonra kâfir olur. yuvarlanıyor. herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder. Müslümanlık ise teslimdir. Getirdiklerini oraya döktüler. Başını kırdım. Ben kendime bir şeyh edineyim ki.buyurmuştur. Bu acizliğimden değil. o kâfirdir dediler. tekrar Müslüman olur. onun secdesi bunun gönlüne. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. yine sustu. katlandı. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. Dediler ki: Sen gel teslim. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. Gerçekte mazlum budur.

onu sapasağlam kervana yetiştirdi. Biz. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. oku attı. Dilencinin o sevinci. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. yalvarmadan da takati kesilmişti. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir. ne oluyor diye merak ederler. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. gelirler. oku yaya koyarak atacaksın. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. dedi. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . Nihayet şu cevabı verdi. Fakat yine bir şey çıkmadı. Hah! dedi. deniliyordu Adam gitti. karanlık üstüne çökmüştü. kemiklerim yücelerde kalsın ki. Çöl yolunu tutmuş. Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. yayı çek diye emir vermedik. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. işte böyle bir kimseye. gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. O kadar da değil. Ey Ulu Allahm! dedi. dedi. vaizlerin kürsüde. kervanı gitmiş buldu. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. acayip haller görünebilir. Ey aile efradı! dedi. çünkü ona bir şey gösterdiler. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. Ağlamaya. ihtişam içinde büyümüştür. biz seni bilemedik. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. Gece yaklaşınca umutsuzluktan. Sık sık deveden iniyor. o ışık içinde bayıldı düştü. Sana kulluk edemedim. yalnız kendilerini görürler. bu sene yüz dinar bulur. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır.291) cihandan geçti. yalvarmaya başladı. kovucu bir insandı. halka da böylece yayılır. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. fakirin bu sevincine o güler. Kendilerine bakarlar. yüzünü doğuya döneceksin. sağalttı. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. dedi. temizleniyordu. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik. her ne kadar aradı ise de bulamadı. yerinde kalakaldı. feryada başladı. onu arayanlar için insanlık ışığıdır. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik. benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. Hakkın çehresi. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. (M. karanlık. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. Musa Aleyhisselâm. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin. candan ve (M. seni seçkin insanlardan kılmış. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. diyordu. artık. imamların mihrapta. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. hemen yola çıkmalıyım. Oklarını sınadılar. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. Şaka değil. Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. bana hac seferi görünüyor. Şeytan.292) Ben. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın. Beyit: (M. bir kul'dan bakarlar. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu. Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. Biri. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. Elinizi eteğinizi benden çekin. ok hemen önüne düştü. Kendi kendine diyordu ki. Yani nefsimi bilemedim demektir. dedi. bir kervana katılmıştı. Zincirini kımıldattılar. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım. Kendisi gelerek oku yaya koydu. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. işte bunlar gelirler. elime yapış. yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. Hasta kendine gelince. Ey dost. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik.

Yoksa nasıl olur da. İki akçe nedir ki dedi. onların halinden. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. ama yüzünü kapamıştır. Öteki. dediler. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. onu yüklenmekten kaçındılar. dediler. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti. yerler ve gökler bile. Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. . Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin. Ama ona göre kolaydır her şey. Bayezid. git derler ama.293) gözleri başarı kazanmakta değildir. kıtlıktan Niçin? dedi. o git işareti. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek. "Yoksulluğum benim kıvancımdır.A. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir. Yüzünü rıza yönüne çevirse. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor. deriz. bak gör ki. Çünkü onların (M. ey ahmak! dedi. Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. sırlarından söz açıyordu. dediler. Olur ki. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. Önce. açıklamaları vardır. onların ardından yürüyorsun. bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. keşke dedi onu göreydik.hakkında.) hakkında beslesin. ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri. Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik." (72/33) buyurulmuştur." demesi ne kadar ibret vericidir. o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar. ulaşmak aynı şeydir. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor. feryat ediyor. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü. bunu ancak o çekebilir. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı. bir makam halka korku verir. gerçekte gitme manasındadır. fakircik. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir. henüz rıza mertebesine erişmemiştir. Onun yayını semalar bile çekemez. Peygamber sözlerinin yorumlamaları. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi. onlar Hak ile ilgilendiler. yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır. Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. Bu kadar para kimde var. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti. Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". O bundan korkuyordu. İki akçe şu kadar para eder. diyordu. insan yüklendi. Bu ilâhî işarete göre. Bizim ardımızda biri vardır ki. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. Hak yolu değildi. Birine coşkunluk geldi. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. dervişcik diye onları küçümserler. Şimdi din bahsinde de böyle olur. Bir sıfat.

Güneş yerine karşısında mum yakar. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. dedim. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler. Döner misin diye o umutla bekliyorum. gel de sana garip bir şey göstereyim. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. Ömer baktı. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. Hazreti Ömer. ne gördün? dedi. Nasıl ki.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. Hazreti Ömer'e geldi. Tam olarak söylemek. kulaklarda sevgi var. Şükretmek hal dili ile olursa. yüzümü yine ondan çevirdim. "Şeytan. öteki mesci din köşesinde uyuyor. çevresindekiler ısrar ettikçe. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu. Ben de ondan yüz çevirdim. Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. Müridleri. Allahtan başka Allah yoktur desin. Halbuki o hem Allahyı. Onu mescide götürdü. tam dinlemek gerektir. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. ah diyorlardı. istiyorlardı ki. Evet güneşten ayrı düşen insan. Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır. Gönüllerde sevgi var. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. dedi. Bir gün şeytan. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır. keşke dinlemeyi bilseydik. Az bir ışık varsa şükredince artar." buyurulmuştur. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur. Nasıl ki hadiste. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. Ya Ömer! dedi. Bu da doğrudur. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır. Nasıl ki cehennem. Nurun ateşimi söndürdü. söylemiyorum. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. ama Allah kullarının. benim bundan haberim yok. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. 3/7) Ben gelmiştim. bir kişi namaz kılıyor. hem de onun kullarını incitir. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. Ama yanıma şeytan gelmişti. dedi." (K. Ateşe nur yaraşmaz. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. Şeyh. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. eğer ondan korkmasam. şehadet getirsin. Onların bildikleri bir sır vardır. . Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum. dillerde sevgi var. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor. yalvardıkça hayır diyordu." diye feryat eder.

Kendi kendime dedim ki: O gecedir. yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur. fakat benimki öyle değil. yoksa saçmalama derim. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. Biri benden sordu. ne söylüyorum? deyince. beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir. tek başına yiyendir. dense. dedi. Yolcu. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. öğüt kâr etmez. ne onu istesin. Ben görüyorum ki. dedi. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki. Görenler. Ölünceye kadar hasta olmaz. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu. Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir. Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz. yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. Ben senin sözünü işittim. bu melektir. dinler. bu insan oğlu değildir desinler. Biri. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. olgun bir adamdı. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. Savaşa gitmeyeceğiz ki. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. O benden badem istese. Güneş yerinde duruyor. ne de bunu. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu. Bunlar. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. sen işitmiyorsun. Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı. büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. (M. kulu ile. Zaman zaman çorba ile et de olur. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden. başka biri geldi. olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin. Onun terle dışarı çıkması zor olur. bu perde gariptir. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S. işitmiyor musun. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil. parmakla ağzından çıkarırlar. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli. bu zorluk bendendir demelisin! Allah. Üst tarafı oyuncaktır." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. çok acayip bir insan olur. Dışarı çıkalım. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar. Ama ben babasını sormuyorum. dünya sevgisinden bahsediyordu. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. artık öfke yönünden bir şey yapamaz. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. şu bıyıkları kestirelim. Tıp budur. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. . onun değeri nispetinde ilgilenir. Rubai: (M. Güneş batmadı.A. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. Yoksa ekin bitmez. kendisini soruyorum. Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli. halbuki kendisi de aynı sevgide idi. ama sana açılmamıştır. "Halkın en kötüsü. Hattâ dört yüz kırk veli de değil. İnsanın gıdası ekmektir. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar. Meğerki büyük üstat olmalı. 296) Gel! Tekrar gel ki. Ona. Emirsiz ağzına bir lokma komaz. dünyanın içindedir. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi.) en kısa bir süre içinde elde etti. Toprağı harap etmesen. Nihayet dünya sevgisi. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. Güneş battı diyor.

Biz bunu ne yapacağız? desinler. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. Onu öldürmek ister. "Bizim yolumuzda savaşanlar. su lâtiftir üstünde kalır. o sayede devlete erişti. diyoruz.A. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler. onu görür. omuz vurarak denize atarlar. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı. nefes lâtif ve hafif şeydir. 29/69) buyurmuştur. bizim yolumuzda savaşanlardır. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. çiviyi pabucuna vur. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki. Derler ki. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K. Ama ölmek bana daha hoş gelir. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. Onun sevgisini. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. Nasıl ki. Ulu Allah. Nasıl okursan oku. Gönüle vuran ışık başkadır. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki. Vahy. ne türlü aşk oyunları oynar. (M. bakarlar ki. Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. görsün ki nasıl olur. derdi. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. lâzım olur. latif bir şeydir. kolay zannediyorlar. hep tasalısın? diyorlardı. Hazreti Muhammed'in (S. Hint kılıncı bile ona yetişemez. Üçte ikisini ekmek. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir. ekmeği ye. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. Hakkın nefesi beliriyor. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın. tekrar yarasının üzerine koyarmış. duvara vuran ışık daha başka. elbette secdeye kapanır. ekmeği de tabutla beraber satmalı. bu âlemi meydana çıkardı. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. Nefsin . kaba saba bir adam var. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. çünkü orada ekmek pahalıdır. sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. derler. Babası yerinden sıçrar. netice aynıdır. o ötekilerin tarafındandır. Nihayet o engeller aradan kalktı. şeklinde de okuyabilirsin. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu. yeri yarattı. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. Maksat Allah yolunda savaştır. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır.) sıfatını söyleyin. Meğerse bir tanecik pul varmış. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. demiş. Zır deliler de. derler. Biri sırasız oruç tutar. geminin yükü ağır olunca. beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. semaları yarattı. Yoksa bu yolda savaşanlar. üçte birini nefes için ayırdım. desinler. çiviyi alnına çakmalı. Çocukluğumda bana. İsa' nın sıfatını söyleyin. derler. Eğer ölmezsem. kuvvetli üç tokat vurur. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu. Aşırı konuşurlar. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler. duvarda yansılandı. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. istersen sonundan başına doğru. dilerse gider. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. onun tarafından değil. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. Bize o iç aydınlığı. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin. (M. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. Sana elbise mi lâzım. "Allah onlara azap vermedi. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez.İçimde bir müjde var. Ey kancık evlât! der. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. Akıllı olan satıcılar. yarısı da su için. gönül sefası gerektir. Aradan epeyce bir zaman geçti. yarısı ekmek. Pazar. Anladım ki. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar.

gerçek hadis midir. Mademki bana ders vermiyorsun. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. bunda ihtilâf vardır diyordum. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. tekrar yaratılır. yahut bu bir yılan yuvasıdır. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. Onu. bu öldürücü zehirdir. Bilirdi ki. ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle. "Namazını kılan."buyurmuştur. Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. benim işim. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı. işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. "Gökleri elimizle kurduk. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. (M. "Halk ile onların akılları (M. bağlılığımla beraber. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki. falan hata etti. Bütün bu inancımla. Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum. ama engel olmaya gücüm yetmiyor. dedi. Hele şu adama bakın. ey oğul! derdi. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı. başlangıcı yoktur denilmez. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. tatlı canlarını. "Gideyim bir iş tutayım. elinden ve dilinden. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. dileğim yok. Sordum." âyetini ele alalım. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. başka yere varayım. 33/44) buyrulmuştur. (M.sırtına bin ki. 30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil. iman nedir diye sorarlardı. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi. Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz. zekâtını veren kimsedir". Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir. Hazreti Peygambere daima. Benim maksadım neydi? Bana. "Şüphesiz müminler kardeştirler. Bu Kâdim'dir. Nefsine şiddetli davran ki. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu. Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. Benim bunda hiç bir maksatım. Her şey onun katında mahvolur. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun. 301) Bir defasında "Müslüman. sonra yine kendi âlemine dalardı. Alemin çaresini biz bulalım. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. sözleri. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber.hep sana söyledim. Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık. Halbuki . Diğer bir defasında. Kadı Şemseddin'e dedim ki. mollalarım nazarında hayretle karşılanır." (K. benim maksadım soru sormak değildi. Ben bir şey düşündüm. cevabını verirlerdi. Kendi kendime. sevgili mallarını bağışlarlardı. 300) derecesine göre konuşunuz." (K. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. dağı. oruç tutuyorum diyebilesin. bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. Bilginler tek bir insan gibidir". Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış. diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. değil midir. 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir.

kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. beni hapsetti. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. yine arkasından ayrılmadılar. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. Ona seslendi. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. Başka biri de. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir.) ilgilenmekte. Şeyh halkın bu kalabalığından. Kırda uzun müddet yürüdü." (Fetih sûresi. Yarabbî. Size yaraşan şimdi susmaktır. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu. yine aynı yel ile gideyim. Hep birden onu inkâr anlamında. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. Kuş şekeri diye bağırıyordu."(K. Tek bir kişi kalmıştı. "O. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. Ancak o bir eşeklik sayılır. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki. geri dönsünler. başlarını sallayarak uzaklaştılar. her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. bir dervişin hizmetini görüyordum. onlara karşı bir hareket göster ki. Eğer sırasında konuşursa. sözsüz ve sessiz konuşur. öyle bir vakit olur ki o derviş . Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. Bundan yani iyi sözden dem vur. ben de derim ki. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz. sonu olmayan yüce Allah. içimizi temiz tutalım. (M. kalbin yumuşamadı. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. hem de kahir'dir. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım. Şeyh dışarı fırladı. Kuran'da buyurulduğu gibi. ondan. Şeyh karnından bir yel çıkardı. Bayram günü idi. diyen olursa. Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. Dedim ki. Çünkü onun üstünde biri daha var. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. insanda iz bırakır. karşısında secde edenlerin. halk birbirine bakıştılar. derhal eti. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi. yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık. Başka bir âlemden gelen bu ses. benim için hayrın tam kendisidir.sende hiç bir iz bırakmadı. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin. Zaman olur ki. Halbuki ulu Allah. O yel. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. Kırlara doğru yollandı. Şeyh bir zaman düşünceye daldı. Hazreti Muhammed'le (S. 303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. Bayram gecesi geldi. Allah ahlâkı ise hem lütuf. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. çileden bir ses işitti. ona üfledi. 29) buyurulmuştur. biraz murakabeye varmak istedi. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. dostu sözü ile boğmak ister. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. daha olgun bir sözdür. Nasıl ki müminler vasfında. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. Bu saygı ve ululama yönündendir. yoksa bir dilek için değildir. şimdi bizim mazeretimiz var. Dedim ki. dışarı çık. diye düşündü. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi.A. Tek bir çeşnisi yoktur. onun yüceliklerini anarım. diyordu. kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. kendini halka göster. sana İsa nefesi verdik. kendi aralarında merhametli. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. bu yelden daha iyidir bana göre. hem de kendileri rahat ederler. öbürü bir şey değildir. dedi. o gerçekte yumuşaklık değildir. Eğer fena söyledinse ben razıyım. 304) Devlet de bundadır. O yol tozlarla doludur. diyordu bu ne keramet idi ki. (M. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum. Yoksa öğüt. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. Camsız varlıkları bile söyletir. Fakat halk peşine takılmıştı. Ne dostlar vardır ki. Belki Şeyhi bir heybet kapladı. dışarı çık. Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. "Kâfirlere karşı şiddetli. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar. o gitmiyordu. dedim.

dedi. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. şaraplar dolanıyor. çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı. Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. Padişah emir verdi: Bunları götürün. ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit. O da aynı sevdada idi. Çünkü çok sevimli bir gençti. . Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı. ama bu ariflerin yolu başka yoldur. kızın bir bileziğini aldı. Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. içine girerek saklanmasını söyledi. (M. Babaları onlara birkaç gün. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. sana kudret sahibi diyor. ama ortada hiç kimse yoktu. dinlemek can beslemektir. Ortanca da böylece kurban gitti. Sıra küçük kardeşe gelmişti. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. Gidip babasından kızı istediler. kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. engel olalım. Çünkü emir ve nehy'in gereği. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor. bilgide. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak. eğer başkalarından ibret almadınsa. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. Peygamber göndermek. 305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. Sabır feryada yetişmiyor. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. Büyük şehzade. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. Şöyle bir kaledir. sana kaderiyeci diyor. kızın babası. İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. Allah sana kaderiyeci demiştir. Bir padişahın üç oğlu vardı. sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. zaten Padişah ölür. konuşmak can yıkmak. Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil.yükselir. oğullarında. ona içten bağlanmıştı. Şart koştu. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. Ama ona sormalıdır ki. 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. onu da öldürdüler. Görür görmez âşık oldular. O kul yönünden gelir. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. biz de padişaha kastedelim dediler. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum. vaadin ve korkutmanın icabı. mumlar yanıyor. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. görenekte olgunlaşır. Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. geçip gideceklerdi. kızın kıvırcık saçları (M. Bu öküz. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı.

Bu şarap baş ağnlarıyle doludur. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. o saatte et yemekten vaz geçerim. Büyükler yanında da susmak yaraşır. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu. Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan. "Susan selamete erdi" derler. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin. iş pek nazik bir duruma girmişti. Biri derviş diyordu. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır. onlardan bir tarafa çekildim. Halvete çekildiler. Ömür. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. Kendimi savunmaya. sana tamamiyle yakın hasıl olsun." diye feryat etmiştir. Musa Peygamber. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. her kıssanın. öteki sema diye İsrar ediyordu. Saz başlamıştı. hep dervişlerle otururdum. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim. nerede nişan? dedi. sen. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. vezir ve ben. . sana öyle bir nişan göstereyim ki. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır. ama yine de hoştur. Şehzade cevap verdi: Getirdim. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz.Padişahın yanına girince. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz. aklın başından gitsin. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. Başını önüne eğdi. Bunda hiç bir şüphe. Mtisâ Peygamberde. Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. Aşk. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. Gerektir ki. (Ç)) Şiir: Gam. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. Bu tuhaf bir iştir. pabucunu başına vuruyordu. Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş. beni uğraştırır. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. Ona dedim ki. O anda öyle yaptım. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır. Muhammed ümmeti olanlara göre. Gerektirir ki. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. ama daha fazlası gelir. başkalarının yanında keramet ve mucizedir. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. çabuk dışarı atın. Tövbeler ediyordu. getirdim ama. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır. her üçümüz halvete çekilelim. biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. Bununla beraber. (M.

getirip kendi makamına oturttu. bu makama erişesin. (M. Ama önceden sonunu göremedi. Şeyh de kabul etti. Ben mürid olacağım dedi. Çocuğu içeriye. Korkulur ki ödü patlasın. belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. Şeyh seni istiyor. . Dervişler geldiler. Ona. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi.A. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. zamanenin gidişini onlar yürütüyor. Bunu size de göstereceğim. (K. Tecrübeli Pir. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. halvete çağırmalarını emretti. Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. Her insanoğlunda bir benlik vardır. hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. Sanki. onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur. Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. Gidiniz. Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz. kaçacaktı. yaptıklarını da biliyor. Şeyh dervişleri uyandırdı. hem de büyük bir utangaçlık. Ben iki halini de bilmekteyim. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı. Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı. dedi.) üstünlüğü buradadır. ona deyiniz ki. onlardan öğünerek söz açsınlar. Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. "Onun kulağı ve gözü olurum ". 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol. Aşık. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır.66/3) buyrulmuştur. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü. Hemen dışarı çıkmak istedi. Nasıl ki. Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı. Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi.Beyit: (M. Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi". 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri. kapıyı açtılar. kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. pişmiş tuğlada görür.

Derler ki. O da ağladı. Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu. önce elini şu tuğlaya sür. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur. ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir. Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu. bulunmaz bir şeydir. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi. Ne kadar uzak. misafirliğe onsuz gitmez. sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir. 310) dostlarını da bu işe zorladı.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. . Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki. R ü b a î: Ey ay parçası. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. ona dedim ki. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K.derdi. Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum. fena kişilerde bulunmaz. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu. yetiştirdin. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. hiç bir şey demem. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. Bu nedir? diyenlere. halbuki. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. senden bize binlerce faydalar ulaştı. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı.o olmadan namaz kılmaz. üstünlük ilk davranandadır. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. Dirilik de budur. ululuk artık ölmüştür. baş sağlığına. Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır. Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım. Üstünlük ilk davranandadır. Hele sana ki. bir yabancı yüz kere de vursa. Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. ağlamaktan öyle coştu ki. (M. Çaresiz herkes buna katıldı. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. Eğer şimdi ağlayacağıma. 23/117) Bana.sevgilinin cefası çok çetindir. doğdun ve parladın. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama. bin yıl sürer. Aradığını düşünde görmüştü. derdi. Her sabrı yüz yıl. dedi. ancak iyi kişilerde bulunur. felek bu halimi beğenmedi.

Beyit: (M. ticaret ederlerdi. Onu evine götürdü. Öğretmen. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. Eğer köprü geçerse ne iyi. yaramazlıktır. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu.60/10) buyrulmuştur. mülkümüz. şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun. onun haline uygun düşer. Ansızın battın ve görünmez oldun. Kuran'ı ezberlemişti. bazan da gizlenir." buyurmuştur. gerektir ki biraz yük taşısın. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. Toprak vardır ki. Bizim altınımız Kuran'dır. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz. üzüntüsünün sebebini sordu. Ne olursa olsun dedi. Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. ileri gitmeye imkân yok. derler. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. işe yeniden başlamak gerekli. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. madeni belli değildir. Geri dönmeye imkân yok. ancak içinden bir şey çıkaramazlar. öğrenci. dünyayı canına bağlar. Onu sürersin. Onu burada sınayın. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı. Çok zahmet çekmiş. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. ahvali anlatınca ihtiyar güldü. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar. köprü üzerinde ayakları titrer. dedi. can ile beraberdin. senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. Şeyh ayva yer. Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. Hazret! Peygamber." (K. Baba üzülüyordu. Bir öfke vardır ki. işte onu burada tecrübe et kf. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. gölgeden kaçar. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. zaman zaman ayaklanır. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. vah şeyhim. yoksa hemen geri göndermeli. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir. peki. O sırada bir ihtiyara rasladı. Bu ancak seni sınamak içindir. kamerin ne yeri var? . Onun işi gizli kalmaktır. Ama hâlâ arzusu vardı. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. sedefleri dışarı çıkarırlar. Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. Herkesin kendine göre bir günahı vardır. Sen kayboluyorsun. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur. altın damarına kayıp diyorsun. misafir etti. Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir. o da. Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı. Baba (M. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu.dedi. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. Birinin günahı sarhoşluk. O sana Yasin okuyor. En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu. anlayasın.

Çünkü şeytan. O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. O adama dedim ki. şeytan onu önüne katmış. o da bizim dengimiz değil. . güzelliği söz konusu olunca. 314) Yel esti. de ki. kendisini kabul etsinler. Onda hem ruhani. der. Rubai: Aşk. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin. askerini toplamış. Allah kılığında da görünür ki. ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. Biz ona lâyık değiliz. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. Beyit: Ana ve baba. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. o muhakkak Allahdır diyor. Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. Şah ise. benden onun tarafına bir selâm götür. Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor. Gönlümü orada görürsen. Şiir: Ey sabah rüzgârı. hem de cismanî kudretler vardır. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. Hele bir kere daha dal. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur. yardımcı gibi kullanıyor. sen ise hep onunla diz dizesin. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta. Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. yavaş yürü! Tâ ki. O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz.

Halife. bundan daha şaşkın olsun. halkı yoldan çıkarıyor. acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına . bunu Dicle'ye atın dedi. yüz yüze gelince. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. Halife işe ehemmiyet vermedi. Adam o. Bundan daha başı dönmüş. senin çağında açıkça küfür söylensin. Muhammed dini harap olsun. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar. Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. saçlarının kıvrımlarında bulurum. dediler. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız. Kâsede yüzünün hayalini görürüm. Acaba bir koku almadın mı ki. Ey sevgili can. adamı sarayına çağırdı. Çok susuz kalırda su içersem. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. Ayağına bir desti bağladılar. sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. Can istersem. ölmek ne hoştur. senin semtinde görürüm. dedi. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular. Hele kılıç senden. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım".R ü baî: Gönül ararsam. bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. Beyit: Ey cihanın canı. 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. anlamındaki kutsal hadis malumdur. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler.

Bir parmak mesafe için yoldan kadın. ama içindeki Şehzadeyi göremediler. derler. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir.A. Halk (M. "Nefsini bilen. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü. der. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. dedi. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür. Bundan ötesi ıssız çöllerdir. 316) cehenneme atsın! Keşke. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. de ki Allah görücüdür. bırakmazlar. Muhammed'e uymak daha doğrudur. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. Bu sözde gizli bir hazine vardır. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır.) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider. Derler ki: Hiç bir Müslüman. her zerrende bir heves. aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer. Muhammed'de (S. Bir kerre dergâhın." nüktesini de anlatsın. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin. secdeye kapanmış insanlar görüyorsun. Orada adil bir Sultan vardır. Dikkat et ki." buyuruyor. Yedi renge boyanmış. Öküz heykelini gördüler. Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. adama acıdı. (Tâhâ süresi. dedi: o zaman. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de .halkı suya at. Niyetiyle gönülden. birdir diyorsun. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin." (K. Arşa. biz de Muhammed'e (S. Şimdi sen otur da söyle: O. Bir parmaklık yoldan. Arşın. huzura murakabeye varalım. Bu. Kalenin adını söylemek çok kolaydır." buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse. A) uymuşuz.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. bunu bilmek lâzımdır. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. Bunu yapabildi ise Cennete girer. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür. buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. İsterse Kabe'nin damına götürsünler. sen doğru yol tarafını koru. yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır. tekken var ama o doğanın şahı. Ey şeyh sana renkten sıyrıl. Kürsiye yükselirsin. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse. 317) daha isdidatlı olsun. sor yol bu mudur? diye araştır. hangi şey en büyük şahadettir. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen. Şimdi dışarı çıkayım. bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun. O. bir zaman murakabeye varsın. o bir şeyler anlatmak ister. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım. Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. işleri ya açık sözlerle konuşursun. Evet kâfir idi. Hazreti Muhammed (S. Dedi ki: Bundan sonra. "De ki. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. kimse kimseye zulmetmez.A. Sen nazar ehli ol. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki. yolundaki vaade hacet yoktur. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır. bir şey söylemez. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır. hayır deriz. Ancak yolu ara. mümin oldu. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. Rabbini de bilir.

Yani bir yoksulluk da vardır ki. kebaplar hazırladılar. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar. Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. herhangi bir sebeple öne geçsin. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. Gönlümü dava ettin ama. Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. Artık altınım gümüşüm kalmadı. O. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler. onlara varlık yaraşır. Çünkü birzaman olurki. (M. çabucak evlerine koştular. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur.geçti. kuzular çevirdiler. yiyebildiğinizi yiyin. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler.sanki (M. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur. bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. halka götürür. sofraları döşediler. ondan başkası benim işime yaramaz. Bir gün kırlara doğru yollandı. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. Ben iğ istemiyorum. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar. Bırakalım yesinler bunu. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır. Ansızın bir köye geldi.. fezadan sonsuz boşluklara daldım. Ben her görüşümde kendi arıklığımdan. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. 318) Gül ter içinde kaldı. balığı koruyan melekleri görüyorum der. Hatta bu öküzü. o da iş böyledir. Köylüler. Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. der gider. denizde balığı seyrediyorum. yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler.. Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi. Evet asılmışım. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım. insanı Haktan kaçırır. der. Ben. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. Köpeklere verin. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz. kâh nazlanarak. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. kaba tabi atlı değildir ki. Rubai: . sonsuz rahmete bitişiktir. yolunda canımı da feda ettim. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. Mutluluk o kimsededir ki. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler. ay da sıkıntı içinde. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır. iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim.

Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz .A. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır. Ahmağın biri daima karları toplar. Buyurdu ki: Şimdi onu görün. "Nefsini bilen rabbini de bilir. Naiblerinden biri. Onu buraya çağırmayın. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz. Şimdi tekrar. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir. Nasıl ki. Hazreti Mustafa (S. dediler. olmayana delâlet eder ki. O zaman anlaşılır ki biz. içi boş karınsız demektir. Yani sayısızlık da sayının delilidir. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi. ama yine menekşenin işini görürler. getirir su içinde saklardı. O yani görünmeyen Allah. ben ruhum. Samed. önce selâm vermeye cesaret edemediler. ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de. dedi. Samed ulu Allahdır. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S. bu çünkü kelimesi peltek idi.) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler." sözüne gelelim. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez. . şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki.' göreyim o dervişi. eşsiz ve tek olan Allahtır. Kadı öfkelendi. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M. Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun. eşek midir göreceksin. ne kâfirlerle uyuşur. her şey sen! der.Biz hiç bir hesaba sığmayız. Allah. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. Bu onun eşidir. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. o miskindir dedi. iç yüzüne eremezsin. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin. 1) Çünkü dedi ama. hele bir gideyim. Hakka ermiş olsan da. O öyle bir mumdur ki. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek. Nefiste şüphe vardır. kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir. Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir. dedi. Bir saat sonra onlara cesaret geldi. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır. Karnı boş olan. hem bizden eksik. Peygamberine niçin "De ki. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti. Eğer kalırsa. Namaz kıldığını görüyoruz. hep bizim pervanemizi yakar.. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler." (ihlâs suresi. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır. O miskindir. miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var.. demişsin!." demeleridir. İşimiz çok.keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş. iş o tarafta. o da.. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. ne Müslümanlarla kaynaşır.) yanına geldiler. Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı. Hakkın hakikatina. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. Burada bir kişi var ki. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir. hem de biziz. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren. o da bunun eşidir. yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim.A. dedim.

Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim. Bahtiyar odur ki. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S. Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar. "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez. Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk. artık ben aile hayatından vaz geçtim. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın.) yerinden kalktı. O ses çıkarmadı ve kızardı. Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik. gönüllerini vermezler. Onun mabedi de gönüldür. Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi. Çüneyd bunu işitince. yüzümü hac yoluna çevireyim. (M. gönlünü birlikte bağışlar.sana lanet olsun. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler. Karısına.) de susuyordu.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam. ." buyurdu. ağlamaya başladı. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır.) selâmını söylediler. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır. O hep susuyordu. 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı. gözlerini verir. İste İblise inanç besleyen. bereketi. imanlı kişilerin inançları. Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. Hazreti Peygamber (S. (M. hiç kimse. Bir aralık mecliste sessizce oturdu. Çocukların kitaplarında. günahlarına tövbe etti.diye beddua ettikleri iblis. O susuyor.kapı açılır.A. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti. sen çok zayıfsın. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye.A. Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir. Sonradan dediler ki. o kimsede tesirini gösterir. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir. Bugün olaki. ailesine de dua etti. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. bu sana. Bizim medresemiz budur. Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı.Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı. dedi. Allah evini ziyarete gidiyorum. Bir mürid geldi. Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir. gözünü. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi. Kim olduğunu söyleyemem. diyorlardı. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. O gece kocası bir düş görüyordu. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar. Şeyh tekrar söze başladı.A. Şimdi (M. dedi. yaralandı kafile gitmişti. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor. Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün. Hazreti Peygamberin (S. Onun sevgisini. Hazreti Peygamber (S. eşek midir göreceksin. büyük bir saçıdır. Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki. Yazıklar olsun onlara ki. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir.A. . ona güvenle bakan kimse muradına erdi. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar.) ziyarete geldiğini gördüler. hemen yerinden fırladı. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar. 323) bak ki.

. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış. 324) Yemekten korktuğun. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir. Kel. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim.. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden. şuraya koy. Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim.A." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir.Artık üst tarafını hesap' . sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. Yukarı baktım. her yere konma. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. Dudakları uçukladı. Bu topluluğun büyük savaşı.et. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi. (M. Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah. içimden kovarım. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar. 325) Biri geldi. Çünkü varlığım kalmamıştır. ama ağzı kilitlendi. sen yemeğini ye. Büyük savaş nedir? Oruç değildir. diye homurdandı. diyen gafil kişi. Şehzadeler gittiler. bu hendek tamamiyle dolmuştu. Yani kalk. bunu yapma diye emreder. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı. dilediği yere konar." (K. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım. Ey Allahm. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez.Bu tozlar kaç defa çekildi. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti. ondan kızı istedi. olmaz" demek kutlu düşer. Karşılık verme. Padişahlar için "Hayır. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti. insan bedeninin bir örneğidir. Çünkü o şunu yap. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin.nasıl ki yine Ulu Allah. başını bedeninden ayırdı. Yani senin konuşman boştur. arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun." deniliyor. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı." buyurmuştur. oturur. Bu yermelerden. onlara. büyük savaşa başladık. aman sakının. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi. şöyle yap yahut şöyle yapma derler. incinme varlıktan olur." demek doğru olmaz. 71) hitabını işitmiştir. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin. Yarabbi! derdi. namaz değildir.. toplu geçinmektir. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir. Padişah benim kızım yoktur dedi.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu. iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. Madem ki erkeği tanıyorsun. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir. ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. Ama bu saltanata rağmen zenbil satar. Kasap. Kancıklık senden uzaklaşmıştır.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. gönül dediği nihayet bir et parçasıdır. "Onda insanlar için şifalar vardır. derler. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı. ötekilerine karıştı.olmaya ki. Hazreti Peygamber (S. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın. 28/56) dedi. oradan gitti. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı. Arıyı görmez misin. kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim.. yatıştı. O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi. yola getirir. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi. Burada Allahnın kalp. toprak üstünde otururdu. . Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir. Bu dünya evi. evin tavanını göremedim-. nasıl ki Hazreti Peygamber (S." buyurmuşlardır. Biri geldi.) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. Üst tarafı hep ruh olmuştur. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu. Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum.A. kınama gibi duyguları atar. kâfirden daha sapkın. sövüp sayma. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir. (M. ben sana demedim mi. çarh vuruyorlar. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir.

halk ile oyalamak isterlerdi." (K. 327) Nihayet benim soruma geldik. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır. Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir. o sözde yoktur. yüzlerini gösterirler. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun. onların kitaplarını okurlar. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. bu nasıl oluyor? .A. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi.)'ı Ebu talib besledi. "Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır. bizzat onda buldu. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S. "Araştırma Müslümanlık değildir. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen. Söz söyleyen benim. ama bunu ne ben bilirim. O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler. falan münkir olmuş. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki. Allahya ant içerim ki. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar. Bütün bu yaslı hali ile bana. sormam. bir kalabalık toplandı. Asıl gerekli olan şey. üç türlü yazı yazardı. Orada gördüm ki. (M. Bana Kur'an-ı tefsir et. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum." (Kasas sûresi. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur. bana önce Allahnın (M. bu küfür söz ve yanlış anlayış. dediler. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla.Allah velilerinin sırlarını bilenler. "Araştırmak dindir. sen gel dedi. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır. Hazreti Muhammed'i (S. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. derdi." Ben. senin kendini kurtarmandır. hayır. dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. bana zahmettir. "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır. Yani gerekli görmüyorlar. altın öküz heykeli. Allahyı bilen kimsedir. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. Böylece kalacağım. Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. o bengi suyu içen. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır. dedim. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir." derim. şu anlamdaki âyette buyurulan. ne de başkaları.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım. kendini kurtarır. Cebrail bile. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı. Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. yüce sıfatlarını o terbiye etti. sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı.) kitabı fayda vermez. hem de başkaları. Bir saat başını önüne eğdi. Ne Muhammed'den. Bunu inkâr eden benim nefsimdir. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. ötekini hem kendisi okur. hele. o imanı.A. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. ne de Allahdan söz açarız. Müslümanlığı örtmektir. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. ama asıl işin çetin tarafı da odur. Demezler ki. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa. gitmem. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. Bir gün de. yani önde yürüyorsun. benim varlığım bile hana zahmettir demişti. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz.

"Sizden iki erkeği tanık getirin. dediler. arzular dünya güzellikleri. o hatıraya ziyan verir. Şeyhi gerçeklediler. Murad (istenilen) da budur. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. içerde uyumuştur. dediler. dediler. Şeyh dedi ki: (M. Kendimi sağır yerine koyarım. Evet dedim. gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. bana on defa selâm söyler. kabul etmem. Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. deyin! Bu bir tuzaktır. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki. inkârında idi. Eğer üstat o taraftadır derlerse. haramzâdeliği kalmadı. Felsefeciler. çok hoşa giden şeyler. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. Dedi ki: Görmek. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. Davacı on sofiyi birden getirdi. Söz. öz ve halistir. dedi. Ama başkalarına karşı da çok . Ben on tanık birden getirdim. başımı eğer. Asıl surettir. Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. ancak onların iç âlemini görebilmektir. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük. mürid yani dileyen odur. dersiniz ki: işitmedik ki. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. cevap vermem. Nasıl dersin ki. piçsin! Katır piçliğini benimsedi. Dostlar yine. Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. haydi demek lâzım. hep hoş geçindik. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . âyette. Kendisinden tanık istediler. ayrılmaz bir sıfat değildir. bir gün bir şeyhin yanına vardılar.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. O bir yere gitmez. görelim de gelelim. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır. her şeye katlanırım. her ikisi tek bir isimdir ki. kılavuzum olmadan gidemem. sonra bedenimin iriliği. dedi. Evet hiç bir kimse yoktur ki. içeriye girmezsiniz. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir. Allah. Ama ne içten kurtardın. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. kendini göstermez. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. Çünkü haramzâdelik. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır. yani. Murad. Halk için. Onuncu defadan sonra. ne de dıştan. Hey hey. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz. örtünür. nihayet ben helâl süt emmişim. Allahm bilgimi artır" diyor. Evet. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm." (Bakara Sûresi. dediler. evet. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. Allah inciten sevgili! (M. yüksek her tarafı görebilirim. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur. 282) Duyurulmuştur. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. Birisi başka birini dava etmişti. iki görünmüştür. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir. Yoksa boşuna girmiş oluruz. söz yerine geçer. çok kere ben de kaçarım. asıl olan mânadır. akıl hükmündedirler. bir tanık daha getir. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. Vezir birine dedi ki: Bin altın al. derlerse. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. Şimdi bize. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli. Davacı: Efendimiz. 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. Çünkü o mal. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. ak'ıl kâfirdir. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. Onun piçliği. Böyle değerlenir.bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. Benim öfkeli zamanımda. selâm sana! derim. Sen haramzadesin. Tersine de olur. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri.öfkeleniyorum. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. deyiniz ki: Yanımda üstadım. beni rüsva ettin. Kadı. sevgili ve herkesin kıblesidir. Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. boyumun yüceliği.

Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan. Böylece üç gün geçmişti. ey bizim has kulumuz. dörtte dört murdar oldu. Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun). Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım.) türbesini ziyaret etti. Çünkü parmakla tutabilirsin. Benden ona selâm söyleyin. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi.Bana karşı hayranlık göstererek. Ama hâlâ evime ulaşmadı. O. Peygamberin sağlığında. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık. 331) onun işareti şöyledir.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler. ben ona ya bir defa iltifat ederim. Veys'in annesi öldü. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez. yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. bizim Allahlığımızı yüceltmektir. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz. hayvan mı. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! .) işareti ile olduğunu. Rum ülkesine-'. Seninle benim aramda bir şey kayboldu. o medrese hocası bu noktada kalmıştır. (M. ne kadar mazeret gösterdi ise. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar. yahut hiç. Nihayet Veys.A. Hazret! Muhammed'in (S. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım. O havuz. Bu Celâl'in hikâyesine benzer. Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz.) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır. Onun mazereti. gideyim. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca.A. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye. Kur'an'da. Hazreti Muhammed'in (S. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam. o razı olsun. Eğer benden sonra gelirse (M.) huzuruna erişemedi. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı. Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. yine Hazre-ti Muhammed'in (S. Veys. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım. öteki öfkeyi bastırsın. "De ki o Allah tek ve eşsizdir. Öyle bir öfke gerektir ki. Gönlünü henüz yıkamadınsa. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor." deseydi o derece soğuk düşerdi. sözü uzattılar. Nasıl ki. gür bir su kaynağı akıyordu. mazeretini söyledi. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu. Şu hale göre. Peygamber dünyadan göçtükten sonra. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur. sudan topraktan ayrılmadı.A." (İhlâs Sûresi. gönlü hoş olsun. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki.onurlu ve kibirli davranırım H. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı. Ama aralarında perdeler kalkmıştı. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar. annesine yardım etmek idi. ziyaret edememesinin sebebinin. kendine değer vermedin.A. fakat onunla fazla konuşmayın. Bizi değerlendirmek. ancak meyhanelerde olur. Demişti ki. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu. diye bakmıyorlardı. Ama onların sözleri. Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen.A. der. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. Gizli sadaka ona verilir.acaba bu Peri mi. konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor. kaplan mı yoksa başka bir şey mi.

beni evine götürdü. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. Bunlara acele etmeyin dedim. onun nasibi budur dedim. Dervişleri üç gün konakladı. o asla bu . iki dizinin üzerine edeple oturdu. bulamazsam. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun. Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere. Herkesi götürdüler. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. Bir nara atarak yere yuvarlandı. 3) hükmüne göre namaz kılardı. dediler.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun. Yemek yedikten sonra. Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı. ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş. yemekler getirtti. gece gündüz şöyle ibadet ederdi.soruları sormayacaktı. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. Ayağıma kapandı. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. Ama biz açız dediler. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler. güzel bir yer gösterdi. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir. ayrı düştüm. bir ağlama belirdi. ilmi şöyle idi. işitmek. dediler. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. Kulağımızı ağırlaştırarak. Bunları da sormuyorum. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız. Erzincan'a varınca dostlarda. Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca. Karpuz mevsimi idi. (M. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. Bir kaç gün geçmişti. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım. böyle cömert." (Müzemmil Sûresi. kuzular kesti. ben oracıkta kalakalmıştım. Veys. dşdi. Hazreti Mustafa'nın (S. Bazıları da. (M. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur. Şöyle gönlü alçak. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. onları sormuyorum dedi. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin. şimdi sen söyle. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu. dedi. ötekilerde de bir yufka yüreklilik. bana haber ver. işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. dedi. Beni kimse çağırmadı. diyordu. Oyunlar çıkarıyor. Sen yolun kâhyası mısın? dedim. şimdilik elimdesin. gözle görmek gibi değildir. şakalaşıyorduk. Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa. düğün ettiler. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. Çünkü pek arıklaşmıştım. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi. Bunları da sormuyorum. mucizesi böyle idi. Üç gün iş aramaya gittim. Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. dediler. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . demiş. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz. yiyecek bir şey bulamadılar. Dervişler için karpuz toplamıştı. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu.A.

yüzümü sana çevirdim.Allah. Yani ben yüz orduyu yağmaladım. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe. orada söz nasıl yer bulurdu. 334) Çünkü bana öğüt verdin. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki . çaresizdir." (Haşir Sûresi. "Sanır mısınız ki. Kahraman olur. "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki.). dediler. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır. ona uyarlar. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun. 115) buyuruyor. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. Gönülden gönüle pencere vardır. Onun göğsü. donuk âlemler var. parmak kaldırdı. ölümden korkmaz." buyuruyor." diyebilirdi? Hak nerede. Sürekli olmaz. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı. ne de en yakın bir melek giremez. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı. Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. sende. (M. Yoksulluk nedir ki." sözü ile işaret edilen hal. bana göstermiyorlar.diye sorabiliriz. neticede hiç de ölmez. 21) buyuruyor. Benim bir adetim vardır. karmakarışık. Ancak er odur ki.A. derimle. Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır. Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler. fakat sana cevap veremem. Allahsal âlemden söz açtılar. aramıza ne bir mahlûk. bana öğüt vermeye kalkıştı. Allahsına erişiyor. Her zerrede dağınık. Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır.) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin. bu nasıldır? Evet dedim. beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. Benim bütün varlığım. Ulu. âleme sığmaz." (Müminun Sûresi. Aşağı indiler. Orada birini gördüm. derler. örs oldum. Allah birdir dedi. sizi gereksiz yarattık. "Ben Hakkım. Her gün on koyun kesilir. Giremezsin. Yüce Allah. Hak ışığı önünde arıktır. sen.A. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir. öteki. saçılıp döküleydi. Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar.olmaz. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. sana izin yoktur derler. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir. Allahm topluluğu ondan kaldır. o onunla öğünsün . hayır. Elif nereye sığar. peki sana ne? dedi. Bin kere de Müslüman olsan. iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. sen başka bir yerde uğraşıyorsun. Sana saygı gösteriyorlar. Yoksa nasıl olur da. Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki. neticesi iyiliktir. senin bütün varlığınla dolu. Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine. yerleştiler. Dervişin azığı yoksulluktur. Nün nereye sıyırdı? Biri. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir. tekrar tazeleneydi. dedim . 335)Hazreti Muhammed (S. Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır. Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. Burada gerçi başka bir incelik vardır. Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor. (M. Zevkini ancak o çıkarır. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım. Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun. sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım. Bu âleme niçin indik. dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. Ben yüzümü hep sana çevirmişim. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin. ta ki her şeyimle onun olayım. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti. bu nasıl olur? . Etimle.

Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. Haktan başka herşey orada idi. kendi ruhu ile uğraşır. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün. sorar ki. seni yalnız bırakmışlar. varlıktan her ne varsa hep orada idi. diye sordu. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş. O Allah adamıdır. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti. Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir. seni yalnız buldum. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. yahut yağ asırır. Seni kimsesiz buluyoruz. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. O aslı. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. Evet her şey yok olur. "Ben. elbet de tersine ve yanlış söylerler. Yanar. o da aynı cevabı alır. gönül ehli olmalı. Ruhu gelir. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır." (Necim Sûresi. Adam. ruhu yok oluncaya kadar. iriliğini anlatırmış. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. Onun büyüklüğünü. (M. içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim. Daha başkaları aklı ile. yani sonradan meydana gelen şey. geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. parmak parmak topladın.) ona ne konuştuksa konuştuk der. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi." buyurmuştur. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. nefsi ile alışveriştedir.Efendi." Bir de. "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. 10) buyruldu. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. . o niçin vahyetti diyor. selâm sana. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. dedi. bildirdi. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir. Allah kalır. aradan kalkar. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. Denilebilir ki o gelir. O işten hoşnut ve memnundur. gönül sevinçlidir. Akıl da böylece gelir sorar. çok kere gönül kırılır. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun. Nasıl ki o hikmet ehli zat. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var. bu kadar deniz yolculuğu yaptım. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. Hele bir hadiste. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. Onu Allah yargılasın dedi.A. içindeki bal hep dökülmüştü. "Allah. Benim işim değildir. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu. bütün dostlar. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı. evet. Dedim ki: Bu. der. Ben dostları olmayan bir dostum. şimdi görüyorum ki. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü. Çünkü Musa gördü ki. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. Bunu fırsat bilen Hintli köle. Asıl budur. Çırak içinden kızar. fakat bir şey söyleyemezmiş.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. diye sorar. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. herkes kendi halini anlatır. 337) Tabiat ehli olmamalı. Hades. Hızırda. Kötülük yapma. Biri. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. Bundan dolayı Musa. elbet de abdest almayı gerektirir. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. ruhları tenlerden önce yarattı. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu. Gönül ara. "Kendini bana göster" dileği. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün. o sana söyledikleri ne idi. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir. bir anda kaybolur. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud.derler. Kimi ruh ile ilgilenir. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım. O ışık. demiş." buyurmuştur. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. Hazreti Peygamber (S. namaza ve Allah katına yol bulasın. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım. bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer. Başka biri sus demiş. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki." buyurulmuştur.

kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana. tatlılaşır. o çilede ve o zikir âleminde. diyor.) öyle bir nurdur ki. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki.. İşte o adam birdenbire nasıl hafifler. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi. 1) buyurulmuştur. onu zorla çamura sürüklerler. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu. (M.Muhammed (S. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser. coşar. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur. Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz.. ancak adları söylendiği için meclis kızışır. Gökten şeker yağıyormuş. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı." (M. Alemde hangi şey vardır ki. en üstünüdür. yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler. içinde parlak düşünceler belirirdi. Sanki halkı yoldan çıkarmak. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır. ben sana söylemiyorum. Mansur. Çünkü şeyh. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. Kur an'da. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır. Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. kendiliğinden gelmez. yere bıraktırır. iki kere yere eğilir. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. bir imtihan geçirmeden kabul olunur. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur. Nihayet gör ki. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi. veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var. hem de inkâr etmiştir. onu da öylece benden kıskanırdınız. Sonra tekrar gölgeye daldı mı. Dutun nurların en parlağı. dedi. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. "Hele. ey minber! der. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez. "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe. 338) Belki. o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. . panzehir ocağıdır. Diyelim ki onun durağı orasıdır. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir. gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım. onu yürütür. henüz gelişme yolunda olsun. Kaç kere. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı. hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar. karanlık kuruntular baş gösterirdi. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa.A. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse. atının dizginlerini benim elimden kapardınız.doğru yolu tutarsın. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. Musa onu dilememiş olsun! (M.

O altın gümüş peşindedir. yüzünü yere koy. eşek köprüden geçsin.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz. Bana bir ateş geldi. ben o işin peşindeyim ki. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. diye sordum. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki. Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf. ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. eğer peygamberleri. Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. Berrak ve temiz su. kendimden geçmiş bir vaziyette idim. yahut da söz derleme sevdasında idin. onlarla danışma yapalım. Haccac. Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. anlatılması imkânsızdır. gözüme başka bir şey göründü.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. Nefis. iyiden kötüden çekinirdi. Orada kadınlar vardır. Hazreti Peygamber. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum. dedim. gayet sert ve zalim bir adam idi. gözümü onunla aydınlat. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın. Emreden nefis. "Ne mutlu beni görenlere. Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. kadın huyludur. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım. ne de Mevlâna sevmiyor. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm. Bir zındıkla gören de zındık olur. yani Arap Muhammed şöyle der. Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. nasıl edelim? (M. Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. hoş bir sözdür. ama düşüncelerine aykırı davranın. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır. gökten yedi kapı açıldı. Allahm. Muhammed-i Razî. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. ama Allah güzellerinden değil. Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. dedi. Saygısızlık edersen git. Buyurdu ki: "Beni halka satın. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur." Bir söz söylüyordu. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim. deyiver. 342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. Anladım ki. dedim. Ama Allah sözü değil. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde. halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü. onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz. Hazreti Mustafa (S. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar. erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı." buyurulmuştur. Tam olgunluk çağına erince. şeyh olmuşlar. tekrar bir nara atarak kendime geldim. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin.A. Eğer sende saygı varsa gel. Güzel söz. o direkler . Hem de öyle bir gerçek dost olur ki. Sunu da söyledi: (M. Pilâvları getirmişler. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır. Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun. yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar. Çizmelerimi giymek istedim. iki damla yaş dök. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu.Ya rahat peşinde idin. Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. Bu adam. "Onlara danışın. en çok Hak ile dostluk ederdi. Ben para peşinde değilim. kendini sat! der. yüksek bir ses işittim." Yani. Kendimi bir bağda gördüm. yine kendimden geçtim. Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam. Artık saygısızlıktan vaz geç. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz. Olmaya ki. susamış bir insan arıyorum. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür. Çağdaş tefsirciyi ne Şems.(Ç)). Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. önceleri halktan çok sakmırdı. Onlar büyük adam olmuşlar. Emeviler devrinde Şam valisi. Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor." buyurulmuştur.

bir hamalın sırtında evine gönderdiler. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. nihayet çocuğu kaldırdılar. Bana dost görünen biri vardı. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. öyle bir toprak çömlek ki. yahut bozulur diye korkayım. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. dedi. Bir de o insana bak ki. Adam yerinde donakaldı. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. ötekine çimdik atar. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. ışık saçan iri gözleri vardı.etrafında bakışıyorlardı. fakat kuş uçup gitti. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum. dediler. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu. aman bana yardım et. ya çamura düşer. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü. işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz. Orada dışarıdan biri işaret etti. (M. Hoca Reis. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada. kırıldı. dersini okumaya başladı. bana güzel bir kadın bul. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. Annesi. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. iman ışığı yüzünden fışkırıyor. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. dedi. Yanına havadan iki kişi geldi. müridlik davasında idi.diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. sonra da falakaya yatırdım. ikinci.Öğrencilerden birini çağırdı. şakalaşmak. (M. bu sönmez. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. hoş sesim var. sönmemiştir. yerine otur. Mevlâna'nın önüne koydular. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz. şaşılacak bir şey değil. Ona seslendim. Bir toprak çömlek ki. ne kadar uzak olduğunu anladı. Hayret ettim. ona işaret ediyor. boyuna aşık atıyorlardı. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. Ben. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi. ikinci gün tekrar geldi. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. dedim. Arkası bu tarafa dönüktü. biraz sonra yerinden sıçradı. Kitabı önümde açtı. babası geldiler. diye mırıldanıyordu. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim. Bir kaç gün sonra yine unuttu. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. bunlar ne adam-larmış. Dışarda aşık oynadığını söylediler. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı. . Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. Bir gün geldi. Ertesi sabah namazda idim. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum. dedim. Ara sıra ne oldu? diyordum. üç yüz isterse sen dört yüz ver. dersini okumaya başladı. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. bir kale duvarı üstüne kondu. Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. ödü koptu. bir tokat patlattım. Ben müezzinlik ederim. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım. ayağıma kapanarak. benim bir canım var ama. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. üstat diyorlardı. henüz yeniyim. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. gizlice ona seslendim. yere vurul-sa kırılmaz.mümin kulların ibadetleridir. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. Ya boynu kopar. bir kenarından biraz yırtılmıştı. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. Hemen yere yuvarlandı. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı. Önce ona bağırdım. (M. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. Bu sopayı aldım. Çömlek değil ki murdar olur. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. dedim. ellerini kanattım. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. Ben susuyordum. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. kalfa olacağım. oynamak istedi. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. size senet verelim. Selâm sanaüstat! dedi.

bıyığı ile öğünürlerdi. Geldi. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki. Sonra kendi özel hücresine davet etti. Şehrin şahından . dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. ." (K. kitabının yanına götürdüm. daha saygılı olmuştu. Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. Artık işini bulmuştu. Onu falakaya çektiler. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. Bundan sonra bir tek söz söyledim. hem de diyorlardı ki. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. Sen niçin içmezsin dedi. bu. sen müritlerin önünde içki içersin. Onun sakalı. Beyit: Erliği. bir ay dışarı çıkmadı. diye annesine babasına yalvarıyordu. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu. Allah! dedi. insafsızlığı pek ileri götürürlerdi. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. O vaizdir.bahsetsem. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. Onlarla birlikte sırlar konuşur. Bundan sonra bir daha gelmedi. rengi uçtu. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin. Öyle yumuşadı ki. üç defa elini alnına götürdü. bundan sonra da sopayı suya koydum. elleri titredi. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. kalk gidelim. o benim efendimdir. Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. ayaklarını sarar. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar. ne de büyükten.renkten renge giriyor. Anne ve babası dua ediyorlar. dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir. öğütçüdür ne bilir derler. taş atardı. Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı. Aman üstat.dedim. kupkuru kesildi. Çünkü erlikleri yoktur. sakal ve bıyığının yalancı şahididir. Selâm sana. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. 346) Üstada gidiyorum dedi. Her ne derlerse desinler. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim. ötekilerde ses çıkarmadı. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. Nihayet yine evine götürdüler. Beni tekrar mektebe götürün. hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum. O beni yola getirdi. gizli hikmetler söyleşir. "Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. "O sizinle beraberdir. 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun. Hemen yere yuvarlandı. öyle cesaretli. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz. ona söverdi. (M. Benim ne olacağımı. 57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. hoş bir sesle ezan okuyordu. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur. Uçuruma gidiyorsun dikkat et. Bunu yapamam dedi. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar. Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. Bunun mânası nedir. öyle korkusuzdu ki. ben bu işe katılmam. Kalfa da bir kaç sopa vurdu. ondan yoksundur. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. Kalk diyordum. ama ben içmem. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. çok saygılar gösterdi. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. Önüne vardım.

Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. ecel kılıcından hem başını. 348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik. Ey kahpecik! dedi. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. hayır gitmiyordu. Belki bilmiyorduk. Çünkü herkes kitaptan anlamaz. feryat. Allahyı görürsen. emrindeyim. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim. Dost odur ki. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. kızı altına çekti. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. Ama geline yaklaşamadı. Gizlice kırk dinara satın aldılar. Sahabeddin-i Sühreverdî. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın. figan sesleri yükseldi. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. Kâfirleri şu cihetten severim ki. Koca. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. düşmanız derler. Başını kestiler.Yukarıda sözü geçen delikanlı. Ama hemen pişman oldu. Atlı yaklaşınca yolcuya. Güzel bir kitap beş akçeye satılır. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. (ona. Bu Şahabeddin istiyordu ki. bunu hiç kimse anlayamaz. Yolcu şu cevabı verdi: (M. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. dedi bir komşu ile. benim en yakın arkadaşım sensin dedi. ellerin. Kendi kendine. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. Dost çok iyidir. Bugün gece sularında bana gelir. Yarabbi onları günahtan kurtar. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. kapının dışında idi. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. meseleyi açtı. Halim şu durumdadır. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. Lâfı çok uzatırsak. onun varlığında yürürsün. bilgiden üstün olsun. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır. fitne ve fesata sebep olan. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. benim elbisemi giyersin. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi. benden selâm söyle. demiri yırtar. alt tarafı yalan olur. kendini onda yok edersin. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. Düşmanların tuzağı açığa çıktı. Bahtiyar odur ki. hemen hazineye gitti. cezayı gerektirir. bir bağıştır. (Açıkça) biz kâfiriz. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. Yer. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. aralık hep askerlerle dolu. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. içinde bir öfke duydu. hâkim olsun. yasaktır. Kıskandılar. Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi. hem de külahını kurtarır. Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı. müderrisler. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor. Simdi gel artık el ele tutuşalım. Yerinden sıçradı. Burada dava boş lâftır. derim." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır." (Kadir Sûresi. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. dostluk iddiasında bulunmazlar. iğneci. Bu gün din âleminde de iş böyledir. (M. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. Söz onlardan da geçerdi. Nasıl ki. Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı. Yoksa yolda kalırsın. . o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. Daha fazlası da işe yaramazdı. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir. "Maktul" Şahabeddin de derler). O insafsız bu makamda bizdendir. O kalmazsa sen de kalmazsın. delik deşik eder. tavan. Düğün dernek yapıldı. Akıl gerektir ki.hay hay! dedi. İğneci yiğitçe yaklaştı. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. (M. Ey kadılar. Mektup okununca sarığı aşağı düştü. 350) Güzel söylüyorsun. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. Sen biz olunca ulu Allahnın. Çok düşkün bir durumda kaldı.

diyecek kadar hoşgörürlük varsa. daha kuvvetlidir.) bizim perdedarımızdır.Bugün sen de. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. İyi insan dert ortağı olur. var ve yok eden mi daha güçlü. kabuğunu soyun. Bir zaman kabahati feleğe yükler. Şeyh ibrahim. bu tasarrufu bırak ki. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm. benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır. misafirin önüne koyarlar. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin. Hem davet ediyorsun. bizi hem var. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan. bütün bu varlık Allahındır. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür. kırılmış olarak getirin. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. davetin tam kendisidir. istiyordum ki. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez. bunu tanırım. Muhammed (S. 353) Evet dedim. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi. işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin. iyi insan cana yakın. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. (M. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı. Biri diyordu ki. şeyhi meyhanede gördüğün halde. (M. Muhammed'i gör ki. temizleyin. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. tatlı bir insan olur. ağaca çıkar." (Şems Sûresi. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. Bunun ne olduğunu Allah bilir. Allahı görsün. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. gözünü açsın. Eren de şaşkına döndü. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. o makam ancak. yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır. 351) Yap. Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. bir gün . aynı Kabe'de. ben bu işin sırrını bilmem. Çoktandır sürmemiştin. Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat. ama bu Şems'in yüzü kararmaz. buyur derler. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. Derler ki: Simdi git. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz.A. Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. der. ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur. bu cevize benzemiyor. davet nereyedir? (M. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. Aleme tek başına geldin. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun. Ben bunu yiyemem. ancak o ve onun Allahsı bilir. der. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur. O şaşkın ve perişan idi. Onun hiç bir sebebi yoktur. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. bir kere bu sende onu aynı münacaatta. Ben böylesin! hiç görmedim.

diye sızlanmaya başlar. başcağızın kucaklar. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun. Allah huzurunda nikabmı atmış. bende o velilik yoktur. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. bir gece sıkıntı çeker. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler. dışarı kaçarlar. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz. Onu bütün açıklığı ile görmekten. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. hiç tatlılaşmaz. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim. Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. 354) Benim işime kimse takat getirmez. Dilimin ucuna geldi. O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. yiyorum.Konuşurken bazan karanlık. Yoksa aslında bilerek değildir. Onu ancak ben yaparım. Benliğinde hiç şüphesi yoktur. inkâr eder. Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. diğer bir sefer de ispat eder. Allah bana bilgi vermiştir. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. sonu iyi olur dedim. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. Ben ye demem. Ben buna ancak gülerim. . Gerek ki sen pişesin! dedim. gözlerini öperdi. işaretten anlamıyorsun dedim. ama o küpün başında oturur. ama o seni incitmesin. hayır der. Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. der. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. Çünkü açıkça görüyorum. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. O velilik ancak Allahtandır ki. dedi. Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın.) olsun. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. onların haline bakalım. ah vah ederek karşınıza gelir. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. Bu vasıflar. Allah kulları. bundan ne şüphem olabilir der. İster iyi ister kötü olsunlar. Allahnın öyle kulları vardır ki. kulluk eder. doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin. (Ben) sözü ile konuşur. tadıyorum. (M. Zındık ise. Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım. Başkaları sarhoş olur. ayakları titreye titreye. Sen nasıl müritsin ki. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir. Nasıl pişeyim? dedi. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. çocuktur. der. bir gün bahtına. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. perdeye yapışmış olan kimsedir. Aslından değil. Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. bir gün de Allahya çatar. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum. Mümin. ister Muhammed'den başkası. ister Muhammed (S. Kiliseye de uğrayalım. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. bu acıları ben verdim sen çek. vehimlerle karışık sözler söyler.A. Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. bunu yine ben onarırım. daima olumsuz düşünür. bir başka şey doğdu. (M.zamaneye. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz. Biri gedi. Cevap verdim. değişik olmayaydı. rahatsızlık veriyor. Bu gün mümin olan yoksun değildir. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir. oradaki biçareleri görelim. Bir kere Allah yoktur der. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. öteki eliyle de duvarı tutarak. onları da gözden geçirelim.

Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. (M. Fedakârlıklar gösterirler. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. ben sınamaya devam ederim. İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. Ama sizden faydalandığım gibi değil. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. ben bunu yapamam. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. ben de sana öğretiyorum. Ama onlara uymazdı. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. rükûa varırdı. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin. Çünkü bunu sen de yapıyorsun. Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. yani Allaha yaklaşmak içindir. (M. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. billahi de. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. kurtulasın dedim. "Allahu Ekber" demek kurban. Müridin yolu bu değildir. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. Adamın biri. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur. Dedim ki: O yapmadı. yabancılar etrafıma toplanır. yani Allah uludur diyorsun. Tanıdıklar. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. Hem de olmamalı diyorsun. derler. Bayatlayınca iş zorlaşır. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. kadıya şikâyete gider. böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. Davalı tarafın tanığı yoktur. (M. "Benim velilerim kubbelerim altındadır. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar. Ya hizmetçi olurum. Ben ondan çok faydalandım. kurusa da incinmez. Bu ona benzemez. ona sen yemin edeceksin. Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar. gerekirse gideyim. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi. Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz. gerekirse oturayım. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. sus der.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. Halbuki. ne efendisi olur. onun şöyle olmalı. Mademki itiraz etmek gerekmez. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. Namazda. Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun. ama münafıklar.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. Ayak pabuç içinde yerleşince. ötesini Allah bilir. canı gider. bana gerektir ki serbest davranayım. Kurban ol ki." anlamındaki . Allah demelisin. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar. Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz. 35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. Şiir: Ne kimsenin uşağı. onları benden başkaları bilmezler. başını ayağını sallamaya başlar. Çünkü bana hayat lâzım. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. namazda konuşulmaz. olmayanları gösteresiniz. Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar.

Bir topluluk daha vardır ki. Tam otuz yıl bu işte çalışmış.Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. Hakkı nasıl a'nlayabilir? Nasıl görebilir? Onun nazarında olan bu şahsı da hoşa giden her şey gibi hoş karşılarlar. nerede Her şey ondan nur almıştır. Vaizin minber üstünde. sonradan yaratılmış bir varlıktır. o görüş? Madem ki görüyorsun nerede o? NASUH TÖVBESİ (M. Herkesi aradık yalnız Nasuh kaldı onu da arayın. Kadınlar hamamında tellâklık edermiş. Ben onlardan değilim. bu yalvarış halinde iken içeriden bir ses geldi. Bazıları bu Nasuh sözünün yorumlanmasında nefse dönmeyen şey demişlerdir. MUHAMMED'İN OLDUĞU YERDE ADEM NE SÖYLEYEBİLİR? Aklın ayağı topaldır. kendini de baba biliyorsun? dedim. Allahya söz veriyor eğer bu defa kendimi kurtarırsam bundan sonra bütün ömrüm boyunca böyle bir iş yapmam. gözleri görür ve gördüklerini de bilirler. Herkesin bir özel hali vardır. Mısra: Ev sevgili. . sen de benim oğlumsun. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış. ama tam bir erkekmiş. diyor. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. kulağındaki büyük yakut küpe kaybolmuş. çavuşlara emir verilmiş hemen gidin hamamda hiç bir delik deşik kalmamak şartı ile araştırın! denilmiş. dedi. Bir levha üzerinde bir Elif yazıldı. Bir gün Sultanın kızı hamama gelmiş. Nasuh halvete girer korkudan titremeye başlar. O hadis. 8) buyurulmuştur. Sırrını Allahya ısmarladı. Nasuh. Aklı başından gitmişti. Şiir: Her işin tam vakti gelmedikçe Sana dostun dostluğu fayda vermez. küpe bulundu dediler. maşukun bir hali vardır. Ona ister levha üzerinde yazıldı diyelim. dinleyenlerin. âşıkın bir hali. ama onlardan haberim var. Tam bu sırada bir ses daha geldi. Onları görmek dileyenler Allah Nazar'ına gelirler. Derler ki: Nerede kendini görme." (Tahrim Sûresi.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. hafızın minder üstünde. Bu hoş bir deyimdir. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. Bazıları da Nasuh. ister yer üstünde. Niçin vakitsiz uyuyorsunuz ki beni oğul görüyor. Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. ondan bir şey gelmez. şeyhin ayrı ayrı halleri olduğu gibi mürşidin de bir hali. Ama onu da nasipsiz bırakmak olmaz. ama içeriye girmeye gücü yetmez. Eğer şu yükü benim sırtımdan kaldırırsan. senin Allahlığına sığınarak söz veriyorum. her tarafını sarmışlar. Onları da kendileri bilir. arka arkaya secdeye kapanıyor. Şimdi araştırma sırası bana gelecek diye sızlanıyor. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler. Allahım bundan sonra bir daha kadın tellâklığı etmeyeceğim. 359) Kur'an'da. müridin. Çavuşlar hamamın kubbesini ve içini. isterse yer ve göklerin ortasında. yazılsın. Görmediğin şeyden ne dem vuruyorsun? Nihayet ben senin babanım. Arayanlar bir Lahavle çekti. Onları kim görebilir? Onlar böylece Allah katındadırlar. "Ey iman edenler. kör olduğunu bilmez. evin kapısına gelir. Hadis. bundan böyle Nasuh kulun bir daha bu günahı işlemez.

Onlar lük lük yutuyorlar kendi keyifleri için yiyorlardı. Onlara karşı işte benim Allahm budur. kadın yapılı idi. Çünkü ruhlar âleminde felekler vardır. Bari gelsin eliyle Sultanın kızını okşasın kız da onun kendisini okşamasını istiyor. "Yüzümü yerleri ve gökleri yaratan Tan |rıya yönelttim. gidişleri de senin gidişinden başkadır. Halbuki İbrahim ben batan şeyleri sevmem dedi. padişahın yanına . Beyit: Bu yolda yüz bin tane Adem yüzlü iblis var. iç sırları âleminde de felekler. ama ben senin nefsindekini bilmem. silâh kullanmayı. Her insan yüzlüyü sakın insan sanma. Çünkü bendeki gam onlara bulaşırsa dayanamazlar. Nasuh şu cevabı verdi: Benim elim bu gün işlemiyor. Buyurdu ki: Nasuh Tövbesi ile tövbe edin ki o tövbe otuz yıl yaşar hiç geri dönmez. ahmak. Kendini aradan çıkarınca da onu ispat etmiş oldu.Nasuh'un hakkında kötü düşüncelere saptık dediler. kız çocukları gibi oynuyordu. Ama pisliğini temizlerken değil. "Yarabbi biz nefislerimize zulmettik. o da hasta oldu. Niçin aklını bilen yahut ruhunu bilen denmedi? Dedim ki: Nefis. beni açlıktan öldürüyorlardı. kabul etmediler. yiğitlik örnekleri gösterir. Bende öyle bir kuvvet vardır ki. bebekler yapıyor. o korkulardan elini tutarak seni kurtardım. kendi gamımı onlara ulaştırmak istemem. Herkes bir şeye tapar. Şu Müslümanlardan sıkıntı duymuştum. güneşler. Sen öyle bir insansın ki." diye dua ediyor. Or>|arı yıkarım. Bir çok bilgilerden söz açar. diyor." (Araf sûresi: 23) buyurulmuştur. ölürler. yoksa onlara iyilik yapılsa hiç kabul etmezler. İbrahim Peygamber gibi."(Enam Sûresi. 362) Bir padişahın iki oğlu vardı. Üzülüp bozulan