ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

daima uyanık gönüllüydü.' dedi. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş. halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı. fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık. 77. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan.' Hemen kavuğunu. sentaks. O . mum gibi erimeye başladı.' dediler.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki. 'Ben sana yabancı değilim. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü. din bilgisinde. 'Dostum gitme. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir. geceleri uyumazdı.» (Şems-i Tebrizî. 'Bizim güneşimiz. «O. onlardan daha zevkli.» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu. sarığını.'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir. onun. telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. Asıl zevk. beni dinlerken.Kemal'e baş vurdu. dördüncü kat göğe kadar çıktım. üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa. ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı. onu hiç unutamadı. Alâeddin.' dedi. duman gibi kendini yok etmeye çalış.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. O makamın kutsal sakinleri. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. temel bilgilerde. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış. gönlü isterse. onlardan daha üstün. bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü. Adam o sırada. nasıl anlatayım. Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum. tartışır. orada yerleşmiş. onlardan daha lâtiftir. Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. Konuşmalar. Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki. Gerekirse. eli vergili. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. Karanlıkta dama doğru yürüdü. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır. hepsinden daha yetkili konuşur. ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar. Devletşah diyor ki. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir. ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm. Bütün fenlerde. Yoksa. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. gramer. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. ruh âleminin manasına erebilmektedir. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu. 48).» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur. Benim önümde. (M. ayıptır söylemesi. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. M. Bunu seyreden aziz derviş.

Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı. O. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması.A.' diye öğünmüştür?» Mevlânâ. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems.). talebesi. susuzluğu o kadar derindir ki. Dış âlemle ilişkisini kesmiş. hiç dışarı çıkmazlar. namaz. «Bu ne sorudur?» der. aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. Derken belirli vakit gelir. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. Eflâkî'ye göre Mevlânâ. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu.» der. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi. sıhhatinin bozulmasına yol açtı. büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik. bir nağra atarak yere yıkılır. Hakkın yüceliğinin. her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. Bu ayrılık süresi. müderrislik. bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş. müftülük. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S. Mevlânâ bir katıra binmiş. Konya şeyhleri arasında bir sofi de. Şems yol üzerinde beklemekte. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki. Şemseddin. Bir kısım Konyalılar da.» diyorlardı. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü. cihan varlıklarının en büyüğüdür. Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner. ibadet ve sohbetle meşgul olur. kudretinin. gece gündüz.). kayıplara karıştı. artık başka bir âleme dalmıştı. sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. aksine.» diyorlardı. her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız.» Bazıları da. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki.» diye halkı ayaklandırıyordu. Mevlânâ'yı sorar.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik. oruç. katırın dizginine yapışır. Ama. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış. o zaman da suya kandığından söz eder. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına. hep gam. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor.A. selâm verir ve «Hemen söyle bana. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı.' dediği halde Bayezid. bütün normal işlerini.A. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. en yücesidir.' diye hep özlem duyar. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. 'Beni ululayın şanım ne yücedir. Tebrizlilerin uydusu haline geldi.A. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları. meslislere gitmek istemiyor. sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde. hep onunla göz göze diz dize idi. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S. hakkındaki bu dedikoduları. ona. yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ. sohbet arkadaşları yapıyor. Şu sebepten ki. güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti. Kimseyle konuşmuyor. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır.). öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından. Neredeyse o . hep onun işaretlerine dönük. «Bize. onun. onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır.

Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. sizi atlatır. saygı göstermekten geri durmazlardı. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. Sultan Velecl. bu İsrarlar karşısında dayanamadı. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. yirmi nefer atlı. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. can da o viranenin baykuşu oldu. «Umarız ki. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. halktan emirlerden. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi. kudretli. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. yaratıcı. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. et. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. hâkim ve mahkûmlarla doldu. Aman ne olur. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri. babasının işaret ettiği hana gitti. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. Şems'in odası önünde edeple durdular.» diye çok yalvardılar. mum gibi erimeye başladım. diri gönüllü bir dervişe rastladım. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. âşıkane secdeler et. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. Mevlana'yı çok üzüyordu. Bu mektup Şemseddin'den idi. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. Cadılıkla. havayı bağlar. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru. Şems. akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın. bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a . büyücülükle suya düğüm vurur.» dedi. Bir kere onun cemali parlayınca. Mevlânâ. O. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç. fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. ger. bilginlerden. kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz. güzellerin güzelliği hiç kalır. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler. Mevlânâ'hm mektubunu. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. sen otur da seyret. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur. Öyle bir derviş ki. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. bu zaif hayır duası ile meşguldür. birkaç yük değerli hediye. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. Sultan Ve-led. «Benden selâm götür. Gidin ey yoldaşlar. Oraya varır varmaz.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti.

Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış. Bu olay. Şam sevgilisine can vermiş. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu.» diye feryada başladı. Öte tarafta Şems'i sevmeyenler. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. dedikoduya. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu. Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı. ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz. Yüksek sesle. hemen bir bıçak .» dedi. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu. «Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki.' der. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin. Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. bir gün. Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak. Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış. sevindi. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır. Bu ikinci gelişte. onu fırsat buldukça küçümsemekten. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı.Şems. odasını bomboş bulunca dayanamadı. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. o hakikat güneşinden bir haber beklediler. Ne yazık ki. Rum Ülkesinden Şam tarafına. gönül bağlamışız. Bir süre durduktan sonra. dedi. içinde bir perşembe gününe rastlar. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. 'Beni öldürmek istiyorlar. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz. Şems. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. bu saldırılara bir zaman katlandı. sövüp saymaya başladılar. teşekkür etmiştir. Şems.' diyerek dışarı çıkar. Bir müddet ondan. 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır. yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz. 645 hicret yılı . hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. özgür oldu. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler. Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. hiç kimse izimi tozumu bulamayacak.

Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra. hep Medresesinde dönüp dolaşır. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin. her günkü doğuşlarını şiirlerle. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı.saplarlar. gazellerle ifade ediyordu. İbrahim Fahreddin. onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur. Baba Kemal. onun. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. Hüseyin bin Hasan. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş. Şemseddin. «Oğlum Şemseddin. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır. şu cevabı verdi: «Ben. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. Fakat bende bu cihet eksiktir. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. Şeyhi. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. onu da çileye oturttu. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa. Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış. . Bir gün. biri birini tutmayan rivayetlerdendir. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir. Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. Şam'da aylarca Şemsi araması. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki. Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in. Eflâkî. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi.)de. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî. Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar. Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. Dest tarafından Türkistan'a gitti. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. Ama olayın bir de mantık yönü vardır. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş.

Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. «Sevgili evlâdım. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o. bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî. Şeyhe şikâyet ederler. o. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. ondan filizlendi o. Maruf. Davud. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. o. Ebûbekr Nessacı.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. Onun aşkının okşayışları. müridinin alnından öperek. Tebrizî de. Büyük bir ihtimale göre Halep. Onun şiirlerinin. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. Hasan-ı Basrî'yi. gönülleri hep o tarafa çeker. Ariflerin Menkıbeleri'nde. o. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. Maruf-u Kerhî'yi. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki. o. onun şu anlamdaki gazeli de. Şems'in yanıp yakılmasını. Muhammed Zeccac'ı. Ahmed Hatibî'yi. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. Şeyh. Serîi Sakatî'yi.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında. Bu da.. hafif ruhlu olur. o. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi. Nasıl ki. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. dervişlik geleneklerine aykırı görür. Hasan-ı Basrî. Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. Şemseddin-i Tebrizî'yi. Allahsal inayetler. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. o şahın hizmeti İçindir. o da. edep kaynağından bize varlık verdi. Cüneyd-i Bağdadî'yi. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. bunu okumaktan pek hoşlanır. Habib-i Acemiyî. yaş dökermiş. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. Bahaeddin Veled. Eflâkî'nin yazdığına göre de. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. Davud-u Taî'yi. okudukça durmadan duygulanır. Sultan Veled'i irşad etmiştir. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır.» demiş. yardımlar. Nasıl ki Konuşmalar'da da . o. Öte yandan. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. hep ağlar gezer. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar. o da. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. Şiblî'yl. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini. Ahmed Gazalî'yi. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. o. o. Mevlânâ Celâleddin'i. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu. neşeden ağır başlı. sen artık dilediğin mertebeyi buldun.

ondan Maruf-u Kerhî'ye. o. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî). Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır. Çünkü bütün tezkereciler. Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. Ebû Ali Kâtib'in. ondan. o. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. o da.i Sakatî'ye. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. o. Dâvud-u Taî'nin. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de. Gerek gördüğü bu hakaretlerden. bu doğru değildir. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. Ahmed Gazalî'ye. Birinci yoldan. Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. Cüneyd-i Bağdadî'nin. Ebû Ali Kâtib' in. SerîJ Sakatî'nin. Ebû Ali Rubarî'ye. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz. Maruf-u Kerhî'nin. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye. o da Hazreti Muhammed'in (S. o. Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. Şemsin Suriye. Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında. o. Hasan Basrînin. o. ondan da. Şems'in. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. ondan da. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman.şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. o. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . Mevlânâ. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış. Alâeddin. Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. o. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577). o. Bu Rükneddin. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. o. o. o. Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. Ebû Ali Rubârî'nin. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. o. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a. Ebûbekr Nes-sac'ın. Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. Şems. ondan. Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. o. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in. Cüneyd'in. Serî. o. Allahdan idi. o.) sohbetinden feyz almıştır. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu. Ebû Ali Rubârî'nin. Ebul Necip Sühreverdî'nin. Ebû Osman Mağribî'nin. çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. ondan. o da.» Bu o demektir ki. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Nasıl ki. Serî-i Sakatî'nin. ondan. o da. Ebû Osman Mağribî'nin.A. ondan. Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. o.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. ondan. o. dargınlıklara yol açan. o. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. ikinci yoldan da. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır. Ebul Necip Sühreverdî'nin. ondan. o. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. ondan. Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî. Habib-i Acemî'nin. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. Şeyh Ahmed Gazalî'nin. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in. Maruf-u Telhî'nin.

başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler. düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler. Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz. derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. Bu mektupta. 12/12/1973. Aziz arkadaşım Prof. şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da. Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya. Şems-i Tebrizî'ye gelince. Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir. oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü. onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN . ulu Allahdan başarılar dilerim.

103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz. sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın. kâfirlere karşı güçlüdürler. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek. sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama. belki o gözleri kavrar.» (Mâide. Hadis. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin. o latiftir. «O.» (En'am sûresi. «Onlar Allahyı severler. kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki. Ama sen ona niyaz götür ki. Kovucuların dedikodusundan çekinmezler. işte bu sevginin etkisine işarettir. Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır. O kadimden kadimi görürsün. İşte o aşk'tır". . 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim. 103). Kadimden sana bir şey erişir. nasıl ki Kuran'da.BİRİNCİ BÖLÜM (M. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. Allah da onları sever. Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir. Allah yolunda savaşırlar. her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki.» (En'am. Hak kadim'dir. gözleri kavrar. her şeyi bilici ve görücüdür. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. niyazsız olan o dergâh niyazı sever. başlangıcı olmayan varlıktır. kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki. niyaz'sızdır. hiç kimseden bir şey beklemez. Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir. canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar.O âyetindeki nükte de buna işarettir. 54) nükteleri.» (Mâide sûresi.

o tanıklar ve para cezaları olmayaydı. «Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir. Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti. onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın.» buyurulmadı mı? Sözün kısası. Buna tanıklar. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan. Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır. O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar. Dedim ki haydi öyle olsun. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. Bir defa ona desen ki. Bu ayna. aynayı eline vereyim. Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar. «Eğer bu ayna iyi ise. Öteki kendi kendine. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım.» Ayna işi ince bir iştir.» Dedi ki: Şimdi ey dost. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine.Bana velî diyorlar. Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. . Remizler. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. Şûra sûresi. Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki. Şimdi diyorum ki. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır. doğru kal! Doğruluk göster. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu. oradan ayrılmak istemedik. «aynayı getir artık sabrım kalmadı.» dedi «o şartlar. sözünü kıramıyorum. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme. bedeli bu kadardır. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar. Ben de velinin velisi. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. dostun dostuyum. Şunu hatırla ki.» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı. en zor işler kolaylaştı. onu daima okşardı. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki. 113. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın. 15) buyuruyor.» Tekrar gönlü razı olmadı.» dedi. eğilimi daima hakka doğrudur. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. Hakkın kendisidir. «Hâşâ.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin. istedi ki yere vursun. O sanır ki ayna ondan başkasıdır. «Keski. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum. Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma. Ama bunu yapamadı. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim. O hal diliyle der ki. (M. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer. ancak Mevlânâ. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim. «Ben gönlü kırıkların yanındayım. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. belki ihtimal vermezsin. Sen ki doğrusun.» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile.» dedi. bu bakımdan daha sağlamım. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu. bahaneyi aynada buluyor. deliller gösterdi. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. 3) Hemen kırmayı düşündü. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin. «Ey üstat. çünkü o benim dostumdur. «Bu elbette olmaz.

Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir. Bir gün diyorum ki. nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim. «O söylüyorsa kanını dökeriz. Şeyhlerin kuvveti başka başka olur. Sen kimsin. Evet o da vardır. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. Bir aralık ben sana.» diye şaka yaptığın için incindi. söze gücüm yeter. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur. güzel söz. Kışın üşümemesi için eskiden. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. Alâeddin de bir cim ri idi. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır. . «Sen. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir. sakınıyoruz. kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez. onun hiç bir şeyi. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı. o silahtar oğlu için. Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. Güzel sıfatları arasında utangaçlık. ancak bu sözden başka bir söz işitir. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. Ben de. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. Onun ancak iki hüneri vardı ki. Ona yetişmek için uğraşırım ve. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. çok sağlam bir devlet sahibidir o. Ancak undan. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir. Doğru sözdür. işitir. (M. cihanın maskarası olmuşsun. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben. midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım. baş ka bir işi yoktur. H. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. sen de de söz varsa bana söyle. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir. harcadı.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer. «Sözü bugün söylemelidir. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. Ancak onun himmeti buna engel dir. giyecekten birşeyler gönderilsin. «O bilir» dedim. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır. Evhad. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar. «o onu suçlandıramaz. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun. odundan. Onlar. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur. Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. âlemin parmakla gösterilen adamı. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. senin sözün nedir.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. anlat onları.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz.» dediler. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. maksada uygun düşsün. Onun mutlu sözlerindendir. İşte bu iyi bir alâmettir. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd. geniş meydan açıldı.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun. bir temel üzerinde yürümek gerektir. divan erleri bil selerdi kaparlardı. 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. Musa' ya yakın değilsin. «Başka şeyler işitiyorsun derim. «Konuş. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. Çünkü günahlar suçlar vardır ki. hiç bir işi yok. gönlüm ona yabancı kalamıyor. Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. kapılar açıldı. bugün bütün suçları işlemiştir. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir.

çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. hem çirkinlik yönümü anlasın. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir. onun sözü değildi. (M. «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. 5) Biri. yufka yüreklilik getirir. açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır. O. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır. Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar. yorumlar ve özür dileyerek der ki. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir. belki onlarla konuşamaz. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz. onların öldürülmesini emir buyururlardı. mest eder. Beş vakit namaz. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. Ancak benim sözümdür.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür. A. çirkinliğimi gösteriyorum ki. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş. Biri de. Gerçi bir sema vardır ki.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. ne Kuran'dır ne de hadistir. Halbuki derviş sözü naziktir. çirkin tarafımızı görmemişti. Çünkü onların yaşama zevkini artırır.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım. onlara göz yaşı. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. onları başka âlemlerden dışarı götürür. yoksa size kusur bulmak değil. sebepten dolayı indirilmiştir. eğer sahabe bunu kullansalardı. Başka söz de hatırıma gelmiyor. beni olduğum gibi görsün. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir. onların sohbetine katılamaz. Ramazan orucu nasıl farz ise. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur. Bir başka semâ da. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki. Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. o perde de. Cüneyd'e. başkalarının sohbetinden soğuması.» buyurulmuştur. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır. burada melek hayalinin bize yeri yoktur. Semâ. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana. Bu şeytan hayalidir. şimdi elden gitti mi. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır. Hem güzellik yönümü. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar. Bu o demektir ki. Halbuki şarap haramdır. öteki Mağrip'te harekete geçer. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider. Bunların. bunu başka bir dervişten sor. Her âyet ihtiyaca göre iner. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. melek hayaline bile razı değiliz. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir. Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır. ikincisi de onu işleyene aittir. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar.) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. 10 dervişin keremi idi. Hakka kavuşturur. hoşlanmamasıdır. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye. İncinme. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. o haramdır ve yasaktır. O. yapılması farz olan semâdır. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. Hadiste.» diyor. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır. Mevlânâ'nın yüzü güzeldir. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı. Hazreti Muhammed de (S. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar. O. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum.» diye şüpheli bir söz söyledi. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki. gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz. Dervişin biri onun mezarı başına gitti. Bu da hal ehli erenlerin semaidir.

Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz. Şiir: Akıl. benim yurdum o denizdir. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. bir ok atacaksın. kümes kuşlarına karış. Mısra: Bu gönül işidir. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. Peygamberler. o daha uzaktadır. her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir. ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran. Bana diyordu ki. yüzünü kıbleye çevireceksin. deveye benzer. gerçekleyen kimselerdir. Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır. bir kubbe vardır. Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler. aşk bu bağları çözer Akıl der ki. onun suya girmesine imkân yoktur. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. deniz kuşlarının hali gibidir.» Öteki. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. bir birini tamamlayan. Nasıl 'ki. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. hep biri birini tanıyan.» Şu hale göre. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. onu aramanın yolunu gösterir. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi. kişilerin bağıdır. ama o kümes kuşudur. Öteki. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git. biri balıktan bahsederken başka biri.» dedi. kafa işi değil. Ana tavuk etrafında çırpınır. yavru hemen suya atlar. «Sen sus. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın. gelin. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış. «Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz. «Evet bilmezsin sen. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. Onların sözleri de. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır. «Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam. açıklayan sözlerdir. «Balığın şöyle iki bacağı vardır. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir. tanıtan. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi.» dedi. İşte seninle ben de böyleyiz. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. Vaiz öğüt verir.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. okun düştüğü yerde hazine saklıdır. arkanı o kubbeye. alaylı bir kahkaha ile. Evet bütün bu sözler oraya dayanır. biraz (M. ne riyazat var ne de başka bir şey. Kimse bu halimi anlıyamadı. halim de. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz.

göğsünü yardı. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da. Hekim de geçen hikâyeyi anlattı. bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. diyeyim ki. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir. Bu ne hoş çekiştirme. «Dünya ahiret erlerine. sözlerine hayran olurlar. Hekim. Elini yüzüğüne götürdü. Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir. Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur. Bana göre. bu sözü söyledi mi. doktor dervişin mezarını açtı. Öyle bir insan ki. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. Şeyh dedi ki: Halife. ahireti de unutur. O. . ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim.Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar. ayıklık yoktur. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da. onun yüceliğini seyre dalarlar. «Cimrilik ediyorsun. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı. içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. O. Cennete gider.» sözü de bu anlamdadır. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona. nasıl olur da . otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez. ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. kara kuşun kursağındadır. nihayet müslüman gider. insana kendini bile unutturur. müminlerin ruhları ak kuşun. Biri dünya yönünden olur. yoksul bir zamanında satmıştı. tıpkı akik taşı gibi olmuştu. Derviş öldü. onu çok uzman bir hekime götürdüler. semâyı yasak etti. çocuklarınki serçelerin. Şu kadar var ki. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki. Hallaç (Mansur). Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu.onun elleri kuruma-dı. gönülleri sağlamdır. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı. Hele onu siyah bir aslana binmiş. Allah gayreti ile kin beslerler. bir zümre de yakın mertebesinde.» anlamındaki yalvarışı olmayaydı. Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. kâfirlerin ruhları da. sevgiye tutulan dünyayı da. onlar bunu bilmezler. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. selâmet gider. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler. aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. Nasıl ki dünyaya kapılanlar. yalnız şu kadar var ki o. Kendini yokladı. onda hiç bir şey göremedi. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür. Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır. Bunu satanları aradılar. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. şüphe içinde gitti. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. Demek oluyor ki. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü.» der yahut da onu tutup. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. birer birer hekime kadar dayandı. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. imana gelir. Allah rızası için sever. dünyadan el çekmiştir. ahiret de dünya erlerine haramdır. bu akiki. Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. kıyamette de beni bulamazlar. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur. ahireti anmayı unuturlar. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. ip ve urganlarla hünerler gösteren. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir. Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi. Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. 7) Benden ötürü. Hastalandı. on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. hatta cennette bile.

Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. çok ağlamıştı. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. Nasıl ki.» Diyordu ki.» dedim. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin. Nasıl ki. Kelâm bilgini Şahap Herive.» diyen Firavun gibi. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. Nahiv'den (Sentaks). «Fetvada akıl hiç hata etmez. Sen kimsin ki. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. niyazdan. . «Bu zor iştir. Nasıl ki. Orasını Allah bilir. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu.» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş.» dedi. başka bir renkte görülmüştü. hali gördü.» diyen kimse büyük hata içindedir. ona güvenmiş.» dedim. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. onlar için gelmedim. başını çöllere çevirmiş. Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir. on kat örtü içinde gizleseler.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı. ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi. Ta ki bizden. o zaten havadan ibarettir.Bil k! benim gözümden damlamıştır. «Şüphe sevmektir. batıla inanır. Nihayet o. Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım. onun arkasından yürür ve ona uyar. bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin. ondan sonra gidersin. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi. Boğulacağını anlayınca. ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. Âciz kalınca secdeye kapanırlar. niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin. hep yenecek şeylerden ibarettir. Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın. Nihayet. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın. Nihayet o. «inandım. Mucize de böyle yapar. «Aklın fetvası budur. Onun azığı nefs ile olur. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı.» Muhammed Güyani ona demişti ki.» diye yalvarıyordu. Haccac ona. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak.» dedi. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak. Bunda. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana. o ki asılsız şeylere. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır. sana önceden bunu söylemek gerekirdi. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin. «Ey kaltak bacılı.» (Muhammed sûresi. ondan da ileri geçmeye çalış ki. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış. onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti. Çünkü o. Şimdi mademki bu perde açılmıştır. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. Hakkın âyetleri de böyle olur. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir. Onu sıkıştırdım. «Evet konuşurum. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır. böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir.» dedi. 12) buyurulmuştur. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı. suçsuz idi. nuru ve ululuğu vardır. şaşıla-<cak bir şey yoktur. lügattan anlar. Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. «bari seninki öyle değil. Benim halimden haberi olmayanlar. evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca.

azap olur.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler. îhvanı Safa derneğinin. dileklerini öteki alemden bekleseydi. o kudretlidir. Bunlar. Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah. Ancak dışarı vuran. Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu. dehşete düşürdü. saygı görür. Bu âlemden gittikten sonra da.» Şu hale göre. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz. cevap veresin. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. O gitti. benim izimden yürür idi. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez. Gereklidir ki sen. göçme başka. insan mahkum olmazsa hâkim olur. Kendisinden bir haber çıkmadı. Sözünde. cevap verecek yerde.). Olgun görüşlü olanlar. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu. oraya gitmek için çırpınırdı. iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin. Canın. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı. «Bu hayatta ve bu dünyadayken. Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir.). ölüm başkadır. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur. susmasında kahir (M.» demezler. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir. her sıfatta güçlü kuvvetli olasın. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur. Can. «Divane misin?» dedi. ten ile kaynaşırsa belâya düşer. beri tarafta cana yakın kadınlar.» görür demiyorum. Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi.A. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates). belki nefsinde velilik olan kimse velidir. Allah gözle görülebilsin. Ömerin elindeki kâğıdı çekti. «Ne yapayım?» diyordu. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz. Türlü zevkler bulur.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri. Bağıramıyor. Veliliğin manası nedir? Askerleri.» Bir gece taht üzerinde uyumuştu. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır. bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı. Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi. 9) Ruhun güzelliğine erişmek. İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım. «Allah hazırdır. ibrahim Ethem kendi kendine dediki. canlar da onun arkasından gitti. gürültüler işitti.» derler. Hazreti Mustafa (S. O. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır. kudret sahibi olasın. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. 10) yerinde kahır. Arifler. Diyordu ki: Can. onun evlâdı.» buyurdular. Belh Sultanlığından çekilmeden önce.A. Bekçiler davullara tokmaklar. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S. O kendisini. bu hevesle mallar bağışlıyor. bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki. İbrahim Ethem. «Biz âciz kimseleriz. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. Hazreti Muhammed (S.(M. tekrar yatmıştı. dostlar elde eder. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. A. çubuklar vuruyor. suretten manaya gelelim: Ten. gürültüler koparıyorlardı. tamamiyle bir şeye verse idi. neyler üflüyor. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. dışarıya vuran bu ışığı görürler. Şimdi gerektir ki. O tarafta mal görür. Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. belki bir alemden öteki aleme göçerler. o zorlukta kalmazdı. belki hayat olurdu. susacak yerde susasın.» ibrahim Ethem. Hazreti Ömer. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. torunları. can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. . Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir. artık onun bir hasreti kalmaz. başım yastıktan kaldırmış. Bu gidiş onun için ölüm değil. dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. Şah kendi kendine. genel olarak bu iş çok zor görünür.

Halbuki. Edep dışı bir söz olur. bu ona bin kere daha hoş gelirdi. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. edep terbiye öğrenmiş.» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi. Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. «Şahın heybetinden titremek. Perdeciye sorar. vezirin vekilidir. onun dünya hasreti daha çok artmıştır. 11) Bu öyle bir imtihandı ki. Şu halde. «Hoş mudur?» deyince de. Her taraftan ahlar. o iş iyi bir iştir. «Ahin. perdeciye bir mücevher vermişti. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. Bu parlak bir aynadır ki. «O halde. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler. Ayaza yaraşır. Sultan. içinde bahçeler1. içinde aklın.» dedi. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. «Ey Sultan şu mücevheri al. Ama o daracık evden geniş bir eve. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur.» demek istiyordu.» diyordu. filozoflar. İşte o göçmeye ölüm denmez. kolunun içinde saklamıştı. Öyle bir Allah ki. Allah. bunu sana mutlu kılsın. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa. «Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz.6) Şu var ki. gerçek Allah erlerinden.» der gibi. gök bilginleri. Padişah.» diye korkuyor. mücevheri aldı. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz. Sultan Mahmud (Gazneli). saf bir nur gibi onu bekleyesin. Allahyı aramaya o zaman koyulursun. kır bunu!» dedi. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki. «Ey yumuşak huylu Sultan. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar. Şah içinden. feryadın ne yeri?» var dedi. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. «Niçin titriyorsunuz. Onun Sarayında yetişmiş.» dedi. şu halde hazırlıklı ol. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir. büyük bir saraya göçer. benliğim senin benliğinle dolmuştur. onu süzüyor. dünyaya hasreti daha azalmıştır. «Hoştur.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş. Bu konuda. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı.» Sultan. bu mücevherin dörtte birini bile değmez. Kuran'da haber veriyor. Gerektir ki. imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. Perdeci. Ayaz. hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik. Nitekim Allah Kuran'da. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. «Böyle değerli bir mücevheri parçaladın. Padişahtan. Nasıl ki Allah. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım. güzel mi?» dedi. Ayaz. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu. ölüme âşık olursun. halinin açık ifadesini onda bulursun. Bu söz ayna gibi parlaktır. Ayaz. Bu şimdi hazineye yaraşır.» demedi. Şahın bütün mülkü. akar sular vardır. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı. Padişah. Padişaha bakarak. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. ölümü dileyiniz.» (Cuma sûresi. iş onların .İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar. Ayaz.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor.» dedi.» Mücevher beri tarafa geldi. Sultan. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. Ayaz'a dönerek âdeti dışında. «Peki. titriyordu. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı. (M. feryatlar yükseliyordu. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. Doğrusuna bakılırsa. en uygun hareket bağışlamaktır. ölüme hazır. «Nasıl. yine fazla bif söz katmadan. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. ama «Ey köle al şunu. «Sultan» sözünden gücenirdi. Dilediği gibi söyler.

» der. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür. Bu değişiklik de Cebir yönündendir. renk renk yazılar yazmamaya bak. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. O. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. Bir insan da vardır ki. o âlemden aşağı inmişler. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. bir gerçek Cebriye. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun. yatarız. belirmeye başladı mı?» diye düşünür. Zaman zaman bir köye gider. O anma ve araştırma ki. Âşıkta can korkusu yoktur. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki. gözü ayıp ve kusur aramaz. Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye. Bu hal bütün hünerlerini örter. (Ç. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar. «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. asın beni. Başkaları ne anlar? Cebriyede de. O. yani alın yazınız böyledir. Nebiler. Ama veliler. Gündüzleri gizlice oruç tutar. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. «Beni besle. tezgâhını terk eder. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur. bu. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir. o ölümsüzdür. O âlem de. biz de duayı artıralım. nebilerin işi değildir. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul.» deseler. Haktan bir istekte bulundular. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler. Mevlânâ. onu sevin ki. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse. ince manalar vardır. Gerçek aşk için söylüyorum.)). Bu yolda başları dönmüş. İbrahim Ethem. Bunlar isterler ki. öteki taraftan. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz. malın mülkün de değeri yoktur. Hakkı arama . hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. bir dilek dilemediler ancak «İnandık.» dediler. yaptığı işin yaratıcısıdır. hareketinde. Sonunda.» demekle yetinirler. böylece onları seyretmektedir.)). O. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar. «Ey Allahm. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. İyi adamın gözü ayıbı görmez. her ikisi birlikte toprağın altına giderler. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki. beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler. «Nebilerin haline (M. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. «Zaten ben de onu arıyorum. çok mal feda etti. Öyle bir insana. serbesttir.dediği gibi değildir. ne de adımlarını sıklaştırır. Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir. Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı. Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı. Kendisine. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez. Bazılarının da karınlarına kan dolar. «İnandık ve gerçekledik. «Seni asacaklar. «Acaba bendeki. Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. diye bekleriz. alınyazısıdır ve değişmez. kul. bir gün dükkânını. bir taraftan şikâyet eder. O.» Değişik. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. «Ne beyaz. Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. Sonra gönlü daralır. Eğer sen. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü. bakalım Allah ne buyurur. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin. bütün âlemi sular kaplasa.» derler. Onlar. oradan acele acele geçtiklerini görür. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. bir de taklitçi Cebriye vardır. insan. görüşüne göre. işinde (Determinizm) mecburdur. Burada. bir dilekten ibarettir. (Ç. Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. Hak yolunu arıyordu. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter. İşte bunu söylemek. Evet. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir. Senden. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. işini gücünü bırakır.

Nihayet. Şimdi bu ha-raketiyle. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. îşe baştan başlamak gerek. bir âşıkm «Keski olsaydı. artık herkesle şakalaşır. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. Yani. her tarafından sarsın. bir yıl bu huyunu terk et. Şimdi mademki o bir ateştir. çeşitlidir denilemez.hususunda yükselmiş bir ses değildir. O. bunu başkalarına söylesem incinirler di. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür. O diler ki. Sen heva ve heves için yaratılmadın. gözlerde değersiz kalasın. bir takım sınıflara ayrılırlar. o sahtecilerden daha iyidirler. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. Gerçek eski pabuçlarının tozunu. Bunu bir divane bile söylemez. Yukarıda sözü geçen vezir. gönülde düşünce olasın. ötekilerden üstündürler. Şah. oyunlarının bv yalan söylerler. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür. Öteki de lâle bahçelerinde. Senâi başka. Çünkü onların hep-. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. «Doğru söylüyorsun. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan. bu zamana şeyhlerinin. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. İstemiyorum ki. Seni canımda saklıyorum. bu oyuncular. reyhanlar. yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur. yani vezirin gözünü öpmekle. O. . Heva ve heves bahsinde kalmıştık. heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir.» dedi. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler. O. kendi sözü kendisine senet olur. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. Bu öğütü canında sakla. âşıklarının başına değişmem. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. Ateşe gider ama nura düşer. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. Gerektir ki. Buna. 13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. Seyyid başka. Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. Ekmeklerini 'kazanmak için. sopadan kıvranması gibidir. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu. Bu yönden. bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. üstü başı yenilenir. bu sözden de hoşlanır. işine gider. O havadan geçinmeyi bırak. onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması. Dervişlere karşı saygı göstermez. O nura koştu ama ateşe düştü. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu. o başka demek imkânsızdır. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. Bu söz ona erişince hoşlanır. Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . Bilmiyor ki bu iş tersinedir. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. onları gözetmez olur. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz. Olmıya ki.

Bu büyükler ve ergin kişiler ki. bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet. Bu yalandır. şu varlık alemi onlar için var olmuştur. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. diyor ki. o gibi kimselerden değildir. Sırlardan bahsediyorum. Büyü yaparlar. kitap getiren Resuller bunlardandır. Başka bir vakitte perde yoktur.» dedi. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum. Meğer sözden mest oldular. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler. önünüze serilmiştir. Nasıl ki. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar.. o da. «Buna yol verin. Onlar için de bir perde vardır. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum. Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid. Şimdi o dolunay uykudadır. Önce sözü anlayan ve bilenler. o yarım işte. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah. söz söylemiyorum. 'Elindeki nedir?' diye sordu. bununla koyunlarımı sürerim.» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz. Allah ile birlikte.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur. yazamadılar. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun. Lütuf sıfatı. Fakat sen onun kahır sıfatından. Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir. onun gecesidir. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler. ümmetine olmayan bir şey bıraktı. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın. üzerine dayanırım. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir. gerçeğe uygun değildir. dar yerde kalmazlar. Yüz bin küp dolusu şarap. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler. Şah hiç iltifat etmedi. kahır sıfatından üstün gelir. Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. «Sen güvenli adamsın. Kuran'dan bir çare bulur. zamanede bir eşin daha bulunsun. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. İsterse düşman olsun. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti . Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır. «Sen de Alla-hın kulusun ben de. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider. hiç fazla söz söylemesin. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır. ona bir sevgi aşılıyabilir-sin.» dedi.» Birine sordum: (M. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. madem ki uçuruyoruz gider. Bizim o çömezlerimiz. Halbuki Peygamberler. Allahya şükürler olsun.» dedi.» buyurdular.» Yani bu Peygamber.Kahır. o sırrı herkese duyurmak . yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver.. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi. Padişahın biri. konuşurlar uğraşırlar ki. Çünkü sen o insan değilsin ki. 'Bu sopamdır. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. uzaktan bu hallerini sak-layamadılar. Senin zamanından bir şey açıklanırsa. Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir. bu perdeyi kaldırsınlar.» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var.» dedi. onun perde-sidir.» Geceye uzan dedim.

iyliğini gözetir. Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz. Sizi hiç ihmal etmez. bir eserim yok ki. herkes dilediği gibi konuşur.» (Rahman sûresi. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir. 15) Güzel huylu isen. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular. «Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür. halvete çekilmiş hak erenlerinin. Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu. «Allah bir topluluğa verdiği nimetini. Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır. «Bizim söz ile işimiz yok. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok. Sen ne isen osun. hayinlik. genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir. ya arayanın. bundan neşeleneyim. «Allah bilgin ve bilgedir.A. halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış. bu da sebepsiz değildir. sahabeye ve ümmete söylenmiştir. Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. ben ki Allahnın elçisiyim. 30). Allah’a ant içerim ki. kendimden. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir.A.» (Dehr sûresi. her gün başka bir işle uğraşmaktadır. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz.» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır.» (Enfal sûresi. ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir. Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi. «O. O.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur. Muhammed'in (S. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar.» Ben de dedim ki. bunda bir sebep vardır. Yani siz isteyemezsiniz. Yani ey Mustafa (S. Bu. tek .bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler. Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından. şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz. yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi. sen nasıl bir uzaksın. Allahnın. hırsızlık yoksa. 54). kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım. 29). Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur. ya aranılanın işiyle meşguldür. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki. hem görünürde. Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin. Eğer sen kendi temizliğini. bu sözün suretinden bile başları döner. Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez. Sözden daha ileri geç ki. ben isterim. o gizli hayinliklerden içini arıtırsan. heva değildir. sende kincilik. O. sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider.» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar.» dedim. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen.

Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi. Nihayet söz alanı geniş ama o. O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin. bir elif dışarı fırladı. Bütün perdeler tek bir perdedir. Allahın kuluyum. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim. İşte bu misal. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır. Bu söz. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. Hazreti Muhammed (S. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı.). Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim. ona «Afiyet olsun.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. bu sözleri hiç söylemezdi. Kula. Şu zamanda. kendi hayalleridir. karanlık ve bâtıl sözler. hep kendi mektubunu okur. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür. Onları benden başkası bilmez. eğer sevseydiniz. Hele derneğin bozulması. Sen niyaz gösteriyorsun. o sırrın kuvvetini göstermektedir. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir. «Ben. mana eksikliğinden değildir. sen o olmadığın için onu incittin. hep kendi kuruntuları. Görmez misin. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti. Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin. ona karşı kör ve sağır olur. «Sen kimsin?» diye sorarlarsa. O eksik düşünceli cahil. Bir şeyi seven. bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar. Allah.» der. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki.) de kırk yıl sonra söze başladı. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. işte o kadar. saatin saatliği. kubbelerim atındadır. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır. Gerektir ki. yedi yüzü parlak. Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. geniş alanda mana daralıyor. Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. O zaman susmak. Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi.» Şiir: Hoşgörürlük. A. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar. Şimdi de benden dinle. At onu her türlü tehlike ve belâlardan. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar. Bu perdeden başkası da yoktur. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. Mana aleminden. «Benim velilerim. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker. Âşık olmayan bir saz sanatçısı. onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir. dostlarım. elifi anlayanlar her şeyi anladılar. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir. bu başka mesele. Dostunun mektubunu okuyamaz. dostların dağılması. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır. Anam babam öldüğü için kurtlar. Nasıl ki o. doğar doğmaz konuştu. «Sen kimsin?» diye sormazlar. Hak ile Halk arasında. İsâ Peygamber.» der. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler. harfler silinir. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. Halbuki. iki gün iki gece yem verir. O. Allahnın sevgilisiydi.» (Kutsal hadis) buyuruyor. onun bekçisi ve kapıcısı olur. Bu. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. belki de mânanın parlaklığındandır. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. yalnız ve hâlâ o mektubu okur. yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır. Eşek durmadan sahibine pisler. O perde ise. bu. Çünkü Hazreti Muhammed (S. O senin düşmanın idi. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi. günün (M. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır. öteki de. onu yermesine benzer.» sözünün iki anlamı vardır. ondan tiksinmez. size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi.başıma dışarı fırlatmış. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. 16) günlüğü. Ama Sultana. öteki de arapatma binmiştir. A. . O. «Benden başkası bilmez. bu varlıktır. Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. Biri dosdoğru anlam. Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları.

Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir. seyis bilir. bir kimsenin manasını da. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim. kımıldadığı vakit. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir. Marifet sırlarından. somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa. boğulacak. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa. Nasıl ki. onların sözlerinde başka bir mana vardır.» Erkenden yemekler hazırladı.» dedi. ama başka yönden dirildiler. somurtur. Kuran'da.» öteki de. Meğer bunun sırrı. kalbiyle yaşıyanlar başkadır. eline iki su testisi verdi. o dört kuşu öldürdü. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler. nefsiyle yaşıyanlar başka. Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı. ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum.» (Müzemmil sûresi. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur.» dedi. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır. «Başüstüne. o aşk ve sev* gi harekete . Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir. bunların hepsi hazır ama su eksik. çünkü yol budur. Musa. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu. (Ç. Allahnın ne ihtiyacı olur ki. Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı. Bu gidiş başka bir gidiştir. Biri diyordu ki. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu. olgunluğun olgunluğudur. Bir kimsenin davasını onun manası için. Kalbiyle yaşıyanlarla. içine düşecektir. «Nasıl olur. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir. «Hayır. Başka biriyle de hoş geçinir. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki.» buyurulmuştur. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. «Ey Ulu Allahm. içten kulluk etmekmiş. Yani her varlık Allahdan bir görünüş. Bunu bilmek bir olgunluktur. Kuran'da. «Hayır. 18) îşte o.» dedi. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde. «Su getir.» dedi. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım. 17) gülmeye başlar. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki. ama Allah da ona karşılık.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. Yüzünü kendi tarafına çevirir. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse. O dört kuş ölmüştü. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum. Çare yoktur. O sırada bir derviş geldi. ancak başka yönden dirilir. «Nefislerinizi öldürünüz. Nihayet bunlar. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar. Suyu getirdi. gülüşür. ondan incinmiştir.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın. «Hoş geldin. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir. sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez. Yolda yürüyen bir adam. bir ırmağa rastlar.» dedi. davası için öğrenmek isterim. Ancak niyaz ehlinin niyazı. (M. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu. Fakat. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır. yarın yine gelirim.» diye düşünüyordu. bu da nefsine ait bir cenkleşmedir. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı. «Allah rızası için bana ekmek ver. 20) buyuruluyor. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür. Çünkü ona. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. hemen dördü birden dirildi. böyle bir şeye perde olur. çarçabuk ahıra koşar. Allahdan ayrı bir varlık yoktur. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. Vakit gecikti. baktı ki. Bunu bilmemek de. Derviş. git yemekler hazırla ki. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı.» (Bakara sûresi. ama ondan başkası da değildir. «însan. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. bunların onlardan haberleri yoktur. sen böyle şeylerden arısın. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki. Tekrar binecek olsam. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin.)) diyordu. Tartışmayı bırak. bu sözleriyle.» dedi. Allahnın bu cilveleşmesine karşı. Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım. «Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti. Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim.» dedim.

yardım ve kolaylıklar görürsün. Onların işleri o muhabbetle gelişir. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir. haydutlar seni zebun düşürür. «Evet sende görüyorum. «Nasılsın?» diye sor. onu kendi benliğinde değil. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır. Ona öyle bir gözle bakın ki. 19) üç ihtimalin dışında değildir. Muhammed dininde uydurma bir şeydir.» Benim içim dışım hep bir renktedir. Artık başka hiç bir karşılık vermedim. daha ileriye atlamak için olursa iyidir. Biri geldi. Heva nerede. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. O sakat hükümleri. Kâfir. «Bu. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid. onu dikkatle gözden geçirdi. Ama ben sende kendimi göremiyorum. sevgiliye.geçer. Birini iki yüzlülükle. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar. onu görüyorum. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir. kendimi onun benliğinde göreyim. çünkü sendeki benlik ben değilim.» buyurulmuştur. Öte tarafında sana kuvvet gelir. Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur. Bugün suyun öte . Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. Bana. onun sohbetine ereydik. Saatlerce başını önüne eğdi. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir. Bana dedi ki: «Mert odur ki. düşündü. Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta. Bu dost yardımını her kim kabul ederse.» dedim. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir. Bunların geri gidişleri. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M. bu ırmağın suyu geçilecektir. O baş salma heva olur. ona bağlanmış olur. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. ötekini de dosdoğru söyler. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir. Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk. O sendedir. Kılıç kalmaz.» dedim. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. «Keski onun zamanında olaydık. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür. Doğudan Batıya kadar. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. «Allah onları sever. başını sallar. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir. Halife erken sabah mumlan yaktırdı.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle. Kendi kendine. kahır ve zulüm kalmazdı. ama ben sende değilim. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar. Şüphe yok ki. Onun iki sözü vardır. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı.» dedi. Uzun söz burada kısaldı. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. O sofî îmad sarhoş olur. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister. irfan ve felsefe yönünden bakarlar. düşünceleri tekrarlardı. ona hasret teraneleri yollamaktadır. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş. Ama Mecnun sen değilsin. Bundan geri kalırsan.» dedim. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. Yahudi bunu geçecektir. Ben sizin kulunuzum. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize. «Bana bir sır söyle.» dedi. onun sözlerini işiteydik!» derler. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı. kadıdan örnek verdi. Halbuki. Onu isteyin.» dedi. Halifenin sarayında halvete koydular.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu. Uydurmacıların sözünü bırak. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki. Müslüman. Allah kullarına getiriyorsun. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın. seven gözlerle bakmalı.

» Ben de imkân bulunca. bir gün eşsiz bir inci bulsun. Katır. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder.» Burada deveden maksat şeyhtir. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır. Bu sefer de. bir bakışla yokuşun sonuna. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim. «Sana ne lâzımdır?» dedi. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum. bütün âlemi dolaşırdı. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım. Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım.» Tekrar tutturdu. Nasıl ki. «O. hiç bir şey istemiyorum. Bu söz bir zümreye acı gelir. onların suretleri senin ruhunla birleşir. îlk saf daima. içten ve dıştan bir anlayıştır. Ben söyledim sen bırakmadın. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi. Bir külhan ambarını getirmiş. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler.» dedi. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki. sana yoldaş olur. hüküm senindir.» . Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa.» dedi. Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer. yumuşattı. onunla öyle kaynaştım ki. terbiye etmek istediler. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. ant içerim ki o sedef bende yok. sedef hikâyesini anlattı. «O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. bayağı bir şeydir. felsefe derler. Şimdi tekrar görüyorum ki. yankesici! O sende. Çünkü o olgun görüşlüdür. Bizim yakınımız.» Ne söyledi ise söyledi. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. onların ahvalini öğrenirsin. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler. güzel huyludur. Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. Peygamberleri dile getirirsin. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu. «Sabredersen. öğüt dinlerken içleri müslümandır. Bazıları vardır ki. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir. Şüphe yok ki. açık söyle söz nedir?» dedi. Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım. söyle. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile.» Diyordu ki. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur. iğne atacak yer yok.» derse. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu. eğer. içim onun ateşiyle doldu. bir çok incisiz sedeflere rastladı. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar. sözden'daha sağlamdır. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. Kuran okumak gönüle sefa verir. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim. cefadan şikâyet etmezsin. Değmez. Kuran'da. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. O hırka. Demek ki. parlak gözlüyüm. öyle bir yüce âleme gitti 'ki. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar. «Bu vasıflardan uzaktır. Bu yüzdendir ki. Evet. O.» dedim. ama bizi yanıltmak istiyorsun.» «Hayır. «Evet. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. «Buraya yerleştir!» diyor.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. Ben. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır.» O öfkeye ve sertliğe başladı. fena değildir. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm.» derse. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. kend si de öyledir. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. Cevap verdi: «Hayır. (M.» «Ey dolapçı. İlim. aldanmı-şım. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım. «îş.» (Necm sûresi. O cevher. «Hayır. gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir. «Sen bilirsin. (M. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. 20) Nişabur şehrinde. dinin ışığı olurdun. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı. o da onlara.» dediler.

Diyelim ki. Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir. Bütün denizciler bundan kaçarlar.» Yani sizde böyle yapın. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir. imtihana ne lüzum var?» Öteki. ben de rahmetten yaratılmışım. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam. Rahmetin ayağı böyle olur. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır. «Rahmetin öfkemi geçti. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur. Bunu niçin söylüyorsun. bil ki yüce Allah buyurur ki. üç günde anlarım. Konuşmasa. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki. armağan sunmakta ağır davransalar bile.» demek istedi. hayır. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin. belki çok hoşuma gider. Bir hizmet etmek gerekir ki. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur.Bu. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir.» diyebilir. Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki. fenalığın cezası misli iledir. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal.» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa. Onlarda bir ateş vardır.» «Bildiğin gibi değil. her gün hurma yerdi. Ziyaret edenler niyazda. denizde bir girdap vardır. görelim kim kimi yakar?» Allah. ancak yeter ki halinde susma olmasın da. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı. istidat. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi. Bu öyle bir girdaptır ki.» derdin. dövünmeye başlar. «Aman ateş geliyor. O arif bizlerden değildir. o cefa unutulsun. «Göreceksin ateş kimi yakacak. Şah ise niyaz ile doludur. Gösterdiğim yol da niyaz. halk gelip ayınncaya kadar (M. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu. bu girdaptan herkes kaçar. öfkelenmişti. Bilgeler bunu gerçeklemezler. Tablaları dökülmüş. «Ben dünyaya tapanlara söyledim. Hayır.» diyorsun. «Hayır. bakkal yine . dünya işlerinden feragat gerektir ki. dostu ateşe fırlattı gitti. 22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler. Nemrut. dirhemleri başına atılmış. Hazreti Ali buyurdular ki.» dedim. Ancak başkalarını da yakalar. Bu ateş her kime yakın gelse. Nasıl ki. Bu bakkal. Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun. ancak iş gerektir. ben yol gösteriyorum. buyuruyor.» diye ona çıkıştı. oradan geçilebilir. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar. dostları sınamak gerektir. ona öyle bir ateş gelmişti ki. Gerçi bazı kimselerle tartışırım. yine ziyaretleri boşa gitmez. korkunç bir girdap. yapacağın işi söyle. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun. Bakkalın biri. Feryada. kendinden geçer ve hastalanır. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir. Onun halini.dedim. onu ancak fırlatıp atan bilir. kavgaya tutuşmuş. «Bismillah!» dedi. O saatte. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. düşmana ne yaparsın?» . rica ve niyazda bulundu. kabiliyet.» Eğer onun hali öyle olsaydı. dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı. «Dosta böyle yaparsan. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki. Ben öğünmüyorum. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi. Öteki. gam çekmem. bu takdirde rahmet.derler. beni içine alacak. kahrı ve öfkeyi yok eder. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. bir pabuçcunun karşısında otururdu. o niçin çıkışsın? O. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım. Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun. İbrahim.» dedi. İbrahim dosttur. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz. Ancak yüzücü kaçmaz. Mademki gam çekmiyorsun. O. Bize göre Hak yolcusu birdir. yalvarma yoludur. Bu hal şimdi senin başına gelseydi. O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır. hali ne olacak diye sınadı. Rahmetin ayağı kahrı tepeler. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız. Evet. filan kimse de böyle niyaz ediyordu. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı.» dedi. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım.» demiş olmana rağmen. öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı.» O gün.» Mademki gam çekmiyorsun.

kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. «Allah yolu budur. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın. cevahir tüccarı da ben.» demişti. söyle. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar. Kabul edersen yazarsın. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. ben Allah yoluna gelin diyorum. ama Güneş Ay'a yetişebilir. Cefaya karşı tedbir almak gerektir. gramere vurursun. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı. o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. Kerem ve cömertlik alanında. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. (En'am sûresi.n nasıl ve nerede olduğu.ttiği zamanlarda da söylerim. Kuran'da. bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. İster yayılsın. karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi. Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi. Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır.» (Tevbe sûresi. anlamındaki âyet. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. Çünkü o sözün.). alaşağı ederler. Şaha da haber göndererek bunu astıralım. Kurtlar. ona saygı gösterir. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi.» di-yesin. Padişah. «Söyle ki. sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur). Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde. elini istemiş ve öpmüştü. malları ile. onu karşımda tutarım.hurma yemeye. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor. Biz ona yol bulalım. (M. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu. o rüyaya inanmış ve güvenmişti. . Aynaya bakar. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki. asıl işin özeti o sıkıntıdadır. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı. nefisleriyle savaştılar. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da.» (Haşr sûresi. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki. Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır. sen bunu bir pula bile almıyorsun. Tüccar. bu ok kendine isabet eder. bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan. dükkânın köşesine otur. «Başka suretle ziyarete imkân yoktur. Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir. Ben inci hikâyesini anlatıyordum. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır. onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından. Ama aranılan incin'. ister yayılmasın maksat bir öğüttür. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum. Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz. onu vurur. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş. inciyi rüyasında görmüş. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın. Ancak Ay'a erişilebilir. bu yoldan başka geçit yoktur. gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi.» Şaha haber gönderdiler. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum. «Onlar. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim. Bu adam bir in-•ci arıyordu. Ben yolu senden daha iyi bilirim. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı. kurtuluşa erenlerdir.» (Kehf sûresi. o cefanın b'. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil.A.» Şah. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa. 103) buyuruyor.» dedim. Aşağı in. Nimet günlerinde de. Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. O yol da dünyayı feda etmektir. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum. Bu ok Hakkı bilenler içindir. oranın yasak olmasından değildir. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır. Oklukta kalanların da başka işleri var. o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir.109). söz başkaları içindir*. Bu öfke yumuşaklıktır. Allah. her neyin varsa ver. Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. ama o gözleri kavrar. O Ay güneşe erişemez. Yusuf Peygamber (S.» «Evet. Vezir. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır. 9) buyuruyor. «Onu gözler kavrayamaz. onun için teklif tekellüf yoktur. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı. doğan gibi uçar.» diyorum. işte onlar. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz. Şimdi görüyorsun ki.» Veziri dedi ki: «Padişahım. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. Nasıl ki. O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki.

olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. kulağiyle. onların nişanı. Onlar bana nereden çattılar da. bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar.» diyerek imdat istediğini görmüştü. Bu ters anlama. Şimdi.» der. hem yiyesin. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi. bazıları da ihtiyarsız olurlar. ama açığa vurmam. turşu efendinin istediğ dir. onları doğru yola yönetsin.(M.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi. Allah her şeyden üstündür. Uşak. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır. «Dönüş zamanında gelirim. kapı dışarı ederlerdi. Heva ve heves onun aksini ister. «Bu velidir veya veli değildir. «Niçin gelmi-yorsun. altından çıkabilirim. tepsiler götürüyorlar. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar.» diye cevap verr. Çünkü gerçekte. O. Gerek ki iki işi bir arada yapasm. «Bu saatte başka işim var. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi. Bir iki kere açıkladım: Bende. Sonra efendi. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. Nasıl ki adamın biri. bana hıncı var» diyor. sen bana uyuşmazlık öğret. «tatlı getirin. Eğer sahabe. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim. Onlara karşı muhabbetim vardır. bulanık suda boğulmuşlardır. Bu şuna benzer ki. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir. Bana şovenlere de dua ederim. 24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır. Tatlı daha iyidir. «Turşu getir. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu.» deyince.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar. Az çoğu gösterir. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. Halbuki bu yolda söz birliği. Başıyla. Aksilik yaraşmaz. efendi. Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. sen nerede? Sonra. ben sana niyaz öğreteyim. şu saatte mazeretim var. Kederliysen tazelenmek. ama o derece galip değildirler. ondan azıcık bir örnek getirmişler.» deyince. gibi kimseler. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden. Yani hem ince manalar dinleye-sin. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum. Onu 'anlatmaya yeter. «Beni kıskanıyor. 25) yüz çevirince de. hem başka bir iş yapasm. marifetleri kalmamış olmasıdır. hem mana isitesin. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim. yani söz az mâna çok olmalı. Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. onun doğru olduğuna delildir. Bu doğru değildir. İki iş'bir arada nasıl olur. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi. iş birliği gerektir. «Allah yoldaşın olsun git. İçimden birçok büyükleri severim. Sahabe. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz. «O halde size ne?» dedi. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir. Hayır. «Allah hidayet versin. ama ona bir şey diyemezlerdi. akıl bir şey buyurur. işin aksini öğrenmedir. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. . Velilerin sözleri nerede. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını.» diyorsun. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. tartışmadı.» der. «Ben falan yere gidiyorum. doğrusunu söyleyemiyorum. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar. ben gelmiyorum. Hazreti Muhammed'le (S. «Ulu Allahm. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın. Onların diledikleri biraz gecikir. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler. Ancak çok içerlemişlerdi.» der. Bir marifetten bahsedemezler. A. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun. Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu. Onun sözlerinden ve işinden (M.» Bu uygun bir iş değildir. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. uşak «Hayır. iki parmağını oynatarak. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim.» derim. yaşlı isen gençleşmek gerek. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı.» der.

» (Ra'd sûresi. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. onu yorumlamak istersin. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi. o şehre yollandı.» diye bağırıyor. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu.» dedi. ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti. Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım.» (Kasas sûresi.» diye kendi kendine hayret eder. Ahmed ki-zararak yerine oturdu. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir. Sana yol yürümek gerek. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım. Cüneyd içinden. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum. Doğru sözlü adam bunun üzerine. sen. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu. «Bunu biliyorum. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır. Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki. bu gürültülerin sesi azizlerdendir. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu. Meğer ki. Delikanlı ayağına kapandı. 27) Bundan içlendi. . Ben bunu Allah için yapıyorum. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. biraz gülerler. dileğine kavuşmuştu. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi. Bu öteden beri bir töredir.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez. diye geçiyordu. Doğru bir söz söylersin. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu. sen fena etme!» dedi. ne o köprü geçen eşeklerdensin. «Bu adam «Ona vuralım. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu.' buyurmuştur. O arada.» dedim. onlarla kavga ediyordu.» dedi.» dedi. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki. «Şüphe yok ki. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun. «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi. 12). Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu.» «Ne söylüyorsun. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd. «Bana senden fayda gelmeyecek. ne de o buna imkân ve meydan verdi. Allah yardımcınız olsun. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. çok kere de içlenir ve zevk duyarlar. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi. Hazreti Peygamber. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu. Ben bu karışık işleri çok yaptım. şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. bir kadının kulağına kadar gelmiş.» dedi. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın. etrafım sararak. ağlamaya başladı. 56) buyurdu.» Cüneyd söze başladı. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti.» dediler. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der. ney çalarmış. Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. «Evet. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez. (M.» dedi ve sordu. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır.» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı. «Olmazsa şehirden sürelim. Bir şeyler an. «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum. Kutsal canlar. onlar iyi ediyorlar. Ahmed gülümsedi. Adam. Hoşa gider o söz. kervansaraylar yaptırıyor. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus. «Nasıl bilmem. Uzakta bir yere oturdu. başlamıştı. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. Hazreti Peygamber.Hatırlarından. Bağdat'tan kalktı. içindeki irfan buna (M. İyi yapıyorsunuz. Halk onlara nasıl sorabilir ki. Artık dayanamadılar. Şikâyeti. «Hiç bir niyetim yoktur. 26) engel olmuştu. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler. bir şeyler anlatıyordu. «Evet» dedi. Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine.» dediler. Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi. Adam yüzünü yukarı çevirdi. bir taraftan da yellenirmiş. Yolunu yürü ey eşek! Sen. lat ki dinleyelim.» dedi. ne de hoşlanır. Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun.» dediler. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim. Hemen yüreği yerinden hopladı. herkes Allah için tekkeler.

Onlar sıfatlar âlemine giderler. aramızda ayrılık baş gösterir. Onu yüklenmekten kaçındılar.» dedi. elbette aç kalmaz. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır.ne geçen bir akça. başka hiç kimseden duymadık. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır. derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur. Mevlânâ sanıyor ki. tefsir ve Kuran .i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu. Bunlar Hasan.» Bu yol. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur. O. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım. «dünya nedir?» diye sorar. «Ahiretten başka olan âlemdir. tek bir ton ile konuşulmaz.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur.» cevabını verir. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı. Peki ama. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz. Öteki.» dedim. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler. Mutezile (Mutezile. arayandanım.«Ah şu benim kötü nefsim. Bu manaları. üzüntü ve çaresizlik yolu. «Sıfatlar. Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. Söz. ancak onun içi o sudan rahatlaşır. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile. bu bize göre küfürdür. bu haldeydi.' (Ahzab sûresi. «Bu konuşulacak bir konudur.» diyordu. o şöhretli pirlerden daha olgun. Ama bu noktadan kaçıyorlar. (Ç. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. bu sözler.» Belki. ahiret nedir?» Öteki. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır. Bütün bu din savaşçılarının. bir yolda kâfirin biri su götürür. Bu yol gönül kırıklığı. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir. «Peki. Tarikatlerin. çeşitlidir. O. Mimberlerde. 28) dilini halk anlar. Halbuki insan bunu yüklendi. öteki yıldıza tapar. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz. daha sevilmiş kimselerdir. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. uzaklara gitmez. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar. Dünya fenadır.» dediler ve susmadılar. Biri Yahudidir.» dediler. Bazan da. yerlere. «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. Ama benim inancım öyle değil. onun da suya ihtiyacı vardır. Bunu sana açıklayamam. ama o. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir. huzura. o insan benim. Derler ki: Fahri Razî. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el. O gün Cüneyd' in. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. Bana göre arayan Allahdır. derneklerde onların sözleri dolaşır. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki.» dedi.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat. Yani Allah bilgisidir. Nasıl ki. Sana bir sır açıklandı ise. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. «Yarın. tarife sığmaz. öğrenmekle. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz. Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin. ayaklanmıştır. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi. «Buna gerçekten güç yetmez. beriki ateşe tapar. «O şöyle söyledi. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. Mutezile yolu değildir. temiz ışığa dönmüştür. 'Biz emaneti göklere. Şimdi böyle b:r adam nerede. başını önüne eğerek.» der. Çünkü âlem binbir renge girmiştir. dağlara gösterdik. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. Karanlık. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı. ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur. «Âlem halkının sözünü söylüyor. Yoksa âlem çok dönektir. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir. «Bu nükte. Bana dedi ki. Doğruya. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır. dil daralmıştır. dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki. Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. Bir adam vardır ki. Ben «Yoksun kalmasın. «On hıyar bir pula satılıyor. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki.» dedim ve ilâve ettim. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı. hep yolu anlatmak içindir. Görüyorsun ki. Allahnın işi sebepsizdir. ondan çekindiler. senin hesabına döndüreyim. rahata kavuştun. bulanık günler geçmiştir. Çünkü onların (M. Kelâmcı-lar. Ona dedim ki: O değirmeni satma. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz. çünkü senin nefsin diridir.

meleklerin gayretindendi. «Sözünden değil. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir. hiç vakit geçirmeden gelsinler. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar. «Beni bir adım geçti.» Bazıları da henüz anlayamadılar. bu işi yapabilesin. Onları kıyamet meydanına getirseler. delalet eder. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki. Halka. Sanırsın onların canı yoktur. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S. Ben de diyorum ki.» Halil de. Bundan sonra dikkat et ki. Sende Firavun baş kaldırdı. dünyaya tapanların katında bir pul. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır. «Ben öyle bir sofiyim ki. «Bu zindandan kurtulacağım.» dedi. hangi taraf güvenlidir. o gitti. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı. hak ise açıklanır.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar.» dediler. (M. cehennemlik olanları cehenneme götürürler. taşın arkasından çıktı. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim.» diye boğazımı sıkar. Halife. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. ben seninle beraberim. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu. Ya Malatya yolu. «Niçin. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. kıyamet ne hale döner. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti. vuruyorsun. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit. nurdan başka bir zincirle bağlanırlar. oraya kadar git. Halbuki yüz bin Fahri Razî. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. tehlikelere katlanacaksın. nebiler âlemi hangisi. yuvarlanır düşersin. Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu. Eğer öyle olsaydı. onun yanında. kimseyi göremedi. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz. Behlûl'ü yanına çağırdı.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan. (M. «Bizim Allahmız yoktur. Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. 30) Dünya müminin zindanıdır.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır. Diyelim ki. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. bir kere de oğulları ile sınayalım. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi. evin iç özelliği ise başkadır. kıble'dir. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur. onlar için hayat meleği vardır. O kapının halkası değil. şehre bir fitne düştü. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa. Cennetlik olanları cennete. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır. Dediler ki: «Mal işi kolaydır.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal. Ölüm meleği ne gezer. dizden dize fark vardır. sonra doğruluk gösterirler. Tâ ki yol zahmetine. Fakat.» «Evet.» dediler. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. karıştan karışa. Okumak hususunda gerçektirler. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet.» dedi. penceresinin halkası bile dışardadır.» Behlûl karıya taş vurdu.» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler. «İşittik. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun. «Size ufak bir sır daha açıklanır. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz. «Çünkü karı yalan söylüyor.) yaraşan adım sende yok. 29) Allahya ant içerim ki.» dedi.» Cebrail. Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun. «Sayısı elli bin sene olan bir günde. inandık ve gerçekledik. «Bir daha söyle. Eğer. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır. sonra Musa geldi. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş. bir çok kimsenin kıblesidir. Bu sözden. en son vakte kadar bağları çözülmez. Kuran'da. «Ben onun yüzünden bahsediyorum. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler.» dediler. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın. Onların gizli sırları haktır. Halka kapının dışındadır. kıyamet meydanına gelmesinler. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki.» dediğim zaman. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz. «Benim koyunlara ihtiyacım yok. tatlı canlarından daha değerlidir. . Dünyaya tapanlara göre bir pul. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil. İblis olurdu. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner. kurttan. adımdan adıma.» dedi. hırsızdan. Yolcular onu feda ettiler. imtihan edin. falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar. A.» dedi. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin. bilirim» dedi Allah. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler. «O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler.

oradan herkesin kımıldanışı onadır. Bunlardan birinin yanında altın Vardır. nur üstüne nurdur. Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler. Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. yarını olmayan bir sohbet. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir. Ama bu sözüm herkes için değil. Âlem daha dünkü varlıktır. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa.» derim. cevherdir. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir. iş içindir. Fakat o uyuyan adam. Görmüyor musun ki.» Şöyle dedi: «Arkadaş. «Adam daima uyanıktır. Abdest üzerine abdest. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi. ezelden beri vardır. uyuklama başka türlü olur. bugünü. umuda kapılırlar. zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti.» dedi. Şu halde ona âşık dersem bu. Bize. daha bilgin görünürdü. iş söz için değil. Biri yanına vurunca uyanır. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır. Ama niyazsız gözyaşı. Bu söz ona yaraşmaz. ona göre yine uykudadır. (Ç. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. Olgunluk . efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır. artık uykudan uyanır.» (Araf sûresi. fakrdan başka şeyler de maraz'dır. O âdet doğru olmaz.» Altın sahibi. Herkes kendi pirinden söz açar. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. Hiç bayağılaşmadı. onun ayağına kapanır. Başka bir zümre de. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner. «Niçin böyle söylersin?» dedi. Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. «Arkadaş. «Keski. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. Mevlânâ. Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. «Hayır. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür. tâ ki o nüktenin arkası gelsin. Akıllara sığmayan bir sohbet değil. Aşk cevheri. Hak ehlidir. Onlar önderliğe yaraşmazlar. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi. kafanı kırayım da seni öldüreyim. konuşan biri söze başladı. Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır.» derler. «Uyu ki başına bir taş vurayım. Ama akıl. çok umutlar vardır. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz.» dedi. A. 203) buyurulmuştur. Bazıları derler ki. belki dünü. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. bir zümre de etmez. insan yaşlandı mı çocuklaşır. Şaka söylüyorum. Nasıl ki. mezarın içine birlikte girer. öteki. içteki o pisliğ. şu altınlarını alayım. nur üstüne nurdur. Fakr. Eğer gönlü uykuda ise. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. bir nükte söylemek istiyor. Yahudi olaydın. doğru söylüyorsun. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur. din bilginiyim. yanlış bir harekettir. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin.) rüyada bir hırka verdi.Şimdi söz. belki 'açmak isterim. Fakrdan başka her şey araz'dır. Bu sözü yalanlamam. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. «Bana kibrit lâzım da onun için. Olgunluk bunu gerektirir. teşekkür eder. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir. Bir zümre onları takdir eder. hep uyanık durmak zorundadır.)). Burada hiç başka yol yoktur. acılarını unutur. başı döner. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım. Ancak susmak ve teslim olmak vardır. Diyelim ki. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak. n'yazsız namaz. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır. Hazreti Peygamber (S. Biri dese ki. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı.» O memlekette Yahudiler. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani. Her zaman için gelmez. onda uyku başka türlü. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır. mezar başından daha ileri gitmez.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur. kendinden umut kesersin. ama her gözyaşı da değil. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr. Kıyamette de sah biyle beraber olur. Umutsuz olma ki. Aşkın zevk ile. maşuk yani sevilen manasmdadır. Buna hiç itiraz edilemez. «Büyükler manaya bakarlar. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. «abdest üzerine abdest. Ama her ağaç bu surette değildir. O maşuk ve sevgili idi.» Çömlek içinde olanı sızar. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir.» dedi. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar. bugün ve yarın ile ne ilgisi var. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. şifa. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir.

makam sevgisi tesiriyle ağlıyor. Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler. Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı.) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. kırlara kaçmak gerektir. kusurum çoktur. Onun arkasından da bin mesele çıkar. söz dinlerler. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan. Çehremin rengi ciğer kanındandır. Çünkü onu ulular.odur ki. Bazısı gelirken. Şüphe yok ki. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. Nasıl ki. istedim ki. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin. Tâ ki. ellerimi yakalayarak. mana galebesiyle dilleri tutulur. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir. Bugün bazıları vardır ki. bahsi kavrayamadım. çabuk çabuk yemek ister. Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister.ilk sözün bereketi kaçmış olur. sana o gün bir acıma hali gelir.» derler.» gibi iltifatlarda bulunur. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler. niyaz ve . Dikkat et ve iyi bak ki.» şüphe yok ki hoşuna gider. merhamet ve yufka yürekliliğinden. anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. Hikmet meseledir. fakire sorulan. dilek ve istek yolu ile değil. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir. Gerekirdi ki. Çünkü bu fikirle getirebilirdi. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir. Bu halk. ikiyüzlülükten hoşlanırlar. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan. bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır. bin defa da söyleseler.» diyesin. (M. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. Eğer Allahsal bilge. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum. Bu şaşılacak bir şey değildir. Bir zaman îmad ağlıyordu. bazısı da giderken gönül açıklığı verir.A. ancak bir lokma lokma daha yersin. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. Doğru söylerler. Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. «Sizi çok özlemiştim. Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. Doğru sözden sıkılırlar. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. başka bir derse başlamazdı. Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun. ama. Yine olgunluk odur ki. sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki. belki de mevki ve. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır. Eğer o sözü kabul edersen. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun. Artık beni kınamayın. her manada görünürler. bana düşman oldu. fikrin hiç değişmesin. Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler. Diyelim ki. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. biricik şerefli insanısın. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman.

Bir halet de yoktur. «Hüküm senindir. onda kurtuluş müjdesi vardır. evinin kapısına kadar götürür. biz de sana yapacağımızı yaparız. her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar. . onun sözü kendi aslına döner. Şüphesiz ki. Zındıklarla yoldaşlık hoştur. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. 33) Bir zümre sandılar ki. isteyeceğinizi onlardan isteyin. bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki.» derler. Senin soru sormak ve. Adam içeri girer. acaba ne konuşuyorlar diye der. o söz geldiği yere gider. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu. dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. mertçe ve uyanık davranır. ama hiç ürkerler» derviş. «Böyle değildir. bu meclis hoşuna gider. Hazreti Muhammed (S. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür. Eğer söz ona kalırsa. Her kim. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır. Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir. ancak evi gözetler. mümin kişidir. O. onların hoşuna gitmiyor. Bu söz de kendi yerine gider. Halbuki kurtuluş doğruluktadır. dama çıkar. Onlarla önce dost olur. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa. Nasıl ki. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz. söz söylemekten de. Eğer bu onda kalmazsa.» dedim ve bilmiyorum. Ben onlardan değilim. tâ Hakka kavuşuncaya kadar. Muhammed Güyanî. o. Sonra. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. Ben garibim. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur. onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. zahiri korur. aşağıya seslenir: geldim.» derler. gönül rahatlığına kavuşur. öyle istiyoruz ki bize. ben gideyim de bir şey konuşmayın. medreseye gelmez misin?» dediler. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler.» derse onun boynunu vurur. oturur. aşağıda bekliyorlar. «Siz burada oturun. bir pul almak onu öldürmek demektir. İster o tarafa gidin.» Bekçiler. Bir söz ki.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. bir adamı bekçiler yakalamışlar. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı. «Peki. Ama ona yetişemezler.). dinlemekten de acizdir. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. (M. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu. Nasıl ki.» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi. Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur. Hattâ kıyamette de. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz. bu sefer onları tutsak eder. beni küfürle damgalarlar. O köşecikte bir kervansarayda idim. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi. Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki. «Bu adam doğru söylüyor. Bu Filaneddin ki. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. onun veliliği henüz açıklanmamıştır. Onların zamanları değerlidir. her vakit onu hatırlar. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler. Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim. Mevlânâ Selâhaddin.A. ister bu tarafa!» yapacağını yaptın. dış görünüşü. Ama bendeki feragat onda yoktur. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi.» buyurdular. garibin yeri de kervansaraydır. kendi imanı ile doludur. «Nasıl konuşuyorum?» dedi. bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter. Sırat köprüsünde de. öldürürler. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez. bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka.yalvarma yolu ile dinlersen. «Bekçiler de. «Kâfirdir. Ben evime (M. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur. öteki sordu. o.

Başları döner. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. Padişah. Meselâ bir keşiş. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir.» de ki. biçarenin biriydi. Bir gün Al-lahtan olacak ki. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz. «Aranılanın son merhalesi arayandır. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun. «Ben onu öldüreceğim. Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei.» derler. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler. Her ne bulursa. ona karşı. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak. Dinini incelten. «Allahaşkına. «Ona ruhumdan üfledim. tasalanma. Ama mürit. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. Bir adam da vardır ki. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur. «Müslüman.» öldürüyorsun?» «Ben. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir. Cenhennemin çepeçevre dikenliği. ancak onu korursun. Bütün bu söylediklerimizle beraber.» dedi. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı. ama burunlara ateş kokusu gelir. ya yol yoktur derler.» buyuruldu. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak. Her neye değerse karartır. ama Haktan burhan istemiyorlar. Bir tesadüfle oradan geçiyordu. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir. Sen o Mecusî değilsin.» «Bugün kaç azası var?» dediler. öldüreceğim onu. muradın çehresi sana görünsün. Bir Yahudi bile onu fırlatır. O lâtif yol uygunsuz görünür. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi. Pehlivan.» demişlerdir. müminsin. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur. ondan bilgi edinmek isterdi. Müslümanı (M. Yalancı pehlivan. halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim. Sen kendini aptal yerine koy. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. İkinci sıfat da niyazsızlıktır. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından. Emir Kabus da: «Yücelikler.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi.» demezsin. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. mürit. Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. bir kere olgunlaştı mı. Adamı getirdiler. burhandan Hakkı arıyorlar. hemen yerinden sıçradı. Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak. bir Müslümanı öldürse. zayıflatan adamın da belâsı hafifler.» demiştir. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez. «Onu bana getirin!» dedi. Gam çekme. 35) öldürse bile aman verilmez. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir. Beni koru!» dese. Nasıl ki. hep gül ve reyhan kokar. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez. bir zavallıyı yere vurdu. Müslümansın. yere atardı. sana buseler vereyim. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. . Ola ki. Ama bir zındıktan. Müslüman insanı incitmez.» dediler. uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar. on hayal doğar. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez. kendilerine perde olmuştur. Müslümanlık yolu bulursun. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse. Bu. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor. ayıpları örter. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme. Mademki karanlık başlamıştır. o dikenlik pek hoş olur. senin evine sığınarak. «Ben kâfirim. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu. Sordular.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları. Bunlar beni tanımıyorlar. o da Müslümanlığa heves eder. Benden burhan ve delil istiyorlar. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler. Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca. çünkü. Yani. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı. Onlar Ye'cuc nesli gibi. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın. Sık sık Peygamberden cehennemi sorar. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. ona yaklaşmaya daha çok çalış. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer.» buyurulmuştur. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki. Nasıl ki.» nüktesinin aydınlığı ile bulur.» dedi. başkalarını hoş etsin. kullukta ileri bir hatundu. kendi nefsini hoş eder.» buyuruldu.

«Aramıza. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. Ona ne desen içi coşar. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. hep altın olur. hararetlenir. Hak yolcusu. dirileri batırmak ve öldürmektir. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır. başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. renk ve kokularını kaybetmişlerdir. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur. el ayak oynatmazsa. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez. Cehennem ondan utanç duymaz. Bu nükteyi söyleyen adam. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. Allanın kullarından bir kuldur. kavrulmasın. bazıları sence olağan şeylerdendir. Ola ki. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz. Tâ ki. eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir. belki zehir saçan bir dağ yılanı. Allahın öyle kulları vardır ki. Nasıl ki Hazreti Peygamber. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. «Olabilir ki. Ebubekr-i Sıddık'a baksın.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi. iman nuru dolayısiyle kaçar. onun yoldan çıktığına karar verirler. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. Onun getirdiği müjde hoştur. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur. Ateşi de bana erişmemiştir. kalp yoluyla da. o bundan ürkecektir.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre. çömez bu sözlerle coşar. Kadılıktan ve mansıptan. O birinin hırkasını soyarsan. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış.» (Fürkan sûresi. abasını çıkaracak olsan. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir. Çünkü sarhoştur. bütün bu halk ve bizler hep öküz. O deniz. Nasıl ki önce de anlatmıştık. Allah kelâmıdır. cehenneme yaraşır.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım. O sanır ki. Eğer bir kimsede.» diye bağırdı. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki. Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur. pek ergin bir adam olmalı. Kara topraktan filizlenmiş. bu vahiy sırasında. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. güzel. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur.» buyurmuştur. 70) Ama iş böyle olunca. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir.» «înşallah cennetlik olurum. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. 37) zümre de vardır ki. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir. bir neşe gelir. Bedir çenginden gitmişler. Başka bir (M. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar. cennete lâyık bir adam görürsün. Başka sebepten değil. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. cana can katan bir su ile beslenmiştir. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. bana hal olmuştur. Velilere ancak bir yoldan gelir. Ona kılavuzluk gerekmez. başında külah görünce de.» diyecekler. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. Birinin sırtında hırka. o şeyh. 36) «Bu imamlar. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki. Bunlar tövbe ederlerse. onda coşkunluk yoktur. o. Yılanı anlayan dostu da onu tanır. görünebilir. Cebrail ile de vahiy gelirdi. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini. ansızın gamlanır. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki. sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. Kendinden söylediği o söz. Ben yolda söz söylemem. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. Bakırın önünde benimle beraberdir. Deryanın âdeti. sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. Bugün. . Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. ne bir kitap sahibi peygamber. Peygambere. ne de yakın meleklerden biri sokulabilir. (M. çünkü o soğumuştu.

teneşirde gülüyordu. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı. dua edelim. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim. «O halde. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir.» dedi.» dedi. Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim. sana değil. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur.» dedim. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. belki faydası vardır. bundan Nil suyunun . derman ve tedavi kabul eder. bir kaç curcuna çalar. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı. sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar. Ona. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar. «Evet orası öyledir. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. Ama bu daima beni sorguya çekiyor. şüpheden kurtuldun en sonunda. «Bugün maşuk sensin. maşuk üzerine hüküm erişmez. dua etsinler. bir gün sen demiyor muydun ki. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki. Hakkın. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. ekin ekilmeye lâyık değildir. lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler.» dedi.» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan. elimizi duaya kaldıralım. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin. «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil.» dedi. bir zümre ondan mahrum değildir. îçimden gelen bir ses bana diyordu ki. Ariflerin sözünü söyledim. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı. Halbuki o çabuk başarılacak işi.. «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal. Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse. Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim. «Orası çoraktır.» Hastalıklar da vardır ki. Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur.Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum.» diyen zavallıya benzer. «Ölen filan kadın. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun. Kendiliklerinden bir iş yaparlar. «Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız. Çocuk. Ama sohbet için söylemiyorum. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim. Ama hangi fayda? Bir âlemde ki.» dedim. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz.» O halde.» (Meryem sûresi). ama kendi nefsine hiç öğüt vermez. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören. Bazıları da bu işleri yapar. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler. iki yüzlülük ettim. tıpkı. Her kim tyizim dostumuz olduysa.. 38) Şeyh. bundan hoşlanan kimse. seni taşlattırırım. En az sadaka da. «Selâm sana. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun). taşa bile tesir eder. Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. (M. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir.» Ben o mazereti kabul etmedim.» Şeyhlik feragattir. «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler. Şeyhin yaptığı iş. Allah gönlünde bizi şirin göstersin.» «Öyle ama. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek. Öğüt vermek mümkün olmayınca. Çünkü veren derhal onu kıskanır. Dostlara da tavsiye edelim ki. Vaiz da.

her yerde onu kovalardı. :Şeyh. düşürüyordun. ne rüyada. Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın. bundan hoşlanır. kendi zünnârını koparıp attı. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. Yazıklar olsun o hastaya ki. onlara veda edecekti. o korkunç aslandır. Sebep açıktır. bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. onları birer birer bana anlatıyor. «Hayırdır inşallah. bu ne hal?» dediler. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim. ne işinde ona inanmak istemiyorlar. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar. Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. hep birden. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. Ne sözünde. alçalmanın netice-. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti. «Biz de bunu uygun görüyoruz. ona çirkin gelirse. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. ne de uyanıkken onu göremezsin. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur. Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil. bu halden sakın. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın. öğüt sözleri onu karartır.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan. «Bir zünnâr satın alayım. Rüyada bir söz konuşuyorum. Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. O daima meşguldür.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez. Her kimde mutsuzluk varsa. onu aydınlatır. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki. Ancak onun zannına göre: Şiir: . (M. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. Aynasındaki pasları artırır. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır. çünkü genç bir erkektir. onu kınamaya başladılar. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı. Halbuki. «Artık gidiyorum. genç bir kadını vardır. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. aksine olarak edepsizlik ediyordun. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. On tane zünnâr alalım. ikiyüzlü konuşmasından. Öyle bir hareket yapıyorsun ki. Nihayet çürük bir umut kalır sende. Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. düşkünlüğün. Beni kötülüyor. Derviş hikâyeyi anlattı. işi Yâsin'e kalmıştır. Âşık. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir. hepimiz birden belimize bağlayalım. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu. bütün gününü tapınakta. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu. Yani •o Şeyhten. ama Şeyhi görmüyorsun. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır.» dedi.si budur. göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi. Eğer böyle sözler söylerse. şefkatin kesilmesidir. belime bağlıyayım. şefkat sona ersin. onlardan daima kaçınırız. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun.» Arkadaşlar. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar. Önce yapmış olduğun hizmetler. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından.

Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular. benim dileğim budur. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar. (M. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz. Gramerci onu da aynı sözlerle savar. Ama dost ile düşüp kalkmak (M. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler. Kardeşi nihayet dayanamamış. Hakikatte onun sesini bilmez. Yani bu sonuncu ikram. «Bu ses filanın sesine benziyor. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek. herkes. Bu tablayı da çaldılar. Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. önce ettiğin ikramın. halka işaret eder. Şarkısını tekrar eder. gitmek zamanında. Öteki. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız. Gramerci. Nasıl ki yine bir gramerci. çırılçıplak bir haldedir. Halk etrafına toplanır. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. üzerine sular ve gülsuyu serperler. Biraz sakinleşince. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. halvete çeker. Maksat sen idin. Şimdi. kesesini çalmışlardı. Ama adamın kuvveti yetmez. Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. İşimi çabuk bitir. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca . 41) Herkes etrafına toplanır. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim. Herkes. o dilek aşikârdır. «Sen bizlerden değilsin. Gündüz olunca biri karşısına çıkar. sıkıntısından boynuna bir tabla astı. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor. nağralar atar. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz.» derler. şehrin etrafını dolaştırır. Gramerci yine nağralar atar. o da aynı şekilde.» demiş. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der. O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. Demiyorlar ki. «Bu adam böyle adamlardan değil. Üçüncü bir adam. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir. ikinci defa. Söylediklerini onlara helâl ettim. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. «Geç!» der. Malı çalınan adam. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu.» der. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu. toz kaçmıştı. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. «Ver elini. o sese kulak verir. «Bizim işimiz var.» Şimdi. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der.» diye geçip gidiyorlardı. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. «Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun. esreyle okunur. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. kadı adamın elinden tutar.» dedi. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder. ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar. «Kardeşim. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. Her ikisi de bir adamın eşeğini. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir. Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. O kuvvet bir serma> yedir. «öyleyse tut şu elimi. Aksaray yolunun başına.» diye düşünür. sen bizlerdensin. bize onu anlatmak. ona. Biri yanına gelir. elbisesini. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine. Bir gün. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir. Cuha'nın şöhretini duymuştu. 40) daha uygun olur. düştüğü pislik çukurunu göremez. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. Gramerci üstünü başını parçalamış. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar. «Elini uzat!» der. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler.» der. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. öteye beriye savurmuş.» diye seslenir. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. o kervansarayın yanına gittik. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor. Rebap üstadı Ebubekr. bizi uyandırmak istiyor.» Başka biri gelir. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der. Halk.

Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı. «Bu delikanlı onurludur.» dediler. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir. «Ben varım. Vaiz erkeğe dönerek. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça. «Bir öküzüm var. Misafirlikte. Kadın mimberin önüne yürüdü. «Senin oğlun hamle etmiştir. Nasıl ki Hazreti Peygamber.» dediler. muradına ermişti. kâh dolap çevirir. Hemen kalktı kerpici Öptü. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak. hastanın ilâcı.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o. Bana bir kadın gerektir ki. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı. bağ yolunu tutayım. ben garip bir adamım. Kadın yüzünü açtı. ancak meydana fırlayan o pehlivan. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular. çöpçatanlığa davet ediyor. 42 )dışarı çıkmıştı.» dedi.» dedi. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur. hamamda. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu. kırda. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. Delikanlı. çabuk kararını ver. Yıllar yılı umutsuz kalmış.» dedi. bu babta hayli hadisler naklediyordu. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi. onun kazancıyle geçinirim. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın. semâ âyininde.» dediler. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı. «Ey avratlar. onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti. kâh su çeker. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu. bizim sahbeti-mizden ayrılma. evleneyim. Kalabalık arasından biri kalktı. Genç. Her ne kadar. Ama biliyoruz ki. Ebubekr'in gözbebeği oğludur.» dedi. Ebubekr. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz. Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra. Onu sen biz'm için koru. Sen hiç harbe girme. «Ama. «O halde kendini göstersin.» dedi. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi. Bir gün bir harp sırasında. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. Vaiz. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et. ayakyolunda. sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri. şeyhine ve başkalarına hizmet eder. «Vardır. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler. beklemiştim. yüzünü açtı.» Üçüncü bir kadın göründü.teşvikte bulunuyor. «Ama. başına koydu. «Sofu vaktine bağlı bir insandır. Hazreti Ebubekr de geri döndü. «Hangisi daha uygun ise onu kabul et. «Beni ara sıra ziyaret et ki. gazada dışarı çıkma. bir gün mezarlıktan (M. Vaiz. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. hangisini istiyorsun?» dedi. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır.» anlamında bir hadis daha vardır. odun taşır.» Vaiz. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor. Kadının biri ayağa kalktı. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler. O da evvelki gibi ileri yürüdü.» dedi. su taşır. O uykuda sofinin işi tamam olmuş. serdengeçtiler. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani. sevgi artsın.» der? Gaza. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil. Eşek sürücülüğü yapamaz. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki. «Beğendim!» dedi. pazarda. Değirmene buğday götürür.» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. hatta evli erkekleri arabuluculuğa. kâh çift sürer. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek. Onurludur. Tekrar umutlarıma kavuşmuş. mescitte. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . hulâsa her yerde yanından ayırmadı.» «Evet doğru ama. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı. öküzü önüme katayım. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz. «Bak yüzüne delikanlı!» dedi. «Evet gördüm. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor. Vaiz.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi. Çünkü ben bir şey kaybetmiştim.» dedi.» dedi. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var.

Zünnâr.» der. İşte dost da. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. teşbih ile. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz. Nihayet perdeyi kaldırır. diğer bir anda da pek soğuktur. Âşıklar vardır ki.» derler.» derler. Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür. konuşanın dostu veya müridi ise. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar. onları şiddetli azap ile alıp helak etti. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. Nasıl ki. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi. kaybolan şeyleri sevmiyorum. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır. her şeyi olduğu gibi görürler. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır. 60) Duyurulmuştur. Âlemde görünen her bozukluk. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. Bir azize bir elem erişir. O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur. hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından.» (Elhâkka sûresi.» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. Fakat kale. 43) Söz ustalarının yanında. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli. dürüstlük ancak senin dışındadır. Şiir: Zabitliğin düzeni. küfür de iman olmadıkça. içinde değil. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur. halkı sapkınlığa düşürmek olur. Âlemin viran olmasına sebep olur. îhlas ehli odur ki. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak. hakkıyle müslüman olamaz. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. «Ben. kulağı sağır olur. Ebrar için iyilik sayılan ameller. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez. açıklamasa da. «Müslüman iyidir.» (Bakara sûresi.hakkında günahtır. din ile. mabetledir. Kale. Eğer bu makama baş koysaydın. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur. İman küfür. batan. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır.» demişti. (M. söz söylemek edebe uygun değildir. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. «Sevenin gözü kör. Nasıl ki Hazreti İbrahim. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden. küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki. onun kendine güveni kalmamıştır. Bu da onun için iyi bir talihtir. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince. Bilmezler ki.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir. Hakkın bir kulu. . Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. geçen geçti. Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir. yoksa benim dostum olurdun.» buyurulmuştur. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin. Ama eğer sarraf âşık ise. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur. her âşık çirkini güzel görmez. 10) buyurulmuştur. «Kalp akça varsa onlan ayır.

Biri vacip'tir ki. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir.» demektir. Sağlığı korumak. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım. bu nebiler ve velîler içindir. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. Halbuki açık konuşmak gerektir.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette. bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım. muamma söylüyordum.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. Bu mümkün müdür ki. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'. Olabilir de. 28) buyuruluyor. Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır. Üçüncüsü caiz. Ama bu cennet. Nasıl ki. bir saat de yiyip içmekle? O. iki zıddın birleşememesi gibi. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak. olamaz da.» buyurulmuştur. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. Sevenin gözü kör.» dedi. 44) Ey parça gel. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler. Peygamberlerin. müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki. Bunda bir uygunsuzluk yoktur. bunlar. bir saat ibadetle meşgulüz. yani denilebilir ki. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki. Nefislerini değil. Yahut da ilim tahsili yoludur. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. onlara karşı. düzeltir. derler. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. Bir kere felsefeye başlayan sensin.» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. «Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın.» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. Allah işitir ve görür. Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da. Çift demiri bir engele takıldı. yani imkânsızlıktır. nefsin riyazatıdır. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor. Âdem'in dışarı atıldığı cennet. ümmetleri hak yoluna çağırmaları. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse. aynı şeydir. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse. Ama yürütmek mümkün olmadı. tecelli tecelli üstüne gelir. Bunu kendi kendime yapayım. ikiyüzlülük yapıyordum. Bu üçüncü bölüme giren herkes. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye . Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer.» «Hayır. dedim. derler. o kadar emirler. ileride oturur. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun. Ama onlar derler ki: «Hayır. Demirin ucunu yakaladı. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. Nasıl ki. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı. Bu nüktenin benzeri. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. tekrar dirilmeniz. iki kaziye ve üç bölümdür. benimle tanış. Çünkü. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım. kurtuluşa erer. ikincisi muhal. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü. ama bir türlü yerinden çıkaramadı. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin. aşkın özelliği şuradadır id. «Sizin yaratılmanız. öküzler yüzükoyun düştüler. kulağı sağır olur. Bu da nefsin terbiyesi. seninle kaynaşmam.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım. ayrılık insanı pişirir. kötülüklerden içini temizleme yoludur. Ancak şu vardır ki. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. Bu işin ne değeri var. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir. bundan niçin haberin yok? (M. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı. Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür. sağlık aramaktan. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. O.» (Lokman sûresi. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir.

kendim öleyim. Allahdan mağfiret dilesin. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. Babasına benzeyen zulmetmez. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular. Nasıl ki başka bir yerde de. Orada bir derviş vardı. oturdular. ciddî konuşmaktan daha uygun olur.» dediler. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez. bilgisizlik değildir. adamı çırıl çıplak soydular ki. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. Onu ahmak yerine koyarak. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu. 12) ve ayrıca.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir. çok öfkeliydi. önce verdiği karardan pişman olmuştu.» dediler. «Bari bir su ver de içelim!» dediler. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim.söyleniyordu. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır. öteki elini tuttu. Çiftini sürüyor. sözlerini tekrarlar durur. «Şehrin. Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. çamaşırlarını ortaya attılar. Babasının geleneğine uyarak. sevdalan başına toplandı. Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken.» dedi.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar. Fakat köylü yine pişman olmuştu. Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm. Çavuşlar. Köylü. kendim korunayım. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar. Çavuşlar koştular. Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin. Belki. bu tarafta mı.» «Bu.» dedi. Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur.» dedi. Şu suretle söylenmeye baş laddar. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana. «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler. Halbuki Padişah. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi. Bir köylü ile alaya başladılar. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin. Çünkü köylü idi. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir.» dedi. «Haydi! Padişah seni istiyor.» dediler. elbisesini satsınlar. (M. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. parasız olursun bir dert. ben de o şehrin sultanıyım. yolunu sormak için çağırdım sizi. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi. köylü bunları görünce korktu. gamsız bir adamdı. paralı olursun bir dert. bir iş yapıyordu. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi. Söylemiyordum. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı. hakkında kötü düşünürler. Bu insanlarla şakadan konuşmak. başını önüne eğdi.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler. «Yahu. Çavuşlar. uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü. Fütüvvet. Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti. Adamlar gülerek. çünkü can korkusu yoktur. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular. Onlara dedim ki: «Bu ancak . Bence parasız dert daha iyidir. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun. Köylü kendi kendine. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı. Adamlar. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır. yoksa şu tarafta mı?» dedi. o sırada. Bir avuç para çıkardı. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı. Bu sözün hakikati onlara erişmez.» dedim. Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. Onda kendim yaşayayım. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı. Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var.» dedim. Padişah. «Sermayesizlikten. hiç konuşmuyordu.» dediler1. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan.

O arıklaş-mıştır.» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir. 47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi. kutup. Hangi nimet vardır ki. iki ay. benim dinime gir.» (Beled sûresi. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim.» sözü gerçeklendi. Halbuki biz diyoruz ki. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu. Fakirden üstün bir şeyh vardır. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. benim de hoşuma gider. «Bu kâfirdir. son derece gizli tutuyor. başka çaresi yoktur. Allah bize pek az bir şey vermiştir. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. Şeytanını. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır. onu bir şeyhden daha .» dedi. Bunu.» Buna. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım. artık yaltaklanmaya başlamıştır. Bunun tersine olarak bir kâfir de. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor.» (Dehir sûresi. (M.» dedim. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber. yalvardı yakardı. niçin. Şu sebeple ki. Müslüman etti. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir. Nefis. Bir ay. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir. sen müslümansın. «Bu sözü başka bir kulakla dinle. 'Kendimi takdis ederim. yavaş yavaş müslüman olayım. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler. güzel bir dilberdir. bazı kocakarı hikâyeleri. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona. Şunları söylemek istedim: «Sen. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur. şeyhten üstün. O. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler. Şu halde Allah. kutuptan önce de falan şey. Bu hırka kendisiyle konuşurdu. «Müslüman değildir. Bu. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. sen ki insan oğlusun. o Şeyh. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder. ama size anlatmak zordur. Nasıl ki şu. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. Şimdi. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur. Allahyı görünce âşık oldu. Müslüman oldu. O. O da. Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o. «Ben kâfirim. Kız. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur.sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir. artık iyi insan olayım. bu olmaz. fakirlik icabıdır. Ona her kim. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü.' buyurmuştur. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu. yani ona. Kâfir. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir. Nasıl ki. seni seviyorum. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde.» dedi. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar.» diyorsun? Bu böyledir. Allahnın ilâhî kanunudur. Ne önce gelenler. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim. der.» diyen kâfir olur. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur. bunu bilmiyorlar. başkalarını da senin hatırın için seviyorum. ne de sonuncular bunu anlayabildiler.» dedi. Buna delil de gösteriyoruz. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider. der. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum.» derse kâfir olur.” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki. Gâvur kızı. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum. Adam Müslüman oldu. Onu benim için seviyorsan. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben. ahiret oldu. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. ona sorular sorardı.

ağzına koyar üflersin. köylüler dürüst insanlardır. Atlı kamçısını kaldırdı. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır. ondan çıkan her ses artık senin sesindir.) ise. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de.» «Nuh'a mı uyacaksın. Bir zümre vardır M. Çünkü karanlık vardır. Allah ruhlara hitaben. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. hep teker teker" yerler. O. hep şiir söylerler. Onlar da. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu.» dedi.» dediler. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti. Söz öte baştan geliyor. «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. Ama nihayet. Böylece o deriyi davul da yaparsın. «Hayır.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce. Gerektir ki. seci'li. Burada. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. Nasıl ki.» buyurdu. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır. Biri. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi. Hep öyle konuşurlar. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. Çünkü önünde. o dalın kırılmasında tehlike vardır. gövdesi de. bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister. serpildi.) ne buyuruyor? «İblis. kafiyeli sözlere değer verirler. Beyit: . Çünkü Nuh Peygamber.» Yani onunla herkes beraber yürür. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır. Hâşâ. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır. onun cevabı da sadece susmak oldu. burada keçi aradan çıkmış. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir.A. onun suretinden evvel var idi. yine bir sos çıkar.A. Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. özür dilemek gerçektir. ev sahibi ağacın tamamını korusun. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır. Davul da çalarsın ondan. Dal elden giderse kök de gider. bütün dalları da onun olsun. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan. keçi sesi değildir. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. bir ağaç peydan oldu.» Nasıl ki.geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel . onun yaratılmasından daha önce. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır. Her halde İblis'in mânası. 172) diye buyurdu. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın. daima onların nazarı dünyayadır. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. Bu mahvolmuş bir derviştir. Nasıl ki. bütün parçalar senin olsun. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki. bazıları Padişahın kapısını hor görürler. ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar. ağacın gövdesi artık elden çıkar. damar içinde dolanan kan gibidir. Bir zümre. «Evet. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi. bütündür. Allah kelâmı ise küllî'dir. Türkler cesur. Köyün ihtiyarı onların diliyle. Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın. arkasında değnekçileri vardır. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. küfür değil bilâkis îslâmdır. 49) Birinin evinin kapısında. ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar. Gerçi keçi derisinden çıkar ama. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir. Şimdi Hazreti Mustafa (S. dervişin sözüne göre gelmez. belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez.» Öteki. Ruhlar toplanmış ordulardır. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. birlikte yiyin. Halbuki. Çünkü ben. Bir gün. Elini bütüne uzat ki. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. (M. O dedi ki: «Bu küfürdür. Hazreti Mustafa (S. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim.» diyor. önünde ardında dolaşırlar. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir.» dediler. manası kadîm'dir. O dedi ki: «Hayır. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi. yola düştüler. 26) diye yalvardı.» dedi. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. fâni olmuştur. «Yarabbi. ötekileri değil!» diyordu. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır. bir dalım seçerler. konuşan derviş değildir. Bir başkası da daima nesir söyler. Rabbimiz-sin.

onun öğrenimi öte taraftanmış. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır. nüktesine de yakın bir sözdür. orada Allah vardır. sınayalım. bir dostuna Hint kılıcı getirmişti. o kardeşlerimi de istemiyorum. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. bu bahisle ilgisi yoktur.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur. «Evet. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir. onun konuştuğu Peygamberi ki. bâtıl sözdür. Evet kaide budur ki. Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah.» dediler. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin. Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. tartışmaya da faydası çoktur. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı. Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. «Bu Hint kılıcıdır. yemişler verir. Bu. Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. taşa vurdu. o meclis de hoş olur. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin. uyku değildir. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi. İnsan Kâmil olunca da. «Hayır. bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi. Çünkü kemâle ermiş olan derviş.Bunu ancak akıllı kişi bilir. Sonra da. Musa'nın benliğidir ki. bu kemâle. «Nefsini bilen Rabbini bilir». Musa da kendine baktı. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim. «Dağ» dedi. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş. Hakkın dilinden konuşur. Adamın biri. Allahsını gördü. Bundan sonra yüz cevap söyler. sana bakayım? Yoksa biri. hem de cevap veren bulurdu. Çünkü öyle şeyler vardır ki. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. Allah yönünden eksiklik gelmez. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu. Nasıl ki. demek istedi. Hazreti Peygamber. Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. Biri. Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi.» buyurdu. Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek.» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M. Daha nasıl diyorsun ki. bu taraftan bir şey öğrenmedi.» dedi. Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır. ona artık perdesiz gösterirler. Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu. demektir. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler. Allah erlerinin uykuları. O dağ. medresede söylenilen her sözün. kürsüye . sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün. Firavundan daha kuvvetli idi. halde hiç bir şey yemek istemiyordum.» dedi. ölçüsü yoktur. Bu da tam umut yönüdür. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. Her nerede söz varsa. uyanıklıkta insana gösterilmez. Ama tersine kılıç iki parça oldu. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar. Musa. «Onu gözler kavrayamaz. hem sorusuna cevap alırdı. sizler benim dostlanmsınız. Bu. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir.» buyurdular. bana görün de. bu umutsuzluk tarafıdır. Ona. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki. «O gözleri kavrar. «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu.). Nasıl ki. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona.» Nihayet. Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. A. Söz. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra. «Kendini bana göster. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S.» buyurdular.» dedi. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki. «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de. o ilgi de etkiler yapar.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki.» dedi ve hemen kılıcı getirdi. sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. «Dağa bak!» dedi.» buyurdu ki. Şehrin vaizi geldi. Nihayet bu derviş. «Ama senin kardeşlerin.

bu halin dışında değildir. vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi. sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. diye bilir.» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti. bizim nasibimiz henüz erişmedi. yeter ki. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun.» (Fecr sûresi. ister1 arştan uzak olsun. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. Te.» «Ona benzer bir şey yoktur.» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı. işe boş ver ki. Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz. Ya hazırdır. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına.«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu. Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor. Fakat bunları yanından kovdu. ölürse kâfir olarak ölür. hep bir mansıp sahibi olalım. 52) otursun. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. şu anda neredeyim. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur. Hafızlar. birer birer yorumladı. Be. O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et. Adam. Geçen hafta âlimin biri tutturdu. Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı. dördüncüsü de zulüm'dür. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. Sen kendi dervişliğini düşün. niçin geldim. 22). Vay onun ölüsüne. devleti sonsuz olsun. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi. Sultanın önünde oturan kimse. 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz. Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır. İkincisi bühtan (iftira). ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. Onların ibadetleri anlatırken. Allahı anan kimse. ya gaiptir. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar. Allahya bel bağladın. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme. her nerede olursa olsun. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular. şu medreselerde tahsil görenler. Ama gıybet .' dedi. Bu hafta da başka bir âlim geldi. Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz. 16). vallahi.» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir. yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir. «Allanın.ederse büyük günahlardandır. Kadıncağız adamın karşısına oturdu. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. demeye getirdi. «Vay o kimselere ki. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. içime ateş düştü. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş. derler. ister yersiz olsun. Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti. Hangi cevherdenim. Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur. bağırarak tersledi. Sen daima. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı.» dedi. mekândan münezzehdir. Çünkü Allah. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı. "Çocuklar annelerinin yanına koştular. ister bir yerde (M. bir kısım halk. tallahi. diye bekler. çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir. gönlünü hoş etti. Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı. Bu bizim nasibimiz . o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar. şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir. hazır ise ona yabancılık karıştırır.» (Tâhâ sûresi. Şimdi. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar. «Efendi hayırdır inşallah. 'Her kim. imanı iman değildir. kürsüye çıktı. Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. beni kovuyorsun. dervişlik vazifeni yerine getir. Nasıl ki. (M.» dedi. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi.» dedi.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. semalar onun eliyle durulmuştur. üzgün bir halde evlerine döndüler.» diyordu. bir medrese elde edelim. Şimdi zikreden. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir. her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz. canımız boğazımıza geldi. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. Yani gıybet. Her üç harf ile ant içerim ki. şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun. yemek soğuyor. Vaizin sözlerine itirazda bulundular. Cemaat evlerine gittiler. acaba ben kimim? diye düşün. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin. billahi. doğrulmadı. 5).» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor. üstüne rahmet yağdırsın.» (Nahil sûresi. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır. ömrü uzun olsun. çocuklar gibi ağlamaya başladı. şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın. tenzih âyetlerini okudular.' dedi. mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi. Çoluk çocuk etrafına toplandı. Allahnın mutlak varlığını. «Ona benzer bir şey yoktur. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir. Ruh da. doğurmadı. vay onun mezarına. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler.

onları yanından kovsan bile artık gitmezler. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi. Hazreti Muhammed'i (S. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı. bizim dervişler arasında bir yabancı var.» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca. fıkaraya. ykıe düşer. başka bir itimat ile oldu. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi. hor görüyorlar. hiç kimseyle beraber değildir.» dedi. ucu bucağı yok. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır. «Hayır yabancı yok. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar. Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir.» dediler. Bunu söyle de tekrar evime döneyim. «Zâhid. o seni görür. yiyecek. Orada akıl perdedir. ayağına serpildiğini gö-resin.» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. yabancı bir pabuç var. Bir kaç defa rüya sında. bu çetin işin. O da. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. Cebraile.» diyordu. o olmadan başaramayacağım yani. adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü. «Beni. kalmamış olurum. Bizim cehennemimiz böyledir. «Kör için güçlük yoktur. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. bazıları da incindiler. yoksullara. Bilgisi var mıydı?» «Hayır. yahut filan bana yabancı geliyor. Gönül perdedir. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. Nasıl ki. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı.» der. (M. Ta ki. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın). ama evin içinde yol çıkaramaz. Berber. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder. bu bizi bırakmaz. Tâ ki. başka bir şeyi öğrenmiş oldum. «O. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür.) yalnız bırakmış.» (Fetih sûresi. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın.» dediler. öğüt. nurun ateşimi söndürecek!» der. her fende başta gelen üstatlar. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler. «Onu ziyarete gideyim. topala da güçlük yoktur. O cehennem geldi diye inler. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler. cehennem ondan feryat eder. onun gözüne ilişirsin. Cebrail onun adımına yetişemez. 17) buyuruluyor. gerektir ki tekbir çekenlere.» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde. imanlı kimse içindir. baldır. Gerçekten sağlam olan da odur. o dal ve budağın filizlendiğini.A. ululuklar. Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın. bilginler yanar. «Gel!» der. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun. Bunları isterse. boğazımızdan yakalar. camiye gel. ben. Cebrail. Bütün asılların aslını. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. Cehennem müminleri arzular ve ona. Kalbine zahmet veren. aslı ve kökü elden kaçırırsın.» dediler. Bütün büyüklenmeler. feryat et ki. Yahut da böylece bize bir nazar eyle. başkanlıklar. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti. düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür. Biz nereye gidelim. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki. 53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla. Adamın biri ölmüştü. âcizlere duaya baş-lıyalım. her işten el çektim. ).» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır. senin önünde başlarını yere koysunlar. sır perdedir. «Geç ey mümin.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire. Akıl dergâha kadar yol bulur. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın. Derhal semâ âyini düzene girdi. Ettiğim o muhalefet.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla. Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. . önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var. ben şeyhsiz kalsam bile.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam. Dallardan da bir şey elde edemezsin. Biri vardır ki. Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider. cehennem de onu görünce. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki.» «Evet.» Âyette. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır. Kırk gün oturur. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı.değildir. herkesin aradığı aslı bulmalısın. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman. o mezarın başını bekler. Ayrandan kurtulur. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım. Her dalın arkasından ağlıyorsun. Sen aslı yakala! Elbise. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan.» «O halde ne yapayım?» dedi. İstiyorum ki öğütler vereyim.» Etrafı yokladılar. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin. «öyle ise.

işi tamam olsun. ben şafiî mezhebindenim. Gel de benim âlemimi. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım.» Adamı geri çevirir.» Bu ne eşektir ki. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed. erkeklik aletini kaldırmış. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu. (M. Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al. Kıyamet günü. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki. Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor.» Git otur yerinde. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim. küfür etmiştir. Küfürden vaz geçtim. Allah kokusundan da üstündür. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. En doğrusunu Allah bilir. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya. Onun da bir sebebi vardır bunun da. «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez. öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur. denizin garip hallerinden bahsediyordu. «Ben Allahyım!» diyor. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler. kapıma iki desti dolusu su getirsinler. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı. 5. Yağmurun ne zaman yağacağı. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir. bizim halimizde eksiklik başladı. kovdum. Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki. bir kancıkla birleşmiştir. Diyelim ki.» Daha sonra temaşalardan. Allah onu o makama bağlamamıştır. 3. «Soğuk söz söylemiş. Ana karnındaki çocuğun cinsi. Bu arif benim halimi hep bilir. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim. kendi içini görüyorsun. eşekliği yönünden söylemiştir.» dedim. Kuran'dan üstün kitap yoktur.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor.) buyurmuştur. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır. ondan dolayı bir korku yoktur. Ben. emirler ve yasaklarla.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir. Allah Allahdır. (Mümin araştırıcı olur. İki elimle gözlerimi kapadım. Allah kelâmından üstün söz yoktur. .» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah. Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış. benim işim onunla daha iyi yoluna girer. 2. Kişinin nerede öleceği.» buyurulmuştur. O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. 4. insanın yarın ne kazanacağı. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi.

geçmişlerden veya yaşıyanlardan. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri. «Dün konuştuğumuz sözlerin. Allah erlerinin iyi amelleri. hay hay!» derler. Nereden söylerim? Allahtan. nasıl ki. (M. Bayezid'in Cüneyd'in. Ancak dostlara. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar. teşbih ve dua ediyor. Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler. Sözlerin tevili büyük bir iştir. gece yarısı kadınlardan. bunları perde arkasında yapmıyordu. başlangıçta açıkça ibadet. O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki. ancak işin dış yüzüdür. bu kadarı yeter.» Nasıl ki. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Benden. Bu kimdir ki. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin. Yahut bir dost. Ancak bir gün sözden daralırsam. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. mürid. daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var. sonra tevil için feryadı basıyorsun. bana nereden geldiğini. Benim insanları ıslah. ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir. orada bir köşeye çekilir. 56) îmad yahut Erşed. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. yani onları yola getirme hususundaki arzum ise. Her kim bizim dostumuz ise. bir serçeye dönüyor. onun huzuruna has-retdedirler. abraşları sağaltmak isterim.» demiyorum.) teninde bir tüy bile olamazlar. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler. kendileri yemezler. sevgililerin hali böyle olunca. Siz. bunu dervişlerin önüne koyarlar. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. hem de Allahya şükrediyordu. âyette buyurulduğu gibi. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi. söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun. Peygamberler. bif mürşide gönülden bağlanır. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir. bir gün gider. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor. bazı kimseler. sonra da diyorsun ki. büyüklerin sözlerini derleyeyim. başlangıca dönmektir. Nereye. Mademki öyledir. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar. hıçkıra hıçkıra ağlar.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik. bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz. Bundan sonra da hal böyle olunca.İKİNCİ BÖLÜM (M. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz. ağlayarak secdeye kapanır. çünkü o kendi hesabına yaşıyor. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. gündüz dilenir. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. Nasıl ki. Yüzünü gönül tarafına çevirir. Bu. A. herkes umudunu kesmiştir. Ebû Sait ve o. sevenlerin. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. «Ne demek. . «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son. gece köpeklere ziyafet çekerler.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. bir şeyhe. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim. Ben böyle sanırım onu. Mevlânâ'dır. Onunla bu sözü konuşurken. Âlemde bir gürültü koparıyorsun. Bunun iç yüzü şudur: Biri.

hak ölmez. Ama sözüm. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben.yahut Zeyneddin Sadaka. Sevgili naz eder ona katlanmak gerek. Ama korkarım ki. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez. muamele ve iş istiyorum. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır. «Onu. Bu bir teşbihtir. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın. ben yüzümü ekşittim. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır. O isim. Aralarında bir bağlantı vardır ki. Bi aralık bir şey yaz desem. Onlara. bana bir ilim tahsil etmeden. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin. Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. Ama ben o davada değilim. Öyleyse.» dedi. ruhunun temizliğinden sarhoştu. bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var. Çünkü onun işi pek yücedir. Bu söz. bir üstünlük veriyorsun. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. tertemiz. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi. tevhid âlemine kadar gider. Benim önümde bu böyledir. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. senin kendine göre. Böyle açık söylemelidir. Bana yaraşan. Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini.» dedi. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. «Yarabbi sana. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. Bu söz de böyle kararlaştı. katkısız bir sarhoşluktur. A. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum.) karşılaştırabilirim? Bu. bu sözün zevk ve lezzetini bildim. bir benzetiştir. Ama Bayezid-i Bistamî. Şüphe yok ki. Eğer halim olsaydı. kemaliyle bilir. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler. A. Şam'a gitmek hoştur. bir şey söyleyemem. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. derler. bir zamanda da başka birinedir. müridinden sor. Hazreti Muhammed'le (S. rivayet ederler. bir nazdır. bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M.» demeleri bundandır. eşek. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun).) gelince. Diyelim ki. bir peygamber türemiştir. sevgilim. Ben. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim. Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır. Şam'a gitmek hoştur. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır. nazlanmaktır ama ben. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak. ağır davranırsın. diyen zavallı taklitçi eşektir. Onun sarhoşluğu.» «Ya üstadın mı daha iyidir. Ben onu söylemiyorum. buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. Bir an oluyor ki. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. 57) geliyor ki. içinin. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez. Ben işe bakarım. halim değildir.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» .» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir. Hak zamana bağlı değildir. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın. benim sadece sözümdür. Şimdi bana kendinden bir fazilet. yoksa Allah mı?» «Üstadım. bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı. Hani. akıl ve emek sarfetme-den bildirildi.

Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu. ben de ulu Allahya feryat ederdim. orada uyuma ki. bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim. bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar. bununla hal değişti. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. Gerektir ki. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı. Belki bir zevk ve rahata kavuşursun. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. aradığım bulamamaktan. önce pabuçları başı.» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi. gerekir ki.) içinden güzel. gözü üzerine koyardı. Bundan fazlada bir şey göremedim. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar. dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır. Allah yolunda vergili olur. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz.» derler. A. kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi. Başına gözüne sürerdi. Cennet için yaratılmış olanlar. şöhret yapmak gerek.Buyurdular ki: «Çalışın. «O ne güzel kişidir ki. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. arada ne işler oldu ki.) pabuçlarını taşırdı. Ben temiz kaldım. yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler. cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun). Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti.ğişiklik olmasın. ondan korkarsa. Bana kararmış gözlerle bakma! . Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. ta ki. iyi ameller işleyin. Hazreti Mustafa'nın (S. Kendini daima tazele ki. Başka dostlar arasında da olamaz. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. Değersizdir. faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz. «Bunda bir sır vardır. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre. sonra başına koyardı. «Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez.» dersin. Allah bunu sana verdi. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi. A. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur. Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü. Yarabbi! derdim. bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim. Bu marifet sözü. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta. Demediler ki. sende bir de-. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı. bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir. Şu haline gözyaşları dökersin. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. «Beni zaman zaman ziyaret et ki. Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum. adını her tarafa duyurmak. Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi). (M. Gözün karardı senin. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca. nefes nefese. kendini yoklayasın. dedi. Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm.» Hazreti Peygamber.» Giderken. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin.

eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet. Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. bağ tarafına gideyim.» sözü bir haberdir. Bunu yüz kere de söylese yerindedir. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. Çünkü o. Nasıl ki. ilimde çeşitli değişiklikler vardır. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer.A. manada sarhoştu. îlim vardır. demenin.). Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir . levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir. benim kendisini gördüğüm gibi görürse. Ben yepyeniyim. bu takdirde o. Bu çok zor fakat açık bir meseledir. Sen kendini yenile. Artık hakikata erdin demektir. onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir. Ben de belki yüz kere söylemişimdir. bu benim için çok kuvvetli sebat olur. Öğrenciyle böyle sözleştiler.» buyurdu. Şaşırtmaca yapmaz.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun. anlaşılmasına dikkat eder. demektir. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım. Tâ ki onu bir daha bulamadık. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin. zikrettiğin Allahdan ayırmasın.» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar. benim gibi olur. sende eskileşme. «Git. öldü desinler. (M. Mutmainne olan nefis değildir. Ben de Mevlânâ'yı görürüm. Sözü anlayabildinse. ayıklara uyması mümkün değildi. çünkü ben asla eskimem. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir. Ama bana göre dostluk. Biri. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan. bundan sonra da erginlikten. mahv olursun. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki. Buyurmuştu ki: «Halk. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım. Allah bütün melekleri huzurunda topladı. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır. Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur. Mevlânâ da benim için böyle söyler. Öyle bir hale gelirsin ki. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur. Sen kendini isbat et. öküzü önüme katayım. Bende. Hazreti Muhammed (S. «Ben zikretmek istiyorum. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. kutlu bir fırsat sayın. Bayezid. «Beni ululayın. Ancak Mutmainne. Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır.» O zaman zikir gönül zikri olur. haber hususunda aşağı düşmüştür. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam.» demişti. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir. «Her kim beni. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler. telâşa düşersin. tekrar meydana gelir. A. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S. «Beni ululayın. sânım ne yücedir!» diyordu. Bak ben sabit ve kararlıyım.) uyamaz-dı. beni daima taze ve yeni olarak gör. Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi. Her âyet için bir dinar istiyordu. Çünkü beni görürsün. Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. Bana diyorsun ki. «Beni aralıklı ziyaret et!» demek.» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz. o gönülde yaratan ancak Allahdır. Herkes. «Beni sabit kılarsan. Mevlânâ'yı görünce. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara.» Bu sözcü söz söyler. O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür. «Beni görene ne mutlu. bir üzüm salkımına benzer.Bu ziyaret misalinden maksat. Sadece dil ile zikir noksan sayılır. Açıklıkta da değişiklikler vardır. Onu. «Ne mutlu beni görene!» dersin.» dedi. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir. melekler bütün gece seni övsünler. Nasıl ki. melekler ayağa kalkar. Nasıl ki. çabuk bendeki hakikati gör!» demektir. o (delikanlı).

O. demektir.z olsun. öyle bir mert olmalı ki. öyle yükseldi ki. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. mülk eksikliği bir ziyan vermez. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. onun imkân tarafını yakalar. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu.» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir. Bunlar hep dünyadır. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer. diye düşünmüştü. Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. elbette nur saçar. demektir. hal değildir. Görevinden uzaklaştırılmıştı. Padişah da onu astırmazdı. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. Şayet. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın. Bak ki. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. ancak yabancılar içindir. içindeki sırrı anlamak istemişti. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. mal.» der ve deliller gösterirse. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir. çünkü o artık sultanın naibi değildi. hoş ve lâtif bir dille konuş. ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak. Sen o gâvurcuk değil misin ki. Hazreti Mustafa'dan (S. Her türlü vehim. Hali de. renkten renge girmesi. hayal ve tereddütleri yaksın. bu hususta seni aydınlatırsa. Biri. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. o da bizim küçük kardeşimiz olur. kendisinde bir dert. içi altındır. Sır bundan başkadır. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber. Ben Kuran'ı. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. Yani böylece bir şey yapınız ki. Bu sır değildir. döner dolaşır ilk söze gelir. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek. Padişaha. O.» derse ona. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse.A. 60) Yukarda sözü geçen fellâh. bu sizin halin. diye aklından bile geçirmiyordu.» buyurulmuştur. her tarafı birden aydınlatır. bu bir hatıradır. Bu. Ama tekrar açıklamaya başlar. Çok ağır. Başka biri de onun eteğinden asılır. O hep nur saçar. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur). o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez. hak söz söyle. Çünkü. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. diye düşünürler. Ancak o. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur. Hazreti Muhammed'in (S. benim ruhumda tasarruf etti. Nasıl ki o gün. Eğer zamanede biri gelir de. yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter. Ancak iki şey zarar verir. altın. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti. Padişah da onu astırır. «Sözün sırrı başkadır. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir. dopdolu! Fellâh. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki. Çünkü sır. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. sözü de hep yağmaya gider. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. Mademki bir kimseyi görmedin. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter. ancak onlara. hep halk ile birlikte otur demek değildir.» der. bir aşk olsun.) ışığı. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş. ben azim ve irade ile. sadece Allah buyurmuş. Çünkü fellâh idi. dünyayla beraber yaşamaktadır. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. gökteki ayı iki parçaya ayırır. Sen kim oluyorsun ki. «Bu bir ahengin yadigârıdır. Gerektir ki. şüphe perdelerini yırtsın. bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. Cevher nur saçar. ister aşağısı ister yukarısı.) hiç kimse üstün olabilir mi? O.temaşa öldüremez. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. eli ayağı gevşer. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur. A. Fellâh ibriği Padişaha verir. Gerçi yarasadan. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi. diyordum. Uzaktan halkı seyret. .

birer davettir ama. Zahidin. bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez. sana gerçek yol gösterdi. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. Nasıl ki. Öyle bir nağra atarsın ki. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın. tartışma ve inatlaşmanın. Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur. melekler. hiç umutsuzluk yoktur. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir. ister yalan olsun. bütün korkuları giderir. ona açıkça uymakla. Görüyorsun ki. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S. Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. güzeldir ama uzanır gider. âlimin. çoban bir buzağıyı kaybeder. Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz. Daima. âbidin. bu binlerce engeller umut bağını koparır. dağdan aşabilsinler. içinde umutlar ve gülüşler olsun. (Sözün en hayırlısı. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler. bundan çok hoşlanırsın. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı. (M. Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin. Burada bir gülüş. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. velinin. güneş hakkında beyle inanmak gerekir.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın. hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde. o hal içinde. ilk zaman içindeki umut olurdu. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki. Hak. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin. Bir söz de vardır ki. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir.» Duyurulmuştur. onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. kulağına yapışsınlar. Hilaf. bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz. İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. o tarafa . A. Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur. îster gerçek. A. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler. Ancak gönül alçaklığı ile. onun halinden hiç haberleri olmamış.ce kişiler vardır ki. umutsuzluk getirir. Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir. onun yolundan ayrılmamak gerektir. bu konuda hiç bir şey söylemez. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise. Yedi başlı aslanı görsünler. kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı. demektir. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır. Bunu herkes böyle yorumladı. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. «Bu böyledir. Herkesin bir sevinci vardır. nebinin birer sevinci vardır.

Bu çile çekenler de Musa' ya uydular. A. A. o bir gün gelir. ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli. bana. ona güvenir ve inanır. Ola ki o asanın yardımı ile. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. Bu şah ise hiç mat olmaz. Her işte hüküm ve karar senindir» dese. sırrımı anlar olmuşsun. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır. Çünkü bu. sende karar kılar. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür. onda bir aydınlık belirsin. Ben uykudayım. Ben.» (M. Bu niçin böyle oluyor? . «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır. Diyelim ki. Şairin. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir.) değil. Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor. O. Bir taştan bir taşa el atarak. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1. «O. ama bu uyanıklıktır. Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir. Dedim ki. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın.» diyorsun.) nefsini yitirmişti. Uyuyanlar. iki yönü olan bir adamım. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S. ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever. Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin. Nefis. Mustafa'ya (S. nefisten gelmezdi. Belki Hazreti Muhammed (S. Hal de yüksektir. A. o zaman Konya şahnesi. varlığın kendisi olan zattır. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. sevgilinin vuslatına ereceğim.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. dua ve namazdan bir koku alabilsinler. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim. «En yakın bir vezirden daha yükseksin. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun. duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. güzel konuşur güzel dinler. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt.bu tarafa koşar ki onu bulsun. Bugün böyle olmak kolaydır. yine yüz türlü dalkavukluklar. O aydınlık onda geçici olsaydı. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen. Çünkü onda biraz lezzet buldular. Sultan naibi olan vezir. zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin. benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek. Şimdi gerektir ki çok kazanasın. Ama sen onun yolunda olursan. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi.» Nuh Peygamber.). Nuh Peygamber'e uymaktır. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu. Gerektir ki. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. yine biteremezdim.

Artık konuşamıyor dük.» dedi. A. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir. Büyük bir hata içindedir.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. yahut hatalı bir iş yaparsam. güvenli gösteriyorum. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır. cevap verecek yerde susuyorsun. hep susuyorsun. Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden. filan yerde otuz haydut öldürdü.» dersin. O ahmaktır. sen bundan başkasını söyle. sen cevap vermiyorsun. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir. «Allahım şu hali bizden gideriver. Yani o. 64) Buna emir gelmeden önce. (M. nasıl gideyim?' dersin. gönül açıcı şiirler okuyorum. her neyi bilmezse onu olmaz sanır. bir nur ve mahabet vardır. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. İsterse o benim ruhum . başı yarılmış. 'Git seni de boğazlasınlar ki. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur. Hiç bir şey.) bir gün.» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. «Ben bunu açıkça görüyorum.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir. Nasıl ki. Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır. ona kendisine özür diledi.» derse. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir. Beni ondan dolayı seversin derim. Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. kendi bildiğini okur. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir. Zaman oluyor ki. gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. (M. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır. ancak kendi yazdığını. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. başka renkte görünen bir perde idi. bulunduğu yüzünü ekşitti. gitme de otur. Allah da ona ekşi yüz gösterdi. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. O. Sen önce yola gel ve otur. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur.» O halde. ne dünyaya ait işlerde. Seninle birlikte korkunç. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. Eğer. Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur. Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. kanlar içinde. ne dinde. Hem öylesine çıkardı ki. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir. Hazreti Mustafa (S. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. halimi biliyorsun. sıkıntılı bir yerdeyiz. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. Hazreti Peygamber. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. Herkes bir şey söylüyor. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. Çünkü o geçen hal. «Beni döver misin?» dedi. Hakkın âyeti de öyle. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti. de dünyanın dışına çıkardı. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. O zaman. O. Gördüğün şu adam. Dışarıdan biri bir söz söylese.de bir şey yapamaz. onu halka bağışla!» buyurdu. Sana çirkin görünmeye başlar. Çünkü onun yaptığı işlerde. Mucize böyle olur. otuz kişiyi de tutsak etti. vezir ile. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular.» diyordu. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten. «Allahu Ekber!» derdi. «Senden başkalarını da senin için severim. Önce kadı ile bir şey konuşamaz. Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. hiç bir şeyden bilgisi yoktur. Hiç bir şeyden korkum yok. ayakları şişinceye kadar namaz kılar.» demiyorsun.

Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi.» Onun bu apaçık inancı. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki. Ben onlar için gelmedim.» diyorum. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. onu gözle görebilmek mümkün olsun.). bana yakınlık gösterdi. Gidip gelmek sevgiyi arttırır.» diyor. «O âlem daha hoştur. bir kahraman gelmiş. Hiç bir şey anlayamadım. bizi görür. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi. Hazreti Muhammed (S. Sen kimsin ki. «Niçin dışarı çıkmazsın ki. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur. Nişabur dili konuşurdu. ışığı açığa çıkarır. Hazreti Muhammed'le (S. Bu senin işin değil. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir. beraber konuşalım?» diyordum. hata ancak başka şeylerdir. bekle!» derler. elinin içine koyarsın da yine göremez. Öyle bir insan. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. 65) Onlar. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir. Saklanması gerekli olan bir mücevheri. derler. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki. deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz.A.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki. Hazreti Ömer'. bize yüzünü . onlar Şeyhlerin sözlerinden. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. bütün bu işleri altüst etmiş. Şirin bir kimse var. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim. Ben dışarı çıktım. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim. Orada bir de Arap vardı.» anlamına gelen mısraı okudum. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok. Yukarda sözü geçen mücevher. açıkça görmüş olmayayım. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. «Hayırdır inşallah!» dedim. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini. Gece yanıma gelince üzülüyorum. ne Sokrat'ın sözünü. Muhammed ona.» Yolda ona. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. Ey kahpe bacılı. Bu takdirde eğer. lügattan anlar. (M. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. Dedim ki: «Benim. kitabı Ömer'in elinden çekti. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o. Peygamber Efendimize.» derlerse doğru söylemişlerdir. Nasıl olur ki Muhammed'in (S. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer. Şahap hoş bir kâfircikti. Aklın fetvası budur. bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı.» dediğin için o çok ağlamıştı. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. görmeyenlere hayret edilemez. parmakla gösteririm.) onun evlâdını. Yahya'ya «veli.» demişti. Nahiv'den (Sentaks). hadisten. diyorum. Allahya emanet olun dedim. fetva hususunda hiç hata etmez. Çünkü o günahsızdı. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz. «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin. Sordu: «Bana hoş geldin. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere. İmanda tatlılık.» dedi. Mevlânâ'ya. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir. O bana. «Muhammed. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği. Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim. gelip gelip gitmesinde değildir'. Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. «Bu akıl. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme. «Sus. Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki. hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. hayli araştırdım. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir. Kuran'dan bir şey anlayamazlar. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. tâ ki Allahı da bilsinler.) devrinde Musa'dan söz açılsın. «Hayır. O. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir. kendileri için faydalı olur. «Bunu at!» dedi. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse. akıl hata etmez. «Bari ne yaptın?» dedi. kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin. Hem bu hayatta. Nasıl ki. Ona ne isim vermişler diye gülersin. derler. Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse. Onların benim halimden haberleri yoktur. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler. Allanın Resulüdür. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi.olsun. A. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. Yoksa ne bir gün ne on gün. Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. diyorsun. iman getirirse. ki bu yol niyaz sermayesidir. A. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur.

Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler. bâtını. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler. «Bu şeytandı. birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor. Nişaburlu Şahap. Şeyh Muhammed. bu şeyhlerden çok. Halbuki ben onun haline gülüyordum. öyle değil mi?» dedim. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. «Sen zahmet etme. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. mevsim kışa rastlar. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. Şeyh Necib'in mürididir. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. rüya görmüştü. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur. O gibilerin sermayesi niyaz. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. «Hayır. Sen kendi kendini göremiyorsun. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. Ama bu bütün okuyucular için değildir. güzden sonra da kış. Kırlar karlarla örtülü.» dedi.» diye bahane uyduramazsın. bahar yerine kış gelseydi. Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. Mecliste-kiler. diyordun. yalvarmadır. bizden faydalanır. Ama bu yedi mana lâzım değildir. hafızlar da vardır ki. şüphe yok ki. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. Çünkü o. Ben böyle düşünmemiştim. soyunur çırçıplak olur. evet. Çünkü kış. feryadı bastırdı. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. Kış. Ben oraya gitmiye bilirdim. gönlümü alırlar.çevirirse. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. Allahın has kulları ki. burada bir zorluk yoktur. bana itibar eder hatırımı sayarsınız. bir lütuftur. kışı bahara döner. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. erken erken kapıyı vuruyor. Şeyh Muhammed. «Sana göre de bu mana böyledir. gizlendi. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. (M. hattâ batının batını manası vardır. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. Bu onun işidir. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. O uykuda idi. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. suya gitmek zor geliyor. O Hallaç. en seçkin kulların mertebesidir. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. Gündüz olunca geldi gördü ki. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. Artık. O zannetti ki. Şeyh Muhammed. Bu kanun değildir. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap. Bana. kemancıya. (M. Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. O saat gelip çatınca. Şu halde başka okuyanlar. arkadaşlar arasındaydı. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. buna şaşmamalıdır. «Eyvah. bahar olmazdı şehirde gizlenir. benden daha kuvvetli yaşar. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider. Ama hiç düşünmemişti ki. Bunlardan her biri. Bu eski bir kanundur. bu ne haldir?» derdin. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir.» buyurulmuştur. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. «O öldü!» diyor.» dediler. Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar. Medreseye geliyor. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. beni dişleriyle ısıracaklar. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek. O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. kendiliğinden dolmuştur. erkeklik organlarım kessinler. kendisini desteklediğim için gülüyorum. Kuran onlara lanet eder. halkın âdet ve anlayışına göre değişir. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu. zahiri. O gibilerin.

göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar. Dağdaki Zâhid .» diyecekler.» derlerse vazgeçelim. «Ondan başka ilâh yoktur. dedim. «Biraz dolaşacağım. senin davan Allahyı görmek bahsidir. sen îmad sayılırsın. olgun kişiyim. Nasıl lâyık görürsün ki. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki. ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. Maklub'dur (devrik'tir). Bu asla söylenemez de. Sen bu görüntü karşısında. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir. siyah perdeler altındadır. sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim. araştırıcıdır. Bana kesin olarak söz verirsen. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir. Ama hiç faydası olmayacak. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi. O. başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor. neşe ve hoşluk olur. Sen ise tezvirde. Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. niçin sana gelsin. haraket ve gülme günüdür.A. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. Halbuki onlar bizden. ben de cevap vereyim. O gün raks. Halbuki yerlerin de. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Sen sor ki. size. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. ben değilim demektir. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf). (M. armağan kabul eden bir insansın. Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse. bu nükteye işarettir. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa. o camide bir mimberdir. âlimdir. Bu güneş.» dersin. O. Allah için! Onların saçı sakalı var. Ben ise Şeyhim. benim henüz sakalım yok. Eğer bugün. «Nöbet yoktur. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. biz de onlardan değiliz. vaizdir. Mevlânâ bizden çekiniyordu. bu. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek. «Bize de bakınız ki.). Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz. Halk içine girmiş. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür. 69) buyurmuştur. «Artık geri dönünüz. Dünyayı isteyen. Kuran'da ulu Allah. O. türlü işaretli sözler söylemiştir. göklerin de ışığı ondandır. onların arkasında kalmıştır. Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. ben. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin.» demiyor. sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar. Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır.Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. bir gün gelecektir ki. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır. sen niçin ona gelesin. tekkeyi bekleyen. Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir. Hele şu saatte. îşte bu âyet. bunun nasıl olacağını anlatayım. Yüzleri göklere dönüktür. Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu.» (Ankebut sûresi. derler. Ben ondan söz aktarırsam. sahtecilikte Şeyhsin. sen İmad'sın. Diyelim ki. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu. Hazreti Muhammed (S. Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak.» sözündeki o. Senin söylediğin. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz.

taşa doğru yöneldi.» buyurduğunu unutma! Bu. (M. Bu bir hikâye değildir. Ona sordu: «Yahu.» demiştin. Çünkü sükutta. «O halde tövbe ettim. borç değil. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. «Senden bir şey istediğime pişmanım. Bu. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler. Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir.» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır. ancak sen çok merhametlisin. Zâhid. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki. Ama Hazreti Peygamberin. büyüklerden bir şeyler naklederler. atından indi. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol. misafir derviş. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti. Bu saat tamam oldu. ama o artık insancıl bir zâhid değil. Pek tatlı bir nefesin var. Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur. Yani bu âlem halkının işi. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın. O geçen günler bir şey değildir. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar. burada kalma derler. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. Hele kadın al. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı. evlenmemenin. söz senin varlığınla tamam olur. kendi kendine. gönlü kabardı. dağdaki zâhidin ziyaretine gider.» dedi. 70) Bazan o âlemden. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı. «hoş nefes dervişlik gereğidir. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım. (M. hem sessizliğin ışığı. bir aziz oradan geçiyordu. Öyle bir hale gelirdi ki. Zâhid.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki.» dedi. «İslâmda rahiplik yoktur. Sonra. bütün âlem asla o hatırdan geçmez. Ariflerden. Gönülden. «Benden bir söz dinle. dervişin ziyaretine gitti desinler. Bir gün garip bir derviş. bayram değil. «Bu derviş her ne isterse vereyim.» «Evet. Hem öyle bir eve gidelim ki. peygamberlere. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. Hani o gün bana. selâm verdi. orada Şah hangisi. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi.» dedi derviş. Ama bazan da aldatmacadır. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. Zaman zaman emri terkediyorsun. Benim düşüncemde de. İnsanoğlunun taş ile ne işi. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. Allah. Mal. Şah. Adamcıl bir kişi olsaydı. tövbenin. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte . «Böyle söyleme!» dedi. kendi kendine. Tâ ki. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor. mülk. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. ruhtan. Ama bu bir ödünçtür. hiç bir tarafa da iltifat etmez. derviş hangisi belli olmasın. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca. ya öteki taraf. Misafir derviş. belki dağ adamı olmuştu. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. bu nasıl olur? Yani gönülde olan. Derviş Padişahın huzuruna gitti. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil.» dedi. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. 69) «Sen divane misin?» deyince. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir.» dedi. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. hem de konuşmanın faydası gizlidir. bekâr yaşa. hep tek başına kal. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah. Sen benimle bir kaç söz konuştun.

İmad sözümü dinlemedi. tulumdan sızan su gibi akar gider. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim. O. «Senin yanında konuşmak bana haramdır.» demiştin. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz. Ayaz. benimle birlikte oldukları zaman da. belki ona uygun cevap verirdi. her ikimiz de aynı şehirdeniz. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. ömründen bir gün dahi kalsa. yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım. bende bir umut belirdi. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek. «Yazık olsun bana dersin. beni ihtiyarlattı. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın. daha kutlu. «Ben ona inanırım. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur.» derdi. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. onun yolunda ölmeye lâyık değildir. böyle düşünmez. Bunlar gibi bin tanesi bile. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz. 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. yaradılıştan hazırcevaptır. «Hayır sen değilsin. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar. Bayezid. Batın bahsi bütün bunların dışındadır. o ben olmayayım!» dersin. ben gerçi içtim. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. dersin. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş. yorumlamak istemesindedir.» diye düşündüm. ruhun azığıdır. Evet bizim yanımızda söz haramdır. Ayaz'ın aylığını kesti. «Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. Çünkü sen ona inanırsın. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen. O derece düşkünlük ve kırgınlık.» «Evet. Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın. 'evet' deyiver. ama izinsiz olursa. Ayaz'ın ayakları altında keseyim. çok güzel ve tatlı olurdu. bir gün suyu azalır diye denize acırlar.» dedim.» diyorum. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. Kezervanî. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır.» dedim ve kendi kendime. «Tövbe etmiştir. Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız. sana da hiç bir zararı yoktur. binlerce kadeh boşalttığı halde. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında. kendi çevresini bilen. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. «En iyisi. . o zahir ehli kişiler. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü. Sultan Mahmud. size başkalarının yardımı gerekmezdi.kusurlusun. sohbeti hoşuma gitmiştir.» derdi. Asla bu halden daha ileri geçmem. daha hoş. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki. Çünkü Sultan daima. O cömert yeni müslüman için. Meselâ her hangi biri için. Çünkü. Bütün fenlerde. Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir.» buyurmuştur. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır. onunla öğüt bahsinde konuşurum. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur. benim sohbetime dayanamaz. Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi. Haktan sarhoş olarak geldin. Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim. Mevlânâ. Eğer. ne beş gün.» demeğe gönlüm razı olmuyor. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır. Sana hoş gelir o temaşa. «Nerede o kurban ki. ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil. aklı başında insanlar da vardır. bu olgun bir gençtir. böyle söylemez. Ama Sultan onu öldürmedi. Karşısındakini susturur. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. Halbuki emirler. Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki. Bir şeyde ki kök ve temel vardır. Halkın yabancısı sanır ki. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak. Ne bir gün. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile. (M. acele etti. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz. Onlar için tek başına kalmaktansa. Ben. Bu imanın sırrıdır. Ama sen. «Aman. bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona.» diyorsan. ondaki zevkin arkası kesildi. o öğütlerin etkisi görünsün. Bu söz. «Hud sûresi ve buna eşit emirler.

» dedim. O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse. Çünkü Ayaz. o kararsızdır. hiç bir şeyden korkusu yoktu. Mevlânâ bu dereceye inmiştir. Savaşta. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın.» dediler. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur. Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem. onu mezara kadar götürür. Kendi kendime. etrafında ateş yanan bir kabirdir. (M. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi. isa'yı görmek de böyledir. . O. Kadın koynunda yatakta. onu Hazreti Muhammed (S. çok sevimli ve sevgili bir çocuktu. Bir suç işlediği. Bazan vaz geçiyorum. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi). içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır. Onu severler.» derler. Bunu kimseye sormadan kavramıştır. vezire bir sır emanet ettiği zaman. Şüphe yok ki dünya. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır. Vezir. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün. bende de bir hal var. bir vezir vardır. Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun. O halde yürüyelim ki gözün. Talip isteğinde kemale ermiş.) dilersen. Sultanın her halinden anlar. söze yalvarıyorum.Hazreti Ali buyurmuştur ki. «Orada ne işin var. erkeklik üç yerde belli olur: 1. onu bütün gün neşelendirir. elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. rahattı. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır. «Nasıl bilmem. Huyunu. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur.» diyeceklerdir. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır.) söylemiştir. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü.» dedim. gençler de yaşlılar da âşık olur. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim. Ama sevgili. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S. anlat bize!» dedi.' Diyelim ki. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir.» dedi. yahut üstünü başını ıslattığı. Sultan. ariften daha üstün bir şey yoktur. sen de bilirsin. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim. onların söylemediklerini söyleyenler vardır. canından güvenli idi. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki. eğlendirirdi. Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise.) sonra Allaha da iftira edenler. Sizinle bir sır konuşurum ki. avların en büyüğünü avladı. üstün bir zattır. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma. mizacını. Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. Dünyadan konuşanları dinleme. «O büyük âlimdir. o hamam külhanından vazgeçiniz. sözlerindeki tatlılığa. Ama işin sonunda. 2. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. «İşte senin âlemin. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez. Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım. 3. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer. Lâkin biliyorum ki. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. ikimiz de bu konuda birleşiyoruz. konu dışına da çıkamıyorum. Aldanmamak için alışverişte. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. Bu yola geldiğim zaman. seni hiç kimse bilmeyecekti. gönlün açılsın. Bu bakıma göre. Ama bana gelince. «Ama ben bilmiyorum. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir. Bu bencilliktir.A.A. Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir.A. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S.

«Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç. ha. ah!» diye ağlayan hoş ağlar. gerçek bir tarafı vardır. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu. Yüce Allahm. yedi feleğin dışında kalmıştır. «Bu.» dedim. «Âmin!» deyiver. esinti ile savrulan tozlar gibidir.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. Daha ne kadar. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü. O beraberlik benlik davasından uzaktır. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. ha!» diye gülen öyle gülmez.)) söyle. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir. işte burada hazır olan velidir!» derdi. Bayezid-i Bistamî ise. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur.» dersin. ah. yeri ve göğü. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. Hazreti Muhammed'e (S. benim gibi bin tanesini bulursun. sen de. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur. o testi su ile dolmuştur. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse. Ben. hep böyle idiler.A. Allah onu bize. Lâkin bu derecede değil.» diyorlar. sarsılırdın. benim cevabımı düşünme korkunçtur. «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. Velidir! Bu. ne dağlar. Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır. mideni de üşütür. Hep pişirdiğini yeme. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek. (M. sorduğun soruları düşün bir kere.' dersen. Üst tarafı rüzgarla gelen. 7) buyurulmuştur. «Bu adam zayıftır. Şimdi ise hiç çekinmiyorum. «Yol bu yol değil. âlemin Doğusundan Batısına kadar. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati. ha. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım. Hazreti Peygamber. Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm. ama «ha. «Ah. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır. soğuktur.» «Düşün bir kere. sevgili neredeyse. güçsüz ve biçaredir. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. seven de oradadır. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. bizi de ona bağışlasın. sen de «Âmin!» deyiver. Her çağda tek bir gerçek vardır. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir. Üç kere. Nasıl ki Kuran'da. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür. bütün vücudundaki organlar titrer.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için. açık saçık insanlardı. Ama bu hep böyle oluyor. Ama nasıl diyebilirsin ki. Ekşimiştir. Dediler ki. Uzayda. asla buradan geçmeyin. Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken. kalbin çarpar. Şüphe yok ki. rezil olurlar. bu adam. senden daha korkuncum.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. büyüklerini de rezil ederlerdi.» dedim. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider. Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir. Zavallı felsefeci. ne de taşlardır. Ama bu gafletde bir sebep vardır. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. Eğer anlasaydın. içinden gelen bir ses sana: «Bu.» Bunu benim hamlığıma verirsin. o su göndermiştir. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. Adlarını söylerler. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir. «ha. onun için bende bir korku belirdi. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. İşte şahneler oturmuş size.

Ey Hakka yakın kardeşler. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir.» buyurmuştur. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. «Evet. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir. Çok kere kendisinden faydalanırlar. Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider. başlangıçta da öyledir.' 'eyvallah' de. 'öyledir* deyiver. Nasıl ki o. perde arkasına alınabilir. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler. yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. bu suretle tanıtmışlardır. kat kat faydalı olanlardan da değiliz.» diye söylenir. sevilen. bendeki irade kuvveti. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!. batini. ululuk konusuna gelince. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku. hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır. Ama o. (M. İkincisi. Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi. ona. yabancı sayılmaz.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki. Hazreti Peygamber.). Heybet. «Kulaklar duymadı. Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. belki H söyler. Konuşulmaya. batini manayı veliler.» Gerçek Allah adamı. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır. veliler. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz. Yer uygunsuz. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur. onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu. «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri.» buyur ulmuştur. bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. Bu manalardan zahirî manayı âlimler. son zamanda «zün-nar» istemişti. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu.» dedi. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. asla «ben» sözünü ağzına almazdı. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır. Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır. filân zatın sözüdür. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir. Hakîm Senâîciğin son . başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar. Belki de Hak nefesidir. düşünceli. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. gözler görmedi. peygamberler bunlarla buluşmak. umulur ki o. Hazreti Muhammed (S. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır.A. onunla çok kere doğru yolu bulurlar. halkın en azizlerindendir deyiniz. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir. «Kuran'ın yediye kadar zahirî. «Bize o varlıktan bir bilgi ver. ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun. Ancak onların hasretini terennüm etti. Onlar kendilerini apaçık göstermişler. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir. ikincisi huzur alemindeki korku. Onlar ilim yolcularıdır. Kuran'ın Allah kelâmı. kapalı söz konuşmadı. Ama çok zor. ağırbaşlı hareket eder. «Bu. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. bütün Allah dostları. Halk arasında onun sözleri. Bayezid'in bundan haberi olaydı.» derler. Nasıl ki. Bir kimse ki. kalbi yalanlamadı. Yolculuk bittiği zaman o. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki. heybete üstün gelir. Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. Dilerseniz. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki. her iki tarafı da korur. şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık. Bundan dolayıdır ki. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir. Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. çok çetindir. Beyazid (Bistamî). O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler. Biri benim yanımda esrar içmeye. batının batını manaları vardır. Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. yüzlerini görmek arzusundadırlar.

artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. Seyyid Burhaneddin'den. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. (M. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır. Aşk böyle olur. O bu işin adamı değildir. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. Çok kerre görülmüş Bir kimse. «Kolaydır. Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. bulunmaya sabredemezsin!» dedi. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. Eğer. soru sormakta acele etti. Hızır. esrar doludur'. Çünkü Musa. (M. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek. imanı gider donuk bir hal alır. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. O bundan uzaktır. Acele ise Şeytandandır.» Çünkü Şeytan. bunu kesin olarak söylemiyorum. Siz benim dostum değilsiniz. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. damdan düşer ayağı kırılır. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin. meğer. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. Büyük bir sır vardır ki. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. O tepeler. derhal başı araya gider. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. Siz nerede. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir. bedenlerimizden (irkmektedir. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım. Bütün hali alt üst olur. bu açık sözden. o yüzden. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. . Bunları görüyorsun. Musa'ya. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır.» diyorum. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır. Benden bir söz işiten herkes. Onlar mahrum kalmazlar. gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. Meğer ki o. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız. helak olur. Sen bir İbrahimsin ki. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. keski. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. deniliyor. zannedersem gibi sözler hep böyledir.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır.günleri. kitapla geldin. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı.

Bütün fenlerde. Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar. Ondan sorma. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. temel bilgilerde. ilimden. nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. o günahı işlemeden tatsız düşer. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. Gerekirse. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. Hazreti Ebubekr. O hayal. Çünkü bu sohbet. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır. Ona. Bunlardan daha kısa. «Ona. söz yorumlardı. îyi bir kanun konulmuştur. yüz binlerce propagandacısı vardır. (M. onu mühürleyen zattır. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir. bu cihan halkından başkadır. sudan bahsetmez. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. beni dinlerken. isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar.). Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder. Başka bir saatte daha iyi söylerim. onun. onlardan daha güzeldir.). Dağ gibi büyük bir adam. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor. hiç bunlara benzemez. (M. Eğer alnında bir nur. o sayede sükûna kavuşsun. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. Benim. Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. o cihan bu cihana geliyor. daha tatlı konuşurum. Benim önümde. alanın hatnnı . tartışır. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. Onlardan daha üstün. 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz. yeşil. gramer. hoş olmaz. «Ondan hoşlanıyorum.» Çok etkilenmişti. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki. Dostum yanımdadır.» dedi. Onlara dedim ki. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı. İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. Bütün bu sıkıntılarınız. A. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür. Benim maksadım armut istemek değil. Eğer sende aşk ve sevda galip ise. sana ben söylüyorum. Dedi ki: «Bu kulak. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana. Söz söylerken de havadan. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa. onlardan daha zevkli. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. sentaks. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. Yahut. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. A. kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. Size bu daha faydalı olur. Hazreti Muhammed (S. öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. Unutmayın ki. günah işlememek eğilimini artırsın. Ama gizli değildir ki. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. Mevlânâ'nın yanında idi. ne bu cihandan ne o cihandandır.Mevlânâ'ya gelince. Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. Allanın da galip olduğunu anlarsın. hepsinden daha yetkili konuşur. Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum.» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. din bilgisinde. O. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. marifetten doğuyor. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır. 78) Hazreti Muhammed'in (S. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan.). Sende aşk galip ise. Ama Hazreti Muhammed (Ş. Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan.» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler. ayrı bir yol daha vardır ki. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. A. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana. başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. Dedi ki: O. Sade bu yorumlama değil. ama susmuştur. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. Bir kerre de Pir. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz. Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu.

Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur. bunlardan biri açılsa.» Ben o kadar demiyorum. Şimdi. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır. Allah cemalidir. A. O.) uymak hususunda. iki defa abdest almış demek değildir. Yani başka bir deyimle. ona her şeyi açıktan açığa anlattım. Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur.» sözünün manası. gizli âlem açığa çıkmıştı. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O. bu sözün manası o değilse. Sen bu aslı kurmaya bak ki. yalanladı. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır.» dedi. onu bulur ve görürsün. Hazreti Muhammed'e (S. «Her kimin nefsi ölürse. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur. Onun en ufak işareti budur. Ama bu. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir. Şeytanı da ölür. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur. Sana güvenerek söyledim ki. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. Çünkü onunla çok derinlere daldım. denildiği vakit o hangi perdedir" ki. Dünkü gün. Sonra onun nefsi de dirilir. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim. Kul. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun. İmad dedi ki: «O söylediği söz.» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. kapalı konuşurum. seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa. belki onun yoluna girmektir.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir. Bundan sonra bana kazanç haramdır. Bu duayı eden kimse. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır. Allah hakkı için ona inanırdım. temelinden bahsediyorum. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal. sentaks yönünden doğru değildir. «Evet ben onu okudum.» dedim. Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve . ama bu gün gördüm ki O da niyaza. Allahın kendisine kavuşmadığını. Bu. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki. Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim. hem de adalet bakanına karşı savunasın. onlara zor geliyor. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur. hem dünyayı. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor. Nasıl olur da. Bu değişiklik nisbete göredir. (M. benim okumadığım bir meseleden bahsetti. sana hiç bir zorluk olmasın. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler. özür dilerler. Senin bu yaptığın. Şu halde. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi. Gerektir ki emrimi kırmayasm. O. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. hem içindekilerin! yakar. «Elbette ben çıplağım.dünya tarafına çekmesin. ancak Allah yoluna girdiğini anlar. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa. onun makam ve mertebesini istiyor. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner. O tarafa dönüp bakmasın.» sözünde küfür yoksa. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür. Abdest üzerine abdest almak. diyorum. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. dervişçe başlarını eğer giderler. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil. Şimdi sanki kıyamet kopmuş. İzzeddin onu kabul etmedi. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan.» sözündeki mana gibidir. Çünkü burada değişik bir mana vardır. perde aralanmıştır. Ben işin aslından. sen hem kadıya. dedi ki: Bediuddin. bir takım isteklere kapılmıştır. gözleri açık olanlara göredir. onun cemalini özlüyor demektir. Ondan bir görünüştür. doğuşta. tabana göredir. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir.

Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin. Kadı Şemseddin'in dediği gibi.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. Dağda. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır. onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır. 43) buyurulmuştur. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi. (M. Çok güzel. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın. onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur. sual daima cevap cinsinden olur. sabrı kadar sonsuz olur. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran. Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır. Eğer sen bu fikirde isen. On beş sene çok kısa kalır. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki. bari beni tanı. azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim. «bana iftiharla hizmet eder. bu türlü insanlardan değildir. içmenin. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. O da bu yemenin. yüzümü ona çevirdim. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir. baygın hale getirir.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun. ama bundan. ben de öyle bir yere gideceğim ki. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. «Sen ki Padişahsın.A. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. (M. Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. sen de oraya kulaklarını tutasın. demiştir. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar.» sözünü. o sözün de arkası kesilmez. Mevlânâ ona lâyıktır. Hazreti Muhammed (S. arkası kuvvetlidir. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. dilediğine ettirmez. Ben bir şey okuyayım. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı. Hele senin.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir. onu dilediğine isabet ettirir. Böylece. soğukluk sıcaklığa karışır. O. mahvolur gider. hiç ses seda gelmesin oraya. İyi dikkat edin ki. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. Halep' te oturmuş. Sultana karşı. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur.dayanağı olan kişinin gönlü şendir. Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim.» . kendinden geçti. Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir. nereye gideceğimi. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik. murdar. 82) Kuran'da. hiç bir şeyden gam yemez. sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. uyumanın ne olduğunu söylemez.» diyebilsin. Senedi. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. Allah başarı verirse. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu. meclise gel de seni göreyim.» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık. Allahdan bir iz aradı.» dedim. yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. Bu takdirde onun kahrı da. Bu.» (Nur sûresi. onların kulaklarına üfleyeyim.» Dedim ki: «Herkes talip değildir. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur. akıl yönünden nasıl olur? dedim. geri döndü. beni kurtaracak olanın kim olduğunu. her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar. . uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi. Bana dost olan bir kul. «Şeyh İbrahim burada olaydı. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın. sana çok görünüyor. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan. Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı. «Her kim nefsini bildi ise. Sıcaklık soğukluğa. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek. İnsanı mest eder.

» dedim. garip olarak da geri dönecektir. (M. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir. Ancak ulu Allah. Mademki İslâm gariptir. nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı.» nüktesi açıklanacak. 'Behey ahmak. ben de arkadan geleyim. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa. Şimdi bu benim elimde değil. onu hak yoluna yöneltir.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler. O sözler. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir. «Vatan sevgisi imandandır. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek. Ona ben teklifsizce hükmederim. gözle görmek gibi değildir. ona hizmet etmek. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir. Bu işten bir o anlar. O sözleri. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın. bizim matlubumuzsun. Nasıl ki. henüz görünmemiştir. behey eşek.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. o zaman sana yaraşan orada beklemek. öteki âlemdendir. Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver. O gözle görmek. O sıfat. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır. Biri der ki: «Filan zatın oğlu. onunla istediğim gibi pazarlık ederim.» hadisinde de maksat aynıdır. Söze başlarken onun hatırına âyetten. Mademki o engel oluyor.» mı dersin? İşte asıl maksat budur.» Onlar bundan başka manalar çıkararak. yahut da birlikte kadıya gidelim. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. Yol işidir bu. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır. o günde. Yolculukta sana yük olur. ama sarhoşluğu büyüktür. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. «İslâm garip olarak başladı. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır. Ruh.» îşte bu söz hiç yorum götürmez. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. nefisleriniz dipdiri. iman ise bu âlemden değildir.» dese. Mademki sen de gittin.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. 83) onu buldun. o zatı geüresin. Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim. Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır. perhizler yapsan bile. hadisten başka hiç bir şey gelmez. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. ne de bu halveti sorarlar. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur. Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın. bu onunla. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir. Bir İstanbullu. madde âlemindendir. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz. o başka âlemden gelmiştir. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir. (M. o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki. «Haber. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana. Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir. O anladı ki. senden. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez. bizim aradığımız. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki. Sen ilerisini düşün. bir de hayvanı. Sana. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı. Mekke bu âlemdendir. Peygamberler de böyledir. maksadına eriştirir. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. «Mekke bu âlemden. ölüm korkusu vardır onda. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez.» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. sana gözünün ağrıdığını söyledi. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki. sana göredir. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır. . o da bununla uyuşma halindedir. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. Nasıl ki. ne bu çileyi.

Evhad (Kirmanî). Çünkü her neyi. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. «Hayır.» buyurulmuştur. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. O mantıkçı idi. Mev-lânâ'nın da. Eba Yezid sustu. A. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar. Hadiste. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi. kadın.» Burada. «O halde. bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. Suda. Her ikisi birbirine karışmış olsun. bu s. Diyordum ki. Has kullarından birini gönderdiler ki.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır. onun da bilgileri çoktu. Aşkın yorumuna gelince. ama yakın ve kesin değildi. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir. (M. Belki o. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. o yolun adamı idi. toprakta bir yerin olsun da. kemal mertebesidir. işaretsiz sözü. ibretle her tarafa bakıyor.) makam ve hal mertebesi değildir. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir. değil midir. ama ayıklığa yakındır. «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. bu davettir. sanki bu saat kıyamet saatidir. Sözü geçen hadisteki mana. dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. Allahdandı. ruh kokusuna erişir. ruh sarhoşluğu fazla idi. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. bana ilim yönünden bildirildi. öyle bir inanç var ki. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez. o şüphenin dışına çıkarır. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır. Bu mertebe. Diyelim ki. Ama Firavun. önce bilmelidir 'ki. «Otur ey avrat!» dedi.z filandan çıkmıştır. her sessiz kelâmı dinliyor. Şimdi her sözü işitiyor. ona yol bulmuşlardı.» dedi. bilinen manada doğmuş demek değildir. Bir gün.» dedi. kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. sadece kuru davacıdır. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. bu iş senin işin değil. ruh kokusu almışlardı. Allah kullarında. Bu. ona saadetini yakın olarak öğretsin. «Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle. Şüphe yok ki onlar. her şey kendi arzuna göre olsun. Her harf siz. kıyamet günleri gelmiştir. Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı. sen istiyorsun ki. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. altın. aşkın son mertebesine daha yakın idi. Allahnın oğludur diyenler. Allah onu. Belki. Kadın atıldı. mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. Bu nokta. talep davasında-dır. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. 85) Bu. Bir insan ki hakkı aramaktadır. Bu onun tertemiz ruhu. onun Hal mertebesi değildir. İsa'ya. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. bu Firavunda yoktu. Bugün burada biz ve siz varız. Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. .» dedi. aşk deyince. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. Zannediyoruz ki. Dervişte. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. şüphelenirsek bakarız. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır. Allahyı inciten zavallı!» diyor. içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. odur sanırsa. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. her sözün derecesini anlıyorum. I^. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. Hazreti Muhammed'in (S. Eba Yezid. son gündür. aşkda tamam değildi. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi. Vaiz hemen. Bu da. bu taraftan da sözler işitiyordum.

bozguncuların da. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır. Sonra o başka bir yere göçmüştür. her yana ve her yöne başvursun. O sırada oraya. Her ne kadar. Halbuki benim gücüm her şeye yeter. Meğer ki. nefsine düşkün bir sofudur. Ben sizi yine toplarım. belki baştan ayağa suya batar. Bu günün işi. Bazı filozoflar. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi.» (Nahil sûresi. hep birbirinizle. Ben önlerine çıktım. Yani önce yoktu sonradan var oldu. Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde. Allah yolunun bilgisi mücahede ile. «Allah takva ehli kişilerle beraberdir. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır. daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. Bazılarına hevesler. 41) buyurulmuştur. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler. yüzün kızarmıştı. 86) Ama bunlar onlardan değildir. Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. kendin de yiyemezsin. aradığınız o Allah adamı. çalışmakla da elde edilemez. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır. Bunların etekleri ıslanmak değil. dostluğa lâyıktır. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. bundan daha beyaz yoğurt olamaz. Sultan o kişidir ki. şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. O evde. (M. Sultan olduğunu bilir.» diye hitap etti. Ben de sana. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır. O gün. Nasıl ki.» . Bir mutlu kimse vardır ki. Hadisde. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar. yarına bırakılmamalıdır. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. gelmesinler diye oyaladım. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında. derler. der. Geciken vaatler unutulur derler. benim dersem. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz. îşe önceden başlamak gerektir. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. 87) binası onun için yaratılmış.» buyurulmuştur. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir.. Onlar. bazılarına da aşk. O.» (Tövbe sûresi. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. Nasıl ki âyette. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. bu doğuştaki beraberliktendir. aradığını bulmuş. diyorlar. Aşk. Artık bundan daha açık söz. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur. Bu kâinat (M.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. bulmak istiyenler asla yol bulamazlar. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz. size. ona erişmiştir. onun için döşenmiştir. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. Ama bu topluluk da çeşitlidir. barışık yaşarlardı. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. boğulur giderler. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış. onun kölesidir. gam vaktinde bana sevinç verecektir. bu toplulukta Allah vardır. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir. o bu kâinat için yaratılmamıştır. H. Bir kimse vardır ki. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. îmad da onlarla beraberdi. işte bu sebeple. Şu hale göre Tatarlar. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir. Âşıkın hali böyle değildir. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün. bu sarayın içi dışı. Karanlığa gömülür. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. «Ruhlar toplanmış ordulardır. ferman senindir. isterse gelir isterse gelmez. denildiği gibi.» dediğimiz zaman. ruh ezeldendir. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. Zaten. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. ama başka biri de bizimle sohbete. Her şey onun içindir. Tann buyurdu: «Ben biliyorum. «Ah. Böylece îmad ile o H'ye Allah. Sarhoşluk ediyordun. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır. sevgiler yoldaş olur. Mademki bizde de bir eğilim var. döşemiştir. O aradığı sevgili kendini göstermezse. kadîm'dir. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. hep bir arada. «Allah bizimle beraberdir. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez. bu yüzden duraklamalar görülür onda. Geri kalan ne varsa onun uyruğu. Ancak bana sığındığınız için. bir şeyler koparır. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün. Korkarız ki sonra dağılalırn. bizden uzak kaçar. ezelden beri vardır. 128) ve ayrıca.

Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim. yüz bin lezzet bulur. 15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. derler. Çünkü o çok meşguldü. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. Şeytan. böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı.» Bu. diyebilirsin.:» (Sebe sûresi. öyle ulu bir zat olduğu halde. o hayalden de başka bir hayal doğsun. Sen ne zaman dilersen. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu. Ebubekr mest olur. Peygamber i^in. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. Ona bizim âlemimizden bir hayal. Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. Her günahın ardından karşıma gufran gelir. Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. sözünü bitirmişti. Hazre-ti Peygamber. bu günahı işle ve söyle.» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir.» Bu kırk sabah. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu. ölüm sırasında yüz gösterir. Bu nedir? Korkudan. Önce senin bir işin yoktu. bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. Onu görmekten. onu arama yolunda can verir giderler. Peygamber Aleyhisselâm. Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi. kârın bu oldu. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. Ancak daha fazla açıklayamazdı. size bir ziyan vermesin. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. O kimdir ki. Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur. (M. asla o evden dışarı çıkmazdı. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis. Bazıları da. 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. ve velilerin özledikleri bir sevgili. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır. onun günahı ancak şu sözdeydi. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi. Ayağımıza el uzattın. lisanından dökülür. Bir gün. bir kısmı da onları görüp. müminin gönlünün anahtarıdır. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. Ömer'e bambaşka bir hal gelir. Bundan sonra öyle görünüyor ki. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? . sizinle çok savaşlar yapar. Ama onun dostları. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. (M. Bazılarına da. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. Yahya'ya. Nasıl ki Kuran'da. onun gönlüne perdeler çekilsin. İsa'ya gizlice secde etti. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır. içki içmezdi. son derece hoşlanırlardı. tatlı sözlerinde de.

Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin. Şemseddin her kime küfür ederse. işinden gücünden alıkoymak olur. «Gel. gerçek mümin olabilir. yüz bin kere daha korkunçtur. o saatte iyi bir sofi idim. halka Zaten halk. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa. Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm. terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok.» dediler. ona. Bu. söyle! Sofilerin edeplerinden. neticesi halkı uyutmak. «Hayır! Bu bana iftiradır. «Ben. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur.» dedi. mümin olarak gidersin. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır. sonra kâfir olurlar. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun. tembeldir. söyle. Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki. bu lokma bana haramdır. Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. Ama. gerçektir. Peygambere.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. bir otur da kim olduğumu sana anlatayım. Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. «Küfürlerini artırırlar. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi.» demek. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam.» dediler. Her işi Müslümanlık olur. dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin). «Nasıl istersen öyle say!» dedim. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak. o büyük zatın günlerine erişemedik. «Bu ne biçim şeriattır "ki. Allah. önce iman ederler. Hemen emir verdi.» sözüne güvenir. Ben sözü doğru söylerim. âyette bildirilen. Bu yolda konuşmalar. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir. hep onu araştırıyordum içimden.» yolundaki açık ifadenin dışındadır. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür. kıçına zahmet ver. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış. «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun.» dedim. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler. işte o kimse veli olur.» (Nisa sûresi. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. Kuran'a aykırı konuşmaktır.» dedi. onları kuyuya düşürmektir. ayrılacaktır. Şemseddin onun velisidir. Halk. 135). onu ziyarete geldi. Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur. diyorum. mümin olarak gidersin. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan. bu lokma helâldir sana. «Biri ben isem. Bu çok bir şey değildir. İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım. «Kuran'daki bu müjdelerden. safaya ne eksiklik verir bu. küfürlerini artırırlar.» dedi. gittiğin yol doğrudur. «Pek güzel! Bu sofî değil.» dedim. elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer. Allah onları yarlıgamaz. Herkes sağa sola koşmaya başladı. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. Adı Âdem idi.» Arkadaşlarım. şeriat yönünden iman sözü dile gelince. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud. Firavun da öyle olmalıydı. yani küfrü imandan üstün gelmiştir.' (Nisa sûresi. Madem ki son nefesinde. Çünkü ayrılmak istiyor. «Onu biz" ayırdık. istersen yürü. işte ben onun oğullarmdanım. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi. bu cihanın renklerine boyanmadan. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik. «Gel sofî budur. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse.» dedi. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı. 60) yolundaki öğütler. sizden emir veren ulularınıza itaat edin.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı.» (M. korkutmalardan. 'Allaha. Biri. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez. Meclisten biri. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı . gidince söyleriz. şu cihetten doğru değildir ki. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur. doğru yola da yöneltmez.» dedim. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna.Gerçek iman. O sırada. Yolda aşırdılar. Ama sofîye. Ama hakikat yo-nünden o. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti. Evet. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık.» dedim. hele bir düşüneyim. onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki. Çünkü hakikatte. Ayaz gözden kaybolmuştu. hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. Eğer bu yolda yürür. Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? . onları gaflete sürüklemek.

seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan. gözlerinde ne bir kıl. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. bağlar. doğrudur. bu çok iyi bir şeydir. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. yeşillikleri pek hoş. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı. Diyerimki. onu şefkatle kucakladı. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. gidiyor. berrak su görüyorum. Hele fıkıh metodu daha da zordur. görenler. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. bağışlayıcıyım. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir. Evet. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. içi su ile dolu bir testiye benzer. o konuda boş sözler söylerler. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır. Şimdi pişman oldu. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir. Bunlar. onlardan daha filozoftur. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez. derler. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. benim tarafımdan daha güçlü idi. aradığım gölge de senin gölgen-dir. ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor. bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım. fânilik ve zevksizlik âlemidir. beni dinler ve benden hoşlanırlardı. onlardan değildi. kudret içinde kudrettir. Ona. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. Onlardan utandığı için tekrar geliyor. bahçeler görüyorum. sözümde gerçeğim.boş duran atını gördü. lezzet içinde lezzettir. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. kerem içinde keremdir. Aşkta. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. Sultan. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. Allah gölgesidir. gölgeleri. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse. O halde gerektir ki. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. onların bunu kavramasına imkân yoktur. cimrilik yönünden söylemiyorum. Cana can katan derya gibi geniş. Bunu onlar göremiyorlar. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. «içindeki o acı suyu dok de. Ben kerem sahibiyim. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. Onun tarafı. beni konuşur.» Ben bu sözleri. Su ile dolu midenin. Bu bir büyü gibidir. onu inkâr ederler. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor. bir sır ve neşe var ki. kara kan. ne de bir çapak ve toz vardır. sağlık esenlik getirir. Bu ilimlerin en kolayı. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. hep kötülük. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir. sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun.» der. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. Kelâm metodu ondan da çetindir. O.» derler. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa. O kerem sahibi de. Bu da saçma sözdür. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. Ancak seni mazur göstermek. Bunlardan biri. Sende safra. hep dünyadır. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin. ağaçlar. sana her zaman. iki kişi yan yana oturmuştur. Bugün. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. Çünkü bu topluluktaki-ler. çirkinlik. her taraftan bana yönelir. Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir.» derler. Bu keramet sahibi de. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. Öyle ki. Eflatun işitti ki. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi. Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun. hem başı açık hem de feryat ediyor. . Bu bana bir bahanedir.

«Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. güzel huylu. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. «Allahm! onları koru ki. geniş gönüllü ise. . ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. beri. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem. küfür bile etse gülersin. sır denilen o Allah vergisi. büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür. ama ezelîdir demiyorum. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. kan içer. Allah. insan sırrı ve aklı ile diridir. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki. o . ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. bir söz söyle dedim. Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. yüzünde. Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size. Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. Her hangi bir kul. «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. «Ben güçsüzüm. bu. insanın aklı durur. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'. sıcaktan terlemiş bir insan gibi. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın. bu sırada pek dalgın bir halde idi. darlıklarım sana unutturur. Gariptir ki. Hekimin karşısına gelen bir hasta. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım. yahut şekerli helvalar getirseler. Bu âlemin sıkıntılarını. herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir. Ancak ilâç istemeye baksın. kahkahalarla gülersin. o da yese. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır. güzel yüzlü görürsen. ona uysunlar!» diye yalvardım. Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa. Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim. yüz bin Şeyhe iltifat göstermez. Mevlânâ'ya işaret ettim. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse.da ancak Allahdır. 94) Ona ebedîdir diyorum. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz. kış gününde dışarı çıkmıştı. Nasıl. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. o yer yaratılmışlarla beraberdir. Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim.Mucizeler. Nasıl ki Kuran'da. Bu cennet sonradan yaratılmıştır. nerdeyse donacaktı. Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa. açık sözlü. söyle de bari onun işini tamamlayayım. Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. adam susuzluk davasında yalancıdır. Biri de vardır ki. Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. başka bir istekte bulunmasın.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. Mevlânâ. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. Her kimi. kerametlerden daha güçlüdür. 93) Şu halde. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir. ben de bir noktaya işaret edeceğim. için öylesine açılır ki. Şu halde. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. eğer bütün peygamberlerin. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. Nasıl ki. Şeytan'dır. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. Birden hali değişti. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise. cehennemliktir. her büyüklükten daha iyidir. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz. Nihayet. Çünkü. ölüm ona olsun. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım. İşte öyle bir insan.» dese gerektir ki. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz. (M. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır.

» Evet. burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. Ama. halvette dediler ki. Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz. onun niteliğidir. ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. buradan dışarı acele çıkar gidersin. Allah da.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar. bir gün şeyhliği de. Ancak. Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. Giden gitmiştir. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. .'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. sonra neşterini saplarsa. Bize henüz bir şey görünmedi. Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti. «Sizin dininiz sizin. Başka biri de vardır ki. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz. 96) Bu iş hesabı değil. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. (M. nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü. Hazreti Muhammed'in (S. Ey ulu Allahm! Hacamatçı. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan. O.» dedi. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı. Nihayet sen de bir din bilginisin. gönülden evlâdıdır. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. Teravih namazı için. 'kancıklık etmediler. O dolaşmanın bereketidir ki. Evet kımıldanıyoruz. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor.) candan. Bir doğuş yok. Şimdi. pişmanlık öylesine gerektir ki. «Vergilerinizi kaldırayım. sakallılardan. meleklerin. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar. demeleri gibidir. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. Başlangıçtaki gidişe göre. sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin. kendisini bu mevkiye yükselttiler. 95) O halde. O zaman. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım. ikiyüzlülük. bir daha böyle edepsizlik etme.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir. bilinmelidir ki. «Bu güzel bir bid'attır. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki. O. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. «Olamaz. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız. söz benden ürker ve kaçar sanki.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. Siraceddin. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi. dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır.» dediler. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma. Bu saat hasret içinde geçmektedir. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki. «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim. Kendiliğinden kalkıp gitti. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır. gençlerden.A. (M. Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz. sonucu yeter derecede lâtif olsun. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar. benim dinim benimdir. Şüphesiz sen hikmet sahibi. 32). Sen. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur. onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı. diye meraklanırsın. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için. Onun seçkin evlâtları da öyledir. işsizlik hesabıdır. Mademki bir iş baştan tutulmuştur. Bu ne demektir efendi? Sen bundan. ululuğu da baştan atmak gerekiyor. Bizim bir bilgimiz yoktur. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

Veriyorum. ama burada söz tehlikelidir. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt. Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu. yani keyfine göre karar verir. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır. son durumunu. Uzaktan. ama irade muradı bilmez. «Kendimi kutlarım. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. onunla çevreyi görürsün. Ama uykuyu kaçırmıyor. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar. tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem. İş böyle olunca bir kimse. bu testi çorak bir su ile doludur. «Ver bana. ben de. derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. Bu sözü çok dikkatle dinleyin. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. Ancak. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi. diye düşünüyorum. diyordu. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. Ona fitil takarsın havadan asarsın. dane ve tuzak belâsı. A. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur.» diyorsun. Bu söz sona ermiş değildir. evet şeriat da vardır. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür. yavaş yavaş yaklaşdıkca. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin. Kulak verdim. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki. 105) gibi birbirimize karışmıştık. uzaktan bir taş gördü ki. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. Murat.» Bayezid ise. iradeye uygun düşer. «Bu ırmak suyudur. İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. Onun için. Ona dosdoğru güvenebilirsin. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. hem mana yönündendir. hadis anlatıyor. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. Sarayda bir Padişah vardır. demek ki. Kapı dışından . Dedim ki: Onların ululaması. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. Derler ki. «ininiz aşağı!» sesi geldi. Şu halde. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın. Daneye kavuşmanın zevki. Başka bir cevap daha var. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun). Sıcaklık soğuklukla. bize. Bu hep böyledir. Ama. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan. Allah buyruğunu tutmayan kimse. Şu halde bu uygunlukta hem sureti. O. Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. ağaçlar henüz görünmüyordu. heybetle kendisine doğru geliyordu. Hattâ adınızı bile söylememiştir. Sana. Ansızın oradan. yahut sevdalıdır. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür. Söylendiğine göre. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir.Şeyh. benim halim o hal değildi. saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı. Her ne işlerse. Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. kentler. şanım ne yücedir!» diyor.. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır.» diyorum.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. Padişaha giden yol kapıdan geçer.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. iradeye uygundur. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim. Kandilin maksat ve manası ise. onun doğuştaki halini. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. Oradan bu aşağılık âleme indik. filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır. Bir kimseyi gördüğü zaman. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. Fakat bazen de hevadan..) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. Nasıl ki. iradeyi bilir. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun.» diyorsun. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. Buna karşı tedbir alırız. ama asla o işleri yapmayan. Başka ne . Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. bu varlık da meydana gelmezdi.» Dedi ki: «Ben. Âdem. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin. Uzaktan. bunlar ya divane.

söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor. onların niteliklerini yaratmayı. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı. Kendisine. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum. Burada büyük tehlike vardır.» anlamındadır. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz. söyleyin de bari hoşça. o bizimledir.» Hoşuna gitmedi. Eğer birisi. varlıkları. «Beynimi kurutuyorsun. sen sus hiç konuşma. O istiyordu ki. onlar zaten hep içerdedirler. zahirde göründüğü gibi değildir. Ama ben korkmayan ancak Allahdır. Ben de. Şeytan onun yönünü kesti. Karar verildi. Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum. Ama uygun görmezsem hiç söylemem. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir.» dedi. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım. O. «Bu gece bizimle birlikte kal. «Ulu Allah. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. «Ona sus dedim hele. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu.) zaten has kullardandır. «Ama benim derimi yüzerler. bir ağlama hali geldi. Hoylu Muhammed bana. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. Bu ondan değildir. git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki.» «O halde şimdi konuşma. Bir hadis vardır. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir. Bizim bu Şahap da ahmaktır. Ona bizden dinlediklerini anlatır. başlangıcı olmayan zamandan. Şu halde bu nasıl dileksizlik olur. Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki. böyle sanıyor ve korkuyordum ki. o mana. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz. (M. Ebû Said (Ebül Hayr). bunun. Meğer bizim gözlerimiz körmüş.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir. onlarda eksik kalıyordu. Sabah namazından önce .» dedi. Nasıl ki kul da hep onun halindedir. benim sözlerimde tekrarlamak. diyemedim.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu. Erkekliğin devamlı olsun. bu buğanın kıçı sıkıdır. Sözü hiç tekrar etmeyin. O sizden uzak olsun.» anlamına gelen bir âyet vardır ki. yeniden anlatmak yoktur. sana secde edeyim. geçimlerini. Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler. ben onunla bir şey konuşamam. «Burada ne yapalım?» dedim. lanete uğrarsın. sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar. Bana. Eğer sana gerekli ise. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir. hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı. O şey ki yoktur. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. Sadettin güldü. bana kulluk etsinler. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum. daha ne olsun!» dedim. Ona ne güveniyorsun? (M.A. «Şemseddin. Hep.» Bana.» «Git!» dedi. sonsuzluğa kadar böyledir.» dedi.» dedi. Buna razı değiliz. yani ezelden ebede. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır. Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi. anlamaz. Dün gece iki üç kere sizi andım.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur. Bunları gizlice kaza ediyoruz. Hazreti Muhammed (S. ona ne demeli? Bu yüzden de. Ne desem ona uymak yaraşır. ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi. îş verir. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum. Ben ve Mevlânâ. «Bari gideyim bir çorba içeyim. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır. «Eğer bana gelirse koyver gitsin. O zaman söyleyeceğim. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin. Ben bilmiyorum. Mevlânâ Celâleddin. Bana bir yufka yüreklilik. Bu doğrudur ama Kuran'da da. Gel ki sana öpücük vereyim. 'Cinleri ve insanları yarattım ki. Babam bir yanlışlık yaptı. O da. Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari. «O her gün yeni bir haldedir. eski konuştuklarımı tekrar edemem. bana hiç gayret gelmiyor. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi. Dua ediyordu. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar. Ama büyük ziyan olacak. Bu çetin bir konudur.» dedi. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki.» dedi. Burada. Ama bir kul ki. şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum. senin bir zındık olduğuna fetva versin.» deyiniz. biziz biziz diye bıyık burup dururlar. 107) «Ne diyorsun?» dedim. Nasıl ki. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. Gazneli Sultan Mahmud'un.

109) Gönlüm hoş oluyor. meşgul idim. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. iş istediğinden daha iyi oldu. Herkes malını önüne kattı. yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin.» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler. Âlemde bu kadar büyük iş yoktur. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile. başka bir yönden de anlatılamaz. bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. Salikler o yoldan giderler. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter. Biri dedi ki: «Bir sorayım. bir ah çek bari! . Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun.» (M. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu. ama beni başka birisi çağırdı. O Bayezid de. Eğer hiç konuşmasa. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. bi Padişahtır. Ama çabuk söylemiyorsun. Bilmiyor musun ki. orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur. işin içyüzünü açıkla.» Öteki cevap verdi: «Yallah. böylece bu dünyadan. (M. Hazreti îsa da. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. Şahın buyurduğu gibidir.» dedi. nasıl bilmem. sen de onlara cevap vermezsin. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı. Ağzını açsa. Bu iş medreseye gelmez. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır. ona niçin cevap vermedi. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır. ne vezirin. Büyük bilginler böyle ölü gibi. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar. Ama ben onların lokmasını yerim. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. Alemde. o güzel huylu Sultan Mahmud. O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti. o kılavuz kaçmadı. yerindedir. ölümü sırasında cesaretsiz davrandı. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. Onun gülümsediğini gördü. bin kelle bir pula giderdi. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda. Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. Ramazan boyunca. Sadettin-i Hamavî.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz. Böylece yapılan iş boş değildir. Bu dünyayı görüyorsun. «Evet. Yiğit gerektir ki. Ama Padişahın yüzü ekşidi. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim.çadırı kurdu. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı. imam efendi. namazdan önce birer kurban keserlerdi. avucun dolduysa dökmeyesin. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. Yüzünü ekşitti. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. sözlerimden incindi. onların o kurbanda rızıkları yoktur.

işitmek istemiyorum». o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. akla gelen ilk sebep budur. o hal diliyle konuşuyor.açıktır. Onun bu ilk yardımlarından sonra da. (M. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır. oralara git. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. söz hem öğretici. Siz bunu arzuluyorsunuz. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. kimdir o aklı başında olan ayık ki. İşte görmüyor musun. O sırada hatırından geçti ki. Biz ölçtük. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . Sende o zevk sürekli olmalı. Tenin aradan gider. bitirdin. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. ancak sırası gelir. kuru ve tatsız olmamalı. Konuşurken tatlı. bir tekmede o engeli yıkar. Çünkü onları senden işitti. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat. Nasıl ki şu duvar. gözün akan suya döner. Sonra da batmanla içer. şüphe yok ki aklı kaçırır. Acaba bizi. Allah cezbesi gelir. hiç hayır demiyorsunuz. kulaklarımı tutmak istiyorum. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. konuştukları. o geldi. bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. «Nefis ölmüştür!» diyelim. Düşmanlarımızdan. sen geldiğin zaman biz de. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır. Kendinden bir söz konuşmaz. deseydim. böyle soruların cevabını vermez. dedi. neşelenirse söze başlar ve konuşur. Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. Ama gerektir ki. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. onları tek renge boyayalım. diyorum! Ama. bin kere kalkışından daha hayırlıdır. O Şeytan. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. başka bir şey yapmazsın ki. başka bir küpten içersin. Şu halde o kimse gelir. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. güzel ve zevkli konuşmalı. diye konuşuyorduk. onlardan bir şey istemek vacip değildir. Görüyorsun ki. bir cevap söyle. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. hem de açık olsun. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi. Onun sesi bu âlemde değildir. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin. dostlardan olurdu. O başka bir âlemden gelen bir sestir. o önceden Allahya dönmüşse. Kabristandan geçerken. Şeytan senin karşına çıkamaz. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. Yahut her kim çok sarhoş olur. Burada bilginin. bu sonuna kadar sürüp gider. elinden âciz kaldı. îş-te o yiğit geldi. içimize düştü! Ama onun düşmesi. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. bizim sözümüzü kessin. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . Gerekmez ki. ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. Bu böyle olunca. Söz vardır ki.Sen. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. Ama âlemde asla işitilmemiştir ki. Nasıl ki. düşmanlarımızdan demiyorum. Allahya ant olsun ki. Ya bir hadis. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. Ama. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. her tarafa çekip çevirebilirsin. içtik. Devamlı şarap. derler. o. gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. (M. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır.hayet senin karşına yolda perdeler çekildi.» dedi. evde ne varsa tüketirsin. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. Söz. biçtik. Diyelim ki bir küp dolusu içtin. N. Eğer biri dese ki. kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim. Allah yine bizden kapacaktır. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir.

Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M. Başlarını sallarlar. işte bu inkârdır. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir.» dedim. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum. Nâsih. bir yerimiz kırılmasın. Yahudilere ve. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım.» dedi. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir. zevk alıyorum. Ama o. gördü ve gitti. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. Ama. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim. Ancak o kimse ki. Her gün kendi sözümü tutmuyorum.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum. Mecusîlere kadar gelmiş.» Hazreti Peygamberin. «Etti!» dedim. alçalmıştır. Sana kulak veriyorum.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim. söylerse de belli olur. «Hey. «Evet. göre her şey açıktır.» demiyorum. eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. o. onlar?. kimse ölmesin. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur. 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar. evet!» derler.» dedim. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki. O değişik renkli de olamaz. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler. «Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve . derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet. Önce ona bütün yolları kapadım. şarabın etkisi altında kalır. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu. onun başı da belâya girmez. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. «Hiç inkâr etmedi. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. söz söyleyemez. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. Ben de başımı sallarım. Va'd de Va'id gibidir. Allahın seçkin kulları yok mudur ki. 112) çağırdı. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da.» dedi. içinde bir sırrı olmasın. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti. O zaman adam. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır. «De ki.» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar. harap etmek galiba güç geliyor. onun ışığından ve kokusundan anlamaz. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. hem de manevî inkârda bulundu. onu tamamiyle anlamadı. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. Ben de. Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. bu sözü kapayalım. Bilmeyenlere göre sır yoktur. «Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. «Söyle ama olacak şey değildir. onu doğruluk yönüne çekiyorum. Nasılki Senâî. o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi. Mademki. O nasıl sır olabilir? Evet. Bunun âlemde bir yankısı yoktur. Onun başı kendiliğinden tehlikededir. Nerede o insan ki. Artık bunu yapmama sebep yok. hiç anlaşılmaz. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. şaraba dayanamaz. Semâm hakkını vermedi. Sır. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı. susmak yüzünden. senden yeni sözler istiyorum. işte Hallaç garip kişi oldu. onun ayağına vurdu. sır olur. çalışamazlar da. bu yüzden kavga çıkarırlar. o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı. mensûh gibidir. bir sır ki. Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. çok iyidir. Bu âleme geldi. Hallacı Mansur da bunlardandır. senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı.

' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk. o.) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün.» Dedi ki. Böylece susarsın. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler. Sofî de sürünerek olgunlaşır. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma). İstiyorum ki. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki. Ebubekr'den nakletmişti. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor.» dedi. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. kendini görmektir. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey.» Ama o kimse ki. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor.» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki.ayağına kapandı. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. bunu Muhammed'in (S. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım. nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür. velilik ve peygamberlik. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre. denetleyelim. Saman. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir. o sana dönünce sen de dönüverirsin.» dedi. (M.A. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî. O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum. Bu bir iş hesabı değildir. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki. harekete gelir. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: . kendiliğinden.» O da. «Ama sonra ne yapayım. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın. Ama su kalır yerinde. yüz öpücük kondurursun. «Hayır. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir. Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön. bir zaman da sana soğukluk gelsin.» Bana öyle geliyor ki. Şimdi de böylece farz et. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. O halde. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi. ben de mutluyum.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. A. «Artık onun sözlerini kırmadım. Onu görmeden aslan tutulamaz. tartışma böyle olur. ancak sözlerin alt tarafını anlar. saadet kimyası odur. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor. bir zaman ondan hoşlanasın. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M. bir bulut gelir. Bugün o bir gerçektir. en kestirme yoldan kuşkularını giderir. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. Hazreti Muhammed'e (S. senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur. Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır. Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar.) söylediğini sananlar kâfir oldular. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum. Yoksa ne o kitap. 114) Ev birdir. Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez. Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır. Hazreti Muhammed'i (S.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki. Eğer inancında kuşkun varsa. Ant olsun ki. ne o saadet bununla ölçülemez.» buyurulmuştur. ne o kimya.» dedi.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir. bu hadisi. karşına bir perde çeker. sen de böylece sözü altından anlıyorsun. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin. Bir aralık. her Peygambere bir özellik verilmiştir. dostluk hesabı da değ Idir. A.» dedi. tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun. nebinin mertebesine erişemez. «Onlar uyumaktadır. Senin olduğun yerde dost meydandadır.

bu yemek bana ziyan verdi. Sözün değişmesi. kendi zatını gizler ki. hep yalnız kalmak istersin. Buyurmuşlardı ki. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. bıyığını birer birer yolsam. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. Hatanın kaynağı odur dedi. Ben bir kaç örnekle yetindim. diye cevap verirdi. söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun.» dedim. dilerse bu perdeyi önüne çeker. o da bana gücensin ve yolundan sapsın.» Bana. gözler de. Çok makbul kullar vardır ki. bu arada. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. Ah. derler. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. eskiden beri böyledir. Öyle bir durumda olursun ki. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. Başını çevirdi. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin. dedi. gibi sözler vardır. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan.» demeyesin. Ansızın bir «Ah!» çekti. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. Ancak sen bunu biliyorsun. Ona dedim ki. sana devamlı bir halvet hali gelir. Kelâm sıfatı ile görünür. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır.) Hira dağın-da halvete girmişti. O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. «Niçin gitmiyorsun. sana yazı öğreteyim. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir.» dediler. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar. Bu. hayır derdi. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı. bir söze başlamıştım. ama öğrenmeye heveslid r. mananın da değişmesine delildir. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. Göreceksin. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz. Bu. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. Bugün benim nefesimi kesiyorsun. «Niçin?» diye sordu. dedi. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. Kelâm yani söz. çilede kalmayınca. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz. Allahın öyle kulları vardır ki. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. benim hükmüm altındadır. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti. benim emrimle gider. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir. şaşırdı. işte o gönül alçaklığı. Bizimle ilimden konuş. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum. «Yolunu şaşırmış. onlara Allah sıfatları yol gösterir. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir. başına vurarak dışarı fırladı. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır. Mevlânâ. A. Her şey benim emrime boyun eğmiş. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum. (M. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. benim emrimle gelir. «Bana ziyam yok. Bu manadan. hep ben ve biz sözündendîr.» dedi. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da. Allahın mucizesi olmaz. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. Çünkü Allah. Peygambere karşı hâşâ. onları perdeye sokmaz. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. Allah sıfatlarındandır. (M. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. Maksadın ne olduğu belli değildi. davetler oluyormuş. dedim. şeyhlerden kalma bir töredir. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. Dostlarla da beraber olurduk. O senin nefsini. . onları koparalım. Aşk yolunun belâsı. Şu halde sakalını. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. Biz görmedik. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri. nefsinle buldu ki. dilerse arkasına atar. Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. Hayır asla. Orada ne dolaşıp duracağız.

hizmetler ettiler. Ben benim. sonra buz gibi soğurlar. öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor. benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü. onunla birlikte gideyim. zincirlere vurmalı. Çeşme başında oturttum sustu. bunu ya tımarhaneye götürmeli. gönlün de benim hükmüm altındadır. onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi. beden kuyusundan bir uçtu mu. Dedi ki: «O kim oluyor ki. kalk. «Elif iki üstün. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. yahut öldürmeli. topa çomak vurur. özürler diliyor. kâh onun sözünü kabul ederim. Biz birisine bir şey söylüyoruz. Kulağını bük de ağlasın. Meğerki. Kim. onlar ne yaptılar. Kâh bunun sözünü dinlerim. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. «Ben onun şehrine geldim. Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. her gün sopa atmalı ki. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. meydanda top oynar. bırakmazdı geleyim. Kâfirler ve onlara uyanlar. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır. Ancak Perir ağlıyordu. ölümü hayattan üstün tutsun. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz.» dedi. Ama o kimse ki kendini feda eder. ama şimdi ben sen oldum. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. Böylece kurtarıyoruz. Bir kaç adım gider. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış. ilişiklerini kesmişlerdir.Muhammed Gûyanî. raks etmeye başladım. Onlarla demiyorum. Bir Haç sarık parçası verdim. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor. 119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur. Ama kendi hayatım göremeyen. Bana diyor ki. Bana bir hal geldi. Allah dilerse görülecek. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. Şu halde bilmiyor musun ki. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. sende de hal mertebesi var. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir. «Kalk namaz kıl!» dese. aynı sebeple. Ağlamıyorum. diye düşündüm. Gelemiyeceğim. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. ölüye. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. Benden sorular sordu.» derler. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse. Kalk gidelim. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. Yakışık alır mı ki. (M. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. bütün akıllılar. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. artık oruç düşüncesinden. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi. evine konuk oldum. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. el çırpıyordu. diyordum. . görülmüş olacaktır. Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. Onun da bir müridi vardı ki. Bu divanedir. O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur. O mimber üzerinde bir kaç nağra atar. bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M. aklı başına gelsin. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye. çelik çomak oynamak nerede. Bütün âlemi sana sattım! Gidin. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz. Mevlânâ alnımdan öptü. «Bu adam delidir. elifin iki üstünü var. Çünkü ruh uçtu mu. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz. Bana nimetler verdiler. elif iki esre. O. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. «Hayır. Çünkü zorluk olur. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. o da onlar gibidir. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. Nasıl ki. beden ölüdür. namazın utancından kurtulmuştur.» der. 118) Meğer divane olsun ki. Tusî. Sendeki o kutsal kuş.» diye bir ezgi tutturuyor. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. bunu tımarhaneye götürmeli. Onu daha beter bir hale getirdim. şüphesiz diri kalır. arayın! O Şemsi göremedim. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. bende bu yoktur. divane olmuştu.

yoksa kitabı mı?» dedim. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı. onun birliğini isbata. Halbuki.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz. Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez. Bir kaç gün içmezsem. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun. aydın ve güzeldi. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir. Ebubekri Rababî' nin hilesini de. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. ondan yüz bin nişan bulacaksın. Tâ bir hafta onu oyaladım. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. (M. Hakkı elinde tutan felsefeci. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir. Altın. sizin aşkınızla doluyuz. Kötü hayaller. Yahut yerine koyar. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. bize inanarak değil. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut. Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim. Ancak o azık bugün vermiş olsaydı. Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. Halbuki kâfirler. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. öylece kaldır. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah».» dedikten sonra başlarlar. ancak «La îlâhe İllallah. bugün de sana ulaşır. Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar. ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar. bende o kudret yoktur. Şehirde hangi kadın vardır ki. dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut. Güldüler. Elimi tuttu. benim önümde şarap içmeyin demiştim. «Bu benim işim değildir. kâh şaşkın duruyorsun. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki. Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk. Parlak. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu. der. bunları yüzüne vurmazdı.» Ben utandım. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi. yetkili kişidir. Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez. yüzüstü kapanır. Hele o sevgili. . medresemiz. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize. «O benden daha soyludur. Ama bu. Kul öyle bir durumda kalır ki. Anadan doğma körleri bile gördürür. düşer. Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider. bedenimde bir titreme başlar. mücevher değerinde olabilir. İnsan sevdiğini çok anar. felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır. (M. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır. «Güzel söylüyorsun. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. O azık. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. özürü vardır. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez. İçiyorduk.» der. Müslüman bütün hileleri bilir. istersen vur onun parmağını kır. Peygamberlerin aklına sığar. Onlara.» dedim. bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer. Kadı Honci ona çok saygı gösterir. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir. onu benden üstün görür.» derdi.» O gerçekten bize bağlı ise. gelecek hafta başka bir şey olurdu. Ama nereye gider? O senindir. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur. Ben. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi. Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. Allahnın işi böyledir. Mademki insaflı davranıyorsun. kötü hayal değildir. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez. başlık parasını önceden verir. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun. Sana da temiz. mescidimiz var. «Elimi mi istersin. Kâh hayal kuruyor.

onlardan faydalandım. hiç bir şeyim yok. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet. Allahnın has kullarında. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır. Ben artık güçsüzüm. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin. Bunlar kendisinin oldu. Hızır el çırptı. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu. seni halvetde ziyaret etti.» dedim. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum. Bunun üzerine kabul ettim. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler. makamın nedir? Ben sana diyorum ki. Dediler ki: işte sen böylesin. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı.» diyemedi. ama böyle bir davranışta bulunmadım.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler.» der. sana döndüm. Allah bilir dedim. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım. Hızır ona öfke ile cevap verdi. ama Allahtan korkuyorum. ama bunu sana hiç açmadım. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm. bu noktada duruyor. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim. sen de temiz kalplisin. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur.» derse. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı. seninle birlikte başka dost seçmedi. O Allahsal öfke idi. sana düşmek tehlikesi görünüyor. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum.» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. Ama. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz. Ondan sakınmak gerektir. «Kendine gel!» diyordu. bir nifak var ki. Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam. 122) Bilir misin sen kimsin. o başka yönden geliyor.» dedi. Bunu bilirim. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu. Bu. Zaman olurdu ki.» (M. çok ateşlenirdim. «Dilediğin şey mümkündür. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi. Bununla beraber. ben söylemeden bana hizmette bulunsun. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır. biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu. Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı.» derim. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı. seni dinliyorum. «Ben fakirim. «Eğer senden bir şey sorarsam. ben de. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. O delil ise. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim.» dedi.» dedi. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. mal vermek.» dedi.. Öteki peygamberler demiyorum. İkinci defa sordu. yoksulum. sen öyle yüce bir kişisin ki. Allah korusun. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin. beni korudu. «Acaip. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı. Eğer o. Şüphe yok ki. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin. ondan delil istenir. Bir sürü hikâyeler anlattım. Artık geçen geçmiştir. Allah nerede? Şimdi ne . Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir. Bu. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur. ben de bu işten vaz geçtim. Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki. Allah o işe yardımcı olur. «Evet. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini. nefisten gelen bir davranış değildi. (M.. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti. O sana geldi. cimri likten değil. bundan daha hayırlısı gelirdi. kötü bir düşme değil. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar. Ama bu. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. Ben inkârla cevap verdim. bağışta bulunmaktır. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım.

Senin keremin bize ışık tuttu.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti.» diyorsun? Evet. (M. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu. Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. Bana mal ve makam vaat edenler. sözünü dinler ve anlarlar. yapabilir miyim.» «Hayır. bu cevaba kızmadı. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi. araya bir engel . Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. Musa. aşk tutkunluğundan idi. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir.» diyorsun. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden.» dedi Hızır. arada hiç bir perde engel olmasın. mevki ve yüce makamlar verirler. böyle yaparım. öyle bir âşık idi ki. «Ha ha. Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki. Benim bir şeyden hoşlanmam da. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. sen de ona uydun demektir. O dilekteki şiddet ve hararet. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste. Ama sadece. Ben teklifsiz. Şimdi benimle yaşamak zordur. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır. 125) Şimdi dilekte bulunmak. sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki. Dileğiniz öylesine hararetli olur. pervasız bir adamım. «Bu ne sözdür!» demedi. Nasıl ki. Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki. nasıl dedin?» diye bilgi istedi. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. Çalışın gayret edin ki. Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur. Bu sözü kendimden söylüyorum. Bu Hazreti Muhammed'in (S. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez.) başından geçmişti. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. ne de başka bir şey engel olabilir. Baharda yarin yanağından uzak olunca.» dedi. mülk. Size gideceğiniz yolu öğrettim.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. diye dikkat ederim ki. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. A. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin. Eğer o olaydan size (M. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez. O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi. Ancak Allah gayretidir. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. alabilirsin. Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi. İlk Allah gayretine engel olmak ister. incinmem de yaratılışımın gereğidir. Benim de bir aradığım varsa. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. mum sönmüş. Çünkü arıyordu. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. Saki uyuyakalmış. ona darılmadı. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var. Araya ne evlât.

evet. Mevlânâ da onu biliyordu. tekkede. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. kıbleden dönmüştü. Başka bir zahid. eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. deniz üzerinde yürürken. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi. Bundan dolayı beraber gelemem. Musa. Musa ile arkadaşı. 126) Mutlu insan o k. o kadar kaçıyorsun?» diyordu. «Onu alıp getiresin. benim için övünülecek bir haldir. Hep perhiz yapan. Ama başka bir vakit anlatacağım.» dedi. Şimdi. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım. belki o dervişe hoş gelmez. namaz kılmazdı. hoşa gitse de. Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez. Ancak bu. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız.girmesin. Musa. . Zorunlu hallerde.» dedim. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu.» yani. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. Bize ikiyüzlülük yaparsa. Bu Musa hikâyesi. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür.» dedi.» dedi. Ben. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü. Zahidlerden biri hastalanmıştı. ama o engel olmuyor. Hastalıklardan dimağını korumak. «Seni uyandıracağım. o kız kardeşe ve damada. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun. arkadaşına. şeriatta fetva vardır. biraz duman çıkmaya başladı. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik. öylesine sıcak bir hikâyedir ki. Gördüm ki. Musa'ya bir şeyler sordu. Çünkü çok çeşitli. Yüş'a. Bizim şehrimizde de böyle idi. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra.sidir ki. O Hakkı bulmuş olan. Müride soruyorsun. Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem.» diye cevap verdi.» Bu. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu. O ilim medresede öğretilmez. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu. Benimle birlikte ama ben bilmiyorum. bana bağışlayasın. O ilâç almadan geri durmazdı. «Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin. Hele ona ayrıca. (M. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. Hızır'ı överken onun hakkında. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım. okutma yolu ile. «Sana anlatacağım. Bu hukub. iki denizin birleştiği yere geldiler. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır.» Yüş'a geri döndü. uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum. (Korkudan) kaçtım. Suç delillerini de o bilir. Hızır. Aşağıya bakıyordum. ondan davacı olasınız?» de. onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti. uzaktan onu gördüler. Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi. onlara acırlar bile. ateşinden gökler tutuşur. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. gitmese de öldürür. Musa ile Hızır birlikte kaldılar. zahid kapkara kesilmiş. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez. Ulu Allah. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu. Şimdi. ilâç içmesini tavsiye ettiler. bu da şeriatta yazılıdır. Musa'ya dedi ki: «Ben. bu yüzden saçlarını yoldum. Bu Allah için bir iş. 127) Diyordum ki: Seyyid. Daha dikkatli baktım yüzü de. Bu da onun için gerekliydi. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur. «Bana uyacak mısın?» dedi. Sultan bir defa ferman edince. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir. yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti. «Ödünç vereyim. «Kendi katımızda ilim öğrettik. bir şey yiyip içmeyen ölür. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. «Sen daha ne gördün ki. (M. Adamcağız. seni yaratan Allah aşkına söyle. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. Bundan daha güzel ve tatlı. bir deyişe göre kırk yıl. «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. başka bir yoruma göre kırk bin yıl.» buyurmuştur.» buyurulması da başka bir iltifattır. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır. ağır hastalıklar geçirirdi. O kimse de. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona.

O kimse. Eğer bugün onu gördümse şimdi. Halbuki bu iş. 128) Ancak sizin için haramdır. Ancak Allah. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. Bugün. birinin bir rahatsızlığı vardır. Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu. Şimdi. Bu ona hiç yasak değildir. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. kâh kılınan. Emir gelirse uymak aynı edeptir. Emir almadan gelmek de. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. İster . başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor. Ama bu adam ölecektir. Bugün söylediğim sözlerin anlamı. Gerektir ki. hatırından bile geçirmeden. o burada başka türlü yaşayamaz. Onun için bir yer düzelttik. Ben onların özürlerini biliyorum. dedim. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu. Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse.» Görüyorsun ki. Bâtın namazı. acı duymazdım. Bundan dolayı. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. bunu bana daha açık göstermek istedi. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi. Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. doğru sözlü olur. Meğer kalenderlik yapıyorsun. gitmek demektir.» dedi. yol ortasında durmaz. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. doğru yoldadır. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler. bilirim ki. kendi kendime. gitmek olur. Ancak. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım. «Ben ilim şehriyim. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır.» derler.«Bismillah. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama. Emri görünce.» dedim. yahut akıllı demezler. Onu övdü. kadına asla gerekmez. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. en güzel cevherler saçarlardı. Bu gönül asla yalan söylemedi. Yani bu o demektir ki. sana sevap olur. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. o sırrı. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. (M. Şems kalmıştır. biri. Bu da onun dostlarına ait olur. (M. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu. ama çarçabuk söyleme» demiş. «Şunu dikiver. Sen de tanıklık edeceksin. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım. sen onunla konuşamazsın. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar. ona izin verirsiniz. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan. biraz güzellik gönül için güvendir. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. gönül sahibi. Benim yârim benim gibi olaydı. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler. kadını boşayacağına yemin eder. zaman olur ki. konuşan adamsın. ne söylediğini anlayamadım.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı. Başka söz konuşmam. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider. «Tanıklık edeceksin. Ama elbette makbuldür bu. Senden cüppe istedim. gelmek sayılır. ölümden sonra o da söylesin. Emri göremediler. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur. Emirsiz gelmek. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. Erkek kişiye asla.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum. soğuk düşer. önce o baş işareti sana neler söyledi. Şimdi mademki bahtsızdır. «Sana vasiyet etmek istiyorum. Gönül hoştur. Bize gerekli olan. Bâtının zahiri olduğu gibi. Nasıl ki. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki. rahmet olmaz. Onu da göreyim. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. hatta sarı benizli görünür. «Kadına şeyhlik gerekmez. yine gam yemezdim. Erkekse. «Evet. On kere okurum yeter. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı. ruh sahibi. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır. derler. her ne yaparsa daha iyi olur. Nasıl ki emir-siz gitmek de. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali. tlâcı da bu şaraptır. Ona baş işaretiyle. «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi. Ali de onun kapısıdır. emrin tatlılığını da anlardı. eğer onlardan ise. kalp huzurudur. niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. başıma şeftali dikilsin.» dedi. bu hal de beni yaralamaz. Her biri saf altından söz açar.» dedi.» dedim. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar. Hele mal dağıtmak. Ama bu söyle-nememiştir.» buyurdu.» dedim. Diyelim ki. kadınsa. Bazen namaz kıldığını da söylemez. sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım. Dost yüzlü.» dedim.

ister sıcak. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir. Birinin böyle aşağıdan alması.» der. ağrısı dinsin.» demesi başkadır. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır.» «Hayır. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki. onu sükûtî ve kapalı kılar. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu. senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. O nerede. biri gelir de zorla. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri.» dedi. «Onu bana ver. Ancak hırka vermez. Eğer Ulu Allah. Onun kendi şeyhini de göremedim ki. böyledir. Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de. Bu niçin böyle oluyor. Görüyorsun ki. «Bize bir hırka ver» diye direnir. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür.» dedi. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak. gönül alçaklığı gösterdi. yabancılıktan ve bilgisizliktendir. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş. Seni görüp tekrar mezarına dönecek. ağlayarak. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. En çok incindiği kimseler. Dün gece yine dostları arıyordum. olsun! Ne yapayım. derim. Nihayet beş altın çıkardı. ekmek ve gönül var. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı. Gerçi âlem boş değil. «On altın verilsin. anlayışına bir başkalık gelmiş. Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur.» dedim. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım. Hizmetinde bulunalım. uzaklaşmıştır. . ayağını uzat da üzerine koyayım. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden. sonra hal hatır sorarım. Nasıl ki Şiblî ahiret adamı. Daha sonra. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. Hele ne gerek vardı ki. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi. (M. Kera geldi. filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun. Şimdi bu suretle hırka vermek başka. Allahdan bunu dilerim ki.» dedim.» dedim. Çünkü bize yabancı kalmış. belki bir şeyh vardır. ancak şu kadar öğrendim ki. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu. nebilerin. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de. Görmüyor musun ki. Hep onu şöyle idare et.» derdim. dileğine. Bundan şüphe edilemez. kendi ipliğini eğirmek yaraşır. aşılırsa o zaman o da verir. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. O bizimdir. onda var mı yok mu anlayayım. Ötekilerini de. Çünkü onun hali bütün dostlar. mülk verdi ve öldü. düşmanlar. Mevlânâ da Hak adamıdır.. onlara doğru yolu göstersin. benim hoşuma gider. Ben de. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi. Ancak ben de. Ben ancak Mevlânâ için geldim.» «Mevlânâ gelsin ele versin. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş. Böyle bir kimseyi de görmedim ki. Hatta derler ki. mal. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. yalnız kendi işini görmek. 131) Onda bir zorlama yoktu. köpekler kurtulur da o kurtulamaz. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim. dağlarda tutmuyoruz ya. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var. Önce onun işini yoluna koyar. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler. yüz bin ödül veriyoruz.soğuk düşsün. Düşünmüyor musun ki. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir. «sakalımızı kestir. bizim olasın. böyle yaşat ki. hem de Hak adamı vardır.» dedi. «Vazgeç. edep dışı uyumuşum. Belki bin defa söyledim. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim. Bahaeddin nasıl ki o gün. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz. Ancak onun içinde bir duygu var ki. Ben şeyhimi görmedim. Dün. Gizledim cehenneme gitmesin diye. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım. Kadına. bir de Mevlânâ'nın. kendisinden söz nakledenlermiş. «Bu hırka Şems'indir> dedi. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim. çanak. (M. Her birinin inancına. O selâmı onun için verdim. ayağımı size doğru uzatmışım.» demişti. dedim ve hallerine acıdım. ayağım getir.. o yine bu sıfatta idi. Ona saygı gösterelim. «Şimdi de kulağım ağrıyor. bunların kaynağı hep o.» «O geçti. «Gelin bana mü-rid olun.

Semerkant. Biri kaçar kendini kurtarır. Evet. onlar ile yoldaş et! dedim. Kuran öğrenmeye teşvik eder. acele ederler. bundan daha hoştur. ben de. her dükkânda çömelirim. Bu çocukların ikisi de kararsız. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. Benim bir âdetim vardır. 133) Henüz pekmez satıyorsun. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. Onlara karşı da heyecanın artar. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi. 'ama bu böyledir. Acele edersin. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez. O ise vekarlı kişidir. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. benim seninle beraber olduğumu bilsinler. niçin onu düşüneyim. yer yer gezdiremem. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir. dersten kaçar. bağlı bir ağızla tutulmuş olur. benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır. (M. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. «Henüz vakti gelmemiştir. Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim. o demektir ki. «Ben ne bahtsızım. Bu. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. Mevlânâ diyor ki: Filân. ağır davranırlar. îşte onda hiç ümit yoktur. Kitaptan. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır. Mevlânâ buyuruyor ki. Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. dün gece raks ediyordu. Çünkü o oruç. Bu çocukta ümit vardır. her külhanda dolaştıramam ki. bu ağzı mazeretle açasın. Eğer. Öteki bu sofranın başına koşar. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. Ama kendi kendine. yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim. (M. başkalarının şiirleri! . duaya bel bağladım. nimetin elden gitmesine acıyor. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. Her işin bir zamanı vardır. Bu hikâye uzundur. «Ben dinleyeceğim. «Geç!» derken acıdan korkuyor. O. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz.» derse. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. «O halde biribirimizle uyuşuruz. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası. Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir.Çok ayrı düştük. Gariptir. Ben söze başlarım. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım. İyiye. Ben de. öteki oruçtan tutmuş olasın. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta. onu geçebilsin. O İdristeki mana ise daha manevîdir. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin. 132) Ona ne diyelim ki. o da laf arasında konuşur. sarf etmiyorsun. Bu bir nimettir.» dediler. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim.» derse. yabancılık göstermektedir. Nerede kaldı ki. Ağır davranırsın. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. dönek tabiatlıdırlar. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana.» derim.

Şimdi sen söyle. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun. Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz. nebinin ayak tozuna erişemez. (M. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. çünkü âşık idi.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. nihayet vücuttan dışarı çıkmaz. Doğru söze tevil gerekmez. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. bu sözümden de hayrette kaldım. Yüksek sesle. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez. Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir. Şimdi beni en çok korkutan nokta. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. «Ona el yetmiyor. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana. Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir. Dün gece dedim ki. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. Halvette sizi hep hayırla anıyordu. Sevgiliyi arama yönünde öldü. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur. Ancak onun vechi kalacaktır.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen. önce bana sevgi ve saygısı vardı. Söz. O halde nasıl reva görüyorsun ki. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim. Kadı ona yan yan baktı. dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. Bunu niçin anlatayım. Niçin. o da temizlendi. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. Ben artık ense. binlerce veli. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur. Sonra gönlüm razı olmadı. ancak dostların yüzüdür. âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür. dostun mektubunu okumuyorsun. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan.» dedim.» Ancak. Kaldı ki. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. . Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. Tekrar sordu: «O halde söyle. okşayıver. Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı.» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. Beyit: Nice sevgili. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir.yetmiş kere açıkça görürüm. yoksa haram mı?» «Helâl geçti. (M. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. sana gevşeklik ve arıklık verir.» dedi. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen. mest. «Onun etrafında dolaş. Şimdi yüz bin Bayezid de. Mürit. yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim.

evvelkinin dışında olsun. ama ikincisi daha manevîdir. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır. o saçı ile. Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler. benim için ne gam!» cevabını alır.» der. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. hem de yakın mertebesinde kaldı. Bu takdirde. Âlemde. «Onu gözler göremez. Çünkü mademki ben diyorsun. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince. ama o gözleri görür. Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. «Ben. senin benliğindir. Diyelim ki. yolcu odur ki. O. ne de Allah kelâmından bir şey anlar. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez. Yakîn ve yakînde şüphe. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu. rahatları kaçar. senin araştırma . alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. arayanın nişanıdır. Evvelkisi manevîdir. Kuran'ın içyüzünü.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez. hararetli hararetli söyletir. İyi bil ki. bâtın manasını ki ona. onları geri çevirmez. Görünen her nişan. dersin rahmetini yine o götürdü. «Sana daha çok yardım edemiyorum. Ama tekrar söylemek gerekmez.» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez. On beş yıl sonra da onu konuşturur. O. Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün. Bu sözler hep arayanın sözleridir.» Başka biri de.» buyurulmuştur. sonra da bir rahatlık duyarsın. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. Şu halde kendisini özleyen. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer. Bunlar Hak yolcularını görürler. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür. İşte şu. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır. Yine âyette. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir. Su vardır ki. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor. (M. O felsefe yaptı. Bununla beraber. taklit yolu ile değil. bâtının bâtını perde çekmiştir. Asıl aranılan da o mertebedir. «Onu göremezsin. ona.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır. müminlerin ilkiyim. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. Eğer.» der ve «O halde. Allah korusun o bir sapkın olur. bu deyim manevîdir. sana ansızın bir öfke gelir. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk.» sözünün delilidir. «Ben de üzülüyorum. yoksa aranılanın nişanı değildir. O hem şüphe. Bu.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. Zaten taklitçi. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni. Bütün bunlarla beraber diyorum ki. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. O zaman iş şüpheli olur. Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim. Akar su pislikleri beraber sürükler. 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. Ama. (M. Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım.» der. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. iblis. Allah yolunun başıdır. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar. ne onun bunun şiirinden. sakalı ile kapıda kalsın. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz. içindeki pisliklere dayanamaz. «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. «İster olsun ister olmasın. ıstırap çekerler. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür. ben sözü çıplak. ama başka bir su vardır ki. o dağ. gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır.» deyince de. Onlara bir şey görünmez. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan. Hakkı arayan. Musa'dan başka oldu. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim. Hakkı arayan gerçek.

Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın. onlara yardımcı olurlar. Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı. yedirir. Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. bu bana yeter. Şüphe yok ki.139) Bu bir feryattır. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun). benim için zahir bilgisi sayılır. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse. ona İsa nefesi gerektir. Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^. yol kesildi. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. Hep kolaydır.» «Evet. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun. ister uyumuş olsun. Siz onun sözüne bakmayın. Kuran'da. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin. Bundan sonra da ben konuşacağım. «Hud sûresi ve benzerleri. arayanlarındır. köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler. O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum. «Yoldan. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah. Ömründe hamam yüzü görmemiş. belki umum sırasında bir şey istedin.A.) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir.A. o divanedir. «Ben seni çağırdım. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. Akıllıya gelince o da şöyle der. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse. Hazreti Muhammed (S. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır. inayetinin. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra. kendi benliğinden dışarı çıkmıştır. (M. Yeryüzü güzel bir cennete döndü. Ama cevherle iddiaya girişir de. Allah seninle beraber olsun derim. bunun yüz bin. ister ölmüş bulunsun. O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler. başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır. ama bunda pek az gaz vardır. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi. o uyanır. Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum.. «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. beni ihtiyarlattı. yaşıyanları görür.» diye yakındı. «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . Kendinden söz söyleyen kimse. istirahat ettirir. «O Ayaz ki. Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor. akıllılardan değil. iş bitti. Nasıl ki. O zaman o kimse direnmeye başlar. dinliyorsun. Sen de o umum istekliler arasındasın. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur.» Cevherin kıymeti kendindendir. demektir. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. velilerle nebilerdir. işler düzeldi. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir).» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. «Bunu bir kere divanelerden soralım. cevher ona der ki. Dinde ve işte geri kalmışlardır. Ama bu ayrılış dileği değil. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O. Onun kıyasını. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. kendi haline uydurmuyorsun. Bayram geri geldi.» dedi. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır. Her türlü pişmiş et gaz yapar. sen benim isteğime uygun hareket ettin. Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. «Dur. ona ayakbağı olacağım. 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile. Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. dedim. ancak Allah lütfunun. (M.) hakkında söz söyleyebilir? Bu. diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur.» dedi. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı. yetim inciye asla değer biçilemez.

Nasıl ki şair.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. Eğer böyle yapmasaydım. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî. «Kendimle hoşum. bir melundur. çünkü anlayamazlar. Ama eğer yapacağı o temaşa. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. Onu âlemde yaymak gerektir. Nasıl ki. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. bana bir su ver diyebilir. Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi. Zındık bile bilir ki. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. bir dilektir. Görüyorsun. o benim isimdir. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki. Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki. ama bana su lâzımdır. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi. Yahut ondan daha aşağılık. yolculukta. sana bir faydası yok. oraya götü-reyim de. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir. özellikle bilginlerde. Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. Onun hali bana kapalı idi. Söz başka bir yere gitmez. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim. ben birkaç kelime söylüyordum. Dine de faydası yok. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz. başka bir sefer de söylemiştim. Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın. Ama çok zararlar ediyorsun. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. Benim sizden istediğim.» demiştir. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır. Onun günahı senin boynuna yazılır. yahut sadece temaşa davasın. alt üst ederdin. O bu sözleri ile dervişi övmüştür.» «Bana edebi. onu öylesine nefsine düşkün. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın. ister yılan gibi kıvransın.. kime ziyanı var? (M. Mecusîdeki sevda başkadır. ağrımaya başlamıştı. Eğer iş böyle değilse sen. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki. (M. îster çırpınsın. senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. ondan bir şey esirgediği için değildi. o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. daha fazla olmasın. sen bir anda tekmeler. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. postunu bir yere götürdü.» da kuru davacıdır. onun için korku yoktur. Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum. Benim yirmi günde başardığım işleri. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım. derin duyguları dışarı atmanız. Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım.» Pirlerde bir onur vardır. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. Sana Halep'te ne dualar ettim. korkak.. Onu her gün şeytan aldatıyordu. açığa vurmamzdır. . üzüntüsü de bana düşerdi. Diyelim ki karnım toktur. Allaha böyle yalvarınız demektir. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim. Allah fakirlerinin işi boş değildir. Eğer Nârenç bir günah işlerse. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor. Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır. Ama bu. rengi sarardı. bir mürşid gerektir. Kaç kere su dökünse üşenirdi. içinizdeki coşkunluğu. konuya dayandı.» Hoca. bir kere de başı şişmiş. Sonra bütün dşler bozulur. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. Bütün onlar iş hesabına sığmaz. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. Medresenin hocası dedi ki: Evet. Bu bambaşka bir iştir. Ama o sözü kendine söyler. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. Ancak daha vakti gelmemişti. Yeni erginlik yaşına girmişti. ilk günü biraz geride oturursun. ben diyeceğimi dedim ve gitti. Şeriat zahirdedir.

O taliplerden idi. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur. Yani kendine çok nazar değdirir. hiç kimse bu duruma katlanamaz.» buyurulmuştur. Ancak bu işi . Zamanede soğukluk vardır. yaşlı olsun. Onunla çok konuştu. oh!» deyiver ki. O şeyh. başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki.» dedim. İlk defa buna çok . Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer. bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür. (M. ama şüpheli konuşuyordu. Öyle kişi ne acımakla.) yanında oturtsalar yaraşırdı. Rum ülkesinden genç olsun. namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir . «Bu yanlıştır. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez. bu bana zarar vermez. o dost da kendisinden kaçar. yaptığı işte yetkili olmak gerektir. hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur. Sen arkamı örtersin.ben bilirim. Bir gün. cimrilik yönündendir derler.. Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. Bu kimin sözüdür. Ömer'in dilinden konuşur. Önce. «Şüphesiz. bu. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum.A. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür. bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. arıyordu. Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik. Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur. O. bunu yazmak gerek. Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. Yanılsa bile ona fazla önem vermez. Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa. «Kilise gereklidir. Belki her gün bana daha iyi gelir. ortaya bir söz atıyordu. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur. İş adamı. Diyelim ki. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü. Sen. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı. bedenimi sırsıklam etti. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S. düşünmez. Nazar değdi. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz. ileride bunları da anlatırım. «Vahşeti anmak vahşettir. Dedi ki. Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar. kâğıdı tutar. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı.götürdü. Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım. «Oh.» Ben ona çok inanırım. açlıkla önlüyorum. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir. belki daha çok zahmet çekecektir. Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu.» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir. beni kendisine çok güvendiği zata.şekilde kim ifade edebilir. Biz. içki bile ona ziyan vermez. başka biriyle dostluk kurar. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm. Biri yüzünü halka çevirirse. Hak. onu bizim tarafımıza çekiyorduk. (M. Eğer sen imanlı kişilere.» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez.» derler. İşte ben onları sağlam tutarım. insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem. Sen Erzurum'dansın. önüm isterse kış olsun. Eğer başka küçük biri olsa. Bende öyle ateşli bir hal var ki.Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor. Şiir: Yazık ki. yağlar ve fareye kaptırır. gece sabaha kadar rahatsız oldum. onu ben Allahtan istiyorum. O.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi. Vücudum pek narin. umut gününde aşk.

Bana hayat neye yarar. bulamıyoruz. İçinizden söz adamı da çıkaracağım. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir. Ben dün birazcık çorba içmiştim. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun. ona göre iş görür.» buyurmuştur. sözü iş kuvvetiyle birleşir. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim. Allah kullarından kimi iş adamı. Ancak bu daha yenidir. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler.» Gidiyoruz. İster inkârlı olsun. son derecesine vardırırsa . «Hûd sûresi. Bu şeyh. Bedenim arıklaşmıştır. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. önüne helvalar. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım. Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. ledün ilminden sözler vardır. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı. ağlar. halbuki çömezler açtır. nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. Mevlânâ'da. buna hiç bir şey engel olamaz. beni kocalttı. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var.» Bunun cevabını ben vereyim. Eğer onlara dönüp bakarsa. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz. 144) Daha fazla ilerler. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı. Bugün benim bayramım da.A. Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S. gönlüm perhiz istemez. . şekerler koy. Ama Hazreti Peygamber. Mevlânâ. Hemen bıçağı yakaladı. ellerinizde ekmeğiniz var.A. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum. Mu-hammed'in (S. bu işe memur olduğu için.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler. ister inkârsız. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. Yazıklar olsun o güne ki.) hesabına Ali konuşmaz.» dedim. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım. kimi de söz eridir. (M. hiç bir yerde durmadan.acı ve üzüntü duyar. Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz.) diliyle konuşmuştur.» dedi. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. bir hekime koşar. ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. Dün sizi hayırla anıyorduk. Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır. ona göre hiç de güç değildir. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm. (M. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez. «Yaratıcıların en güzeli olan Allah. Haktır. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem. başka bir şey de yemedim. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık. «Orası uzak.başka bir zaman yine giderim. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir. o gerçekten susamış değildir. onu avlamak için yine yakalarım. seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

gerçeklemesin. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki. Kadılık. hareket etmek gerekiyor. Sonra benden ayrılmıyan. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. Yıllarca yer altında bir takım adamlar. ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. ilim. Ben hoşum. celâl ve ululuğu en yüce olan Allah. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M. Gerçi diğer bir âyette. Allah kitabını arkamıza attık. Mademki soruyorsun. görelim ne demiştir. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. Ama aylar arasında gizlenmiştir. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. Olmıya ki kimse işitsin. Ben bir hizmet görüyorum. Efendi ev sizindir. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. Allah da böyle buyurdu. nasıl hoş olmıyayım. özgür kalayım. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur.» deseydi. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. ne ululuk var bende. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. makbul kişilerden olurdu. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. Ben sanki bir inciyim. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. Ben zindan görmedim. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. O âyet içinde âyetler vardır. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli. arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım. Halbuki. Hep devlete kondum. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım. tekrar teşekkürler sunayım. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor. . Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. o halde şimdi durmadan kımıldanmak. neden? diyorsun bana. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. Mevlânâ da kıskançtır. O bin aydan hayırlıdır. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki.» Hayır bu yanlış değil. öylesine zaman ve mekândan uzak. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi... Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. Siz gitmeyin. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte. 155) Kera Hatun bile kıskançtır. Aman ne izzet. Ben sana ne dedim. kötü söz söylemedi ki. Bana asla bir kimse cefa etmedi. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. geri durayım. beni kutladılar. Kendi kendime adakta bulundum. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır. Ama o ancak sahtekâr bir köpekti. ben o gün gider bir nargile içerim. Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. ona ulu Allah (M. fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi. Bana «Dünya müminin zindanıdır. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. silâhlı kişiler gizlemişti. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır. Mevlânâ'nın sohbetinden.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

Sahabeler.» der ama siyahtır o. Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir. ona göre konuşur. Mümin üzerine şükretmek gerektir. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş. «Mümin. her fenden.» Ama istiyorum ki. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi. Cebrail'in. Hayır. . kendi keyfimce yaşarım. Yarabbi. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince. Her nerede bir kavga görse. ikinci lokmaya. savaş sevdasındadır.» der ama değildir. bir söz söyler ki. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm. «Gel şu savaşı. çalışır ki. «iyi davranış. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur. gözünüzü kulağınızı açasınız ki. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır. Olgun söz böyle dolgun olur.» dediler. Bundan daha önemlisi. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı.» anlamına gelen hadislerdir.» diyor ama dürüst değildir. şeytanın teşv'ki. «Doğan kuşuyum. tecrübe sahibidir. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. çünkü kâfir değildir. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler. Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman. «Müminim.» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur. Sana. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum. Size demiyor Her görünüşe muyum ki. Hazreti Peygamber (S. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir. kitap da yazmamıştır.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti.yapamam.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor. O. Gönlü çaldıklarına bağlıdır.A.» Pişmanlık duysun. kargadır. O ahmak bir iş yapar. «Hak kulun aynasıdır. şeytanın hilesiydi.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. 167) Meğer o bir kuruntu idi ki. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar. tatlı dildir. Halbuki aldanmayasınız. senin uyruğunum. artık heva ve hevesten de üzgünüm. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur. ancak haraç verir. resmî işlerden bir bilgisi yoktur. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım. (M.» der.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. kendi havasına uyar atılır. O. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki.» buyurdu. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin. Müslümamm. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan. ne de burada kalmak imkânı. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz. «Dostunum. «Beyazım.» buyurulmuştur. Ama bu pek yaygın değildir. «Ey Allah elçisi bize bildir. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor.» buyurdu. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak. Çünkü yoksulluk lokmasıdır. Görmüyor musunuz ki. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan. Müminin aynasıdır. Ama söz eridir. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur. zahir bilgisi. Şiir: Üstadın aşktır senin.» diyor ama imanı yoktur. Yine hadiste. «Dürüst adamım. ince. duygu ve düşünce yönün-dendir.» (M. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın. kul da hakkın aynasıdır. Garip hadisler arasında anlatırlar. soğukluğu açıktan belli olur. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır.

daha geniş. der geçersin. Ancak şu.» dedi.» Bu yol çok çetindir. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin. helak oldu.» dedi. «Şimdi bende ne küfür kaldı. arada duraklıyor. Nasıl ki o gün demişti ki:. «Dünya müminin zindanıdır. derler.» . Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki. yönünden değildi. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz.Dostluk o mudur ki.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim. kendini karanlık bir âleme atmak. Ne Yahudilikten. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir. Her ikisi de birdir.. gizlice eteğini çekerler.» dedi sultan. Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir. Meliki Âdil ona çok inanırdı. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş. «Gel de şimdi anlat bakayım. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. dostluktan da değildir. eteğini çeksin. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez. Şimdi öyle hoşum. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez. Topal eşeği bana getirdin. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir. Ben onlara (M. Şeyh. dostu uyurken biri gelsin.» dememiştir.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar. (M. elbisesinin bir kenarını açsın. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı. imandan da bir şey bulamadım. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır. O da öteki gibi gülmez ve der ki. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü. Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor. ne iman. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın. 170) Su sertçe akmaktadır. «Zindan nerede?» diyorum. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler. Bundan dolayı âyette. Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor. Siyah şalvarlı denen. Zaten doğru konuşmak lâzımdır. ne Mecusîlikten. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur. namaz vakti geçsin. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. Gönül ki. Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum. feleklerden daha büyük. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken. göklerden.A. «Allah ve Resulünün iki eli arasında. zindanı kendimize bostan yaparız. «Bu adam Farsçadan anlamaz. o Fatiha okumasını bile beceremez. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. ahval şöyledir. yahut başka sebeplere yorarlar. Kullar başka bir toplumdur. Onlar bu hali yorgunluk. Hoca. kurtulacaksın ateşten. her saat yüzüstü kapanıyor. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. Başı sonu belli değildir. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor. Dost ile her ne gelirse.» anlamındaki hadiste şaşaladım. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın. vesveselerle. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S. alsın da giysin diye. Şeyh ona seslendi. Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım. bir din bilginiydi. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı. Kendimde küfürden de. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. Allah kelâmıdır. Ne çar'e ki. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. Hayret edilecek nokta şudur ki. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. kâfir ölmeyeceksin. Şimdi söylemek gerekir ki. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki. «Sen lük. daha hoş ve aydındır. Senin perhizin. Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur. Biliyorlardı ki.» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. Senin huzuruna geldim. sen Müslüman olarak öleceksin. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir. Ancak o hazret. «müminlerin zindanı. Ama Hoca işi sezmişti. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu. güzel bir eşek..» Bu hoşgörme. iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi.» Ona dediler ki.» demiş. çirkin hayallerle oyalanmak. «Ey ulu sultan. «Getir şu pabuçlarımı. çabuk çabuk. «kulların zindanı. yahut nezaket icabı sanırlar. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir.

onların her şeyi gizlidir. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre. Kerim. «Etrafında bulunanları kapan. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi. Bir sopa vurunca. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum. Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır. kedi nihayet bunlardan birini yakalar. Hazreti Ali daha cenkçi idi. Bana böyle sövüp saymazdı. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir. Ben onun için öylesine kavgalar ettim. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir. Ali için o öldü. kudretli bir kişisin. Sonra diğer bir âyette. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu. «Ey ahmak. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki. onlar da gizlidirler. Çünkü zıp. zıp sıçrıyor. yanlış okuyor. «Tamam artık yüz sopa oldu. onun aksi sıfatı da vardır.» dedi. Şu halde demektir ki. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar.A.» diyordu. Bazı şeyler var ki. Ona lütuf da yaraşır kahr da. Nasıl ki.» cehennemden söz edilmektedir. hizmet gönül hizmetidir. Birçok has Allah erleri vardır ki. Kendi kendine: «İş gönül işidir. Yanmak ona derler ki. Ben dedim ki: O. oradadır o. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar. Artık gideyim dedim. (M. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez. Nasıl ki. Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim. Yallah aslan gibi erkeksin.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi. bu fareleri temizlemeye çalışırlar. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir. Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim. Tekrar hapşırdın mı. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S.A. ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. Benim çöme-zimdir. sizden de şifalar olsun demek. Sen ise gidiyorsun.A. «Ey hoca. (M. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz. Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S. Ev bana çok yabancı geliyor. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu. O biliyordu ki herkese. Ondan çok zahmet çektim. kedi topluluğun remzidir. Gizli bir topluluk da vardır ki. söyleyemem. Âyette. evet oradadır.) dininin yol kesicileridir.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi. Meğerse sevdalı olmuştur. Lâkin yine Yahudi olarak öldü. 172) Korkma hemen söyle.» Senden hapşırmak. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor. elinden âciz kalıyordum. Ebubekr Ömer'e sormuştu: . Hakkın terbiyesindendir. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar.» Evet. Benim adımı ona söyle. Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur. Güya pazarı yakacaktı. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın. demiştir ki. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu. birleşebilselerdi. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi.» dedi. O bana karşılık olarak bunu yapar. Bu bağa gitmenin etkisidir.dişi kerim değildir ki! Evet.» dedi. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. eteğimi tutmuyorsun. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez. Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin. bu günahsız Kimya'dandır. «Senin için pirinç mi pişirelim. Nasıl olur ki. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir.» O erkek . hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur. «Kabe'nin içine giren güvende olur. kerametleri gizlidir. Bundan faydalandın. sırlarını herkese açıklamazlar. o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. «İki horozun yok mu?» «Var.» buyurulmuştur. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki. korkular vardır. yaraşır. Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor.) düşmanı da Yahudi idi. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti. feryatlar. Hiç şüphe yoktur bunda. Eğer böyle olmasaydı. Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı. Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir. onu görür görmez boynuna sarılayım. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu. Hiç olmazsa kaçarlardı. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi. oruçtaki açlık nerede. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun. Fare dağılmanın.» Ona dedim ki.

Tekrar inancı bozuldu. benim de maksadım bu idi. . hakkı gözetirim. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. Bu saatte de zararlı çıkardık. Müminler tek bir vücut gibidir. Bir şeyden anlamaz. Vaiz başladı. bir hafta hamamda kalmış. başka bir sefer daha söz. Ateş mangalında kebap pişiriyor. onu ziyarete koştu. Onun hali nasıl olacaktır ki. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin. Ben de.» İnanmıyordu.A. bozgunluğu önledim. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim. ne de kötülük düşünürüm. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. Yarlıganmayı da. Ama daha çok onunla konuşurum. Ben diyorum ki. O zaman bu hal yok idi.» buyuruyor.» dedi. Ben hiç kimse için. Ancak başlangıçta görüyordum ki. Zaten bende söz kalmadı. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi. Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi. kâh ötekinden şeftali topluyor. henüz satranç oynamakta. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir. Şaşırmış hayran kalmıştı. Rubai: O put. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu. su döktü ve meclisten dışarı çıktı. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun). sonra içeri geldi. aşırayım da onları susturayım. sevgim vardı. meclisimizin süsüydü.» buyurdular. Ama içim çok hararetli idi. Asıl söz eri. Konuşmak düşüncesinde değildir. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. bu namazın hakikati. Aynı zevk ona da erişti.) bile. çabuk kalk! Ben başka birini buldum. Koşarak geldi ve gördü ki. Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o. «Şeyhten yüz çevirdikten sonra. o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi. benim maksadım bu idi diyebilen kişidir. beraberce oturdu.» dedi. Hakikatte o bir dosttur. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. «O fasıktır. kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü. Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin. Bu zevk sahibi bir adamdır. bunu istiyordum zaten. yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış. ona çok iltifat gösterdi. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. Sordu.» dediler. Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü. «Böylece fesadı. Hazreti Muhammed (S.» derler. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim. onlar imanlı kişilerden değildirler. «Başını yere koymak. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. bir ayağını o delikanlının kucağına. Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum. bir çılgın gibiydi. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh. eksikliktir. karşısına geldi.» Nasıl ki. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi.» dedi. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim. pek levend bir boyu var. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir. perhiz ettim. Şimdi mecliste değil. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm.» «Doğru söylüyorsun. dilberiydi. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü. «Senden adalet yağıyor. «Doğru söylüyorlar. o buradan gitmeye karar vermiştir. Şimdi sen bana söyle bakayım. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. dedim. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim. selâm verdi almadı. Kuru üzüm eteğinde duruyordu. istedi ki geri dönsün.» diyemem. vücudunu ayakta tutmak ayıptır. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar. İstiyordum ki. Bu sefer feryada başladı. (M. 173) Kişi sevdiği ile beraberdir. «Bidatçıyım. Yüzüstü düştü ki. günahkârdır.» dedi. Bunlardan da kâh birinden. şeyh arkasından seslendi.

(M. şimdi artık hiç günahım yok. başka anlamda söyleyeyim. beşma vurarak. Bu gün beni bırakmazlar ki. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim. Beni cennetin kapısına götürseler. Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. Bana güldü. Bunun delili de. Diyorum ki. nerede diye sorarım.» demişlerdi. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu. Ona. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür. Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. O kimseler ki içerden değildir. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. Halk Yahudilere bile. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun. içini o marifetten boşaltmak gerekir. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. demektir. eteğini boynuna atmış.» Sentakstan. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi. Ben kötü ettim. cemaat dağılmıştır. Zaman zaman da. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki. asla. o kimsenin haberi vardır ki. külah ister. kendisi sentaks olmuştur. (M. Çünkü onu bağda göremiyecek. bundan öyle bir kuruntu geldi ki. falanın yanında yatar. Belki âciz ve zavallı biridir o. ben bunu kırayım dedim. Bunu söyleyince gitti. Sen bilirsin. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. iman getirir. sen bilirsin. yine o kimseler toplansınlar. Benim. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin. Birkaç kerre gördümki. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. Öyleki. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım. farkında olmaz. şahit olunuz. Eğer ben suçlu isem.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım. . Yersiz. Tekrar bağa dönmek de boşunadır. Hazreti Ebubekr. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. Zaten onun Allah olması imkânsızdır. «Gerektir ki dışarda kalayım. Kerim'in. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur.» dedi. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet.» Bana para verdi. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir. benden çekinmekte ve korkmaktadır. benim seninle işim yok. (M. gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. Bana. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. Dedi ki. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. «Benim bir arzum var. benim sevgilim senin önündedir. onu bana bağışla. hatta Çelebiden. Böylece birlikte olalım. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. «Otur!» diye söylediği yere gitti. Orada Bedr'e gitti dediler. der. Eser hemen açıkça görüldü. Perhiz yapıyorsun. söyle ki. gideyim. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı. Benim cehennemim. Benim onunla görülecek başka işim yok. lütuf da vardır. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. O orada mıdır? Orada yoksa. İçi boş ise. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi. kolaylık göstermekte kahır da vardır. Her zaman böyle olur. hiçe sayıyorsun. Cehennem benden sorar. O gülüş Allah bana bir nimet verdi. Onu bana ver. gözünde yaş b'rikir. Hayır onu gözümle görmeliyim. Sana. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. bana zehir tiryaktır. Gizlice kendini dışarı attı. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor.» dedi. Bugün tekrar tövbe etti. «Hayır. önce kapıdan bakarım. bilgisiz sözler onun sözleri değildir. gideyim. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor. tekrar içeriye uğrar. işleri ondan başkadır. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. Ben diyorum ki.» der. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım. Allahya ant içerim ki. Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim. Davette. O ihtiyara. Onu görmek imkânı da yoktuf. Nasıl ki Şahap Herive. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum. O zaman zaman bizi gerçekler. selâm verirken bugün bizi sormuyor. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. anlamak da istemezler. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. O halde bana da izin ver.» diyor. söyleniyordu. asla!» diyordum. Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana. Yallah ki.

Sonra bu. «Ona on gün mühlet ver. Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. Bu itiraz demektir. elimi eteğimi bağlayan nokta. Asıl beni üzen. bana ayıp olurdu. Böyle yaparsa. Bu işten dolayı özür dilemektedir. 178) Karnı yırtılıyor. gizli sözü anladı. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir.» dedi. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur. kendini asla aziz saymazdı. bir ev tutsun da gitsin. «Külhancılara değil. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı. külhancı ile kavga eder. Bundan keder yoktur. Eğer varsa söyle. bacım kesiyorlardı sanki.» «Böyle söyleme.» dedi. birer birer yoldum. Eğer konuşuyorsun dersem. karıma böyle dedim. Şahit getireyim. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. îşte . hem can olsun? Bu imkânsızdır. «Ben seni istemiyorum. ğim icabıdır. kendi bilgisi perde oldu.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. Başkaları da senin imamın. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. Padişah yolunu çevirdi. cariyeme bunu söyledim. tekrar söyle. «Gönlüm böyle istedi. Külhancı. «Bedr'e ne yapar?» dedim. gözü arkada kalmasıdır. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız. «Nasıl olur?» dedi. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır.» dedim. (gizli bir sözü) var. Allahdan üstün kimse var mıdır ki. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz.» dedi. Ben zaten itiraz ediyorum.179) O kimse candır. ona uygunsuz sözler söyledi. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk. O kötü huylu koca. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. evet diyorsun. (M. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara. 184) anlamındaki âyet de buna delildir. Hani nerede araştırın da bakın. Benden rica etti.» (Âli İmran sûresi.» dedi. Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir.» diye soruyorsun. «Şu tarafa gidelim. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. üstünde sövdü saydı. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi. «Aman işitiyor.» cevabını verdi. sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim. iki yıl otursun. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın. Ona kendi gözü ile bakmayın. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü. Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki. niçin evet demiyorsun. onun gönlü bende. o iyi bir kadındır. başkaları da ibret alsın. Sen başkalarının imamlarındansın. Ben kılıç ile teklifsizim. O. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum. Padişahın biri. iki ay otursun. Bir zümre vardır ki. ona öyle bir şey yaptım ki. benim nikâhıma girmiş. Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için. Bir zamiri. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar. bir ara geleyim. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle. imamlar uygun görmüyorlar. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil.» Firavun ve Nemrut için. hem kalıp olsun. Adamın sakalını tuttum. o büyüklenmezdi. Bunu yapmıyorsam erkekli. Onun aslı külhancıdır.» dedi. «Bu açık sözleri işitir. Görüyorsun ki. Kaynanama şöyle dedim. «Ne dedim ki işitsin. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme. «Teferrüç yani gezinti.» dedim. Beni bilirler. aramızda yakınlık hasıl olmuştur. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer. Bu. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. (M.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki.» diyor. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın. Bu görünürde böyle değildi. «Şimdi sen ona yapışma. söylenir durur. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım.» «Ona söyle ki. Dışarı çıkmadı. Ona. Benim nazarım.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim.» dedi. Ne dedim ki. yol. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam.» dedi.

(M. Hallac'ın «Ben Hakkım. Allahnız tek Allah'dır.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler. Bu sözleşmeyi bozmak olur. Bu söz her iki anlamın dışında değildir. Bunu. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler. 180) Hazreti Muhammed (S. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse. Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır.» buyuruyor ki. 181) ister değişik olsun. Açık ve kapalı anlatılmıştır. Allah işidir bu. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki. Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). Bazı gerçekçi araştırmacılar. gaflet uykusundan uyanırlar. Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir. böyle söyle. soru yönünden söylemişti. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur.» sözü pervasızcadır.» buyurdu. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler.Kuran'da buyurulduğu gibi. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir. «Onu bir Allah bilir. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır. bu icar sözleşmesini bozsunlar. bana olan saygıyı artırmış olurlar. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok. Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. Olur bu işler olur.» sözü daha kapalıcadır. her hangi biriniz gibi değilim. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. Bayezid'in. karanlıklara ve oburluğa.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki. Allahmın yanında gecelerim. dil işi değil muamele işidir. Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır. aynı âyetin sonunda. Eğer sorsalardı. bu da onun aynıdır.. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. «Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca. her hangi biriniz gibi değilim.A. Nasıl isterse onu o tarafa çevirir. ama.» yolundaki sözleri. ama bir kapı açılmıştır. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın. Söz ancak onun sözüdür. ister olmasın. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. ancak Allah vardır. Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki. Çare yoktur. ne de maksat ve manâsım anlarlar. Bu.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. Güneş yerine çıra yakar o zavallı. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir. o halin. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur. uyanık gönüller uykuda da iş görür. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer. Pisliklere. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler. akılla bayındırlaştırırlar. ben miyim? Vardır diyorum. Bazıları görünüşte onu yok ederler.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim. O beni yedirir içirir. Nasıl ki. Senin elin ayağın taklit ile uzanır. Hazreti Mustafa'ya (S. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın. Senin görüşün onun sıfatları iledir. güçlenir. O güzel sözlerden. Bu zordur. Bu bana da yaraşmaz. bunu artırabilirler de. Ama önce inkâr ettirir. o benlik davası kendisinden gitsin.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin.» dedi. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. ona gülmüştünüz. geri al derim.» Bu da evvelki hitapların benzeridir. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. «Kendimi kutlarım.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı.» (Kehf sûresi. «Ben. hali olur. Senin söz üstadın bilmiyorum. Onu uygulamak ister. ayıplamalar başlar. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi. de ki. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. Herkes.A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki. İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. Bütün zamanlar. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M. bir de bilgide uzman olanlar. birçok gizli noktalar açıklanırdı. Yarın vaiz etmek gerekiyor. . şikâyetler.

beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum. Bu. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır. ev gibi değildir. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir. (M. Her gün bir satır okursan böyle olur. Ama gördük kü bu vaiz. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor. Allahtan korkmazlar. Kitabım boynumda. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar. bu sıkıntı ona bağlı olurdu. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz. gırtlağın ki. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim.» derse o başka. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti. . yarın yerleri cehennem olacaktır. insanoğlu değilsen hayır. Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki. 183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım. ikinci gün bir kaç altın verdi. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile. Güya havalarda uçuyordum. Allahnın. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır. «Bu böyledir. Bu Lala işidir. hep biricik oğlunu arasın? (M. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır. Halifenin ya-kınlarındanım. bunun için hikâyelerin en güzeli. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor. açık söylüyorum. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur. «Bu karanlıklar içinde oldu. yeryüzünde değildim. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler. İçimde bir müjde sevinci vardı. O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim. 182) Nerede o biricik evlât ki. artık bizden vaiz istemiyecek. Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı. büyüklük Mevlânâ'dandır. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi.)' yüzüğünü çevirince. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir. başka sözlerle meşgul olursun.» (Müminun sûresi. Biz. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. «O pislik yuvasıdır. Diyordum ki: Yol. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz. Rum diyarında kadılar kadısıyım. bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa.» dedi. Ey senin o.» Uzaklık. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın. «Bir oğlanı seviyor. İyi bil ki.» dedi. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak.» dediler.» dedi. «Bana bir iş buyur. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. O bir köşeden geldi. Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler.» dedi.ve öyle adlandırdılar. Hazreti Muhammed (S. Sen namaz kılmıyorsun. bundan önce kılıyordun. Lala hikayesini birinci gün yasakladı. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. Eğer bırakırlarsa işler iyi olur. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler.A. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana.» dediler. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum.

oturdu. Akıllı adam onu bilir. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. onların hangisi erkek hangisi dişidir. (M. kuvvet yardır. Ama onda halk için faydalar vardır. ne Kuran okuma kaygısı. ne çare ki. öte tarafta yersin. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki. Bunu öğren ki. kimse kendisini tanımasın. hem ışık. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı.Herkes mademki onunla kendini süsler. serttir. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. sırf sevap kazanması için tutar.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler. kendini öğen ve güzel bulan dadısına. o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. bu bana bir başlangıçtır dersin. nükteler vardır. O kimdir ki. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. Allah bilir. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. örtünsün diye. geride başka insanlar da var. Bende hem şarap var. (M. biri bir şey bulamadığından aç durur. gamdan kurtuldum. Demir nefsinde demirdir. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım. hep uğraşırlar ki. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. Şiir: Hârâbat ehli oldum. hem güzel var. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. bozuk ve çirkin görünür. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. yaramazlıklar yapar ki. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. Belimi. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. O iman karşısına gelince. onun sağlam zünnarı ile bağladım. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. O nerede. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. Bizim aşinamız. hanımının erkek kardeşi de onu görse. bunlar. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. Yoksa kendi nefsinde güzeldir. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar. ama bir ölçüye göre. 184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. Bende ne zabitlik kaldı. O özgür erlere hizmet yolunda. Senin güzel bir cariyen olsa. bu nerede? Bu birinin yaptığı. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. 185) Küfür bile çirkin değildir. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak. Bari onun sözü. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar. Çocuğun biri. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum. Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. binlerce cilveler. Ancak bir toplumda yoktur. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. Bunun misali. ona. Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. Nihayet kendinden insaf et bir kere. Deniyor ki. Fakat bakıra . öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir. bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. erkek ve dişidir. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı. Her millette erkek de dişi de vardır.

göre derecesi daha aşağıdır. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim. nefsiyle bilir. Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki. Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır. O yavrunun yüzünden. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. onları ilgilendirir. onu affeder. onlar benimkilerdir. mücevher. su korkusu ile öldüğünü görürsen. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim. bir zümreye yeşil. Vezir. Halife bir zümreye beyaz. Artık el açma bize. sudan çıkmaz. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir. çok güzeldir ama. Sonunda anlaşıldı. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. şahide. Diyelim ki.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. altın. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler. Kuran'da. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada.. isbata hacet yoktur. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime. kimya işinde elverişlidir. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye. bunu kabul edenlere de engel oluruz. kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. O bununla övünür ve onu bozmaz. Dediniz ki. Eğer böyle olmasa. her kılığa girer. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. o balık değildir. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. çünkü biz gittik elden. îsrar edersek evet der. Halife kendisi için iyi olanları bilir. yine gider. göklerden dalga dalga nur yağıyor.» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk. davaya. Başka maksatları da olamaz. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen. onun hiç bir bilgisi yok demektir. Onun bundan başka işi yoktur. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. Çünkü o suda yaşar. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M. Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur. Bunlar bir toplumdur . hayınlık ederiz. Ancak onun vezir ve. demirden ziyade. 186) Şiir: Ay yükseldi. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse. Gümüşe sıra gelinceye kadar. Ama balığın suda yaşadığını isbat için. onun suda yaşamasıdır.» deriz. Çünkü bakır her şeye elverişlidir. Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler. Öyle ise en azından ona. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür. Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. Görüyorum ki. ne iyi olur.

hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur. «Hele bir sor. bu hal ehlinin kulu kölesiyim. bana sordu. Bu azarlama onlar içindir.» «öyleyse.» dedi. Ben ona. kaseyi doldurup götürebilirsin. Sen büyükler . hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. 188) Ben çocuktum. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. ben de başımla işaret ettim. uzaktan huzurda olursa. Ona bir peri verdim ki. filan kişi filanı istedi. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. ona bir ziyan erişirse yazık olur.ki. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım. beni kurtardı. dediler. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile. neye karar verirse inayetle baş eğmek. Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. îş arasında el çırpanlara. artık hiç bir şey söyleyemedim. Eğer iki dost. «Bana gel. kendisi bilir. bana verdi. Allah'dan Allah'yı istedi. Yalnızdır. O Hâcegî denilen. Ama bütün içim sözlerle. Kerim'e söyledim. ne yaptım ki. şahitler meclistekiler benden uzakta. Alâeddin'e. Başım salladı. gerçek görüşlü olduğu için gelmedi. Bu saatte ne var ki. seni isterim dedim. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. Öyle nazeninler ki. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın. Onların duyduklarını duyanlardanım. ben. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın. gemiye atlayanlara. deyimlerle. Bizim nazenin kullarımızdan biri. «Susun. beni buna zorluyordu. biz ne biliyoruz. değildir. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun.» Ben hemen atıldım ve dedim ki. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki. Öfkem geçsin diye. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki. Şemseddin sizden bahsediyor. nurun etkisiydi. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım. Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. Ama kendimi tutabildim. hayır ben. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki. O seni açtıkça açılıyorsun. (M.» dedi. onlara iki akça verip. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış. O bizden atılmıştır. kılı kırk yaran.» der. Sözünden başka hali de değişti. onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık. 187) Allah bizim aramızdadır. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler. Ondan sordum. Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim.» der. düşmanın oyununu görebile-sin.» Parmakla dokundum. satranç oynayanlara. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. Artık bir şey söylemez. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. karara saygı göstermek gereklidir. o ayırt etsin. ona bir şeyler doğuyordu. O. O başka mesele. çünkü hastaydı. onun hastası olmuştu..» dedi. bu meseleleri kesip atsın. bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz. ben söyledim. manalarla dopdolu idi. Bununla beraber zordur. uçtu gitti. «O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün. onu övünce.» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim. Ama burada karar iş arasında veriliyor. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır. karanlıktadırlar. sen Bayezid'in mertebesindesin. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. Erkeklik odur ki. diyordum.» diyorum. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. «Düşmanın oyununa dikkat et. ne yapayım. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım. beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki. Gerekirdi ki. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim. (M. ondan bir elma istedim. Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî. benim babam ol!» diyordu. Benden çok incindiler. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki.. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir. falan evde öleceğim. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar. Onun çocukları için oldum. Bir daha ağzım açılmadı. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir. Ama o bilirkişi dışardan olmalı. O gece. Eğer yal-nızsa. onun gönlünde parlayan.» O övmeye başladı. kendine oyun oynuyorsun demektir. O kimdir diye sorarlarsa.

nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. cevapta terbiyesizce davranırdı. dışarıda saman çöpü gibidirler. Söz Allahnın sözüdür. Eğer doğru söylüyorsan. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler. neşelenirler. söz söylemez. Onlara bir kâr kokusu gider. 189) Bana dedi ki: «O. Soruda. Bana. Başka biri. Sizden sonra.» Ona inanmıştım. îşte bu çirkin bir şeydir. insan. mest olurlar.» Evet. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki. Bir vakit hizmet etsin. Nasıl olur da erlere hizmet eder.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir. yemek içmek düşüncesi. Mademki yanıyor-sun. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar. Hak âleminden hiç haberi yoktu.» demişlerdir. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. Yani sizin önünüzde olmasın. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. sözünden dönerdi. «Yandım bu ıstıraba.» buyurulmuştur.. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. Allah sevgililerinin sözüdür. ne malını satan satış yapacak. ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin. bize göre onun âlemi başkadır. hiç bir şey. bir şey okusun. öteki başıboş ve yularsızdır. Geceleri uyku uyumuyor. Her gün gerektir ki. Şimdi iyi sohbete dikkat et. Hak benim elimdedir. cevheri kırma .» derler. büyük bir bilgindir. îster ki siz mescitte olasınız. onlarda açıkça belirirdi. «Ne türlü nefesler vuruyor. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum. Derviş de. Su üstünde yaprak gibi yürürler. Su dağıtılan yerde bana bir. Şimdi nerede o dizgin çekme. Ancak iş iyi gitmedi derler. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi. «Ben seni bu iş için tutuyorum. «Yârabbî yandım artık. işitmiştim ki. şöyledir böyledir. işimi öğretiyor. bana hiç ayakbağı olmasın. işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler. Derviş ham hayaller peşindedir. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. bu kulundan ne istiyorsun?» diyor. O. iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. bu. 190) Ama işitirse benden incinir. der. (M. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir. Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir. onun görüşünden gizli değildir. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır. gazel okumaz. (M.» buyuruyor. ürkerler. yüz bin dağ gibi ağır.» deyince. Hak onların yüzlerinde. ama küfrün de rengi ve kokusu. dayanamadım. böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin.. baş sallıyorsunuz. İçerde dağ gibi.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık. birlikte olalım. Allah. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir. Ama bununla değil. «Bu nasıl raks?» deseniz. vücutlarında parlar. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır. Bunda da zorluklar çıkarırlar size. Bu çok garip şeydir. Bütün vücudu dil kesilmişti. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. o başkalarına söz verir. utancı. ama benimle birlikte değildir. şüphelidir de. «Tahammül et!» der. bir satır bile olsa bu lâzım. Onun vakti dardır. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası.

başka bir şey yapamaz. babam da yanımda idi. aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. 24) deme. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır. O. hep görünüşe bakar. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. senin gibi birini doğurmuş. Senin gamının bulutları gelmedikçe. âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir. Başka bir şey bilmiyoruz. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. Sofracı. yaptığım hata. Acele edenler. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar.hikâyesini andırır. Yani hoş geldin. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir. Şah. taşın karşısında zavallı kalır. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. Dediler ki: «Oraya kadar gittik. coşup köpürmez. önemli bir şey değildi. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. Su kenarına gelenlerden bunları görenler. Öteki de arkadan atladı. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. denize girince de beraber girerler.» Bu: sır içindeki hikmet. Ancak gülerek. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur. Nasıl ki. «Yemin et!» deyince. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. Ama yalnız küp. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım. Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma. bütün peygamberlerin mucizeleri. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler. Bunun sebebi de senin yalvarman..» der. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. damlatır. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. «Mademki beni astıracaksın. hiç bir şey demedi. Acele. o «Başın için!» diye ant içer. Türkü. başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. şeytan işidir. Tövbe. Arabi da. 192) Sonra. «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. Şahın üstüne yemek. «Allahm! Sen benim ilâhımsın. taştan daima sakınır. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde. Zahirde de bâtında da. yalnız kaldığın zaman. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir. galiba onları aşağı çektiler. «Oyun . Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. hayır. ben de senin kulunum!» deyip. etrafa yayılır ve bulaşır. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi. Kuran'da. Hatada. Biri hemen. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar. dalgalanmak ister. Sarayın sofracıbaşısı. «Asın şunu!» diye emreder. güle güle. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. Hintliyi. küp. boğuldu!» derler. Zaman zaman dostları anmak ne gariptir. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. Tam iki yıl yol yürüdüler. Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli. Kırıtırsa. «Vay yavrucuklar gitti. nakısı ve sureti görürler. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki. Pek açık bir gerçektir ki. (onlara ne olduğunu Allah bilir). Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. onun maksadı odur. Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle. şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler. Bazılarını. Allah ona. ağlayıp feryat etmendir. Nihayet ırmağın. olduğu yerde sayar. demek gerektir. Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler. ama lanet olsun o alçağa ki. cevheri benden sorasın diye kırdım. sonra herkese karşı. asılmaya değsin. Sevgili âşı-kma sorar.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki. Yani sır (gizlilik). Çünkü onlar.

âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur. demez. Nuh Peygamber. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı. Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor. sen fena yaptın. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki. biraz sabırlı ol. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. Ben bu adamdan ummazdım ki. (M. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler.» dedi. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. Padişaha haber verdiler. «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. benim makamım burası olur. Kimse bana. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu. hemen aynı günde geri döndü. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar. «Evet» dedi. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. Öğretmenlik yapıyordum. Kedi savuşturdu. başım sallayarak.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. Geceleri tahta çıkar otururum. Ama bu bir kaza idi. eteğini öptü. her gün bir kaç semti dolaşırdı. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. bir de şu duvar var. îzin almasına imkân kalmadı. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. söyleyiniz ki. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde. Ansızın bir şey işitildi. mantıkçı mı?» dedi. yüz yirmi yıldan . hayır hayır! dedim. Bazılarım atlatıyor. içeriye giremedi. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler». sabaha karşı onu döküntülerini. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. imana davet ederdi. terlemeye başladı. konuşsun. evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum. Eteğinden yakaladı ve sordu. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum. Eğer ben iyi insan isem. seni ve beni bu yüzden korudu. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü. Ben bunlardan kaçtım. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. Bu çok zor bir durum. tozunu bulamazsınız. öteki boş lâftır. Başlarını eğdiler. Şimdi yapamıyorum. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es. şöyle yaptın böyle yaptın. «Ona iyisini verin. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. İşittiler. Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır.» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. pisliklerini süpüreyim. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım. Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. Ben konuştum. Ben dışarı çıkayım. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar. böyle bir söz üstadının izini. Evet. sessizce orada oturayım. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. bize bir cilve gösterdi. çok uzaktır derlerdi. para ve rahat lâzım değil. çok hayret ederlerdi. Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise. Bana böyle yerler. Bu sözler hiç kimsede yoktur. Özür dileyerek. İşte Alâeddin konuşuyor. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez. Celâleddin de konuşacak. Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah. o da öğretmenlik yapıyordu. «Bu adam ne diyor. bir başkası götürdü. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti. Her biri.» dedim.

elsiz ayaksız kalırlardı. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. Evet. başkalarının düşünceleri de daha başkadır. Ancak her kesin bir huyu vardır. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. Şiir: Bir kimse ki. Şimdi hiç kimse sanır mı ki. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. o adı onun yanına götür. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. Dünyanın yaratılışından maksat. Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. Burada iş aksinedir. Nasıl ki. Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi. Davet işinde biri vardır ki. gül yerine diken ve çalı diker. cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. Dışarı atarım. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. işte o hal. onu döverler. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. . gibi bir çok yorumlar yaptılar. (M. Onlarda. A. her gün bir semti beş kere dolaşırdı. Bin yıl imana davet etti. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. Nasıl ki Şeyh. Binlerce teşekkür ettiler. Onun için bir engel de yoktu. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. Beni davet ettiler. davet doğrudur. ona. İşi bozuldu. yiyeyim. yaralarlardı. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler. işkence yapsınlar. ateş şeklinde görünmüştü. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. Ama dıştan kâfir görünür. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. 196) Ona mimber değil. Müslümanlık doğru sözdür. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir. Bizim gidişimizden öfkelenir. Nuh elbette davetten vaz geçmedi. 195) Susayım. . o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. ona karşı sert davranmak gerekmez. katlanayım. Nasıl ki. elini. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. yediler böylece oruç tutuyorlardı. kâfir. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. Buna güç yetiremezler. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. ekmek. ekmekçi ve kasap değildir. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. Nasıl ki. Ama ben açıkça. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar. Hazreti Peygamber. Ancak o sövdü saydı. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu.» Bunu düşünmeye. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. demiyorum. Bu kadının tuhaf bir isteği var. dediler. bu uyanıklık. Meğerse onlara kötü ile iyinin. yolunu kaybetmiş değildi.) halidir. dedim. Burada. onların sözlerini kabul ediyorum. darağacı yakışır. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. yalnız kendini şaşırmış. Onların aradıkları. Çeşitli rivayetler vardır. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim. Benim yanıma getirirler ki. sesini kesmez. secdeye kapanmış.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. Akılları başlarındadır. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. o yönden bir kuvvet vardır. iki parça ettiler sanırsın. nur uğruna ateşe düşüp yandı. benimle iftar ettiler. Onlar nerede. ancak Hakkın hazinesidir. Bir şey getirin ki. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım.

» der. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü.» «Burası mescittir. (M.» «Çok konuşma kalk!» dediler. «Seni Şah istiyor.. «Eyvah. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu. kalk» dediler.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın.» dediler.» dedi. Diyorsun ki. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı.» dedi.» dedi. çocuk içinden tekrar. «Bize misafir gelir misin?» derdi. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. Sakın gönlün incinmesin. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. boynuna bir ip bağladılar. uzaktan duymazsın belki. eğer vermezlerse ben alır sana veririm. «Öğütülen un yetim malıdır. yüzüğü onlara gösterdi. Karşılıklı sorular. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk. Mevlânâ böyledir. Mahmud kendi kendine. Mertebesi yükseldi. «Eğer olsaydı biz yerdik. Hepsi yüzüstü kapandılar.» dediler. Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı.» «Ama çok iyi öğütürüm. vezirler sıralanmış. Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin. Şah bunları yedi. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi. incinmesin. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de . süt. Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim. (M. Değirmenci giderken pişman oldu. kapıyı kırdılar. dedi ki. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun.» buradan gideyim.Ey yüce bilgin Mevlânâ. Kalkmadı.» Silâhlı yüz süvari yola çıktı. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım.» dediler. Sonra tekrar geldi. yoğurt vereyim ki. Adamcağız. «Öldüm. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir. «Var ama önce bir selâm ver. Çocuk. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum. kalmamış.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede. «Kalk çabuk seni Şah istiyor. «Ama sen nasıl ölüsün ki. «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin. Senden incindi. konuşuyorsun?» Değirmenci. Çocuk ne görsün bütün beyler. yemeğini nasıl yiyebilirim.» dedi. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin. işi daha iyi oldu.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. yoğurt. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı.» dedi. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım. (M. Değirmenci. «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun. Bana haram olur. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi. «Sanıyorum ki. bu iş çetindir. Orada boş sözler var.aralık geri kalmıştı. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı. «Aman. beklemeye takat getiremez. çok acıkmıştı. geri döndü. Büyükler nezaketlidirler. Sonra. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı. sonra da konuk ister misin diye sor.» der. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını. «Size un vereyim saç ekmeği.» «Kalk!» dediler.» dedi. Onu saygı ile karşıladılar. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır. onun da gönlünü hoş edeyim. bari tamburumu verin de işime gideyim. Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler.» diyerek onu inandırmak istedi. Çocuğa «Selâmün aleyküm. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi.» Bir ırmak kenarına götürdü. «Sizler çok cömert insanlarsınız.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. 198) Şah oradan ayrıldı.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem. ne saçmalar soyuyorsun. içeri girerek tekrar. Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi. yanındakilerine. bir «Lahavle.» «Kalk. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir. «Ne yazık ki koyun kesmedim.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık. her şeyden önce yemek getirsinler diye.» dedi.» cevabını verdi. «Kalk!» dediler. Çeke çeke götürdüler. Şah konuşmaya başladı. «Vallahi bu çocuk doğru söyler. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı. peynir ne varsa getireyim. «Eyvah geldiler. İçinden bir «Ah!» çekti. Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar. kulağına boş sözler söyleyeyim.» dedi. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur. «Gözlerin rahatsız olmuştur. «Aleyküm selâm. «Bir saat kadar gel de görelim seni. «Ancak kalan yiyecek budur. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk. Yine kalkmadı.» diye kaçtı ve kapıyı kapadı.

adamı kıskıvrak bağlasınlar. su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın.» Değirmenci yüzüstü düştü.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları.» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı. önce bir adam gösterdim. üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki. bir kat elbise vermelerim. orada cevabını ver!» dediler. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar. «Kalk çık dışarı. Bu onların körlüğünden ileri geliyor. senden davacı var. Bin dirhem bağışta bulunmalarını.» dedi. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın. Gizlice ötekilerine emir verdi. her gün beş kilo ekmek yerdi. bir zaman da bu adamın şeytanı. Nihayet. «Hayır. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim.» dedi. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu. bırakın ki öleyim!» dedi. Sonra «Onu geri çağırın. Şahın huzuruna çıkardılar.» dedi. bir melek varmış. «Artık benden ne istiyorsunuz. Hep yedim. sen de kötü mükâfat veriyorsun. uykumu kaçırmak için. bir solukluk canım kalmıştır. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler. elimi de bırakıyorum. «Sen öyle bir adamsın ki. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek. Beyit: Ben kötülük yaptım. O bununla gelmez dedim. Elimi kalbime koydum. «Adamcağız. Uykumu ver ki yemeyeyim. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam. Çağıranlara yalvarmaya başladı. kabul ettim.aradı.» dediler. «Daha ne kadar yiyeceksin. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen. yüz kat başkaca elbise dava . «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem. «Uykum kaçsın diye yiyorum. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M.» dedi.» dedim. yeter!» dediler. Adamı tımarhaneye soktular. Arkasından koştular. cehennem gibi bir işkembesi vardı.» Mademki kulağıma söylüyorsun..» dedi Şah. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti. Şahın huzuruna götürdüler. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin. dedi. yahut edebini takınmak. «Ah beni kandırdı. daha serseri bir suçlu gelir. O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı. yüz top istanbul atlası. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı. Adamcağız. Tekrar hücreye gidiyordum.» Üç kere dışarı çıktım. Ancak Sultana.» diye seslendiler. bir kerede ölüp kurtulamayacaksın. Üç gün geçtikten sonra. «Ham ham. öp artık kaçıyorum öp. «Ham ham.» Kadı. yalvardılar. Ona çocuk kaçtı.» «Gel.» dedi. Değirmenci. Yüz Bağdat çarşafı. geleceğim dedim. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim. Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici. karnım davula döndü. Kendini deliliğe vurmuştu.. Derler ki. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi. ama belki daha beter bir belâya uğratacak. «Gel!» diye seslendiler.» «Saygılarımı sunarım. ne dersin?» diye sordu. Kadının önüne oturttular.» dedi. «Be adam. üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş. «Onu getirin!» dediler. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. ama onu göremedi.

Bu bana senden dilenmek demektir. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem. «Suçunu kabul ediyorsun. Ben öyle bir Allahyı arıyorum.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım. «Bu hakkın gayretidir. «înkâr ediyorum» der. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir. «Zararı yok. Şimdi biraz düşünmek zamanıdır. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi. yoldan bir kızcağız geçer. «Bugün ham. bir kaç gün dolaştın. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz. «Şüphesiz o Haktır. Bir söz söyledin. ona inkâr etmesini öğretmiştir. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. Sonra baştan savdık. kendinde bir hareket duyarsın. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır. Allah kendi arzusu ile iş yapsın. «Afiyet olsun sana. 201) Suçlu.» (M. Peygamber. onunla daha çok vakit geçer.» buyuruyor. Konuk için.» der Kadı. Şüphe yok ki o Haktır. Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin. Ona candan dua eder ve memnun olur. (M. Muhammed de Haktır. «Mümin pis olmaz.» der. Her bir âyette bir müjde var. O zaman bir şey söylemedin. Bunu uygun görmem. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki. Ey Efendi. Rahman sûresinde. Evet çetin iştir bu. Evet ver diyorsun. bu benim elimde değildir. Kadı. Ey tefsirciler. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin.ederler. Can içinde etki yapıyorsun. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var.» Çünkü sen benim canımın içindesin. beni de mutlu ettin. Hırkayı yırtmalı.» Kadı der ki. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. Yani şüphesiz Allah Haktır. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü. Ulu Allah Kuran'da. (M.» derim. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur.» buyuruyor. Zaten yolda da bunu böyle istedim.» âyetinden anlaşılıyor ki.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye. nihayet tekrar konuştun. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir. O bunu yapmayaydı. yahut da sana karşı benden. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor. gönül açıklığıdır. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki. Evet güzel söylüyorsun. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki. O tarafa düşmem yakındır. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye. «Ham!» der. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir. Ya bana senden bir gayret ister. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı.» dedim. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun. Seni evde çocuklar arasında bırakayım. «Ben. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. onlarla cilveleşir. incinirdi. «Ben böyle bir Allah'yı istemem. o Buharalının kapısındadır.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. orada yer tuttun. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende. mutlu ol oğlum. bütün âlemden el çektim. O da. Diyorsun ki: «Ben. nazım yolu ile. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem. boynumuza sarılıp öpmelerinden. ham. niçin inkâr edersin. «Allah Kuran'ı ona öğretti. ona ant içtik dedin.» demek bir yorumdur. Aksaray'a varırım.» dedi. O ayakkabı seni rahatsız etti. Ye afiyet olsun üç lokma. «Bunu da Müslümanlık say. yatakta uykusu gelmezdi.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu. Ben vaz geçtim. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır. Yoksa Kuran'ın tefsiri değil. «Ve onların nefislerinde. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım. «O haktır şüphes:'z. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında.» diyor. evet ver diyorsun. hoş söylüyorsun. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim. . «Hayır. ham. perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler. «Hayır. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir. Çelebi! Bu isteklerinden. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam. isterim ki. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım. Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. beni eziyor.» buyurdu. bana uymak gerek. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum. Onda ihtiyar yoktur. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da.

der. «Onu o yoldan çıkaran benim. abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı. birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar. 205) Benim huyum budur. Dal harfine gelince. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet. Firavun incinmezdi o sözden. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için. ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. Ona.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır. O imanlıdır. «Yanılmaz. elife bağlıdır. şahadet getirdi. (yani failimuhtar) değildir. 204) onda Kuran'ın manası vardır. Allah ona. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor. Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık. Bir topluluk. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır. içinden ona. bir . Dilediğini yapandır o.» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. «Akıl . Bin kelime mi söyledi. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez. Bunları dünya ve ahirete atarım. hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü. ona engel olacak bir varlık yoktur. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. Mimber ağaç olduğu halde. yine o bilir. Onu âciz kılacak. sözleri arasında çelişki yoktur. yüce Allah. Musa bir kaç adım geri döner. (M. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı.» Öyle ise sen failimuhtarsın. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. içinde ne varsa onu sızdırır. Çünkü (M. «Allahya iyilikle ödünç verin. Aralarında. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı. yukarı çıktı ve onları ayırdı. «İhtiyarsız. söyler. Onun kâfirliği saf olur. Ama daha fazlası elinden gelmez. küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. Ona. iki yönden eliften üstündür.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi. bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. zina. Mevlânâ bu kadar söz söyler.yanılmaz. Her saatte binlerce cihanı mahveder. Ulu Allahnın. yolda seni köpek ısırmıştır. başka konuşanların sözünü de konuşur.» anlamındaki âyet gelince. Günler bizim aramızdadır. işte. «Beni göremiyeceksin. Ayrılığın. yine de.» diyor. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. kâfir de küfürden. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. Sonra be harfi geldi.» buyuruyor. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum.eder. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. o. Adamın biri cübbesini yırttı.» dedi. imanla yalan bir arada yürümez. ömür. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu. Elif harfinin manası tamam olmaz. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. Sen bir yol gösteriyorsun. Cim. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. «Başımda iki noktam var. O dost başka sözleri de bilir. Herkes bir tarafa kaçtı. «Eyvah. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez. Ama ben kabul etmiyorum. hiç bir şey istemez. Ona başka zaman gel der. O.» dedi. Hak sözde buna imkân yoktur.» dedi. Bir mezar taşında. demedim.» Te geldi. demek istemiş ve onu yürütmüştür. Adına fereci dediler. Hemen Elifin manasıyım. Mısra: Testi. «Ey mimber! Sana söylemiyorum. Fitne hiç yatışmadı. yani ağaç bile. Ancak mümin yalancı değildir. onun ayağına düştüler. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder. konuşmadan geri çevirir. Mimberin son basamağında durdu. Onun en aşağı kullan. Cim daha uzakta idi. sonra sözü tükenir. Saf olur. hem de sen hidayet verebilirsin. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi. saf küfür olur. «Yani. ama o yine mümindir. ayırmanın iç yüzünü söylüyorum.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. doğru yol budur diyorsun. dal harfini düşman bilirler. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz. o da iki eliftir. Hazreti ibrahim dedi ki:. Bir noktam var. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler. elif harfin'n ayağına düştü. benim fere-cim. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir. Ama yanılıyordu.Allah için dilediği gibi yapmaz.» dedi. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir. Sen. (M.

gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. acele gönül tarafına sefer ettim. ibadete gidiyorum. onu tekrar okumak içindir. O işten hiç başımı kaldıramam. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum. Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz. te . fesahatten nasibim yoktu. buna gerek yoktur. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim. bizim işlerimiz var. Sofî için. vaktin çocuğu derler. Ben hep emirle giderim. başını çevirdi. Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. Hiç düzgün konuşmaktan. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim. Onlardan her vadide. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S. ben bir işe gidiyorum. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. Şimdi bir yazı yazmak. Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı. Gönül halinden bir nişan arıyordum. Bir saat. erenlerin sözlerini araştırdım. Ama tekrar okuyamazsan. Yani vaktine bağlı insan demektir. Sana anlatayım. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper. A. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi. Ona hizmette bulunuyoruz. yavaşça. Başkalarını anmak. Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. her şehirde bir destan var. Okursan o zaman düşünürsün.saattir diye yazılı idi. Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer. Nihayet işaret etti ki. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır. ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter. Şiir: Hikmet ehli.» Hayırlı bir işe aracılık etti.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. 206) Kendisinde güzellik olmayan. Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir. Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir.» dedi. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. «Lüzum yok. işaretle. Onda da hiç boş yer göremedim. Hemen. nazar değmemek içindir. Bu. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. Eğer bu dağarcık olmasaydı.

Söylediğin (M. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. Ama özrü kabahatından beterdi. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah.» anlamındaki âyet açıktır. Ey efendi! Hayır. Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz. Meğerse unutsun. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der. Acaba ne yapacak diye. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun. «Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik. Başka bir tencere lâzım gelir. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek. kâh tutmaz. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun. Yoksa biri demirciye gelip. nasipsiz kalmasın. Ağır davrandı. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. O muratsızlıkta murat umudu vardır. Bir hikmet içindir.» deyince bu söz Peygamberleri. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz. sıkıntılı zamanında da hoş olur. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır. Cevher gibi olmaz. ben şeytandan daha iyi bilirdim.harfidir yahut te'dir. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. onlar yokken bir şey yapsın. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. Tebriz'de öyle insanlar var ki. hayır. O varlıkla dopdolu olunca. Ona orada Şahap derler. (M. ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir.» dedi. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. Allahyı inkâr etti. Sana göre her parçasında başka bir yön. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi. Halk o öğütleri kâh tutar. Bizim için en iyisi budur. A. belki H. Ama o neşeli anlarda olur.» dedi. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Biliyordu ki. Hoş hutbeler okursun. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım. vücudu böyle olur. Hoş geldin. sözlerimden ürker ve bana dönerek. Ben öyleyim ya. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki. bu sözü niçin söyler? Orada. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. Benim için. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz. velileri. Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. O kendi işini yapmalıdır. ben onların en zavallısı kalırım. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü. eşekliği yönünden. Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. Tebrizlilere eşek demiş. Onun. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum. inayetini bir tarafa. . hiç kimseye değer vermezdi. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. gelmez ki. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem. yanmayınca yüz dirhe. unutsun.» diye yalvardı. Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. bugün böyle ağrı çekmezdim. O Herive ki. Kuran'da. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. M. olur. Mert odur ki. Horasan'dan gelmişti. içinde ne yağ kalır ne de tencere. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı. «işte bu Allah eri olgun kişidir. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. Pişmiş et gider. ve •Allah erlerini içine almaktadır. Çünkü kim bilir ki. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi. O uygunsuz adam. sefa geldin dersin. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur. haberi de yoktur. O zaman büyük adam olur. zavallılardan oluruz. Ya benim içimi. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. Gam içinde sevinç duyar. Birini çalgıcılığa çağırdılar. Sen bilmez misin ki. Meğer ki. azdıracağım. sert başlı adam. nihayet sende de var. insaflılar için özür dilemek gerekiyor. şeytanı da bir tarafa koydu. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. Ancak haberi olanlara haber verir ki. her bir parçasında başka bir âlem var. bize acımazsan ziyanlı çıkarız.

İyi insan odur ki. «Ne mutlu beni görene. Toprak başına olsun öyle insanların. tabağın içine dolmuştu. O da artık Müslüman olmuştu. taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. ne mutlu beni göreni görmüş olana.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki. Mikailin ne yeri var. Burada sözün yeri yok. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler. dışarı atarsın. desin.. Kocakarı ne. Çünkü o ölmemiştir. Bu yoldan söylüyordu. «Evet dardır. Oh dedi. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer.. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım. cim be ile. bundan. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim. Dar demenin ne yeri var. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu.» buyurmuştur.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği. Sofuya başını kaldır da. Peygamber. imkânsızlık kavramı kalmaz. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur. (M. ama ne hemşeri. geçip gidenleri birer birer çözdüm. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş. kımıldanmaz.» anlamındaki âyeti düşün dediler. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar. . O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen. Çünkü içinden ona engel oluyordu. çünkü kalkar. Hoşlandığı şeye erişemez. eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş. beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar. Ben onun mezarına. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu. her be cim karşılaşırsa. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir.» dedim. hali perdeler. kaygısız yemek yesin. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. ağzına. balığı balığa versin. Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım. Nerede 8 Sofi ki. Mimber de o anda yürümeye başlar. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır... güzel suretler belirdi. A. yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. O. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar. Keramet odur ki. gelmedi. îçerden şeyh seslendi: Gel. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. Aşağı indirdim benden sakladı. Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî. onların tozu nü bulamaz. Dedi ki: Ey Mustafa! (S. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her. Çulha hikâyesini atarlar. Şeyh bana de di ki: Eğer. Adam odur ki. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. A. Söz alanı dardır. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. Genişlikten ölür. Hazreti Muhammed (S. «Yarabbi. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken. nara gitsin. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz.) Benden niçin yüz çevirdin.) Bunlar ne tatsız sözler. Ama o.» dedi. nimeti iki cihana da yetişir. onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. Halk zaman kazanmaktadır. kapalı sözlerle uğraşır. Her kim bana bunu söylerse öyle olayım.) mübarek ruhu aralarında yoktu. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır. Benim hemşerimdir. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar.şey ki. tekrar onu inkâra kalkıştı. (M. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu. «Acaba eksik kaldı. Yani tamamladı. 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter. Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur. O mantıki da (cihan farzet. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu. Ama o. Tabağı ona gösterince. Nihayet kaç kere çerez geldi. ne zevksiz.

sizce de bilinmektedir. Avcının biri aslan avlardı. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. doğan. Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. sonra alçaklara konarlar. MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki. Bir topluluğun. değişik bir halde idi. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. çocukları yerlerinde bırakırdım. hernde davranışları yönünden anlarım. onun hakkında. geri dönersin.. Bilmiyorum ki. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez. Eğer kaçacak yerini bulursan. taklitçi değildir. eğer o bir tarafa giderse ben de giderim. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet . Arakliye karışıklığında." dedi.yüksekten seyreder.. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur. Bütün bunları söylüyorum ki. Şimdi bu sene. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada. Ama. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. ona iltifat gösterir. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun. İçinden dolaşırsan. Onların himmetsizliklerini. kendisinde bazı üstün vasıflar. Bir köşede kendi âleminde meşguldü. Birkaç gün beraber kaldık. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi. Bari gönül almak. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim. onda bir cevher. (M. lokmayı kulaklarının ardından. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle. yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler. bir gönül alçaklığı bulur. bir lokma gibi ağzına koyaşın. Duacınız. Başkaca bazı hadiseler oldu. . Onlar. soysuzluklarını görür. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. bütün kuşları. çok zor ele geçer. Bunlar arasında aziz. (M. Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. Dün Perir geldi.YAZIŞMALAR.ile. sana garip bir hal geliyordu. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir. Ben bir çok aziz derviş gördüm. ama Simurgun nazarının etkisi . damarları patlayabilir.görür. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim. ağzıda budur. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki. Bu bir dairedir ki kapısı. dediklerini işitmiş. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı. hep çöllere düşersin. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti. ŞimurgHuma kuşu. Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. Çünkü ötekiler bir saat uçar. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı. Her birinin hali. Siz de. sözleri yönünden . şimdi aslana yakın geldiniz.yoktur. ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. onun burada yerleşmesini sağladık. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür. namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. bu zayıf kul. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar. onlarla sohbette bulundum.212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim. Şam'a gittiği zaman. onu beğenir. hakikatte yalancı ve hasetçi insandır. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk. Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. Bana bir daha geri dönmedi. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. hayır dualarıyle meşguldür. köpeklerde havlardı. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. gönlüme bir tiksinti geldi. bir de mana’yı gör. diri gönüllü bir derviş var ki. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem.

sağır. şarabın. Adam saraya gitti."dediler. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir. "Bunun nişanı şöyle olacaktır. dilsizdir.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki." Lokmayı onun ağzına koydu. yani doğan demezler. Hem bu taraftan gelir. Böyle bir ölüm nasıl olur? . 213) Bir vakitler. bİzi ne kadar çirkin görürler. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. "Evet. O Seydî şöyle söyledi diye anlatır. Yoksa söyler de söyler. hemşirelik kalmaz. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin. 0 Söz söylemeye. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir. İslamın gözü üzerindedir. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar. Allah sözü haktır. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. Sevgili . kurtuldu. başlayınca susturmak gerek. bırak Halifeyi. Falan ve senin karının falan arkadaşı. karpuzun değeri. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir. bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi. o da geri kaçsın Biz Musa'nın. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M. önce balık su tarafına giderdi. ben onunla birlikte yemek yiyeyim. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur. "O halde halvet olsun. Yine “Halk uykudadır. dedi. "Bu adamı götürün.Başın kararlı olsun. o bizim adamımızdır. Bir "ah” çekti. değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler. Sen yanlış gıda alıyorsun. düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi. ne kadar Halifenin adamı. dedi. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir." dedi. onun gölgesinde yaşar. Eminüddin Mikâil sevimlidir. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi. Onda hemşirelik kalmadı. Adam. Görüyorum kî." dedi. O İbrahimin annesi idi. patlayıncaya kadar söyler. "Onlar sağırdır. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. öldükleri vakit uyanırlar. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. hem o taraftan gelmez. Benim maksadım seni kızdırmaktı. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır. Sevimlidir. çok uzaklara koşuyorsun. Bizim himmetimiz ya vardır. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler. Diyorsun ki. Zaten kaçak onun evindeydi. bütün gün." Halife incindi kendini tutamadı. ama korkudan ölürüm'. hûcreye atın. Onlar. Bağdat'ta ne kadar zembilli. O babalık dıştan olunca. o halini değiştirdi. Adam bir dostunu gönderdi." dedi. dilsiz ve kör olan sensin. Şüphe yok ki. Birine şöyle sordu: . oradan sıçradı. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa." dedi.” buyurulmuştur. Onda şan vardır. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız. (M. Sen benim karım olacaksın. Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun. Bir cemaate geç geldi. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar. Onu söyleyen' dosttur. hep ekmek yiyorsun. Allah senin işlerini düzeltir. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar. Şan ondadır. Kabul etmezdi. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur."Sizin himmetinizle. Ancak öteden beri âdet böyledir. ona bâz. ferman böyledir. tekrar Şahın yanına döner." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi. Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar. Allahya yalvarmıştır. "içmem. "Sen benim karım olursun. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. çok sevimli. "Bak ki bu ne işarettir." Dedi ki. Oradaki bir Allah eri.' dedi. bir sınavdan geçirelim. Hasta ise Bazen zârârlıdır." dedi. şüphesiz ki ağırdır diyorsun.her gün. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. o gayıp âleminin uluları. ama olgunlaşınca o hal kalmadı. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı. yoksa o çok ucuzdur. kördür. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular. Kendi kendine. bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar. Ondan sonra korku kalmaz. Beden sağlam ise bunlar yararlıdır. "Şunları bir sınâyalım. Sende de hayırlı niyet varsa. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir. Seydî'den. Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o. karşına. Ben onun yerini biliyorum diyesin. Bu ilk işin deliliydi. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu.Kur'an'da buyurulan. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti. 214) O oturmuş tevhid ediyor. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış. Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. yahut yoktur. "Yarabbi kendini bana göster." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. müminler emîrinin huzurunda.

Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. Hamamda daima şeytan vardır. bana. yorumlayayım. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. Uyanınca kendi kendine demiş ki. sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. der. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. Rabbim en büyüktür. dedim. hem nâz'dır.Hazreti Muhammed’e (S. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır. biliyorsun ki. Kâh suyun hepsi bu yoldan. hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu. Sevgilinin yurdunda. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben. Zaman olur ki. gönül kırıklığı yoluyla. bu tarafa akar. Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled. sevgiliye de kavuşamazlar. ben akla uygun söylüyorum. kendi yoluna geçer. Cefa görmüştür. kâh öteki yoldan akar. ama söylemedim. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor. Sevgili ise hem nazenin' dir. doğru dürüst kendini kurtaramadı. kâh o yoldan gelen su. Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile. 12/101) diye yalvardı.Hakkı arar. keyfleri yerindedir. bu kıble asla hali değildir. Hazreti Yusuf da. Tekrar ona gittim. Ağacın dalına binenler.) uymak ona derler ki. O Muhammedi idi. ama sevgilinin evine yol bulamazlar. kaynağından kurtulmuş olurlar. ayrı yollara. Ama nasıl bileyim kabul etmem. içerler. herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur. Ayrı. ama nitelikleri vardır. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir. Başka hiç kimse yoktu. arklara ayrılmıştır. buyurdu. yemiyorsa da istemiyorum der. kıbleye yolculuk yapmaktan." dedi.A. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. O yüzdendir ki. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular. edep dışıdır. işte bu. belki sebeplerini aramış olursun. ıslanırlar. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K. akıldan geçerler. Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi. Şimdi Mevlâna'yı gör. Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. 215) Ta dilimin ucuna geldi. açıkça gördün. Ona. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun. rüyasında bulanık bir suya düşmüş. Onun niyazı hep naz oldu." buyurdular." demiş. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir. Eğer . "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. evet. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M. O bir deri bir kabuktur. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. sonra gönül kırıklığına ulaştılar. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. onda ne sır olduğunu anlamak istedi. dalı kırar aşağı düşerler. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac. İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü. Amma. "Taziye ile meşguldüm. Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı." buyurdular. sizin insafınızı." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. dua ederken. Orada dalıp gitmiş. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin. Onun işi nedir. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm. gönlü kırık bir Müslümandı. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. demekle yetinmedi." Bayezid. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler. tutmamışım. söz üstadı olduğunuzu. içine dalarlar. Mevlâna kıbleye döndü. Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı. bu sözleri sana açıklayayım. Bu yaptığım belki edep dışıdır. "Aman elimi tut. Yeter artık açıkladın." (M. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın. Yerler. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı.

Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. üst tarafını siz bilirsiniz. Padişahın biri. Ben diyorum ki. gel. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım. . O. peygamberlerin mirasçısıdır. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. "Allahtan başka ilâh yoktur. Mevlâna ilimde. Bu Şemseddin. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez. cömertliği herkese açıktır. Diyorum ki. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. dedi." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır. bir uygunsuzluk oldu. arkan da aynıdır. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. dedi. Ancak oğulları hem evlât. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. işte Ramazan geldi. Allahü Ekber! diyesin. düzgün konuşması. Bana. hayale gelen şeylerden daha yücedir. başkalarına söz geçirsin. bütün akla. dedim. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. Ona daha nasıl bakayım. 218) Zikir kabul etmez. "Alimler. Adamın sözüne güleceğim geldi. dedi. Nasıl olur ki. arkam sana dönük. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani. Derviş debir söz söyleyemez. Önce. daha yüksek birini bulasın. Kalktı ve gitti. Nereye? dedi. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin. diye öğerdi. Ben onu öyle okşuyordum ki. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. onun yola gelmesi ondandır. O ise. âşık mıyım diye soruyorsun. Bana. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. bana işaret ettiler. Şehir ağası. Sen de Müslüman. bize gücenirdin. Kimyayı bana gönderin de. ne güzel yaptın diyordun. bilgin ve yetkili adamdır. Ona zikri öğretti. Bu da bilinen bir şeydir. başkalarına nasıl güler. dediler. yani âleme gülünç olmuştur. Biliyordum ki. olmasaydı söz harfsiz. İşaret etti. uzun boylu ısrar ediyordun. Diyelim ki. On iki ayda bir geliyor. Evet." diyerek bunda tartışmaya başladılar. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme. Senin hayaline gelen düşünceleri. derdi. her şey haktır. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var. O halde. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. sanki kendi değerini buluyorsun. başını salladı. o. (M. hem de mürit idiler. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir. Onları aldattım. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. O ibadet zevkini gördün. Mevlâna geliyor dedi. ondan daha büyük. o. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. Bu her ikisi. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. senin önün de. dedi. Bir aralık dediler ki.yüce Peygamberin. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka. böyle olur diye anlattı. Bu iki temele dayanır.Eğer başka bir zaman. o. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. neye güler? Hazreti Peygamber. hesap ettik ki. Ama adam dosdoğru konuşan. "Ben şeytanımı Müslüman ettim. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. o benim sırrımdır. acemilerin yüzsuyu olasın. (M. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. yani yırtılmıştır. ihtisap ağası. bu sersem zahitlerdendir. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. sessiz bir şey olurdu. Ben geldim. Peygamberlerin. Onun o cevabı. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür. Ramazan ayma rastlamıştı. O bir sığıntı idi. Ona. kalk gel. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir. sen. Öyle yaptı. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. halk yoktur. mazur gör. onun keremi. ben de. ey Melâna. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele. kabul etti. ibadet bundan ibarettir. herkes de bilir ki. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. Şimdi ulu Allah. ama o kimse ki cihan kendisine güler. diye bir lahavle çekti. Ama eğer halk. O da hırka sahibiydi. sersem insan daha başkadır. Ben de biliyorum. üstün zekâlı bir insan değildi. O söz ona zehirdir. Âdem evlâdıdır. 217) Halktan bazıları. Başını kaldırdı. dedi. Sonra da. fazilette deryadır. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez. Hayır." demedikçe kimse ona iman etmedi.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti.

başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. aramızdan bir şey eksilecek. öyle aciz bir hale getireyim ki. diye özür dilemeye başladı. Biz eğer bu halin dışında. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. orada yer yoktur. Gazalî karşısına gelsin. Mecaz. sarığım yere düşmüş. . Sen. Bu halde. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. bütün lâfı Enel Hak. Gönlüm onu bırakmaya. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. sırdan pek az bahsedilmiştir. O. bunu ne ile ispat edersin. Bizim aramızda ayrılık olamaz. ama düşüncelerine aykırı davran.başka hiç bir şey göremiyordum. Kur'an'da. derhal azarladı. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. bilirlerdi. Bey şöyle bir başımı çevirdim. demediği için hoşuma gitmedi. derviş sözünü aklında tut. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. ne gözler görmüş. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. (M. Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. O. korkusuz yatardık. hakikat'in köprüsü. 219) Onu tekrar okuyor. ayrı ayrı yatsaydık. dendi. çalgılar çalınsın da.Ibni Sina'dan faydalanmıştı. onu bir an durdurdu. Bütün felekler onun gönlünün altında döner. Şiir: O kimse ki. yabancılık girecekti araya. bu huydan vazgeç dedim. Hava ve heveslerle. Kur'an'da. ne kulaklar işitmiş. böylece hep benim elimde olsun. Oradaki Hak. hakikat de mecazın köprüsüdür. Onu bayındırlaştırmaya. 220) Dostluk onun dostluğu idi. davulculara seslendi. geceleri. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. geçip gitmeye razı olmuyordu. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi. Allah rahmet etsin. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz. İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. fesahatte. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. dilin kesilsin. çok üstün yaratılışlı. Şeyh. Kutsal hadiste."anlamına gelen bir müjde vardır. dur. Onlar gerçekte böyle yaparlar. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. Evet. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır. Şüphesiz ki o zavallı. pislik yuvası gibi dolu olur. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse. şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. Mutriplere. şüphe yok ki rezil olur. Oysa.Üçüncü kez okudu. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. Onu öyle elimin altına alayım. Ama. Hele şu. O. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. çalgıcılara. Tövbe et. Ansızın gördüm ki. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir. mademki söylemedi. "Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. Ansızın bir gürültü duyuldu. dedi. yok olacaktı. Gülümsüyordu. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. ama asıl sebep başka idi. ne de dökebiliyordu. Gerçi o sana sebebini söylemez. ne de insanın kalbine doğmuştur. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. dedi. Gördüm ki. boynun kopsun. sinirlerimi. şehvetle dolu insanlara. söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. Hemen oradan kaçarlardı. yere düştü ve başı yarıldı. o kendi sarığını tuttu. inşallah Allah dilerse. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. sana. işte şimdi beni öldür. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi. (M. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. eğer gelmeseydim. nasıl gidebilir? dedi. Bu gece. namaz yerine sıçrattı. Cihanda yaygın bir mısradır bu. bu ip ile asılır. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım.Muhammed Gazalî. Orada herşey göz kesilmiştir. Ne içebiliyor. Çünkü dünya bir köprüdür. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit. yani ben Hakkım'dır. Ta ki. parmakla gösterilir. Bir perdenin delilidir bu.

orada nice paralar sarf edenler değildir. (M. sırlar var. eve nasıl döner. ama hepsi birden kımıldanınca. Sen daveti. Çünkü vakit. Benim işim böyledir. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. hizmette duraklama olur. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. Ayakları uyuşmuştur. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim. Ekmek lâzım. savruklar. Allah onu doğruya çıkarır. dedi. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. bütün bir topluma erişmez. Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. bağımsızsın. Büyük efendi. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese. evet yalan söyler. sade meyhaneye gidenler. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı." Nihayet o ne idi ki. rahatsın. istiyorum ki. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. değerli ömürlerini. şimdi erkendir. sen de zavallı yoksun. başka bir hal. tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. Nasıl ki. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. köle olursun! Evet. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. Kur an'da ne güzel incelikler. Ama bu. Uyku ne gezer onda. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. Bir kaç ahmak haram mal topladılar. bu cevher herkeste yoktur. Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş. Ne mutludur o kimselere ki. Buna. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur. bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. Yahudi. benim yolumda yürürler. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı. bedenin kirini evden hamama götüreyim. O. dediler. Bunlardan konuşmak hoş değilse de. ne hamamcı razı olur. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki. ondan aydınlanırlar.(M. Çünkü kirler yumuşar.dedi. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. onunla helva yaptılar. yarın yeriz. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. ne de hamamcıyı yaratan." Yani biri burada bir hizmet yaptı. başaramadı diyelim. Hazreti Peygamber. helâl olsun! Allah bilir. demekle tamam olur. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki. . o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. Yine Peygamber. ben de kalktım helvayı temizledim. ondan bir pay alırlar. Helvayı. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek. bir dönüşün eseridir. giyeceğimi de sağlamaktadır. sonra zaten pek az. elbise lâzım. Ama Müslüman gece yarısı kalktı. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. Ama. ona kul. iş Allah bilir. yahut zehir cinsindendir. daha üstün bir hal idi. herkes inancından başını sallasın. gamsız ve hür yaşıyorsun. O zaman. Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki. Biri dedi ki: Onu bana ver ki. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı. benim yiyeceğimi de.A. tam vakittir. onunki yine ağır basardı. Ancak. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. âşık ve yoksun zavallı. Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken. yolda para buldular. Israfçılar. çağrıyı herkese karşı yaparsın. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. ama öteki niçin helâl olmasın. buyurdu. şüphe yok ki. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir. Hıristiyan sabah üzeri kalktı. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir. Bana.

ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. nasıl olur? Nur üstüne nur olur. âşık olacağım. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim. Seyyid Hattat'ın dediği gibi. şaka ve edepsizlikler eder. O can dostudur. Gönlümde bir şey burkuldu. senin için. bu saatten Çabana kadar burada kal. Dağıtın. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu .. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi. Gördüm. (M. sarığını külahını giymişti. yok bulamazsam elimdesin. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. Gezip dolaşma belli olmasın diye. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. O çağlar geri kaldı. Oturdum. çok da yiyecek götürmüşlerdi. anlaşıldı! Ama geçen geçti. Vuslat geceleri olsun. yüzümü doğruca binaya çevirdim. sevgili ile geceleri halvet olayım. Titredim. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. çok bile. Ben zahidim dedim. beyan etti. derdi. Ona. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki. Ama hep onu değil. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. Benimle pazara gider. Ben damda idim sağıma soluma baktım. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. Sebebi anlaşılamadı. dedim. yengeç. 225) O yüksekten beni gördü. hoş bir şey. Benden ne ücret istiyorsun. fare. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı. kirpi. Ne yazık ki. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti. Müminler. bu kimden bahsediyor dedim. Senin elinden inliyorum. Ah. Hallacı Mansur gibi olmayayım. Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin. Ah ve feryat etti. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. Tebrizli Zahid'e göre.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. dedi. O eksik idi. sana elli dinar ikram edeyim. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum. Ama ilk konakta hepsini yemişler. Gündüz uyumadım onunla. O teraziyi." buyurdu. onlarla öylesine meşgul olmuş ki. oradaki pis döküntüleri yerdi. kertenkele. Elbise karşılığı için ne derler? (M. dedi. Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti. koyun kebabını beklemedi. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. Ondan sonra dedi ki. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. Senden bahsediyorum. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. Şimdi de artık mal yiyordu. inledi. domuz. hemen çarh vurdu. karnını doyurdu. evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir. Gündüz akşama kadar uyursun ki. Öyle bir delikanlı erkek idi ki. bildirdi. hep onu gördüm. Ben bir vakit istedim ki. geri dönmesi mümkün değil. Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. bu mânada anlarlar. o zaman da ben oraya giderdim. Ne söyleyeyim sana! Sen. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı. kurt.sen git kendi makamına çekil. fil. hayal bozguna uğrar. Ama ümmetimin fukarası demediler. Evet. Aynı sofî şakalarına başlardık. bu böyledir."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir. (M. dedi. Her taraf bom boş. köpek. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler. dedi. kaplumbağa. 223) Tebliğ etti. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. Üstü kapalı söyleyeyim ki. hiç bir şey geri bırakmamışlardı. eğer buraya gelmese. dışarı götürün bunları dedi. dedi. raksetmeye başladı. Öğle sıralarında da gelmişti. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. demeden öylesine kupkuru davranıyordu. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. benim o kervansarayda bir odam var. Hırkasını sırtına almış. Benim hemşehrim oluyorsun. tilki. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. Hoş geldin sefa geldin. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim. Beni çağırdılar ki evimi göreyim. bir ah çekti gitti. o sırada aşağı gitti. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. mümkün olmadı. Ama faydasız uyku gelince.

dostun var mı? Evet. En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. çocukluk etme. Bana sövüp sayıyor. Görmüyor musun ki o oturmuştur. Ona. Şamda bir adam vardı. Falan gün başını örttü. yahut bir köylüdür o. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. Özgürlük çok hoş. Kılı kırk yarıyordum. Onların halinden anlatmaya başladım. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. Kutup. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. tekrar ona verdi. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. dervişlik vardır. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. Yürekler paralar. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. karnını doyurur. ululuk bulasın. dedi. Ama kanatlar açık ve boş olursa. onu benim karşıma getirdi. Bir yerde ki. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. o süt de içer. dedi. var. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. bir nazenine naz ediyorsun. Ne nazım'dan anlar. bu yolda senin yoldaşın. Nurları. Orada bulunan birkaç Arap da. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. Yüce Allah. geri dönmek de artık mümkün değil. bir söz söyle bir şey emret. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. Belki bir çiftçi. dedim. burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu.Ama sen diyordun ki. Nihayet ben de onun için istiyorum. Şeyh gülüyordu. Hakanî ve Attar mı söyler? (M. adam. yoksulluk. demiş. o kadar duman yuttu. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. ciğerler söker. Cennetleri yaratmıştır. göklerin yaratıcısıdır. deyince. dedi. Ceylânlar. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. ahmaklık etme. Ancak biraz üzüntüsü var. senin makamın nerededir? diyordu. dedi. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki. Kürsü'yi. Ne olur açık söyleyemiyorum. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. "kendini bana göster" dedi. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. Maksadı bir söz söyletmekti. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. benim ondan ayrı kalmam çok çetin. Aman bu adamı yakalayın. niçin bir şey söylemiyorsun. yahut da hal ehli değildir. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. Peyniri Pars denilen canavar da yer. Sürmari'nin oğluna karısı. Ne gariptir ki. Evet. Sen başka bir yerde nazeninsin. eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin. kaçtı. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki. böyle ağlıyorum. Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. Ama bunları hep Hakim Senayı. açık cefalarda bulunuyor. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. diyordum. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. Kendini ona verdi. O hiç aldırmadı. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. falan gün de ben böyle . benden bir şeyler geçti. o bütün mavi boyaları herkese verdi. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. ayağı bağlı idi. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum.yaşamaya razı idi. 226) Allah nuru ona çakmıştı. Izzeddin. Herkesin bir azığı vardır. keyfine bak. dedi. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. Kutup geldi başını önüne eğdi.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm. Nizamî. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. bizi kabul etmedi. ne de düz yazı bilir. odur. her neyim varsa ona vermek istiyorum. taklitçi değildi. yoktur. Arş'ı.

söyledim. bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. Ama Muhammed'i. Büyük Hamid." (K. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. yani kâinatın elçisi. ama herkes kendi halini anlar. bana başka biri geldi. 20/3) buyurulmuştur. namaz kılsın. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki. yerden maksat da onun vücududur. Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur. Allah Kur'an'da. Burada göklerden maksat. Gördüm ki gebedir. Arşa hâkimdir. Allahındır. Ne var ki. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. bakalım ne olacak? vah. onun dimağı. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. âşıka daha hoş görünür. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. Hep onun hikâyesi. Aşk her ne kadar fazla olursa olsun. Derviş kadınlarına bir şey söylemek. Gittim elimi karnına koydum. bana hiç ziyanı dokunmadı. Hazreti Muhammed'in kalbidir. . başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. haberim var. İsterim ki. "Rahman Arşın üstündedir. "Siz sanır mısınız ki. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. hem onun hem de bunun dostu idi. O Arş denilen makam. Öküzü gördü. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan. Derman derdin olduğu yere gider. Kuran'da. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi. "İncinme. ben Kerimiddin'i severim. Ebubekir'in dostu. Bana açıkla diyordu. Kendine geldiği zaman. düşmanı da severim. Dedi ki: Hazreti Peygamber. Hazretle kaç defa konuştuk." buyurulmuştur. el kaldırmak yakışmaz. ama Şehzadeyi göremedi. Allanın huzurunda duygulansın. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür. Tattım. Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. 228) Ağzın sirke ile doluysa. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. onu yakala diyorum. Bir kimseden incinirsem onu yakala. diyelim ki ağzın şeker doludur. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. Köpek de yavrular doğurur. Ben de onu istiyorum. onun halinin ifadesidir o sözler. ama gerektir ki o da zahiri korusun. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. (M. peki sirkenin senin ağzında ne işi var. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. sizi boş yere yarattım. beni yoksul olarak dirilt. Her kim. Beni ululayın. utancın ne yeri var? Adamın biri. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor. bir dönüş içindir. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin. Büyük Izzeddin. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır. dnu götüreyim. sen gitti. Ben biliyorum ki. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. yoksul olarak öldür. övmeye değer. Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. içi doludur. 23/117) buyurmuştur. Kalbim ağrıyor. o zehirdir. dedi. Başka bir âyette. 229) Ama Hak. bu ne gebeliktir. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra." (K. Dedi ki. Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır." (K. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. Beni mi daha çok seviyorsun. 2/206) buyurulmuştur. "Yerde ve göklerde ne varsa. dedi. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir. dostumsun demek. Nasıl ki. dedim. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. (M. kulağını yahut başını okşayayım. ama onu dinlemek istemem. Bunları çağıralım. Yoruma dikkat et ki. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. o da aracı dostun ayağına kapandı. dervişin biri.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

dedi. su çok büyük ve derin. gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. ben doğru konuşuyorum.değerse Müslüman olur. yahut keski hiç yemeseydim. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. ama dizden dize fark var. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen. Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. Üstat ve kâmil bir insan idi. 78/9. hiç aldırmadı. sonra kes. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. önce kumaşı ölç.hem de şeyhi oldu. Hakîm Senayî'nin hem müridi. dedi. . ancak teslim etmek gerek 'o kadar. geceyi size örtü kıldık. başka bir parıltı daha belirdi. Biri sordu: iblis kimdir? öteki. Gözünün birini bir balığa. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır. yürü bakalım! Fare. Eğer söyleseydim ödün patlardı.dedi. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur." (K.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. Geldim eteğine yapıştım. Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir. deveyi su kenarına kadar yürüttü. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına. sen bilirsin. Şimdi sen de tövbe et ki. Nasıl ki. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. sinirini koparır. sensin dedi. benim nazarım ona. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. gel gel dedi. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. Bu da nefsin düğünüdür. Deve uysallığı. iyi bir iş yaptın. hiç kimse konuşamaz. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. (M. o zaman geçti. nihayet dizkapağında. Sen akıllı kişileri dinle. Hem de söylemek gerektir ki. Kur'an'da. dedim. demeyesin. benim tersim de sensin. Bizim canlı Allahmız var. Sudan geçmek kolaydır. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz. ömür vefa etmiyor. alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü. 239) Bu şükran secdesidir. Önünde bir pul değerinde helva var. heybetle bir baktım. onu çekmeye başladı. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. kendi yerini de gördün. Çünkü ben Allahyım. Sen kimsin? diyordum ona. kenara çekildik. Uykunuzu rahat. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. Söz sözü açar. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır. gemiciden sordum. Bunun sırrı başkadır. Diyemez ki. bunun sözünü etmeye değmez. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. O çabuk yürüyüşlü. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. (M. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. hiç bir ses çıkarmadı. Fare. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek. güzel tedbirler alalım. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. Allah daima gayretli davranır. cennette kendine açık bir makam hazırladın. ötekini başka bir balığa dikmiş.Farenin biri devenin yularına yapıştı. işlerimizde daima iyi. dedi. Ayağını suya basan deve. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu. Ne yazık ki. Beni Allaha ısmarla. Burada işi düzeltmek gerektir." buyurulmuştur. "Uykunuzu size rahat sebebi. evlenmeler bir türlü değildir. derler. 10) buyurulmuştur. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır. başka kim olacak? Düğünler. Bir dindarın önündeki bir akçe. Benim ipim uzun. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. ölüm bin kat daha hoştur. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz. Fare.

Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. hey anneciğim! Silâhımı getir. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum. görüyorsunuz ki. ama o yine de Yahudi'dir. Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. Yarabbi onu tut. onlar da pek çok eşya götürdüler. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse. ne de cin eli değmiştir. Sustu. yağmur gönderdi ki. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. Niçin sıkıldın. benzerler ve eşler niçin olsun. diye soracak dedi. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. hav hav. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden. dedi. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. 241) "Söyle ki. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. diye düşündü. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. Parmağımı öyle bir sıktı ki. Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki. kendi kendine. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. çağlayandan. ben sizden herhangi biriniz gibi değilim. bunu değil. ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım. dışarı çık. soğuk kaçtı. O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. ama hiç kimse bilmez. Sonra tekrar dili açıldı." (K. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi. Bunu o söyledi. Anne mızrağımı ve kılıcımı getir. Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. Mevlâna'yı değil. bu. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. Köpek havladı. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim. Ona göre kıyas et. Selâm vermeyi bile unuttu. Yani ben açık bir iş yaparım. Bu hırkamın kolunu öptü. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. bu ayağı da değil. falanı değil. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. Siz şu katırı kulunuza veriniz. Kuran'da. Şu şartla ki. (M." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. yine de Yahudi. ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez. birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. sensin. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler. Şarapçının biri şarap satıyordu. Efendimiz dediler. falanın başına ant içeceksiniz.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. şüphesiz ben de sizin gibi insanım. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. Sen bana bakma. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. Peygambere. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. dedi. dedi. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. Meğerki ben istemiş olayım. değirmene doğru giden birine rastladı. (M. Onların aralarında yaptığım o işten. o da bana vahiy gelir. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim." (K. Benden bir söz işitti. onu onu! dedim. Hey anneciğim. biz çok sopa yedik. öteki yankesici. konuşamadı. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. yürüdü. dedim. mahallenin başında havlayan o köpeğe. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. Kadının biri bu sevdada idi. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. onun heybetinden eve kaçtım. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki. Ama çok soğuk ve yersiz olur. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. hav hav senin annen babandır de. Hazreti Peygamber. 55/56) buyurulmuştur. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. dedim. Yedi Tacik üstümüze saldırdı. o geç kalır. . onlara ne insan eli. Sağırın biri değirmenden geliyordu. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. Onlar geç kalmışlardı. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler.

dediler. . ne de sayıklamadır. insaflı olanlar insaf ederler. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti. 243) Anne hâlâ şüpheli idi. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki. Allahnın kutsal sözündeki mânadır. Bana falan şehre git. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar. aman Yarabbi! dediler. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. Kadına yaraşan en iyi iş. gümüşler getirmişti. Maksat. bundan bir uğursuzluk sezdi. Bayağı divane oldu. olanı biteni annesine hikâye etti. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. O kendi başını. Yavrum. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. bütün yollardan ve gidişlerden. incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. Said'in bir de çömezi vardı. Allahya ant içerim ki bu hayal değil. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. Bağdat müderrislerindendi. ünü halifeye kadar ulaşmıştı.) yolu gibi aydınlık yoktur. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. Hayır. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. istemezsem gitmem. Çünkü sözde mâna. mânada söz kalmadı. Komşu kadınlar. Yoksa ben seni sevenlerdenim. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu. (M. Bir daha böyle şeyler söylemesin. Bu oğlan başımızı yiyecek. En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim. kara sevda ve delilik hiç değil. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı. 242) Saidi Müseyyeb. Sonra tekrar etrafına bakındı. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. çok ilgi gösterdi. Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden. Annesine altınlar. istersem giderim. her şey yerli yerinde. elime geçeni burada sarfedeyim. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi. güzel kızımı sana ereceğim. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı. kızı gece evine getirdiler. dedi. bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. Onun ne yeri var. Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı. dedi. Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. bu sözleri onun deliliğine yorar. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. kara sevda sana geldi diyorlar. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. henüz şüphesi geçmemişti ki. dedi. ne tuzaklar kurdu. ama bir türlü elde edemedi.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler. diye emredersen. Halife. O misal yönündendir. Gerçekten böyle oldu. Eğer başkaları işitecek olsa. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. Hal hatır sorduktan sonra.S. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana. Güzellikte. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. ne hayal. Tekrar evine gitti. Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. bu nasıl olur? Kız. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir. zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. medrese. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. pişman oldum. bu ne düş. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. Annesi bu haberden çok ürktü.

onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. Derviş. Ondan. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur. Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. kendi nefsine perde oluyorsun. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler. Evvelce sende ondan var idi getir. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. "Gördün mü. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. ben bir şey değilim der. Ebubekir onu bilmez.sözü öğünme yönünden değildir. kerem sahibi olur. ondan getir. O ben bir şey değilim dedi. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin. başına şarap dökerler. Çünkü biz dünya adamıyız. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil. ama sen önüne perde çekiyorsun. dedi. Hoca keramet göstermişti. Biri ağlar. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. ama belki o bizden daha üstündür. onun hiç bir şeyi yok. der. Biri gerektir ki beni güldürsün. bunu anlattı. Benim gönlüm her şeyi istemez. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. ona biri. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki. Bu da ne oluyor derler. Fakat bu başkalarının işi değildir. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. onun ise dünyada gözü yoktur. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. ne onlar bizimdir. dedi.. Onun altını da var. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. alnında bir işaret görüyordu. Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz. biz de sizin. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır). büyük aşk derdine düşmüşlerdir. ey Allahm gönlümün dilediğini ver. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti. dedi. Evet. der. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K. ilâhi söyler. Biri okunu uzağa atar. Ben sana bin dinar vereyim.) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. hayır. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın. urbası da var. var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. senin yanında onlar gerektir. 245) "Sultan. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. dedi. yemeğin karşısında sabredesin. Böylece onların adları anılır. O öyle arıktır ki. Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. İşte böyle şimdi ne yapalım. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? . o belki. Soğuk ve donuk şeyler. ama o da buradan değil.A. yahut beni unutan zata uğrayalım. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. Yarabbi işimi kolaylaştır. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. ama yine hoşlanıyorum. Gördüm ki. biri de olmalı ki beni güldürsün. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. Bunu anladım. Meğer. Dünya ahiretin köprüsüdür. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. Evet onlar azap çekerler. Bu iftiradır. raks eder. ondan daha yok mu? getir. bir sofra getiriyorlar. Onun da sakalı var. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir. müsaade et de biraz gönlümü avutayım. Benden bunu öğren ki. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez. benim de. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. Keşke onun göğsünde tüy olaydım. Senin. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. dedi. Kur'an'da. diye yalvarır. dedi. dünyaya yaramazlar. Öteki bir hava tutturur. onlara yaraşır. başına su dökerler. bunun başka mânası vardır. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. Ben neredeyim? Benden haberi yok. Ah ve figan çocukların işidir. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. perhiz edesin ilk işin budur. o perde içinde dünyadan göçtü gitti. Derviş evine gitti. der. Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. ne de biz onlardanız. biz de öyleyiz. Ben ahvali biliyorum. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. Hem kendin. dedi. başka hayallerle karıştırıyorsun.

Aşktan yüz mü çevireyim. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M. ikinci hafta. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. Münadiler. hemen bir hüner gösterdi. Hiç bir iş yapamıyorum. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. dedi. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır." (K. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. Bir işimiz yoktur diyoruz. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. 248) Perdenin arkasına git. adamcağız. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. Size tekrar söylüyorum. Eğer işitirse. bak ki. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. Ebu Said bir topluluğa rastladı. Hiç şüphe yok ki. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. der. Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. aşağı inmek değildir. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. yahut dinler de söylemez. ama içinden elini ağzına kapa. Dil yarası acıklıdır. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Ayaklarının altında öl. çabucak yemek geldi. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. Kudret. O çocuk yolda kalır. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. çünkü ateşten kaçmaz. 156) buyurulmuştur. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder.)yüce katına getirdiler. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. Yani dileği uğrunda uyumazlar. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Bunlar akıllı. Gittiği yerde ne bir. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. dediler. Doğrudur. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. işte bir iş çıktı. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. Güneş böylece her tarafa bakar. (M. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. çığırtkanlar bağırırlar. "Sizi korkudan. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. işittiğini ya söyler de dinlemez. kuvvetli dayanağın var. açlıktan veya can ve maldan. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. mey içerler mest olurlar. madem ki biliyorsun. dedi. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Deveden düşersin. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. Allah her kemali anlar. onu düşünmek bile gerekmez. Akıl sahibine bir işaret yeter. Halbuki. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. çekilen emek nispetinde elde edilir. Hazreti Peygamberin. Feryada gücüm yetmiyor. Falan. bir zerre kaybolmaz." (Bakara sûresi. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. Allah bilgini. Kıyamet peşin kopmuştur. A. Ona söylerim ama tekrar unutur. doğrudur. bu namaz kılmaz. diyordu. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. Müjdele. dört yüz oda yaraşırdı. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit. Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. Çölleri aşmak başkadır. Haccın zevkine ermek de başkadır. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. çocuk babasını göremez. Hazır buldukları ile . Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. Ondan bir feryat kopar. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. Onlar. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. Bu sana uyku getirir. Bunu sonradan söylemek yalandır. Çocuklar. evet fena değildir. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Olmaya ki. herkes kendi başının çaresine baksın. o yüceliği. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. doğrudur. çulhadır o. Önceden söylemek gerektir ki. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. ne tuhaf oyuncaktır. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. Gel demesine imkân kalmaz. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Evet. bunlara sabredenleri müjdele. Sonra bir çölün ucuna varılır. ayık sarhoşlardır. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir. Çünkü bu ses neyden çıkar. Halbuki ona iki yüz değil. (M. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. halinden hoşnut musun diye. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Bu da bir imtihandır. Keşke surette uyuyaydık. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. temel onlardır.

lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. doğrudur. Tekke. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. (M. ancak. ben ise çok kere kervanın başındayım. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. Eğer işitirse. dedi. neresi yarı düzlük. Gittiği yerde ne bir. Münadiler. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Aşktan yüz mü çevireyim. Tekke. Katır. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Bir işimiz yoktur diyoruz. ama içinden elini ağzına kapa. Ebu Said bir topluluğa rastladı. herkes kendi başının çaresine baksın. doğrudur. kuvvetli dayanağın var. aşağı inmek değildir. Bunlar akıllı. Deveden düşersin. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Müjdele. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. (M. "Sizi korkudan. O çocuk yolda kalır. halinden hoşnut musun diye. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. . bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. ne tuhaf oyuncaktır. yahut dinler de söylemez. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. Falan. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da." (Bakara sûresi. aydın bir gözüm vardır. Sonra bir çölün ucuna varılır. Allah her kemali anlar. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. ben yüce himmetliyim. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. mey içerler mest olurlar. Hiç bir iş yapamıyorum. ikinci hafta. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. Ayaklarının altında öl. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. dediler. Olmaya ki. Bu sana uyku getirir. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki. Gel demesine imkân kalmaz. Akıl sahibine bir işaret yeter. Halbuki ona iki yüz değil. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. bu namaz kılmaz. Kıyamet peşin kopmuştur. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. bunlara sabredenleri müjdele. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. adamcağız. Ona söylerim ama tekrar unutur. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. ayık sarhoşlardır. başım havadadır. 248) Perdenin arkasına git. neresi düzlük. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. Allah bilgini. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. isa'ya inanan Hıristiyanlar. hemen bir hüner gösterdi. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar.)yüce katına getirdiler. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Anlarım. ancak. 156) buyurulmuştur. çığırtkanlar bağırırlar. der. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. onu düşünmek bile gerekmez. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Çölleri aşmak başkadır. bak ki. Doğrudur. işittiğini ya söyler de dinlemez. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. Yüksek bir başım. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. dört yüz oda yaraşırdı. Önceden söylemek gerektir ki. evet fena değildir. diyordu. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Kudret. Haccın zevkine ermek de başkadır. Çünkü bu ses neyden çıkar. Katır. Dil yarası acıklıdır. çabucak yemek geldi. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. Bu da bir imtihandır. Bunu sonradan söylemek yalandır. Hiç şüphe yok ki. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. çocuk babasını göremez.ihtiyaçlarını giderirler. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler. Feryada gücüm yetmiyor. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. dedi. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. Evet. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. neresi bozuk yoldur. işte bir iş çıktı. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. Onlar. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. temel onlardır. A. böyle bir topluluk için açılmalıdır. açlıktan veya can ve maldan.

Yeniden canlandım. neredeydin ki. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. hem de ondan söz nakletmezler. bu varlığa doğru her an ayrılık var. beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. Artık biz de şaşırdık. Bir zümre vardır ki. diyorlar. kan dökme. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. Yemin. böyle konuşmayı ayıp sayarlar.) taklitçisidir. bir zümre safa taklitçisi. Bir zümre de Allah taklitçisidir. Dışarı çıktım. bühtan. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu. Armut boğazda düğümlenir. Onun yanında çok zikretmek. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. halbuki karpuzun tadı hoştur. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav. Şah gitti. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. kendime geldim. hoşa gitmez. "Ey Resulüm söyle ki. gel git. benim de tanıdıklarım. denilebilir. Derler ki: O. Zavallı ben. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim. . Bu der ki: o mekândan münezzehtir. diye sesleniyorlar. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. ah git der. gideyim danışayım. Onun arı ve yüce benliği. Evet dediler. yani Allahya işaret eden zamir. 110) buyuruyor. tallahi derler. bir tayfa da Mustafa (S. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki. dediler. Marifet öğrenelim. Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. ya gaiptir. ondan uzaklaşmak.' Dört büyük günah. Bilgiyi. kardeşlerim var. Zavallı kapıcı. yani gıybet. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. Çünkü o taraftan. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. iki halin dışında değildir. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. B. Divane oldum. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. dedi. Öyle bir yumruk vur ki. Bunlar taklitçilerdir.A. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. gönül taklitçisidir. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). Arap kılığına bürünmüştür. Allahdan söz açarlar. Bazıları vallahi. semiz bir delikanlı da olsaydı. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. niçin geldiğimi nereye gideceğimi. Arap dilindeki mânalar. Bir çoğu da onun ne rüyada. ürkeklik gösteriyor. sultan şöyle yaptı. ancak kendiliklerinden konuşurlar. hazır ise vahşet. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. O der ki: Allah arş üzerindedir. (M. yaşa! Ömrün uzun olsun. Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir. Bu toplulukta hep bundan bahsederler. sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki. öteki de onun hakikatine işarettir. ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler. Pabuçsuz dışarı fırladım. derler.Bir kaç kişi vardır ki. Beni kurtarırlar mı. aynı şekildedir. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler. Allah rüyada görünebilir derler. çabuk meşhur olalım derler. O taraf aynı renkte. Zikreden bir kimse. eğer o sırada yanımda olaydın. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim. böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor. şu duvara vursan delerdi. zulümdür. Ya hazırdır. Allah karpuz gönderdi. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. o medresede o ciheti öğrendiler. Kur'an' da. karşıma geçer. (M. hazır olanı anmak da ürkmektir. Her nerede ki. Şah mı geliyor? dedim. iki kısımdır. işin içyüzü böyledir. Biri doğrudan doğruya ona. gelmedin? dedim." (Kehf Sûresi. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum. Diyelim ki. önüne koştum. Falan yeri tutalım. işin içyüzüne bakarım. Her lâhza. falan medreseye yerleşelim dediler. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor. Müjde dediler. Gıybet ise büyük günahlardandır. ayrıca. Bir topluluk da hem onu taklit etmez. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin. Eğer git derlerse. istiyorum ki. yani Allahya. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. Bu bir nevi küstahlık olur. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. Gaibi anmak. Hak âlemi hoş bir âlemdir. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. dedim. cevherimin ne olduğunu. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. Evet. billahi. Meğer ki sultan ona yardım etsin. bir şey okuyayım ki. 250) Bir zaman din bilgini idim. Bari sen gel. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir. T harfleri.. şimdi geri geliyor.

Canlı varlıklar. Musa'ya. Bu şiirin kelimeleri. alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. Bugün." (Kutsal hadis) buyurmuştur. Bu mim ise mânanın perdesidir. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. gerçek budur! Nasıl ki Allah. Hazreti Resul. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun. bu sana müyesser olmuyor. Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek. bütün varlıklara değer. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. ama dadi. Yahut bal içindeyiz. dedi. O nasıl ayrandır ki. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. bu adam benim ümmetimdir. o. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler. Karınca. Hak Peygamber seninle iftihar eder. gönülalçaklığı göstersin. (M. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su. senden hiç yüz çevirmesin. Tertip ehli erenler. felek boşluğunun güzelliği. bakınız. Kayıplara karışır. Ona ümmet olunca. hem de secde etsin. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. eğer Muhammed batıda olsa. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. Erginlik yaşına varmamıştım. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. bunlar hep insanlarda vardır. o coşkun dost beni yakaladı. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. Henüz çocukluk çağında idim. Onu. Bunların gerçek raksa başladığı saatte. Yüce âlem sensin. 252) Beni dolaştırıyordu. sen ona ümmet oldun. Her tarafı dolaş. "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. Henüz hamdır diye bir ses geldi. Ancak yakınlık yönünden olsun. sonra görünmez olur. Şimdi hale ve işe bak ki. elini tutar. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. onun dilini. puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir. Kör Bedreddin'in damadı. isa'ya göstererek seninle öğünür. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. o geniş yenleri ile. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. Gerektir ki o selâm versin. der. benim başımdan aşar. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. yarım selâm bile vermez. Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. görünüz der. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. cansız şeyler. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır. . onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki. gel gel. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. o da sevinçle raksa başlar.Mısra: Kâbeden. Allahnın sözünü. Onu kendi köşesine salıver ki. Bir su kenarına geldiler. çevreleyen bir kâse de yok. kolayca geçilir. ucu bucağı yok. Ola ki o seni görür. Su diz kapaklarını geçmiyor. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. kendi kendine yansın dedi. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz. bari çileyi boz da dışarı çık. Deve ayağını suya soktu. ayıptır söylemesi.

gönül perdedir. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. kendi nefsini unutmaktır. Allah sevgisi gecikmez. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran. Ona da akıl perdedir. evet. İç ve dış duyguları da bunun için verildi. 91) Kur'an'daki. son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. kulluk ondadır. ona göre ağlayayım. Sıkıntıdan kurtulurlar. Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. Çünkü bu duygular. bir dervişin eline iki testi verdi. bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. Şimdi o ölünün vasıflarını say ki. ama başka bir işte de kullanırlar. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. Etrafında toplanırlar. nefsime taatten. İki defa doğmamış olan mahlûk. melekût üzerine çıkamaz. O uzaklaşmaya yol açar. dedi." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki. ve nereye gideceğini bilsin. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur. "Ferahlandılar. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz. Bu gerçeklenmemiş. Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. sofiler temiz yürekli idi. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. Bir sema âleminde idi. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. önünden sonundan haberi olmaz. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. nereden geldiğini. ama evin içinde yol çıkmaz. şaşırırlar. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik. işte benim üstadım budur. 60/1) buyurdu. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma. O sağlam imanım başka bir şey olur. 254) Kuran'da. Nasıl ki Allah." ve sonra (kulunun dilinden). 194) buyurmuştur. sevinirler. sözdür. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. fakat bizi unuttular. Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. başkalarına öğüt vermek. Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. Zamane onu da götürür." (K. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir. Musa Aleyhisselâm. Derviş şaşırarak. sen kimin elinde görüyorsun.Sonra eline bir ekmek parçası verdi. Bize vaat ettiler. dedi. kulluktan sorular sordum. Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. dervişe. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur. cevap vermedi. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. En iyi öğütçüler. burada güvenlik kazanılmaz. çabuk su getir. Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır. Musa. (M. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü. sana konuk geleceğim. Melek. güvenlik yolu buradan çıkmaz. Gerçeklense de gerçeklenmese de. Bu birliği. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. Ruhuna binlerce rahmet olsun. . nimet sayarlar ve yeri öperler. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz. dedi. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar. (Enam Sûresi. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'". evin yolunu çıkarır. ağırdır. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki. ben sana iki kat kulluk edeyim. Talip için dedi ki. farkı yoktur. Derviş. "Benim katımda söz değiştirilemez. o zaman zorlanma zamanı değildir. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. dedi.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim.

ben ondan batkın bir haldeyim. söz söyleyelim. cinsî sapık değildi. Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. Bu tatlı baldır. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. Bu bahiste benimle kavga etmişti. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir. benlik ona perde olurdu. Bir kimseyi. Lehaverli Şeyh Şeref. Lut Peygamberin o ahlâksız. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda.Yer sarsıntısı. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. kolaylıkla saçasın diye. O kadıncık. Bakayım topal mıyım. Ona uymayan bir insan. Artık dışarı çıktın. bunu inkâr etmişti. Kâfir olan Nasranî. Ne kör ve sağır ediyorsun. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır. asılmış üzüm hevenkleri. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım. cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. yüzünü gördükçe iğreniyorum. Şimdi gerektir ki. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da. (M. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. 3/197) buyurulmuştur. O ister adam oğlu olsun. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. 1) buyuruldu. Bir saat oturdum. Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. bir şeftali vermedin! Ben. 257) Oraları görmedim. Orada . onlar nasiplerini alırlar. Ben göremiyorum ne yapayım. ama bizimkini geri bırakırlar. Bu Zehra ile o. Yenine vursam. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. öküzün bacağından olsaydı. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. Bir öğüt yetişmez. Bu güzel cevaptır. Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. önce korku gelir. ama gelmedi. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir. her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. (M. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. A. ister cuma günü. (M. öteki selâmette kalır. O. yahut Yahudi olurlar. Ben konuşayım. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. Peygamber idi. Çünkü bunların arasına düşmüştür. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var." (K. Sana bir hikâye anlatayım. ne oluyor? dedim. "Genişleten kimse. diyeyim. "Yer sarsıldığı zaman. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. Vav. ister başka biri olsun. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa. gel bir kenara çekelim. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım. bir kaç kişi de vahyin indiği yer. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. dedim. Mademki böyle oluyor. 256) Tavîl. Diyelim ki.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. Yani. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. Kudret Allahnın elindedir. Senin işini düzeltirler. sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar. münkir olmaz. bütün yeryüzünü titretirdi. mühlet vermiyor ki. teklif de fazlalaşır. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır. Hakkın sözünü dinle. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. Halbuki bir şehir alt üst olurken. diyor. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. Hazreti Muhammed. dediğinden bahsediyorsun. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'. hangi marifetten bahsediyorlar. demiş. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. Ancak bu. 255) Istırap. âfetlerden kurtulsun. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım. yani onun muhatabı oldular. Tebriz'e de gideceğim. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. tutarsam dışarı atarım dedi. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar. Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. yenini namazdan indirir. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş. Gönül için. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun. Kâfir olan Yahudiler de. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. genişlik bulur" buyurmuştur. Gerektir ki. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. Kâbedir. ama öteki cihet ne oluyor. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken. o kahpe. Her ikisi de olabilir. şimdi nebilerinkine başlayalım." (Zilzal Sûresi.

Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. ancak bir saygı gösterme vardır ki. Bu acizi de birlikte götür. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. onu oyalarsa yetişir. bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. bir yıllık günahını giderir. ama beni de çamura atıyorsun. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. diye düşünürüm. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. bir çok eşekler geldi geçti. Daima ayağım ağrıyor. sevgimi açıklayamam. bir kısmını da oturarak kıldım. Şimdi sen. Duydum ki. tam denk geliyorsun. Sakalını öptüm. Onun elde edilmesi kolay değildir. Ben senin duacınım. teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. para toplamak sevdasında değilsin. seni sevmişim. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. dedim. Adliye Emirine bir öpücük vereyim. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. Eğer bu satranç oyunu. Eşek misin sen? Evet. Ben eşit. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir. bu olmasa postumuzu yüzer. sonra Şam'a gideceğim. Ondan sonra Bağdat'a. Öküzlerini al diyeyim. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. dedim. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. Ben gidersem de razı olmuyorsun. Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi. 258) Üzülme. O. kendi yaslı yuvamıza gidelim. Evet. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . Ancak diyorsun ki. ben idim. (M. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. dün gece o kadar yedim ki. denk geliyorum. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. dedim. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. Görüyorsun ki. ertesi günü daima hamama gider. Nihayet denk geliyorsun. yıkanır. dedim. bana da ver diyor. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor.falan minberde vaaz ediyordum. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. dedi.

Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum. Bizim her neyimiz varsa hep onundur. biraz önce filânla birlikte idim. Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar. — Yoksa nebiler mi? — Hayır. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. kayıd içinde kayd. çok üzüntülü idi.diyeyim. Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. şerh içinde şerh yazmışlardır. Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim. Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır. orada halk yurt tutamaz. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. o kardeşler bizler miyiz? dediler. 260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır. aralarını bulmak ister. Zeyneddini Tusî on. bunların yardımı ile. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. Ey Allah elçisi. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. hem öteki hasma gider. daldan dala sıçramam. Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır. Bu millet ise aksini yapıyor.Ancak onların bilgileri onların olsun. Hak yüce Allah asla "Enel Hak". ister yalanla. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler." buyurdular. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. ister hendek suyu ile söndür. yani ben Hakkım demez. dedi. yeteneklerinin eksikliğindendi. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. senden yana utanarak diyordu ki. şimdi onun yanından geliyorum. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı). korku içinde kalırlar. O sözler uyanıklığın yankısı idi. buyurdular. ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. (M. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler. — Hayır. dileği vardır. Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır." Sahabe. divane oldu. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. Hayırseverliğin iki mislini yapar. Bu her iki söz de bir anlamdadır. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin. karşılığını peşin alırlar. O. Çünkü her müridin bir muradı. ben öbür tarafa geçeyim. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. her zaman beni kutlayın. ateşi söndürünceye kadar çabalar ki. Nasılki Mevlâna. Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. yani Peygamberimizin yoldaşları. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir. Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir. O kimse ki hem bu adama gelir. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular. Sözden. 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. beni kutlayın! da demez. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar. Murad ise benim. ondan halvette bazı şeyler sordu. Tarîrı. Yaptıklarımın farkında değilim. sonra tekrar uykuya vardılar. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. Bu. konuşmadan yüz çevirmem. Neticede hakikat böyledir.(M. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar. bana. ister idrar ile.kimseyi yakmasın. Kavga koparmak için yalan söylüyor. bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar. . Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. Allah. pişman oldum. Zeyneddin benim müridim idi. ister tertemiz su ile. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. hiç kendime sahip değildim.

Söz üstüne söz söyleme davet'tir. benim için ha o cihan.Geçen gün hayalini karşıma getirdim.) şikâyet etti. Alçak. Hazreti Muhammed (S. maddenin sıfatıdır. Bu ince deri sanki ipek oldu. Ey Allah Resulü! dedi. âhir. Onun yemeğini yesem. her şeyi parçalar. Dedi ki: Bir âlem vardır. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. Allah bana böyle bir yoldaş verdi. öteki âleme çağırmadır. ne de son. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki. Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. 2/286) buyurulmuştur. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır.A. dedim. ne de gizli. bilgisizlikten ileri gelir. sözü. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz. Evvel. "Her günahın bağışlanır. bu azim ile meşgul olursan azim gider. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun). Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. tembihtir. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun." (K. Bir ilâhi hadiste. gözü. ulu Allah. Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir. rengi değişti.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır. "Orada giyimleri ipektir. sonra B'ye gelirsem iş uzar. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. Uzun olmuşuz ne çıkar. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir. Kur' an'da. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin. istemiyorum ki incinsinler. (M. Haram yemek ki. Nitekim Kur'an'da. Sonra Hazreti Peygambere (S. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz. Önce Elif nedir? Onu söyle. 23) buyurulmuştur. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? . oraya koşun. Ne zahir. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur." (Hac Sûresi. yani ne açık var idi. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır. ha bu cihan. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar. Allahdan belirdi. bunu ancak Allah için yapmaktır. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz. can ve gönülden kulluk ederse. Ben de burada ipek giyinmişim.) şöyle buyurdular: Ben. Yedikleri de haram. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki. o lokma benim boğazımdan geçmez. onunla tartışmaya koyuldum.A.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık. Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar.A. dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı." buyurmuştur. Benim bu gönlümü sana versinler. bu isteğin yerine geldi. Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. Siz ise. ayışığı kapılarına vurur. Derken tartışma uzadı. haramdır. balığın karnında mirac'ta idi. yüksek diye bir fark yoktur. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır. Allahsız ne evvel var idi. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş." Çünkü o denizin dibinde. ön ve son. Ben de buna karşılık verdim. ne batın. sanki bir mancınık taşı gelir. Hazreti Peygamber (S. Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir. dedim. Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken. Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun.

28) emrini işitti. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir. Aylar gerektir ki. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. ya bir çıplağa örtü. size nimetimi tamamladım. Eğer bunu anlamış olsaydı. 5) buyuruldu. O perde sayesinde onu burada gördüler. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. Bunlar yedi kişidir. Aşağı indi. öğüt nerede. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. onları eve çağırdı. içmeye ihtiyaçları vardı. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. küçükten kimse bulunmasın. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. Artık müsaadenizi diliyorum. söz nerede kalır? (M. yahut Yemen'de akik olsun. ya bir şehide kefen olsun. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. Hiç kimse kapıyı çalmasm. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. . dedi. Allah vardır. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. ekmekleri sof raya yerleştirdi. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki. Kendin de evden1 çık. hemen kapıyı açtı.Kur'an'da. Bu can. Bunların yemeğe. Vezir öyle yaptı. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır. Allah rahmetine kavuştu. yerlerine oturttu. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. Her şey aslına döner kaidesine göre. dedi. Kâseler boşalınca. (M. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. büyükten. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla. Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. Ya Bedahşan'da yakut. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. Bir saat daha geçmişti. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. yedi sofî arkadaş vardı. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın. Kâseleri doldurdu. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım. hem orada. dedi. Vezirin biri bunların halini haber aldı. Beni tanıyorsan. O zaten doğruluk makamında idi. varlığını anmadır. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. kendini anma demektir. git dedi. hayır. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum. evi boşalt. ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz." (Maide Sûresi. Bir yerde ki rahat vardır. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen. ikincisini alıyorlardı.

ne dışında. Allanın lâtif kulları vardır. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti. Biri birini yanıltmaktadır. 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. şunu da söylerler ki. Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. ikide iki kaç defa vardır. Bugün o şey ki. yüz kişi güneş altında durmuş. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. 49) buyurulmuştur. Bayezid kabristandaydı. Kuran'da. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. o hal. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki. ne atı yem yerken. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar. Bundan dolayıdır ki. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir. (M. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz. Biri bu gelen askerdir der. Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur." buyurmuştur. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. dolaşıyordu. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi. diye. Bazı kulaklara baktı. Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder. Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. Neticede. aynayı bir kere eğri tuttun mu. o iki akıllının cevapları değişebilir. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. Eğer biraz ağır davranır. "Yolunu. ne de terslerken. Yarabbi! dedi. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz. "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. ben de senden kurtulmuş olurduk. Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. gidişini gizli tut" derler. Meselâ iki kişiye sorarsınız. Diyelim ki. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. aynı cevabı verir. (M. orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. Gönlüne bir ilham geldi. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. Nasıl ki. Eline al ve dikkatle bak denildi. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. orada dolaşmak isterdi. Başka biri de. Her ikisi de bir kere der. Evet bir kul vardır ki. Hazreti Peygamberde. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . bunu niçin gizleyeyim. Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. gülelim. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. bir davul çalıyor ve raks ediyor. Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi. işte ben bu saatte bir şey yedim ki." (Mâide Sûresi. Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. Bir başkası. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. Çünkü bu daha zor. öteki sünnet düğünüdür der. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. (Hepsi onu aynı durumda görür). Nasıl ki. Yoksa sen eldesin. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki. Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. paranı. geceleri de gökyüzünü seyret. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. Her ne kadar. ne ahırın içinde. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. kuvvettendir desen de öteki der ki. halk bunların hepsini eşit görür. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar. yanıltıcı bir sorudur. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar. çamurla tıkanmış. Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse. işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir.Nasıl ki sofî. sen benden. der.

"Hasta oldum beni görmeye gelmedin. Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. (M. Bu varlık ki. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. Nasıl ki. Gamın başka bir dalı daha yoktur. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar. Her yere dağılır. Allah yolunda çözülsün. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. sütü annesinin göğsünden emer. yoksa zülüf nerede. Saygı göstererek uzaklaştı. Tecrübe için onu eve kapatırlardı. O böyledir. bir kulağından girmiş. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz. Nasıl ki. Göz ve kulak açılsın. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. salih bir kişiyi dışarı atarlar. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir. içimden doğmadı. yüzü kara olmasın. Yani el emeği ve alın teridir. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir. Şüphesiz iyiyim. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler. Çünkü onu arkada bırakmıştır. o asla aziz olmayacaktır. sütüm kurudu. Bu ruhun gıdasıdır. ben nerede. Yani ruh gıdası ye! demektir. İnsanoğlu. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum. Tıpkı Isa Peygamber gibi. gama taparlar. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. Asıl odur. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. Bir divane vardır ki. ama başkaca konuşmadı. Onun takati buna yeter. Annesinin memesine sarıldı.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır. şüphesiz kusursuzum. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. "Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. Halbuki. çok zorluğa da katlanmadım. Isa Peygamber. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. Anne. 79) buyurulmuştur. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki. ama değilim. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır. "Allahtan başka Allah yoktur. yedikleri mutlak helâldir." sözüdür." (Kasas Sûresi. derler. der. ruhunun ölmesini ister. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin. halk ile konuşuyordu. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir. insan oğlunun bildiği şey. Allah Erenleri ile birleşsin. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. öbür kulağından çıkmış olanlardır. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi. Bir günahkâr için. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı. Ancak bazıları . yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. Asla zar oynamadım. Onlarla birlikte vere oturur. öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. Bir gün babam benden yüz çevirmişti. (M. Günahsız. Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz." buyurulmuştur. 'Koyun. yüzüm ak alnım açıktır. der. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. Sevinçten kurtulur. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. Sütü kurumamıştır. gaipten haber verirdi. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. sözlerini dinlerdi. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi. Kur'an'da. hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. çünkü o vaktini bilir. Bizim kuyudan çıkardığımız. Olaki bir gönül ehli. yumruklarını kaldırarak. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır. fakat onun huyunu da kapar. kendine tapmaktan kurtulsun. bir kişinin ölümünü ister. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. Ama sonra dışarda bulurlardı. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar.

ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu. hem değildir. ama bilemedi. Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar. demektir. kutsal örtü. Musa Mülekat'a gitti. (M. öteki mânası. sonra yol" derler." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır.Kürsi. ama bilgisizdir. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum. 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür. Adem oğlu. toplu varlıklar da âlem değildir. mütabaat sözünü söylüyorum." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun. Bilmiyor. kendisinde garip bir hal belirdi. tekrar önüne düşmüştür. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider. parçalar âlem olmadığı gibi. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir. sevilen de bu tarafa gidiyor. Biri açıktır. tüm yerinde kalmaz. Şaşırıyor. Allahya ant içerim ki. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. yemesi kolaydır. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan. Bir mescidin kenarında oturdu. yoksa elimdesin. kendi kendine böyle bir niyette bulundu. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım. Muhammed (S. Musa Peygamber. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. Hayır Allahnın kuludur. (M. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor. ben de şimdi niyetimi düzelttim. ne çıkar? Vakit müsait değil. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü.A. "Allahya ödünç verin. Orada inci vardı. Elbisesini sırtından çıkardı. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. Çünkü o denizin dibini biliyordu. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. Bir kapı açıldı. (M. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi. yani.) mütabaatı tanıdı. "önce yoldaş. Hayır Allahdır. kim gelecek diye bekledi. seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak. Hayvanî ruh. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. . Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir. deveyi dizinden bağla. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı. git su getir. O şeyh gelerek bir köşede oturdu. Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. O nasıl sevgilidir ki. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum. yedi kat gökler. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. hatırı nerelere dağılıyor. ama mütabaatı göremedi. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. hayvanî örtü. dostların önüne tutmuşsun. ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. yahut yiyenin yolu aydındır. arif onun önünde düşkündü"?. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. yani parçalar ile değildir. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. ama o bunu göremiyor. Bu kadar savaşlarla uğraştı. iyi bir adam tevekkül ettim der. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. Nihayet mütabaat odur ki. Falan şeyh çilede idi. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir. Mehtabın aşağı indiğini gördü. kendi kendine söyleniyor. Cüziyat. dünyaya ayak basınca Arş. dedi. inci tüccarı. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir. böyıece önü örtü içinde. Musa. Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir. Nasıl ki. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al. Arif kimdir. iyi kişi vardır. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer.

Hazreti Peygamber bunlardan sordular. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz. nur üstüne nurdur. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun. Müslüman derim sana. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. "Hiç şüphesiz semaları. buyurdun. Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. nur üstüne nurdur. Çünkü onlar yine de görürler. cevabını verdim. "Kavmini hidayete eriştir. Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. 273) . Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. Dün birisi geldi. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. isterse bir hiddet zamanında. gel. Sözün ve sesin sonu. bu tavsiyeyi muhafaza et. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim. Senden işittik ki. şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. Onlar kâfir oldular. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. Abdestler su ile tazelendi. O hale böylece katlanıyordu. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. Yüzünü ona çevirdi. der.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. O zaman sonunda. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. iki saat bekle ki. Sorunu daha edepli sor ki. dedi. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. ayrı ve bağımsız olurlardı. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. şerefli yarattık. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin. Evet. Bugün. Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. ben. Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi. insanoğlu da kendi nefsine. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik. Bil ki. Bütün nebilerin. Bir kimse sana bir söz naklederse. herkes beni iyi adlarla anıyordu. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi. Çünkü onlar bilmezler. Ama yine onun parçası idiler. Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. denedin. O kendini bildiği için her şeyi de bilir. sana gereken cevabı vereyim dedim. abdest üstüne abdest. dediler. O inkâr ediyordu. Allah." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. nefsim sakinleşsin deyince. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır. kâsedir demiştim. âlem külliyat iledir. Bir gönül sahibi sebebini sordu. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur. ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir. insan onunla alçalır. Abdest sensin. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır. keşke söylemeseydim. (M. nefsin sakinleşsin. bunu arıyorlar. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler. cüziyat ile değildir diyorduk. belleri kırılmaz. Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest. Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. mustarip olduğumu anla. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. Bütün âlem bir kişinin elindedir. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. dedi." yahut. Tatarlık sendedir. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. Eğer parçası olmasaydılar. yoksa kâfir. Şiir:(M." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi. Yüzüme atıldı.

diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. önce Hamza fırladı. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. Bu senin işin değil. Yahut da. başını yüzünü yumrukluyor. bağırmaya başlarlar. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. hayır nereden nereye. pislikler dışarı çıksın diye. yahut savaş ediyorlar. Galip gelenin tarafında değildir. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. Görünmeyen lütuf odur ki. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. Mısra: Uzun külahım var. Eğer o başka sebepten kaçtı ise. Dünya müminin zindanıdır derler. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. Aman köylüye de ikram edin. (M. evet derdim. Allah istemedi. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. Ey görünmeyen lütuflar sahibi. geceleri uzun konuşuyorum. "Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. bir yerden başka bir yere göçmüştür. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. içindeki cerahatlar. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. karıncalara bir ok attı. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım. Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi. Karada bir acayip şef er oldu. dedim. . Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. günah işlerken verilir. bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. Altın madenine benzer. Halbuki sen feryat ediyorsun. ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. diye sızlanıyorsun. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. Herbiri. bir çıbanı deşiyorlar. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz. Hamza bağırdı. Zindana Tatarlar delik açtılar. ben de gözümle görünce. Halk madenler gibidir. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar. Böylece on tanesini vurdu. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. diye buyurulmuştur. Sonra başka bir aslan geldi. ona da attı. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı. bu kuş kendini kurtarsın. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. O da dışarı fırladı. geri kaç dedi. bir kaç fil kadar korkunç idi. ama oku bir işe yaramadı. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. ama sen engel oldun dedim. Ay kimdir ki. Allah korusun. ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. çünkü ona bir şey vermedin.

sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti. hesap dışı kaldı? derler. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. ama o. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. Söz tekrar geri sıçrar. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. muhabbet ve sevgi yönündendir. kuvvetli küfürler. Onun sözlerinin tatlılığından. Yani bu güne ne oldu ki. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi. gülmekten de. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu. Anladım ki ancak ben sana âşığım. bana zulmettin! Olaki. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır. Şimdi açıkça söyle. O kendi halini bilseydi. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. dedi. Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz. ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. kulu Allahdan uzaklaştırır. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur. kendisine ağlamıyor. onların yanında bütün sövmeler. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. Allahya perde olur. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum. Şiir: Nerde o yeminler. Allah kokusunu aldı. Sen büyük adamsın. ağlamak ona hoş gelir. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin. Bir zaman olur ki. sonra yine bir an olur ki. gönlünü o koku ile doldurdu. aslanlar ava çıkar. akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. Biz de ona ağlıyorduk. Senden davacı olcağım. kendisi için ağlardı. Bir çok ağlayışlar vardır ki. hakaretler pek kolaydır. Kur'an tefsiri okuyorsun. ağlayarak yardım diler. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. .Bir zümre vardır ki. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. Bir vakit olur ki.

pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür. Dileğini puttan diledi. mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı." (Isra sûresi. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu. Bir huzur ki. sana çok^sevimli görünür. biricik sevgilin odur. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. Hazreti Muhammed'in (S. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı. bazan da ondan bıkar. Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever. onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu. Yüzü gözü birbirine karışmış. bir saat sonra duyguların başkadır.)'dan bir haber bile veremedim. annesi ağlayıp sızlıyor. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. 72) buyurulmuştur. kırk yıl putlara hizmet etti. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar". ağzı burnu. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim. Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir. (M. Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. ama değişme sendedir. 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu. hayır der. Ey Allah Peygamberi! dedi. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der. o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür.) meclisine bir yoksun girdi. huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır. ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. henüz küçüktü. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez. O derece ki. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. Fakat Allah ona. konuşmak bile istemiyorlardı. birbirlerine bakışıyorlar. Şüphesiz ki o ibadet. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. o dosta düşmanlık gösterirsin. Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım. O hale erginlik derler.Hakta değişme yoktur. Ama nasıl olur da. Zengin bir adamda.A. kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu. yine zevksizdirler. puta karşı ey put! diye çağırdı. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi. Sanırsın ki. onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. Öyle köleleri vardı ki. Kalp huzuru olmadan namaz olmaz. Kuran'da. Zengin." buyurmuştur. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir. O düşünceye dalmaktan maksat. Bazı fakir dervişler namazı terkederler. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. (M. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur. Nihayet bu kör insan. Halbuki babası. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler. Hakkı. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem. Sükûtlarının sebebini anladı. Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler. Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir. Bu iş böylece devam edip . özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın. Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek. ancak insan pisliği ile oynuyor. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır. yüz çevirirsin.A. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu.

Nasıl ki. Her ikisi de doğrudur. Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren".dedi." (Fürkan sûresi.ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim. Siz kerem edin de dışarı çıkın. ipek ibrişimlerden örtü. On sekiz yaşında öldü. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum. kendi nefsindendir. şu cehennemi bir anlat dedi. Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum. İbrahim. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. Havva. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin. Keşke . Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor. "Sana erişen bir fenalık. O zaman ona. içine melek de girebilir.gidiyordu. (M. Bazıları da bilâkis. Bir aralık kapıya kulak verdim. ya tövbe ettirirler. bazan da melek girer. Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. "Görmezsiniz ki. Hazreti Peygamber. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. Onun mânası daha engindir. altın tabaklar. Bazan melek dışarı çıkar. 279) Nasıl ki Allah. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir. Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan." (K. rahmetime mekân kıldım. ben korkuyorum. Hayır dedi konuşmadı. kalpden daha geniş bir mâna taşır. "De ki. Allahyı altı yönde sanmayın." buyurmuştur. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. Onun tabiatındaki parlak istidadı. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun). Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı. her şey Allah'nın katmdandır. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu. vesvese veren şeytanın durağıdır. bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin. İslam'ın sadri terimi. Nihayet kalpler üçe ayrılır. aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar. şeytanı kaçırır. Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar. Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı. Nemrut ve başkaları hep sendedir. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar. dirilmiş. O kalpte daima melek yerleşir. ikinci bir kalp de. Asiya. asla şeytan giremez. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. Ama başka bir mânası ile göğüs. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez. Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki. zekâyı. bir daha söyle." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi. der. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır. boğulur.Musa.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı. Nasıl ki. Biri Allahyı görmekten. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. Nuh. (M. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler. içindeyemek önündedir. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. ben onu bilmem. vesveseden arınmış olan bir kalbe. yalnız melekler yuvasıdır. ölmüş derler. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. Her şeyi kendinde görürsün. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir. bir vaiz. şeytan girer.Ama ortada ye mekten eser yok. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları. diye buyurmadı. "Ben kalbi. dedim. İsa. Hıdır. Firavun. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. göğüslerinde vesvese veren. oraya şeytan giremez. Mirac'dan gelmişti. llyas. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar.

keçi ne bulursa öldürür. bu dervişlere ulaşmaz. Yetmiş defa hac etmişti. Yarabbi! dedi. Bizden biri Abdal kılığındadır. o bir aptala erişebilesin. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. bu şeydan nedir? dedim. kuşları parçalar. Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi. iyi ile kötü. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler.A) bildiği şeylerdir. Hazreti Muhammed'in (S. kâfirle Müslüman arasındaki fark. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. Halbuki" ben kancık değilim. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. Bugün onun kim olduğunu söylemedim. Bayezid'in hatırından şöyle geçti. o haberi. çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. Diyor ki: Bana. bazıları denizin kokusundan döküldüler. tüyünü kanadını yolar. Ben ona akla uygun diyorum. Musa Peygamber diyordu ki: (M.281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. Ne mutlu bana ki. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. Kendisi ile birlikte devam eder. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. Üstünü başını yırtarak feryada başladı.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir. Herkes nihayet herkestir. Maksadım. onlarla yemek istiyor. Benim söylediğimden başka. Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. Allahya benzer bir şey yoktur. Onun başının sadakası olsun. ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur. Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. Kıptiye tokat vururken. SUYU . Yüz aptala hizmet etmelisin ki.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem. hal ehli olduğunu sanır. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. Utanırım derim. canı başkalaşır. deyince bir teşbihci. O ben vereyim diye seslendi. yerinden sıçradı. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. (M. altı. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta. Allah inayetidir. Bana niçin yemiyorsun? der. Zaman zaman o inayetin eseri. Bunlar gerçi taklitçidirler.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. Hele bana öyle külah eder ki. kolunu büker. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı. kan damarlarında dolaşır. Ne yiyip içerken. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. Derler ki: Deccal koyun. o da benden hoşnuttur. Sen diyorsun ki. sen vazifeni geri bırakma buyurdu. ben de yiyemem. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. ne uyurken. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar. Bayezid'e ilham geldi.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. Bir gün hac yolcularının. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi. ancak biz Simurg'a erişebildik. (M. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. Bu Simurg. Allahnın öyle kullan vardır ki. kancık diye dil uzatıyorlar. O kadın da der ki. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar. Onun yoldaşları vardır.

Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır. O hem yokluk içinde ömür sürer. Yahut açlıktan. zekât da öyledir. "Günahına tövbe et. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. Daha sonra da gözünü açmak. buyurdular. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç. Semender garip bir yaratıktır. Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir. gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. 19) buyurulmuştur.hemen bir çanağa döktü. Ama kendisinde görecek göz yoktur. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir. şunu yaptım. Ütaritten bahset. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. uyanık davranmak ister. göz buna güç yetiremez. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. Gezegenler de. köpeğin önüne koydu. ilimden sonra da. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. tövbe ettim. azaptan kurtulsunlar. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. Yine aynı ayette. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz. Başka bir kör de gördüm ki. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. yüz türlü yalvarışlarımla. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler." . Yani ilim tavsiye eder. suyu içmeye başladı. Yazıklar olsun onlara ki. Ne ateşin yakabileceği. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir. kendisinden başka Allah olmayan Allahtır. Köpek yüzünü çevirdi. bulunmaz bir yaratıktır. Ateşteyanmaz ama suda boğulur. ilk doğuşta. Ama ateşte yanar. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. şüphesiz o Allah. susuzluktan eline geçen bir avı yer. doğru ve çok iyi hayalat gelir. Ben bir kör gördüm ki. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. Göz açıklığı demek. Ya oruç? Otuz gündür. Kuran'da "Bil ki. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. hem yokluk içinde can verir. Arap tekrar sordu. ne de suyun boğabileceği bir hayvan. şefaat dileklerim. Gerçek taklitçi. Bu Ayı herkes görür. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur. (M. Bunun üzerine Bayezid.Ondan sonrası ilimdir. " (Muhammed sûresi. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı. daha ne kadar zaman. Yarabbi! dedi. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü. Kurbağa. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam.

Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı. Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi. hayır dedi. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum. Fakat Mâ harfi. acele anasının başını kesmiş. yaklaşmayayım. onu kıble edineyim. Ya tamamiyle alim olmalı. Bunu işiten bir mülhid. 285) İlim Allahdan bir vergidir. Görüyorsun ki. okunuşunu araştıralım. Yoksa senin ateşinden duman tüter. Söndür. onunla hesaplı konuşurum. çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin.) Mescidine geldi. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm. ama size cefa da eder. hemen fazlalık. hem haber edatı. zındıklar bilsinler ki. dedi. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. kendilerinden korkum yoktur. saklamayı terketmektedir. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur. Ömer yüzüstü kapandı. 66/3) gereğince. Allah vergisi ise âsilere verilmez. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. Ben asla bunu yapmadım. Ariflikte fazlalık. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. dedi. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. hem de başka mânalarda kullanılabilir. o benden daha mülhid imiş. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer. demedim. istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. her önüne gelen şeyde fazlalık. Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. Hiç bunları düşünmedim. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. (M. Yoksa iğneciye göre değil." (K. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. (Yani varlığı terk etmek)(M. Bu vergide artış vardır. Meselâ olmaz. Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır.A. onun korkusundan şarap sirke olurdu.hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. Kendi cinsimden birini istiyorum. Henüz ilk gençlik çağındaydım. Ama size göre'. 284) Ömer.hem olumsuzluk edatıdır. öyle bir kahraman idi ki. Evet yepyenidir. Anlamını. Ben buna inanırım. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. dedi. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı. Hazreti Peygamber. yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma. yüzümü ona çevireyim. yoksa hakikatte değil. Bunu istesem de yapamam. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz. demiş. Ömer (Allah ondan razı olsun). ay insanın neresinde? . Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet. Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. çünkü azap verir. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. Vefa öyle bir şeydir ki. güneş. Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. Nasıl ki hıfz yani saklama. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür. bir gün Hazreti Muhammed'in (S. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. Ya Ömer! buyurdu. gramerini. o halde fazla bile gördün.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu. Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. Kendimden geçmiş olayım. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum.

Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile. o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki. Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay. onunla sahradan. ne de resullük ve marifet makamına benzer. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa. bu adamla öğünürler. buyurmuştur. yine aldırmadım. Yolda uğrular var. Ayın. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S. Allah sana ömürler versin. Eyvallah. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe. damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı. ben yüzüne güler. emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu. dedi. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. Ezel nedir. oraya aslanlar bile giremez. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. Ama o ben. Herkese söylerim. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. şeyhimizsin. sonra geldi ve bana yazık olur sana. ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. sana ne yapayım. Bana gelince. Bir kaç kere baktım gördüm ki. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. Benim seninle işim yok. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. Bunlar daha dün meydana çıktı. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. bir ses çınlıyordu. diyor. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu. Kul vardır ki şeytana uymaz. yani emredici (istekli) nefis. Kendime macera söyleyeyim de. emmâre. oyundan dönersin de. ebed ne? (M. yazık sana. Bir yerde ki. taşa vursa parçalardı. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. Git diyordu. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. Bana böyle şeyler gerekmez. Dedi ki: Ben. âlemin içindedir. senin için korkuyorum dedi.287) Bir Güneş doğdu. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. Başka bir incelik daha var ki. hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir. Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. Her kime yüzümü dönersem.A. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. Elinde öyle bir baltası vardı ki. karanlığında bundan hiç haberi yok. Bir delikanlı gitti. Güneş .yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et. o tarafta ışık yok. Onu kahr içinde bıraktım gittim. sana uyalım. yüzü nü butu n cihandan çevirir. içerisi baştanbaşa nur doludur. yüz yıl sonra da sana gelecektir. Bundan sonra bir kere daha. ne adamdır o. kuyruğuna da ebed adını koydular. şeyhim.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi. senin dizginlerini taşırdı. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır. onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım. Muhammed şöyledir. Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı. (M. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır. Arka üstü yere düştü. akşam namazına durduk.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. diye seslendi. Eliyle işaret ediyordu. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. Zamanın başına ezel dediler. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun. dedi. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber. Hocanın biri namaz vaktidir. bu ne nebilik. Biz hep kalktık. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri. bengi sular ondan yağar. Nihayet taşa tapanlara. Bu sözüm onu şaşırttı. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır. Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. Önce tekrar ona doğru yürüdüm. ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. O ki. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. Bizde cevher var. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler. ne söyleyelim. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. bunlar fenadır diyorsun.) yakasından çıkar ki. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur.

Şahap dedi ki: Öyleyse. Kaçtım. "Biz Adem'i mükerrem yarattık. sohbet ile olur. Bu acizliğimden değil. Bismillah. Ben asla yazmayı âdet edinmedim. sözü ağzımdan kaçtı. bu kadar sabretti. O. karada taşıdık. Halbuki sizde teslim yoktur. öz ruh olmuş. Gerçekte mazlum budur. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz. Yani. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez. runanî ve safi idi. oradan uzaklaştım. Müslüman olur. Şiir: Diyorsun Mademki ki. (M. Arapçada yoktur. Getirdiklerini oraya döktüler. Dediler ki: Sen gel teslim. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun. her şeyden dışarı çıkar. dedim. onu denizde. yuvarlanıyor. ben yanlış hareket etmiyorum. Bazı açıklamalarda bulunuyordum. Şahap kaçtı. bu âyetten nasip yoktur. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. maksattan daha çok uzaklaşır. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. sana mürid olalım. Her defasında. Faydası olmadı. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. dedi. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu. Ben külden. onun secdesi bunun gönlüne. düzeltirim.buyurmuştur. Dedim ki: Bu gece. Çünkü teslim makamındadır. Farsçaya ne olmuştur ki. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. tekrar Müslüman olur. Konuşan kuvvetlidir. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim. katlandı. tecrübe ediniz! (M. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. dedi ve gitti.çevirirler.bunun secdesi onun gönlüne olur. yanlış. yine sustu. Ne oldu da. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor. cüzî âlemi parçaları bilmez. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. Beni bırakın. Ben kendime bir şeyh edineyim ki. Nihayet mazlum falandır ki. yani emredici olan o nefis ben de. Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir. sonra kâfir olur. ses çıkarmadı. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder.288) Söz bahanedir. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. cemalini göstermiştir. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. sonra. dediler. Adı emmare. gülümsüyor. o. ona soğup saydım. Bana çok ısrar ettiler. şu hali riyazattan bilirse. Başka biri. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. gıda ondan uzaklaşmıştı. Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. dedim. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. bize hırka ver dediler. onunla tartışayım. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum. Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. riyazat ile. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir. sen neredesin? Sormak istedim. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. Mısra: . cılızlık ona yaraşmaz. duvağı çözmüş. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu. tümden bahsettim. Ona yanlış. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun. o kâfirdir dediler. Hak. Müslümanlık ise teslimdir." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. bu çok hoş bir dildir. Başını kırdım. Kara nerede. Sus dedim. Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder. der. Evet cüz. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra. Bilmiyor musun ki. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi.289) Öteki. Biz Müslümanız.

her ne kadar aradı ise de bulamadı. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. seni seçkin insanlardan kılmış. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. yalvarmaya başladı. Zincirini kımıldattılar. candan ve (M. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu. elime yapış. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik. yerinde kalakaldı. Ey Ulu Allahm! dedi. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . Biz. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor.291) cihandan geçti. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. Sana kulluk edemedim. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. yayı çek diye emir vermedik. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. Nihayet şu cevabı verdi. yalnız kendilerini görürler. bana hac seferi görünüyor. halka da böylece yayılır. temizleniyordu. imamların mihrapta. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. gelirler. O kadar da değil. dedi. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. acayip haller görünebilir. Yani nefsimi bilemedim demektir. Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu.292) Ben. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. artık. kovucu bir insandı. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. çünkü ona bir şey gösterdiler. yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım. Gece yaklaşınca umutsuzluktan. Kendilerine bakarlar. kemiklerim yücelerde kalsın ki. dedi. Musa Aleyhisselâm. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. kervanı gitmiş buldu. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. vaizlerin kürsüde. Fakat yine bir şey çıkmadı. işte böyle bir kimseye. oku yaya koyarak atacaksın. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. ne oluyor diye merak ederler. Dilencinin o sevinci. diyordu. Ey dost. onu arayanlar için insanlık ışığıdır. bir kervana katılmıştı. Beyit: (M. Hasta kendine gelince. Sık sık deveden iniyor.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır. yalvarmadan da takati kesilmişti. Kendi kendine diyordu ki. şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. Ağlamaya. Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. Şeytan. karanlık. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. Elinizi eteğinizi benden çekin. Şaka değil. benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. oku attı. Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. fakirin bu sevincine o güler. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. yüzünü doğuya döneceksin. Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır. (M. dedi. biz seni bilemedik. Hakkın çehresi. ok hemen önüne düştü. deniliyordu Adam gitti. onu sapasağlam kervana yetiştirdi. Çöl yolunu tutmuş. gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. Ey aile efradı! dedi. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. feryada başladı. bir kul'dan bakarlar. dedi. sağalttı. bu sene yüz dinar bulur. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. Oklarını sınadılar. işte bunlar gelirler. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir. ihtişam içinde büyümüştür. Kendisi gelerek oku yaya koydu. Hah! dedi. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. Biri. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın. hemen yola çıkmalıyım. o ışık içinde bayıldı düştü. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin. karanlık üstüne çökmüştü.

) hakkında beslesin. Bizim ardımızda biri vardır ki. Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. Çünkü onların (M. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır. onların halinden. dediler. onların ardından yürüyorsun. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri.hakkında. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. keşke dedi onu göreydik. feryat ediyor. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun. Bu kadar para kimde var. bir makam halka korku verir. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti. Bir sıfat. . o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar. dervişcik diye onları küçümserler. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. onu yüklenmekten kaçındılar. o git işareti. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor. Şimdi din bahsinde de böyle olur. İki akçe şu kadar para eder. sırlarından söz açıyordu. Birine coşkunluk geldi.A. Olur ki. İki akçe nedir ki dedi. Yüzünü rıza yönüne çevirse. Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. henüz rıza mertebesine erişmemiştir. ama yüzünü kapamıştır. git derler ama. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki. açıklamaları vardır. yerler ve gökler bile. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. dediler. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. Onun yayını semalar bile çekemez. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor. dediler. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. bunu ancak o çekebilir. Bayezid. fakircik. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü." demesi ne kadar ibret vericidir. onlar Hak ile ilgilendiler. ulaşmak aynı şeydir. Öteki. diyordu. insan yüklendi. utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek. gerçekte gitme manasındadır. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz. deriz. Ama ona göre kolaydır her şey. Peygamber sözlerinin yorumlamaları. uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. Yoksa nasıl olur da. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı. yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. Bu ilâhî işarete göre." (72/33) buyurulmuştur.293) gözleri başarı kazanmakta değildir. bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım. Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi. kıtlıktan Niçin? dedi. Önce. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. bak gör ki. Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. "Yoksulluğum benim kıvancımdır. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S. Hak yolu değildi. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı. ey ahmak! dedi. O bundan korkuyordu. Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin.

Nasıl ki hadiste. tam dinlemek gerektir. dillerde sevgi var. Onu mescide götürdü. Hazreti Ömer'e geldi. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar. çevresindekiler ısrar ettikçe. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. yüzümü yine ondan çevirdim. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. ama Allah kullarının. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır." diye feryat eder. Nurun ateşimi söndürdü. dedi. Ömer baktı. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir. Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu." (K. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar. Bu da doğrudur." buyurulmuştur. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. dedim. yalvardıkça hayır diyordu. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur. kulaklarda sevgi var. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum. Evet güneşten ayrı düşen insan. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor. ne gördün? dedi. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. dedi. Güneş yerine karşısında mum yakar. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. Halbuki o hem Allahyı. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır. Onların bildikleri bir sır vardır. gel de sana garip bir şey göstereyim. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. Tam olarak söylemek. hem de onun kullarını incitir. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. Az bir ışık varsa şükredince artar. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. Nasıl ki. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. "Şeytan. sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. Ama yanıma şeytan gelmişti. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler. keşke dinlemeyi bilseydik. Şeyh. şehadet getirsin.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. Ya Ömer! dedi. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. Allahtan başka Allah yoktur desin. 3/7) Ben gelmiştim. Nasıl ki cehennem. Gönüllerde sevgi var. istiyorlardı ki. . Şükretmek hal dili ile olursa. Hazreti Ömer. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. Ben de ondan yüz çevirdim. öteki mesci din köşesinde uyuyor. ah diyorlardı. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır. benim bundan haberim yok. Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. Müridleri. bir kişi namaz kılıyor. Ateşe nur yaraşmaz. Döner misin diye o umutla bekliyorum. Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki. Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. eğer ondan korkmasam. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. söylemiyorum. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. Bir gün şeytan. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu.

Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli. kendisini soruyorum. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer. yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. bu zorluk bendendir demelisin! Allah. fakat benimki öyle değil. çok acayip bir insan olur. şu bıyıkları kestirelim. beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir. Nihayet dünya sevgisi. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S. dedi. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder. Güneş battı diyor. bu perde gariptir. Rubai: (M. Biri. büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. (M. onun değeri nispetinde ilgilenir. Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz. O benden badem istese. Güneş yerinde duruyor. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. tek başına yiyendir. Yolcu. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. İnsanın gıdası ekmektir. Bunlar. Biri benden sordu. artık öfke yönünden bir şey yapamaz. Dışarı çıkalım. bu insan oğlu değildir desinler. dünyanın içindedir. ne de bunu. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. Ben senin sözünü işittim. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir. Yoksa ekin bitmez. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. Hattâ dört yüz kırk veli de değil. ne söylüyorum? deyince. öğüt kâr etmez. dedi. dense. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. Ölünceye kadar hasta olmaz. sen işitmiyorsun. yoksa saçmalama derim. 296) Gel! Tekrar gel ki. Ben görüyorum ki. dünya sevgisinden bahsediyordu. parmakla ağzından çıkarırlar. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli. halbuki kendisi de aynı sevgide idi. Zaman zaman çorba ile et de olur. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil. Ona. işitmiyor musun. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. Emirsiz ağzına bir lokma komaz. bu melektir. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. Meğerki büyük üstat olmalı. olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım. Savaşa gitmeyeceğiz ki.A. Ama ben babasını sormuyorum. Tıp budur. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki.Kendi kendime dedim ki: O gecedir. dinler. "Halkın en kötüsü. Toprağı harap etmesen. Onun terle dışarı çıkması zor olur. ne onu istesin. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. kulu ile. Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı. Üst tarafı oyuncaktır.) en kısa bir süre içinde elde etti. olgun bir adamdı. Güneş batmadı. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden. başka biri geldi. ama sana açılmamıştır. Görenler. .

Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin. Ey kancık evlât! der. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. Akıllı olan satıcılar. Sana elbise mi lâzım. Derler ki. Hakkın nefesi beliriyor. yarısı ekmek. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı. Anladım ki. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür.İçimde bir müjde var. Babası yerinden sıçrar. 29/69) buyurmuştur. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. kolay zannediyorlar. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş. "Allah onlara azap vermedi." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu.) sıfatını söyleyin. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm. Aşırı konuşurlar. Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı. görsün ki nasıl olur. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. tekrar yarasının üzerine koyarmış. Nihayet o engeller aradan kalktı. İsa' nın sıfatını söyleyin. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. Zır deliler de. Gönüle vuran ışık başkadır. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. derdi. çünkü orada ekmek pahalıdır. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K. "Bizim yolumuzda savaşanlar. Nefsin . çiviyi alnına çakmalı. ekmeği de tabutla beraber satmalı. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir.A. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. istersen sonundan başına doğru. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. derler. Hint kılıncı bile ona yetişemez. derler. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. Biz bunu ne yapacağız? desinler. nefes lâtif ve hafif şeydir. duvara vuran ışık daha başka. gönül sefası gerektir. dilerse gider. Nasıl okursan oku. elbette secdeye kapanır. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez. (M. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu. onu görür. Biri sırasız oruç tutar. latif bir şeydir. Ama ölmek bana daha hoş gelir. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki. şeklinde de okuyabilirsin. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar. desinler. kuvvetli üç tokat vurur. Ulu Allah. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. duvarda yansılandı. demiş. kaba saba bir adam var. onun tarafından değil. Çocukluğumda bana. bizim yolumuzda savaşanlardır. hep tasalısın? diyorlardı. Vahy. lâzım olur. bakarlar ki. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. su lâtiftir üstünde kalır. derler. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. Aradan epeyce bir zaman geçti. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. Onun sevgisini. Pazar. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. Hazreti Muhammed'in (S. Maksat Allah yolunda savaştır. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. üçte birini nefes için ayırdım. Meğerse bir tanecik pul varmış. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. Onu öldürmek ister. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. Bize o iç aydınlığı. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır. geminin yükü ağır olunca. çiviyi pabucuna vur. ekmeği ye. Nasıl ki. yeri yarattı. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. Eğer ölmezsem. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. semaları yarattı. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. ne türlü aşk oyunları oynar. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. Yoksa bu yolda savaşanlar. omuz vurarak denize atarlar. bu âlemi meydana çıkardı. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın. netice aynıdır. Üçte ikisini ekmek. (M. o sayede devlete erişti. yarısı da su için. diyoruz. beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. o ötekilerin tarafındandır. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler.

ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil. mollalarım nazarında hayretle karşılanır. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. Onu. ama engel olmaya gücüm yetmiyor. sevgili mallarını bağışlarlardı. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı. Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi." âyetini ele alalım. Benim bunda hiç bir maksatım. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı. tatlı canlarını. dileğim yok. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış. Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir. Alemin çaresini biz bulalım. ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. Ben bir şey düşündüm. bağlılığımla beraber. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. 300) derecesine göre konuşunuz.sırtına bin ki. diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. zekâtını veren kimsedir". Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. Kadı Şemseddin'e dedim ki. Mademki bana ders vermiyorsun. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. bunda ihtilâf vardır diyordum. Bu Kâdim'dir. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu. 301) Bir defasında "Müslüman. elinden ve dilinden. Diğer bir defasında. değil midir. Hele şu adama bakın. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır."buyurmuştur. benim maksadım soru sormak değildi. Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum." (K. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. gerçek hadis midir. Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. Bütün bu inancımla. "Gökleri elimizle kurduk. sözleri. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. oruç tutuyorum diyebilesin. (M. "Şüphesiz müminler kardeştirler. Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. Sordum. bu öldürücü zehirdir. Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık. Bilginler tek bir insan gibidir". 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. iman nedir diye sorarlardı. sonra yine kendi âlemine dalardı. 33/44) buyrulmuştur. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım. dedi. "Namazını kılan. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. başlangıcı yoktur denilmez. Her şey onun katında mahvolur. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi. Nefsine şiddetli davran ki. Bilirdi ki. benim işim. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. 30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. cevabını verirlerdi. Hazreti Peygambere daima. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü. falan hata etti. bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır. Benim maksadım neydi? Bana. tekrar yaratılır. ey oğul! derdi. başka yere varayım. "Halk ile onların akılları (M. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. dağı.hep sana söyledim. Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz. yahut bu bir yılan yuvasıdır. (M. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. Kendi kendime. Halbuki . "Gideyim bir iş tutayım. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun." (K. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber.

geri dönsünler. kalbin yumuşamadı. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de. benim için hayrın tam kendisidir. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi. diyen olursa. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. onlara karşı bir hareket göster ki. Kırda uzun müddet yürüdü. Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. hem de kendileri rahat ederler. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. Dedim ki. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum. Hazreti Muhammed'le (S. Çünkü onun üstünde biri daha var."(K. karşısında secde edenlerin. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. Kuş şekeri diye bağırıyordu. dostu sözü ile boğmak ister. (M." (Fetih sûresi. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. Camsız varlıkları bile söyletir. halk birbirine bakıştılar. dışarı çık. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. öbürü bir şey değildir. sözsüz ve sessiz konuşur. Nasıl ki müminler vasfında. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. Tek bir çeşnisi yoktur. sonu olmayan yüce Allah. ondan. Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. Ne dostlar vardır ki. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu. ben de derim ki. Şeyh karnından bir yel çıkardı. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. diyordu bu ne keramet idi ki. 303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. o gerçekte yumuşaklık değildir. yine arkasından ayrılmadılar. her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. "O. şimdi bizim mazeretimiz var. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. Size yaraşan şimdi susmaktır. Hep birden onu inkâr anlamında. Belki Şeyhi bir heybet kapladı. Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin.) ilgilenmekte. Bayram günü idi. Yoksa öğüt. bu yelden daha iyidir bana göre. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı. Başka bir âlemden gelen bu ses. Şeyh bir zaman düşünceye daldı. Kuran'da buyurulduğu gibi. yine aynı yel ile gideyim. daha olgun bir sözdür. kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. 29) buyurulmuştur. kendi aralarında merhametli. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise.sende hiç bir iz bırakmadı. başlarını sallayarak uzaklaştılar. ona üfledi. yoksa bir dilek için değildir. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. beni hapsetti. çileden bir ses işitti. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. Şeyh halkın bu kalabalığından. O yol tozlarla doludur. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. içimizi temiz tutalım. öyle bir vakit olur ki o derviş . hem de kahir'dir. insanda iz bırakır. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. Ancak o bir eşeklik sayılır. Eğer fena söyledinse ben razıyım.A. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir. o gitmiyordu. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. Fakat halk peşine takılmıştı. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. 304) Devlet de bundadır. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. Eğer sırasında konuşursa. Başka biri de. dedim. onun yüceliklerini anarım. "Kâfirlere karşı şiddetli. diyordu. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. Kırlara doğru yollandı. dışarı çık. Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. Dedim ki. dedi. Halbuki ulu Allah. Ona seslendi. Zaman olur ki. Bundan yani iyi sözden dem vur. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz. derhal eti. bir dervişin hizmetini görüyordum. Bayram gecesi geldi. (M. O yel. Yarabbî. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. Tek bir kişi kalmıştı. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. sana İsa nefesi verdik. diye düşündü. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. kendini halka göster. biraz murakabeye varmak istedi. Allah ahlâkı ise hem lütuf. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. Bu saygı ve ululama yönündendir. Şeyh dışarı fırladı.

305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı. meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor. Büyük şehzade. ama ortada hiç kimse yoktu. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. Allah sana kaderiyeci demiştir.yükselir. belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). dedi. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. bilgide. Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. Padişah emir verdi: Bunları götürün. kızın bir bileziğini aldı. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. Bu öküz. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. ama bu ariflerin yolu başka yoldur. konuşmak can yıkmak. geçip gideceklerdi. zaten Padişah ölür. oğullarında. dinlemek can beslemektir. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı. O kul yönünden gelir. Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil. Şöyle bir kaledir. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. Sıra küçük kardeşe gelmişti. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. Peygamber göndermek. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum. Ortanca da böylece kurban gitti. O da aynı sevdada idi. kızın kıvırcık saçları (M. 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. vaadin ve korkutmanın icabı. Görür görmez âşık oldular. Sabır feryada yetişmiyor. (M. İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. Çünkü emir ve nehy'in gereği. Gidip babasından kızı istediler. Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. engel olalım. onu da öldürdüler. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. Çünkü çok sevimli bir gençti. sana kudret sahibi diyor. . Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. mumlar yanıyor. Şart koştu. eğer başkalarından ibret almadınsa. Ama ona sormalıdır ki. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. biz de padişaha kastedelim dediler. görenekte olgunlaşır. ona içten bağlanmıştı. Bir padişahın üç oğlu vardı. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. içine girerek saklanmasını söyledi. Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. şaraplar dolanıyor. kızın babası. Babaları onlara birkaç gün. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. sana kaderiyeci diyor. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak.

ama daha fazlası gelir. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim. biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. öteki sema diye İsrar ediyordu. Bununla beraber. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. Tövbeler ediyordu. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. Gerektir ki. her üçümüz halvete çekilelim. Bu tuhaf bir iştir. sen. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu. Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. Muhammed ümmeti olanlara göre. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. sana öyle bir nişan göstereyim ki. Gerektirir ki. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu. çabuk dışarı atın. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. Kendimi savunmaya. Halvete çekildiler." diye feryat etmiştir. (M. Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. aklın başından gitsin. O anda öyle yaptım. Aşk. hep dervişlerle otururdum. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. beni uğraştırır. vezir ve ben. Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. iş pek nazik bir duruma girmişti. Büyükler yanında da susmak yaraşır. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş. Musa Peygamber. pabucunu başına vuruyordu. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. Başını önüne eğdi. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. ama yine de hoştur. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. "Susan selamete erdi" derler. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu. Biri derviş diyordu. Bu şarap baş ağnlarıyle doludur. her kıssanın. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. Ona dedim ki. (Ç)) Şiir: Gam. sana tamamiyle yakın hasıl olsun. onlardan bir tarafa çekildim. Mtisâ Peygamberde. Ömür. başkalarının yanında keramet ve mucizedir.Padişahın yanına girince. . getirdim ama. Saz başlamıştı. nerede nişan? dedi. Şehzade cevap verdi: Getirdim. Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. o saatte et yemekten vaz geçerim. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. Bunda hiç bir şüphe.

Ona. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı. Bunu size de göstereceğim. Tecrübeli Pir. onlardan öğünerek söz açsınlar. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var. kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. halvete çağırmalarını emretti. . Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi". kaçacaktı. ona deyiniz ki. yaptıklarını da biliyor. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. zamanenin gidişini onlar yürütüyor. Şeyh dervişleri uyandırdı. onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur. Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. (K. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler. Hemen dışarı çıkmak istedi. Şeyh de kabul etti. Ben iki halini de bilmekteyim. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. Sanki. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. Çocuğu içeriye. Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı.A. bu makama erişesin. Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. hem de büyük bir utangaçlık. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü.66/3) buyrulmuştur. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır. getirip kendi makamına oturttu. pişmiş tuğlada görür.) üstünlüğü buradadır. Nasıl ki. Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler. belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır. Korkulur ki ödü patlasın. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. Her insanoğlunda bir benlik vardır. Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler. Ben mürid olacağım dedi. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. Dervişler geldiler. senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki. Şeyh seni istiyor. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi. 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı. kapıyı açtılar. "Onun kulağı ve gözü olurum ". dedi. 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol. (M. Aşık.Beyit: (M. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. Gidiniz. hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. Ama önceden sonunu göremedi.

Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu. yetiştirdin. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir. Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım. fena kişilerde bulunmaz. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. . bulunmaz bir şeydir. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese. misafirliğe onsuz gitmez. Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu. Bu nedir? diyenlere. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı.derdi. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. dedi. Aradığını düşünde görmüştü. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir. önce elini şu tuğlaya sür. bir yabancı yüz kere de vursa. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. ululuk artık ölmüştür. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi. ona dedim ki.sevgilinin cefası çok çetindir. ağlamaktan öyle coştu ki.o olmadan namaz kılmaz. Dirilik de budur. Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır. Her sabrı yüz yıl. R ü b a î: Ey ay parçası. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. üstünlük ilk davranandadır. Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim. ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur. felek bu halimi beğenmedi. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım. ancak iyi kişilerde bulunur. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi. 310) dostlarını da bu işe zorladı. Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum. O da ağladı. doğdun ve parladın. (M. Derler ki. Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. Hele sana ki. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. bin yıl sürer. hiç bir şey demem. sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. Üstünlük ilk davranandadır. Eğer şimdi ağlayacağıma. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin. senden bize binlerce faydalar ulaştı. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. Ne kadar uzak. Çaresiz herkes buna katıldı. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. 23/117) Bana. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. derdi. Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki. baş sağlığına. halbuki. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur.

dedi. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. Ne olursa olsun dedi. Onun işi gizli kalmaktır. Öğretmen.dedi. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun. can ile beraberdin. Kuran'ı ezberlemişti. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. O sırada bir ihtiyara rasladı. Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. peki. Çok zahmet çekmiş. kamerin ne yeri var? . üzüntüsünün sebebini sordu. ahvali anlatınca ihtiyar güldü. işte onu burada tecrübe et kf. gerektir ki biraz yük taşısın. gölgeden kaçar. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır. zaman zaman ayaklanır." buyurmuştur. Ama hâlâ arzusu vardı. Baba (M. bazan da gizlenir. ileri gitmeye imkân yok. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar. Onu evine götürdü. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı. onun haline uygun düşer. madeni belli değildir. En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu. dünyayı canına bağlar. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir." (K. Baba üzülüyordu. yaramazlıktır. sedefleri dışarı çıkarırlar. Bu ancak seni sınamak içindir. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. Ansızın battın ve görünmez oldun. Eğer köprü geçerse ne iyi. köprü üzerinde ayakları titrer. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. öğrenci. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. Sen kayboluyorsun. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. Toprak vardır ki. Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. Bizim altınımız Kuran'dır. ancak içinden bir şey çıkaramazlar. Bir öfke vardır ki. Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. işe yeniden başlamak gerekli. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir. Hazret! Peygamber. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür. Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz. Onu burada sınayın. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu. misafir etti. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. altın damarına kayıp diyorsun. anlayasın. Şeyh ayva yer. Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı. O sana Yasin okuyor.60/10) buyrulmuştur. vah şeyhim. Beyit: (M. yoksa hemen geri göndermeli. ticaret ederlerdi. o da. Herkesin kendine göre bir günahı vardır. mülkümüz. derler. Birinin günahı sarhoşluk. Onu sürersin. Geri dönmeye imkân yok.

hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. hem de cismanî kudretler vardır. Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor. o da bizim dengimiz değil. de ki. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. askerini toplamış. yavaş yürü! Tâ ki. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. o muhakkak Allahdır diyor. Beyit: Ana ve baba. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. Rubai: Aşk. şeytan onu önüne katmış. benden onun tarafına bir selâm götür. der. yardımcı gibi kullanıyor. Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. Şah ise. 314) Yel esti. Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. . O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz. zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. Gönlümü orada görürsen. Şiir: Ey sabah rüzgârı. Çünkü şeytan. Allah kılığında da görünür ki. güzelliği söz konusu olunca. Hele bir kere daha dal. Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı. Onda hem ruhani. O adama dedim ki. sen ise hep onunla diz dizesin. kendisini kabul etsinler. O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur. ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur. Biz ona lâyık değiliz.

senin çağında açıkça küfür söylensin. Ayağına bir desti bağladılar. Beyit: Ey cihanın canı. adamı sarayına çağırdı. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler.R ü baî: Gönül ararsam. acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. bunu Dicle'ye atın dedi. dedi. bundan daha şaşkın olsun. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına . 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. Hele kılıç senden. Adam o. Kâsede yüzünün hayalini görürüm. Can istersem. Muhammed dini harap olsun. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. Acaba bir koku almadın mı ki. anlamındaki kutsal hadis malumdur. Halife işe ehemmiyet vermedi. Bundan daha başı dönmüş. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular. Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. yüz yüze gelince. senin semtinde görürüm. Ey sevgili can. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım". ölmek ne hoştur. halkı yoldan çıkarıyor. sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. saçlarının kıvrımlarında bulurum. Halife. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız. dediler. Çok susuz kalırda su içersem.

adama acıdı. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. sen doğru yol tarafını koru. O. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen. buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. yolundaki vaade hacet yoktur. hangi şey en büyük şahadettir. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır. tekken var ama o doğanın şahı. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. Arşa. ama içindeki Şehzadeyi göremediler. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. (Tâhâ süresi." buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür.) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. dedi: o zaman. secdeye kapanmış insanlar görüyorsun. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir. Bir parmak mesafe için yoldan kadın. Şimdi sen otur da söyle: O. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. "De ki. bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler.halkı suya at. A) uymuşuz. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. mümin oldu. biz de Muhammed'e (S. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım. Dikkat et ki. Arşın. Muhammed'e uymak daha doğrudur. Orada adil bir Sultan vardır. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin. "Nefsini bilen. o bir şeyler anlatmak ister. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. de ki Allah görücüdür. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. Bir parmaklık yoldan. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş. Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. bırakmazlar. Bu. Şimdi dışarı çıkayım. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü. yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır. 316) cehenneme atsın! Keşke. Sen nazar ehli ol. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin. der. Muhammed'de (S.A. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. 317) daha isdidatlı olsun. işleri ya açık sözlerle konuşursun. hayır deriz. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider. Yedi renge boyanmış. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu. Dedi ki: Bundan sonra. her zerrende bir heves. Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim. huzura murakabeye varalım. Bir kerre dergâhın. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. dedi. bir şey söylemez. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. birdir diyorsun. Kürsiye yükselirsin. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de . Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. Öküz heykelini gördüler. Hazreti Muhammed (S. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer. Bundan ötesi ıssız çöllerdir. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür. Derler ki: Hiç bir Müslüman. sor yol bu mudur? diye araştır. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki." buyuruyor. Ey şeyh sana renkten sıyrıl. Evet kâfir idi. derler.A. Ancak yolu ara. Kalenin adını söylemek çok kolaydır. bunu bilmek lâzımdır." nüktesini de anlatsın. Rabbini de bilir. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse. kimse kimseye zulmetmez. Halk (M. Bunu yapabildi ise Cennete girer. bir zaman murakabeye varsın. Bu sözde gizli bir hazine vardır." (K. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. Niyetiyle gönülden. İsterse Kabe'nin damına götürsünler.

geçti. fezadan sonsuz boşluklara daldım. onlara varlık yaraşır. der. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker. 318) Gül ter içinde kaldı.. sofraları döşediler. o da iş böyledir. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. der gider. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. Hatta bu öküzü. yolunda canımı da feda ettim. Bırakalım yesinler bunu. Evet asılmışım. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur. ondan başkası benim işime yaramaz. herhangi bir sebeple öne geçsin. bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. kebaplar hazırladılar. denizde balığı seyrediyorum. insanı Haktan kaçırır. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. Köpeklere verin. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler. yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler. Artık altınım gümüşüm kalmadı. Ben. iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim. Köylüler. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. sonsuz rahmete bitişiktir. kuzular çevirdiler. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. Ansızın bir köye geldi. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. Yani bir yoksulluk da vardır ki. Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi. çabucak evlerine koştular. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır.sanki (M. Ben her görüşümde kendi arıklığımdan. (M. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. Ben iğ istemiyorum. halka götürür. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar. balığı koruyan melekleri görüyorum der. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni. Bir gün kırlara doğru yollandı. Çünkü birzaman olurki. Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım. yiyebildiğinizi yiyin. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum. Mutluluk o kimsededir ki.. O. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler. Gönlümü dava ettin ama. ay da sıkıntı içinde. Rubai: . Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. kâh nazlanarak. kaba tabi atlı değildir ki.

yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim. "Nefsini bilen rabbini de bilir. demişsin!. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır. Samed. O miskindir. o da. ne kâfirlerle uyuşur. getirir su içinde saklardı. miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret. iç yüzüne eremezsin.' göreyim o dervişi. hep bizim pervanemizi yakar. Kadı öfkelendi. O yani görünmeyen Allah. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez. Allah. Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S. önce selâm vermeye cesaret edemediler. O zaman anlaşılır ki biz. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz. Namaz kıldığını görüyoruz. Onu buraya çağırmayın. Samed ulu Allahdır. Nasıl ki. her şey sen! der. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi. ama yine menekşenin işini görürler. o miskindir dedi. Karnı boş olan." demeleridir." (ihlâs suresi. Peygamberine niçin "De ki.. Bir saat sonra onlara cesaret geldi. Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz . Buyurdu ki: Şimdi onu görün. Burada bir kişi var ki. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer. olmayana delâlet eder ki. 1) Çünkü dedi ama. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. eşek midir göreceksin. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M. hele bir gideyim. İşimiz çok. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler. ben ruhum. şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. dediler.. Bu onun eşidir. dedi. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti. ne Müslümanlarla kaynaşır." sözüne gelelim. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin. içi boş karınsız demektir. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek.A. hem bizden eksik. Naiblerinden biri. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. . Nefiste şüphe vardır. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir. o da bunun eşidir. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır.) yanına geldiler.A. iş o tarafta. ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren. dedi. kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir.keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş. dedim. Yani sayısızlık da sayının delilidir.. Ahmağın biri daima karları toplar. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz. Hakka ermiş olsan da. hem de biziz. O öyle bir mumdur ki. Şimdi tekrar. eşsiz ve tek olan Allahtır. Hazreti Mustafa (S. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır. Eğer kalırsa.Biz hiç bir hesaba sığmayız. Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun.) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat. bu çünkü kelimesi peltek idi. Hakkın hakikatina. Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var.

Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. hemen yerinden fırladı. büyük bir saçıdır.A. Şeyh tekrar söze başladı. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi.) selâmını söylediler. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki.) yerinden kalktı. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır.A. Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu. bu sana. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün. . Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı. Çocukların kitaplarında. ağlamaya başladı. gönüllerini vermezler. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. Şimdi (M. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. Çüneyd bunu işitince. Bir mürid geldi. ona güvenle bakan kimse muradına erdi. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir.Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S. bereketi. . Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir. diyorlardı. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. (M. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor. Hazreti Peygamberin (S. dedi. O gece kocası bir düş görüyordu. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü.A. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de. Kim olduğunu söyleyemem. O hep susuyordu. "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler. Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki. Hazreti Peygamber (S. Yazıklar olsun onlara ki. Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek. Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim. Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. 323) bak ki. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar. dedi. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır. Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir.sana lanet olsun. gönlünü birlikte bağışlar. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S. (M. artık ben aile hayatından vaz geçtim. Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir. ailesine de dua etti. Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar. Hazreti Peygamber (S. Bugün olaki. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. eşek midir göreceksin. Onun mabedi de gönüldür. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın. imanlı kişilerin inançları. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. hiç kimse. günahlarına tövbe etti. O susuyor.kapı açılır. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi. Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem. Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik. sen çok zayıfsın. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür. O ses çıkarmadı ve kızardı.) ziyarete geldiğini gördüler. Bahtiyar odur ki. Sonradan dediler ki. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı." buyurdu. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam. yaralandı kafile gitmişti. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır. Bir aralık mecliste sessizce oturdu.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar. Bizim medresemiz budur. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki. İste İblise inanç besleyen. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken. 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. yüzümü hac yoluna çevireyim.diye beddua ettikleri iblis.A. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi. gözlerini verir. Onun sevgisini. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar. Allah evini ziyarete gidiyorum. o kimsede tesirini gösterir.) de susuyordu. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı. Karısına. gözünü.

nasıl ki yine Ulu Allah. içimden kovarım. Şehzadeler gittiler. Çünkü o şunu yap. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin. nasıl ki Hazreti Peygamber (S. diye homurdandı. Karşılık verme. olmaz" demek kutlu düşer.A. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum. Ama bu saltanata rağmen zenbil satar. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur. toprak üstünde otururdu..olmaya ki. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım.. Yukarı baktım. Büyük savaş nedir? Oruç değildir. ondan kızı istedi." demek doğru olmaz. sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir. gönül dediği nihayet bir et parçasıdır. 28/56) dedi. kınama gibi duyguları atar. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar. (M. oturur. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al. Arıyı görmez misin. Bu dünya evi. aman sakının. ama ağzı kilitlendi. Padişahlar için "Hayır. sövüp sayma. Dudakları uçukladı. Yani senin konuşman boştur. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu. namaz değildir. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun. Padişah benim kızım yoktur dedi. Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum. Kancıklık senden uzaklaşmıştır. Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu. O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi. Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur. ötekilerine karıştı. büyük savaşa başladık. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim. Madem ki erkeği tanıyorsun. şöyle yap yahut şöyle yapma derler. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti. Biri geldi. Ey Allahm. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı. bu hendek tamamiyle dolmuştu. evin tavanını göremedim-.. "Onda insanlar için şifalar vardır. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez. ben sana demedim mi. Çünkü varlığım kalmamıştır. başını bedeninden ayırdı. Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir. Kel. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim.. bunu yapma diye emreder. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir.A. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti. Bu topluluğun büyük savaşı. sen yemeğini ye. Üst tarafı hep ruh olmuştur. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı." buyurmuştur. kâfirden daha sapkın. insan bedeninin bir örneğidir. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun." deniliyor.Artık üst tarafını hesap' . ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım. yatıştı. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. Burada Allahnın kalp." (K. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. (M. Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış. oradan gitti. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir. 325) Biri geldi. diyen gafil kişi. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. yola getirir. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur. her yere konma. Yarabbi! derdi.Bu tozlar kaç defa çekildi. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı. Yani kalk. arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı.) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. . 71) hitabını işitmiştir.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir.et." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir. çarh vuruyorlar. iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. incinme varlıktan olur. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler. Hazreti Peygamber (S. toplu geçinmektir. 324) Yemekten korktuğun. Bu yermelerden. derler. onlara. dilediği yere konar. Kasap. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın." buyurmuşlardır. kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti. şuraya koy.

"Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin. derdi. Allahyı bilen kimsedir. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. "Araştırma Müslümanlık değildir.A." (K. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla.Allah velilerinin sırlarını bilenler. Allahya ant içerim ki. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki. Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar. dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. Bunu inkâr eden benim nefsimdir. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. Hazreti Muhammed'i (S. bizzat onda buldu. şu anlamdaki âyette buyurulan. Söz söyleyen benim. Ne Muhammed'den. Cebrail bile. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur. "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır. senin kendini kurtarmandır. bu nasıl oluyor? . Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. Bütün bu yaslı hali ile bana. yani önde yürüyorsun. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı. hem de başkaları.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım. (M. Bana Kur'an-ı tefsir et. Bir saat başını önüne eğdi. bu küfür söz ve yanlış anlayış. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir. hayır. "Araştırmak dindir. Yani gerekli görmüyorlar. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. yüzlerini gösterirler. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır.)'ı Ebu talib besledi. Müslümanlığı örtmektir. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun. sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı." Ben. bana önce Allahnın (M. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. halk ile oyalamak isterlerdi. sen gel dedi. Asıl gerekli olan şey. onların kitaplarını okurlar. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki." derim. ötekini hem kendisi okur. Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir. 327) Nihayet benim soruma geldik. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum. dediler.A. Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı. dedim. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir. Bir gün de. bana zahmettir. üç türlü yazı yazardı." (Kasas sûresi. benim varlığım bile hana zahmettir demişti. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. Orada gördüm ki.) kitabı fayda vermez. sormam. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu. o imanı. falan münkir olmuş. ama asıl işin çetin tarafı da odur. ne de Allahdan söz açarız. o sözde yoktur. yüce sıfatlarını o terbiye etti. altın öküz heykeli. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. kendini kurtarır. gitmem. Böylece kalacağım. hele. ne de başkaları. ama bunu ne ben bilirim. Demezler ki. Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. bir kalabalık toplandı. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler. o bengi suyu içen. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir.

gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. Yoksa boşuna girmiş oluruz. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük. Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. Tersine de olur. mürid yani dileyen odur. Davacı on sofiyi birden getirdi. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. Onuncu defadan sonra. Onun piçliği. kendini göstermez. her ikisi tek bir isimdir ki. içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. kılavuzum olmadan gidemem. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. sonra bedenimin iriliği. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. deyiniz ki: Yanımda üstadım. 282) Duyurulmuştur. Şeyhi gerçeklediler. dediler. Halk için. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur. Kadı. Nasıl dersin ki. Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. Şimdi bize. Evet hiç bir kimse yoktur ki. dediler. âyette. bir tanık daha getir. içerde uyumuştur. asıl olan mânadır. hep hoş geçindik. Benim öfkeli zamanımda. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli. akıl hükmündedirler. piçsin! Katır piçliğini benimsedi. Ama başkalarına karşı da çok . Şeyh dedi ki: (M. Kendisinden tanık istediler. ne de dıştan. deyin! Bu bir tuzaktır. Böyle değerlenir. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. görelim de gelelim. Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. ancak onların iç âlemini görebilmektir. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu. örtünür. Dostlar yine. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm. Murad. öz ve halistir. ayrılmaz bir sıfat değildir. evet. ak'ıl kâfirdir. içeriye girmezsiniz. selâm sana! derim. Çünkü haramzâdelik. söz yerine geçer. Asıl surettir. Felsefeciler. çok kere ben de kaçarım. Sen haramzadesin. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir. derlerse. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. dersiniz ki: işitmedik ki. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. Hey hey. Vezir birine dedi ki: Bin altın al. boyumun yüceliği. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki. Evet dedim. Dedi ki: Görmek. Allahm bilgimi artır" diyor. dediler. Ama ne içten kurtardın. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. Davacı: Efendimiz. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır." (Bakara Sûresi. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz. Birisi başka birini dava etmişti. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. haydi demek lâzım. Kendimi sağır yerine koyarım. haramzâdeliği kalmadı. dedi. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. sevgili ve herkesin kıblesidir. o hatıraya ziyan verir. iki görünmüştür. bana on defa selâm söyler. O bir yere gitmez.öfkeleniyorum. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri. başımı eğer. Murad (istenilen) da budur. yüksek her tarafı görebilirim.bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. her şeye katlanırım. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. Evet. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. çok hoşa giden şeyler. yani. Çünkü o mal. cevap vermem. Eğer üstat o taraftadır derlerse. nihayet ben helâl süt emmişim. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. dediler. beni rüsva ettin. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. "Sizden iki erkeği tanık getirin. inkârında idi. Allah inciten sevgili! (M. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. Allah. Ben on tanık birden getirdim. kabul etmem. dedi.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. Söz. arzular dünya güzellikleri. bir gün bir şeyhin yanına vardılar.

A. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar. Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık. sözü uzattılar.) huzuruna erişemedi. O havuz. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu. Bizi değerlendirmek. Veys'in annesi öldü. Hazreti Muhammed'in (S.Bana karşı hayranlık göstererek. Rum ülkesine-'. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz.) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. fakat onunla fazla konuşmayın. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı. konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu. Peygamberin sağlığında. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir. sudan topraktan ayrılmadı. Şu hale göre. Kur'an'da. Nasıl ki." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. yine Hazre-ti Muhammed'in (S. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez. dörtte dört murdar oldu. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar. Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz. mazeretini söyledi. Seninle benim aramda bir şey kayboldu. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım. (M. Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti. ancak meyhanelerde olur.A. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı. ben ona ya bir defa iltifat ederim. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu. ne kadar mazeret gösterdi ise. kaplan mı yoksa başka bir şey mi.) işareti ile olduğunu. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye." deseydi o derece soğuk düşerdi. Hazret! Muhammed'in (S. Bu Celâl'in hikâyesine benzer. Çünkü parmakla tutabilirsin. gideyim. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım.A.A. gönlü hoş olsun. diye bakmıyorlardı.acaba bu Peri mi.) türbesini ziyaret etti. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! ." (İhlâs Sûresi. Ama onların sözleri. o medrese hocası bu noktada kalmıştır. ey bizim has kulumuz. Veys.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. ziyaret edememesinin sebebinin. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı. "De ki o Allah tek ve eşsizdir. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir. öteki öfkeyi bastırsın. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. gür bir su kaynağı akıyordu. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam. 331) onun işareti şöyledir. Peygamber dünyadan göçtükten sonra. Gönlünü henüz yıkamadınsa. Ama hâlâ evime ulaşmadı. Demişti ki. Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun). Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen. der. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır. bizim Allahlığımızı yüceltmektir. Öyle bir öfke gerektir ki. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı. Böylece üç gün geçmişti. Gizli sadaka ona verilir. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur. Ama aralarında perdeler kalkmıştı. annesine yardım etmek idi.A. o razı olsun. Nihayet Veys. yahut hiç. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı. Onun mazereti. yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler. hayvan mı. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir. kendine değer vermedin. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim. Benden ona selâm söyleyin.onurlu ve kibirli davranırım H. Eğer benden sonra gelirse (M. O. Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler.

o asla bu . Bunlara acele etmeyin dedim. yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar. Yemek yedikten sonra. Bir nara atarak yere yuvarlandı. dşdi.beni evine götürdü. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. onları sormuyorum dedi. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin. Ama biz açız dediler. gece gündüz şöyle ibadet ederdi. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek. Sen yolun kâhyası mısın? dedim." (Müzemmil Sûresi. onun nasibi budur dedim. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu. Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı. dedi. (M. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca. Ayağıma kapandı. (M. Bunları da sormuyorum. iki dizinin üzerine edeple oturdu. yiyecek bir şey bulamadılar. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz. Bazıları da. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. Çünkü pek arıklaşmıştım. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa. ilmi şöyle idi. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. mucizesi böyle idi. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. dediler. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. bana haber ver. Erzincan'a varınca dostlarda. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı. Dervişler için karpuz toplamıştı. diyordu. bir ağlama belirdi.A. Beni kimse çağırmadı. Karpuz mevsimi idi. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. yemekler getirtti. dediler. gözle görmek gibi değildir. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. Bir kaç gün geçmişti. şakalaşıyorduk. şimdilik elimdesin.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. Oyunlar çıkarıyor. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur. bulamazsam. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz. işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. ayrı düştüm. işitmek. Kulağımızı ağırlaştırarak. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun. Dervişleri üç gün konakladı. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler. Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. Herkesi götürdüler. Üç gün iş aramaya gittim. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi. düğün ettiler. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. ben oracıkta kalakalmıştım.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun. Bunları da sormuyorum. dediler. dedi. Hazreti Mustafa'nın (S. şimdi sen söyle. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . güzel bir yer gösterdi. Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere. ötekilerde de bir yufka yüreklilik.soruları sormayacaktı. 3) hükmüne göre namaz kılardı. böyle cömert. Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. Veys. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu. demiş. Şöyle gönlü alçak. kuzular kesti. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız.

sizi gereksiz yarattık. Bu âleme niçin indik. neticede hiç de ölmez. o onunla öğünsün . Her gün on koyun kesilir. Ulu. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki . Etimle. ona uyarlar. "Ben Hakkım.olmaz. yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir. dediler. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır. Allahsına erişiyor. Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine. Ben yüzümü hep sana çevirmişim. (M. Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor." (Haşir Sûresi. iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. Benim bütün varlığım. Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar. âleme sığmaz. tekrar tazeleneydi. Allahm topluluğu ondan kaldır. sen. sana izin yoktur derler. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken. Allah birdir dedi. Giremezsin.diye sorabiliriz. Nün nereye sıyırdı? Biri. sende. Orada birini gördüm. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. yerleştiler. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır. Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. ölümden korkmaz. 335)Hazreti Muhammed (S." (Müminun Sûresi. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım. saçılıp döküleydi. Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S. Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. (M. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. fakat sana cevap veremem. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur. "Sanır mısınız ki. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir. aramıza ne bir mahlûk. Hak ışığı önünde arıktır. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır. peki sana ne? dedi. Yoksa nasıl olur da. 115) buyuruyor. parmak kaldırdı. Sana saygı gösteriyorlar. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe. yüzümü sana çevirdim. sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti. Kahraman olur. sen başka bir yerde uğraşıyorsun. Sürekli olmaz. Zevkini ancak o çıkarır. bu nasıldır? Evet dedim. Ancak er odur ki. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik. senin bütün varlığınla dolu. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. örs oldum. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular. Dervişin azığı yoksulluktur. dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. derimle. karmakarışık. Yoksulluk nedir ki. Benim bir adetim vardır. Onun göğsü. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır. orada söz nasıl yer bulurdu. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı." buyuruyor. ta ki her şeyimle onun olayım." diyebilirdi? Hak nerede. Aşağı indiler. bana göstermiyorlar. Gönülden gönüle pencere vardır. hayır. Yani ben yüz orduyu yağmaladım. dedim . bana öğüt vermeye kalkıştı. Bin kere de Müslüman olsan. ne de en yakın bir melek giremez.A. çaresizdir. derler. "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki. Burada gerçi başka bir incelik vardır. Yüce Allah. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler. 21) buyuruyor.A. Her zerrede dağınık. öteki." sözü ile işaret edilen hal. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım. Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir.) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin.Allah. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. Allahsal âlemden söz açtılar. donuk âlemler var. 334) Çünkü bana öğüt verdin. Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır. Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. neticesi iyiliktir. bu nasıl olur? . Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun.). Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. Elif nereye sığar.

Yanar. O Allah adamıdır. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş. o da aynı cevabı alır. 10) buyruldu. bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer." (Necim Sûresi. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı." buyurmuştur.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir. nefsi ile alışveriştedir. O ışık. gönül sevinçlidir. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti.derler. Gönül ara. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. Başka biri sus demiş. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa.Efendi. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu. şimdi görüyorum ki. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. o sana söyledikleri ne idi.) ona ne konuştuksa konuştuk der. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. Nasıl ki o hikmet ehli zat. Asıl budur. bir anda kaybolur. ruhu yok oluncaya kadar. Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. seni yalnız bırakmışlar. Bunu fırsat bilen Hintli köle. Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. Kimi ruh ile ilgilenir. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. Adam. gönül ehli olmalı. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. bütün dostlar. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir. Çırak içinden kızar. Hızırda. bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü. evet. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. "Allah." Bir de. O aslı. herkes kendi halini anlatır. sorar ki. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder.A. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir. seni yalnız buldum. o niçin vahyetti diyor. diye sorar. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud. Ben dostları olmayan bir dostum. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir. iriliğini anlatırmış." buyurmuştur. bu kadar deniz yolculuğu yaptım. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. çok kere gönül kırılır. Haktan başka herşey orada idi. elbet de abdest almayı gerektirir. . "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez. Dedim ki: Bu. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti. içindeki bal hep dökülmüştü. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. O işten hoşnut ve memnundur. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi. diye sordu. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var. içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim. der. kendi ruhu ile uğraşır. Ruhu gelir. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. Onun büyüklüğünü. Onu Allah yargılasın dedi. parmak parmak topladın. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun. selâm sana. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. Daha başkaları aklı ile. Akıl da böylece gelir sorar. Hades. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise. yani sonradan meydana gelen şey. Allah kalır. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki. "Ben. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var. varlıktan her ne varsa hep orada idi. Çünkü Musa gördü ki. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. elbet de tersine ve yanlış söylerler." buyurulmuştur. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. Hazreti Peygamber (S. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı. Biri. fakat bir şey söyleyemezmiş. Denilebilir ki o gelir.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. demiş. yahut yağ asırır. dedi. Bundan dolayı Musa. 337) Tabiat ehli olmamalı. Kötülük yapma. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu. Evet her şey yok olur. ruhları tenlerden önce yarattı. Seni kimsesiz buluyoruz. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. Hele bir hadiste. namaza ve Allah katına yol bulasın. bildirdi. (M. "Kendini bana göster" dileği. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım. aradan kalkar. Benim işim değildir. "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz.

içinde parlak düşünceler belirirdi. dedi. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa. Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar. karanlık kuruntular baş gösterirdi. kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir.Muhammed (S. (M. Çünkü şeyh. bir imtihan geçirmeden kabul olunur." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. diyor. veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun. Mansur. Sonra tekrar gölgeye daldı mı.. onu zorla çamura sürüklerler. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. Sanki halkı yoldan çıkarmak. ey minber! der. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki. Kaç kere. Dutun nurların en parlağı. Musa onu dilememiş olsun! (M. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu. coşar. atının dizginlerini benim elimden kapardınız. Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu. henüz gelişme yolunda olsun. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi. onu da öylece benden kıskanırdınız. Alemde hangi şey vardır ki. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez. yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe. hem de inkâr etmiştir. Diyelim ki onun durağı orasıdır. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. yere bıraktırır. İşte o adam birdenbire nasıl hafifler. . gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. Kur an'da.) öyle bir nurdur ki. o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. en üstünüdür. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese. onu yürütür. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti. o çilede ve o zikir âleminde." (M. "Hele. Gökten şeker yağıyormuş.doğru yolu tutarsın. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım. kendiliğinden gelmez. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. ancak adları söylendiği için meclis kızışır.A. iki kere yere eğilir. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur. tatlılaşır. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse. panzehir ocağıdır. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır. 1) buyurulmuştur. 338) Belki. Nihayet gör ki. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu.. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki. ben sana söylemiyorum.

ben o işin peşindeyim ki. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır. Berrak ve temiz su. yine kendimden geçtim. gözüme başka bir şey göründü. Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar. ama düşüncelerine aykırı davranın. Emreden nefis. Allahm. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın. şeyh olmuşlar. önceleri halktan çok sakmırdı.Ya rahat peşinde idin. Orada kadınlar vardır. Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. ne de Mevlâna sevmiyor. bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin. Emeviler devrinde Şam valisi. Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur.(Ç)). "Ne mutlu beni görenlere. Pilâvları getirmişler. Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. Muhammed-i Razî.A. Artık saygısızlıktan vaz geç. ama Allah güzellerinden değil. Buyurdu ki: "Beni halka satın. erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı. O altın gümüş peşindedir. diye sordum. iyiden kötüden çekinirdi. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur. 342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. gökten yedi kapı açıldı. kadın huyludur. Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor. dedim. yüzünü yere koy. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. Hem de öyle bir gerçek dost olur ki." Yani. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun. onlarla danışma yapalım. Ama Allah sözü değil. Olmaya ki. o direkler . Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır. Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. dedim. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım." buyurulmuştur. yani Arap Muhammed şöyle der. Nefis. tekrar bir nara atarak kendime geldim.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. Bana bir ateş geldi. Eğer sende saygı varsa gel. "Onlara danışın. Hazreti Peygamber. Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. susamış bir insan arıyorum. iki damla yaş dök. dedi. Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir. Kendimi bir bağda gördüm. eğer peygamberleri. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür. Bu adam. kendimden geçmiş bir vaziyette idim. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. Onlar büyük adam olmuşlar." buyurulmuştur. en çok Hak ile dostluk ederdi.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf. Hazreti Mustafa (S. ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde. Tam olgunluk çağına erince. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki. Bir zındıkla gören de zındık olur. hoş bir sözdür. gayet sert ve zalim bir adam idi. Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü. nasıl edelim? (M. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam. Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. Çağdaş tefsirciyi ne Şems. Haccac. anlatılması imkânsızdır. yahut da söz derleme sevdasında idin. Saygısızlık edersen git. yüksek bir ses işittim. Çizmelerimi giymek istedim. Anladım ki. Sunu da söyledi: (M. deyiver. Güzel söz. gözümü onunla aydınlat. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim." Bir söz söylüyordu. Ben para peşinde değilim. kendini sat! der. yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum. eşek köprüden geçsin. onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz.

(M. fakat kuş uçup gitti. hoş sesim var. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. biraz sonra yerinden sıçradı. yerine otur. Bana dost görünen biri vardı. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. Dışarda aşık oynadığını söylediler. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. öyle bir toprak çömlek ki. sönmemiştir. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. bu sönmez. Hemen yere yuvarlandı. yahut bozulur diye korkayım. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. dedi. Ara sıra ne oldu? diyordum. ya çamura düşer. Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. dedim. Önce ona bağırdım. ellerini kanattım. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. üstat diyorlardı. kırıldı. Ertesi sabah namazda idim. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. Arkası bu tarafa dönüktü. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada. boyuna aşık atıyorlardı. dedi. ikinci gün tekrar geldi. dedim. nihayet çocuğu kaldırdılar. Mevlâna'nın önüne koydular. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. bir kenarından biraz yırtılmıştı.Öğrencilerden birini çağırdı. Bir de o insana bak ki. dediler. ne kadar uzak olduğunu anladı. Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu. (M. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum.diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. Ona seslendim. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları. iman ışığı yüzünden fışkırıyor. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum.mümin kulların ibadetleridir. Ben müezzinlik ederim. Bir toprak çömlek ki. bir kale duvarı üstüne kondu. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. babası geldiler. Hayret ettim. Bir gün geldi. bir tokat patlattım. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. Ya boynu kopar. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. şaşılacak bir şey değil. oynamak istedi. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. Bir kaç gün sonra yine unuttu. müridlik davasında idi. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın.etrafında bakışıyorlardı. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. bana güzel bir kadın bul. ödü koptu. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. dersini okumaya başladı. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz. benim bir canım var ama. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü. Ben. diye mırıldanıyordu. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım. . henüz yeniyim. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. aman bana yardım et. size senet verelim. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. Annesi. üç yüz isterse sen dört yüz ver. Selâm sanaüstat! dedi. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz. (M. Bu sopayı aldım. ötekine çimdik atar. ikinci. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. bunlar ne adam-larmış. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım. Çömlek değil ki murdar olur. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. ışık saçan iri gözleri vardı. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. yere vurul-sa kırılmaz. Hoca Reis. ayağıma kapanarak. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı. Orada dışarıdan biri işaret etti. Ben susuyordum. dedim. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı. Yanına havadan iki kişi geldi. şakalaşmak. kalfa olacağım. işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. sonra da falakaya yatırdım. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. Adam yerinde donakaldı. gizlice ona seslendim. ona işaret ediyor. dersini okumaya başladı. Kitabı önümde açtı. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. bir hamalın sırtında evine gönderdiler. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim.

yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı. Öyle yumuşadı ki. Beni tekrar mektebe götürün. çok saygılar gösterdi.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi. Beyit: Erliği. Kalk diyordum. ayaklarını sarar. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. Artık işini bulmuştu. Allah! dedi. "Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. Uçuruma gidiyorsun dikkat et. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. Kalfa da bir kaç sopa vurdu. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. taş atardı. Önüne vardım. Çünkü erlikleri yoktur. Nihayet yine evine götürdüler. bir ay dışarı çıkmadı. küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar. dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. insafsızlığı pek ileri götürürlerdi. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki.bahsetsem. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. Bunun mânası nedir. kalk gidelim. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur. Aman üstat. o benim efendimdir. Şehrin şahından . ne de büyükten." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. O beni yola getirdi. Her ne derlerse desinler. öyle cesaretli. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini. Onun sakalı. daha saygılı olmuştu. 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun. diye annesine babasına yalvarıyordu. "O sizinle beraberdir. ben bu işe katılmam. Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. bıyığı ile öğünürlerdi. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. Hemen yere yuvarlandı. hoş bir sesle ezan okuyordu." (K. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. elleri titredi. O vaizdir. ama ben içmem. öyle korkusuzdu ki.renkten renge giriyor. bu. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. 57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. üç defa elini alnına götürdü. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. kitabının yanına götürdüm. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin. dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. rengi uçtu.dedim. kupkuru kesildi. Sen niçin içmezsin dedi. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. sakal ve bıyığının yalancı şahididir. 346) Üstada gidiyorum dedi. Geldi. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun. hem de diyorlardı ki. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. öğütçüdür ne bilir derler. . gizli hikmetler söyleşir. Onlarla birlikte sırlar konuşur. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. Bundan sonra bir tek söz söyledim. bundan sonra da sopayı suya koydum. ona söverdi. sen müritlerin önünde içki içersin. Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim. (M. Benim ne olacağımı. Onu falakaya çektiler. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü. Bunu yapamam dedi. Anne ve babası dua ediyorlar. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu. Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı. Bundan sonra bir daha gelmedi. Sonra kendi özel hücresine davet etti. Selâm sana. Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. ondan yoksundur. ötekilerde ses çıkarmadı. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu.

onun varlığında yürürsün. yasaktır. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır. Başını kestiler. Simdi gel artık el ele tutuşalım. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. bir bağıştır. o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. Dost çok iyidir. kızı altına çekti. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi. (ona. Yolcu şu cevabı verdi: (M. şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar. benden selâm söyle. Mektup okununca sarığı aşağı düştü. cezayı gerektirir. Bu Şahabeddin istiyordu ki. Çok düşkün bir durumda kaldı. dostluk iddiasında bulunmazlar. Ama hemen pişman oldu. Akıl gerektir ki. Yer. düşmanız derler. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. Kendi kendine. Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim. Daha fazlası da işe yaramazdı. hem de külahını kurtarır. Halim şu durumdadır. fitne ve fesata sebep olan. ellerin. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. Düşmanların tuzağı açığa çıktı. bunu hiç kimse anlayamaz. Söz onlardan da geçerdi. derim. meseleyi açtı. Dost odur ki. kendini onda yok edersin. Güzel bir kitap beş akçeye satılır. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı.Yukarıda sözü geçen delikanlı. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. (M. hayır gitmiyordu. Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı. figan sesleri yükseldi. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. Ey kahpecik! dedi. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. emrindeyim. (Açıkça) biz kâfiriz. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin. Düğün dernek yapıldı. Bahtiyar odur ki. dedi bir komşu ile. Lâfı çok uzatırsak. "Maktul" Şahabeddin de derler). Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. İğneci yiğitçe yaklaştı. alt tarafı yalan olur. Sahabeddin-i Sühreverdî. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik. Sen biz olunca ulu Allahnın. Ey kadılar. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır. hemen hazineye gitti. müderrisler. 350) Güzel söylüyorsun. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü. O insafsız bu makamda bizdendir. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. hâkim olsun. Yerinden sıçradı. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. bilgiden üstün olsun. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. Ama geline yaklaşamadı. tavan. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın." (Kadir Sûresi. feryat. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. Kıskandılar. Yarabbi onları günahtan kurtar. içinde bir öfke duydu. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. Kâfirleri şu cihetten severim ki. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor. Burada dava boş lâftır. 348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. Allahyı görürsen. O kalmazsa sen de kalmazsın. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. demiri yırtar. benim elbisemi giyersin.hay hay! dedi. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. aralık hep askerlerle dolu. Gizlice kırk dinara satın aldılar. benim en yakın arkadaşım sensin dedi. Atlı yaklaşınca yolcuya. kapının dışında idi. Belki bilmiyorduk. delik deşik eder. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. Çünkü herkes kitaptan anlamaz. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. Yoksa yolda kalırsın. . Bu gün din âleminde de iş böyledir. Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. Bugün gece sularında bana gelir. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için. (M. Koca. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. Nasıl ki. iğneci. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. ecel kılıcından hem başını.

yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. der. bu cevize benzemiyor. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin. istiyordum ki. bir kere bu sende onu aynı münacaatta. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. bunu tanırım. buyur derler. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. ağaca çıkar. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. (M. diyecek kadar hoşgörürlük varsa. der. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir. bu tasarrufu bırak ki. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. Eren de şaşkına döndü. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki. şeyhi meyhanede gördüğün halde. davet nereyedir? (M. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan. var ve yok eden mi daha güçlü. kırılmış olarak getirin. Ben bunu yiyemem. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır. Aleme tek başına geldin. aynı Kabe'de. işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. Şeyh ibrahim. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. O şaşkın ve perişan idi. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı. Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. Çoktandır sürmemiştin. Allahı görsün. Muhammed (S. Bir zaman kabahati feleğe yükler. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. 353) Evet dedim. Biri diyordu ki. Derler ki: Simdi git. temizleyin. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez. bütün bu varlık Allahındır. Ben böylesin! hiç görmedim. Muhammed'i gör ki. daha kuvvetlidir. ancak o ve onun Allahsı bilir. o makam ancak. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin.Bugün sen de. Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat. (M. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun.A. iyi insan cana yakın. 351) Yap. yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı. kabuğunu soyun. İyi insan dert ortağı olur. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. bizi hem var. tatlı bir insan olur. ama bu Şems'in yüzü kararmaz.) bizim perdedarımızdır. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi." (Şems Sûresi. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür. Bunun ne olduğunu Allah bilir. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. ben bu işin sırrını bilmem. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. Onun hiç bir sebebi yoktur. bir gün . Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. Hem davet ediyorsun. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. gözünü açsın. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur. davetin tam kendisidir. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır. misafirin önüne koyarlar. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin.

doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. Bu gün mümin olan yoksun değildir. değişik olmayaydı.Konuşurken bazan karanlık. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. bir gün bahtına. Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. işaretten anlamıyorsun dedim. Kiliseye de uğrayalım. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun. oradaki biçareleri görelim. ama o seni incitmesin. bir başka şey doğdu. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. rahatsızlık veriyor. O velilik ancak Allahtandır ki. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. Allah kulları. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. Biri gedi. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz. Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. onları da gözden geçirelim. Mümin. Allah huzurunda nikabmı atmış. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. Başkaları sarhoş olur. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. Dilimin ucuna geldi. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. ister Muhammed'den başkası. ama o küpün başında oturur. dışarı kaçarlar. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. hayır der. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. Gerek ki sen pişesin! dedim. vehimlerle karışık sözler söyler. bunu yine ben onarırım. bundan ne şüphem olabilir der. (M. Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. Ben buna ancak gülerim. Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. Aslından değil. Allah bana bilgi vermiştir. Ben ye demem. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. der. bir gece sıkıntı çeker. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir. Allahnın öyle kulları vardır ki. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. Bir kere Allah yoktur der. (Ben) sözü ile konuşur. diye sızlanmaya başlar. bende o velilik yoktur. Bu vasıflar. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. İster iyi ister kötü olsunlar. perdeye yapışmış olan kimsedir. ister Muhammed (S. Cevap verdim. tadıyorum. gözlerini öperdi. Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. Yoksa aslında bilerek değildir. diğer bir sefer de ispat eder. der. bu acıları ben verdim sen çek. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. öteki eliyle de duvarı tutarak. ah vah ederek karşınıza gelir. başcağızın kucaklar. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir.) olsun. . kulluk eder. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. Onu bütün açıklığı ile görmekten. sonu iyi olur dedim. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. (M. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey. Çünkü açıkça görüyorum. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum. bir gün de Allahya çatar. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz. Sen nasıl müritsin ki. hiç tatlılaşmaz. onların haline bakalım. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. 354) Benim işime kimse takat getirmez. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin. Zındık ise. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde. Benliğinde hiç şüphesi yoktur. Onu ancak ben yaparım. daima olumsuz düşünür.A. Nasıl pişeyim? dedi.zamaneye. inkâr eder. yiyorum. dedi. çocuktur. ayakları titreye titreye.

(M. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. Çünkü bunu sen de yapıyorsun. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. Mademki itiraz etmek gerekmez. ama münafıklar. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. bana gerektir ki serbest davranayım. Müridin yolu bu değildir. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. yani Allah uludur diyorsun. Tanıdıklar. Ama sizden faydalandığım gibi değil. 35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. Halbuki.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. gerekirse gideyim. Ben ondan çok faydalandım. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. Allah demelisin. (M. onları benden başkaları bilmezler. Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. kurtulasın dedim.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. ona sen yemin edeceksin. Davalı tarafın tanığı yoktur. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. ben de sana öğretiyorum. Şiir: Ne kimsenin uşağı. Bu ona benzemez. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer." anlamındaki . Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. kurusa da incinmez. Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun. Namazda. yani Allaha yaklaşmak içindir. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. ben bunu yapamam. Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin. kadıya şikâyete gider. Ayak pabuç içinde yerleşince. Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar. derler. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. Hem de olmamalı diyorsun. yabancılar etrafıma toplanır. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. "Benim velilerim kubbelerim altındadır. olmayanları gösteresiniz. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. rükûa varırdı. sus der. ötesini Allah bilir. Fedakârlıklar gösterirler. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz. canı gider. Dedim ki: O yapmadı. Kurban ol ki. billahi de. Ya hizmetçi olurum. "Allahu Ekber" demek kurban. Çünkü bana hayat lâzım. başını ayağını sallamaya başlar. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar. ne efendisi olur. onun şöyle olmalı. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar. Adamın biri. namazda konuşulmaz. Bayatlayınca iş zorlaşır. ben sınamaya devam ederim. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. (M. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. gerekirse oturayım. Ama onlara uymazdı.

Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. maşukun bir hali vardır. sonradan yaratılmış bir varlıktır. Allahım bundan sonra bir daha kadın tellâklığı etmeyeceğim. Bir levha üzerinde bir Elif yazıldı. Hadis. Sırrını Allahya ısmarladı. ama onlardan haberim var. Ben onlardan değilim. Eğer şu yükü benim sırtımdan kaldırırsan. Niçin vakitsiz uyuyorsunuz ki beni oğul görüyor. Bu hoş bir deyimdir. Bazıları da Nasuh. dinleyenlerin. diyor. arka arkaya secdeye kapanıyor. hafızın minder üstünde. kör olduğunu bilmez. "Ey iman edenler. Bir gün Sultanın kızı hamama gelmiş. senin Allahlığına sığınarak söz veriyorum. MUHAMMED'İN OLDUĞU YERDE ADEM NE SÖYLEYEBİLİR? Aklın ayağı topaldır. Çavuşlar hamamın kubbesini ve içini. Onları görmek dileyenler Allah Nazar'ına gelirler. kendini de baba biliyorsun? dedim. 359) Kur'an'da. Görmediğin şeyden ne dem vuruyorsun? Nihayet ben senin babanım. küpe bulundu dediler. Şiir: Her işin tam vakti gelmedikçe Sana dostun dostluğu fayda vermez. sen de benim oğlumsun. ama içeriye girmeye gücü yetmez. âşıkın bir hali. Herkesi aradık yalnız Nasuh kaldı onu da arayın. Mısra: Ev sevgili. Bazıları bu Nasuh sözünün yorumlanmasında nefse dönmeyen şey demişlerdir. Arayanlar bir Lahavle çekti. o görüş? Madem ki görüyorsun nerede o? NASUH TÖVBESİ (M. ondan bir şey gelmez. bundan böyle Nasuh kulun bir daha bu günahı işlemez. müridin. şeyhin ayrı ayrı halleri olduğu gibi mürşidin de bir hali. Kadınlar hamamında tellâklık edermiş. Allahya söz veriyor eğer bu defa kendimi kurtarırsam bundan sonra bütün ömrüm boyunca böyle bir iş yapmam. çavuşlara emir verilmiş hemen gidin hamamda hiç bir delik deşik kalmamak şartı ile araştırın! denilmiş. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. dedi. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. Ona ister levha üzerinde yazıldı diyelim. ama tam bir erkekmiş. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler. Bir topluluk daha vardır ki. evin kapısına gelir. Tam bu sırada bir ses daha geldi. Hakkı nasıl a'nlayabilir? Nasıl görebilir? Onun nazarında olan bu şahsı da hoşa giden her şey gibi hoş karşılarlar. 8) buyurulmuştur. nerede Her şey ondan nur almıştır. ister yer üstünde. kulağındaki büyük yakut küpe kaybolmuş. O hadis. Nasuh halvete girer korkudan titremeye başlar. gözleri görür ve gördüklerini de bilirler. her tarafını sarmışlar. Aklı başından gitmişti. Şimdi araştırma sırası bana gelecek diye sızlanıyor. Derler ki: Nerede kendini görme. Onları kim görebilir? Onlar böylece Allah katındadırlar. Onları da kendileri bilir. Nasuh. Tam otuz yıl bu işte çalışmış. bu yalvarış halinde iken içeriden bir ses geldi.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. Ama onu da nasipsiz bırakmak olmaz. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış. Vaizin minber üstünde. Herkesin bir özel hali vardır. isterse yer ve göklerin ortasında. .Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. yazılsın." (Tahrim Sûresi.

hırsız var diye feryat eder. 361) Bu Hıristiyan yüz gün üst üste söz söyler hiç üzülmem. Allah sevgisi nerede kalır? Diyelim ki. Nefis bir şeyin varlığıdır. gidişleri de senin gidişinden başkadır. Bu arkadaşı gece gündüz ona mertlik hikâyeleri anlatır. Kimi güzele. Bir çok bilgilerden söz açar.Bu hayallerden geçen kim se bilir ki bunların da bir yaratıcısı vardır. Sen benim nefsimdekini bilirsin."(Enam Sûresi. ölürler. Bütün halkı sağlık yoluna çağırdı. (M. Onlar lük lük yutuyorlar kendi keyifleri için yiyorlardı. Padişah onu tam bir erkek gibi yetiştirmek için erkek yapılı. ancak yüzünü yıkarken okunur.Delik yanlıştır. Ama Allah erleri açtı! Kendi keyfim için yüz dirhem harcar. iblis der ki: Hırsızın kendisi mahalle içinde hırsız var diye bağırır. yiğitlik örnekleri gösterir. kendi gamımı onlara ulaştırmak istemem. Çünkü bendeki gam onlara bulaşırsa dayanamazlar. iç sırları âleminde de felekler. 360) Peygamberin yoldaşları tövbe ederlerdi. Onu küçüklükte huy edinmek gerektir. kendi işini düzeltmesini hiç bilmez. Kerem denizi dalgalanmaktadır ondan her ne istersen onu verir. beni açlıktan öldürüyorlardı. kötü huylu." (Şuara Suresi. Kendini aradan çıkarıyor ki bu benlikten sıyrılmak demektir. ama "Ey Allahm bana cennet kokularını koklat. Kuran'da Adem Peygamberin lisanından. Evet dedim. Hayal. öteki uygunsuz. hal diliyle bu sözü söyleyebilsin? Bunjn sırrı başka bir feleğe aittir. Bari gelsin eliyle Sultanın kızını okşasın kız da onun kendisini okşamasını istiyor. o korkulardan elini tutarak seni kurtardım. benim sağlığım ancak ondandır." (Araf sûresi: 23) buyurulmuştur. o da hasta oldu. iç âleminden tekrar açıldı mı tecelli nuru belirir ve der ki. yolda sanc