ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

O makamın kutsal sakinleri. ruh âleminin manasına erebilmektedir. geceleri uyumazdı. 'Ben sana yabancı değilim. Alâeddin. ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı. dördüncü kat göğe kadar çıktım. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. daima uyanık gönüllüydü. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. din bilgisinde.' Hemen kavuğunu. duman gibi kendini yok etmeye çalış. beni dinlerken. Bütün fenlerde. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. Benim önümde. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü. Yoksa. hepsinden daha yetkili konuşur. Adam o sırada. tartışır. 48). ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm. fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık.' dedi. gönlü isterse. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. orada yerleşmiş. 'Dostum gitme. (M. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur.» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin. sentaks. ayıptır söylemesi. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki. 77. Bunu seyreden aziz derviş. Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. Konuşmalar. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan.' dediler. eli vergili. M.'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir.' dedi. 'Bizim güneşimiz. onlardan daha zevkli. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır. onu hiç unutamadı. Devletşah diyor ki. telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu. «O. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar. temel bilgilerde. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir. bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var.» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur. O . mum gibi erimeye başladı.Kemal'e baş vurdu. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım. üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa. onlardan daha lâtiftir. nasıl anlatayım. Karanlıkta dama doğru yürüdü. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu. halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder.» (Şems-i Tebrizî. Gerekirse.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur. onun. Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum. Asıl zevk. onlardan daha üstün. sarığını. gramer. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak. işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu.

Eflâkî'ye göre Mevlânâ. artık başka bir âleme dalmıştı. müftülük. 'Beni ululayın şanım ne yücedir. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı.A.A. irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ. o zaman da suya kandığından söz eder. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları. talebesi. «Bu ne sorudur?» der. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi.» diyorlardı. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki. Neredeyse o . sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı. her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik.A. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. Tebrizlilerin uydusu haline geldi. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması. hep gam. ona. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur. Derken belirli vakit gelir. Mevlânâ'yı sorar. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. hep onun işaretlerine dönük. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı. her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün.» diye halkı ayaklandırıyordu. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür. onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır. bir nağra atarak yere yıkılır. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. Kimseyle konuşmuyor. sıhhatinin bozulmasına yol açtı. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu. Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner.» Bazıları da. gece gündüz. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki.). «Bize. Bu ayrılık süresi. hakkındaki bu dedikoduları. Ama. müderrislik. hiç dışarı çıkmazlar. cihan varlıklarının en büyüğüdür. büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. aksine. o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems. Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır.). Hakkın yüceliğinin. bütün normal işlerini. Konya şeyhleri arasında bir sofi de. ibadet ve sohbetle meşgul olur. kudretinin. hep onunla göz göze diz dize idi.» der. Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S. Şu sebepten ki. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır.' diye hep özlem duyar. katırın dizginine yapışır.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu.). Şems yol üzerinde beklemekte. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü. sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde. sohbet arkadaşları yapıyor. meslislere gitmek istemiyor. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış. bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş.' diye öğünmüştür?» Mevlânâ. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı.A. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. Mevlânâ bir katıra binmiş. onun.» diyorlardı. namaz. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız. aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır. Şemseddin. kayıplara karıştı. oruç. Bir kısım Konyalılar da. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. Dış âlemle ilişkisini kesmiş. en yücesidir. selâm verir ve «Hemen söyle bana. susuzluğu o kadar derindir ki. Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun. O.' dediği halde Bayezid. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır.

birkaç yük değerli hediye. et. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle. Cadılıkla. Sultan Ve-led. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. Sultan Velecl. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. «Benden selâm götür. güzellerin güzelliği hiç kalır. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. babasının işaret ettiği hana gitti. Bir kere onun cemali parlayınca. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur. Şems. Mevlana'yı çok üzüyordu. Bu mektup Şemseddin'den idi. bu İsrarlar karşısında dayanamadı. bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. Mevlânâ'hm mektubunu. bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a . sen otur da seyret. yaratıcı. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. âşıkane secdeler et. Öyle bir derviş ki. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. O.» dedi. havayı bağlar. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. Şems'in odası önünde edeple durdular. kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. ger. kudretli. saygı göstermekten geri durmazlardı. dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. Mevlânâ. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz.» diye çok yalvardılar. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru. Aman ne olur. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç. bu zaif hayır duası ile meşguldür. can da o viranenin baykuşu oldu. hâkim ve mahkûmlarla doldu. Gidin ey yoldaşlar. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. mum gibi erimeye başladım. yirmi nefer atlı. büyücülükle suya düğüm vurur. diri gönüllü bir dervişe rastladım. sizi atlatır. bilginlerden. Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. halktan emirlerden. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. Oraya varır varmaz. «Umarız ki.

Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış. Bu ikinci gelişte. hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya. bu saldırılara bir zaman katlandı. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz.» diye feryada başladı. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. Bu olay. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler.Şems. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu. özgür oldu. teşekkür etmiştir. ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın. Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. odasını bomboş bulunca dayanamadı. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı. hemen bir bıçak . yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar. Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı. sevindi. sövüp saymaya başladılar. Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. Ne yazık ki. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır. Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. bir gün. Öte tarafta Şems'i sevmeyenler. hiç kimse izimi tozumu bulamayacak. gönül bağlamışız. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak. hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı. Rum Ülkesinden Şam tarafına.' der. Şems. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir. Bir süre durduktan sonra. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. Şam sevgilisine can vermiş.' diyerek dışarı çıkar. 645 hicret yılı . ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. dedikoduya. Bir müddet ondan. Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış. içinde bir perşembe gününe rastlar. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. Yüksek sesle. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu. o hakikat güneşinden bir haber beklediler. Şems. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler. onu fırsat buldukça küçümsemekten. 'Beni öldürmek istiyorlar. ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti. 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. dedi. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz.» dedi. «Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki.

Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış. hep Medresesinde dönüp dolaşır. Dest tarafından Türkistan'a gitti. Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. Şeyhi. İbrahim Fahreddin. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa. Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. şu cevabı verdi: «Ben. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler. Fakat bende bu cihet eksiktir. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. onun. Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. biri birini tutmayan rivayetlerdendir. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir.)de. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur. Şam'da aylarca Şemsi araması. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. . onu da çileye oturttu. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor. onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu. Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. Bir gün.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu.saplarlar. «Oğlum Şemseddin. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. Şemseddin. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. Baba Kemal. Ama olayın bir de mantık yönü vardır. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı. Hüseyin bin Hasan. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. her günkü doğuşlarını şiirlerle. Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış. Eflâkî.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in. gazellerle ifade ediyordu. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin.

Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. Cüneyd-i Bağdadî'yi. Ariflerin Menkıbeleri'nde. Onun aşkının okşayışları.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. Hasan-ı Basrî.. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini.» demiş. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. hafif ruhlu olur. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez. Şemseddin-i Tebrizî'yi. Nasıl ki Konuşmalar'da da . Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. o şahın hizmeti İçindir. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. neşeden ağır başlı. o. bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. Maruf-u Kerhî'yi. Bu da. Nasıl ki. ondan filizlendi o. Eflâkî'nin yazdığına göre de. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. Serîi Sakatî'yi. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar. bunu okumaktan pek hoşlanır. Ahmed Hatibî'yi. Muhammed Zeccac'ı. Bahaeddin Veled. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında. yardımlar. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki. o. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. «Sevgili evlâdım. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. o. Şems'in yanıp yakılmasını. Davud. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. o. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır. Maruf. o. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi. onun şu anlamdaki gazeli de. Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. dervişlik geleneklerine aykırı görür. Şiblî'yl. Mevlânâ Celâleddin'i. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. sen artık dilediğin mertebeyi buldun. Onun şiirlerinin. o da. Allahsal inayetler. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. gönülleri hep o tarafa çeker. o. yaş dökermiş. Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. o da. Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o. Ebûbekr Nessacı. Hasan-ı Basrî'yi. Öte yandan. Habib-i Acemiyî. Sultan Veled'i irşad etmiştir. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. Şeyh. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki. o. edep kaynağından bize varlık verdi. Şeyhe şikâyet ederler. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. Ahmed Gazalî'yi. Davud-u Taî'yi. müridinin alnından öperek. hep ağlar gezer. o. okudukça durmadan duygulanır. Tebrizî de. Büyük bir ihtimale göre Halep. Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar.

Ebul Necip Sühreverdî'nin. Ebû Osman Mağribî'nin. ondan. o.i Sakatî'ye.A. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. ondan. Cüneyd-i Bağdadî'nin. ondan. Bu Rükneddin. Serî. Dâvud-u Taî'nin. o. dargınlıklara yol açan. o. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. Ebû Ali Rubarî'ye. ondan. ondan. Habib-i Acemî'nin. o. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. o da Hazreti Muhammed'in (S. Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. Ahmed Gazalî'ye. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. o. Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. Maruf-u Telhî'nin. Şems. Ebû Ali Kâtib' in. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. o. o. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de. Ebû Ali Rubârî'nin. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. Şemsin Suriye. Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in. ondan. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in.) sohbetinden feyz almıştır. Ebû Osman Mağribî'nin. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a. Hasan Basrînin. Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. o. Nasıl ki. o. Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında. Allahdan idi. o. Ebûbekr Nes-sac'ın. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır. Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre. o da. Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu. ondan Maruf-u Kerhî'ye. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . o. Şems'in. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. o. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. bu doğru değildir. Gerek gördüğü bu hakaretlerden.» Bu o demektir ki. Ebul Necip Sühreverdî'nin. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî). çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. Mevlânâ. o da. ondan da. o. ondan da. o. o. Şeyh Ahmed Gazalî'nin. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu.şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. o. o. Çünkü bütün tezkereciler. Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. Alâeddin. o. Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. o. ondan. Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir. Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. Ebû Ali Rubârî'nin. SerîJ Sakatî'nin. Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır. o. ikinci yoldan da. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577). Serî-i Sakatî'nin. Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. Birinci yoldan. ondan. o da. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz. Cüneyd'in. Ebû Ali Kâtib'in. Maruf-u Kerhî'nin.

Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını. Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. Aziz arkadaşım Prof. oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN .başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler. şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü. Şems-i Tebrizî'ye gelince. Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz. Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir. ulu Allahdan başarılar dilerim. derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler. Bu mektupta. 12/12/1973.

canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar. belki o gözleri kavrar.» (En'am. 103).» (En'am sûresi. Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. başlangıcı olmayan varlıktır. niyazsız olan o dergâh niyazı sever. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir. her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki.» (Mâide. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki. sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama. İşte o aşk'tır". Hak kadim'dir. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü.» (Mâide sûresi. 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim.BİRİNCİ BÖLÜM (M. Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. Kadimden sana bir şey erişir. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek. 54) nükteleri. o latiftir. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. işte bu sevginin etkisine işarettir. 103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz. gözleri kavrar. Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir. nasıl ki Kuran'da. her şeyi bilici ve görücüdür. hiç kimseden bir şey beklemez. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin. «O.O âyetindeki nükte de buna işarettir. Ama sen ona niyaz götür ki. Kovucuların dedikodusundan çekinmezler. Allah da onları sever. kâfirlere karşı güçlüdürler. «Onlar Allahyı severler. . sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın. Allah yolunda savaşırlar. kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede. O kadimden kadimi görürsün. niyaz'sızdır. Hadis. kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki.

Sen ki doğrusun. Şunu hatırla ki. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki. Şimdi diyorum ki. onu daima okşardı. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır. Bu ayna.» dedi «o şartlar. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu. sözünü kıramıyorum. Hakkın kendisidir. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. 15) buyuruyor. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler. istedi ki yere vursun. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi. «Bu elbette olmaz.» dedi. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa. ancak Mevlânâ. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer. O hal diliyle der ki. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar. bedeli bu kadardır.» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. Ama bunu yapamadı. 3) Hemen kırmayı düşündü. Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar. Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki.» dedi. O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim. «Keski. O sanır ki ayna ondan başkasıdır. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır. Şûra sûresi. Öteki kendi kendine. . Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim. «Eğer bu ayna iyi ise. Remizler. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil. bu bakımdan daha sağlamım. belki ihtimal vermezsin. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine. Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir. «Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer. o tanıklar ve para cezaları olmayaydı.» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile. (M. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir. «Ey üstat. deliller gösterdi. Buna tanıklar. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu. onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme.» buyurulmadı mı? Sözün kısası. oradan ayrılmak istemedik. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu. 113. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk. çünkü o benim dostumdur. «aynayı getir artık sabrım kalmadı. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar. Ben de velinin velisi.Bana velî diyorlar. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin.» Dedi ki: Şimdi ey dost. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi. doğru kal! Doğruluk göster. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir. dostun dostuyum. «Ben gönlü kırıkların yanındayım. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem. en zor işler kolaylaştı. eğilimi daima hakka doğrudur. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır. Bir defa ona desen ki. aynayı eline vereyim. Dedim ki haydi öyle olsun. Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir. «Hâşâ. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı.» Tekrar gönlü razı olmadı.» Ayna işi ince bir iştir. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz. bahaneyi aynada buluyor.

o silahtar oğlu için. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. Kışın üşümemesi için eskiden. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun. Bir gün diyorum ki. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin. Doğru sözdür. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir. Evet o da vardır. Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir. midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır. H. nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun. cihanın maskarası olmuşsun. Çünkü günahlar suçlar vardır ki. Bir aralık ben sana. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır. Alâeddin de bir cim ri idi. Ancak onun himmeti buna engel dir. . kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. harcadı. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. «o onu suçlandıramaz. «Sözü bugün söylemelidir. «O söylüyorsa kanını dökeriz. Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. «Konuş. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir.» dediler. Şeyhlerin kuvveti başka başka olur. Onun mutlu sözlerindendir. bugün bütün suçları işlemiştir. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür. Musa' ya yakın değilsin. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. divan erleri bil selerdi kaparlardı. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. Onlar. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. anlat onları. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin. hiç bir işi yok. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar. Evhad. kapılar açıldı. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. onun hiç bir şeyi. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. sen de de söz varsa bana söyle. maksada uygun düşsün. gönlüm ona yabancı kalamıyor. odundan. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. söze gücüm yeter. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. baş ka bir işi yoktur. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. Ben de. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. işitir. ancak bu sözden başka bir söz işitir. Sen kimsin. çok sağlam bir devlet sahibidir o. âlemin parmakla gösterilen adamı. Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki. (M. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum. Ona yetişmek için uğraşırım ve. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun. «O bilir» dedim.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur. «Başka şeyler işitiyorsun derim. Ancak undan. Güzel sıfatları arasında utangaçlık. 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. senin sözün nedir. bir temel üzerinde yürümek gerektir. giyecekten birşeyler gönderilsin. «Sen. İşte bu iyi bir alâmettir. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd. geniş meydan açıldı. sakınıyoruz. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. Onun ancak iki hüneri vardı ki.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum.» diye şaka yaptığın için incindi. güzel söz. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu.

Cüneyd'e. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar. çirkinliğimi gösteriyorum ki. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz. O. başkalarının sohbetinden soğuması.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. bunu başka bir dervişten sor. Hadiste. Bu şeytan hayalidir. 5) Biri. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı. Halbuki şarap haramdır.) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. A. Ancak benim sözümdür. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır. yoksa size kusur bulmak değil. Ramazan orucu nasıl farz ise.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki. Çünkü onların yaşama zevkini artırır. onları başka âlemlerden dışarı götürür. gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir. O. Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. Biri de. beni olduğum gibi görsün. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. ne Kuran'dır ne de hadistir. Her âyet ihtiyaca göre iner. ikincisi de onu işleyene aittir. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır. Başka söz de hatırıma gelmiyor. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. hem çirkinlik yönümü anlasın. o haramdır ve yasaktır. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim. sebepten dolayı indirilmiştir. mest eder. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır. Bunların. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar. «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. Bir başka semâ da. onlara göz yaşı. onların öldürülmesini emir buyururlardı. Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır. yorumlar ve özür dileyerek der ki. (M. Hazreti Muhammed de (S. belki onlarla konuşamaz.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . burada melek hayalinin bize yeri yoktur.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi. Bu da hal ehli erenlerin semaidir. Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu. O. Halbuki derviş sözü naziktir. Beş vakit namaz. onların sohbetine katılamaz. onun sözü değildi. o perde de. öteki Mağrip'te harekete geçer. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır. yapılması farz olan semâdır. Gerçi bir sema vardır ki. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum. 10 dervişin keremi idi. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar. Mevlânâ'nın yüzü güzeldir. melek hayaline bile razı değiliz. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. Semâ. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. çirkin tarafımızı görmemişti. Hem güzellik yönümü. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır. Bu o demektir ki. yufka yüreklilik getirir. aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider.» buyurulmuştur. İncinme. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır.» diyor. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur. Dervişin biri onun mezarı başına gitti. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür.» diye şüpheli bir söz söyledi. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. eğer sahabe bunu kullansalardı. Hakka kavuşturur. hoşlanmamasıdır. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. şimdi elden gitti mi.

onu aramanın yolunu gösterir. kafa işi değil. Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var. «Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz. Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler.» Öteki. biri balıktan bahsederken başka biri. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır. Öteki. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. «Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam. Şiir: Akıl. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. kümes kuşlarına karış. aşk bu bağları çözer Akıl der ki. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. ne riyazat var ne de başka bir şey. alaylı bir kahkaha ile. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. hep biri birini tanıyan. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın. arkanı o kubbeye. Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi. gerçekleyen kimselerdir. «Evet bilmezsin sen. yavru hemen suya atlar. Nasıl 'ki. deveye benzer. bir ok atacaksın. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. benim yurdum o denizdir.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi. halim de. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz.» dedi. bir kubbe vardır. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir. Ana tavuk etrafında çırpınır. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu.» Şu hale göre. Onların sözleri de. okun düştüğü yerde hazine saklıdır.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir. biraz (M. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. «Balığın şöyle iki bacağı vardır. tanıtan. açıklayan sözlerdir. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış. İşte seninle ben de böyleyiz. kişilerin bağıdır. «Sen sus. Evet bütün bu sözler oraya dayanır. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git. Mısra: Bu gönül işidir. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran. onun suya girmesine imkân yoktur. gelin. Bana diyordu ki. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır. Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi.» dedi. bir birini tamamlayan. o daha uzaktadır. Peygamberler. Kimse bu halimi anlıyamadı. yüzünü kıbleye çevireceksin. deniz kuşlarının hali gibidir. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama. ama o kümes kuşudur. Vaiz öğüt verir.

Nasıl ki dünyaya kapılanlar. yalnız şu kadar var ki o. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. sözlerine hayran olurlar.» sözü de bu anlamdadır. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. nasıl olur da . çocuklarınki serçelerin. Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz. Elini yüzüğüne götürdü. bir zümre de yakın mertebesinde. on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. nihayet müslüman gider. Şu kadar var ki. Allah rızası için sever. onun yüceliğini seyre dalarlar. yoksul bir zamanında satmıştı. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir. Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı. Hekim de geçen hikâyeyi anlattı. Cennete gider. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir. birer birer hekime kadar dayandı. Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun. Hekim. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim.» der yahut da onu tutup. O. sevgiye tutulan dünyayı da. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. hatta cennette bile. Öyle bir insan ki. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü. bu sözü söyledi mi. Biri dünya yönünden olur. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu. Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. Bunu satanları aradılar. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür. ahiret de dünya erlerine haramdır. diyeyim ki. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. Bu ne hoş çekiştirme. bu akiki. ahireti anmayı unuturlar. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. Allah gayreti ile kin beslerler. onlar bunu bilmezler. Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur.onun elleri kuruma-dı. gönülleri sağlamdır. Kendini yokladı. kıyamette de beni bulamazlar. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı. ayıklık yoktur. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur. ahireti de unutur. «Cimrilik ediyorsun. Şeyh dedi ki: Halife. göğsünü yardı. şüphe içinde gitti. onu çok uzman bir hekime götürdüler. müminlerin ruhları ak kuşun. Bana göre. Hele onu siyah bir aslana binmiş. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M. Demek oluyor ki. Hallaç (Mansur).Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar. Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır.» anlamındaki yalvarışı olmayaydı. aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu. doktor dervişin mezarını açtı. tıpkı akik taşı gibi olmuştu. semâyı yasak etti. otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir. ip ve urganlarla hünerler gösteren. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. . kâfirlerin ruhları da. selâmet gider. kara kuşun kursağındadır. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. 7) Benden ötürü. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona. onda hiç bir şey göremedi. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu. imana gelir. «Dünya ahiret erlerine. Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. insana kendini bile unutturur. Hastalandı. Derviş öldü. O. dünyadan el çekmiştir. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki.

evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca. hep yenecek şeylerden ibarettir. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. Kelâm bilgini Şahap Herive.» diyen kimse büyük hata içindedir. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti. . Benim halimden haberi olmayanlar.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok. Boğulacağını anlayınca. suçsuz idi. ondan da ileri geçmeye çalış ki. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu. şaşıla-<cak bir şey yoktur. Ta ki bizden. onun arkasından yürür ve ona uyar.» Muhammed Güyani ona demişti ki. «Bu zor iştir. ona güvenmiş. böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir.» dedim. Hakkın âyetleri de böyle olur. 12) buyurulmuştur. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M. Sen kimsin ki. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. «inandım.» dedi. çok ağlamıştı. Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar. onlar için gelmedim. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. Orasını Allah bilir. Nihayet o. batıla inanır. Nihayet o.Bil k! benim gözümden damlamıştır. «Evet konuşurum. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. «Şüphe sevmektir. ondan sonra gidersin. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır. Bunda. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi. O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. Nasıl ki. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın. nuru ve ululuğu vardır.» (Muhammed sûresi. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı.» dedi. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. Mucize de böyle yapar. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin. başka bir renkte görülmüştü.» dedi. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. hali gördü. niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır. Âciz kalınca secdeye kapanırlar. Onu sıkıştırdım. başını çöllere çevirmiş.» dedim. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin. «Fetvada akıl hiç hata etmez. Haccac ona. ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir. Nahiv'den (Sentaks). niyazdan. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı. Onun azığı nefs ile olur. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. Nasıl ki. Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın. ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır. o ki asılsız şeylere.» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. «Ey kaltak bacılı.» Diyordu ki. o zaten havadan ibarettir. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi. Çünkü o. on kat örtü içinde gizleseler. Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. «bari seninki öyle değil.» diye yalvarıyordu. Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım. sana önceden bunu söylemek gerekirdi. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. Şimdi mademki bu perde açılmıştır. lügattan anlar. «Aklın fetvası budur. Nihayet. Nasıl ki. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun.» diyen Firavun gibi.

ten ile kaynaşırsa belâya düşer. saygı görür. Bu gidiş onun için ölüm değil.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir. Gereklidir ki sen. «Ne yapayım?» diyordu. Olgun görüşlü olanlar. O. Hazreti Muhammed (S. Hazreti Ömer. Ömerin elindeki kâğıdı çekti. Hazreti Mustafa (S. dostlar elde eder. neyler üflüyor. Can. ibrahim Ethem kendi kendine dediki. O gitti. suretten manaya gelelim: Ten. Sözünde. artık onun bir hasreti kalmaz. bu hevesle mallar bağışlıyor. Allah gözle görülebilsin. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı.» buyurdular. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. İbrahim Ethem. tekrar yatmıştı. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi.» Şu hale göre. Bunlar. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates). Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah. ölüm başkadır. azap olur. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. O kendisini.» Bir gece taht üzerinde uyumuştu. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S.» derler. insan mahkum olmazsa hâkim olur. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır. Şah kendi kendine. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir. genel olarak bu iş çok zor görünür. Bekçiler davullara tokmaklar.A. torunları. çubuklar vuruyor. her sıfatta güçlü kuvvetli olasın. oraya gitmek için çırpınırdı.A. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. gürültüler koparıyorlardı. göçme başka. O tarafta mal görür. belki bir alemden öteki aleme göçerler. belki nefsinde velilik olan kimse velidir. başım yastıktan kaldırmış. dehşete düşürdü. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış. Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu. Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu. Bu âlemden gittikten sonra da. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. o kudretlidir. Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir. dileklerini öteki alemden bekleseydi. dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. Şimdi gerektir ki. . can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. Kendisinden bir haber çıkmadı. bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi. benim izimden yürür idi. «Bu hayatta ve bu dünyadayken. susacak yerde susasın. İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım. Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi. Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. Canın.» görür demiyorum. kudret sahibi olasın.» demezler. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. beri tarafta cana yakın kadınlar. Türlü zevkler bulur. tamamiyle bir şeye verse idi. bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu. «Divane misin?» dedi. iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin. Arifler. o zorlukta kalmazdı. susmasında kahir (M. 9) Ruhun güzelliğine erişmek. «Allah hazırdır. onun evlâdı. Diyordu ki: Can. Bağıramıyor. cevap veresin. Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. cevap verecek yerde. gürültüler işitti. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu. Veliliğin manası nedir? Askerleri. A. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. canlar da onun arkasından gitti. belki hayat olurdu. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez. «Biz âciz kimseleriz.).). Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki.(M. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır. 10) yerinde kahır. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur.» ibrahim Ethem. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz. Ancak dışarı vuran. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi. Belh Sultanlığından çekilmeden önce. dışarıya vuran bu ışığı görürler. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri. îhvanı Safa derneğinin.

imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. «O halde. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik.» Mücevher beri tarafa geldi.» (Cuma sûresi. ama «Ey köle al şunu. Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez.» dedi. «Nasıl. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır. Şahın bütün mülkü.» Sultan.» demedi. gök bilginleri. Bu konuda. Padişahtan. Ayaz. mücevheri aldı. Ayaza yaraşır. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur. (M. halinin açık ifadesini onda bulursun. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. Öyle bir Allah ki. Şah içinden. Bu söz ayna gibi parlaktır. Allahyı aramaya o zaman koyulursun. Gerektir ki. «Ahin. «Peki. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. kolunun içinde saklamıştı. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış. filozoflar.» dedi. en uygun hareket bağışlamaktır. Ayaz'a dönerek âdeti dışında. onu süzüyor. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor. şu halde hazırlıklı ol. Bu şimdi hazineye yaraşır. «Ey Sultan şu mücevheri al. Sultan. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. Onun Sarayında yetişmiş. perdeciye bir mücevher vermişti. bu ona bin kere daha hoş gelirdi. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. Şu halde. «Şahın heybetinden titremek.İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez. «Hoştur. Ama o daracık evden geniş bir eve. feryadın ne yeri?» var dedi.» diyordu. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. Doğrusuna bakılırsa. titriyordu. «Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin.» demek istiyordu. Perdeci. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir.» dedi. Halbuki. o iş iyi bir iştir. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı. ölüme âşık olursun. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz. gerçek Allah erlerinden. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. «Sultan» sözünden gücenirdi. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş. içinde bahçeler1. Dilediği gibi söyler. Sultan. Edep dışı bir söz olur. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin. Padişah. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki. yine fazla bif söz katmadan. Ayaz. akar sular vardır.» diye korkuyor. «Hoş mudur?» deyince de. ölümü dileyiniz. onun dünya hasreti daha çok artmıştır. Her taraftan ahlar. saf bir nur gibi onu bekleyesin. bunu sana mutlu kılsın. Ayaz. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler. güzel mi?» dedi. Allah. kır bunu!» dedi. «Niçin titriyorsunuz. bu mücevherin dörtte birini bile değmez.6) Şu var ki. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. 11) Bu öyle bir imtihandı ki. Padişaha bakarak.» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir. Bu parlak bir aynadır ki. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince. «Ey yumuşak huylu Sultan. ölüme hazır. feryatlar yükseliyordu. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. Sultan Mahmud (Gazneli). Ayaz. Perdeciye sorar.» der gibi. benliğim senin benliğinle dolmuştur.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. dünyaya hasreti daha azalmıştır. İşte o göçmeye ölüm denmez. Kuran'da haber veriyor. iş onların . hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar. büyük bir saraya göçer. içinde aklın. edep terbiye öğrenmiş. Nasıl ki Allah. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. vezirin vekilidir. Nitekim Allah Kuran'da. Padişah. «Böyle değerli bir mücevheri parçaladın.

onu sevin ki. Bu hal bütün hünerlerini örter. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez. gözü ayıp ve kusur aramaz. Bazılarının da karınlarına kan dolar. bir dilekten ibarettir. Evet. Bir insan da vardır ki. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur. Ama veliler. İbrahim Ethem. Senden. böylece onları seyretmektedir. çok mal feda etti. Haktan bir istekte bulundular. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. bir taraftan şikâyet eder. Burada. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin. Gerçek aşk için söylüyorum. Öyle bir insana. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. yaptığı işin yaratıcısıdır. O.» deseler. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. yani alın yazınız böyledir. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun.» Değişik. her ikisi birlikte toprağın altına giderler. O. diye bekleriz. asın beni. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul. belirmeye başladı mı?» diye düşünür. Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. hareketinde. bir gerçek Cebriye. nebilerin işi değildir. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. biz de duayı artıralım. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. (Ç. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı. «Ey Allahm. İyi adamın gözü ayıbı görmez. «Beni besle. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. görüşüne göre. «Zaten ben de onu arıyorum. alınyazısıdır ve değişmez. hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. Hakkı arama . bu. Bu yolda başları dönmüş. «Ne beyaz. Kendisine. Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. bütün âlemi sular kaplasa. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse. oradan acele acele geçtiklerini görür. «Seni asacaklar. Âşıkta can korkusu yoktur. bakalım Allah ne buyurur. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. O. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir.» demekle yetinirler. Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye. O âlem de. bir de taklitçi Cebriye vardır. ince manalar vardır. ne de adımlarını sıklaştırır. Başkaları ne anlar? Cebriyede de. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin. (Ç. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. o ölümsüzdür. işini gücünü bırakır. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar. kul. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. Sonra gönlü daralır. Eğer sen. tezgâhını terk eder. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. bir dilek dilemediler ancak «İnandık. Nebiler. Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir. Bunlar isterler ki.)). bir gün dükkânını. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki. o âlemden aşağı inmişler. öteki taraftan. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter. «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. «İnandık ve gerçekledik. işinde (Determinizm) mecburdur. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum. yatarız. «Acaba bendeki. Zaman zaman bir köye gider. İşte bunu söylemek.» der.)). malın mülkün de değeri yoktur. Hak yolunu arıyordu. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. Gündüzleri gizlice oruç tutar. «Nebilerin haline (M.dediği gibi değildir. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. Onlar. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki. insan. Sonunda. renk renk yazılar yazmamaya bak. Bu değişiklik de Cebir yönündendir. Mevlânâ. beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler. O. serbesttir.» dediler. Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü.» derler. O anma ve araştırma ki. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür.

Seni canımda saklıyorum. kendi sözü kendisine senet olur. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan. sopadan kıvranması gibidir. üstü başı yenilenir. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. Ateşe gider ama nura düşer. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. îşe baştan başlamak gerek. o sahtecilerden daha iyidirler. çeşitlidir denilemez. yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. bu sözden de hoşlanır. bunu başkalarına söylesem incinirler di. bir âşıkm «Keski olsaydı. 13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. Seyyid başka. Senâi başka. O diler ki. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür. O. işine gider. Bilmiyor ki bu iş tersinedir. Şimdi bu ha-raketiyle. heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. yani vezirin gözünü öpmekle. İstemiyorum ki.hususunda yükselmiş bir ses değildir. O havadan geçinmeyi bırak. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. Sen heva ve heves için yaratılmadın. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. Buna. O nura koştu ama ateşe düştü. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir. gözlerde değersiz kalasın. bir takım sınıflara ayrılırlar. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması. Yukarıda sözü geçen vezir. oyunlarının bv yalan söylerler. bu zamana şeyhlerinin. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir. gönülde düşünce olasın.» dedi. Bunu bir divane bile söylemez. Şah. her tarafından sarsın. onları gözetmez olur. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. reyhanlar. Ekmeklerini 'kazanmak için. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. ötekilerden üstündürler. Yani. Bu söz ona erişince hoşlanır. aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. o başka demek imkânsızdır. Dervişlere karşı saygı göstermez. Nihayet. Öteki de lâle bahçelerinde. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür. . O. Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz. Olmıya ki. âşıklarının başına değişmem. Bu yönden. Heva ve heves bahsinde kalmıştık. Şimdi mademki o bir ateştir. Bu öğütü canında sakla. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler. O. Gerektir ki. «Doğru söylüyorsun. onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir. bir yıl bu huyunu terk et. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. artık herkesle şakalaşır. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. Çünkü onların hep-. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. Gerçek eski pabuçlarının tozunu. Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. bu oyuncular.

Yüz bin küp dolusu şarap. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler.» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. 'Bu sopamdır. madem ki uçuruyoruz gider. Meğer sözden mest oldular. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum. Halbuki Peygamberler. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. o sırrı herkese duyurmak . Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır. Onlar için de bir perde vardır. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti . bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun.» dedi. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver. Şimdi o dolunay uykudadır. Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş.» Birine sordum: (M. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi. Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. Padişahın biri. Çünkü sen o insan değilsin ki. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar. gerçeğe uygun değildir. Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid.» buyurdular. onun gecesidir. «Sen güvenli adamsın. bu perdeyi kaldırsınlar. diyor ki. kitap getiren Resuller bunlardandır. Allahya şükürler olsun. Bu büyükler ve ergin kişiler ki. yazamadılar. üzerine dayanırım. konuşurlar uğraşırlar ki. «Buna yol verin. söz söylemiyorum.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle. Senin zamanından bir şey açıklanırsa.Kahır. Büyü yaparlar. Fakat sen onun kahır sıfatından. o gibi kimselerden değildir. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir. kahır sıfatından üstün gelir. «Sen de Alla-hın kulusun ben de. önünüze serilmiştir. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir.» dedi. 'Elindeki nedir?' diye sordu. Kuran'dan bir çare bulur. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. şu varlık alemi onlar için var olmuştur. İsterse düşman olsun.» dedi.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda.» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var. Allah ile birlikte. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz.» Yani bu Peygamber. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun. Bizim o çömezlerimiz. ümmetine olmayan bir şey bıraktı. ona bir sevgi aşılıyabilir-sin. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir. Lütuf sıfatı. zamanede bir eşin daha bulunsun. onun perde-sidir. hiç fazla söz söylemesin. bununla koyunlarımı sürerim.. Başka bir vakitte perde yoktur.» Geceye uzan dedim. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler. Önce sözü anlayan ve bilenler. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler. o yarım işte. o da. Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır.» dedi.. uzaktan bu hallerini sak-layamadılar. Sırlardan bahsediyorum. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti. dar yerde kalmazlar. Nasıl ki. Şah hiç iltifat etmedi. Bu yalandır.

Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez. her gün başka bir işle uğraşmaktadır. Allah’a ant içerim ki. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok. bunda bir sebep vardır.» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. «Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. Bu. halvete çekilmiş hak erenlerinin. ya aranılanın işiyle meşguldür.» dedim. sahabeye ve ümmete söylenmiştir. 30). şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz. Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır. bu sözün suretinden bile başları döner. ben ki Allahnın elçisiyim. herkes dilediği gibi konuşur. «Allah bir topluluğa verdiği nimetini. bu da sebepsiz değildir.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur. Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki.» Ben de dedim ki. kendimden. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar. Yani ey Mustafa (S. 29). halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış. Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından.» (Dehr sûresi. Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. O. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. hem görünürde. Yani siz isteyemezsiniz.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur. sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz. ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir.» (Rahman sûresi. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür. 54). yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen. Eğer sen kendi temizliğini. bir eserim yok ki. 15) Güzel huylu isen. «O. hayinlik. O. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır. ya arayanın. sende kincilik. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular. kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır. Sözden daha ileri geç ki. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir. «Bizim söz ile işimiz yok. hırsızlık yoksa. «Allah bilgin ve bilgedir. genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki.A.A. Muhammed'in (S. heva değildir.bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler. sen nasıl bir uzaksın. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır. Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü. bundan neşeleneyim. Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu. Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. Sen ne isen osun. Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor. ben isterim. tek . Sizi hiç ihmal etmez. o gizli hayinliklerden içini arıtırsan. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M.» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar. Allahnın. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki.» (Enfal sûresi. iyliğini gözetir.

geniş alanda mana daralıyor. Eşek durmadan sahibine pisler. mana eksikliğinden değildir. yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır. Dostunun mektubunu okuyamaz. Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi. bir elif dışarı fırladı. Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin. «Sen kimsin?» diye sorarlarsa. At onu her türlü tehlike ve belâlardan. Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır.» (Kutsal hadis) buyuruyor. Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim. Hazreti Muhammed (S. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. O. günün (M. onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir. Nasıl ki o. Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır. Bu perdeden başkası da yoktur.» der. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür. onu yermesine benzer. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. ondan tiksinmez. işte o kadar. eğer sevseydiniz. Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. belki de mânanın parlaklığındandır. Ama Sultana. Görmez misin. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar.başıma dışarı fırlatmış. hep kendi kuruntuları. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. o sırrın kuvvetini göstermektedir. bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar. Şimdi de benden dinle. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. saatin saatliği. hep kendi mektubunu okur.» der. öteki de. sen o olmadığın için onu incittin. bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür. Sen niyaz gösteriyorsun. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. Hak ile Halk arasında. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker. Çünkü Hazreti Muhammed (S. Allahnın sevgilisiydi. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. doğar doğmaz konuştu. harfler silinir. «Ben. ona karşı kör ve sağır olur. Hele derneğin bozulması. bu. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. İsâ Peygamber. O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin. Bu söz. «Benden başkası bilmez. yedi yüzü parlak. onun bekçisi ve kapıcısı olur. . size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi. O eksik düşünceli cahil. Şu zamanda. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. Gerektir ki. bu varlıktır. elifi anlayanlar her şeyi anladılar. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır.» sözünün iki anlamı vardır. Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar. kendi hayalleridir. A. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır. Nihayet söz alanı geniş ama o. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti.) de kırk yıl sonra söze başladı. Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem. O. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar. bu başka mesele. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır. kubbelerim atındadır. yalnız ve hâlâ o mektubu okur. «Sen kimsin?» diye sormazlar. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. O zaman susmak. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. İşte bu misal.). öteki de arapatma binmiştir. Âşık olmayan bir saz sanatçısı. dostlarım. karanlık ve bâtıl sözler. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez. Kula. O perde ise.» Şiir: Hoşgörürlük. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. Allahın kuluyum. dostların dağılması. Bu. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir. O senin düşmanın idi. Anam babam öldüğü için kurtlar. iki gün iki gece yem verir. Biri dosdoğru anlam. Onları benden başkası bilmez. bu sözleri hiç söylemezdi. Bütün perdeler tek bir perdedir. ona «Afiyet olsun. Allah. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar. Bir şeyi seven. Halbuki. «Benim velilerim. 16) günlüğü. A. Mana aleminden.

bu da nefsine ait bir cenkleşmedir. Bunu bilmemek de. 20) buyuruluyor. Tekrar binecek olsam. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur. (M. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir.» dedi. Allahnın bu cilveleşmesine karşı. yarın yine gelirim.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. çarçabuk ahıra koşar.» diye düşünüyordu. Nasıl ki. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim. Suyu getirdi. 18) îşte o. ancak başka yönden dirilir. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre. bunların onlardan haberleri yoktur. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. «însan. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir. 17) gülmeye başlar. somurtur. Musa. Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım.)) diyordu. içten kulluk etmekmiş. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım. «Hayır. onların sözlerinde başka bir mana vardır. «Nasıl olur. Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir. (Ç. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki. Yolda yürüyen bir adam. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir. sen böyle şeylerden arısın. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. kımıldadığı vakit. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir. ondan incinmiştir. Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı. eline iki su testisi verdi. Yani her varlık Allahdan bir görünüş. o dört kuşu öldürdü. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa.» Erkenden yemekler hazırladı. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin. Biri diyordu ki. ama başka yönden dirildiler. «Hoş geldin. O sırada bir derviş geldi. Kuran'da. Bu gidiş başka bir gidiştir. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır. baktı ki. somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz. O dört kuş ölmüştü. Allahdan ayrı bir varlık yoktur.» (Müzemmil sûresi. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı. Yüzünü kendi tarafına çevirir. «Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. nefsiyle yaşıyanlar başka. «Hayır. Çünkü ona. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır. «Su getir. Bir kimsenin davasını onun manası için. Tartışmayı bırak. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi. Allahnın ne ihtiyacı olur ki. hemen dördü birden dirildi. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M. Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı. kalbiyle yaşıyanlar başkadır. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan. Derviş. git yemekler hazırla ki. bir kimsenin manasını da. o aşk ve sev* gi harekete . Nihayet bunlar. gülüşür. Meğer bunun sırrı. Vakit gecikti. olgunluğun olgunluğudur. Bunu bilmek bir olgunluktur. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu.» dedi.» öteki de. böyle bir şeye perde olur. «Ey Ulu Allahm. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür. bir ırmağa rastlar. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde. «Başüstüne.» dedi. seyis bilir.» dedim. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım. «Nefislerinizi öldürünüz.» dedi. Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki. davası için öğrenmek isterim. Marifet sırlarından. bu sözleriyle. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır. ama Allah da ona karşılık. boğulacak. çünkü yol budur. ama ondan başkası da değildir.» (Bakara sûresi. Fakat. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler. Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim.» buyurulmuştur. Kuran'da. Ancak niyaz ehlinin niyazı. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu. sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi. ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir. bunların hepsi hazır ama su eksik. Başka biriyle de hoş geçinir. içine düşecektir. Çare yoktur. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin.» dedi. «Allah rızası için bana ekmek ver. Kalbiyle yaşıyanlarla. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir.» dedi.

Bunların geri gidişleri. Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta.» dedim. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M. Birini iki yüzlülükle. Bu dost yardımını her kim kabul ederse. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz. çünkü sendeki benlik ben değilim. Şüphe yok ki. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir. Heva nerede. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim. O sendedir. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. Biri geldi. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum. kahır ve zulüm kalmazdı. Öte tarafında sana kuvvet gelir. «Evet sende görüyorum. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. O baş salma heva olur.» dedim.» dedim. «Allah onları sever. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. ona hasret teraneleri yollamaktadır. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki. Bugün suyun öte . daha ileriye atlamak için olursa iyidir. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır. ama ben sende değilim. O sakat hükümleri. ona bağlanmış olur. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın. bu ırmağın suyu geçilecektir.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok.» buyurulmuştur. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün. O sofî îmad sarhoş olur. Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur. Bana dedi ki: «Mert odur ki. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. «Bana bir sır söyle.» dedi. Müslüman. Allah kullarına getiriyorsun. düşünceleri tekrarlardı. Kılıç kalmaz. Artık başka hiç bir karşılık vermedim. Kendi kendine.» dedi. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş. Ama Mecnun sen değilsin. yardım ve kolaylıklar görürsün. onu görüyorum. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı. Kâfir.» dedi. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. Onu isteyin. kadıdan örnek verdi. Bundan geri kalırsan. Onların işleri o muhabbetle gelişir.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize.geçer. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu. Muhammed dininde uydurma bir şeydir. seven gözlerle bakmalı. Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk. Uydurmacıların sözünü bırak. ötekini de dosdoğru söyler. «Nasılsın?» diye sor. 19) üç ihtimalin dışında değildir. haydutlar seni zebun düşürür. «Keski onun zamanında olaydık. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. Doğudan Batıya kadar. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. Halifenin sarayında halvete koydular.» Benim içim dışım hep bir renktedir. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir. irfan ve felsefe yönünden bakarlar. Onun iki sözü vardır. başını sallar. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır. onun sözlerini işiteydik!» derler. onun sohbetine ereydik. Halife erken sabah mumlan yaktırdı. düşündü. Uzun söz burada kısaldı. Ona öyle bir gözle bakın ki. Ama ben sende kendimi göremiyorum. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. kendimi onun benliğinde göreyim. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. Bana. sevgiliye. onu kendi benliğinde değil. onu dikkatle gözden geçirdi. Halbuki. «Bu. Ben sizin kulunuzum. Yahudi bunu geçecektir. Saatlerce başını önüne eğdi.

Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. «Sen bilirsin. Şüphe yok ki. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. «Bu vasıflardan uzaktır. hüküm senindir. Nasıl ki. 20) Nişabur şehrinde. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı.» Ne söyledi ise söyledi. eğer. Katır. onların suretleri senin ruhunla birleşir. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir. Bir külhan ambarını getirmiş.» dedi.» Diyordu ki. Kuran okumak gönüle sefa verir. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek. «îş. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm. «Evet. yankesici! O sende. Bu yüzdendir ki. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki.» O öfkeye ve sertliğe başladı. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım. içten ve dıştan bir anlayıştır. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa. sözden'daha sağlamdır. söyle. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim. kend si de öyledir.» dediler.» . O hırka. ama bizi yanıltmak istiyorsun. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar. (M. bir bakışla yokuşun sonuna. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı. Bazıları vardır ki. gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki. «O. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar.» Tekrar tutturdu.» dedim. sana yoldaş olur. Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa. bayağı bir şeydir.» derse.» «Hayır. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur. Ben söyledim sen bırakmadın. o da onlara. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim. onların ahvalini öğrenirsin. Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar. (M. terbiye etmek istediler. güzel huyludur. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder. Şimdi tekrar görüyorum ki. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak.» dedi. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım. Bu sefer de. Bizim yakınımız. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. parlak gözlüyüm. bir çok incisiz sedeflere rastladı.» Ben de imkân bulunca. öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın. yumuşattı. öyle bir yüce âleme gitti 'ki. fena değildir. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet. «O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. Kuran'da. hiç bir şey istemiyorum. onunla öyle kaynaştım ki. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. iğne atacak yer yok. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki.» derse. O cevher. Peygamberleri dile getirirsin. O. Çünkü o olgun görüşlüdür. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki. Ben. Evet.» (Necm sûresi. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim. îlk saf daima.» «Ey dolapçı. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. bir gün eşsiz bir inci bulsun. Bu söz bir zümreye acı gelir. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. ant içerim ki o sedef bende yok. «Sana ne lâzımdır?» dedi. «Hayır.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı. cefadan şikâyet etmezsin. aldanmı-şım. açık söyle söz nedir?» dedi. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır.» Burada deveden maksat şeyhtir. sedef hikâyesini anlattı. Cevap verdi: «Hayır. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu. Değmez. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile. öğüt dinlerken içleri müslümandır. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. bütün âlemi dolaşırdı. felsefe derler. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. «Sabredersen. Demek ki. «Buraya yerleştir!» diyor. Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim. İlim. içim onun ateşiyle doldu. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. dinin ışığı olurdun. Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur.

yapacağın işi söyle. «Hayır. İbrahim. bu girdaptan herkes kaçar. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı. üç günde anlarım. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki. Gösterdiğim yol da niyaz. «Rahmetin öfkemi geçti. gam çekmem. bir pabuçcunun karşısında otururdu.» Yani sizde böyle yapın. Bu öyle bir girdaptır ki. O.» derdin. O arif bizlerden değildir. yalvarma yoludur.» demek istedi. Hazreti Ali buyurdular ki. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. dostu ateşe fırlattı gitti.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı. onu ancak fırlatıp atan bilir. fenalığın cezası misli iledir. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. Bize göre Hak yolcusu birdir. hayır. armağan sunmakta ağır davransalar bile. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun. Bunu niçin söylüyorsun. her gün hurma yerdi. ben de rahmetten yaratılmışım. Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki.» dedi. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki. Bakkalın biri. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin.» demiş olmana rağmen. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa. o niçin çıkışsın? O. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki. Rahmetin ayağı böyle olur. 22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir. «Göreceksin ateş kimi yakacak. bakkal yine . dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın. halk gelip ayınncaya kadar (M. Ziyaret edenler niyazda. o cefa unutulsun. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi.derler.» Eğer onun hali öyle olsaydı. Bir hizmet etmek gerekir ki. dostları sınamak gerektir. denizde bir girdap vardır. beni içine alacak. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur. Öteki. Bu ateş her kime yakın gelse. Rahmetin ayağı kahrı tepeler. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım. kahrı ve öfkeyi yok eder. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin. kendinden geçer ve hastalanır. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi. Nasıl ki. görelim kim kimi yakar?» Allah. O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır. «Ben dünyaya tapanlara söyledim. kabiliyet. Ancak yüzücü kaçmaz.» O gün. Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir.Bu. dirhemleri başına atılmış. Gerçi bazı kimselerle tartışırım. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. dövünmeye başlar. Diyelim ki. Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir. imtihana ne lüzum var?» Öteki. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz.» «Bildiğin gibi değil. bil ki yüce Allah buyurur ki.» diyebilir. İbrahim dosttur. istidat. ancak yeter ki halinde susma olmasın da. Bilgeler bunu gerçeklemezler. filan kimse de böyle niyaz ediyordu. korkunç bir girdap. oradan geçilebilir. Bütün denizciler bundan kaçarlar. düşmana ne yaparsın?» . öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı. Onlarda bir ateş vardır. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin.» dedi. bu takdirde rahmet. buyuruyor. Şah ise niyaz ile doludur. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı. belki çok hoşuma gider.» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda. Mademki gam çekmiyorsun. kavgaya tutuşmuş. Evet. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir. Tablaları dökülmüş.» diyorsun. rica ve niyazda bulundu. hali ne olacak diye sınadı. Bu bakkal. Hayır.» diye ona çıkıştı. Konuşmasa. ona öyle bir ateş gelmişti ki. «Aman ateş geliyor. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum. Ancak başkalarını da yakalar.» dedim.» Mademki gam çekmiyorsun. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz. ancak iş gerektir. «Bismillah!» dedi. Onun halini. öfkelenmişti. Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun.dedim. Nemrut. Bu hal şimdi senin başına gelseydi. O saatte. Ben öğünmüyorum. Feryada. «Dosta böyle yaparsan. yine ziyaretleri boşa gitmez. dünya işlerinden feragat gerektir ki. ben yol gösteriyorum.

elini istemiş ve öpmüştü. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı. . Cefaya karşı tedbir almak gerektir. onun için teklif tekellüf yoktur. dükkânın köşesine otur. Bu ok Hakkı bilenler içindir. kurtuluşa erenlerdir.» Veziri dedi ki: «Padişahım.» di-yesin. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan. Kabul edersen yazarsın. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor.» (Kehf sûresi. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır. Ancak Ay'a erişilebilir. Şimdi görüyorsun ki. Vezir. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. Yusuf Peygamber (S. Bu adam bir in-•ci arıyordu. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim. O Ay güneşe erişemez.hurma yemeye. söyle. «Başka suretle ziyarete imkân yoktur. İster yayılsın.ttiği zamanlarda da söylerim. işte onlar. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın. onu karşımda tutarım. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı. Bu öfke yumuşaklıktır. Biz ona yol bulalım. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim. söz başkaları içindir*. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın. ama o gözleri kavrar. bu ok kendine isabet eder. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu. asıl işin özeti o sıkıntıdadır. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz. bu yoldan başka geçit yoktur. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. o cefanın b'. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır. karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer. anlamındaki âyet. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi. Oklukta kalanların da başka işleri var. sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur). gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme. alaşağı ederler. Nasıl ki. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı.» (Haşr sûresi. nefisleriyle savaştılar.» Şah. 103) buyuruyor. sen bunu bir pula bile almıyorsun. ben Allah yoluna gelin diyorum. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı.A. gramere vurursun. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum. Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir. Kuran'da. malları ile. bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır. Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde. Nimet günlerinde de. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı. 9) buyuruyor.» Şaha haber gönderdiler. bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. oranın yasak olmasından değildir. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın. Ben yolu senden daha iyi bilirim. Aşağı in. Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz.» dedim. cevahir tüccarı da ben. inciyi rüyasında görmüş. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri. Çünkü o sözün.» (Tevbe sûresi.109). Tüccar. her neyin varsa ver. Şaha da haber göndererek bunu astıralım. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı.» diyorum. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. Allah. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar. Aynaya bakar. «Onlar. onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından. onu vurur. o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. Ben inci hikâyesini anlatıyordum. Kerem ve cömertlik alanında. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır. Ama aranılan incin'. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki.n nasıl ve nerede olduğu. o rüyaya inanmış ve güvenmişti. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. (M. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı. kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil. (En'am sûresi. Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi. Padişah.). o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. ister yayılmasın maksat bir öğüttür. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. ama Güneş Ay'a yetişebilir. «Söyle ki. Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. doğan gibi uçar. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz. «Allah yolu budur.» «Evet.» demişti. O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da. ona saygı gösterir. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki. Kurtlar. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. O yol da dünyayı feda etmektir. «Onu gözler kavrayamaz.

Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı. hem mana isitesin. Nasıl ki adamın biri.» diyorsun. Şimdi. akıl bir şey buyurur. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir. Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu. İçimden birçok büyükleri severim. marifetleri kalmamış olmasıdır. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir. 25) yüz çevirince de. A. iş birliği gerektir. Bana şovenlere de dua ederim. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu. Onlar bana nereden çattılar da. Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. «Ulu Allahm. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi. Bu ters anlama. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın. Çünkü gerçekte. Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. bana hıncı var» diyor. sen bana uyuşmazlık öğret. yaşlı isen gençleşmek gerek. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi. şu saatte mazeretim var. Bir iki kere açıkladım: Bende. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı. Onlara karşı muhabbetim vardır. «Allah hidayet versin. ama ona bir şey diyemezlerdi.» Bu uygun bir iş değildir. «Ben falan yere gidiyorum. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu. hem başka bir iş yapasm. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. gibi kimseler. Onu 'anlatmaya yeter. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden. Tatlı daha iyidir. iki parmağını oynatarak. bazıları da ihtiyarsız olurlar. «Beni kıskanıyor. Bu şuna benzer ki. bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar. ondan azıcık bir örnek getirmişler. tepsiler götürüyorlar. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi.» der. Velilerin sözleri nerede. Ancak çok içerlemişlerdi.» derim. «O halde size ne?» dedi. Yani hem ince manalar dinleye-sin. sen nerede? Sonra. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum. turşu efendinin istediğ dir. tartışmadı. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim. Allah her şeyden üstündür. «Bu velidir veya veli değildir. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez. Az çoğu gösterir. onun doğru olduğuna delildir. ama o derece galip değildirler. Eğer sahabe. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. onların nişanı. «Niçin gelmi-yorsun. . kapı dışarı ederlerdi. «Allah yoldaşın olsun git. altından çıkabilirim. O.» der. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır. hem yiyesin.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. kulağiyle. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar.» diye cevap verr. işin aksini öğrenmedir. «Turşu getir. Hayır. efendi.» diyerek imdat istediğini görmüştü. Sonra efendi. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar. İki iş'bir arada nasıl olur. ben sana niyaz öğreteyim. Kederliysen tazelenmek. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir.» deyince. doğrusunu söyleyemiyorum. Heva ve heves onun aksini ister. «tatlı getirin. Sahabe. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim. Bir marifetten bahsedemezler. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun. onları doğru yola yönetsin. Hazreti Muhammed'le (S. ama açığa vurmam. ben gelmiyorum.» deyince. 24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler. «Bu saatte başka işim var. Aksilik yaraşmaz. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun. Bu doğru değildir.» der. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. Uşak. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. Halbuki bu yolda söz birliği. Başıyla. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı. uşak «Hayır. bulanık suda boğulmuşlardır.(M. yani söz az mâna çok olmalı. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim. Onun sözlerinden ve işinden (M.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi. Onların diledikleri biraz gecikir.» der. Gerek ki iki işi bir arada yapasm. «Dönüş zamanında gelirim.

Şikâyeti. . «Nasıl bilmem. «Bu adam «Ona vuralım.» dediler. kervansaraylar yaptırıyor. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım. O arada. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. «Bana senden fayda gelmeyecek. Adam. Bu öteden beri bir töredir. başlamıştı.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü. ney çalarmış. 56) buyurdu. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz. etrafım sararak. Adam yüzünü yukarı çevirdi. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum.» «Ne söylüyorsun. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır. Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun. Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi. ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir. «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar. herkes Allah için tekkeler. Doğru bir söz söylersin. Delikanlı ayağına kapandı.» (Kasas sûresi. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi. lat ki dinleyelim.» dedi ve sordu. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar. Bağdat'tan kalktı. o şehre yollandı. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu.» dedim. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun. Ahmed ki-zararak yerine oturdu. (M. «Hiç bir niyetim yoktur.» (Ra'd sûresi. sen fena etme!» dedi. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir. «Evet. şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu. ne de hoşlanır.» dedi. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der.» dedi. Doğru sözlü adam bunun üzerine. Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi. bu gürültülerin sesi azizlerdendir.» dedi. Ben bu karışık işleri çok yaptım. Meğer ki. Ben bunu Allah için yapıyorum. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım. ağlamaya başladı. İyi yapıyorsunuz. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım.» dediler. Ahmed gülümsedi. Hazreti Peygamber. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd. «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez. diye geçiyordu. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi. «Evet» dedi. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez. Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur. Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi.» diye bağırıyor.» diye kendi kendine hayret eder. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu. dileğine kavuşmuştu. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki.» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi. Halk onlara nasıl sorabilir ki.» dedi. çok kere de içlenir ve zevk duyarlar. Yolunu yürü ey eşek! Sen.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır. «Bunu biliyorum. Hoşa gider o söz. Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti. biraz gülerler. «Şüphe yok ki. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi.Hatırlarından. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın. bir kadının kulağına kadar gelmiş. Artık dayanamadılar.» Cüneyd söze başladı. bir taraftan da yellenirmiş. Cüneyd içinden. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. ne o köprü geçen eşeklerdensin. içindeki irfan buna (M. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. onu yorumlamak istersin.' buyurmuştur. Allah yardımcınız olsun. Hazreti Peygamber. 27) Bundan içlendi. 26) engel olmuştu.» dedi. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler. Kutsal canlar. onlarla kavga ediyordu. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus. sen. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi. Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. bir şeyler anlatıyordu. «Olmazsa şehirden sürelim. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim.» dediler. onlar iyi ediyorlar. ne de o buna imkân ve meydan verdi. Hemen yüreği yerinden hopladı. 12). Sana yol yürümek gerek. Uzakta bir yere oturdu. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum. Bir şeyler an.

Yoksa âlem çok dönektir. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım. Bu yol gönül kırıklığı. ahiret nedir?» Öteki. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki.i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. beriki ateşe tapar. Allahnın işi sebepsizdir. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur. öteki yıldıza tapar. Şimdi böyle b:r adam nerede.» dedim. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu. tarife sığmaz. «Bu konuşulacak bir konudur.» dedim ve ilâve ettim. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir.ne geçen bir akça. Onu yüklenmekten kaçındılar. Ona dedim ki: O değirmeni satma. ayaklanmıştır. «Buna gerçekten güç yetmez. Bana göre arayan Allahdır. dil daralmıştır. Bana dedi ki. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. Halbuki insan bunu yüklendi. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. Sana bir sır açıklandı ise. Görüyorsun ki. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır.» Belki. Ben «Yoksun kalmasın. ancak onun içi o sudan rahatlaşır.» dediler ve susmadılar. Mevlânâ sanıyor ki. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile.» Bu yol. huzura. başını önüne eğerek. Bunu sana açıklayamam. Bazan da. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. 'Biz emaneti göklere. Doğruya. Bir adam vardır ki. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır. «On hıyar bir pula satılıyor. başka hiç kimseden duymadık. «Bu nükte. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar. Derler ki: Fahri Razî. arayandanım.«Ah şu benim kötü nefsim. «O şöyle söyledi. «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz. O gün Cüneyd' in. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır. «Âlem halkının sözünü söylüyor.» dediler. Karanlık.' (Ahzab sûresi. ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım. bu haldeydi. dağlara gösterdik. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz. ondan çekindiler. bir yolda kâfirin biri su götürür. Yani Allah bilgisidir. Onlar sıfatlar âlemine giderler.» der.» dedi. Dünya fenadır. rahata kavuştun. daha sevilmiş kimselerdir. ama o. O. «Peki. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. Ama bu noktadan kaçıyorlar. «Yarın. Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz. Bunlar Hasan. çünkü senin nefsin diridir. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır. Çünkü âlem binbir renge girmiştir. Bütün bu din savaşçılarının. (Ç. bu bize göre küfürdür. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz. onun da suya ihtiyacı vardır. uzaklara gitmez. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi. öğrenmekle. Mutezile (Mutezile. Bu manaları. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar. elbette aç kalmaz. Kelâmcı-lar. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler. derneklerde onların sözleri dolaşır. bu sözler. Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur. aramızda ayrılık baş gösterir.» diyordu. Mutezile yolu değildir. Çünkü onların (M. tek bir ton ile konuşulmaz. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır. yerlere. O. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır. o insan benim. üzüntü ve çaresizlik yolu. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el. Biri Yahudidir. Tarikatlerin. Öteki. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki. hep yolu anlatmak içindir. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. Ama benim inancım öyle değil. «Sıfatlar. 28) dilini halk anlar. Peki ama. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. Söz. Nasıl ki. temiz ışığa dönmüştür. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir. «dünya nedir?» diye sorar. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz.» cevabını verir. tefsir ve Kuran . dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur.» dedi. senin hesabına döndüreyim. bulanık günler geçmiştir. o şöhretli pirlerden daha olgun. çeşitlidir. «Ahiretten başka olan âlemdir. Mimberlerde.

Kuran'da. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet. «Çünkü karı yalan söylüyor. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler.» dedi. oraya kadar git. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim.» dedi. 29) Allahya ant içerim ki. «Bir daha söyle. «Bizim Allahmız yoktur.» Cebrail. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu. Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S. tatlı canlarından daha değerlidir. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi. Diyelim ki.» dedi. «Niçin. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın. Halka kapının dışındadır. Fakat.» dediler.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. hangi taraf güvenlidir. kurttan.» diye boğazımı sıkar. meleklerin gayretindendi. en son vakte kadar bağları çözülmez. «Beni bir adım geçti.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. bilirim» dedi Allah. sonra doğruluk gösterirler. Dünyaya tapanlara göre bir pul.» dediler. Halka. evin iç özelliği ise başkadır. . İblis olurdu.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil. A. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır. Bu sözden.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti. Okumak hususunda gerçektirler. penceresinin halkası bile dışardadır. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan. «Sözünden değil.» Halil de.» dediğim zaman. «Ben öyle bir sofiyim ki. «Bu zindandan kurtulacağım. Sanırsın onların canı yoktur. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa. nebiler âlemi hangisi. sonra Musa geldi. Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu. adımdan adıma. «Benim koyunlara ihtiyacım yok. Dediler ki: «Mal işi kolaydır. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır. Cennetlik olanları cennete.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır. Yolcular onu feda ettiler. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner. o gitti. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı.» Bazıları da henüz anlayamadılar. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit. Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun. karıştan karışa. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın.» «Evet. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. Onların gizli sırları haktır. tehlikelere katlanacaksın. Ben de diyorum ki. yuvarlanır düşersin. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun. cehennemlik olanları cehenneme götürürler. bu işi yapabilesin. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler. şehre bir fitne düştü.) yaraşan adım sende yok. (M. bir çok kimsenin kıblesidir. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler. delalet eder. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir. kıyamet ne hale döner. onlar için hayat meleği vardır. imtihan edin. Behlûl'ü yanına çağırdı. «İşittik. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır. «O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler. onun yanında. Eğer öyle olsaydı. hiç vakit geçirmeden gelsinler. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki. dünyaya tapanların katında bir pul. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur. Halife. 30) Dünya müminin zindanıdır. Onları kıyamet meydanına getirseler. O kapının halkası değil. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak. dizden dize fark vardır. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. kimseyi göremedi. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi. vuruyorsun. falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar. «Size ufak bir sır daha açıklanır.» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler. Bundan sonra dikkat et ki. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın.» Behlûl karıya taş vurdu. Sende Firavun baş kaldırdı. kıyamet meydanına gelmesinler. taşın arkasından çıktı. nurdan başka bir zincirle bağlanırlar. hırsızdan. Ölüm meleği ne gezer.» dedi. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün. ben seninle beraberim. «Ben onun yüzünden bahsediyorum. (M. bir kere de oğulları ile sınayalım. kıble'dir. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı. Ya Malatya yolu. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki. hak ise açıklanır. Eğer. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. Halbuki yüz bin Fahri Razî.» dediler. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz. Tâ ki yol zahmetine. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş. «Sayısı elli bin sene olan bir günde.» dedi. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki. inandık ve gerçekledik.

«Uyu ki başına bir taş vurayım. daha bilgin görünürdü. nur üstüne nurdur. onun ayağına kapanır. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. tâ ki o nüktenin arkası gelsin. Fakat o uyuyan adam. Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz.» (Araf sûresi. Başka bir zümre de. başı döner.» Çömlek içinde olanı sızar. bir zümre de etmez. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. Ama niyazsız gözyaşı. n'yazsız namaz. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. bugünü. Ama akıl. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. Bazıları derler ki. teşekkür eder. Mevlânâ. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. A. iş içindir. Aşkın zevk ile. Akıllara sığmayan bir sohbet değil. Diyelim ki. Olgunluk . ona göre yine uykudadır. Biri dese ki. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. cevherdir. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir. Nasıl ki. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. nur üstüne nurdur. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. mezarın içine birlikte girer. Şu halde ona âşık dersem bu. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım. iş söz için değil. fakrdan başka şeyler de maraz'dır. acılarını unutur. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. içteki o pisliğ. şu altınlarını alayım. insan yaşlandı mı çocuklaşır. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi. Şaka söylüyorum. Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. «Bana kibrit lâzım da onun için. «Hayır. Bu sözü yalanlamam. ama her gözyaşı da değil. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. (Ç. Buna hiç itiraz edilemez. Ancak susmak ve teslim olmak vardır. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr. uyuklama başka türlü olur. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir. Âlem daha dünkü varlıktır. Görmüyor musun ki. Kıyamette de sah biyle beraber olur. onda uyku başka türlü. O maşuk ve sevgili idi. Hazreti Peygamber (S. şifa. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. çok umutlar vardır. «Büyükler manaya bakarlar.» derler. Ama bu sözüm herkes için değil. Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar. yarını olmayan bir sohbet. öteki. mezar başından daha ileri gitmez. Biri yanına vurunca uyanır. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar.» Altın sahibi. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır. konuşan biri söze başladı. «abdest üzerine abdest. bugün ve yarın ile ne ilgisi var. Olgunluk bunu gerektirir. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. «Niçin böyle söylersin?» dedi. O âdet doğru olmaz. umuda kapılırlar. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled. ezelden beri vardır. bir nükte söylemek istiyor.» O memlekette Yahudiler. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür. «Adam daima uyanıktır. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. Aşk cevheri. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır. belki 'açmak isterim. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir. doğru söylüyorsun. oradan herkesin kımıldanışı onadır.» dedi. Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir. hep uyanık durmak zorundadır. Yahudi olaydın. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir. kendinden umut kesersin. kafanı kırayım da seni öldüreyim. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı.» dedi. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner. «Keski.) rüyada bir hırka verdi. Ama her ağaç bu surette değildir. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. Bu söz ona yaraşmaz. Bize. yanlış bir harekettir. Umutsuz olma ki. zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez.» derim.» dedi. Herkes kendi pirinden söz açar. Hak ehlidir. belki dünü. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir.» Şöyle dedi: «Arkadaş. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. Bunlardan birinin yanında altın Vardır.Şimdi söz. «Arkadaş. din bilginiyim. Onlar önderliğe yaraşmazlar. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. Burada hiç başka yol yoktur. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak.)). Her zaman için gelmez. Hiç bayağılaşmadı. maşuk yani sevilen manasmdadır. Abdest üzerine abdest. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz. Eğer gönlü uykuda ise. Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. Fakrdan başka her şey araz'dır. Bir zümre onları takdir eder. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. Fakr. 203) buyurulmuştur. artık uykudan uyanır. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır.

Doğru sözden sıkılırlar. söz dinlerler. bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. çabuk çabuk yemek ister. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur. ama.» derler. ancak bir lokma lokma daha yersin. Diyelim ki. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler. benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. Bazısı gelirken. Bugün bazıları vardır ki. makam sevgisi tesiriyle ağlıyor.» şüphe yok ki hoşuna gider. Çünkü bu fikirle getirebilirdi. Onun arkasından da bin mesele çıkar. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir. belki de mevki ve.» diyesin. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir. kırlara kaçmak gerektir. Şüphe yok ki. Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir. istedim ki. niyaz ve .) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. ikiyüzlülükten hoşlanırlar.A. Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun. Nasıl ki. kusurum çoktur. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. Bir zaman îmad ağlıyordu. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir.» gibi iltifatlarda bulunur. Eğer o sözü kabul edersen. sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki. Çünkü onu ulular. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı. Dikkat et ve iyi bak ki. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur. Eğer Allahsal bilge. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. bazısı da giderken gönül açıklığı verir. Tâ ki. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. fakire sorulan. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum. «Sizi çok özlemiştim. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz. Hikmet meseledir. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan. Gerekirdi ki. Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister. bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. dilek ve istek yolu ile değil. Artık beni kınamayın. Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir. Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. bahsi kavrayamadım. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman.odur ki.ilk sözün bereketi kaçmış olur. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim. Çehremin rengi ciğer kanındandır. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir. mana galebesiyle dilleri tutulur. biricik şerefli insanısın. Doğru söylerler. (M. her manada görünürler. bin defa da söyleseler. Bu şaşılacak bir şey değildir. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin. başka bir derse başlamazdı. sana o gün bir acıma hali gelir. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. Yine olgunluk odur ki. Bu halk. ellerimi yakalayarak. merhamet ve yufka yürekliliğinden. fikrin hiç değişmesin. bana düşman oldu.

Adam içeri girer.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam. bir pul almak onu öldürmek demektir. bu sefer onları tutsak eder. bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter. Nasıl ki. zahiri korur. garibin yeri de kervansaraydır. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur. O. dama çıkar. onda kurtuluş müjdesi vardır. tâ Hakka kavuşuncaya kadar. «Peki. bir adamı bekçiler yakalamışlar. Her kim. Bir halet de yoktur. Ama ona yetişemezler. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim. Zındıklarla yoldaşlık hoştur. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır. Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler. medreseye gelmez misin?» dediler. oturur. Senin soru sormak ve.). her vakit onu hatırlar. her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. Muhammed Güyanî.» derler. onun veliliği henüz açıklanmamıştır. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. ister bu tarafa!» yapacağını yaptın.» derler. . ancak evi gözetler. biz de sana yapacağımızı yaparız. Halbuki kurtuluş doğruluktadır. mümin kişidir. kendi imanı ile doludur. Nasıl ki. Sonra. Mevlânâ Selâhaddin. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. o. öldürürler.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. dinlemekten de acizdir. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. Hattâ kıyamette de.yalvarma yolu ile dinlersen. evinin kapısına kadar götürür. Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa. İster o tarafa gidin. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz.» buyurdular. dış görünüşü. Bu söz de kendi yerine gider. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. «Bu adam doğru söylüyor. Sırat köprüsünde de. «Hüküm senindir. «Bekçiler de. onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik. isteyeceğinizi onlardan isteyin. (M. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz. aşağıda bekliyorlar. «Böyle değildir. Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki. Ben onlardan değilim. bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki. Bu Filaneddin ki. onun sözü kendi aslına döner. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. bu meclis hoşuna gider.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler. «Kâfirdir. Onların zamanları değerlidir.A. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu. Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir. ama hiç ürkerler» derviş. öyle istiyoruz ki bize. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi.» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi. o söz geldiği yere gider. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor. 33) Bir zümre sandılar ki. Onlarla önce dost olur. Ama bendeki feragat onda yoktur. ben gideyim de bir şey konuşmayın. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse. o. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka. onların hoşuna gitmiyor. Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. öteki sordu. «Nasıl konuşuyorum?» dedi. Bir söz ki. Hazreti Muhammed (S. «Siz burada oturun. Ben garibim.» Bekçiler. mertçe ve uyanık davranır. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. aşağıya seslenir: geldim. beni küfürle damgalarlar. Eğer söz ona kalırsa. gönül rahatlığına kavuşur. Eğer bu onda kalmazsa. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim. Şüphesiz ki.» dedim ve bilmiyorum. Ben evime (M. dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. O köşecikte bir kervansarayda idim. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur. O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. söz söylemekten de.» derse onun boynunu vurur. acaba ne konuşuyorlar diye der.

Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar.» demezsin. Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar. sana buseler vereyim. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez. ayıpları örter. kendi nefsini hoş eder.» buyuruldu. . Bu. «Ona ruhumdan üfledim. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi. çünkü. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı.» «Bugün kaç azası var?» dediler. Dinini incelten. Sen kendini aptal yerine koy.» nüktesinin aydınlığı ile bulur. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez. Pehlivan. Padişah. «Ben kâfirim. Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki.» buyurulmuştur. Ola ki. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır. Her ne bulursa. Bunlar beni tanımıyorlar. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz. burhandan Hakkı arıyorlar. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et. Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei. Bir tesadüfle oradan geçiyordu. Cenhennemin çepeçevre dikenliği.» demişlerdir. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu. Sık sık Peygamberden cehennemi sorar. Meselâ bir keşiş. Başları döner. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir. Beni koru!» dese. zayıflatan adamın da belâsı hafifler.» dedi. «Ben onu öldüreceğim. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. Bir adam da vardır ki. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak. İkinci sıfat da niyazsızlıktır. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse.» demiştir. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir. hemen yerinden sıçradı. bir kere olgunlaştı mı. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. Müslümanlık yolu bulursun. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor. on hayal doğar. O lâtif yol uygunsuz görünür. bir Müslümanı öldürse. Her neye değerse karartır. Benden burhan ve delil istiyorlar.» buyuruldu. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum. «Aranılanın son merhalesi arayandır.» dediler. Adamı getirdiler. mürit. biçarenin biriydi. Ama mürit. «Allahaşkına. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından.» derler. yere atardı. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz.» dedi. Mademki karanlık başlamıştır. ama Haktan burhan istemiyorlar. Bir gün Al-lahtan olacak ki. Yalancı pehlivan. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar. ona karşı. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum. bir zavallıyı yere vurdu. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. Gam çekme. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer. tasalanma. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur. o da Müslümanlığa heves eder. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir. Müslüman insanı incitmez. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim. Emir Kabus da: «Yücelikler. ona yaklaşmaya daha çok çalış. o dikenlik pek hoş olur. «Müslüman. öldüreceğim onu. hep gül ve reyhan kokar. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak. Yani. halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. Müslümansın. Sen o Mecusî değilsin. kullukta ileri bir hatundu. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. «Onu bana getirin!» dedi. başkalarını hoş etsin. Nasıl ki. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur. ancak onu korursun. Bir Yahudi bile onu fırlatır. Nasıl ki. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler. 35) öldürse bile aman verilmez. ama burunlara ateş kokusu gelir. Onlar Ye'cuc nesli gibi.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi. müminsin. Sordular. ya yol yoktur derler. ondan bilgi edinmek isterdi. Bütün bu söylediklerimizle beraber.» öldürüyorsun?» «Ben. kendilerine perde olmuştur. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir. muradın çehresi sana görünsün. uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar.» de ki. Müslümanı (M. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir. Ama bir zındıktan. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı. senin evine sığınarak.

Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur. Tâ ki. Ebubekr-i Sıddık'a baksın. . O deniz. bu vahiy sırasında. renk ve kokularını kaybetmişlerdir. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki. hep altın olur. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. o bundan ürkecektir. Nasıl ki önce de anlatmıştık. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir. ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. cehenneme yaraşır. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir. O sanır ki. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki.» diyecekler. iman nuru dolayısiyle kaçar. 70) Ama iş böyle olunca. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. bütün bu halk ve bizler hep öküz.» «înşallah cennetlik olurum. belki zehir saçan bir dağ yılanı. Eğer bir kimsede. Allah kelâmıdır. cana can katan bir su ile beslenmiştir. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. ne de yakın meleklerden biri sokulabilir. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur. Cehennem ondan utanç duymaz. «Aramıza. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi. Allanın kullarından bir kuldur. Onun getirdiği müjde hoştur. Ona kılavuzluk gerekmez. başında külah görünce de. cennete lâyık bir adam görürsün. abasını çıkaracak olsan. Başka bir (M. O birinin hırkasını soyarsan. o şeyh.» buyurmuştur. ansızın gamlanır. Bunlar tövbe ederlerse. bir neşe gelir. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder. Başka sebepten değil. Kendinden söylediği o söz. çömez bu sözlerle coşar. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir. Bakırın önünde benimle beraberdir. Cebrail ile de vahiy gelirdi. sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır. güzel. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler. Birinin sırtında hırka. bana hal olmuştur. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. Kadılıktan ve mansıptan. ne bir kitap sahibi peygamber. Çünkü sarhoştur. (M. Ola ki. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur. Yılanı anlayan dostu da onu tanır.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre. görünebilir. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini.» diye bağırdı. onun yoldan çıktığına karar verirler. eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. o.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım. Deryanın âdeti. sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. Bedir çenginden gitmişler. bazıları sence olağan şeylerdendir. Ateşi de bana erişmemiştir. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. Hak yolcusu. Peygambere. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. Nasıl ki Hazreti Peygamber. Velilere ancak bir yoldan gelir. Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. onda coşkunluk yoktur. dirileri batırmak ve öldürmektir. Ben yolda söz söylemem. pek ergin bir adam olmalı. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar. çünkü o soğumuştu. Kara topraktan filizlenmiş. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil. Allahın öyle kulları vardır ki. Bugün. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar. «Olabilir ki. 37) zümre de vardır ki. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır. hararetlenir. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur. el ayak oynatmazsa. başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. Ona ne desen içi coşar.» (Fürkan sûresi. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar. 36) «Bu imamlar. kalp yoluyla da. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil. kavrulmasın. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur. Bu nükteyi söyleyen adam.

Halbuki o çabuk başarılacak işi.» dedim. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir. Ama hangi fayda? Bir âlemde ki. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur. Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur. Kendiliklerinden bir iş yaparlar. teneşirde gülüyordu. Her kim tyizim dostumuz olduysa.» Ben o mazereti kabul etmedim.» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun). îçimden gelen bir ses bana diyordu ki. «O halde. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor. sana değil.» dedi. Şeyhin yaptığı iş. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal. elimizi duaya kaldıralım. belki faydası vardır. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. Allah gönlünde bizi şirin göstersin. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim. bundan Nil suyunun . sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar. bir zümre ondan mahrum değildir. derman ve tedavi kabul eder. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil.. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir. tıpkı. «Ölen filan kadın.Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum. Çünkü veren derhal onu kıskanır.» dedi.» dedim. Dostlara da tavsiye edelim ki. Çocuk. «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma. maşuk üzerine hüküm erişmez. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan. Bazıları da bu işleri yapar. dua etsinler. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı.. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören.» dedi. (M. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler. Öğüt vermek mümkün olmayınca. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur. Ona. taşa bile tesir eder. En az sadaka da. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin. 38) Şeyh. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz. bir gün sen demiyor muydun ki. «Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun. «Orası çoraktır. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı.» diyen zavallıya benzer. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır. «Bugün maşuk sensin. şüpheden kurtuldun en sonunda. Ama bu daima beni sorguya çekiyor. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır.» Hastalıklar da vardır ki. Vaiz da.» (Meryem sûresi). «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. bir kaç curcuna çalar. Ariflerin sözünü söyledim. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim. «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler. Ama sohbet için söylemiyorum. dua edelim. «Selâm sana. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse. seni taşlattırırım. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı.» dedi. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun. bundan hoşlanan kimse. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek. Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. ama kendi nefsine hiç öğüt vermez. «Evet orası öyledir. ekin ekilmeye lâyık değildir. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki. lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler. Hakkın.» Şeyhlik feragattir. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim.» «Öyle ama.» O halde. iki yüzlülük ettim. Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler.

Eğer böyle sözler söylerse. ikiyüzlü konuşmasından. aksine olarak edepsizlik ediyordun. düşkünlüğün. onlara veda edecekti. Aynasındaki pasları artırır. Nihayet çürük bir umut kalır sende. çünkü genç bir erkektir. belime bağlıyayım. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar. Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı. o korkunç aslandır. Âşık. bu ne hal?» dediler. onları birer birer bana anlatıyor. Halbuki.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. Önce yapmış olduğun hizmetler. Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır.» dedi. ama Şeyhi görmüyorsun. bundan hoşlanır. Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. hep birden.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez. Derviş hikâyeyi anlattı. öğüt sözleri onu karartır. Rüyada bir söz konuşuyorum. alçalmanın netice-. Beni kötülüyor. bütün gününü tapınakta. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan. düşürüyordun. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu. ona çirkin gelirse. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. ne işinde ona inanmak istemiyorlar. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından. «Artık gidiyorum. Ancak onun zannına göre: Şiir: . Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. ne rüyada. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. Yani •o Şeyhten. Öyle bir hareket yapıyorsun ki. bu halden sakın. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın. ne de uyanıkken onu göremezsin. onu aydınlatır. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti.» Arkadaşlar.si budur. işi Yâsin'e kalmıştır. Her kimde mutsuzluk varsa. bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. Sebep açıktır. Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. onu kınamaya başladılar. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır. O daima meşguldür. onlardan daima kaçınırız. kendi zünnârını koparıp attı. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır. Yazıklar olsun o hastaya ki. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki. şefkatin kesilmesidir. hepimiz birden belimize bağlayalım. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork. her yerde onu kovalardı. şefkat sona ersin. «Bir zünnâr satın alayım. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu. göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi. Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. genç bir kadını vardır. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. :Şeyh. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. (M. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil. Ne sözünde. Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar. «Biz de bunu uygun görüyoruz. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. On tane zünnâr alalım. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır. «Hayırdır inşallah. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki.

O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. Yani bu sonuncu ikram.» diye düşünür. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim. toz kaçmıştı. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. «Sen bizlerden değilsin. Şimdi. İşimi çabuk bitir. o sese kulak verir. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. Gramerci üstünü başını parçalamış. esreyle okunur. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. düştüğü pislik çukurunu göremez. 41) Herkes etrafına toplanır. Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular.» der. sıkıntısından boynuna bir tabla astı. elbisesini.» dedi. «Elini uzat!» der. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. ikinci defa. kesesini çalmışlardı. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir. nağralar atar. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder. Ama adamın kuvveti yetmez. Gramerci onu da aynı sözlerle savar. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir. bizi uyandırmak istiyor. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. Rebap üstadı Ebubekr. Halk.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim. Maksat sen idin. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine. Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez. halvete çeker. önce ettiğin ikramın. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu. çırılçıplak bir haldedir. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder. Söylediklerini onlara helâl ettim. sen bizlerdensin. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. kadı adamın elinden tutar. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. «öyleyse tut şu elimi. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir. Bu tablayı da çaldılar. Gramerci. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir. o da aynı şekilde. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. 40) daha uygun olur. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir. Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır. Kardeşi nihayet dayanamamış. bize onu anlatmak. herkes. öteye beriye savurmuş. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek.» derler. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız.» diye seslenir.» diye geçip gidiyorlardı. «Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun. «Bu adam böyle adamlardan değil. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz. Üçüncü bir adam. üzerine sular ve gülsuyu serperler. şehrin etrafını dolaştırır. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor. halka işaret eder. Malı çalınan adam. Hakikatte onun sesini bilmez.» demiş. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. Öteki. Gramerci yine nağralar atar. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. «Geç!» der.» Başka biri gelir. Biraz sakinleşince. Demiyorlar ki. benim dileğim budur. «Bizim işimiz var. o dilek aşikârdır. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir. Gündüz olunca biri karşısına çıkar. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler. «Kardeşim. O kuvvet bir serma> yedir. Ama dost ile düşüp kalkmak (M. Aksaray yolunun başına. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu. gitmek zamanında. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. Halk etrafına toplanır. (M. ona. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca . Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar.» Şimdi. Herkes. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der. Cuha'nın şöhretini duymuştu. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. Her ikisi de bir adamın eşeğini. «Bu ses filanın sesine benziyor. o kervansarayın yanına gittik. Nasıl ki yine bir gramerci. ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar. «Ver elini. Şarkısını tekrar eder. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz.» der. Bir gün. Biri yanına gelir.

Çünkü ben bir şey kaybetmiştim.» dedi. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir. O uykuda sofinin işi tamam olmuş.» «Evet doğru ama. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz.» dediler. hamamda. Kadın yüzünü açtı. «Bak yüzüne delikanlı!» dedi.» Vaiz. kâh dolap çevirir.» dedi. başına koydu. kâh çift sürer. bizim sahbeti-mizden ayrılma. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki. onun kazancıyle geçinirim.» dedi. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi.» der? Gaza. Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra. Misafirlikte. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan. «Vardır. Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. O da evvelki gibi ileri yürüdü. «Ben varım. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi. hastanın ilâcı. Vaiz. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu.» dedi. Kadının biri ayağa kalktı. bir gün mezarlıktan (M. Tekrar umutlarıma kavuşmuş. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi. «Sofu vaktine bağlı bir insandır. Ebubekr'in gözbebeği oğludur.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var. Onu sen biz'm için koru. Nasıl ki Hazreti Peygamber. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et. onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti.» dedi. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil. Değirmene buğday götürür. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar. Vaiz. «Bu delikanlı onurludur. Vaiz. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı. öküzü önüme katayım. «Beni ara sıra ziyaret et ki. «Ey avratlar. Kadın mimberin önüne yürüdü. beklemiştim.» dedi. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani. Ebubekr. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz. «Beğendim!» dedi.» dediler. çöpçatanlığa davet ediyor. serdengeçtiler.» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı.» Üçüncü bir kadın göründü. Delikanlı. bu babta hayli hadisler naklediyordu. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. Sen hiç harbe girme. odun taşır. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim. «Ama. ayakyolunda. «Bir öküzüm var. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur. semâ âyininde. sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor. şeyhine ve başkalarına hizmet eder. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi. pazarda. Bir gün bir harp sırasında. evleneyim. 42 )dışarı çıkmıştı. «Evet gördüm. «Senin oğlun hamle etmiştir. kırda. Ama biliyoruz ki. Hemen kalktı kerpici Öptü. kâh su çeker. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır. «Hangisi daha uygun ise onu kabul et. Hazreti Ebubekr de geri döndü. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var. Eşek sürücülüğü yapamaz. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın. Onurludur. Vaiz erkeğe dönerek.» dediler. gazada dışarı çıkma. su taşır.» dedi. hangisini istiyorsun?» dedi. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. çabuk kararını ver. «O halde kendini göstersin. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. yüzünü açtı. Genç. bağ yolunu tutayım.» anlamında bir hadis daha vardır. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. muradına ermişti. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar. Kalabalık arasından biri kalktı. ancak meydana fırlayan o pehlivan. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer. hulâsa her yerde yanından ayırmadı. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur. hatta evli erkekleri arabuluculuğa. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı.teşvikte bulunuyor. sevgi artsın. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi. Her ne kadar. ben garip bir adamım. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı.» dedi. Bana bir kadın gerektir ki. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler. Yıllar yılı umutsuz kalmış. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler. «Ama. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . mescitte.

Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler. kaybolan şeyleri sevmiyorum. Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir. Bu da onun için iyi bir talihtir. hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından. söz söylemek edebe uygun değildir. Âşıklar vardır ki. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür. Bilmezler ki.» derler. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir. açıklamasa da. Hakkın bir kulu. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. teşbih ile. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. Ebrar için iyilik sayılan ameller. «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. «Sevenin gözü kör. O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar. mabetledir. hakkıyle müslüman olamaz. (M. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır. onları şiddetli azap ile alıp helak etti. küfür de iman olmadıkça. Âlemde görünen her bozukluk. «Ben. «Kalp akça varsa onlan ayır.» der. Şiir: Zabitliğin düzeni. Zünnâr. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz. İşte dost da. İman küfür. Ama eğer sarraf âşık ise. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir. Eğer bu makama baş koysaydın. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli. halkı sapkınlığa düşürmek olur. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur. 43) Söz ustalarının yanında. . Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir. yoksa benim dostum olurdun. Nasıl ki Hazreti İbrahim. din ile.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir.» (Elhâkka sûresi. batan. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin.» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. Âlemin viran olmasına sebep olur.» buyurulmuştur. konuşanın dostu veya müridi ise. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak. her âşık çirkini güzel görmez. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur. 10) buyurulmuştur.» derler. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. Kale.» (Bakara sûresi. küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. Bir azize bir elem erişir. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. onun kendine güveni kalmamıştır. içinde değil. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi. kulağı sağır olur. her şeyi olduğu gibi görürler. 60) Duyurulmuştur. Nasıl ki. diğer bir anda da pek soğuktur.» demişti. dürüstlük ancak senin dışındadır. Nihayet perdeyi kaldırır. Fakat kale. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır. îhlas ehli odur ki. «Müslüman iyidir. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. geçen geçti.hakkında günahtır.

» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. öküzler yüzükoyun düştüler. bundan niçin haberin yok? (M. Nefislerini değil. kurtuluşa erer. Bu üçüncü bölüme giren herkes. ikiyüzlülük yapıyordum. nefsin riyazatıdır. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez. aynı şeydir. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki.» demektir. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı. Ama yürütmek mümkün olmadı. Bunu kendi kendime yapayım. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki. Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı. bir saat de yiyip içmekle? O. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım. muamma söylüyordum. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor. Üçüncüsü caiz. Ancak şu vardır ki. Nasıl ki. benimle tanış. Nasıl ki. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. tecelli tecelli üstüne gelir. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler.» «Hayır. Ama bu cennet. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki. O. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü. Çift demiri bir engele takıldı. seninle kaynaşmam. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. Bunda bir uygunsuzluk yoktur. yani imkânsızlıktır. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır. bu nebiler ve velîler içindir. 28) buyuruluyor. müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. Bu da nefsin terbiyesi. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. derler. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. aşkın özelliği şuradadır id. Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. sağlık aramaktan. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'. bunlar. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. Biri vacip'tir ki. kulağı sağır olur. Ama onlar derler ki: «Hayır.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir. Bu mümkün müdür ki. ümmetleri hak yoluna çağırmaları. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam. ileride oturur. bir saat ibadetle meşgulüz. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. Bir kere felsefeye başlayan sensin. Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da. düzeltir. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım. ayrılık insanı pişirir. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin. Demirin ucunu yakaladı. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. tekrar dirilmeniz. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş. Bu nüktenin benzeri. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür. iki kaziye ve üç bölümdür. Peygamberlerin. «Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun. 44) Ey parça gel. Olabilir de. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. ama bir türlü yerinden çıkaramadı. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse. bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş. dedim. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım.» (Lokman sûresi.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım.» dedi. olamaz da. Halbuki açık konuşmak gerektir. Allah işitir ve görür. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir. Sevenin gözü kör. Sağlığı korumak. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun.» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. ikincisi muhal. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer. «Sizin yaratılmanız. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye . onlara karşı. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette. kötülüklerden içini temizleme yoludur. yani denilebilir ki. Bu işin ne değeri var. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. derler.» buyurulmuştur. Çünkü. iki zıddın birleşememesi gibi. Yahut da ilim tahsili yoludur. o kadar emirler.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. Âdem'in dışarı atıldığı cennet. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım.

Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı. Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin. Onlara dedim ki: «Bu ancak . bir iş yapıyordu.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur. çünkü can korkusu yoktur. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı. 12) ve ayrıca. Bence parasız dert daha iyidir. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti. Allahdan mağfiret dilesin. Köylü kendi kendine. önce verdiği karardan pişman olmuştu. Bir avuç para çıkardı. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin. Babasına benzeyen zulmetmez. Çünkü köylü idi. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. gamsız bir adamdı. köylü bunları görünce korktu. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu.» dedi. Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler. Onda kendim yaşayayım. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin. Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. oturdular. Adamlar. ciddî konuşmaktan daha uygun olur. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular. kendim korunayım. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. bu tarafta mı. «Yahu.» dediler. (M. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı. Fütüvvet. Orada bir derviş vardı. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana. paralı olursun bir dert. Nasıl ki başka bir yerde de. Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. Çiftini sürüyor. çok öfkeliydi. öteki elini tuttu. parasız olursun bir dert. «Bari bir su ver de içelim!» dediler.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. sözlerini tekrarlar durur. başını önüne eğdi. kendim öleyim.» dedi. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri. Halbuki Padişah. hakkında kötü düşünürler. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur. yolunu sormak için çağırdım sizi. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı. Fakat köylü yine pişman olmuştu. Babasının geleneğine uyarak. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi. Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi.söyleniyordu. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar. Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular. Söylemiyordum. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi. Onu ahmak yerine koyarak. bilgisizlik değildir. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. Çavuşlar. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. Şu suretle söylenmeye baş laddar.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar. yoksa şu tarafta mı?» dedi. elbisesini satsınlar. Padişah. Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. Bu insanlarla şakadan konuşmak.» dediler. sevdalan başına toplandı. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir.» dedim. Çavuşlar. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı. çamaşırlarını ortaya attılar.» dedim. Belki. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler. «Şehrin. «Haydi! Padişah seni istiyor.» dediler1. Adamlar gülerek. adamı çırıl çıplak soydular ki. Bu sözün hakikati onlara erişmez. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir.» dedi. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur. Çavuşlar koştular.» dedi. «Sermayesizlikten. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü.» «Bu. ben de o şehrin sultanıyım. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır. Köylü. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu. o sırada. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. Bir köylü ile alaya başladılar. hiç konuşmuyordu. «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler.» dediler. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir. uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü.

son derece gizli tutuyor. yavaş yavaş müslüman olayım. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'. Allahyı görünce âşık oldu. Nasıl ki şu. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir. Bunun tersine olarak bir kâfir de. Buna delil de gösteriyoruz. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki. bu olmaz. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı.» diyorsun? Bu böyledir. Şu halde Allah. kutup. Allah bize pek az bir şey vermiştir. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber. başka çaresi yoktur. (M. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir. ahiret oldu. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur. Bu hırka kendisiyle konuşurdu. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. der. güzel bir dilberdir.» diyen kâfir olur. 47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu. Kız. artık yaltaklanmaya başlamıştır. niçin.» derse kâfir olur. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım. benim dinime gir. bazı kocakarı hikâyeleri. Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum. der. O. O. bunu bilmiyorlar. kutuptan önce de falan şey. Adam Müslüman oldu. Müslüman oldu. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu. Ona her kim. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. benim de hoşuma gider. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun. 'Kendimi takdis ederim.sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir. Bu. «Ben kâfirim.' buyurmuştur. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler. fakirlik icabıdır. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur. «Bu sözü başka bir kulakla dinle. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona.» Buna.» (Beled sûresi. şeyhten üstün.» sözü gerçeklendi. artık iyi insan olayım. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü.» dedi. yani ona. Bir ay. iki ay. Ne önce gelenler.» dedi. o Şeyh. Hangi nimet vardır ki. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim. ona sorular sorardı. «Müslüman değildir. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum. Müslüman etti.» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar. başkalarını da senin hatırın için seviyorum. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. onu bir şeyhden daha . «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider.” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol. seni seviyorum. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu. Şimdi. ama size anlatmak zordur.» dedi. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır. Gâvur kızı. Kâfir. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir. Onu benim için seviyorsan. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur. Nefis. O da. Şu sebeple ki. ne de sonuncular bunu anlayabildiler. sen müslümansın. Şeytanını. Bunu. Halbuki biz diyoruz ki. sen ki insan oğlusun. Allahnın ilâhî kanunudur.» (Dehir sûresi. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler.» dedim. Nasıl ki. Fakirden üstün bir şeyh vardır. «Bu kâfirdir. yalvardı yakardı. O arıklaş-mıştır. Şunları söylemek istedim: «Sen.

ağacın gövdesi artık elden çıkar. Burada. Çünkü karanlık vardır. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. Bu mahvolmuş bir derviştir. O dedi ki: «Bu küfürdür. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir. bütün dalları da onun olsun. Çünkü önünde. Bir gün. burada keçi aradan çıkmış. küfür değil bilâkis îslâmdır. damar içinde dolanan kan gibidir. bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır. Bir zümre. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel . belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın. Ama nihayet. serpildi. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım. Hâşâ. (M. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. fâni olmuştur. ev sahibi ağacın tamamını korusun. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır. ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar.» dedi. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye. yola düştüler. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir.» «Nuh'a mı uyacaksın. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. Nasıl ki. ötekileri değil!» diyordu.) ise. arkasında değnekçileri vardır.» Yani onunla herkes beraber yürür. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu.geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır. onun suretinden evvel var idi. özür dilemek gerçektir.» diyor. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır. kafiyeli sözlere değer verirler. 49) Birinin evinin kapısında. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce.A. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim. 26) diye yalvardı. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir. dervişin sözüne göre gelmez. ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi. Şimdi Hazreti Mustafa (S. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. Bir başkası da daima nesir söyler. Çünkü Nuh Peygamber. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur. Hazreti Mustafa (S. önünde ardında dolaşırlar. bütündür.» dediler. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı.» dedi. Köyün ihtiyarı onların diliyle.) ne buyuruyor? «İblis. Beyit: . Her halde İblis'in mânası. Atlı kamçısını kaldırdı. Nasıl ki. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez. manası kadîm'dir.» Öteki. bazıları Padişahın kapısını hor görürler. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır. Dal elden giderse kök de gider. bir ağaç peydan oldu. Söz öte baştan geliyor. O. Allah ruhlara hitaben. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar. «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. hep teker teker" yerler. onun cevabı da sadece susmak oldu. Onlar da. bir dalım seçerler. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. konuşan derviş değildir. seci'li. 172) diye buyurdu. Rabbimiz-sin. yine bir sos çıkar. o dalın kırılmasında tehlike vardır. ağzına koyar üflersin. Bir zümre vardır M. «Yarabbi. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır. birlikte yiyin. Türkler cesur. Gerçi keçi derisinden çıkar ama. «Evet.A. Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. Biri. Halbuki. Hep öyle konuşurlar. bütün parçalar senin olsun. ondan çıkan her ses artık senin sesindir. Elini bütüne uzat ki. onun yaratılmasından daha önce. Çünkü ben. Ruhlar toplanmış ordulardır. Davul da çalarsın ondan. gövdesi de. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi. hep şiir söylerler. Böylece o deriyi davul da yaparsın. keçi sesi değildir. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır.» dediler. Gerektir ki. «Hayır. daima onların nazarı dünyayadır. O dedi ki: «Hayır. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de.» buyurdu.» Nasıl ki. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. Allah kelâmı ise küllî'dir. köylüler dürüst insanlardır. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki.

» buyurdular. yemişler verir. tartışmaya da faydası çoktur. Söz. Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. uyanıklıkta insana gösterilmez. Bu. Daha nasıl diyorsun ki. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi. «Ama senin kardeşlerin. Bu da tam umut yönüdür. nüktesine de yakın bir sözdür.Bunu ancak akıllı kişi bilir. sana bakayım? Yoksa biri. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. Bu. İnsan Kâmil olunca da. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir. bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi. sizler benim dostlanmsınız. Ona. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü. hem sorusuna cevap alırdı. Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin. bu bahisle ilgisi yoktur. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S. Çünkü öyle şeyler vardır ki.» buyurdu. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı. bu umutsuzluk tarafıdır. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki. ona artık perdesiz gösterirler. ölçüsü yoktur. Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün. Sonra da. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. Musa. kürsüye . bana görün de. o meclis de hoş olur. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de.» dedi. Hazreti Peygamber. bâtıl sözdür. Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. «Dağ» dedi. o kardeşlerimi de istemiyorum. bu taraftan bir şey öğrenmedi. «Hayır. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir. o ilgi de etkiler yapar. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim. orada Allah vardır. «Nefsini bilen Rabbini bilir». Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır.). onun öğrenimi öte taraftanmış.» dedi ve hemen kılıcı getirdi. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir.» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur.» dedi. «O gözleri kavrar. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler.» Nihayet. Allahsını gördü. O dağ. hem de cevap veren bulurdu. Şehrin vaizi geldi. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. Firavundan daha kuvvetli idi. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı. Allah yönünden eksiklik gelmez. demektir. Musa'nın benliğidir ki. A. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim. «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu. uyku değildir. «Onu gözler kavrayamaz. taşa vurdu. Adamın biri.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M. bu kemâle. Allah erlerinin uykuları. demek istedi.» dedi. Çünkü kemâle ermiş olan derviş. Her nerede söz varsa. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı. «Dağa bak!» dedi. «Evet. onun konuştuğu Peygamberi ki. Evet kaide budur ki. Bundan sonra yüz cevap söyler. Hakkın dilinden konuşur. Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur.» dediler. Nihayet bu derviş. Nasıl ki. sınayalım. «Kendini bana göster. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler. Musa da kendine baktı.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki. halde hiç bir şey yemek istemiyordum. Ama tersine kılıç iki parça oldu.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur. «Bu Hint kılıcıdır. bir dostuna Hint kılıcı getirmişti. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu. Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. Nasıl ki. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar. Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra. Biri. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. medresede söylenilen her sözün.» buyurdular. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona. sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım. «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi.» buyurdu ki.

Vaizin sözlerine itirazda bulundular. ömrü uzun olsun. devleti sonsuz olsun. Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti.«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu. Onların ibadetleri anlatırken. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin. semalar onun eliyle durulmuştur. birer birer yorumladı. şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir. Yani gıybet. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır. Te.» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun. dervişlik vazifeni yerine getir. hazır ise ona yabancılık karıştırır. kürsüye çıktı. mekândan münezzehdir. demeye getirdi. üstüne rahmet yağdırsın. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar. hep bir mansıp sahibi olalım. Sen daima. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar. Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. Fakat bunları yanından kovdu. tallahi. Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı.' dedi. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. (M. bu halin dışında değildir. mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi. "Çocuklar annelerinin yanına koştular. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir. bir kısım halk. Allahya bel bağladın. şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun. diye bilir. onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir. çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş. bağırarak tersledi. İkincisi bühtan (iftira). sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. tenzih âyetlerini okudular. şu medreselerde tahsil görenler. Her üç harf ile ant içerim ki. «Ona benzer bir şey yoktur. o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. Geçen hafta âlimin biri tutturdu. diye bekler. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. Ruh da. Adam. gönlünü hoş etti. Allahnın mutlak varlığını. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme. doğrulmadı. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı. vay onun mezarına.' dedi. vallahi. imanı iman değildir. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar. 16). Be. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi.» (Nahil sûresi. işe boş ver ki. 52) otursun. Çoluk çocuk etrafına toplandı. bir medrese elde edelim. 'Her kim. Şimdi. Sultanın önünde oturan kimse. Bu bizim nasibimiz . canımız boğazımıza geldi. şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın.» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil. dördüncüsü de zulüm'dür. ister bir yerde (M.» (Fecr sûresi. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz. Çünkü Allah. O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et.» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav. şu anda neredeyim. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına. derler. bizim nasibimiz henüz erişmedi. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. içime ateş düştü. doğurmadı. Ya hazırdır.» dedi. Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor. her nerede olursa olsun. çocuklar gibi ağlamaya başladı. Nasıl ki. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır. Şimdi zikreden. Sen kendi dervişliğini düşün. «Efendi hayırdır inşallah.» dedi. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur. «Vay o kimselere ki. Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. ister yersiz olsun. Cemaat evlerine gittiler. Kadıncağız adamın karşısına oturdu. her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler. yemek soğuyor. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur. ya gaiptir.» dedi. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor. niçin geldim. billahi. Bu hafta da başka bir âlim geldi. Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı. ölürse kâfir olarak ölür.» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı. 22).» (Tâhâ sûresi. Ama gıybet . beni kovuyorsun. Allahı anan kimse.» diyordu. acaba ben kimim? diye düşün. yeter ki. Vay onun ölüsüne. Hafızlar. Hangi cevherdenim. «Allanın. Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz.» «Ona benzer bir şey yoktur. 5). üzgün bir halde evlerine döndüler. ister1 arştan uzak olsun. yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir.ederse büyük günahlardandır. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar. Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi.

başkanlıklar. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi. Derhal semâ âyini düzene girdi. bazıları da incindiler. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın.» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın. «Gel!» der. o olmadan başaramayacağım yani. topala da güçlük yoktur. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür.» «O halde ne yapayım?» dedi.» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde.» Etrafı yokladılar. başka bir şeyi öğrenmiş oldum. adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü. «öyle ise. Cebraile. Yahut da böylece bize bir nazar eyle.» dedi. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman. herkesin aradığı aslı bulmalısın. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı. O da. Bir kaç defa rüya sında. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi. onun gözüne ilişirsin. Bunları isterse. bu bizi bırakmaz. hiç kimseyle beraber değildir. camiye gel. sır perdedir. her işten el çektim. ). bu çetin işin. feryat et ki. Nasıl ki. Ayrandan kurtulur. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler. imanlı kimse içindir. yiyecek. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın). Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın.» «Evet. Tâ ki. Bilgisi var mıydı?» «Hayır. Hazreti Muhammed'i (S. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. ululuklar. ykıe düşer. Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. boğazımızdan yakalar. Bütün büyüklenmeler. Adamın biri ölmüştü. baldır. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın. fıkaraya. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar. aslı ve kökü elden kaçırırsın. 53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. ben şeyhsiz kalsam bile. (M. bilginler yanar. ben. bizim dervişler arasında bir yabancı var. O cehennem geldi diye inler. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder. onları yanından kovsan bile artık gitmezler. Bizim cehennemimiz böyledir. hor görüyorlar. Cebrail. Cehennem müminleri arzular ve ona. Dallardan da bir şey elde edemezsin. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti.değildir. o mezarın başını bekler. Bütün asılların aslını. öğüt. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler. «Onu ziyarete gideyim.A. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır. Gerçekten sağlam olan da odur. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. yabancı bir pabuç var. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. o dal ve budağın filizlendiğini.» diyordu.» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır.» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca.» dediler. Berber. Sen aslı yakala! Elbise. Akıl dergâha kadar yol bulur. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. ayağına serpildiğini gö-resin.» Âyette. Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl. Biri vardır ki. ama evin içinde yol çıkaramaz.» dediler. İstiyorum ki öğütler vereyim.) yalnız bırakmış.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler. Kalbine zahmet veren. âcizlere duaya baş-lıyalım. yahut filan bana yabancı geliyor. Ta ki. ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla. kalmamış olurum. ucu bucağı yok. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin. 17) buyuruluyor. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı.» dediler. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki. nurun ateşimi söndürecek!» der.» (Fetih sûresi. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler. «Hayır yabancı yok. Bunu söyle de tekrar evime döneyim. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır. cehennem ondan feryat eder. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti. «O. başka bir itimat ile oldu. «Beni. . gerektir ki tekbir çekenlere. Her dalın arkasından ağlıyorsun. Cebrail onun adımına yetişemez.» der. her fende başta gelen üstatlar. Ettiğim o muhalefet. Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider. Gönül perdedir. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil. Biz nereye gidelim. o seni görür. «Kör için güçlük yoktur. senin önünde başlarını yere koysunlar. Orada akıl perdedir. yoksullara. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. cehennem de onu görünce. Kırk gün oturur. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan. «Geç ey mümin. «Zâhid.

.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor. Bu arif benim halimi hep bilir. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım. İki elimle gözlerimi kapadım.işi tamam olsun. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki. 2. «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez. ben şafiî mezhebindenim.» Git otur yerinde. emirler ve yasaklarla. Allah onu o makama bağlamamıştır. (M. Kişinin nerede öleceği. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır. insanın yarın ne kazanacağı. kapıma iki desti dolusu su getirsinler. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış. 5. eşekliği yönünden söylemiştir. «Soğuk söz söylemiş.» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir.) buyurmuştur. Allah kelâmından üstün söz yoktur. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim. bizim halimizde eksiklik başladı. 4. Allah Allahdır. Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor. Yağmurun ne zaman yağacağı.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir. Allah kokusundan da üstündür. Ben. benim işim onunla daha iyi yoluna girer. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm. kendi içini görüyorsun. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır. Onun da bir sebebi vardır bunun da. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler. (Mümin araştırıcı olur. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim. kovdum. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. Diyelim ki. Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki. 3. Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al. ondan dolayı bir korku yoktur. Gel de benim âlemimi. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi. «Ben Allahyım!» diyor. En doğrusunu Allah bilir. bir kancıkla birleşmiştir. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı. öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur.» Adamı geri çevirir.» dedim. Ana karnındaki çocuğun cinsi.» Bu ne eşektir ki. erkeklik aletini kaldırmış. O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur.» Daha sonra temaşalardan. Kıyamet günü. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. küfür etmiştir. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu.» buyurulmuştur. Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler. denizin garip hallerinden bahsediyordu. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed. Kuran'dan üstün kitap yoktur. Küfürden vaz geçtim. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1.

orada bir köşeye çekilir. Siz. Allah erlerinin iyi amelleri. sevenlerin. âyette buyurulduğu gibi. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. ancak işin dış yüzüdür. abraşları sağaltmak isterim. bir gün gider. Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim. gece köpeklere ziyafet çekerler. gündüz dilenir. Bundan sonra da hal böyle olunca. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri. Benden. çünkü o kendi hesabına yaşıyor. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. hay hay!» derler. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. kendileri yemezler. . Bu kimdir ki. Bunun iç yüzü şudur: Biri. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor. bir şeyhe. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz. Ben böyle sanırım onu. Bu.) teninde bir tüy bile olamazlar. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. bana nereden geldiğini. başlangıca dönmektir. bif mürşide gönülden bağlanır. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise. Yahut bir dost. geçmişlerden veya yaşıyanlardan. 56) îmad yahut Erşed. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. sonra da diyorsun ki. sevgililerin hali böyle olunca. Ancak bir gün sözden daralırsam. nasıl ki. başlangıçta açıkça ibadet. Her kim bizim dostumuz ise. büyüklerin sözlerini derleyeyim. Bayezid'in Cüneyd'in. bir serçeye dönüyor.» demiyorum.İKİNCİ BÖLÜM (M. Mevlânâ'dır. Nereden söylerim? Allahtan. yani onları yola getirme hususundaki arzum ise. sonra tevil için feryadı basıyorsun. «Dün konuştuğumuz sözlerin. (M. onun huzuruna has-retdedirler. mürid. Ebû Sait ve o. A. hıçkıra hıçkıra ağlar.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik. ağlayarak secdeye kapanır. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi. Nereye. Mademki öyledir. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var. Onunla bu sözü konuşurken. herkes umudunu kesmiştir. Âlemde bir gürültü koparıyorsun. hem de Allahya şükrediyordu. gece yarısı kadınlardan. bazı kimseler. «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son. Sözlerin tevili büyük bir iştir. «Ne demek. söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun. daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. bu kadarı yeter.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler. bunu dervişlerin önüne koyarlar. ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin.» Nasıl ki. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar. bunları perde arkasında yapmıyordu. Yüzünü gönül tarafına çevirir. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. teşbih ve dua ediyor. O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir. kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. Ancak dostlara. Peygamberler. Nasıl ki. Benim insanları ıslah.

derler. kemaliyle bilir. akıl ve emek sarfetme-den bildirildi. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben. bir benzetiştir. rivayet ederler. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. Bu bir teşbihtir. Eğer halim olsaydı.) gelince. hak ölmez. bir peygamber türemiştir. Bi aralık bir şey yaz desem. Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın. senin kendine göre. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. halim değildir.» demeleri bundandır. Sevgili naz eder ona katlanmak gerek. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ.» «Ya üstadın mı daha iyidir. buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır. «Onu. Ben. Ama Bayezid-i Bistamî. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum. katkısız bir sarhoşluktur. bu sözün zevk ve lezzetini bildim. ruhunun temizliğinden sarhoştu. Ama sözüm. Ben işe bakarım.» dedi. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. Onun sarhoşluğu. Şam'a gitmek hoştur. diyen zavallı taklitçi eşektir.yahut Zeyneddin Sadaka. Bu söz de böyle kararlaştı. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır. Bir an oluyor ki. ben yüzümü ekşittim. Diyelim ki. Şimdi bana kendinden bir fazilet. Şüphe yok ki. Bana yaraşan. A. Şam'a gitmek hoştur. O isim.) karşılaştırabilirim? Bu. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. sevgilim. Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. tevhid âlemine kadar gider. Onlara. bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var. tertemiz. eşek. Aralarında bir bağlantı vardır ki. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler. Hak zamana bağlı değildir.» dedi. «Yarabbi sana. ağır davranırsın. bir nazdır. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak. Hazreti Muhammed'le (S. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. yoksa Allah mı?» «Üstadım. benim sadece sözümdür. sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi. nazlanmaktır ama ben. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez.» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir. Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini. bana bir ilim tahsil etmeden. bir şey söyleyemem.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» . muamele ve iş istiyorum. bir zamanda da başka birinedir. Hani. Ben onu söylemiyorum. 57) geliyor ki. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. Böyle açık söylemelidir. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. Ama korkarım ki. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. Bu söz. içinin. Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır. bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın. A. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M. Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun). Öyleyse. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin. bir üstünlük veriyorsun. nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. Çünkü onun işi pek yücedir. müridinden sor. Benim önümde bu böyledir. Ama ben o davada değilim.

) içinden güzel. «Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez. (M. karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar. gözü üzerine koyardı.» dersin. ben de ulu Allahya feryat ederdim. Bu marifet sözü. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin. Demediler ki. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır. dedi. Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu. Hazreti Mustafa'nın (S. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun). Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi). Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum. Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz.» derler. Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. Başka dostlar arasında da olamaz. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü. Cennet için yaratılmış olanlar.» Giderken.Buyurdular ki: «Çalışın. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın. cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar. «Bunda bir sır vardır. dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır. Ben temiz kaldım. Bana kararmış gözlerle bakma! . faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz. kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi. Allah yolunda vergili olur.» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S. iyi ameller işleyin. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi. Gözün karardı senin. bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu. «Beni zaman zaman ziyaret et ki. Gerektir ki. Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm. Bundan fazlada bir şey göremedim. bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar.) pabuçlarını taşırdı. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı. orada uyuma ki. önce pabuçları başı. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur. Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti. nefes nefese. Şu haline gözyaşları dökersin. Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. ta ki. Yarabbi! derdim. arada ne işler oldu ki. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. Allah bunu sana verdi. kendini yoklayasın. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. Kendini daima tazele ki. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez. bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi.» Hazreti Peygamber. gerekir ki. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca. Başına gözüne sürerdi. şöhret yapmak gerek. A. yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler. «O ne güzel kişidir ki. sende bir de-. bununla hal değişti. ondan korkarsa. sonra başına koyardı. aradığım bulamamaktan. adını her tarafa duyurmak. A. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir.ğişiklik olmasın. Belki bir zevk ve rahata kavuşursun. Değersizdir.

«Git.» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara. kutlu bir fırsat sayın. Artık hakikata erdin demektir. Herkes. o (delikanlı). çünkü ben asla eskimem. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi. Bu çok zor fakat açık bir meseledir. Ben de Mevlânâ'yı görürüm. bu benim için çok kuvvetli sebat olur. Açıklıkta da değişiklikler vardır. Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur. Öğrenciyle böyle sözleştiler. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan. Buyurmuştu ki: «Halk. Mevlânâ'yı görünce. Şaşırtmaca yapmaz. Tâ ki onu bir daha bulamadık. «Ne mutlu beni görene!» dersin. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim. manada sarhoştu. Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır. Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir . Ancak Mutmainne. bağ tarafına gideyim.). O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür. Bana diyorsun ki. anlaşılmasına dikkat eder. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur. levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir. telâşa düşersin.» dedi. bundan sonra da erginlikten. Çünkü beni görürsün. bu takdirde o. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir.) uyamaz-dı. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. demenin. Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. melekler ayağa kalkar. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir. Sen kendini isbat et. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu. mahv olursun. eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak. sende eskileşme. Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. «Ben zikretmek istiyorum. «Beni görene ne mutlu. îlim vardır. ayıklara uyması mümkün değildi. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile. Ama bana göre dostluk. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir. sânım ne yücedir!» diyordu. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun. (M. Mutmainne olan nefis değildir. Her âyet için bir dinar istiyordu. Bende. Nasıl ki.» buyurdu. Biri. onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır. demektir.» Bu sözcü söz söyler. bir üzüm salkımına benzer. Çünkü o. «Her kim beni. Öyle bir hale gelirsin ki. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım. öldü desinler. melekler bütün gece seni övsünler.» sözü bir haberdir. o gönülde yaratan ancak Allahdır.Bu ziyaret misalinden maksat. Allah bütün melekleri huzurunda topladı. haber hususunda aşağı düşmüştür. «Beni ululayın. Hazreti Muhammed (S.A. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam. Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi. «Beni ululayın. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler. Bayezid.» demişti. beni daima taze ve yeni olarak gör. öküzü önüme katayım. Nasıl ki. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. Sen kendini yenile. «Beni aralıklı ziyaret et!» demek. çabuk bendeki hakikati gör!» demektir. Sadece dil ile zikir noksan sayılır. benim gibi olur. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. «Beni sabit kılarsan. ilimde çeşitli değişiklikler vardır. Mevlânâ da benim için böyle söyler. tekrar meydana gelir. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz. zikrettiğin Allahdan ayırmasın. Onu. Ben yepyeniyim.» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır. Nasıl ki.» O zaman zikir gönül zikri olur. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım. Bunu yüz kere de söylese yerindedir. Sözü anlayabildinse. A. Ben de belki yüz kere söylemişimdir. Bak ben sabit ve kararlıyım. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin. benim kendisini gördüğüm gibi görürse.

bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. Padişah da onu astırmazdı. ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. bir aşk olsun. Padişah da onu astırır. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur). sadece Allah buyurmuş. eli ayağı gevşer. «Sözün sırrı başkadır.» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir. Bak ki. hal değildir. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver.» buyurulmuştur. bu hususta seni aydınlatırsa. diye düşünmüştü. Biri. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre. renkten renge girmesi. Ancak o. Ama tekrar açıklamaya başlar. Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. Çok ağır. dopdolu! Fellâh. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter.temaşa öldüremez. içi altındır. Ancak iki şey zarar verir. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. Şayet. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş.z olsun. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. dünyayla beraber yaşamaktadır. gökteki ayı iki parçaya ayırır. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. Sır bundan başkadır. A. içindeki sırrı anlamak istemişti. Cevher nur saçar. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur. mal. Ben Kuran'ı. hak söz söyle. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber. O. Her türlü vehim. Hali de. Görevinden uzaklaştırılmıştı. Nasıl ki o gün. O. hayal ve tereddütleri yaksın. her tarafı birden aydınlatır. O hep nur saçar. diyordum. Yani böylece bir şey yapınız ki. «Bu bir ahengin yadigârıdır. hoş ve lâtif bir dille konuş. mülk eksikliği bir ziyan vermez.) hiç kimse üstün olabilir mi? O. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. diye aklından bile geçirmiyordu. öyle bir mert olmalı ki. çünkü o artık sultanın naibi değildi. Fellâh ibriği Padişaha verir. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. benim ruhumda tasarruf etti. Uzaktan halkı seyret. ancak yabancılar içindir. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur. elbette nur saçar. ben azim ve irade ile. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek. o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir. Gerektir ki. altın. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse.A.» derse ona. diye düşünürler. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. . hep halk ile birlikte otur demek değildir. ancak onlara. Padişaha. Bunlar hep dünyadır. Mademki bir kimseyi görmedin. Başka biri de onun eteğinden asılır. demektir. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur. öyle yükseldi ki. Çünkü sır. Bu. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. bu sizin halin. Gerçi yarasadan. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. Çünkü. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter. ister aşağısı ister yukarısı. Çünkü fellâh idi.) ışığı. Hazreti Mustafa'dan (S. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. onun imkân tarafını yakalar. Eğer zamanede biri gelir de. bu bir hatıradır. Hazreti Muhammed'in (S. Sen o gâvurcuk değil misin ki. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu. döner dolaşır ilk söze gelir. şüphe perdelerini yırtsın.» der ve deliller gösterirse. demektir. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. Bu sır değildir. 60) Yukarda sözü geçen fellâh. Sen kim oluyorsun ki. o da bizim küçük kardeşimiz olur. kendisinde bir dert. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir. sözü de hep yağmaya gider.» der. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın.

Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz. umutsuzluk getirir. Öyle bir nağra atarsın ki. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar. Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin. Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S. Hak. o tarafa . înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. ona açıkça uymakla. Bunu herkes böyle yorumladı. bundan çok hoşlanırsın. o hal içinde. bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez. «Bu böyledir. Daima. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa. âbidin. Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur. Bir söz de vardır ki. içinde umutlar ve gülüşler olsun. «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. (M. melekler. Ancak gönül alçaklığı ile. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. güneş hakkında beyle inanmak gerekir. dağdan aşabilsinler. onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. bu binlerce engeller umut bağını koparır. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır. onun yolundan ayrılmamak gerektir.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın. tartışma ve inatlaşmanın.ce kişiler vardır ki. Görüyorsun ki. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise. sana gerçek yol gösterdi. çoban bir buzağıyı kaybeder. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. hiç umutsuzluk yoktur. kulağına yapışsınlar. Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz. Zahidin. birer davettir ama. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler. ister yalan olsun. Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir. Burada bir gülüş. A. demektir. velinin. Hilaf. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz. (Sözün en hayırlısı. îster gerçek. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur. onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. A. bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı.» Duyurulmuştur. nebinin birer sevinci vardır. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. Herkesin bir sevinci vardır. İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. Yedi başlı aslanı görsünler. kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir. Nasıl ki. güzeldir ama uzanır gider. onun halinden hiç haberleri olmamış. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir. bu konuda hiç bir şey söylemez. bütün korkuları giderir. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler. âlimin. ilk zaman içindeki umut olurdu.

Şimdi gerektir ki çok kazanasın.) değil. Gerektir ki. nefisten gelmezdi. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt. Sultan naibi olan vezir. Ama sen onun yolunda olursan. zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin. iki yönü olan bir adamım. ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır. «En yakın bir vezirden daha yükseksin. Ben. Bugün böyle olmak kolaydır. Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez. Her işte hüküm ve karar senindir» dese. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. varlığın kendisi olan zattır. Bu niçin böyle oluyor? . ama bu uyanıklıktır. Belki Hazreti Muhammed (S. Dedim ki. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. Hal de yüksektir. Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor. Bir taştan bir taşa el atarak. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun. Diyelim ki. Şairin. Mustafa'ya (S. Bu şah ise hiç mat olmaz. Bu çile çekenler de Musa' ya uydular. Ben uykudayım.» diyorsun. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor. ona güvenir ve inanır. bana. sırrımı anlar olmuşsun. güzel konuşur güzel dinler. «O. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim. Çünkü onda biraz lezzet buldular. A. Nuh Peygamber'e uymaktır. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir. benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek. O aydınlık onda geçici olsaydı.» (M. Ola ki o asanın yardımı ile. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın.). yine biteremezdim. Uyuyanlar. A. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen. yine yüz türlü dalkavukluklar.) nefsini yitirmişti. o bir gün gelir. Çünkü bu. Nefis.bu tarafa koşar ki onu bulsun. dua ve namazdan bir koku alabilsinler. sevgilinin vuslatına ereceğim. duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür. onda bir aydınlık belirsin. Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin.» Nuh Peygamber. A. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler. ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever. sende karar kılar. o zaman Konya şahnesi. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır. O. «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır.

Çünkü o geçen hal. O.» derse.) bir gün. halimi biliyorsun. (M. Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur. ne dünyaya ait işlerde. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. Nasıl ki. Hem öylesine çıkardı ki. gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. O zaman. 64) Buna emir gelmeden önce. bulunduğu yüzünü ekşitti. Allah da ona ekşi yüz gösterdi. sen cevap vermiyorsun. 'Git seni de boğazlasınlar ki. Hazreti Peygamber. Zaman oluyor ki. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. cevap verecek yerde susuyorsun. gönül açıcı şiirler okuyorum. hiç bir şeyden bilgisi yoktur. başka renkte görünen bir perde idi. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur.» demiyorsun. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret. «Ben bunu açıkça görüyorum. otuz kişiyi de tutsak etti. hep susuyorsun.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir. sıkıntılı bir yerdeyiz. başı yarılmış. Artık konuşamıyor dük. Büyük bir hata içindedir. Seninle birlikte korkunç.» dedi. Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. Eğer. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. yahut hatalı bir iş yaparsam. her neyi bilmezse onu olmaz sanır. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. sen bundan başkasını söyle. «Allahım şu hali bizden gideriver.de bir şey yapamaz. Herkes bir şey söylüyor. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir. Hiç bir şeyden korkum yok. nasıl gideyim?' dersin. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir. Dışarıdan biri bir söz söylese. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler. kanlar içinde. ayakları şişinceye kadar namaz kılar. «Senden başkalarını da senin için severim. Sana çirkin görünmeye başlar. kendi bildiğini okur.» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla. Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. ancak kendi yazdığını. güvenli gösteriyorum. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir. O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. Çünkü onun yaptığı işlerde. Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır. Önce kadı ile bir şey konuşamaz.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. ne dinde. A. «Beni döver misin?» dedi. onu halka bağışla!» buyurdu. de dünyanın dışına çıkardı. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun. «Allahu Ekber!» derdi. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir. Hazreti Mustafa (S. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. Yani o. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. vezir ile. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu. Mucize böyle olur. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. Hakkın âyeti de öyle. filan yerde otuz haydut öldürdü.» diyordu. Sen önce yola gel ve otur. gitme de otur. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa.» dersin. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor. İsterse o benim ruhum . Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden. Gördüğün şu adam.» O halde. ona kendisine özür diledi. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır. Beni ondan dolayı seversin derim. Hiç bir şey. Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar. O. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin. (M. bir nur ve mahabet vardır. O ahmaktır. o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır.

Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir. hata ancak başka şeylerdir. Nişabur dili konuşurdu. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok. Ona ne isim vermişler diye gülersin.» demişti. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim.» diyor. bana yakınlık gösterdi. Hazreti Muhammed'le (S. derler. bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki.» diyorum. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini. derler.» Onun bu apaçık inancı. fetva hususunda hiç hata etmez.) onun evlâdını. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. gelip gelip gitmesinde değildir'. görmeyenlere hayret edilemez. kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin. 65) Onlar. beraber konuşalım?» diyordum. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin. Sen kimsin ki. A. Orada bir de Arap vardı. Yahya'ya «veli. «Bari ne yaptın?» dedi.). onlar Şeyhlerin sözlerinden. «O âlem daha hoştur. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer. Bu senin işin değil. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği. Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. bizi görür. İmanda tatlılık. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. Bu takdirde eğer. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim. lügattan anlar. bize yüzünü . Ben dışarı çıktım. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri. Mevlânâ'ya. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı.olsun.) devrinde Musa'dan söz açılsın. hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki. onu gözle görebilmek mümkün olsun. hayli araştırdım. A. Hazreti Muhammed (S. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. Peygamber Efendimize. Yoksa ne bir gün ne on gün. kitabı Ömer'in elinden çekti.A. Hiç bir şey anlayamadım. Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. Hazreti Ömer'. «Hayır. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur. Nasıl olur ki Muhammed'in (S. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. bütün bu işleri altüst etmiş. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır. Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir. bekle!» derler. iman getirirse. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki. «Hayırdır inşallah!» dedim. Muhammed ona. O. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse. Hem bu hayatta. O bana. Sordu: «Bana hoş geldin. diyorum. Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum. deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. bir kahraman gelmiş. Ey kahpe bacılı. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır.» dediğin için o çok ağlamıştı. ne Sokrat'ın sözünü. tâ ki Allahı da bilsinler. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme. «Sus. Yukarda sözü geçen mücevher. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir. Çünkü o günahsızdı. «Muhammed. (M. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. Şirin bir kimse var.» anlamına gelen mısraı okudum.» derlerse doğru söylemişlerdir. Saklanması gerekli olan bir mücevheri. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o.» Yolda ona. Ben onlar için gelmedim. kendileri için faydalı olur. Şahap hoş bir kâfircikti. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. Nahiv'den (Sentaks). Gidip gelmek sevgiyi arttırır. «Niçin dışarı çıkmazsın ki. «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse. Allanın Resulüdür. diyorsun. Gece yanıma gelince üzülüyorum. «Bu akıl. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. «Bunu at!» dedi. açıkça görmüş olmayayım. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. Onların benim halimden haberleri yoktur. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi.» dedi. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. akıl hata etmez. Kuran'dan bir şey anlayamazlar. elinin içine koyarsın da yine göremez. Allahya emanet olun dedim. ışığı açığa çıkarır. parmakla gösteririm. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. hadisten. Nasıl ki. ki bu yol niyaz sermayesidir. Dedim ki: «Benim. Aklın fetvası budur. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur. Öyle bir insan. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere.

Şeyh Muhammed. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. hattâ batının batını manası vardır. tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler.çevirirse. şüphe yok ki. Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. O gibilerin sermayesi niyaz. Bana. zahiri. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler.» diye bahane uyduramazsın. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider. O gibilerin. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım. Kış. Medreseye geliyor. hafızlar da vardır ki. «O öldü!» diyor. öyle değil mi?» dedim. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. mevsim kışa rastlar. erken erken kapıyı vuruyor. Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. kışı bahara döner. diyordun. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. Ben oraya gitmiye bilirdim. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. beni dişleriyle ısıracaklar. buna şaşmamalıdır. kemancıya. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. burada bir zorluk yoktur. Bunlardan her biri.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. O uykuda idi. bana itibar eder hatırımı sayarsınız. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. O Hallaç. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. Artık. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap. (M. bir lütuftur. soyunur çırçıplak olur. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. evet. rüya görmüştü. Ben böyle düşünmemiştim. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. Kırlar karlarla örtülü. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. suya gitmek zor geliyor. Bu onun işidir. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki. arkadaşlar arasındaydı. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. Halbuki ben onun haline gülüyordum. Ama hiç düşünmemişti ki.» dediler. Nişaburlu Şahap. Bu kanun değildir. erkeklik organlarım kessinler. Çünkü o. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. benden daha kuvvetli yaşar. bahar olmazdı şehirde gizlenir. feryadı bastırdı. O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. bu ne haldir?» derdin. Şeyh Muhammed. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. halkın âdet ve anlayışına göre değişir. O zannetti ki. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. «Sana göre de bu mana böyledir. gönlümü alırlar. «Bu şeytandı. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki. bizden faydalanır. bâtını. güzden sonra da kış. Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. «Hayır. «Sen zahmet etme. «Eyvah. Şeyh Necib'in mürididir. Bu eski bir kanundur. Kuran onlara lanet eder. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek. en seçkin kulların mertebesidir. kendiliğinden dolmuştur. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir. Çünkü kış.» dedi. Şeyh Muhammed. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. gizlendi. bu şeyhlerden çok. (M. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur. O saat gelip çatınca. Ama bu bütün okuyucular için değildir. Gündüz olunca geldi gördü ki. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. bahar yerine kış gelseydi. Allahın has kulları ki. Şu halde başka okuyanlar. yalvarmadır. Ama bu yedi mana lâzım değildir.» buyurulmuştur. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. Sen kendi kendini göremiyorsun. Mecliste-kiler. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. kendisini desteklediğim için gülüyorum.

Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. bu. Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf). Ben ise Şeyhim. Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. Halbuki yerlerin de. olgun kişiyim. Sen ise tezvirde. Allah için! Onların saçı sakalı var. araştırıcıdır. Nasıl lâyık görürsün ki. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. âlimdir. Ben ondan söz aktarırsam. tekkeyi bekleyen. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu. Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir. Halk içine girmiş. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa. Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır. onların arkasında kalmıştır. «Bize de bakınız ki. dedim. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. senin davan Allahyı görmek bahsidir. «Nöbet yoktur. neşe ve hoşluk olur.» sözündeki o. îşte bu âyet. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. biz de onlardan değiliz. sen niçin ona gelesin. Bana kesin olarak söz verirsen. Yüzleri göklere dönüktür. Maklub'dur (devrik'tir). Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir. Sen sor ki. niçin sana gelsin. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır. Hele şu saatte. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu. ben değilim demektir. vaizdir. göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar.» dersin. Ama hiç faydası olmayacak.A. başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor. sen îmad sayılırsın.). ben. Halbuki onlar bizden. o camide bir mimberdir. ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir. Sen bu görüntü karşısında. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. bu nükteye işarettir.» (Ankebut sûresi. Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir. bunun nasıl olacağını anlatayım. göklerin de ışığı ondandır. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur. Senin söylediğin. sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz.Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek. sahtecilikte Şeyhsin. Güneş bütün âlemi aydınlatır. ben de cevap vereyim. sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi. Diyelim ki. siyah perdeler altındadır.» derlerse vazgeçelim. sen İmad'sın. haraket ve gülme günüdür. O. Dünyayı isteyen. Dağdaki Zâhid . benim henüz sakalım yok. 69) buyurmuştur. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır. O. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi. bir gün gelecektir ki. Mevlânâ bizden çekiniyordu. «Biraz dolaşacağım. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür.» diyecekler. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim. «Artık geri dönünüz. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. Hazreti Muhammed (S. Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. derler. O. Bu asla söylenemez de. «Ondan başka ilâh yoktur. Kuran'da ulu Allah. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki. türlü işaretli sözler söylemiştir. Eğer bugün.» demiyor. (M. O gün raks. armağan kabul eden bir insansın. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin. Bu güneş. size.

» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır. Zaman zaman emri terkediyorsun. kendi kendine.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu. Hem öyle bir eve gidelim ki. misafir derviş. «hoş nefes dervişlik gereğidir. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. bir aziz oradan geçiyordu. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. Bu saat tamam oldu.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki. Bir gün garip bir derviş. peygamberlere. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi. (M. tövbenin.» dedi derviş. «İslâmda rahiplik yoktur.» dedi. hep tek başına kal. (M. ruhtan. söz senin varlığınla tamam olur. «O halde tövbe ettim. Ama Hazreti Peygamberin. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah. Zâhid. kendi kendine. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır. hem de konuşmanın faydası gizlidir. İnsanoğlunun taş ile ne işi. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın. 70) Bazan o âlemden. Gönülden. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı. Adamcıl bir kişi olsaydı. Sen benimle bir kaç söz konuştun. Hani o gün bana. Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi. bayram değil. hiç bir tarafa da iltifat etmez. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir. ama o artık insancıl bir zâhid değil. dervişin ziyaretine gitti desinler. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil. Derviş Padişahın huzuruna gitti. ancak sen çok merhametlisin. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim. Ariflerden. Bu. «Böyle söyleme!» dedi. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca. Pek tatlı bir nefesin var. «Bu derviş her ne isterse vereyim. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. 69) «Sen divane misin?» deyince. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. borç değil.» «Evet. Tâ ki. Yani bu âlem halkının işi. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur. Ama bu bir ödünçtür. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti.» buyurduğunu unutma! Bu. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar. Zâhid. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. hem sessizliğin ışığı. Misafir derviş.» demiştin. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar. derviş hangisi belli olmasın. bekâr yaşa. Sonra. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte .» dedi. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki. O geçen günler bir şey değildir. Ona sordu: «Yahu. bu nasıl olur? Yani gönülde olan. Mal. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da. selâm verdi. belki dağ adamı olmuştu. mülk. Benim düşüncemde de. Bu bir hikâye değildir. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. ya öteki taraf. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler. orada Şah hangisi. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir. Çünkü sükutta. «Benden bir söz dinle. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor. burada kalma derler. gönlü kabardı.» dedi. Ama bazan da aldatmacadır. «Senden bir şey istediğime pişmanım. Allah. dağdaki zâhidin ziyaretine gider. bütün âlem asla o hatırdan geçmez. Hele kadın al. büyüklerden bir şeyler naklederler. Şah. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı.» dedi. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. atından indi. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir. taşa doğru yöneldi. evlenmemenin. Öyle bir hale gelirdi ki. Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur.

yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım. bir gün suyu azalır diye denize acırlar.» derdi. Sana hoş gelir o temaşa. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin. «Hayır sen değilsin. O. (M. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim. beni ihtiyarlattı. «Yazık olsun bana dersin. Bu söz. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim. bende bir umut belirdi. ne beş gün. Ayaz. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur. Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın.» «Evet. ondaki zevkin arkası kesildi. 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. Halbuki emirler. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek. Kezervanî. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden.» demeğe gönlüm razı olmuyor. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez. Bayezid. «En iyisi. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. O derece düşkünlük ve kırgınlık. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak. ama izinsiz olursa. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile. binlerce kadeh boşalttığı halde. Batın bahsi bütün bunların dışındadır. ben gerçi içtim. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir. Çünkü sen ona inanırsın. Halkın yabancısı sanır ki. yorumlamak istemesindedir. «Ben ona inanırım. Ne bir gün. Sultan Mahmud. böyle söylemez. kendi çevresini bilen. ruhun azığıdır. bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes. Asla bu halden daha ileri geçmem. «Nerede o kurban ki.» dedim ve kendi kendime. «Aman. Evet bizim yanımızda söz haramdır. sana da hiç bir zararı yoktur. Haktan sarhoş olarak geldin. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir. Karşısındakini susturur. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona.» demiştin.» derdi. Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki.» diyorum. o öğütlerin etkisi görünsün. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. O cömert yeni müslüman için. ömründen bir gün dahi kalsa. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında. aklı başında insanlar da vardır. . o ben olmayayım!» dersin. tulumdan sızan su gibi akar gider. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür. Ben. Bunlar gibi bin tanesi bile. daha hoş.» buyurmuştur. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz. size başkalarının yardımı gerekmezdi. Bir şeyde ki kök ve temel vardır.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır. Eğer. «Tövbe etmiştir. İmad sözümü dinlemedi. Meselâ her hangi biri için. Bu imanın sırrıdır. «Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. Bütün fenlerde. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü. Ama sen. böyle düşünmez. ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil. Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız. benim sohbetime dayanamaz. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın. Ayaz'ın aylığını kesti. sohbeti hoşuma gitmiştir. Çünkü. Ama Sultan onu öldürmedi. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. Mevlânâ. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş.kusurlusun. belki ona uygun cevap verirdi. her ikimiz de aynı şehirdeniz. «Hud sûresi ve buna eşit emirler. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. daha kutlu. çok güzel ve tatlı olurdu. o zahir ehli kişiler. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır. bu olgun bir gençtir. onunla öğüt bahsinde konuşurum. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. «Senin yanında konuşmak bana haramdır. benimle birlikte oldukları zaman da. 'evet' deyiver.» dedim. acele etti. dersin. Ayaz'ın ayakları altında keseyim. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz. Onlar için tek başına kalmaktansa. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur. yaradılıştan hazırcevaptır.» diyorsan. Çünkü Sultan daima. onun yolunda ölmeye lâyık değildir. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar.» diye düşündüm. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi.

içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. Aldanmamak için alışverişte. «Orada ne işin var. üstün bir zattır. Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem. Kendi kendime. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. o kararsızdır. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. eğlendirirdi. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü. Vezir. «İşte senin âlemin. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise.» dedi. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse. «O büyük âlimdir. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim.A. O. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi. erkeklik üç yerde belli olur: 1. avların en büyüğünü avladı. Onu severler.) sonra Allaha da iftira edenler. Lâkin biliyorum ki. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum. Talip isteğinde kemale ermiş. bir vezir vardır. Şüphe yok ki dünya. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz. bende de bir hal var. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur. Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. Mevlânâ bu dereceye inmiştir. hiç bir şeyden korkusu yoktu. ariften daha üstün bir şey yoktur. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim. Bunu kimseye sormadan kavramıştır. Dünyadan konuşanları dinleme. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın. Savaşta. O halde yürüyelim ki gözün. ikimiz de bu konuda birleşiyoruz. yahut üstünü başını ıslattığı. isa'yı görmek de böyledir. Sultan. Ama sevgili. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S. Kadın koynunda yatakta. gönlün açılsın. O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma. Bazan vaz geçiyorum. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir. vezire bir sır emanet ettiği zaman. Huyunu.» derler. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir. Sizinle bir sır konuşurum ki. Bu bencilliktir. sen de bilirsin. seni hiç kimse bilmeyecekti. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. Sultanın her halinden anlar. (M. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. konu dışına da çıkamıyorum. çok sevimli ve sevgili bir çocuktu. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer. rahattı. canından güvenli idi.» dediler. Bu bakıma göre. anlat bize!» dedi. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. Ama işin sonunda. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır. onu Hazreti Muhammed (S. . 3. onu mezara kadar götürür. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi). elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar. 2. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır. mizacını. Bu yola geldiğim zaman.) dilersen. «Nasıl bilmem. Çünkü Ayaz. «Ama ben bilmiyorum. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum.A. sözlerindeki tatlılığa.Hazreti Ali buyurmuştur ki. Ama bana gelince.» diyeceklerdir. söze yalvarıyorum. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki. gençler de yaşlılar da âşık olur.' Diyelim ki. Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım.» dedim. o hamam külhanından vazgeçiniz. onların söylemediklerini söyleyenler vardır. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur. etrafında ateş yanan bir kabirdir. Bir suç işlediği. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse. onu bütün gün neşelendirir. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir.» dedim.) söylemiştir. Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun.A. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim.

Hazreti Muhammed'e (S. «Bu adam zayıftır. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir. soğuktur.» dedim. Yüce Allahm. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur. Hep pişirdiğini yeme. ne dağlar.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. Her çağda tek bir gerçek vardır. açık saçık insanlardı. üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. Ama bu hep böyle oluyor. yeri ve göğü. Zavallı felsefeci. onun için bende bir korku belirdi.)) söyle. sorduğun soruları düşün bir kere. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir. hep böyle idiler. Hazreti Peygamber. ha.» «Düşün bir kere. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir. Eğer anlasaydın. sen de. Bayezid-i Bistamî ise. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir.» dersin. gerçek bir tarafı vardır. Ekşimiştir. benim gibi bin tanesini bulursun. «Âmin!» deyiver. Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. o su göndermiştir. o testi su ile dolmuştur. bu adam. «Yol bu yol değil. esinti ile savrulan tozlar gibidir. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır. ha!» diye gülen öyle gülmez. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir. benim cevabımı düşünme korkunçtur. Ama nasıl diyebilirsin ki. güçsüz ve biçaredir. büyüklerini de rezil ederlerdi.» Bunu benim hamlığıma verirsin. «Bu. sarsılırdın. sen de «Âmin!» deyiver. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur.' dersen. sevgili neredeyse.» diyorlar. işte burada hazır olan velidir!» derdi. Adlarını söylerler. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek. seven de oradadır. ah. Nasıl ki Kuran'da. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için. âlemin Doğusundan Batısına kadar. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler. O beraberlik benlik davasından uzaktır. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse. Lâkin bu derecede değil. Üst tarafı rüzgarla gelen. «ha. içinden gelen bir ses sana: «Bu.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. İşte şahneler oturmuş size. kalbin çarpar. «Ah. Ama bu gafletde bir sebep vardır. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. ha. Velidir! Bu. Allah onu bize. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım. bizi de ona bağışlasın.» dedim. Şüphe yok ki. Üç kere. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. mideni de üşütür. rezil olurlar. 7) buyurulmuştur. yedi feleğin dışında kalmıştır. «Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. Dediler ki. ama «ha. Ben. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür. ne de taşlardır. ah!» diye ağlayan hoş ağlar. Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken.A. Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. asla buradan geçmeyin. Daha ne kadar. (M. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. Uzayda. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati. «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi. senden daha korkuncum. Şimdi ise hiç çekinmiyorum. bütün vücudundaki organlar titrer. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek. Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır.

Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. veliler. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. başlangıçta da öyledir. ona. Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez.A. ağırbaşlı hareket eder. batini. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır. «Evet. Biri benim yanımda esrar içmeye.' 'eyvallah' de. hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır. yabancı sayılmaz. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir. Konuşulmaya. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur. Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. Ama çok zor. heybete üstün gelir. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku. Beyazid (Bistamî). Çok kere kendisinden faydalanırlar.» dedi. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir. 'öyledir* deyiver. yüzlerini görmek arzusundadırlar. İkincisi. ikincisi huzur alemindeki korku. «Kulaklar duymadı. bendeki irade kuvveti. başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir. O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler. Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir. onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu. çok çetindir. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler. Bir kimse ki. perde arkasına alınabilir.). Onlar kendilerini apaçık göstermişler. Ey Hakka yakın kardeşler. sevilen. Bu manalardan zahirî manayı âlimler. bu suretle tanıtmışlardır.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz.» derler. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir. Yer uygunsuz. «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri. Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. ululuk konusuna gelince.» buyur ulmuştur. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi. «Bu. bütün Allah dostları. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır.» Gerçek Allah adamı. bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır. düşünceli. her iki tarafı da korur. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. Belki de Hak nefesidir. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. Nasıl ki o. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir. umulur ki o. Hakîm Senâîciğin son . şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. Kuran'ın Allah kelâmı. halkın en azizlerindendir deyiniz. Ama o. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır. «Kuran'ın yediye kadar zahirî. Yolculuk bittiği zaman o. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider. filân zatın sözüdür. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki. (M. Bayezid'in bundan haberi olaydı. ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun. Halk arasında onun sözleri. Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz. Ancak onların hasretini terennüm etti. Hazreti Peygamber. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. kalbi yalanlamadı. son zamanda «zün-nar» istemişti.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki. Nasıl ki. onunla çok kere doğru yolu bulurlar. gözler görmedi. peygamberler bunlarla buluşmak. asla «ben» sözünü ağzına almazdı. Bundan dolayıdır ki. yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). batini manayı veliler. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir. Heybet.» buyurmuştur. Onlar ilim yolcularıdır.» diye söylenir. kapalı söz konuşmadı. Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. kat kat faydalı olanlardan da değiliz.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır. batının batını manaları vardır. Hazreti Muhammed (S. belki H söyler. Dilerseniz. «Bize o varlıktan bir bilgi ver.

gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. . meğer. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız. derhal başı araya gider.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. Musa'ya. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. zannedersem gibi sözler hep böyledir.» Çünkü Şeytan. Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. Hızır. O bundan uzaktır. damdan düşer ayağı kırılır. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır. (M. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek. bulunmaya sabredemezsin!» dedi. Benden bir söz işiten herkes. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir. O bu işin adamı değildir. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. Acele ise Şeytandandır. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. Siz benim dostum değilsiniz.» diyorum. imanı gider donuk bir hal alır. Bütün hali alt üst olur. Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır.günleri. esrar doludur'. «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez. Eğer. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse. bunu kesin olarak söylemiyorum. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. Bunları görüyorsun. helak olur. Sen bir İbrahimsin ki. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. «Kolaydır. keski. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli. soru sormakta acele etti. artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. o yüzden. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. bedenlerimizden (irkmektedir. kitapla geldin. Meğer ki o. Çok kerre görülmüş Bir kimse. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. Aşk böyle olur. Büyük bir sır vardır ki. deniliyor. O tepeler. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. Siz nerede. bu açık sözden. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım. Onlar mahrum kalmazlar. Çünkü Musa. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. (M. Seyyid Burhaneddin'den. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır.

Benim. o günahı işlemeden tatsız düşer. Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu. o cihan bu cihana geliyor. marifetten doğuyor. «Ona.). onlardan daha zevkli. onlardan daha güzeldir. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. sudan bahsetmez. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. Eğer sende aşk ve sevda galip ise. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. Dedi ki: O. Hazreti Muhammed (S. Eğer alnında bir nur. ama susmuştur. alanın hatnnı . başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. Hazreti Ebubekr. Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. Bütün bu sıkıntılarınız. Size bu daha faydalı olur. ayrı bir yol daha vardır ki. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. Onlara dedim ki. onun. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. Bütün fenlerde. Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar. Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum. A. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı.» dedi. günah işlememek eğilimini artırsın. Dağ gibi büyük bir adam. A. sana ben söylüyorum. 78) Hazreti Muhammed'in (S. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. Sade bu yorumlama değil. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir. Bunlardan daha kısa. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. Mevlânâ'nın yanında idi. öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. ilimden. Söz söylerken de havadan. Ama gizli değildir ki. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır. din bilgisinde. yeşil. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler. o sayede sükûna kavuşsun. Ondan sorma.). Dostum yanımdadır. (M. Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan.» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler. Benim önümde. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. hiç bunlara benzemez. Dedi ki: «Bu kulak. beni dinlerken. O. Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı. Çünkü bu sohbet. temel bilgilerde. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır. Gerekirse. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür.» Çok etkilenmişti. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz.» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. Ama Hazreti Muhammed (Ş.). yüz binlerce propagandacısı vardır. Benim maksadım armut istemek değil. bu cihan halkından başkadır. gramer. daha tatlı konuşurum. Allanın da galip olduğunu anlarsın. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz. Ona. Sende aşk galip ise. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. O hayal. hoş olmaz. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. Yahut. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. sentaks. Onlardan daha üstün. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. Unutmayın ki. tartışır. hepsinden daha yetkili konuşur. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana. onu mühürleyen zattır. isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana. «Ondan hoşlanıyorum. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki. îyi bir kanun konulmuştur. nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. (M. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder. Başka bir saatte daha iyi söylerim. Bir kerre de Pir. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. A.Mevlânâ'ya gelince. 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz. ne bu cihandan ne o cihandandır. söz yorumlardı.

Yani başka bir deyimle. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun. Bu değişiklik nisbete göredir. ama bu gün gördüm ki O da niyaza. dervişçe başlarını eğer giderler. Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim. doğuşta. A. tabana göredir.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir. Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim. Kul. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi. Onun en ufak işareti budur. O. iki defa abdest almış demek değildir. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan. Sonra onun nefsi de dirilir. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O. özür dilerler. Şimdi sanki kıyamet kopmuş.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz. dedi ki: Bediuddin. diyorum. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner. «Her kimin nefsi ölürse. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir. Bu.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır. Çünkü burada değişik bir mana vardır. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır. hem de adalet bakanına karşı savunasın. ancak Allah yoluna girdiğini anlar. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır. kapalı konuşurum.» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. «Evet ben onu okudum. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur. İmad dedi ki: «O söylediği söz. sen hem kadıya. Senin bu yaptığın. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. Bundan sonra bana kazanç haramdır. (M.dünya tarafına çekmesin. Sen bu aslı kurmaya bak ki.) uymak hususunda. Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir. seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa. Sana güvenerek söyledim ki. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun. Gerektir ki emrimi kırmayasm. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. Şu halde. gözleri açık olanlara göredir. Bu duayı eden kimse. O tarafa dönüp bakmasın. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa. bunlardan biri açılsa. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki. hem içindekilerin! yakar. denildiği vakit o hangi perdedir" ki. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise. Allah hakkı için ona inanırdım. Ama bu. yalanladı. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim. Nasıl olur da. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. bir takım isteklere kapılmıştır. perde aralanmıştır. Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. ona her şeyi açıktan açığa anlattım. Çünkü onunla çok derinlere daldım. Şimdi. Allahın kendisine kavuşmadığını. bu sözün manası o değilse.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim.» sözündeki mana gibidir. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve . onun cemalini özlüyor demektir. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur. Dünkü gün.» dedim.» sözünün manası. temelinden bahsediyorum. İzzeddin onu kabul etmedi.» sözünde küfür yoksa. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler. onun makam ve mertebesini istiyor. Şeytanı da ölür. onu bulur ve görürsün. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi.» dedi. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur. sentaks yönünden doğru değildir. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor. Allah cemalidir. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. onlara zor geliyor. Ben işin aslından. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın. O. hem dünyayı. sana hiç bir zorluk olmasın. Hazreti Muhammed'e (S. Abdest üzerine abdest almak. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur. «Elbette ben çıplağım. Ondan bir görünüştür. belki onun yoluna girmektir. gizli âlem açığa çıkmıştı.» Ben o kadar demiyorum. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. benim okumadığım bir meseleden bahsetti.

82) Kuran'da. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir. Böylece.» diyebilsin. baygın hale getirir. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan. 43) buyurulmuştur. Bu. akıl yönünden nasıl olur? dedim. hiç bir şeyden gam yemez. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur. hiç ses seda gelmesin oraya.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun. beni kurtaracak olanın kim olduğunu. sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım. O. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar.» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık. nereye gideceğimi. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu. Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin. onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın. Hele senin. (M. Senedi.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın. onu dilediğine isabet ettirir. sen de oraya kulaklarını tutasın. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. (M. O da bu yemenin. Çok güzel. ama bundan. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar.» dedim. Bana dost olan bir kul. azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz. yüzümü ona çevirdim. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır. Sultana karşı. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu. bari beni tanı. «Her kim nefsini bildi ise. «Şeyh İbrahim burada olaydı. Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır. meclise gel de seni göreyim. Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir. murdar. Allah başarı verirse. Allahdan bir iz aradı. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. . Ben bir şey okuyayım.A. onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz.» . On beş sene çok kısa kalır. Eğer sen bu fikirde isen.» Dedim ki: «Herkes talip değildir. soğukluk sıcaklığa karışır. o sözün de arkası kesilmez.dayanağı olan kişinin gönlü şendir. Hazreti Muhammed (S. Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken. sana çok görünüyor. her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi. uyumanın ne olduğunu söylemez. ben de öyle bir yere gideceğim ki. mahvolur gider. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek.» (Nur sûresi. Sıcaklık soğukluğa. kendinden geçti. onların kulaklarına üfleyeyim. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi. uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak. sual daima cevap cinsinden olur. İnsanı mest eder. Halep' te oturmuş. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. Dağda. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki. Bu takdirde onun kahrı da. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran. Kadı Şemseddin'in dediği gibi. Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı. içmenin. Mevlânâ ona lâyıktır. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. geri döndü. arkası kuvvetlidir. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim. sabrı kadar sonsuz olur. «bana iftiharla hizmet eder. bu türlü insanlardan değildir. «Sen ki Padişahsın. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik.» sözünü. İyi dikkat edin ki. Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi. dilediğine ettirmez. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. demiştir.

» dedim. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir. «İslâm garip olarak başladı. Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim.» dese. Mademki İslâm gariptir. «Mekke bu âlemden.» Onlar bundan başka manalar çıkararak. Ruh. bizim aradığımız. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın. o da bununla uyuşma halindedir. Sen ilerisini düşün. burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. sana gözünün ağrıdığını söyledi. Söze başlarken onun hatırına âyetten. Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz. behey eşek. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir. bu onunla. garip olarak da geri dönecektir. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir. gözle görmek gibi değildir. o zatı geüresin. ona hizmet etmek. öteki âlemdendir. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. O sıfat. O sözleri. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. ben de arkadan geleyim. ölüm korkusu vardır onda. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur. «Vatan sevgisi imandandır. onu hak yoluna yöneltir. O gözle görmek. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki. (M. o günde. madde âlemindendir. Mademki o engel oluyor.» îşte bu söz hiç yorum götürmez. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. o zaman sana yaraşan orada beklemek. Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. . Nasıl ki.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana. O anladı ki. henüz görünmemiştir. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir. o başka âlemden gelmiştir. bir de hayvanı. 83) onu buldun. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın. ama sarhoşluğu büyüktür. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı. iman ise bu âlemden değildir. Ona ben teklifsizce hükmederim. Mekke bu âlemdendir. O sözler. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. bizim matlubumuzsun. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır. nefisleriniz dipdiri. nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. «Haber. Peygamberler de böyledir.» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir. 'Behey ahmak. senden. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez. Sana. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi. hadisten başka hiç bir şey gelmez. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi. perhizler yapsan bile.» hadisinde de maksat aynıdır. Yol işidir bu. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa. Bir İstanbullu. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim. Bu işten bir o anlar. Mademki sen de gittin. ne de bu halveti sorarlar.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler. sana göredir. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur. o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki. yahut da birlikte kadıya gidelim. Biri der ki: «Filan zatın oğlu.» nüktesi açıklanacak. maksadına eriştirir. bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. Şimdi bu benim elimde değil. (M. ne bu çileyi. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır.» mı dersin? İşte asıl maksat budur. Ancak ulu Allah. Nasıl ki. onunla istediğim gibi pazarlık ederim. Yolculukta sana yük olur. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır.

«Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. önce bilmelidir 'ki. Diyelim ki. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. Şüphe yok ki onlar. «O halde. o yolun adamı idi. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. Vaiz hemen. bu iş senin işin değil. Hazreti Muhammed'in (S. Aşkın yorumuna gelince. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır. Şimdi her sözü işitiyor. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir. toprakta bir yerin olsun da. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. Has kullarından birini gönderdiler ki. Diyordum ki.» dedi. mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben. ama ayıklığa yakındır. O mantıkçı idi. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. değil midir. kemal mertebesidir. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur. Bu. sanki bu saat kıyamet saatidir. odur sanırsa. Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. Belki. bu s. şüphelenirsek bakarız. her şey kendi arzuna göre olsun. Eba Yezid. işaretsiz sözü. her sessiz kelâmı dinliyor. Hadiste. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar. bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. Allah onu. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. sadece kuru davacıdır. bu Firavunda yoktu. Bu nokta. Eba Yezid sustu.) makam ve hal mertebesi değildir. içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. ibretle her tarafa bakıyor. onun da bilgileri çoktu. Dervişte.» dedi. ama yakın ve kesin değildi. Bu da. bilinen manada doğmuş demek değildir. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim. «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. her sözün derecesini anlıyorum. ona yol bulmuşlardı. İsa'ya. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor. son gündür. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. Suda. Mev-lânâ'nın da. kıyamet günleri gelmiştir. Bu mertebe. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın. onun Hal mertebesi değildir. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. Allahdandı. kadın. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. (M. sen istiyorsun ki. bana ilim yönünden bildirildi. Bir gün. ruh sarhoşluğu fazla idi.» buyurulmuştur. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. bu taraftan da sözler işitiyordum. Bir insan ki hakkı aramaktadır. Çünkü her neyi. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. Sözü geçen hadisteki mana. 85) Bu. o şüphenin dışına çıkarır. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. Bugün burada biz ve siz varız. aşkın son mertebesine daha yakın idi. ruh kokusu almışlardı. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. talep davasında-dır. aşk deyince. A. Belki o. Her harf siz. Allahnın oğludur diyenler. altın. Bu onun tertemiz ruhu. öyle bir inanç var ki. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. bu davettir.» Burada. dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi. Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. Allahyı inciten zavallı!» diyor. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi. ona saadetini yakın olarak öğretsin. ruh kokusuna erişir.z filandan çıkmıştır. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez. Her ikisi birbirine karışmış olsun. Zannediyoruz ki. I^. Evhad (Kirmanî). Ama Firavun. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. Kadın atıldı. Allah kullarında. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. aşkda tamam değildi. «Otur ey avrat!» dedi. «Hayır. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim.» dedi. . kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun.

çalışmakla da elde edilemez. boğulur giderler. «Ruhlar toplanmış ordulardır. bozguncuların da. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır. Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz. onun kölesidir. aradığını bulmuş. Bazılarına hevesler. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. hep bir arada. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. sevgiler yoldaş olur. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır. Her ne kadar. Bir kimse vardır ki. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler. Bazı filozoflar. ferman senindir. Bu kâinat (M. bu yüzden duraklamalar görülür onda. Allah yolunun bilgisi mücahede ile. Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum. (M. Karanlığa gömülür. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün. Bu günün işi.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. O. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin. Sonra o başka bir yere göçmüştür. barışık yaşarlardı. bizden uzak kaçar. Ben önlerine çıktım. gam vaktinde bana sevinç verecektir. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. bazılarına da aşk. Mademki bizde de bir eğilim var. işte bu sebeple. isterse gelir isterse gelmez. bu doğuştaki beraberliktendir. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında.» (Nahil sûresi. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi. ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. Sultan o kişidir ki. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir. O aradığı sevgili kendini göstermezse. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. benim dersem. Onlar. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın. Yani önce yoktu sonradan var oldu. Sultan olduğunu bilir. Böylece îmad ile o H'ye Allah. yüzün kızarmıştı. Zaten. Aşk. Geri kalan ne varsa onun uyruğu. döşemiştir. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. denildiği gibi. yarına bırakılmamalıdır. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir. Ben sizi yine toplarım. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır. H.» buyurulmuştur. ezelden beri vardır. Geciken vaatler unutulur derler. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır.» dediğimiz zaman. derler. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar. îmad da onlarla beraberdi. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur. Halbuki benim gücüm her şeye yeter. 87) binası onun için yaratılmış. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır.» diye hitap etti. belki baştan ayağa suya batar. 86) Ama bunlar onlardan değildir. Şu hale göre Tatarlar. Bir mutlu kimse vardır ki. bundan daha beyaz yoğurt olamaz. «Allah bizimle beraberdir. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. bu toplulukta Allah vardır. bu sarayın içi dışı. size. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış. Sarhoşluk ediyordun. O gün. Ancak bana sığındığınız için. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün. Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde. O sırada oraya. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır. diyorlar. Ama bu topluluk da çeşitlidir. Artık bundan daha açık söz.» . şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. nefsine düşkün bir sofudur. kendin de yiyemezsin. O evde. Hadisde. hep birbirinizle.» (Tövbe sûresi. îşe önceden başlamak gerektir. bir şeyler koparır. «Allah takva ehli kişilerle beraberdir. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. 41) buyurulmuştur. gelmesinler diye oyaladım. der. Korkarız ki sonra dağılalırn. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. Tann buyurdu: «Ben biliyorum. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. «Ah. aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. ama başka biri de bizimle sohbete. her yana ve her yöne başvursun. 128) ve ayrıca. Her şey onun içindir. Âşıkın hali böyle değildir. dostluğa lâyıktır. Nasıl ki âyette. daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. ruh ezeldendir. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun. Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. aradığınız o Allah adamı. bulmak istiyenler asla yol bulamazlar. Nasıl ki. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. kadîm'dir. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. Bunların etekleri ıslanmak değil. ona erişmiştir.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. Meğer ki. o bu kâinat için yaratılmamıştır.. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur. onun için döşenmiştir. Ben de sana.

derler. son derece hoşlanırlardı. Peygamber i^in. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. onun gönlüne perdeler çekilsin. Çünkü o çok meşguldü. böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı. (M. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. onu arama yolunda can verir giderler. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. Hazre-ti Peygamber. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. Ebubekr mest olur. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi. Şeytan. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. Ayağımıza el uzattın. Bazıları da. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. sizinle çok savaşlar yapar. O kimdir ki. Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. Bazılarına da. Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis. öyle ulu bir zat olduğu halde. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır. Onu görmekten. Yahya'ya. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin. o hayalden de başka bir hayal doğsun. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi. onun günahı ancak şu sözdeydi. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. ölüm sırasında yüz gösterir. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister.» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir. diyebilirsin. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir. Ona bizim âlemimizden bir hayal. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. Bir gün. Bu nedir? Korkudan. müminin gönlünün anahtarıdır. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir. bir kısmı da onları görüp. İsa'ya gizlice secde etti. Nasıl ki Kuran'da.» Bu kırk sabah. bu günahı işle ve söyle. içki içmezdi.:» (Sebe sûresi. asla o evden dışarı çıkmazdı. Her günahın ardından karşıma gufran gelir. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? . Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi.» Bu. (M. Ama onun dostları. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil. sözünü bitirmişti. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. size bir ziyan vermesin. Önce senin bir işin yoktu. 15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem. Ancak daha fazla açıklayamazdı. Peygamber Aleyhisselâm. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. Ömer'e bambaşka bir hal gelir. lisanından dökülür. kârın bu oldu. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. Bundan sonra öyle görünüyor ki. yüz bin lezzet bulur. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi. ve velilerin özledikleri bir sevgili. 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. Sen ne zaman dilersen. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır. tatlı sözlerinde de.Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim.

» Arkadaşlarım. onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M. diyorum. gerçek mümin olabilir. mümin olarak gidersin. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur. istersen yürü. Çünkü ayrılmak istiyor. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna. ayrılacaktır. söyle! Sofilerin edeplerinden. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa. hele bir düşüneyim.» dedim. «Bu ne biçim şeriattır "ki. «Kuran'daki bu müjdelerden. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez.' (Nisa sûresi. Allah.» dedi.Gerçek iman. küfürlerini artırırlar. Bu yolda konuşmalar. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış. söyle. Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin. dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin). Firavun da öyle olmalıydı.» (M.» yolundaki açık ifadenin dışındadır. Ben sözü doğru söylerim. Halk. Kuran'a aykırı konuşmaktır. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. kıçına zahmet ver. doğru yola da yöneltmez. «Hayır! Bu bana iftiradır. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür. Ama. o büyük zatın günlerine erişemedik.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan.» sözüne güvenir. mümin olarak gidersin. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik. «Gel sofî budur.» dediler. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud. hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse. Biri. elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü.» dedi. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz. bir otur da kim olduğumu sana anlatayım. «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun. «Küfürlerini artırırlar. Yolda aşırdılar.» dedim. o saatte iyi bir sofi idim. Her işi Müslümanlık olur. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer. bu cihanın renklerine boyanmadan. Meclisten biri. gidince söyleriz. önce iman ederler. Ama hakikat yo-nünden o. «Pek güzel! Bu sofî değil. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap. şeriat yönünden iman sözü dile gelince. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki. işinden gücünden alıkoymak olur.» dedi. işte o kimse veli olur. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti. «Biri ben isem. onu ziyarete geldi.» dediler. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı. Evet. Bu çok bir şey değildir. âyette bildirilen. Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? . gerçektir. Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm. «Onu biz" ayırdık. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi. sizden emir veren ulularınıza itaat edin. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır. tembeldir. İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam. Şemseddin her kime küfür ederse. 'Allaha. Çünkü hakikatte. onları gaflete sürüklemek. onları kuyuya düşürmektir. işte ben onun oğullarmdanım. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur. halka Zaten halk. korkutmalardan. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse. Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir. «Nasıl istersen öyle say!» dedim. Madem ki son nefesinde. bu lokma helâldir sana. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. Hemen emir verdi. Bu. Eğer bu yolda yürür. «Gel. Ama sofîye.» (Nisa sûresi.» dedi. yüz bin kere daha korkunçtur. O sırada. Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı. Herkes sağa sola koşmaya başladı. Allah onları yarlıgamaz. safaya ne eksiklik verir bu.» dedim. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler. hep onu araştırıyordum içimden. 60) yolundaki öğütler. sonra kâfir olurlar. Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. Adı Âdem idi.» demek. yani küfrü imandan üstün gelmiştir. terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak. 135). şu cihetten doğru değildir ki. Şemseddin onun velisidir. bu lokma bana haramdır. Peygambere. «Ben. neticesi halkı uyutmak. Ayaz gözden kaybolmuştu. gittiğin yol doğrudur. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı . Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık. ona. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun.» dedim. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi.

ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. sağlık esenlik getirir. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. onu şefkatle kucakladı. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. Çünkü bu topluluktaki-ler. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. görenler. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan. O halde gerektir ki. sana her zaman. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. Şimdi pişman oldu. cimrilik yönünden söylemiyorum. doğrudur. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır. bağışlayıcıyım. beni konuşur. Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı. eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. her taraftan bana yönelir. beni dinler ve benden hoşlanırlardı. lezzet içinde lezzettir. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. Bu bana bir bahanedir. onu inkâr ederler. onlardan değildi. onların bunu kavramasına imkân yoktur. ne de bir çapak ve toz vardır. Kelâm metodu ondan da çetindir. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan. iki kişi yan yana oturmuştur. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor.boş duran atını gördü. Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. Bu da saçma sözdür. hep dünyadır. 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. Bunlardan biri. «içindeki o acı suyu dok de.» derler. sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun. Eflatun işitti ki. kerem içinde keremdir. gölgeleri. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. derler. çirkinlik. O. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. bağlar. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. Cana can katan derya gibi geniş. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi. Öyle ki. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir. Sende safra. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor.» derler. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında. . bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". Bugün. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. Hele fıkıh metodu daha da zordur. onlardan daha filozoftur. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun.» Ben bu sözleri. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar. Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez. berrak su görüyorum. seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. Bu bir büyü gibidir. Bu keramet sahibi de. Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. hep kötülük. bu çok iyi bir şeydir. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse. Diyerimki. yeşillikleri pek hoş. benim tarafımdan daha güçlü idi. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. aradığım gölge de senin gölgen-dir. Ancak seni mazur göstermek. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. Sultan. Ben kerem sahibiyim. O kerem sahibi de. Onlardan utandığı için tekrar geliyor. bahçeler görüyorum. ağaçlar. Aşkta. bir sır ve neşe var ki. Allah gölgesidir. kudret içinde kudrettir. Evet. gözlerinde ne bir kıl. Su ile dolu midenin.» der. kara kan. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. Bunlar. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir. içi su ile dolu bir testiye benzer. Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım. Bu ilimlerin en kolayı. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. Bunu onlar göremiyorlar. hem başı açık hem de feryat ediyor. fânilik ve zevksizlik âlemidir. gidiyor. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. o konuda boş sözler söylerler. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. Ona. Onun tarafı. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. sözümde gerçeğim.

Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa. insan sırrı ve aklı ile diridir. Gariptir ki. Hekimin karşısına gelen bir hasta. yahut şekerli helvalar getirseler. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım. 93) Şu halde. kahkahalarla gülersin. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın. güzel yüzlü görürsen. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır. Birden hali değişti. Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden. Bu cennet sonradan yaratılmıştır. Nasıl ki Kuran'da. Ancak ilâç istemeye baksın. Nasıl ki. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'. kerametlerden daha güçlüdür. büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. Her kimi. küfür bile etse gülersin. (M. Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim.» dese gerektir ki.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki. «Allahm! onları koru ki. bir söz söyle dedim. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır. kış gününde dışarı çıkmıştı. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. nerdeyse donacaktı. o . «Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. geniş gönüllü ise. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım. ben de bir noktaya işaret edeceğim. Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. cehennemliktir. sıcaktan terlemiş bir insan gibi. herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir. Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. için öylesine açılır ki. ölüm ona olsun. Nihayet. açık sözlü. darlıklarım sana unutturur. o yer yaratılmışlarla beraberdir. söyle de bari onun işini tamamlayayım. yüz bin Şeyhe iltifat göstermez. Şu halde. adam susuzluk davasında yalancıdır. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. yüzünde. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz. Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. İşte öyle bir insan. Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. beri. Bu âlemin sıkıntılarını. Mevlânâ'ya işaret ettim.Mucizeler. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. Allah. Çünkü. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz. ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. Her hangi bir kul.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. . «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. insanın aklı durur. bu sırada pek dalgın bir halde idi. kan içer. eğer bütün peygamberlerin. 94) Ona ebedîdir diyorum. ona uysunlar!» diye yalvardım. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile. Biri de vardır ki. «Ben güçsüzüm. her büyüklükten daha iyidir. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size. ama ezelîdir demiyorum. Şeytan'dır. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. Mevlânâ. Nasıl. Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek. o da yese. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. başka bir istekte bulunmasın. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse. güzel huylu. ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. sır denilen o Allah vergisi. bu.da ancak Allahdır.

onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı.» dediler. Allah da. gençlerden. pişmanlık öylesine gerektir ki. halvette dediler ki. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar. 32). . Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere. meleklerin. Bizim bir bilgimiz yoktur. Bir doğuş yok. (M. «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi. bir gün şeyhliği de. Başka biri de vardır ki. gönülden evlâdıdır. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan. Ama. benim dinim benimdir.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur. onun niteliğidir. Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar. Siraceddin. Hazreti Muhammed'in (S. Teravih namazı için. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir. demeleri gibidir.A. Ancak. Şüphesiz sen hikmet sahibi. burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. söz benden ürker ve kaçar sanki. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı. O zaman. «Olamaz. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk. ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun. 95) O halde. «Bu güzel bir bid'attır. ikiyüzlülük.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz. Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz. sakallılardan. dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır. «Vergilerinizi kaldırayım. Bu ne demektir efendi? Sen bundan.» Evet. sonra neşterini saplarsa. «Sizin dininiz sizin. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. 'kancıklık etmediler. bilinmelidir ki.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor. Giden gitmiştir. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir. diye meraklanırsın. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma. buradan dışarı acele çıkar gidersin. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar. Şimdi. sonucu yeter derecede lâtif olsun. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki. Başlangıçtaki gidişe göre. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. (M. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. Onun seçkin evlâtları da öyledir. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. ululuğu da baştan atmak gerekiyor. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. O. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir. sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır.) candan. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü. Evet kımıldanıyoruz. O dolaşmanın bereketidir ki. bir daha böyle edepsizlik etme. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için.» dedi. Ey ulu Allahm! Hacamatçı. Bu saat hasret içinde geçmektedir. Nihayet sen de bir din bilginisin. Kendiliğinden kalkıp gitti.'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. Bize henüz bir şey görünmedi. Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti. işsizlik hesabıdır. 96) Bu iş hesabı değil. Mademki bir iş baştan tutulmuştur. O. Sen. kendisini bu mevkiye yükselttiler. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

ama burada söz tehlikelidir. Ama uykuyu kaçırmıyor. Bir kimseyi gördüğü zaman.» diyorsun. benim halim o hal değildi. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider. onunla çevreyi görürsün. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar. ama asla o işleri yapmayan. hadis anlatıyor. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir. hem mana yönündendir. son durumunu. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun. uzaktan bir taş gördü ki. Dedim ki: Onların ululaması. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır. Derler ki. Âdem. ağaçlar henüz görünmüyordu. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun). iradeye uygundur. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. demek ki. Kandilin maksat ve manası ise. Ansızın oradan. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. Sıcaklık soğuklukla. Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur. Bu sözü çok dikkatle dinleyin. iradeyi bilir. diyordu. bu testi çorak bir su ile doludur. İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa. Başka bir cevap daha var. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. Sana. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. Bu söz sona ermiş değildir. yahut sevdalıdır. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik. Uzaktan.) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. Ona dosdoğru güvenebilirsin. Her ne işlerse. O. Şu halde bu uygunlukta hem sureti. saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı.Şeyh. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. Ona fitil takarsın havadan asarsın. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür. Padişaha giden yol kapıdan geçer. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur.. Söylendiğine göre. Bu hep böyledir. Başka ne . tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem. kentler.» diyorsun.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. Veriyorum. bu varlık da meydana gelmezdi.. Kulak verdim. iradeye uygun düşer. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. 105) gibi birbirimize karışmıştık. Kapı dışından . Oradan bu aşağılık âleme indik. Fakat bazen de hevadan. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir. İş böyle olunca bir kimse.» Dedi ki: «Ben. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. ama irade muradı bilmez. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi. Murat.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki.» diyorum. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. «Ver bana. ben de. Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu. «ininiz aşağı!» sesi geldi. diye düşünüyorum. Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. Uzaktan. A. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir. Onun için. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. Şu halde. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin. yani keyfine göre karar verir. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. yavaş yavaş yaklaşdıkca. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan. heybetle kendisine doğru geliyordu. şanım ne yücedir!» diyor. Ancak. evet şeriat da vardır. Daneye kavuşmanın zevki. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. «Kendimi kutlarım. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır. onun doğuştaki halini. Nasıl ki. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. dane ve tuzak belâsı. Ama. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. «Bu ırmak suyudur. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. bize. bunlar ya divane. Buna karşı tedbir alırız. Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. Sarayda bir Padişah vardır. Hattâ adınızı bile söylememiştir.» Bayezid ise. derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. Allah buyruğunu tutmayan kimse. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa.

o mana. Eğer sana gerekli ise. Sadettin güldü. anlamaz. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar. Bu doğrudur ama Kuran'da da. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu. Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari. O. lanete uğrarsın. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi. Sabah namazından önce . başlangıcı olmayan zamandan. Kendisine. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır. bu buğanın kıçı sıkıdır. bir ağlama hali geldi. «Ona sus dedim hele. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki. Ben bilmiyorum. sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum. ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi. sonsuzluğa kadar böyledir. Burada. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum. Hoylu Muhammed bana. «Ulu Allah. zahirde göründüğü gibi değildir. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir.» dedi. «Burada ne yapalım?» dedim. «Bari gideyim bir çorba içeyim. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı. 'Cinleri ve insanları yarattım ki. (M. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu. ona ne demeli? Bu yüzden de. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir. onlarda eksik kalıyordu. şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum. Hep. sana secde edeyim. Karar verildi. yani ezelden ebede. Gazneli Sultan Mahmud'un. Bu çetin bir konudur. Nasıl ki. ben onunla bir şey konuşamam.» deyiniz. diyemedim. Sözü hiç tekrar etmeyin. Bir hadis vardır.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur. Ben de.» dedi. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti.) zaten has kullardandır. Nasıl ki kul da hep onun halindedir. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. O zaman söyleyeceğim. 107) «Ne diyorsun?» dedim. «Eğer bana gelirse koyver gitsin. Ben ve Mevlânâ. bana kulluk etsinler. Ama bir kul ki. biziz biziz diye bıyık burup dururlar. Dua ediyordu. söyleyin de bari hoşça. eski konuştuklarımı tekrar edemem. Bu ondan değildir. böyle sanıyor ve korkuyordum ki. Buna razı değiliz. Bunları gizlice kaza ediyoruz. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu. «Şemseddin. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki. «Ama benim derimi yüzerler. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar. O da. Şu halde bu nasıl dileksizlik olur. onlar zaten hep içerdedirler. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. Bana bir yufka yüreklilik. Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler. bana hiç gayret gelmiyor.A. yeniden anlatmak yoktur. O şey ki yoktur. Ebû Said (Ebül Hayr). hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı.» anlamındadır. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım. Bana. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir. Ona ne güveniyorsun? (M. Eğer birisi. git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim.» «Git!» dedi. Gel ki sana öpücük vereyim. o bizimledir. Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki. geçimlerini. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum. söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz. senin bir zındık olduğuna fetva versin.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse.» dedi. Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi. varlıkları.» dedi. «O her gün yeni bir haldedir. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki. bunun. Erkekliğin devamlı olsun. Ne desem ona uymak yaraşır. Hazreti Muhammed (S.» dedi. Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum. kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. Ama uygun görmezsem hiç söylemem. daha ne olsun!» dedim. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. O istiyordu ki. Burada büyük tehlike vardır. onların niteliklerini yaratmayı. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. îş verir. Dün gece iki üç kere sizi andım.» anlamına gelen bir âyet vardır ki.» dedi. Meğer bizim gözlerimiz körmüş. sen sus hiç konuşma. Ama ben korkmayan ancak Allahdır. Ama büyük ziyan olacak. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum. «Beynimi kurutuyorsun.» «O halde şimdi konuşma. «Bu gece bizimle birlikte kal. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar. Bizim bu Şahap da ahmaktır. Babam bir yanlışlık yaptı. Mevlânâ Celâleddin. Şeytan onun yönünü kesti. Ona bizden dinlediklerini anlatır. benim sözlerimde tekrarlamak.» Hoşuna gitmedi.» Bana. O sizden uzak olsun.

yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin. yerindedir. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım. o kılavuz kaçmadı. nasıl bilmem. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. namazdan önce birer kurban keserlerdi. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur.» dedi.» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. avucun dolduysa dökmeyesin. Bu dünyayı görüyorsun. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır. Biri dedi ki: «Bir sorayım. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar. ona niçin cevap vermedi. Âlemde bu kadar büyük iş yoktur. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider. Bu iş medreseye gelmez. Büyük bilginler böyle ölü gibi. meşgul idim. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler. o güzel huylu Sultan Mahmud. iş istediğinden daha iyi oldu. ölümü sırasında cesaretsiz davrandı. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda. Onun gülümsediğini gördü. «Evet. bir ah çek bari! . Şahın buyurduğu gibidir.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş. işin içyüzünü açıkla. sen de onlara cevap vermezsin. Sadettin-i Hamavî. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. onların o kurbanda rızıkları yoktur. Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun. bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. başka bir yönden de anlatılamaz. Bilmiyor musun ki. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin. Alemde. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. Ramazan boyunca. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır. Ağzını açsa. bin kelle bir pula giderdi. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. Salikler o yoldan giderler. Hazreti îsa da. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur.» Öteki cevap verdi: «Yallah. 109) Gönlüm hoş oluyor. sözlerimden incindi. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı. Yiğit gerektir ki. imam efendi. Ama ben onların lokmasını yerim. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. (M.çadırı kurdu. Böylece yapılan iş boş değildir. böylece bu dünyadan. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim. O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti. ama beni başka birisi çağırdı. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz. ne vezirin. Eğer hiç konuşmasa. Ama çabuk söylemiyorsun.» (M. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum. Ama Padişahın yüzü ekşidi. Herkes malını önüne kattı. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti. Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu. bi Padişahtır. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur. Yüzünü ekşitti. O Bayezid de.

Söz vardır ki. söz hem öğretici. akla gelen ilk sebep budur. Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez. Ama gerektir ki. biçtik. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi. o geldi. Biz ölçtük. Görüyorsun ki. o hal diliyle konuşuyor. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. Devamlı şarap. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. Kendinden bir söz konuşmaz. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. başka bir şey yapmazsın ki. O sırada hatırından geçti ki. gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. Söz. ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. Düşmanlarımızdan. Nasıl ki. içtik. Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir. böyle soruların cevabını vermez. Onun sesi bu âlemde değildir. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. sen geldiğin zaman biz de. Allahya ant olsun ki. evde ne varsa tüketirsin. Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. Sende o zevk sürekli olmalı. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat.Sen. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. neşelenirse söze başlar ve konuşur. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben. O başka bir âlemden gelen bir sestir. bir tekmede o engeli yıkar. düşmanlarımızdan demiyorum. Gerekmez ki. Eğer biri dese ki. îş-te o yiğit geldi. Acaba bizi. hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur. o önceden Allahya dönmüşse. onları tek renge boyayalım. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. dedi. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. diyorum! Ama. derler. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. Burada bilginin. «Nefis ölmüştür!» diyelim.açıktır. Çünkü onları senden işitti. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin.hayet senin karşına yolda perdeler çekildi. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir. sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der. kuru ve tatsız olmamalı. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. oralara git. dostlardan olurdu. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. ancak sırası gelir. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . İşte görmüyor musun. o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. O Şeytan. kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim. bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. Onun bu ilk yardımlarından sonra da. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir.» dedi. deseydim. Nasıl ki şu duvar. şüphe yok ki aklı kaçırır. Tenin aradan gider. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. Allah cezbesi gelir. bitirdin. Yahut her kim çok sarhoş olur. Ama. Diyelim ki bir küp dolusu içtin. onlardan bir şey istemek vacip değildir. Sonra da batmanla içer. hiç hayır demiyorsunuz. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. Siz bunu arzuluyorsunuz. Ama âlemde asla işitilmemiştir ki. Konuşurken tatlı. Allah yine bizden kapacaktır. bizim sözümüzü kessin. Şeytan senin karşına çıkamaz. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. güzel ve zevkli konuşmalı. bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. Şu halde o kimse gelir. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. gözün akan suya döner. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. (M. bir cevap söyle. içimize düştü! Ama onun düşmesi. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır. elinden âciz kaldı. Kabristandan geçerken. hem de açık olsun. diye konuşuyorduk. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. bin kere kalkışından daha hayırlıdır. (M. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . işitmek istemiyorum». bu sonuna kadar sürüp gider. konuştukları. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. Bu böyle olunca. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır. o. her tarafa çekip çevirebilirsin. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. Ya bir hadis. kimdir o aklı başında olan ayık ki. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. kulaklarımı tutmak istiyorum. N. başka bir küpten içersin.

«Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. harap etmek galiba güç geliyor.» dedim. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M. Artık bunu yapmama sebep yok. susmak yüzünden.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum. onu tamamiyle anlamadı. Sana kulak veriyorum. o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi. bir yerimiz kırılmasın. Bu âleme geldi. «Söyle ama olacak şey değildir. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır.» dedi. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M. sır olur. «Evet. işte bu inkârdır. Ben de. Başlarını sallarlar. göre her şey açıktır. Ama o. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. Hallacı Mansur da bunlardandır. Nasılki Senâî. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. O değişik renkli de olamaz. Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. Her gün kendi sözümü tutmuyorum. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet. Onun başı kendiliğinden tehlikededir. Ama. «Hey. Sır. derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa. mensûh gibidir. gördü ve gitti.» dedim. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. onu doğruluk yönüne çekiyorum. onun başı da belâya girmez. bir sır ki. Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı. Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. Bunun âlemde bir yankısı yoktur. Allahın seçkin kulları yok mudur ki. «Hiç inkâr etmedi. O nasıl sır olabilir? Evet. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim. Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır. 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur. «Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve . senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı. onun ayağına vurdu. Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. O zaman adam. «Etti!» dedim. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir. 112) çağırdı. Mecusîlere kadar gelmiş. şaraba dayanamaz. eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. o. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. hiç anlaşılmaz. evet!» derler. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. Mademki. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır. bu yüzden kavga çıkarırlar. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. «De ki. çalışamazlar da. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti. Semâm hakkını vermedi. Nâsih. Ben de başımı sallarım. onlar?. Bilmeyenlere göre sır yoktur. içinde bir sırrı olmasın. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu. hem de manevî inkârda bulundu. şarabın etkisi altında kalır. bu sözü kapayalım. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir. Yahudilere ve. onun ışığından ve kokusundan anlamaz. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır.» demiyorum. söylerse de belli olur. Nerede o insan ki. Önce ona bütün yolları kapadım. Ancak o kimse ki.» Hazreti Peygamberin. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam.» dedi. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da. senden yeni sözler istiyorum. kimse ölmesin. işte Hallaç garip kişi oldu. Va'd de Va'id gibidir. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti. o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı. alçalmıştır. çok iyidir. Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum. zevk alıyorum.» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir. söz söyleyemez.

tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir. Eğer inancında kuşkun varsa. İstiyorum ki. Onu görmeden aslan tutulamaz. tartışma böyle olur. bunu Muhammed'in (S. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum. Bu bir iş hesabı değildir. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi. «Ama sonra ne yapayım. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması. kendiliğinden. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki.» buyurulmuştur. «Artık onun sözlerini kırmadım. 114) Ev birdir. «Onlar uyumaktadır. Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır. Saman.» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki. sen de böylece sözü altından anlıyorsun.» Ama o kimse ki. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. her Peygambere bir özellik verilmiştir. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir.» Bana öyle geliyor ki. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor. (M. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. Hazreti Muhammed'e (S. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki. nebinin mertebesine erişemez. denetleyelim. karşına bir perde çeker. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. kendini görmektir. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum. Ama su kalır yerinde. Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır. Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki. dostluk hesabı da değ Idir.» dedi. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî. Bugün o bir gerçektir. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M.» dedi. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor.ayağına kapandı. A. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre. bir bulut gelir. bu hadisi. Şimdi de böylece farz et. A. Sofî de sürünerek olgunlaşır. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor. Ebubekr'den nakletmişti. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. o.» dedi. bir zaman da sana soğukluk gelsin. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki. saadet kimyası odur. Ant olsun ki. Böylece susarsın. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir. yüz öpücük kondurursun. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. bir zaman ondan hoşlanasın. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma).) söylediğini sananlar kâfir oldular. Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz. harekete gelir. Senin olduğun yerde dost meydandadır. o sana dönünce sen de dönüverirsin. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: .» O da. Hazreti Muhammed'i (S. ancak sözlerin alt tarafını anlar. senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez. «Hayır. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler. Yoksa ne o kitap. Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar. ne o saadet bununla ölçülemez.» dedi. ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler.' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk. Bir aralık.» Dedi ki. en kestirme yoldan kuşkularını giderir. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey.) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün. O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu. nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür. ben de mutluyum. velilik ve peygamberlik.A. ne o kimya. O halde.

Dostlarla da beraber olurduk. Biz görmedik. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır. Çok makbul kullar vardır ki. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum. hayır derdi. Ancak sen bunu biliyorsun. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki. O senin nefsini. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur.» demeyesin. Hatanın kaynağı odur dedi. o da bana gücensin ve yolundan sapsın. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır. Ona dedim ki. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. Bu manadan. (M. Ben bir kaç örnekle yetindim. diye cevap verirdi. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz. nefsinle buldu ki. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. «Niçin?» diye sordu. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. «Yolunu şaşırmış. Göreceksin. Buyurmuşlardı ki. Kelâm sıfatı ile görünür. söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. dedi. sana devamlı bir halvet hali gelir. dilerse bu perdeyi önüne çeker. Aşk yolunun belâsı. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. Allah sıfatlarındandır. bu yemek bana ziyan verdi. Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı. Allahın mucizesi olmaz. eskiden beri böyledir. Bu.» dedi. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin. Bu. derler. şeyhlerden kalma bir töredir. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. benim emrimle gider. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir. Hayır asla. Bizimle ilimden konuş. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin. dedi. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti. Sözün değişmesi. kendi zatını gizler ki. Allahın öyle kulları vardır ki. Maksadın ne olduğu belli değildi. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. ama öğrenmeye heveslid r.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır. benim hükmüm altındadır. . onlara Allah sıfatları yol gösterir. O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. benim emrimle gelir. sana yazı öğreteyim. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. Orada ne dolaşıp duracağız. Başını çevirdi. gibi sözler vardır. çilede kalmayınca. Her şey benim emrime boyun eğmiş. başına vurarak dışarı fırladı. gözler de. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. «Bana ziyam yok. davetler oluyormuş. Şu halde sakalını. Ansızın bir «Ah!» çekti. dilerse arkasına atar.» dedim. onları koparalım. mananın da değişmesine delildir. bir söze başlamıştım. Peygambere karşı hâşâ. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar.» dediler. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir. işte o gönül alçaklığı. Bugün benim nefesimi kesiyorsun. «Niçin gitmiyorsun. Kelâm yani söz. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. onları perdeye sokmaz. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum.) Hira dağın-da halvete girmişti. bıyığını birer birer yolsam. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. Öyle bir durumda olursun ki. hep ben ve biz sözündendîr. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. hep yalnız kalmak istersin. A. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan. Çünkü Allah. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir. Ah. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. bu arada. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. şaşırdı. (M. Mevlânâ. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri.» Bana. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir. dedim.

onunla birlikte gideyim.» derler. Ama o kimse ki kendini feda eder.» diye bir ezgi tutturuyor. zincirlere vurmalı. hizmetler ettiler. «Kalk namaz kıl!» dese. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor. «Bu adam delidir. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. sonra buz gibi soğurlar. Ama kendi hayatım göremeyen. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış. Çünkü ruh uçtu mu. Ancak Perir ağlıyordu. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. «Ben onun şehrine geldim. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. Şu halde bilmiyor musun ki. Tusî. şüphesiz diri kalır. Biz birisine bir şey söylüyoruz. ilişiklerini kesmişlerdir. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz. Bir Haç sarık parçası verdim. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. namazın utancından kurtulmuştur. Onlarla demiyorum. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. aklı başına gelsin. kâh onun sözünü kabul ederim. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir. evine konuk oldum. diye düşündüm. Benden sorular sordu. Kâfirler ve onlara uyanlar. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. 119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. bende bu yoktur. Bir kaç adım gider. ölüye. bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M. beden ölüdür. kalk. her gün sopa atmalı ki. Onu daha beter bir hale getirdim. Ağlamıyorum. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. Çeşme başında oturttum sustu. Sendeki o kutsal kuş. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. Onun da bir müridi vardı ki. Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. Nasıl ki. topa çomak vurur. onlar ne yaptılar. meydanda top oynar. Bu divanedir. Allah dilerse görülecek. Kâh bunun sözünü dinlerim. beden kuyusundan bir uçtu mu. O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. Bütün âlemi sana sattım! Gidin. Kim. elifin iki üstünü var. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz. bunu ya tımarhaneye götürmeli. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. görülmüş olacaktır. Bana bir hal geldi. ölümü hayattan üstün tutsun. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. elif iki esre. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. Bana diyor ki. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz. Böylece kurtarıyoruz. Çünkü zorluk olur. diyordum. Kalk gidelim. O mimber üzerinde bir kaç nağra atar. o da onlar gibidir. artık oruç düşüncesinden. . bunu tımarhaneye götürmeli. Ben benim. Gelemiyeceğim. Mevlânâ alnımdan öptü. bütün akıllılar. aynı sebeple. bırakmazdı geleyim. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. sende de hal mertebesi var. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye.» der. arayın! O Şemsi göremedim. «Elif iki üstün. O. benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse. «Hayır. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi.» dedi. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi. raks etmeye başladım. Dedi ki: «O kim oluyor ki. öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor.Muhammed Gûyanî. özürler diliyor. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. Kulağını bük de ağlasın. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. 118) Meğer divane olsun ki. (M. divane olmuştu. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır. Meğerki. gönlün de benim hükmüm altındadır. Bana nimetler verdiler. Yakışık alır mı ki. ama şimdi ben sen oldum. çelik çomak oynamak nerede. yahut öldürmeli. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur. el çırpıyordu.

bende o kudret yoktur. Allahnın işi böyledir. Ben. İçiyorduk. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz. Onlara. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. Güldüler. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun. ondan yüz bin nişan bulacaksın. istersen vur onun parmağını kır. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur. onu benden üstün görür. sizin aşkınızla doluyuz. yoksa kitabı mı?» dedim. Bir kaç gün içmezsem.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. Ama nereye gider? O senindir. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur. öylece kaldır. Müslüman bütün hileleri bilir. Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi. düşer. Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk.» O gerçekten bize bağlı ise. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut. Sana da temiz. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer. Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider. mücevher değerinde olabilir. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim. kötü hayal değildir. bugün de sana ulaşır. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez. Kadı Honci ona çok saygı gösterir. yüzüstü kapanır. Ancak o azık bugün vermiş olsaydı. Altın. Halbuki. aydın ve güzeldi. Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez.» Ben utandım. Şehirde hangi kadın vardır ki. Anadan doğma körleri bile gördürür. dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar. Kâh hayal kuruyor. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. der.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi. Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. Mademki insaflı davranıyorsun. başlık parasını önceden verir. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. Halbuki kâfirler. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim. Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. «Güzel söylüyorsun. benim önümde şarap içmeyin demiştim. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki. bunları yüzüne vurmazdı. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah». Ebubekri Rababî' nin hilesini de. (M. İnsan sevdiğini çok anar. . felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar. «Bu benim işim değildir. Kul öyle bir durumda kalır ki. medresemiz. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim.» derdi. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın. bize inanarak değil. ancak «La îlâhe İllallah. bedenimde bir titreme başlar. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz. kâh şaşkın duruyorsun. Hele o sevgili. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. Peygamberlerin aklına sığar. O azık. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır. Kötü hayaller. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. yetkili kişidir. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir. Ama bu. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. özürü vardır. onun birliğini isbata. Elimi tuttu.» dedim.» der. Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. Yahut yerine koyar. Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir. gelecek hafta başka bir şey olurdu. mescidimiz var.» dedikten sonra başlarlar. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun. Parlak. Tâ bir hafta onu oyaladım. ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar. Hakkı elinde tutan felsefeci. «Elimi mi istersin. «O benden daha soyludur. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir. (M.

cimri likten değil. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet. bu noktada duruyor. «Eğer senden bir şey sorarsam. çok ateşlenirdim. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. «Kendine gel!» diyordu. sen öyle yüce bir kişisin ki. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı. Zaman olurdu ki. mal vermek. beni korudu. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin.» diyemedi.» dedi. seni halvetde ziyaret etti. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı. Ben inkârla cevap verdim. Artık geçen geçmiştir. seni dinliyorum. Allah o işe yardımcı olur. «Acaip.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler. Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum.» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet. bundan daha hayırlısı gelirdi. O delil ise. Allah nerede? Şimdi ne . Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu..» derse. bir nifak var ki. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse.» dedi. «Dilediğin şey mümkündür. Eğer o. kötü bir düşme değil. o başka yönden geliyor. Bir sürü hikâyeler anlattım. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım. Bu. makamın nedir? Ben sana diyorum ki. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. 122) Bilir misin sen kimsin. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız. nefisten gelen bir davranış değildi. «Ben fakirim. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu. ben de bu işten vaz geçtim. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir.. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu. Dediler ki: işte sen böylesin. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti. biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da. hiç bir şeyim yok. onlardan faydalandım. ama böyle bir davranışta bulunmadım.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır. seninle birlikte başka dost seçmedi. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini. O sana geldi. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin. Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi. Ama. Şüphe yok ki. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. Hızır el çırptı. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. yoksulum. bağışta bulunmaktır. Allahnın has kullarında. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum. Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın. ondan delil istenir.» (M. İkinci defa sordu. Bu. ben söylemeden bana hizmette bulunsun.» derim. Allah korusun. (M. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. ben de. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz. Hızır ona öfke ile cevap verdi. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi. sana düşmek tehlikesi görünüyor.» der. Bunu bilirim. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse. sen de temiz kalplisin. sana döndüm. O Allahsal öfke idi. Bunlar kendisinin oldu. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin.» dedi. ama Allahtan korkuyorum. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. Ben artık güçsüzüm.» dedi. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler.» dedim. «Evet. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük. Ama bu. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke. Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı. Bununla beraber. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm. Ondan sakınmak gerektir. Öteki peygamberler demiyorum. Bunun üzerine kabul ettim. ama bunu sana hiç açmadım. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum. Allah bilir dedim.

Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen. İlk Allah gayretine engel olmak ister. araya bir engel . Nasıl ki.» dedi. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez. mevki ve yüce makamlar verirler. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa. alabilirsin. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. Dileğiniz öylesine hararetli olur.» dedi Hızır. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin. O dilekteki şiddet ve hararet. Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. Çalışın gayret edin ki. Benim de bir aradığım varsa. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Araya ne evlât. O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir. Baharda yarin yanağından uzak olunca. böyle yaparım. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti. Senin keremin bize ışık tuttu. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. nasıl dedin?» diye bilgi istedi. Bu Hazreti Muhammed'in (S. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. «Bu ne sözdür!» demedi. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var.» diyorsun. Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki.» «Hayır. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi. Saki uyuyakalmış. ne de başka bir şey engel olabilir.» diyorsun? Evet. sözünü dinler ve anlarlar. diye dikkat ederim ki. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır.) başından geçmişti. Çünkü arıyordu. Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. Şimdi benimle yaşamak zordur. 125) Şimdi dilekte bulunmak. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. mülk. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi. Eğer o olaydan size (M. Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir. (M.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı. öyle bir âşık idi ki. mum sönmüş. Ancak Allah gayretidir. sen de ona uydun demektir. aşk tutkunluğundan idi. Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. bu cevaba kızmadı. «Ha ha. Benim bir şeyden hoşlanmam da. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez. A. Ben teklifsiz. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. arada hiç bir perde engel olmasın. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. ona darılmadı. Bu sözü kendimden söylüyorum. Musa. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste. Size gideceğiniz yolu öğrettim. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım. Ama sadece. Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. Bana mal ve makam vaat edenler. incinmem de yaratılışımın gereğidir. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi. sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki. pervasız bir adamım. yapabilir miyim. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur.

bana bağışlayasın. Hele ona ayrıca. Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem. «Seni uyandıracağım. ateşinden gökler tutuşur. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. arkadaşına.» dedim. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. başka bir yoruma göre kırk bin yıl. bu yüzden saçlarını yoldum. ağır hastalıklar geçirirdi. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır. (Korkudan) kaçtım. kıbleden dönmüştü. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır.» dedi. gitmese de öldürür. «Kendi katımızda ilim öğrettik. Musa'ya dedi ki: «Ben. Aşağıya bakıyordum.» dedi. bir şey yiyip içmeyen ölür. (M. Musa. «Sen daha ne gördün ki. O ilâç almadan geri durmazdı. Hızır'ı överken onun hakkında. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu. seni yaratan Allah aşkına söyle.» buyurmuştur. Zahidlerden biri hastalanmıştı. Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. «Bana uyacak mısın?» dedi. Şimdi. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. okutma yolu ile. öylesine sıcak bir hikâyedir ki. yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti. Hastalıklardan dimağını korumak. Başka bir zahid. bir deyişe göre kırk yıl. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. Ancak bu. Musa'ya bir şeyler sordu.» yani. Sultan bir defa ferman edince. 127) Diyordum ki: Seyyid. Yüş'a. Bizim şehrimizde de böyle idi. Musa. Bu da onun için gerekliydi. 126) Mutlu insan o k. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki. o kadar kaçıyorsun?» diyordu. «Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. O Hakkı bulmuş olan.sidir ki. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır. Gördüm ki. eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü. «Sana anlatacağım. . deniz üzerinde yürürken. Suç delillerini de o bilir. Ulu Allah. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. Daha dikkatli baktım yüzü de. şeriatta fetva vardır. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız.» diye cevap verdi. Bundan dolayı beraber gelemem. tekkede. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu. zahid kapkara kesilmiş.» dedi. Zorunlu hallerde. iki denizin birleştiği yere geldiler.» buyurulması da başka bir iltifattır. onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti. Müride soruyorsun. Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi.» Yüş'a geri döndü. ilâç içmesini tavsiye ettiler. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. Bu Allah için bir iş. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür.girmesin. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar. Bu hukub. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona. Adamcağız. Hızır. O kimse de. (M. Hep perhiz yapan. Bize ikiyüzlülük yaparsa. benim için övünülecek bir haldir. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum. Çünkü çok çeşitli. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun. «Ödünç vereyim. Mevlânâ da onu biliyordu. uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum.» Bu. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun. ama o engel olmuyor. ondan davacı olasınız?» de. onlara acırlar bile. Ama başka bir vakit anlatacağım. evet. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım. uzaktan onu gördüler. belki o dervişe hoş gelmez. o kız kardeşe ve damada. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. hoşa gitse de. O ilim medresede öğretilmez. Bu Musa hikâyesi. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. Musa ile Hızır birlikte kaldılar. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım. biraz duman çıkmaya başladı. «Onu alıp getiresin. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir. Bundan daha güzel ve tatlı. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra. Şimdi. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi. namaz kılmazdı. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim. Ben. Musa ile arkadaşı. bu da şeriatta yazılıdır. «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez. Benimle birlikte ama ben bilmiyorum.

sana sevap olur. kendi kendime. önce o baş işareti sana neler söyledi. ama çarçabuk söyleme» demiş. sen onunla konuşamazsın. doğru sözlü olur. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan. Emri görünce. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar. bu hal de beni yaralamaz. acı duymazdım. kadını boşayacağına yemin eder. Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali. kadınsa. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar. Nasıl ki.» dedi. derler. Ona baş işaretiyle. Emir almadan gelmek de. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. kâh kılınan. Bize gerekli olan. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama. Gönül hoştur. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır. Meğer kalenderlik yapıyorsun. «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı.» buyurdu. Ancak Allah. (M. Erkek kişiye asla. kalp huzurudur. yahut akıllı demezler. emrin tatlılığını da anlardı. Halbuki bu iş.» dedim. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu. soğuk düşer.» derler. 128) Ancak sizin için haramdır. Eğer bugün onu gördümse şimdi. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. Ali de onun kapısıdır. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. Ama elbette makbuldür bu. «Ben ilim şehriyim. (M. bunu bana daha açık göstermek istedi. gelmek sayılır. Bu ona hiç yasak değildir. Bu da onun dostlarına ait olur. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. ona izin verirsiniz. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki.» Görüyorsun ki. Erkekse. o burada başka türlü yaşayamaz. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. Sen de tanıklık edeceksin. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. eğer onlardan ise.» dedim. ölümden sonra o da söylesin. Senden cüppe istedim. Nasıl ki emir-siz gitmek de. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi. Diyelim ki. «Evet.» dedim.» dedim. O kimse. yine gam yemezdim. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler.» dedi. Şems kalmıştır. Başka söz konuşmam. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse. Şimdi. Ancak. doğru yoldadır. dedim. Şimdi mademki bahtsızdır. yol ortasında durmaz. Bugün. «Tanıklık edeceksin. o sırrı. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı. hatta sarı benizli görünür. Emirsiz gelmek. Ama bu adam ölecektir. Bazen namaz kıldığını da söylemez. her ne yaparsa daha iyi olur. biraz güzellik gönül için güvendir. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar. On kere okurum yeter. Bâtın namazı. Emir gelirse uymak aynı edeptir. başıma şeftali dikilsin. konuşan adamsın. rahmet olmaz. tlâcı da bu şaraptır. ne söylediğini anlayamadım. gitmek olur. biri. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider. zaman olur ki. Her biri saf altından söz açar. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi. en güzel cevherler saçarlardı. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. Onun için bir yer düzelttik. kadına asla gerekmez. Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı.» dedi.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı. Benim yârim benim gibi olaydı. sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım. gitmek demektir. Bâtının zahiri olduğu gibi. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır. Bundan dolayı. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır. Ama bu söyle-nememiştir. Onu övdü. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır. niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. «Kadına şeyhlik gerekmez. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. «Şunu dikiver. «Sana vasiyet etmek istiyorum. Hele mal dağıtmak. bilirim ki. Ben onların özürlerini biliyorum. Gerektir ki.«Bismillah. Dost yüzlü. gönül sahibi. hatırından bile geçirmeden.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum. birinin bir rahatsızlığı vardır. Onu da göreyim. Bu gönül asla yalan söylemedi. Bugün söylediğim sözlerin anlamı. ruh sahibi. Yani bu o demektir ki. Emri göremediler. İster .

Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de. O selâmı onun için verdim. Daha sonra.» der. «Bu hırka Şems'indir> dedi.» demesi başkadır.» dedi. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi. Ben de. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım. Bundan şüphe edilemez. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu. Gerçi âlem boş değil. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür. mülk verdi ve öldü. «Gelin bana mü-rid olun. Ancak ben de. Hatta derler ki. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım.» derdim. benim hoşuma gider. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. «Şimdi de kulağım ağrıyor. biri gelir de zorla. köpekler kurtulur da o kurtulamaz. Ötekilerini de. edep dışı uyumuşum. bir de Mevlânâ'nın. Allahdan bunu dilerim ki. derim. . Dün. Hizmetinde bulunalım. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım.» «O geçti. Çünkü bize yabancı kalmış. belki bir şeyh vardır. filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki. Her birinin inancına. gönül alçaklığı gösterdi. olsun! Ne yapayım. kendisinden söz nakledenlermiş. Belki bin defa söyledim. yüz bin ödül veriyoruz.» dedim. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var. Görmüyor musun ki. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun. onda var mı yok mu anlayayım. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu. onu sükûtî ve kapalı kılar.» dedi. ayağım getir. En çok incindiği kimseler. anlayışına bir başkalık gelmiş.. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım. böyledir. ister sıcak. Mevlânâ da Hak adamıdır. Ben şeyhimi görmedim. Çünkü onun hali bütün dostlar.» dedim. ayağını uzat da üzerine koyayım. (M. ayağımı size doğru uzatmışım. onlara doğru yolu göstersin. bizim olasın. yalnız kendi işini görmek. ekmek ve gönül var. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. «Vazgeç. dileğine. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş. kendi ipliğini eğirmek yaraşır. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden.» «Mevlânâ gelsin ele versin. «Bize bir hırka ver» diye direnir. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim. Bahaeddin nasıl ki o gün. mal. «On altın verilsin. o yine bu sıfatta idi. nebilerin. Birinin böyle aşağıdan alması. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir. Görüyorsun ki. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. ağlayarak. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır. Nasıl ki Şiblî ahiret adamı. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi. yabancılıktan ve bilgisizliktendir. senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. Ona saygı gösterelim. Bu niçin böyle oluyor. uzaklaşmıştır. «Onu bana ver. 131) Onda bir zorlama yoktu. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir. hem de Hak adamı vardır. Ancak onun içinde bir duygu var ki. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret.soğuk düşsün. böyle yaşat ki. Nihayet beş altın çıkardı. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak. Dün gece yine dostları arıyordum. O bizimdir. Böyle bir kimseyi de görmedim ki.» demişti. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı. Hele ne gerek vardı ki. ancak şu kadar öğrendim ki. Düşünmüyor musun ki.» «Hayır. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. Seni görüp tekrar mezarına dönecek. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. Eğer Ulu Allah. Ancak hırka vermez. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. Kera geldi. Onun kendi şeyhini de göremedim ki. düşmanlar. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim.» dedim. dağlarda tutmuyoruz ya. O nerede. Hep onu şöyle idare et. bunların kaynağı hep o. (M. Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz. Önce onun işini yoluna koyar.» dedi. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur. çanak. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar. ağrısı dinsin. aşılırsa o zaman o da verir.. Gizledim cehenneme gitmesin diye. «sakalımızı kestir. sonra hal hatır sorarım. Şimdi bu suretle hırka vermek başka. dedim ve hallerine acıdım. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. Ben ancak Mevlânâ için geldim. Kadına.

Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler. Kitaptan. onlar ile yoldaş et! dedim. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez. Ben de. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. Ben söze başlarım. Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. Ağır davranırsın.» derse. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. Nerede kaldı ki. Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. (M. Evet. «Geç!» derken acıdan korkuyor. Bu bir nimettir. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. her dükkânda çömelirim. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. onu geçebilsin. Bu. yer yer gezdiremem. O ise vekarlı kişidir. Bu çocukta ümit vardır. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır. dersten kaçar. Onlara karşı da heyecanın artar. öteki oruçtan tutmuş olasın. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir.» derse.Çok ayrı düştük. yabancılık göstermektedir. biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider.» dediler. 133) Henüz pekmez satıyorsun. o da laf arasında konuşur. O İdristeki mana ise daha manevîdir. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir. «Henüz vakti gelmemiştir. bağlı bir ağızla tutulmuş olur. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. Kuran öğrenmeye teşvik eder. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta. dün gece raks ediyordu. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. O. acele ederler. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. Mevlânâ buyuruyor ki. sarf etmiyorsun. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası. benim seninle beraber olduğumu bilsinler. benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi. Öteki bu sofranın başına koşar. başkalarının şiirleri! . bu ağzı mazeretle açasın. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. dönek tabiatlıdırlar. «Ben dinleyeceğim. nimetin elden gitmesine acıyor. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim. 'ama bu böyledir. İyiye. Eğer. «Ben ne bahtsızım. o demektir ki. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. Benim bir âdetim vardır. Ama kendi kendine. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır. 132) Ona ne diyelim ki. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin. ben de. her külhanda dolaştıramam ki. Bu hikâye uzundur. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin. Her işin bir zamanı vardır. niçin onu düşüneyim. yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. Mevlânâ diyor ki: Filân. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. Acele edersin. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun. îşte onda hiç ümit yoktur. «O halde biribirimizle uyuşuruz. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. ağır davranırlar. Çünkü o oruç. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz. duaya bel bağladım. Gariptir. Semerkant. Biri kaçar kendini kurtarır. (M. bundan daha hoştur.» derim. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır. Bu çocukların ikisi de kararsız. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim.

Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır. Yüksek sesle. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür. dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. Dün gece dedim ki. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun. bu sözümden de hayrette kaldım.» Ancak. Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı. (M. Ancak onun vechi kalacaktır. âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür. «Ona el yetmiyor.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. binlerce veli. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur. Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı. Şimdi yüz bin Bayezid de. Niçin. Doğru söze tevil gerekmez. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. Sonra gönlüm razı olmadı. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi. (M. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim. sana gevşeklik ve arıklık verir. Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun. çünkü âşık idi. Beyit: Nice sevgili. o da temizlendi.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen. . nihayet vücuttan dışarı çıkmaz. Kaldı ki. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim.» dedim.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum. Kadı ona yan yan baktı.» dedi. Mürit. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana. Söz. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. Tekrar sordu: «O halde söyle. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan.» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. nebinin ayak tozuna erişemez. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. Sevgiliyi arama yönünde öldü.yetmiş kere açıkça görürüm. «Onun etrafında dolaş. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. Ben artık ense. okşayıver. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz. Halvette sizi hep hayırla anıyordu. mest. O halde nasıl reva görüyorsun ki. yoksa haram mı?» «Helâl geçti. ancak dostların yüzüdür. Şimdi beni en çok korkutan nokta. önce bana sevgi ve saygısı vardı. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen. dostun mektubunu okumuyorsun. Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir. Bunu niçin anlatayım. Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz. Şimdi sen söyle. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir.

arayanın nişanıdır. Bütün bunlarla beraber diyorum ki. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan. sana ansızın bir öfke gelir. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. «Onu göremezsin.» der. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır. yoksa aranılanın nişanı değildir. Görünen her nişan. Ama. taklit yolu ile değil. «Onu gözler göremez. Bu. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni. içindeki pisliklere dayanamaz. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki.» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir.» der ve «O halde. Bu sözler hep arayanın sözleridir. Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün. Hakkı arayan. sonra da bir rahatlık duyarsın. On beş yıl sonra da onu konuşturur. O hem şüphe.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım. müminlerin ilkiyim. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır. evvelkinin dışında olsun.» buyurulmuştur. yolcu odur ki. Bu takdirde. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. Hakkı arayan gerçek. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk. hararetli hararetli söyletir.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. Zaten taklitçi. İşte şu. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor. 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. Âlemde. o dağ. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince. Bunlar Hak yolcularını görürler. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder. dersin rahmetini yine o götürdü.» Başka biri de. ama ikincisi daha manevîdir. O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür. rahatları kaçar. ne de Allah kelâmından bir şey anlar. (M. bâtının bâtını perde çekmiştir. ama başka bir su vardır ki. o saçı ile. Eğer. bâtın manasını ki ona. Yine âyette. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim. Şu halde kendisini özleyen. «Sana daha çok yardım edemiyorum. senin araştırma . «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. hem de yakın mertebesinde kaldı. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez. «Ben de üzülüyorum. ıstırap çekerler. O felsefe yaptı.» der. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim. Ama tekrar söylemek gerekmez. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar. Akar su pislikleri beraber sürükler. onları geri çevirmez. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. Su vardır ki.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. O zaman iş şüpheli olur. Onlara bir şey görünmez.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği. ben sözü çıplak. Diyelim ki. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür. «Ben. sakalı ile kapıda kalsın. Asıl aranılan da o mertebedir. Allah korusun o bir sapkın olur. iblis. alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır. senin benliğindir. Kuran'ın içyüzünü. Çünkü mademki ben diyorsun. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar. «İster olsun ister olmasın.» sözünün delilidir. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar. İyi bil ki. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır. (M. ona. benim için ne gam!» cevabını alır. Bununla beraber. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar. Allah yolunun başıdır. ama o gözleri görür. O. bu deyim manevîdir. Yakîn ve yakînde şüphe. ne onun bunun şiirinden. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz. Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer.» deyince de. Musa'dan başka oldu. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer. O. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu. Evvelkisi manevîdir. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır.

Dinde ve işte geri kalmışlardır. benim için zahir bilgisi sayılır. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah. «Dur. diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur. velilerle nebilerdir. belki umum sırasında bir şey istedin. başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır. yetim inciye asla değer biçilemez. Allah seninle beraber olsun derim. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir. iş bitti. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum. Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. istirahat ettirir. «Hud sûresi ve benzerleri. 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile.A. O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. Akıllıya gelince o da şöyle der. Hazreti Muhammed (S. «Ben seni çağırdım. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur.» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir.» «Evet. Yeryüzü güzel bir cennete döndü. Her türlü pişmiş et gaz yapar. ister uyumuş olsun. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür.) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin. şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor. dinliyorsun.» dedi. bunun yüz bin. kendi haline uydurmuyorsun. Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. Ömründe hamam yüzü görmemiş. demektir. «Yoldan. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^. Bundan sonra da ben konuşacağım. o uyanır.A. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. arayanlarındır. Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı. Siz onun sözüne bakmayın. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra. Ama cevherle iddiaya girişir de. akıllılardan değil. yol kesildi. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır. «O Ayaz ki. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur. O zaman o kimse direnmeye başlar. Nasıl ki. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. dedim. yedirir. Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı. ona ayakbağı olacağım. onlara yardımcı olurlar. «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. Sen de o umum istekliler arasındasın. Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim. Onun kıyasını. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım. Ama bu ayrılış dileği değil. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır. işler düzeldi.) hakkında söz söyleyebilir? Bu. Şüphe yok ki.139) Bu bir feryattır. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. ancak Allah lütfunun. beni ihtiyarlattı. (M. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. ister ölmüş bulunsun.» diye yakındı. Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da. yaşıyanları görür. (M. cevher ona der ki. o divanedir. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar. ama bunda pek az gaz vardır. Hep kolaydır.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O. Bayram geri geldi.» Cevherin kıymeti kendindendir. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır. ona İsa nefesi gerektir. bu bana yeter. O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. sen benim isteğime uygun hareket ettin.. Kendinden söz söyleyen kimse. kendi benliğinden dışarı çıkmıştır.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler. «Bunu bir kere divanelerden soralım.» dedi. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir). «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır. Kuran'da. inayetinin. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun). Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi.

derin duyguları dışarı atmanız. Bütün onlar iş hesabına sığmaz. açığa vurmamzdır. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. bir kere de başı şişmiş. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. korkak. ilk günü biraz geride oturursun. Diyelim ki karnım toktur. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur. Şeriat zahirdedir. Dine de faydası yok. O bu sözleri ile dervişi övmüştür. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim. Onu âlemde yaymak gerektir. Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım. Eğer Nârenç bir günah işlerse. yolculukta. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. Mecusîdeki sevda başkadır. Sana Halep'te ne dualar ettim. ben birkaç kelime söylüyordum. bir melundur. Nasıl ki. Sonra bütün dşler bozulur. . Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki. Görüyorsun. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki. ağrımaya başlamıştı. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. Kaç kere su dökünse üşenirdi. Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi.» Hoca. Söz başka bir yere gitmez. Ancak daha vakti gelmemişti. çünkü anlayamazlar. Onu her gün şeytan aldatıyordu. Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. sen bir anda tekmeler. senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. «Kendimle hoşum. ister yılan gibi kıvransın. rengi sarardı. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki.» demiştir. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. Benim sizden istediğim. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi. (M. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki. onu öylesine nefsine düşkün.» da kuru davacıdır. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım. oraya götü-reyim de. Bu bambaşka bir iştir. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki. Yahut ondan daha aşağılık. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir. Yeni erginlik yaşına girmişti. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. Nasıl ki şair. Allaha böyle yalvarınız demektir. o benim isimdir. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim.. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. başka bir sefer de söylemiştim. îster çırpınsın. Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî. bir mürşid gerektir. onun için korku yoktur. alt üst ederdin. daha fazla olmasın. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. postunu bir yere götürdü. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi.» «Bana edebi. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. Allah fakirlerinin işi boş değildir. Zındık bile bilir ki. Eğer iş böyle değilse sen. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. yahut sadece temaşa davasın. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki. Onun günahı senin boynuna yazılır. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. Onun hali bana kapalı idi.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. Ama o sözü kendine söyler. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. bana bir su ver diyebilir. sana bir faydası yok. kime ziyanı var? (M. Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür.» Pirlerde bir onur vardır. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun. Eğer böyle yapmasaydım. bir dilektir.. Medresenin hocası dedi ki: Evet. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın. Ama eğer yapacağı o temaşa. konuya dayandı. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. ondan bir şey esirgediği için değildi. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz. Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. üzüntüsü de bana düşerdi. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. ama bana su lâzımdır. içinizdeki coşkunluğu. özellikle bilginlerde. Benim yirmi günde başardığım işleri. Ama çok zararlar ediyorsun. ben diyeceğimi dedim ve gitti. Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. Ama bu.

Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor. Yani kendine çok nazar değdirir. Bir gün. Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır. Şiir: Yazık ki. Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür. (M. bu. başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. Ömer'in dilinden konuşur. ortaya bir söz atıyordu. umut gününde aşk. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir. Sen Erzurum'dansın. «Şüphesiz. Onunla çok konuştu. Zamanede soğukluk vardır. Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer.) yanında oturtsalar yaraşırdı. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı. namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir . O. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa. o dost da kendisinden kaçar. Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum. O şeyh. Hak. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. «Kilise gereklidir. yağlar ve fareye kaptırır. Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü. onu bizim tarafımıza çekiyorduk. başka biriyle dostluk kurar. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür. Sen arkamı örtersin. O taliplerden idi. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır. yaptığı işte yetkili olmak gerektir. Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar. «Vahşeti anmak vahşettir. bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu. Eğer sen imanlı kişilere. gece sabaha kadar rahatsız oldum. Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum. Vücudum pek narin. (M. Biz. ileride bunları da anlatırım. cimrilik yönündendir derler. Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm. beni kendisine çok güvendiği zata.» derler. kâğıdı tutar. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez. içki bile ona ziyan vermez. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu.» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir. onu ben Allahtan istiyorum. Rum ülkesinden genç olsun. Diyelim ki. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur.şekilde kim ifade edebilir. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi. Belki her gün bana daha iyi gelir. bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. Bu kimin sözüdür. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. Önce. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir. Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. bunu yazmak gerek. Biri yüzünü halka çevirirse. Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. hiç kimse bu duruma katlanamaz.» dedim. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz. açlıkla önlüyorum.ben bilirim. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur. insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem. İş adamı. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor. Eğer başka küçük biri olsa. O. belki daha çok zahmet çekecektir. Bende öyle ateşli bir hal var ki. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım. Yanılsa bile ona fazla önem vermez. Ancak bu işi . hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur.götürdü.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. bedenimi sırsıklam etti. Sen. İşte ben onları sağlam tutarım. bu bana zarar vermez. Öyle kişi ne acımakla. Nazar değdi. önüm isterse kış olsun..» Ben ona çok inanırım. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır. yaşlı olsun. arıyordu. «Oh.A. «Bu yanlıştır. Dedi ki.» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez. düşünmez. İlk defa buna çok . ama şüpheli konuşuyordu. oh!» deyiver ki.» buyurulmuştur. Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik.

(M. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı. beni kocalttı. bu işe memur olduğu için. buna hiç bir şey engel olamaz. seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. ellerinizde ekmeğiniz var.» buyurmuştur. onu avlamak için yine yakalarım. Ama Hazreti Peygamber. Bu şeyh. bulamıyoruz. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz.» Gidiyoruz. Ben dün birazcık çorba içmiştim. «Yaratıcıların en güzeli olan Allah. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir. Allah kullarından kimi iş adamı. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var.) diliyle konuşmuştur. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz. nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. «Orası uzak. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir. İster inkârlı olsun. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir. Mu-hammed'in (S. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler. Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. (M. Ancak bu daha yenidir. Hemen bıçağı yakaladı.» dedi. Eğer onlara dönüp bakarsa. önüne helvalar. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir. ona göre hiç de güç değildir. ona göre iş görür. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim. başka bir şey de yemedim. O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır.) hesabına Ali konuşmaz. bir hekime koşar.acı ve üzüntü duyar. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem. şekerler koy. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. son derecesine vardırırsa . ister inkârsız. gönlüm perhiz istemez. ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. Bugün benim bayramım da. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim.A. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman. Yazıklar olsun o güne ki.başka bir zaman yine giderim. Dün sizi hayırla anıyorduk. Bedenim arıklaşmıştır. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz.A. o gerçekten susamış değildir. İçinizden söz adamı da çıkaracağım. Bana hayat neye yarar.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan. . Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim. kimi de söz eridir. Haktır. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. «Hûd sûresi. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır.» dedim.» Bunun cevabını ben vereyim. ağlar. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S. 144) Daha fazla ilerler. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. halbuki çömezler açtır. sözü iş kuvvetiyle birleşir. hiç bir yerde durmadan. Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. Mevlânâ'da. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık. ledün ilminden sözler vardır. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı. Mevlânâ. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım. Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

Mevlânâ da kıskançtır. 155) Kera Hatun bile kıskançtır. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. Mevlânâ'nın sohbetinden. geri durayım.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim. gerçeklemesin. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar. Siz gitmeyin. Ben hoşum. ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim. beni kutladılar. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. o halde şimdi durmadan kımıldanmak. arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek. celâl ve ululuğu en yüce olan Allah.. Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın. makbul kişilerden olurdu. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir. Bana asla bir kimse cefa etmedi. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. Allah da böyle buyurdu. O âyet içinde âyetler vardır. Ben zindan görmedim. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. Bana «Dünya müminin zindanıdır. Allah kitabını arkamıza attık. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. Kendi kendime adakta bulundum. ben o gün gider bir nargile içerim. Efendi ev sizindir. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. görelim ne demiştir. özgür kalayım. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum.» deseydi. Hep devlete kondum. fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi. tekrar teşekkürler sunayım. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M. . Ama o ancak sahtekâr bir köpekti. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar. Sonra benden ayrılmıyan. Yıllarca yer altında bir takım adamlar. Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli. ne ululuk var bende. Ama aylar arasında gizlenmiştir. kötü söz söylemedi ki. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. Aman ne izzet.» Hayır bu yanlış değil.. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki. Ben bir hizmet görüyorum. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. ona ulu Allah (M. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. Halbuki. öylesine zaman ve mekândan uzak. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. Ben sanki bir inciyim. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. O bin aydan hayırlıdır.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım. Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. Gerçi diğer bir âyette. ilim. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. Mademki soruyorsun. nasıl hoş olmıyayım. hareket etmek gerekiyor. Olmıya ki kimse işitsin. Kadılık. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi. Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı. Ben sana ne dedim. silâhlı kişiler gizlemişti. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. neden? diyorsun bana. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

bir söz söyler ki. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan. «Gel şu savaşı. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. duygu ve düşünce yönün-dendir.» anlamına gelen hadislerdir. Ama söz eridir.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum. Mümin üzerine şükretmek gerektir.» Pişmanlık duysun. şeytanın teşv'ki.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım. her fenden. ancak haraç verir. «Mümin. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir. 167) Meğer o bir kuruntu idi ki. kul da hakkın aynasıdır.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm. Bundan daha önemlisi. ikinci lokmaya.» buyurdu. O ahmak bir iş yapar. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin. Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir. savaş sevdasındadır. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın. «Hak kulun aynasıdır. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım.» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur.» der ama siyahtır o. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar.yapamam. «iyi davranış. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz.A. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır.» der ama değildir. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. Halbuki aldanmayasınız. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı. Yine hadiste. Hazreti Peygamber (S. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor. Cebrail'in. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman. Yarabbi.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. ince.» dediler.» buyurdu. tecrübe sahibidir. kargadır. çünkü kâfir değildir. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır. ne de burada kalmak imkânı. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım. O. Gönlü çaldıklarına bağlıdır.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona. Sana. Sahabeler. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı. Görmüyor musunuz ki.» buyurulmuştur. O. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur. Şiir: Üstadın aşktır senin. senin uyruğunum.» (M. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir. artık heva ve hevesten de üzgünüm. Çünkü yoksulluk lokmasıdır. Her nerede bir kavga görse. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan. «Müminim. kendi havasına uyar atılır. . «Dostunum. Müminin aynasıdır. Hayır. kendi keyfimce yaşarım. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. zahir bilgisi. soğukluğu açıktan belli olur. ona göre konuşur. «Doğan kuşuyum. Müslümamm. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır. «Beyazım. tatlı dildir. Ama bu pek yaygın değildir. gözünüzü kulağınızı açasınız ki. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı. resmî işlerden bir bilgisi yoktur. çalışır ki. «Dürüst adamım.» der. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince. Garip hadisler arasında anlatırlar.» diyor ama imanı yoktur. «Ey Allah elçisi bize bildir. (M.» Ama istiyorum ki. şeytanın hilesiydi.» diyor ama dürüst değildir. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor. Olgun söz böyle dolgun olur. kitap da yazmamıştır. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki. Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun. Size demiyor Her görünüşe muyum ki.

Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir. «müminlerin zindanı. «Gel de şimdi anlat bakayım. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım. Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. Şimdi öyle hoşum. Şeyh. «Dünya müminin zindanıdır. Ne çar'e ki.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim. kurtulacaksın ateşten. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü. çirkin hayallerle oyalanmak.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir.» dememiştir.» . Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor. kendini karanlık bir âleme atmak.Dostluk o mudur ki. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken. eteğini çeksin. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir. Şeyh ona seslendi. yönünden değildi. göklerden. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu. Dost ile her ne gelirse. Onlar bu hali yorgunluk. Senin perhizin. Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez. sen Müslüman olarak öleceksin. elbisesinin bir kenarını açsın. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti. ahval şöyledir. zindanı kendimize bostan yaparız. Hayret edilecek nokta şudur ki. Ne Yahudilikten. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. Şimdi söylemek gerekir ki. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz.» Ona dediler ki. «Bu adam Farsçadan anlamaz. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. «Zindan nerede?» diyorum. O da öteki gibi gülmez ve der ki. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S. O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki.» anlamındaki hadiste şaşaladım. arada duraklıyor. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular. Allah kelâmıdır. Zaten doğru konuşmak lâzımdır. Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi. «kulların zindanı. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın. Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor.» Bu hoşgörme.. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor. Biliyorlardı ki. Siyah şalvarlı denen. daha hoş ve aydındır. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin. «Getir şu pabuçlarımı. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş. güzel bir eşek. Gönül ki. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. Kendimde küfürden de. Meliki Âdil ona çok inanırdı. Ancak o hazret. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. gizlice eteğini çekerler. Ben onlara (M. kâfir ölmeyeceksin.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler. ne iman. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur. helak oldu. «Allah ve Resulünün iki eli arasında. iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur. Hoca. yahut nezaket icabı sanırlar. ne Mecusîlikten.. namaz vakti geçsin. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. 170) Su sertçe akmaktadır.» dedi sultan. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın. yahut başka sebeplere yorarlar. Ancak şu. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki. Ama Hoca işi sezmişti. Her ikisi de birdir. feleklerden daha büyük. o Fatiha okumasını bile beceremez.» demiş. Başı sonu belli değildir. vesveselerle. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir.A. «Sen lük. daha geniş. çabuk çabuk. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. Topal eşeği bana getirdin. dostu uyurken biri gelsin. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez. (M. bir din bilginiydi. der geçersin. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir. Senin huzuruna geldim.» dedi. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi. «Şimdi bende ne küfür kaldı. imandan da bir şey bulamadım.» dedi. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum. derler. her saat yüzüstü kapanıyor. Kullar başka bir toplumdur.» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir. «Ey ulu sultan.» Bu yol çok çetindir. alsın da giysin diye. Nasıl ki o gün demişti ki:. Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur. dostluktan da değildir. Bundan dolayı âyette.

Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim. oruçtaki açlık nerede. Ebubekr Ömer'e sormuştu: .» Evet. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S. birleşebilselerdi.» O erkek .» Senden hapşırmak. Çünkü zıp. Hakkın terbiyesindendir. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar. «Ey ahmak. bu fareleri temizlemeye çalışırlar. Benim çöme-zimdir. Meğerse sevdalı olmuştur. yanlış okuyor. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu. Kerim. eteğimi tutmuyorsun. O biliyordu ki herkese. Tekrar hapşırdın mı. (M. Ondan çok zahmet çektim. Ona lütuf da yaraşır kahr da.» Ona dedim ki. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor. onların her şeyi gizlidir. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi. Yallah aslan gibi erkeksin. onlar da gizlidirler. Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar. «Kabe'nin içine giren güvende olur. Güya pazarı yakacaktı.dişi kerim değildir ki! Evet. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum. Ben onun için öylesine kavgalar ettim. bu günahsız Kimya'dandır. Bundan faydalandın. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin. Gizli bir topluluk da vardır ki. Yanmak ona derler ki. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki.» dedi. Kendi kendine: «İş gönül işidir. Ali için o öldü.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi. söyleyemem. kerametleri gizlidir. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar. Bu bağa gitmenin etkisidir. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez. Fare dağılmanın. Sonra diğer bir âyette. demiştir ki. Eğer böyle olmasaydı.A. Ben dedim ki: O. Birçok has Allah erleri vardır ki. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu. onu görür görmez boynuna sarılayım. «Tamam artık yüz sopa oldu. Âyette. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir. Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı. elinden âciz kalıyordum. Benim adımı ona söyle. yaraşır. sırlarını herkese açıklamazlar. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre. Hiç olmazsa kaçarlardı.» diyordu. «İki horozun yok mu?» «Var. onun aksi sıfatı da vardır.» dedi. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur.) dininin yol kesicileridir. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın.A. feryatlar. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi. sizden de şifalar olsun demek. Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur. Nasıl olur ki. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar. «Ey hoca. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur. Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir. korkular vardır. 172) Korkma hemen söyle. Artık gideyim dedim.A.» cehennemden söz edilmektedir.» dedi. Bana böyle sövüp saymazdı. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım.) düşmanı da Yahudi idi. O bana karşılık olarak bunu yapar. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir. oradadır o. kudretli bir kişisin.» buyurulmuştur. zıp sıçrıyor. Hiç şüphe yoktur bunda. Ev bana çok yabancı geliyor. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun. Bazı şeyler var ki. kedi nihayet bunlardan birini yakalar. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez. evet oradadır. Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler. ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir. «Senin için pirinç mi pişirelim. Nasıl ki. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti. hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur. Nasıl ki. Hazreti Ali daha cenkçi idi. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor. Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır. Bir sopa vurunca. Sen ise gidiyorsun. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor. Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim. «Etrafında bulunanları kapan. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. (M. hizmet gönül hizmetidir. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir. Şu halde demektir ki. Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar. Lâkin yine Yahudi olarak öldü. kedi topluluğun remzidir.

Ama daha çok onunla konuşurum.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum. Hakikatte o bir dosttur. Kuru üzüm eteğinde duruyordu. «Bidatçıyım. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. pek levend bir boyu var. beraberce oturdu. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. «Doğru söylüyorlar. istedi ki geri dönsün. Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır. Ben hiç kimse için. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim. Şimdi mecliste değil. Aynı zevk ona da erişti. Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü. şeyh arkasından seslendi. karşısına geldi. Yarlıganmayı da. Zaten bende söz kalmadı. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. Ateş mangalında kebap pişiriyor. «O fasıktır. su döktü ve meclisten dışarı çıktı. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir.» buyurdular. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı. Ama içim çok hararetli idi. benim maksadım bu idi diyebilen kişidir.» dedi. kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü.» İnanmıyordu. Bu saatte de zararlı çıkardık. hakkı gözetirim. Vaiz başladı. Şaşırmış hayran kalmıştı. Yüzüstü düştü ki. aşırayım da onları susturayım. perhiz ettim.» «Doğru söylüyorsun. yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış. Tekrar inancı bozuldu. Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki. Rubai: O put. Bir şeyden anlamaz. Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin.» dedi. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu. bunu istiyordum zaten. o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o. Asıl söz eri.) bile. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları. İstiyordum ki. Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir. bir hafta hamamda kalmış. selâm verdi almadı.A. Konuşmak düşüncesinde değildir. Müminler tek bir vücut gibidir. Hazreti Muhammed (S. 173) Kişi sevdiği ile beraberdir. bu namazın hakikati. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş. O zaman bu hal yok idi. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar. Bu sefer feryada başladı. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm.» Nasıl ki. onu ziyarete koştu. sonra içeri geldi. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi. Bunlardan da kâh birinden. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm.» derler. Ben de. Koşarak geldi ve gördü ki.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun). «Başını yere koymak. dedim. o buradan gitmeye karar vermiştir. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. Ancak başlangıçta görüyordum ki. vücudunu ayakta tutmak ayıptır. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh. çabuk kalk! Ben başka birini buldum. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim. dilberiydi. onlar imanlı kişilerden değildirler.» dedi. başka bir sefer daha söz. meclisimizin süsüydü. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. eksikliktir. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. bir çılgın gibiydi. kâh ötekinden şeftali topluyor. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu. Onun hali nasıl olacaktır ki. bir ayağını o delikanlının kucağına. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi. ona çok iltifat gösterdi.» dediler. Bu zevk sahibi bir adamdır. Ben diyorum ki.» buyuruyor. (M. «Böylece fesadı. ne de kötülük düşünürüm. Sordu. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin.» dedi. günahkârdır.» diyemem. henüz satranç oynamakta. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun. Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim. Şimdi sen bana söyle bakayım. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi. «Şeyhten yüz çevirdikten sonra. benim de maksadım bu idi. . sevgim vardı. «Senden adalet yağıyor. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim. bozgunluğu önledim.

yine o kimseler toplansınlar. Her zaman böyle olur. külah ister. sen bilirsin. Benim. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe.» diyor. söyleniyordu. benden çekinmekte ve korkmaktadır. önce kapıdan bakarım. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi. benim seninle işim yok. O kimseler ki içerden değildir. Benim cehennemim. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir.» Bana para verdi. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım. eteğini boynuna atmış. söyle ki. Yersiz. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. Bunu söyleyince gitti. tekrar içeriye uğrar. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. başka anlamda söyleyeyim. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir.» Sentakstan. Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider. Beni cennetin kapısına götürseler. Hayır onu gözümle görmeliyim. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun. O ihtiyara. o kimsenin haberi vardır ki. (M. Yallah ki. kolaylık göstermekte kahır da vardır. Bugün tekrar tövbe etti. O orada mıdır? Orada yoksa. Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın.» dedi. Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır. Dedi ki. Ben kötü ettim. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. Çünkü onu bağda göremiyecek. «Benim bir arzum var. beşma vurarak. Zaten onun Allah olması imkânsızdır. nerede diye sorarım. demektir. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. «Hayır. Onu bana ver. . Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. Davette. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki. bundan öyle bir kuruntu geldi ki. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. Onu görmek imkânı da yoktuf. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur. cemaat dağılmıştır. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. bana zehir tiryaktır. Bu gün beni bırakmazlar ki. farkında olmaz. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. Sana. O gülüş Allah bana bir nimet verdi. iman getirir. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. Orada Bedr'e gitti dediler. şahit olunuz.» der. Öyleki. «Otur!» diye söylediği yere gitti. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. Gizlice kendini dışarı attı.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. benim sevgilim senin önündedir. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir. anlamak da istemezler. Eser hemen açıkça görüldü. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. şimdi artık hiç günahım yok. kendisi sentaks olmuştur. hatta Çelebiden. Zaman zaman da. Halk Yahudilere bile. Böylece birlikte olalım. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor. Eğer ben suçlu isem. der. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz. Sen bilirsin. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. O halde bana da izin ver. O zaman zaman bizi gerçekler. Allahya ant içerim ki. Benim onunla görülecek başka işim yok. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun.» dedi. «Gerektir ki dışarda kalayım. gözünde yaş b'rikir. İçi boş ise. (M. Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. Ben diyorum ki. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. Kerim'in. bilgisiz sözler onun sözleri değildir. gideyim. içini o marifetten boşaltmak gerekir. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek. Tekrar bağa dönmek de boşunadır.» demişlerdi. Cehennem benden sorar. Hazreti Ebubekr. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana. Bana. Bunun delili de. selâm verirken bugün bizi sormuyor. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. asla. Ona. gideyim. Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. Nasıl ki Şahap Herive. lütuf da vardır. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor. falanın yanında yatar. Birkaç kerre gördümki. Perhiz yapıyorsun. (M. işleri ondan başkadır.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım. asla!» diyordum. onu bana bağışla. ben bunu kırayım dedim. Diyorum ki. Belki âciz ve zavallı biridir o. Bana güldü. hiçe sayıyorsun.

söylenir durur. iki ay otursun. gizli sözü anladı.» dedi. Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki. Padişahın biri. Sonra bu. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. 178) Karnı yırtılıyor. benim nikâhıma girmiş. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. «Şu tarafa gidelim. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. birer birer yoldum. Böyle yaparsa. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor.» (Âli İmran sûresi.» «Böyle söyleme. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır. sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim. ona öyle bir şey yaptım ki. bana ayıp olurdu. iki yıl otursun. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. O kötü huylu koca. onun gönlü bende.» Firavun ve Nemrut için. karıma böyle dedim. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. hem kalıp olsun.» dedi. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle. bir ara geleyim. o büyüklenmezdi. niçin evet demiyorsun. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım.» dedi. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum. «Bedr'e ne yapar?» dedim.» «Ona söyle ki. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle. Ne dedim ki. Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir.179) O kimse candır. Bunu yapmıyorsam erkekli. Görüyorsun ki. imamlar uygun görmüyorlar. külhancı ile kavga eder.» dedi. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil. tekrar söyle. (M. Ben kılıç ile teklifsizim. kendi bilgisi perde oldu.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim. aramızda yakınlık hasıl olmuştur. Dışarı çıkmadı. Bu görünürde böyle değildi. hem can olsun? Bu imkânsızdır. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam. Benim nazarım. Bu işten dolayı özür dilemektedir. «Nasıl olur?» dedi. 184) anlamındaki âyet de buna delildir. Ben zaten itiraz ediyorum. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara. Adamın sakalını tuttum. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi. îşte . bacım kesiyorlardı sanki. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz. O.» cevabını verdi. Padişah yolunu çevirdi. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. cariyeme bunu söyledim. «Şimdi sen ona yapışma. «Ne dedim ki işitsin. Asıl beni üzen. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme. «Gönlüm böyle istedi. Külhancı. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı. «Ona on gün mühlet ver. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer. Beni bilirler. Kaynanama şöyle dedim. Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk. Sen başkalarının imamlarındansın.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız. Ona kendi gözü ile bakmayın. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar. ona uygunsuz sözler söyledi. Şahit getireyim. «Teferrüç yani gezinti. Bu. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin. «Ben seni istemiyorum. «Aman işitiyor. Başkaları da senin imamın. evet diyorsun.» dedi. Bundan keder yoktur. Allahdan üstün kimse var mıdır ki. ğim icabıdır. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise. «Külhancılara değil.» dedim. Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için. Bu itiraz demektir. başkaları da ibret alsın. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun.» diyor. (M. yol. bir ev tutsun da gitsin. o iyi bir kadındır. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. Eğer varsa söyle. gözü arkada kalmasıdır. elimi eteğimi bağlayan nokta. Onun aslı külhancıdır. Eğer konuşuyorsun dersem. Bir zümre vardır ki. (gizli bir sözü) var. Benden rica etti. kendini asla aziz saymazdı.» dedi.» diye soruyorsun. Hani nerede araştırın da bakın.» dedim. «Bu açık sözleri işitir. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar.» dedi.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. Ona. üstünde sövdü saydı. Bir zamiri. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir.

Bayezid'in. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler. Hazreti Mustafa'ya (S.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer. ama bir kapı açılmıştır. aynı âyetin sonunda. Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi.» Bu da evvelki hitapların benzeridir. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. bana olan saygıyı artırmış olurlar. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar. Bu sözleşmeyi bozmak olur. bir de bilgide uzman olanlar. Olur bu işler olur. 180) Hazreti Muhammed (S. Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır. Söz ancak onun sözüdür. Senin elin ayağın taklit ile uzanır. Nasıl ki. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M.» sözü pervasızcadır.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki. ben miyim? Vardır diyorum. gaflet uykusundan uyanırlar. bu da onun aynıdır. ama. Bu. ona gülmüştünüz. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. Açık ve kapalı anlatılmıştır. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. (M. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim. Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir. Senin görüşün onun sıfatları iledir. Senin söz üstadın bilmiyorum. Güneş yerine çıra yakar o zavallı. «Kendimi kutlarım. Allah işidir bu. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. Bütün zamanlar. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir. böyle söyle. bu icar sözleşmesini bozsunlar.» yolundaki sözleri. şikâyetler. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır.» dedi. o halin. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. akılla bayındırlaştırırlar. Ama önce inkâr ettirir. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler. Allahnız tek Allah'dır. Çare yoktur.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir. geri al derim. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. 181) ister değişik olsun. Bazı gerçekçi araştırmacılar. Bu söz her iki anlamın dışında değildir. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok. Bunu.» buyuruyor ki. hali olur. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca. her hangi biriniz gibi değilim. «Ben. bunu artırabilirler de. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler. İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır. «Onu bir Allah bilir. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. «Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın..A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki. ayıplamalar başlar. birçok gizli noktalar açıklanırdı. o benlik davası kendisinden gitsin. karanlıklara ve oburluğa. de ki. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. güçlenir. ne de maksat ve manâsım anlarlar. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın. Bu zordur. Herkes. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur. Onu uygulamak ister. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler. Bu bana da yaraşmaz. Hallac'ın «Ben Hakkım. ancak Allah vardır.» buyurdu.» (Kehf sûresi. soru yönünden söylemişti. Yarın vaiz etmek gerekiyor.Kuran'da buyurulduğu gibi. Pisliklere. uyanık gönüller uykuda da iş görür. Nasıl isterse onu o tarafa çevirir. Bazıları görünüşte onu yok ederler. Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki.A.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı. Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır. dil işi değil muamele işidir. her hangi biriniz gibi değilim.» sözü daha kapalıcadır. Allahmın yanında gecelerim. Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). O güzel sözlerden. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler. Eğer sorsalardı. O beni yedirir içirir. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın. ister olmasın. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin. .

Hazreti Muhammed (S. Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu.A. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor. Sen namaz kılmıyorsun. «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor. O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa.» dediler. Diyordum ki: Yol. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz.ve öyle adlandırdılar. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır.» Uzaklık. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur.» dedi. Bu Lala işidir. Ama gördük kü bu vaiz. «Bu karanlıklar içinde oldu. «O pislik yuvasıdır. Her gün bir satır okursan böyle olur. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. Ey senin o. başka sözlerle meşgul olursun. beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler. 183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım. ev gibi değildir. Allahtan korkmazlar. «Bu böyledir. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim. bundan önce kılıyordun. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde.» dedi. (M. «Bir oğlanı seviyor. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın. İçimde bir müjde sevinci vardı. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da. Lala hikayesini birinci gün yasakladı.» dedi. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana.» derse o başka. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum. bunun için hikâyelerin en güzeli. bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik. . Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı. 182) Nerede o biricik evlât ki. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. ikinci gün bir kaç altın verdi. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz. O bir köşeden geldi. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor.)' yüzüğünü çevirince. Eğer bırakırlarsa işler iyi olur. yarın yerleri cehennem olacaktır.» (Müminun sûresi. Kitabım boynumda. «Bana bir iş buyur. İyi bil ki. Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler.» dedi. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın. Rum diyarında kadılar kadısıyım. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak. insanoğlu değilsen hayır. büyüklük Mevlânâ'dandır. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir. Bu.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin. Güya havalarda uçuyordum. Biz. Halifenin ya-kınlarındanım. bu sıkıntı ona bağlı olurdu. artık bizden vaiz istemiyecek. hep biricik oğlunu arasın? (M. açık söylüyorum. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum. yeryüzünde değildim. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm. gırtlağın ki. Allahnın. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar.» dediler.

Deniyor ki. bunlar. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. Fakat bakıra . öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. Çocuğun biri. (M. geride başka insanlar da var. yaramazlıklar yapar ki. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. onun sağlam zünnarı ile bağladım. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. Bunun misali. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar. örtünsün diye. sırf sevap kazanması için tutar. erkek ve dişidir. ama bir ölçüye göre. Bizim aşinamız. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir. oturdu. gamdan kurtuldum. Demir nefsinde demirdir. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı. öte tarafta yersin. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım. Allah bilir. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. Belimi. Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. Bende hem şarap var. hem güzel var. Ancak bir toplumda yoktur. ona. bu nerede? Bu birinin yaptığı. O kimdir ki. bozuk ve çirkin görünür. hanımının erkek kardeşi de onu görse. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. bu bana bir başlangıçtır dersin. O iman karşısına gelince. kendini öğen ve güzel bulan dadısına. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. (M. ne çare ki. O özgür erlere hizmet yolunda. Her millette erkek de dişi de vardır. kimse kendisini tanımasın. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. Ama onda halk için faydalar vardır. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. Akıllı adam onu bilir. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. nükteler vardır. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. Bari onun sözü. Nihayet kendinden insaf et bir kere. biri bir şey bulamadığından aç durur. hep uğraşırlar ki. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum.Herkes mademki onunla kendini süsler. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar. binlerce cilveler. 184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. hem ışık. Senin güzel bir cariyen olsa. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. ne Kuran okuma kaygısı. Şiir: Hârâbat ehli oldum. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki. Bunu öğren ki. O nerede. Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur. 185) Küfür bile çirkin değildir.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. kuvvet yardır. serttir. Yoksa kendi nefsinde güzeldir. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. Bende ne zabitlik kaldı. bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. onların hangisi erkek hangisi dişidir.

» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun. çok güzeldir ama. şahide. nefsiyle bilir. mücevher. O yavrunun yüzünden. bir zümreye yeşil. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime. Görüyorum ki.» deriz. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. onları ilgilendirir. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim. yine gider. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. göklerden dalga dalga nur yağıyor. Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. Ancak onun vezir ve. Eğer böyle olmasa. Gümüşe sıra gelinceye kadar. kimya işinde elverişlidir. su korkusu ile öldüğünü görürsen. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar. Halife bir zümreye beyaz. Artık el açma bize. isbata hacet yoktur. o balık değildir. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. Çünkü o suda yaşar. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür. kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. 186) Şiir: Ay yükseldi. Vezir. ne iyi olur. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki. Çünkü bakır her şeye elverişlidir. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız. Bunlar bir toplumdur . çünkü biz gittik elden. bunu kabul edenlere de engel oluruz. Sonunda anlaşıldı. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. O bununla övünür ve onu bozmaz. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen. Halife kendisi için iyi olanları bilir. Diyelim ki. Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. Dediniz ki. Başka maksatları da olamaz. hayınlık ederiz. Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır. onlar benimkilerdir.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. Onun bundan başka işi yoktur. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz. îsrar edersek evet der. onun hiç bir bilgisi yok demektir. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır.göre derecesi daha aşağıdır. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir. Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir. sudan çıkmaz. davaya. Öyle ise en azından ona. her kılığa girer. Ama balığın suda yaşadığını isbat için. onun suda yaşamasıdır. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler.. onu affeder. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını. altın. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse. demirden ziyade. Kuran'da. Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler.

Başım salladı. Kerim'e söyledim. ne yaptım ki. Benden çok incindiler.» Ben hemen atıldım ve dedim ki. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. onu övünce. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım. Onların duyduklarını duyanlardanım. O kimdir diye sorarlarsa. onun hastası olmuştu. Bizim nazenin kullarımızdan biri. diyordum. düşmanın oyununu görebile-sin. biz ne biliyoruz. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile. kendine oyun oynuyorsun demektir. O gece. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. O başka mesele..» der. neye karar verirse inayetle baş eğmek. beni kurtardı. 187) Allah bizim aramızdadır. Eğer yal-nızsa. Alâeddin'e. Ama bütün içim sözlerle.» dedi. beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki.» «öyleyse. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun. o ayırt etsin. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak. bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. Ona bir peri verdim ki. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin. hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış. Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var. ben. Ama o bilirkişi dışardan olmalı. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim. Artık bir şey söylemez. O seni açtıkça açılıyorsun. seni isterim dedim. artık hiç bir şey söyleyemedim. «O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün. Sen büyükler . Sözünden başka hali de değişti. ben de başımla işaret ettim. îş arasında el çırpanlara. Allah'dan Allah'yı istedi. kaseyi doldurup götürebilirsin. onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık. Bu saatte ne var ki. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. «Susun. Ondan sordum. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. Şemseddin sizden bahsediyor. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki. falan evde öleceğim. bana verdi. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır. Öyle nazeninler ki. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır. O. (M. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca.» dedi.» dedi. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var. (M. Gerekirdi ki. Ama kendimi tutabildim. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın. Erkeklik odur ki. «Düşmanın oyununa dikkat et. ondan bir elma istedim. O bizden atılmıştır. nurun etkisiydi. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki. Yalnızdır. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. ne yapayım. kendisi bilir. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım. Bununla beraber zordur. Bu azarlama onlar içindir. bana sordu. ona bir ziyan erişirse yazık olur. beni buna zorluyordu. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim. onun gönlünde parlayan.» O övmeye başladı. gemiye atlayanlara. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler. satranç oynayanlara. Eğer iki dost.. «Bana gel. karara saygı göstermek gereklidir. Bir daha ağzım açılmadı. onlara iki akça verip. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın. Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım.» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim. «Hele bir sor. 188) Ben çocuktum. filan kişi filanı istedi. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. sen Bayezid'in mertebesindesin. dediler. gerçek görüşlü olduğu için gelmedi. çünkü hastaydı. Onun çocukları için oldum. Ama burada karar iş arasında veriliyor. uzaktan huzurda olursa. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. ona bir şeyler doğuyordu. hayır ben. manalarla dopdolu idi. ben söyledim.» der. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa.ki.» Parmakla dokundum. değildir. şahitler meclistekiler benden uzakta. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir.» diyorum. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı. bu hal ehlinin kulu kölesiyim. kılı kırk yaran. uçtu gitti. hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti. bu meseleleri kesip atsın. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz. Öfkem geçsin diye. O Hâcegî denilen. Ben ona. benim babam ol!» diyordu. karanlıktadırlar.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. deyimlerle.

yüz bin dağ gibi ağır.» derler. bu. Onlara bir kâr kokusu gider. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. Bütün vücudu dil kesilmişti. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. neşelenirler. büyük bir bilgindir. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte.» Ona inanmıştım. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. Ama bununla değil. utancı. yemek içmek düşüncesi. bir şey okusun. nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır. Bir vakit hizmet etsin. semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir.» buyuruyor. işimi öğretiyor. Hak benim elimdedir. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. bana hiç ayakbağı olmasın. «Ben seni bu iş için tutuyorum. «Tahammül et!» der. Derviş ham hayaller peşindedir. Şimdi iyi sohbete dikkat et. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. ama benimle birlikte değildir. Söz Allahnın sözüdür.» deyince. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler. mest olurlar. hiç bir şey.. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. onlarda açıkça belirirdi. 190) Ama işitirse benden incinir. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. Bunda da zorluklar çıkarırlar size. Derviş de. Hak âleminden hiç haberi yoktu. Bu çok garip şeydir. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki. işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler.. ürkerler. Sizden sonra. bu kulundan ne istiyorsun?» diyor. «Ne türlü nefesler vuruyor. «Yandım bu ıstıraba. Allah. Hak onların yüzlerinde. şöyledir böyledir. sözünden dönerdi. Su dağıtılan yerde bana bir. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. söz söylemez. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. 189) Bana dedi ki: «O. (M.» buyurulmuştur. bir satır bile olsa bu lâzım. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. Su üstünde yaprak gibi yürürler.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın. bize göre onun âlemi başkadır. Yani sizin önünüzde olmasın. cevheri kırma . Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir. iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür.» Evet. Bana. ama küfrün de rengi ve kokusu. Mademki yanıyor-sun. Ancak iş iyi gitmedi derler.» demişlerdir. gazel okumaz. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. «Bu nasıl raks?» deseniz. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık. îşte bu çirkin bir şeydir. işitmiştim ki. Her gün gerektir ki. birlikte olalım. Eğer doğru söylüyorsan. Allah sevgililerinin sözüdür. İçerde dağ gibi. Şimdi nerede o dizgin çekme. (M. «Yârabbî yandım artık. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır. Soruda. der. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir. Başka biri.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz. dayanamadım. vücutlarında parlar. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum. ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin. ne malını satan satış yapacak. Geceleri uyku uyumuyor. insan. şüphelidir de. dışarıda saman çöpü gibidirler. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi. o başkalarına söz verir. böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir. cevapta terbiyesizce davranırdı. Onun vakti dardır. baş sallıyorsunuz. O. onun görüşünden gizli değildir. Nasıl olur da erlere hizmet eder. öteki başıboş ve yularsızdır. îster ki siz mescitte olasınız.

Dediler ki: «Oraya kadar gittik. sonra herkese karşı. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. asılmaya değsin.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar. taşın karşısında zavallı kalır. ağlayıp feryat etmendir. yalnız kaldığın zaman. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım. ben de senin kulunum!» deyip. Yani hoş geldin. Acele edenler. Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. ama lanet olsun o alçağa ki. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. Hatada. hiç bir şey demedi. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir. aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. Biri hemen. «Oyun . Şah. etrafa yayılır ve bulaşır. Senin gamının bulutları gelmedikçe. Türkü. «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi. galiba onları aşağı çektiler. Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. «Asın şunu!» diye emreder. Nasıl ki. Su kenarına gelenlerden bunları görenler. bütün peygamberlerin mucizeleri. Bazılarını. «Allahm! Sen benim ilâhımsın.» Bu: sır içindeki hikmet. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler. senin gibi birini doğurmuş. Pek açık bir gerçektir ki. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. O. şeytan işidir. cevheri benden sorasın diye kırdım. Çünkü onlar. bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. Hintliyi. Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar. taştan daima sakınır. yaptığım hata. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır. Sevgili âşı-kma sorar. Sofracı. denize girince de beraber girerler. o «Başın için!» diye ant içer. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. Zaman zaman dostları anmak ne gariptir. boğuldu!» derler. başka bir şey yapamaz. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. «Mademki beni astıracaksın. Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma. Allah ona. Ama yalnız küp. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. önemli bir şey değildi. hep görünüşe bakar. âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M. Tam iki yıl yol yürüdüler.hikâyesini andırır. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler. «Yemin et!» deyince. başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. coşup köpürmez. hayır. küp. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım. Tövbe. Başka bir şey bilmiyoruz. onun maksadı odur.. Kırıtırsa. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi. Acele. Yani sır (gizlilik). Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler. sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar. «Vay yavrucuklar gitti. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. (onlara ne olduğunu Allah bilir). damlatır. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. olduğu yerde sayar. şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde. 192) Sonra. dalgalanmak ister. Sarayın sofracıbaşısı. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. güle güle. Öteki de arkadan atladı. demek gerektir. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. nakısı ve sureti görürler. Kuran'da. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. Ancak gülerek. 24) deme. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli. Zahirde de bâtında da. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir. Arabi da. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. Şahın üstüne yemek. henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. Nihayet ırmağın. babam da yanımda idi. Bunun sebebi de senin yalvarman.» der.

benim makamım burası olur. Öğretmenlik yapıyordum. eteğini öptü. Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. böyle bir söz üstadının izini. «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler». demez. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. imana davet ederdi. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. çok uzaktır derlerdi. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız. «Ona iyisini verin. Bu sözler hiç kimsede yoktur. Ama bu bir kaza idi. terlemeye başladı. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte. «Bu adam ne diyor. îzin almasına imkân kalmadı. tozunu bulamazsınız. Eğer ben iyi insan isem. Ben dışarı çıkayım. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. hemen aynı günde geri döndü. âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur. Bu çok zor bir durum.» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. Özür dileyerek. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar. Bazılarım atlatıyor. sessizce orada oturayım. şöyle yaptın böyle yaptın. söyleyiniz ki. mantıkçı mı?» dedi. biraz sabırlı ol. Ben konuştum. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. öteki boş lâftır. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. Geceleri tahta çıkar otururum. Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. bir de şu duvar var. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. çok hayret ederlerdi. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. Kedi savuşturdu. Ben bu adamdan ummazdım ki. Nuh Peygamber. (M. sen fena yaptın. Padişaha haber verdiler. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar. Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor. Her biri. Evet. Şimdi yapamıyorum. Ansızın bir şey işitildi. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. yüz yirmi yıldan . sabaha karşı onu döküntülerini. Eteğinden yakaladı ve sordu. içeriye giremedi.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı. seni ve beni bu yüzden korudu. her gün bir kaç semti dolaşırdı. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. o da öğretmenlik yapıyordu. para ve rahat lâzım değil. Bana böyle yerler. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez. İşittiler. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki. konuşsun.» dedi. pisliklerini süpüreyim. Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah. evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum. Kimse bana.» dedim. Celâleddin de konuşacak. Ben bunlardan kaçtım. başım sallayarak. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es. bir başkası götürdü. Başlarını eğdiler. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti. hayır hayır! dedim. «Evet» dedi. bize bir cilve gösterdi. İşte Alâeddin konuşuyor.

Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. ona.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. Onlarda. işkence yapsınlar. ekmekçi ve kasap değildir. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım. Nasıl ki. A. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. o adı onun yanına götür. Akılları başlarındadır. Bu kadının tuhaf bir isteği var. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. yaralarlardı. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. her gün bir semti beş kere dolaşırdı. (M. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. Binlerce teşekkür ettiler. Nuh elbette davetten vaz geçmedi. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. Hazreti Peygamber. Onlar nerede. Burada iş aksinedir. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi. onların sözlerini kabul ediyorum.) halidir. yolunu kaybetmiş değildi. 196) Ona mimber değil. secdeye kapanmış. Dışarı atarım. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler. bu uyanıklık. gül yerine diken ve çalı diker. Nasıl ki Şeyh. darağacı yakışır. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı. Onun için bir engel de yoktu. Evet. ona karşı sert davranmak gerekmez. bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. Onların aradıkları. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. Ama dıştan kâfir görünür. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. o yönden bir kuvvet vardır. Ancak her kesin bir huyu vardır. elini. nur uğruna ateşe düşüp yandı. ateş şeklinde görünmüştü. dediler. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. sesini kesmez. gibi bir çok yorumlar yaptılar. Nasıl ki. işte o hal. Şiir: Bir kimse ki. elsiz ayaksız kalırlardı. demiyorum. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. 195) Susayım. Dünyanın yaratılışından maksat. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. İşi bozuldu. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu. Davet işinde biri vardır ki. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. Müslümanlık doğru sözdür. Buna güç yetiremezler. Meğerse onlara kötü ile iyinin. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. Nasıl ki. Bir şey getirin ki. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. Çeşitli rivayetler vardır. Bizim gidişimizden öfkelenir. Ancak o sövdü saydı. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin. ekmek. yalnız kendini şaşırmış. başkalarının düşünceleri de daha başkadır. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. Ama ben açıkça. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık. Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. . yediler böylece oruç tutuyorlardı. Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. Bin yıl imana davet etti. kâfir. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir. davet doğrudur.» Bunu düşünmeye. Beni davet ettiler. katlanayım. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. benimle iftar ettiler. . onu döverler. iki parça ettiler sanırsın. ancak Hakkın hazinesidir. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. Şimdi hiç kimse sanır mı ki. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. dedim. cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. Burada. yiyeyim. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. Benim yanıma getirirler ki.

Çocuk. Onu saygı ile karşıladılar. «Eğer olsaydı biz yerdik. «Aleyküm selâm. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun. içeri girerek tekrar.aralık geri kalmıştı. beklemeye takat getiremez. uzaktan duymazsın belki. Değirmenci. «Seni Şah istiyor. «Vallahi bu çocuk doğru söyler. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler. Senden incindi. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı.» diye kaçtı ve kapıyı kapadı. yanındakilerine. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi.» dedi. çok acıkmıştı. her şeyden önce yemek getirsinler diye. «Ne yazık ki koyun kesmedim. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. «Kalk!» dediler. «Öldüm. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur. «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun.» «Burası mescittir.» dedi. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım. dedi ki. «Eyvah geldiler. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular.» dedi. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın. Çeke çeke götürdüler. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı. Diyorsun ki.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede. Karşılıklı sorular. boynuna bir ip bağladılar. Çocuğa «Selâmün aleyküm.» «Kalk!» dediler. incinmesin. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de . Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler. kalmamış. Mevlânâ böyledir. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim.» diyerek onu inandırmak istedi.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. konuşuyorsun?» Değirmenci. Adamcağız. eğer vermezlerse ben alır sana veririm.» Silâhlı yüz süvari yola çıktı. kalk» dediler. Sakın gönlün incinmesin. sonra da konuk ister misin diye sor. Çocuk ne görsün bütün beyler. «Ama sen nasıl ölüsün ki. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin. Mertebesi yükseldi. «Ancak kalan yiyecek budur. İçinden bir «Ah!» çekti. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek.» der. «Bize misafir gelir misin?» derdi.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık. yemeğini nasıl yiyebilirim. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk. Yine kalkmadı. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü. Değirmenci giderken pişman oldu. Şah bunları yedi.» dediler.Ey yüce bilgin Mevlânâ. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk. çocuk içinden tekrar. vezirler sıralanmış. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. «Eyvah. bu iş çetindir. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin. Sonra tekrar geldi. kapıyı kırdılar. kulağına boş sözler söyleyeyim. Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin. «Var ama önce bir selâm ver. Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi. Mahmud kendi kendine.» dedi. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de. (M.. yoğurt vereyim ki. onun da gönlünü hoş edeyim.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem.» dedi. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım.» der.» cevabını verdi.» «Kalk.» dedi. «Bir saat kadar gel de görelim seni. geri döndü. Şah konuşmaya başladı.» buradan gideyim. peynir ne varsa getireyim. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin. bir «Lahavle. Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi.» «Çok konuşma kalk!» dediler. «Sanıyorum ki. süt. 198) Şah oradan ayrıldı. «Kalk çabuk seni Şah istiyor. Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi.» dediler. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. Orada boş sözler var.» «Ama çok iyi öğütürüm.» Bir ırmak kenarına götürdü. Bana haram olur. ne saçmalar soyuyorsun. «Sizler çok cömert insanlarsınız.» dediler. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. «Aman. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu. Sonra.» dedi. yoğurt. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım. «Öğütülen un yetim malıdır. (M. Büyükler nezaketlidirler.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk. Kalkmadı. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş. işi daha iyi oldu. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir. «Size un vereyim saç ekmeği. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını.» dedi. «Gözlerin rahatsız olmuştur. Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar. (M. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık. Hepsi yüzüstü kapandılar. bari tamburumu verin de işime gideyim. yüzüğü onlara gösterdi.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı.

» dedi Şah. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. Elimi kalbime koydum.» dedi. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar. bir zaman da bu adamın şeytanı. Bin dirhem bağışta bulunmalarını. «Daha ne kadar yiyeceksin. bir kat elbise vermelerim. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın. Arkasından koştular. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim.» «Gel. Üç gün geçtikten sonra. «Sen öyle bir adamsın ki. üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın. «Hayır.» Kadı. Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici. Kendini deliliğe vurmuştu.aradı. Ona çocuk kaçtı. geleceğim dedim. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı. Gizlice ötekilerine emir verdi. Uykumu ver ki yemeyeyim. Beyit: Ben kötülük yaptım. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim.» dedi. yeter!» dediler.» Değirmenci yüzüstü düştü.. yüz top istanbul atlası. ama onu göremedi. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki. önce bir adam gösterdim. uykumu kaçırmak için. bırakın ki öleyim!» dedi. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin. orada cevabını ver!» dediler. yalvardılar. kabul ettim. Tekrar hücreye gidiyordum.» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı. senden davacı var.» dedi.» dedim. «Be adam. Nihayet.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı. ne dersin?» diye sordu.» diye seslendiler. su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın. karnım davula döndü. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen. «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem.» dedi. ama belki daha beter bir belâya uğratacak. bir kerede ölüp kurtulamayacaksın.» dedi. Şahın huzuruna çıkardılar. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu. Ancak Sultana. Sonra «Onu geri çağırın. Adamcağız. «Onu getirin!» dediler. Adamı tımarhaneye soktular.» Mademki kulağıma söylüyorsun. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler. adamı kıskıvrak bağlasınlar. Bu onların körlüğünden ileri geliyor. «Ham ham. yahut edebini takınmak. cehennem gibi bir işkembesi vardı. «Artık benden ne istiyorsunuz. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi. Şahın huzuruna götürdüler. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin. Değirmenci. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı. sen de kötü mükâfat veriyorsun. O bununla gelmez dedim. Derler ki.» «Saygılarımı sunarım. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında. daha serseri bir suçlu gelir.» dedi. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti. Çağıranlara yalvarmaya başladı. öp artık kaçıyorum öp. «Ah beni kandırdı. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M. yüz kat başkaca elbise dava . üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. bir melek varmış. «Ham ham. «Adamcağız. elimi de bırakıyorum. Yüz Bağdat çarşafı. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek. «Gel!» diye seslendiler. Kadının önüne oturttular. O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı. «Uykum kaçsın diye yiyorum.» dediler. bir solukluk canım kalmıştır. her gün beş kilo ekmek yerdi..» Üç kere dışarı çıktım. «Kalk çık dışarı. Hep yedim. dedi.

«Şüphesiz o Haktır. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı. beni de mutlu ettin. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki. Konuk için. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. Her bir âyette bir müjde var. Seni evde çocuklar arasında bırakayım. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir. «Allah Kuran'ı ona öğretti. «înkâr ediyorum» der. yatakta uykusu gelmezdi. bu benim elimde değildir. Evet ver diyorsun. mutlu ol oğlum. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki. «Bugün ham.» buyurdu. Çelebi! Bu isteklerinden. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır. isterim ki.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. ham. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi. «Hayır. Ben öyle bir Allahyı arıyorum. Kadı. Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse.» der. hoş söylüyorsun. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem. o Buharalının kapısındadır. niçin inkâr edersin. Ben vaz geçtim. (M. ham.» der Kadı. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. O bunu yapmayaydı. Bir söz söyledin. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler. «Bu hakkın gayretidir. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu. ona inkâr etmesini öğretmiştir. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır. yoldan bir kızcağız geçer. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. (M.» demek bir yorumdur. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye.» derim.» dedi. Ulu Allah Kuran'da. O tarafa düşmem yakındır. evet ver diyorsun. ona ant içtik dedin. «Suçunu kabul ediyorsun. bütün âlemden el çektim. Hırkayı yırtmalı. yahut da sana karşı benden. 201) Suçlu. nihayet tekrar konuştun. Ye afiyet olsun üç lokma. Ey tefsirciler. Yoksa Kuran'ın tefsiri değil.ederler. «Ben.» âyetinden anlaşılıyor ki. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem. Rahman sûresinde. kendinde bir hareket duyarsın. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var. perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. onlarla cilveleşir. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye. Peygamber. gönül açıklığıdır. O ayakkabı seni rahatsız etti. Can içinde etki yapıyorsun. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun. «Ve onların nefislerinde. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum. bana uymak gerek. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım.» dedim. Şüphe yok ki o Haktır. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir. Bunu uygun görmem. «Afiyet olsun sana. Ya bana senden bir gayret ister. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir.» diyor. «Zararı yok. «Bunu da Müslümanlık say. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende. Diyorsun ki: «Ben. Ey Efendi. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim. incinirdi. Evet çetin iştir bu. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü. Yani şüphesiz Allah Haktır. boynumuza sarılıp öpmelerinden.» Çünkü sen benim canımın içindesin. «O haktır şüphes:'z.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem. Onda ihtiyar yoktur. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım. O da. Allah kendi arzusu ile iş yapsın.» buyuruyor. «Hayır. Evet güzel söylüyorsun. nazım yolu ile. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında. Sonra baştan savdık. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir. «Mümin pis olmaz. Aksaray'a varırım. Bu bana senden dilenmek demektir. onunla daha çok vakit geçer. beni eziyor. . Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin.» buyuruyor. «Ham!» der. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam.» Kadı der ki. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. bir kaç gün dolaştın. orada yer tuttun. Zaten yolda da bunu böyle istedim. Ona candan dua eder ve memnun olur. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. O zaman bir şey söylemedin. Muhammed de Haktır. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım. Şimdi biraz düşünmek zamanıdır. «Ben böyle bir Allah'yı istemem.» (M. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin.

elif harfin'n ayağına düştü. iki yönden eliften üstündür. yolda seni köpek ısırmıştır. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder. (M. Mimber ağaç olduğu halde. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır.» Öyle ise sen failimuhtarsın. Onun en aşağı kullan. küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. Hak sözde buna imkân yoktur. Musa bir kaç adım geri döner. içinde ne varsa onu sızdırır.» dedi. Ama ben kabul etmiyorum. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir. «İhtiyarsız. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için.» diyor. ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. yüce Allah. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi. abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı. Dilediğini yapandır o.» dedi. Onun kâfirliği saf olur. «Allahya iyilikle ödünç verin. bir . (yani failimuhtar) değildir. Ona başka zaman gel der. o da iki eliftir. Bir topluluk. Günler bizim aramızdadır. Bir noktam var. elife bağlıdır. Sen. O imanlıdır. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı. kâfir de küfürden. sözleri arasında çelişki yoktur. «Ey mimber! Sana söylemiyorum.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. söyler. Hazreti ibrahim dedi ki:. Cim daha uzakta idi. hiç bir şey istemez. Adına fereci dediler. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum. işte. Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır.» dedi. Ulu Allahnın. Saf olur. birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar. Mimberin son basamağında durdu. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir. (M. Firavun incinmezdi o sözden. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez. Ama daha fazlası elinden gelmez. 205) Benim huyum budur. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. Bin kelime mi söyledi. Hemen Elifin manasıyım. Aralarında. Ancak mümin yalancı değildir. yine de. ömür. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez. «Akıl . onun ayağına düştüler. «Yanılmaz. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi.» Te geldi. «Yani. yukarı çıktı ve onları ayırdı. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. ona engel olacak bir varlık yoktur. ayırmanın iç yüzünü söylüyorum. «Eyvah. Ama yanılıyordu. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. «Başımda iki noktam var. Sen bir yol gösteriyorsun. Onu âciz kılacak. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. ama o yine mümindir. Çünkü (M. der. 204) onda Kuran'ın manası vardır. «Onu o yoldan çıkaran benim. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor. zina. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz.Allah için dilediği gibi yapmaz. Cim. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu.yanılmaz. Ona. Ayrılığın. dal harfini düşman bilirler. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır. Fitne hiç yatışmadı. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. saf küfür olur. Bir mezar taşında. sonra sözü tükenir. demek istemiş ve onu yürütmüştür. demedim. Her saatte binlerce cihanı mahveder. «Beni göremiyeceksin. imanla yalan bir arada yürümez. hem de sen hidayet verebilirsin. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı.» anlamındaki âyet gelince. o. O dost başka sözleri de bilir. O. Mısra: Testi. Mevlânâ bu kadar söz söyler. Herkes bir tarafa kaçtı. hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü. Dal harfine gelince. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. Sonra be harfi geldi.» dedi. doğru yol budur diyorsun. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler. yani ağaç bile. Elif harfinin manası tamam olmaz. Ona. içinden ona. Bunları dünya ve ahirete atarım.eder. Allah ona.» buyuruyor. benim fere-cim. şahadet getirdi. konuşmadan geri çevirir. başka konuşanların sözünü de konuşur.» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. yine o bilir. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye. Adamın biri cübbesini yırttı.

gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. 206) Kendisinde güzellik olmayan. Nihayet işaret etti ki. buna gerek yoktur.» Hayırlı bir işe aracılık etti. Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz. Sana anlatayım. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır. Ben hep emirle giderim. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S. işaretle. Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir. ben bir işe gidiyorum. Onda da hiç boş yer göremedim. Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. Eğer bu dağarcık olmasaydı. başını çevirdi. bizim işlerimiz var. Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter. Ama tekrar okuyamazsan. Şimdi bir yazı yazmak.» dedi. Bu. erenlerin sözlerini araştırdım. Şiir: Hikmet ehli. Yani vaktine bağlı insan demektir. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. Gönül halinden bir nişan arıyordum. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. yavaşça. Onlardan her vadide. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim. acele gönül tarafına sefer ettim. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. O işten hiç başımı kaldıramam. ibadete gidiyorum. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper. Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. A. Başkalarını anmak. onu tekrar okumak içindir. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir. Sofî için. Hiç düzgün konuşmaktan. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. Hemen. «Lüzum yok. Okursan o zaman düşünürsün. fesahatten nasibim yoktu. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi. her şehirde bir destan var. te . Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim. Ona hizmette bulunuyoruz. vaktin çocuğu derler.saattir diye yazılı idi. nazar değmemek içindir. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim. Bir saat.

Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. O varlıkla dopdolu olunca. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır. hiç kimseye değer vermezdi. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz.» deyince bu söz Peygamberleri. Mert odur ki. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. her bir parçasında başka bir âlem var. bugün böyle ağrı çekmezdim. Hoş geldin. Meğer ki. Ama o neşeli anlarda olur. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. insaflılar için özür dilemek gerekiyor. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. O Herive ki. vücudu böyle olur. Ona orada Şahap derler. nasipsiz kalmasın. bize acımazsan ziyanlı çıkarız. O kendi işini yapmalıdır. azdıracağım. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem. Hoş hutbeler okursun. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. şeytanı da bir tarafa koydu. Ağır davrandı. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki.» anlamındaki âyet açıktır. Bizim için en iyisi budur. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. Kuran'da. «işte bu Allah eri olgun kişidir. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. Sana göre her parçasında başka bir yön. sert başlı adam. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. O muratsızlıkta murat umudu vardır. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. ben onların en zavallısı kalırım. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah. velileri. Söylediğin (M. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum. nihayet sende de var. haberi de yoktur. Horasan'dan gelmişti. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. kâh tutmaz. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun. onlar yokken bir şey yapsın. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. zavallılardan oluruz. yanmayınca yüz dirhe. Çünkü kim bilir ki. inayetini bir tarafa. Ben öyleyim ya. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı. Acaba ne yapacak diye.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. olur. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. ben şeytandan daha iyi bilirdim. sıkıntılı zamanında da hoş olur. Benim için. O uygunsuz adam. Ey efendi! Hayır. Tebriz'de öyle insanlar var ki. Gam içinde sevinç duyar. Ama özrü kabahatından beterdi. Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. Ya benim içimi. gelmez ki. sözlerimden ürker ve bana dönerek. Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. Allahyı inkâr etti. Meğerse unutsun. unutsun. sefa geldin dersin. Biliyordu ki. M. Onun. O zaman büyük adam olur. içinde ne yağ kalır ne de tencere. Tebrizlilere eşek demiş. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım.harfidir yahut te'dir. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım.» dedi. Ancak haberi olanlara haber verir ki. Cevher gibi olmaz. ve •Allah erlerini içine almaktadır. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. (M. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun.» diye yalvardı. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi. belki H. bu sözü niçin söyler? Orada. Bir hikmet içindir. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. A. Sen bilmez misin ki. eşekliği yönünden. hayır. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü. Pişmiş et gider. 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. Yoksa biri demirciye gelip. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek. Başka bir tencere lâzım gelir. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz.» dedi. . Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. Birini çalgıcılığa çağırdılar. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. Halk o öğütleri kâh tutar. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi. «Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik.

eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş. bundan.) Benden niçin yüz çevirdin.) Bunlar ne tatsız sözler. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla. Oh dedi. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. Şeyh bana de di ki: Eğer. Dar demenin ne yeri var. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken. Burada sözün yeri yok. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu. Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar. taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir.) mübarek ruhu aralarında yoktu. dışarı atarsın. O mantıki da (cihan farzet. Mikailin ne yeri var. Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî. kapalı sözlerle uğraşır.» buyurmuştur. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. kımıldanmaz. Keramet odur ki. «Evet dardır. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın. 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter. O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen. Nerede 8 Sofi ki. cim be ile. her be cim karşılaşırsa. desin. Hoşlandığı şeye erişemez. Ama o. gelmedi. . beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu. Söz alanı dardır.. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır.. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her. Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar. tekrar onu inkâra kalkıştı. ağzına. ne zevksiz. Yani tamamladı. «Yarabbi. ama ne hemşeri. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu. Adam odur ki. Dedi ki: Ey Mustafa! (S.» anlamındaki âyeti düşün dediler.. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi.. güzel suretler belirdi. yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır. O. Ama o. Halk zaman kazanmaktadır. (M. A. nimeti iki cihana da yetişir. Çulha hikâyesini atarlar. Genişlikten ölür. «Ne mutlu beni görene. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim. «Acaba eksik kaldı. balığı balığa versin. Nihayet kaç kere çerez geldi. (M. Bu yoldan söylüyordu. onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. kaygısız yemek yesin. onların tozu nü bulamaz. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. imkânsızlık kavramı kalmaz. Benim hemşerimdir. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. Peygamber. hali perdeler. ne mutlu beni göreni görmüş olana. çünkü kalkar. îçerden şeyh seslendi: Gel. Tabağı ona gösterince. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar. Aşağı indirdim benden sakladı.» dedim. nara gitsin. İyi insan odur ki. Hazreti Muhammed (S. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu. tabağın içine dolmuştu. Ben onun mezarına. O da artık Müslüman olmuştu. Çünkü o ölmemiştir. Her kim bana bunu söylerse öyle olayım. Çünkü içinden ona engel oluyordu. A. Toprak başına olsun öyle insanların.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki.şey ki. Kocakarı ne. Mimber de o anda yürümeye başlar. geçip gidenleri birer birer çözdüm. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. Sofuya başını kaldır da. yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş.» dedi.

Onların himmetsizliklerini. Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. hep çöllere düşersin. Şimdi bu sene. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın. ama Simurgun nazarının etkisi . Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. Birkaç gün beraber kaldık. çok zor ele geçer. Siz de. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti. Şam'a gittiği zaman. bütün kuşları. sizce de bilinmektedir. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın. MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. Avcının biri aslan avlardı. İçinden dolaşırsan. Bir topluluğun. damarları patlayabilir. onu beğenir. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet . doğan. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür. Arakliye karışıklığında. Başkaca bazı hadiseler oldu. Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. soysuzluklarını görür. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk. şimdi aslana yakın geldiniz. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. eğer o bir tarafa giderse ben de giderim. onda bir cevher.görür. sözleri yönünden . ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. bir gönül alçaklığı bulur. Dün Perir geldi. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı. Çünkü ötekiler bir saat uçar. Eğer kaçacak yerini bulursan. sonra alçaklara konarlar. bir lokma gibi ağzına koyaşın. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. hayır dualarıyle meşguldür. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle.. Bütün bunları söylüyorum ki. Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. diri gönüllü bir derviş var ki. değişik bir halde idi. bu zayıf kul. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim. ona iltifat gösterir. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir. yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler. Bunlar arasında aziz. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur.yoktur. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun. ağzıda budur. Duacınız. onun hakkında.ile. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem. Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim. namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. dediklerini işitmiş. onun burada yerleşmesini sağladık. çocukları yerlerinde bırakırdım. sana garip bir hal geliyordu. Her birinin hali. (M. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez. Onlar. onlarla sohbette bulundum. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. hernde davranışları yönünden anlarım. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. Bari gönül almak.yüksekten seyreder. lokmayı kulaklarının ardından. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir." dedi. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. (M. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada. Bilmiyorum ki. Bu bir dairedir ki kapısı.YAZIŞMALAR. . hakikatte yalancı ve hasetçi insandır. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. Ben bir çok aziz derviş gördüm. gönlüme bir tiksinti geldi. köpeklerde havlardı. bir de mana’yı gör. geri dönersin. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. Bir köşede kendi âleminde meşguldü.. kendisinde bazı üstün vasıflar. taklitçi değildir. Ama. ŞimurgHuma kuşu.212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim. Bana bir daha geri dönmedi.

O Seydî şöyle söyledi diye anlatır. değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler. onun gölgesinde yaşar. Yoksa söyler de söyler. başlayınca susturmak gerek. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir. 214) O oturmuş tevhid ediyor. Sen benim karım olacaksın. Şan ondadır. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir. yoksa o çok ucuzdur. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi. Bir cemaate geç geldi. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular." Halife incindi kendini tutamadı. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur. Yine “Halk uykudadır. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar." Lokmayı onun ağzına koydu. O babalık dıştan olunca. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir. Zaten kaçak onun evindeydi. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor. Allahya yalvarmıştır. "Onlar sağırdır. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki. o gayıp âleminin uluları. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu. Böyle bir ölüm nasıl olur? . Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. bırak Halifeyi. Kendi kendine. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. 213) Bir vakitler. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. Eminüddin Mikâil sevimlidir. bütün gün. Onlar. 0 Söz söylemeye. "Şunları bir sınâyalım." dedi. "Sen benim karım olursun. Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler. o da geri kaçsın Biz Musa'nın. "içmem.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. bir sınavdan geçirelim. Benim maksadım seni kızdırmaktı."Sizin himmetinizle. önce balık su tarafına giderdi. Ondan sonra korku kalmaz. dedi. bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar. Allah sözü haktır. ben onunla birlikte yemek yiyeyim. düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi. hemşirelik kalmaz. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler. "Evet.' dedi. Ancak öteden beri âdet böyledir. dedi. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M. O İbrahimin annesi idi. Allah senin işlerini düzeltir. Kabul etmezdi. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki. "O halde halvet olsun. Oradaki bir Allah eri. hep ekmek yiyorsun. çok uzaklara koşuyorsun. Adam saraya gitti. müminler emîrinin huzurunda. yahut yoktur. Hasta ise Bazen zârârlıdır. sağır."dediler.her gün.Başın kararlı olsun." dedi. Bir "ah” çekti. o halini değiştirdi. Sevgili . bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir. o bizim adamımızdır. çok sevimli. Bağdat'ta ne kadar zembilli.Kur'an'da buyurulan. (M. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir. oradan sıçradı. Bu ilk işin deliliydi. Falan ve senin karının falan arkadaşı. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar." Dedi ki. Sende de hayırlı niyet varsa. Adam bir dostunu gönderdi. Sevimlidir. "Yarabbi kendini bana göster. Adam. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi. karpuzun değeri. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. Bizim himmetimiz ya vardır. Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun. öldükleri vakit uyanırlar. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar. Onda şan vardır. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. ona bâz. ama korkudan ölürüm'. Diyorsun ki." dedi." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi. "Bu adamı götürün. Seydî'den. karşına. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı. "Bunun nişanı şöyle olacaktır. hem o taraftan gelmez. "Bak ki bu ne işarettir. Görüyorum kî. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur." dedi. Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o. şarabın. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. ama olgunlaşınca o hal kalmadı. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız. Ben onun yerini biliyorum diyesin." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. Hem bu taraftan gelir. Onda hemşirelik kalmadı. ferman böyledir. şüphesiz ki ağırdır diyorsun. tekrar Şahın yanına döner. kurtuldu. ne kadar Halifenin adamı.” buyurulmuştur. Şüphe yok ki. Birine şöyle sordu: ." dedi. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. kördür. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın. Onu söyleyen' dosttur. hûcreye atın. bİzi ne kadar çirkin görürler. Beden sağlam ise bunlar yararlıdır. patlayıncaya kadar söyler. Sen yanlış gıda alıyorsun. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. dilsizdir. İslamın gözü üzerindedir. dilsiz ve kör olan sensin. yani doğan demezler." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin.

tutmamışım. Rabbim en büyüktür. kendi yoluna geçer. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. Cefa görmüştür. Kâh suyun hepsi bu yoldan. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber. Şimdi Mevlâna'yı gör. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular. rüyasında bulanık bir suya düşmüş. Onun işi nedir.A. Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. Tekrar ona gittim. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın. ama nitelikleri vardır. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin.) uymak ona derler ki. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu. Ona. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben. kâh öteki yoldan akar. hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz. Sevgilinin yurdunda. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın. Sevgili ise hem nazenin' dir. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor. Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled. Bu yaptığım belki edep dışıdır. İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü. ben akla uygun söylüyorum. kıbleye yolculuk yapmaktan. Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. "Taziye ile meşguldüm. O yüzdendir ki. yemiyorsa da istemiyorum der. arklara ayrılmıştır. sevgiliye de kavuşamazlar. hem nâz'dır. Yerler. 12/101) diye yalvardı. dua ederken. açıkça gördün. içine dalarlar. onda ne sır olduğunu anlamak istedi. bu kıble asla hali değildir. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır. edep dışıdır. Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı. biliyorsun ki. dedim. sonra gönül kırıklığına ulaştılar. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış.Hakkı arar. ama söylemedim. Amma. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler. herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. içerler. O bir deri bir kabuktur." buyurdular. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır. bu sözleri sana açıklayayım. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. demekle yetinmedi. keyfleri yerindedir. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. Uyanınca kendi kendine demiş ki. yorumlayayım. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır. Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. söz üstadı olduğunuzu. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. "Aman elimi tut. Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın. sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. Ayrı. Onun niyazı hep naz oldu. O Muhammedi idi." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. bu tarafa akar. der.Hazreti Muhammed’e (S. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac. Ağacın dalına binenler. belki sebeplerini aramış olursun. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. gönül kırıklığı yoluyla. Zaman olur ki." Bayezid. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M. Mevlâna kıbleye döndü. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. Orada dalıp gitmiş." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. bana. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden. doğru dürüst kendini kurtaramadı. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun. 215) Ta dilimin ucuna geldi. kâh o yoldan gelen su." buyurdular. Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı. evet. Hamamda daima şeytan vardır. kaynağından kurtulmuş olurlar." demiş. buyurdu. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm. Başka hiç kimse yoktu. Ama nasıl bileyim kabul etmem." (M. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir. ayrı yollara. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar. akıldan geçerler. Yeter artık açıkladın. işte bu. gönlü kırık bir Müslümandı. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K. Hazreti Yusuf da. dalı kırar aşağı düşerler. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi. Eğer . sizin insafınızı. ıslanırlar. "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K." dedi. ama sevgilinin evine yol bulamazlar.

fazilette deryadır. Ona daha nasıl bakayım. Ona zikri öğretti. Peygamberlerin. "Alimler. O ibadet zevkini gördün. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin. Ama adam dosdoğru konuşan." diyerek bunda tartışmaya başladılar. O halde. O da hırka sahibiydi. olmasaydı söz harfsiz. ey Melâna. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var. Bir aralık dediler ki. Senin hayaline gelen düşünceleri. bir uygunsuzluk oldu. yani yırtılmıştır. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. Ben geldim. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. (M. Ben onu öyle okşuyordum ki. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. bize gücenirdin. Ancak oğulları hem evlât. düzgün konuşması. Padişahın biri. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. neye güler? Hazreti Peygamber. kabul etti. herkes de bilir ki. "Allahtan başka ilâh yoktur. O ise. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. O. hem de mürit idiler. peygamberlerin mirasçısıdır. "Ben şeytanımı Müslüman ettim. 218) Zikir kabul etmez. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele. diye bir lahavle çekti. başkalarına nasıl güler. Öyle yaptı. (M. Ona. Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. ibadet bundan ibarettir. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez. o. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti. Ama eğer halk. Bu her ikisi. dedim. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. On iki ayda bir geliyor. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim. ama o kimse ki cihan kendisine güler. Önce. o. Şehir ağası. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik. O söz ona zehirdir. sanki kendi değerini buluyorsun. dedi.Eğer başka bir zaman. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. bana işaret ettiler. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir. Bu iki temele dayanır. dediler. derdi. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. üst tarafını siz bilirsiniz. bütün akla. o benim sırrımdır. halk yoktur. Nereye? dedi. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. bu sersem zahitlerdendir. hayale gelen şeylerden daha yücedir. mazur gör. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki. dedi. hesap ettik ki. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez. Kimyayı bana gönderin de. Âdem evlâdıdır." demedikçe kimse ona iman etmedi. sersem insan daha başkadır. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. başkalarına söz geçirsin. Mevlâna geliyor dedi. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. sen. Mevlâna ilimde. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. Nasıl olur ki.yüce Peygamberin. bilgin ve yetkili adamdır. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. arkam sana dönük. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme. diye öğerdi. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. sessiz bir şey olurdu. Sonra da. cömertliği herkese açıktır. . Sen de Müslüman. onun yola gelmesi ondandır." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım. ben de. Bana. İşaret etti. kalk gel. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. Adamın sözüne güleceğim geldi. yani âleme gülünç olmuştur. Kalktı ve gitti. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür. böyle olur diye anlattı. Bana. Onun o cevabı. uzun boylu ısrar ediyordun. âşık mıyım diye soruyorsun. Diyelim ki. Başını kaldırdı. her şey haktır. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım. Ben diyorum ki. Şimdi ulu Allah. Allahü Ekber! diyesin. onun keremi. Derviş debir söz söyleyemez. arkan da aynıdır. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. dedi. acemilerin yüzsuyu olasın. başını salladı. O bir sığıntı idi. ihtisap ağası. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. Onları aldattım. dedi. Ramazan ayma rastlamıştı. Biliyordum ki. ne güzel yaptın diyordun. işte Ramazan geldi. o. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. Bu da bilinen bir şeydir. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani. 217) Halktan bazıları. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir. Hayır. üstün zekâlı bir insan değildi. Diyorum ki. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. ondan daha büyük. gel. daha yüksek birini bulasın. Bu Şemseddin. dedi. senin önün de. Evet. Ben de biliyorum.

Şiir: O kimse ki. Gönlüm onu bırakmaya. o kendi sarığını tuttu. demediği için hoşuma gitmedi. söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. diye özür dilemeye başladı.Üçüncü kez okudu. dedi. Evet. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. Mecaz. Şeyh. nasıl gidebilir? dedi. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. bu huydan vazgeç dedim. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. böylece hep benim elimde olsun.Ibni Sina'dan faydalanmıştı. Gerçi o sana sebebini söylemez. ne de dökebiliyordu. O. sana. Şüphesiz ki o zavallı. yok olacaktı. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit. işte şimdi beni öldür. 220) Dostluk onun dostluğu idi. Bütün felekler onun gönlünün altında döner. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. Onlar gerçekte böyle yaparlar. Tövbe et. Kutsal hadiste. Kur'an'da. çalgıcılara. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. geceleri. derhal azarladı. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. ama asıl sebep başka idi. öyle aciz bir hale getireyim ki. Sen. Hele şu. O. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. yabancılık girecekti araya. çalgılar çalınsın da. boynun kopsun. 219) Onu tekrar okuyor. namaz yerine sıçrattı. Hemen oradan kaçarlardı. (M. ama düşüncelerine aykırı davran. Bir perdenin delilidir bu. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu.başka hiç bir şey göremiyordum. Bu gece. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. inşallah Allah dilerse. yere düştü ve başı yarıldı. geçip gitmeye razı olmuyordu. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. Bu halde. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi. dilin kesilsin. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. Gülümsüyordu. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir."anlamına gelen bir müjde vardır. Orada herşey göz kesilmiştir. ne kulaklar işitmiş. Biz eğer bu halin dışında. Hava ve heveslerle. bilirlerdi. hakikat de mecazın köprüsüdür. Oradaki Hak. Kur'an'da. "Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. parmakla gösterilir. Gazalî karşısına gelsin. dendi. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. Çünkü dünya bir köprüdür.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. O. şehvetle dolu insanlara. Gördüm ki. Ansızın gördüm ki. İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse. bunu ne ile ispat edersin. çok üstün yaratılışlı. derviş sözünü aklında tut. bütün lâfı Enel Hak. ne de insanın kalbine doğmuştur. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. Ta ki. Onu bayındırlaştırmaya. ne gözler görmüş. Cihanda yaygın bir mısradır bu. şüphe yok ki rezil olur. Mutriplere. davulculara seslendi. aramızdan bir şey eksilecek. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz. Allah rahmet etsin. Ama. sırdan pek az bahsedilmiştir. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu. dur. yani ben Hakkım'dır. sinirlerimi. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım. pislik yuvası gibi dolu olur. Bizim aramızda ayrılık olamaz. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi. mademki söylemedi. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. Oysa. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. Ne içebiliyor. fesahatte. hakikat'in köprüsü.Muhammed Gazalî. Onu öyle elimin altına alayım. orada yer yoktur. bu ip ile asılır. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir. Bey şöyle bir başımı çevirdim. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider. onu bir an durdurdu. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır. Ansızın bir gürültü duyuldu. ayrı ayrı yatsaydık. (M. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. eğer gelmeseydim. sarığım yere düşmüş. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. . korkusuz yatardık. dedi.

Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki. hizmette duraklama olur. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım. bu cevher herkeste yoktur. daha üstün bir hal idi. yolda para buldular. şimdi erkendir. Biri dedi ki: Onu bana ver ki. giyeceğimi de sağlamaktadır. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı. Ancak. Çünkü vakit. eve nasıl döner. bağımsızsın. köle olursun! Evet. yarın yeriz. Ama Müslüman gece yarısı kalktı. Kur an'da ne güzel incelikler. Buna. evet yalan söyler. Nasıl ki. Yine Peygamber. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. O zaman. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. istiyorum ki. gamsız ve hür yaşıyorsun. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş. herkes inancından başını sallasın. onunki yine ağır basardı. Ama. . ben de kalktım helvayı temizledim. benim yolumda yürürler. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum. ne hamamcı razı olur. ne de hamamcıyı yaratan. tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. (M. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. Çünkü kirler yumuşar." Nihayet o ne idi ki. benim yiyeceğimi de. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir. Benim işim böyledir. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. ona kul. savruklar. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da. Bunlardan konuşmak hoş değilse de. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti. Ama bu. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı. Helvayı. elbise lâzım. Allah onu doğruya çıkarır. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. bedenin kirini evden hamama götüreyim.A. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok. Uyku ne gezer onda. Büyük efendi. dediler. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi. demekle tamam olur. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. çağrıyı herkese karşı yaparsın. ama öteki niçin helâl olmasın. Israfçılar. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim. Bana. helâl olsun! Allah bilir. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. ondan bir pay alırlar. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı. Yahudi. Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. tam vakittir. bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. Hıristiyan sabah üzeri kalktı. Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. şüphe yok ki. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. orada nice paralar sarf edenler değildir. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. yahut zehir cinsindendir. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek. başka bir hal. ama hepsi birden kımıldanınca. Bir kaç ahmak haram mal topladılar. ondan aydınlanırlar. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur. Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın. dedi. iş Allah bilir. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki. sen de zavallı yoksun. onunla helva yaptılar. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese.dedi. bir dönüşün eseridir.(M. değerli ömürlerini." Yani biri burada bir hizmet yaptı. O. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. âşık ve yoksun zavallı. bütün bir topluma erişmez. Ne mutludur o kimselere ki. Sen daveti. sade meyhaneye gidenler. rahatsın. Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. başaramadı diyelim. Ayakları uyuşmuştur. sonra zaten pek az. sırlar var. Ekmek lâzım. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. Hazreti Peygamber. buyurdu. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur.

sana elli dinar ikram edeyim. eğer buraya gelmese. köpek. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. derdi. koyun kebabını beklemedi. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. Ben damda idim sağıma soluma baktım. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. kirpi. dedi. dışarı götürün bunları dedi. Oturdum. Gündüz uyumadım onunla. O teraziyi. Ah. Aynı sofî şakalarına başlardık. yengeç. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum. Ona. Ben zahidim dedim. Benden ne ücret istiyorsun."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir. benim o kervansarayda bir odam var. o zaman da ben oraya giderdim. Ben bir vakit istedim ki. yüzümü doğruca binaya çevirdim. bu kimden bahsediyor dedim. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. O can dostudur.sen git kendi makamına çekil. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler. onlarla öylesine meşgul olmuş ki. Ah ve feryat etti. kertenkele. Gönlümde bir şey burkuldu. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı. çok bile. Ama hep onu değil. bu böyledir. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu . çok da yiyecek götürmüşlerdi. tilki. 223) Tebliğ etti. O çağlar geri kaldı. Vuslat geceleri olsun. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti. Hırkasını sırtına almış. Ama ümmetimin fukarası demediler.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. Ondan sonra dedi ki. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. senin için. Senden bahsediyorum. Öğle sıralarında da gelmişti. oradaki pis döküntüleri yerdi. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler. karnını doyurdu. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. Evet. sarığını külahını giymişti. Gündüz akşama kadar uyursun ki. Öyle bir delikanlı erkek idi ki. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu. Titredim. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. bu mânada anlarlar. raksetmeye başladı. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. beyan etti. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. Hoş geldin sefa geldin. (M. Tebrizli Zahid'e göre. Her taraf bom boş. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. Elbise karşılığı için ne derler? (M. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. Gezip dolaşma belli olmasın diye. mümkün olmadı. Ama ilk konakta hepsini yemişler. (M. o sırada aşağı gitti. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. hep onu gördüm. dedi. yok bulamazsam elimdesin. kurt. hiç bir şey geri bırakmamışlardı. Sebebi anlaşılamadı. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim. dedim. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. Seyyid Hattat'ın dediği gibi. hoş bir şey. fil. ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin. Benim hemşehrim oluyorsun. Üstü kapalı söyleyeyim ki. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider. Senin elinden inliyorum. bu saatten Çabana kadar burada kal. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. sevgili ile geceleri halvet olayım. inledi. 225) O yüksekten beni gördü. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. hemen çarh vurdu. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. Benimle pazara gider. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler. Ama faydasız uyku gelince. hayal bozguna uğrar." buyurdu. Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti. domuz. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. O eksik idi. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. fare. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. nasıl olur? Nur üstüne nur olur. bir ah çekti gitti. Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. bildirdi. geri dönmesi mümkün değil. Müminler. Şimdi de artık mal yiyordu. dedi. Ne yazık ki. âşık olacağım. dedi. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. dedi. Gördüm. evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir. anlaşıldı! Ama geçen geçti. Ne söyleyeyim sana! Sen. kaplumbağa.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi.. Beni çağırdılar ki evimi göreyim. şaka ve edepsizlikler eder. Dağıtın. demeden öylesine kupkuru davranıyordu. Hallacı Mansur gibi olmayayım.

eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin. Özgürlük çok hoş. dedi. Arş'ı. Ne nazım'dan anlar. açık cefalarda bulunuyor.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. odur. Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. karnını doyurur. Ama bunları hep Hakim Senayı.yaşamaya razı idi. Bana sövüp sayıyor. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. geri dönmek de artık mümkün değil. ciğerler söker. bir söz söyle bir şey emret. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. Nihayet ben de onun için istiyorum. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M. göklerin yaratıcısıdır. senin makamın nerededir? diyordu. Ceylânlar. o bütün mavi boyaları herkese verdi. ahmaklık etme. Cennetleri yaratmıştır. Falan gün başını örttü. dedi. keyfine bak. Nurları. "kendini bana göster" dedi. yahut da hal ehli değildir. ayağı bağlı idi. yoktur. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. benim ondan ayrı kalmam çok çetin. 226) Allah nuru ona çakmıştı. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. her neyim varsa ona vermek istiyorum. Maksadı bir söz söyletmekti. Izzeddin. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. Kutup geldi başını önüne eğdi. Kendini ona verdi. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. demiş. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum.Ama sen diyordun ki. bu yolda senin yoldaşın. Kılı kırk yarıyordum. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. Ne olur açık söyleyemiyorum. burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. Ancak biraz üzüntüsü var. Bir yerde ki. Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. Aman bu adamı yakalayın. ululuk bulasın. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun. onu benim karşıma getirdi. deyince. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. tekrar ona verdi. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. böyle ağlıyorum. Onların halinden anlatmaya başladım. Yüce Allah. Ne gariptir ki. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. falan gün de ben böyle . niçin bir şey söylemiyorsun. dervişlik vardır. Peyniri Pars denilen canavar da yer. bir nazenine naz ediyorsun. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. Kutup. Sen başka bir yerde nazeninsin. Nizamî. Şamda bir adam vardı. Sürmari'nin oğluna karısı. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. Herkesin bir azığı vardır. Yürekler paralar. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. dedim. Kürsü'yi. Hakanî ve Attar mı söyler? (M. Orada bulunan birkaç Arap da. En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum. yahut bir köylüdür o. Belki bir çiftçi. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. kaçtı. Şeyh gülüyordu. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. o kadar duman yuttu. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. dostun var mı? Evet. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. adam. Evet. var. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. Ama kanatlar açık ve boş olursa. O hiç aldırmadı. bizi kabul etmedi. dedi. taklitçi değildi. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki. dedi. diyordum. o süt de içer. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. Görmüyor musun ki o oturmuştur. benden bir şeyler geçti. yoksulluk. çocukluk etme. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı. ne de düz yazı bilir. Ona. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. dedi.

Gittim elimi karnına koydum. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. 2/206) buyurulmuştur. kulağını yahut başını okşayayım. içi doludur. 23/117) buyurmuştur. Burada göklerden maksat. düşmanı da severim. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır. 20/3) buyurulmuştur. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. bir dönüş içindir. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor. sen gitti. O Arş denilen makam. . bakalım ne olacak? vah. "Yerde ve göklerde ne varsa. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir. ama herkes kendi halini anlar. Dedi ki. (M. Büyük Izzeddin. bana hiç ziyanı dokunmadı. o zehirdir. Allah Kur'an'da. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi. yoksul olarak öldür. Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. Başka bir âyette. Beni ululayın. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler.söyledim. Dedi ki: Hazreti Peygamber. haberim var." (K. Ebubekir'in dostu." (K. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır. Gördüm ki gebedir. İsterim ki. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. ama gerektir ki o da zahiri korusun. Nasıl ki. Bir kimseden incinirsem onu yakala. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki. Tattım. Beni mi daha çok seviyorsun. onun halinin ifadesidir o sözler. bana başka biri geldi. övmeye değer. dedi. namaz kılsın. "İncinme. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. Büyük Hamid. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin. diyelim ki ağzın şeker doludur. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş. ama onu dinlemek istemem. Derviş kadınlarına bir şey söylemek. Kuran'da. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam. hem onun hem de bunun dostu idi. onu yakala diyorum. dedim." buyurulmuştur. Ben de onu istiyorum. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. dervişin biri. yerden maksat da onun vücududur. Öküzü gördü. Aşk her ne kadar fazla olursa olsun. Bunları çağıralım. Ama Muhammed'i. Kendine geldiği zaman. Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. 229) Ama Hak. Köpek de yavrular doğurur. Bana açıkla diyordu. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak. onun dimağı. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. Her kim. Yoruma dikkat et ki. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. Hazretle kaç defa konuştuk." (K. Ben biliyorum ki. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. Hazreti Muhammed'in kalbidir. Hep onun hikâyesi. beni yoksul olarak dirilt. (M. dedi. yani kâinatın elçisi. sizi boş yere yarattım. Allahındır. âşıka daha hoş görünür. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır. Arşa hâkimdir. utancın ne yeri var? Adamın biri. Derman derdin olduğu yere gider. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. Kalbim ağrıyor. dnu götüreyim. dostumsun demek. ben Kerimiddin'i severim. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. bu ne gebeliktir. bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. o da aracı dostun ayağına kapandı. "Rahman Arşın üstündedir. 228) Ağzın sirke ile doluysa. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. Allanın huzurunda duygulansın. Ne var ki. ama Şehzadeyi göremedi. "Siz sanır mısınız ki. peki sirkenin senin ağzında ne işi var. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra. el kaldırmak yakışmaz.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. demeyesin. Hem de söylemek gerektir ki.Farenin biri devenin yularına yapıştı. Fare. ama dizden dize fark var. derler. cennette kendine açık bir makam hazırladın. geceyi size örtü kıldık. bunun sözünü etmeye değmez. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. yahut keski hiç yemeseydim. hiç bir ses çıkarmadı. benim tersim de sensin. Kur'an'da. önce kumaşı ölç. sonra kes. Fare. Ayağını suya basan deve. kenara çekildik. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir. sinirini koparır. 239) Bu şükran secdesidir. Sen akıllı kişileri dinle. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen. iyi bir iş yaptın. su çok büyük ve derin. Gözünün birini bir balığa. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. Nasıl ki. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. Benim ipim uzun. işlerimizde daima iyi. Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık. gemiciden sordum. Bizim canlı Allahmız var. dedi. alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü. Biri sordu: iblis kimdir? öteki. ancak teslim etmek gerek 'o kadar. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır. o zaman geçti. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. Önünde bir pul değerinde helva var. Söz sözü açar. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. dedim.dedi. kendi yerini de gördün. Allah daima gayretli davranır. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. Bunun sırrı başkadır. 10) buyurulmuştur. onu çekmeye başladı. O çabuk yürüyüşlü. ömür vefa etmiyor. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. benim nazarım ona. Bu da nefsin düğünüdür. Eğer söyleseydim ödün patlardı. Uykunuzu rahat. Çünkü ben Allahyım. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. nihayet dizkapağında. sensin dedi. ölüm bin kat daha hoştur. başka bir parıltı daha belirdi. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk." buyurulmuştur. Bir dindarın önündeki bir akçe. .hem de şeyhi oldu. evlenmeler bir türlü değildir. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. Beni Allaha ısmarla. dedi. Deve uysallığı. ben doğru konuşuyorum. Şimdi sen de tövbe et ki. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur. Diyemez ki. güzel tedbirler alalım. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek. yürü bakalım! Fare. ötekini başka bir balığa dikmiş. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. "Uykunuzu size rahat sebebi. Sen kimsin? diyordum ona. Burada işi düzeltmek gerektir. Geldim eteğine yapıştım. Hakîm Senayî'nin hem müridi. (M. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. Üstat ve kâmil bir insan idi.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz. deveyi su kenarına kadar yürüttü. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. sen bilirsin. Sudan geçmek kolaydır. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır. Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. hiç aldırmadı. başka kim olacak? Düğünler.değerse Müslüman olur. heybetle bir baktım. hiç kimse konuşamaz." (K. 78/9. gel gel dedi. Ne yazık ki. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim. gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. (M. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. dedi.

ben sizden herhangi biriniz gibi değilim. Ona göre kıyas et. onlara ne insan eli. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. ama o yine de Yahudi'dir. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler. Efendimiz dediler. Niçin sıkıldın. ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. . (M. ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz. Selâm vermeyi bile unuttu. Onlar geç kalmışlardı. 241) "Söyle ki. Köpek havladı. onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. Hey anneciğim. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır. Mevlâna'yı değil. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse. Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi. onun heybetinden eve kaçtım. dedi. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim. konuşamadı. Siz şu katırı kulunuza veriniz. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi. Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. onu onu! dedim. dışarı çık. öteki yankesici. Bu hırkamın kolunu öptü. Şarapçının biri şarap satıyordu. Sen bana bakma. ama hiç kimse bilmez. Hazreti Peygamber. soğuk kaçtı. ne de cin eli değmiştir. sensin. mahallenin başında havlayan o köpeğe. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. falanı değil. o da bana vahiy gelir. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. görüyorsunuz ki. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim. dedim. falanın başına ant içeceksiniz. Yarabbi onu tut. Onların aralarında yaptığım o işten. Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. hav hav. Yani ben açık bir iş yaparım. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. Kuran'da. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. Meğerki ben istemiş olayım. Sonra tekrar dili açıldı. bunu değil. Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. diye soracak dedi. Sağırın biri değirmenden geliyordu. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. kendi kendine. Benden bir söz işitti. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler. biz çok sopa yedik. hav hav senin annen babandır de. yürüdü. yağmur gönderdi ki." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. diye düşündü." (K. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. çağlayandan. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber. onlar da pek çok eşya götürdüler. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. Ama çok soğuk ve yersiz olur. Yedi Tacik üstümüze saldırdı." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. dedi. bu ayağı da değil." (K. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. hey anneciğim! Silâhımı getir. Parmağımı öyle bir sıktı ki. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. Peygambere. 55/56) buyurulmuştur. o geç kalır. Kadının biri bu sevdada idi. Şu şartla ki. (M. O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. Bunu o söyledi.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. bu. değirmene doğru giden birine rastladı. Anne mızrağımı ve kılıcımı getir. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. dedim. yine de Yahudi. dedi. şüphesiz ben de sizin gibi insanım. benzerler ve eşler niçin olsun. Sustu. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar.

her şey yerli yerinde. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı. O kendi başını. henüz şüphesi geçmemişti ki. 242) Saidi Müseyyeb. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. elime geçeni burada sarfedeyim. medrese. Çünkü sözde mâna. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum. dedi. Maksat. yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. . istemezsem gitmem. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. olanı biteni annesine hikâye etti. Gerçekten böyle oldu. aman Yarabbi! dediler. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. Said'in bir de çömezi vardı. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. Onun ne yeri var. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir. güzel kızımı sana ereceğim. Bayağı divane oldu. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar. dedi. incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. Yoksa ben seni sevenlerdenim. bu nasıl olur? Kız. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. Tekrar evine gitti. Annesine altınlar. Güzellikte. ne tuzaklar kurdu. kızı gece evine getirdiler. bu sözleri onun deliliğine yorar. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. Yavrum. bu ne düş. Kadına yaraşan en iyi iş. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. Bağdat müderrislerindendi. diye emredersen. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi. Halife. dediler. En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. O misal yönündendir. pişman oldum. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. kara sevda sana geldi diyorlar. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. Bana falan şehre git. istersem giderim. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. Bir daha böyle şeyler söylemesin. mânada söz kalmadı. Annesi bu haberden çok ürktü. gümüşler getirmişti. Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. Hal hatır sorduktan sonra. bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. bundan bir uğursuzluk sezdi. 243) Anne hâlâ şüpheli idi. Allahya ant içerim ki bu hayal değil. insaflı olanlar insaf ederler. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. kara sevda ve delilik hiç değil. ünü halifeye kadar ulaşmıştı. Hayır. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. ama bir türlü elde edemedi. zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki. Eğer başkaları işitecek olsa. Komşu kadınlar. Sonra tekrar etrafına bakındı.S. dedi. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim. ne hayal. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım. ne de sayıklamadır. çok ilgi gösterdi.) yolu gibi aydınlık yoktur. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. bütün yollardan ve gidişlerden. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı. Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana. (M. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti. Allahnın kutsal sözündeki mânadır. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler. Bu oğlan başımızı yiyecek.

onlara yaraşır. dedi. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. Ah ve figan çocukların işidir. O öyle arıktır ki. dünyaya yaramazlar. onun ise dünyada gözü yoktur. Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. biz de sizin. Biri gerektir ki beni güldürsün. Benim gönlüm her şeyi istemez. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var. dedi. Biri okunu uzağa atar. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. dedi. "Gördün mü. Keşke onun göğsünde tüy olaydım. ilâhi söyler. der. yahut beni unutan zata uğrayalım. Derviş evine gitti.A. ondan getir. bunu anlattı. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. Meğer. dedi. biz de öyleyiz. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur. perhiz edesin ilk işin budur. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. kerem sahibi olur. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. alnında bir işaret görüyordu. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? . ama belki o bizden daha üstündür. kendi nefsine perde oluyorsun. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım. Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz. arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir. Ebubekir onu bilmez. Onun altını da var. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın. müsaade et de biraz gönlümü avutayım. Hoca keramet göstermişti. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. Senin. Evet onlar azap çekerler. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. Evet. Böylece onların adları anılır. yemeğin karşısında sabredesin. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor. Ondan. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. ona biri. Kur'an'da. Ben sana bin dinar vereyim. bir sofra getiriyorlar. Yarabbi işimi kolaylaştır. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim. onun hiç bir şeyi yok. İşte böyle şimdi ne yapalım. urbası da var. Bu da ne oluyor derler. başka hayallerle karıştırıyorsun. bunun başka mânası vardır. ama yine hoşlanıyorum. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. Çünkü biz dünya adamıyız. Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. Evvelce sende ondan var idi getir. Benden bunu öğren ki.. Biri ağlar. o belki. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır).) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. raks eder. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti. senin yanında onlar gerektir. diye yalvarır. Öteki bir hava tutturur. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M. Onun da sakalı var. dedi. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil. Derviş. ama o da buradan değil. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki.sözü öğünme yönünden değildir. Bu iftiradır. ama sen önüne perde çekiyorsun. o perde içinde dünyadan göçtü gitti. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. Ben neredeyim? Benden haberi yok. biri de olmalı ki beni güldürsün. büyük aşk derdine düşmüşlerdir. hayır. Hem kendin. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. Soğuk ve donuk şeyler. başına su dökerler. benim de. ey Allahm gönlümün dilediğini ver. ondan daha yok mu? getir. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. dedi. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. der. Fakat bu başkalarının işi değildir. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. ben bir şey değilim der. dedi. Dünya ahiretin köprüsüdür. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. O ben bir şey değilim dedi. başına şarap dökerler. Gördüm ki. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. ne de biz onlardanız. 245) "Sultan. ne onlar bizimdir. Bunu anladım. der. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. Ben ahvali biliyorum. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum.onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir.

bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. Allah her kemali anlar. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. çünkü ateşten kaçmaz. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. ama içinden elini ağzına kapa. Ondan bir feryat kopar. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. bu namaz kılmaz. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Olmaya ki. ikinci hafta. Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. der. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Size tekrar söylüyorum. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da." (K. madem ki biliyorsun. temel onlardır. Dil yarası acıklıdır. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. Müjdele. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Bunu sonradan söylemek yalandır. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. açlıktan veya can ve maldan. Önceden söylemek gerektir ki. bir zerre kaybolmaz. Keşke surette uyuyaydık. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. işittiğini ya söyler de dinlemez. o yüceliği. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Bu da bir imtihandır. dedi. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. Güneş böylece her tarafa bakar.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. Hiç bir iş yapamıyorum. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. Ona söylerim ama tekrar unutur." (Bakara sûresi. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. (M. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit. hemen bir hüner gösterdi. dört yüz oda yaraşırdı. Kıyamet peşin kopmuştur. Hiç şüphe yok ki. doğrudur. çocuk babasını göremez. çığırtkanlar bağırırlar. Çünkü bu ses neyden çıkar. Allah bilgini. yahut dinler de söylemez. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler.)yüce katına getirdiler. Çölleri aşmak başkadır. Münadiler. bak ki. ne tuhaf oyuncaktır. Bunlar akıllı. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. Akıl sahibine bir işaret yeter. çabucak yemek geldi. çulhadır o. "Sizi korkudan. Bu sana uyku getirir. halinden hoşnut musun diye. 156) buyurulmuştur. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M. Sonra bir çölün ucuna varılır. 248) Perdenin arkasına git. Ebu Said bir topluluğa rastladı. mey içerler mest olurlar. aşağı inmek değildir. Doğrudur. (M. işte bir iş çıktı. Eğer işitirse. Haccın zevkine ermek de başkadır. doğrudur. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. çekilen emek nispetinde elde edilir. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. O çocuk yolda kalır. Bir işimiz yoktur diyoruz. Çocuklar. Onlar. diyordu. herkes kendi başının çaresine baksın. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. Gittiği yerde ne bir. Deveden düşersin. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. A. dedi. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. Hazreti Peygamberin. Falan. evet fena değildir. Kudret. Aşktan yüz mü çevireyim. adamcağız. Halbuki ona iki yüz değil. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. kuvvetli dayanağın var. Evet. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. Feryada gücüm yetmiyor. onu düşünmek bile gerekmez. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. bunlara sabredenleri müjdele. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. dediler. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Yani dileği uğrunda uyumazlar. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. Ayaklarının altında öl. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. Halbuki. Gel demesine imkân kalmaz. ayık sarhoşlardır. Hazır buldukları ile .

ancak. Doğrudur. ben yüce himmetliyim. (M." (Bakara sûresi. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu. Sonra bir çölün ucuna varılır. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. ayık sarhoşlardır. dedi. temel onlardır. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. mey içerler mest olurlar. Çünkü bu ses neyden çıkar. O çocuk yolda kalır. Evet. adamcağız. Kıyamet peşin kopmuştur. Tekke. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Dil yarası acıklıdır. Allah bilgini. Allah her kemali anlar. bak ki. Haccın zevkine ermek de başkadır. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. açlıktan veya can ve maldan. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki. Gittiği yerde ne bir.)yüce katına getirdiler. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. Akıl sahibine bir işaret yeter. Önceden söylemek gerektir ki. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. ben ise çok kere kervanın başındayım. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Kudret. ikinci hafta. Aşktan yüz mü çevireyim. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. onu düşünmek bile gerekmez. böyle bir topluluk için açılmalıdır. dediler. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. neresi yarı düzlük. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. böyle bir topluluk için açılmalıdır. başım havadadır. Çölleri aşmak başkadır. doğrudur. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. A. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. aşağı inmek değildir. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. neresi bozuk yoldur. Hiç şüphe yok ki. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. Gel demesine imkân kalmaz. Olmaya ki. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. evet fena değildir. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler.ihtiyaçlarını giderirler. der. Katır. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. Katır. doğrudur. diyordu. 156) buyurulmuştur. bu namaz kılmaz. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. dedi. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Münadiler. Anlarım. (M. Halbuki ona iki yüz değil. Bunlar akıllı. ne tuhaf oyuncaktır. . Bunu sonradan söylemek yalandır. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. Yüksek bir başım. ancak. hemen bir hüner gösterdi. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. Onlar. işte bir iş çıktı. kuvvetli dayanağın var. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. çabucak yemek geldi. isa'ya inanan Hıristiyanlar. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Feryada gücüm yetmiyor. işittiğini ya söyler de dinlemez. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. Müjdele. Deveden düşersin. Hiç bir iş yapamıyorum. yahut dinler de söylemez. "Sizi korkudan. Falan. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. ama içinden elini ağzına kapa. Bu da bir imtihandır. Ona söylerim ama tekrar unutur. neresi düzlük. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. halinden hoşnut musun diye. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. Ebu Said bir topluluğa rastladı. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. dört yüz oda yaraşırdı. Eğer işitirse. aydın bir gözüm vardır. Ayaklarının altında öl. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. bunlara sabredenleri müjdele. herkes kendi başının çaresine baksın. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. Tekke. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. çocuk babasını göremez. çığırtkanlar bağırırlar. 248) Perdenin arkasına git. Bu sana uyku getirir. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Bir işimiz yoktur diyoruz.

sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki. semiz bir delikanlı da olsaydı. Dışarı çıktım. Bu toplulukta hep bundan bahsederler. sultan şöyle yaptı. yani gıybet. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. Müjde dediler. iki halin dışında değildir. bir tayfa da Mustafa (S. gelmedin? dedim. halbuki karpuzun tadı hoştur. Bir topluluk da hem onu taklit etmez. "Ey Resulüm söyle ki. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler. iki kısımdır. o medresede o ciheti öğrendiler. B. Şah gitti. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum. eğer o sırada yanımda olaydın. Her lâhza. Evet. diye sesleniyorlar. hoşa gitmez. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. gönül taklitçisidir. Onun yanında çok zikretmek. işin içyüzü böyledir. 110) buyuruyor. niçin geldiğimi nereye gideceğimi. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. Hak âlemi hoş bir âlemdir. T harfleri. hazır olanı anmak da ürkmektir. ah git der. O der ki: Allah arş üzerindedir. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. ancak kendiliklerinden konuşurlar. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır. Zikreden bir kimse. öteki de onun hakikatine işarettir. Gıybet ise büyük günahlardandır. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav. şimdi geri geliyor. yani Allahya işaret eden zamir. Zavallı kapıcı. Meğer ki sultan ona yardım etsin. 250) Bir zaman din bilgini idim. O taraf aynı renkte. gideyim danışayım. Bir zümre de Allah taklitçisidir. Falan yeri tutalım. ya gaiptir. Bir çoğu da onun ne rüyada. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. zulümdür. tallahi derler. Bilgiyi. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. Bazıları vallahi. Eğer git derlerse. beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. bühtan. Her nerede ki. Şah mı geliyor? dedim. bu varlığa doğru her an ayrılık var. Yeniden canlandım. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. Bunlar taklitçilerdir. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu. Armut boğazda düğümlenir. Allahdan söz açarlar. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. Marifet öğrenelim. dediler. Divane oldum. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. bir şey okuyayım ki. hem de ondan söz nakletmezler. Öyle bir yumruk vur ki. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. Ya hazırdır. Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. Biri doğrudan doğruya ona. Arap dilindeki mânalar. billahi." (Kehf Sûresi. Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir. böyle konuşmayı ayıp sayarlar. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. yani Allahya. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. Pabuçsuz dışarı fırladım. önüne koştum. (M. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler. işin içyüzüne bakarım. diyorlar. hazır ise vahşet. Allah karpuz gönderdi. ondan uzaklaşmak. derler. Gaibi anmak.) taklitçisidir.A. dedim. istiyorum ki. gel git. aynı şekildedir.Bir kaç kişi vardır ki. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. falan medreseye yerleşelim dediler.' Dört büyük günah. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. benim de tanıdıklarım. ürkeklik gösteriyor. karşıma geçer. (M. Bu der ki: o mekândan münezzehtir. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. Kur'an' da. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim. ayrıca. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz. bir zümre safa taklitçisi. şu duvara vursan delerdi. Zavallı ben. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor. Artık biz de şaşırdık. Onun arı ve yüce benliği. Derler ki: O. Bari sen gel. Çünkü o taraftan. kendime geldim. . böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor. Yemin. Bu bir nevi küstahlık olur. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin. Bir zümre vardır ki. yaşa! Ömrün uzun olsun. kardeşlerim var. dedi. Beni kurtarırlar mı. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. Evet dediler. çabuk meşhur olalım derler. Allah rüyada görünebilir derler. kan dökme. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım. cevherimin ne olduğunu. Diyelim ki. neredeydin ki. Arap kılığına bürünmüştür.. denilebilir. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim.

Henüz çocukluk çağında idim. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. kolayca geçilir. hem de secde etsin. Onu. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. sen ona ümmet oldun. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. Yüce âlem sensin. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. Kayıplara karışır. Bu şiirin kelimeleri." (Kutsal hadis) buyurmuştur. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. elini tutar. Bugün. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. Ona ümmet olunca. Karınca. bu sana müyesser olmuyor. 252) Beni dolaştırıyordu. Deve ayağını suya soktu. benim başımdan aşar. Canlı varlıklar. O nasıl ayrandır ki. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim. onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki. alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. onun dilini. gönülalçaklığı göstersin. Ancak yakınlık yönünden olsun. senden hiç yüz çevirmesin. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. Bunların gerçek raksa başladığı saatte. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. gerçek budur! Nasıl ki Allah. bari çileyi boz da dışarı çık. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. Henüz hamdır diye bir ses geldi. Tertip ehli erenler. Allahnın sözünü. Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. o geniş yenleri ile. bakınız. Yahut bal içindeyiz. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. Onu kendi köşesine salıver ki. görünüz der. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. Her tarafı dolaş. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır. cansız şeyler. dedi. Erginlik yaşına varmamıştım. kendi kendine yansın dedi. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek. Gerektir ki o selâm versin. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz. . Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. bütün varlıklara değer. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur. "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. ucu bucağı yok. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. Kör Bedreddin'in damadı. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. (M. eğer Muhammed batıda olsa. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. Bu mim ise mânanın perdesidir. çevreleyen bir kâse de yok. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar. Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. yarım selâm bile vermez. o. der. puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir. gel gel. Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. Su diz kapaklarını geçmiyor. bunlar hep insanlarda vardır. Hazreti Resul. Musa'ya. ayıptır söylemesi. sonra görünmez olur. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler. bu adam benim ümmetimdir. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. felek boşluğunun güzelliği. Bir su kenarına geldiler. o da sevinçle raksa başlar. o coşkun dost beni yakaladı.Mısra: Kâbeden. isa'ya göstererek seninle öğünür. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. Şimdi hale ve işe bak ki. Hak Peygamber seninle iftihar eder. ama dadi. Ola ki o seni görür. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun.

Sıkıntıdan kurtulurlar. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. Melek. Musa Aleyhisselâm. 254) Kuran'da. melekût üzerine çıkamaz. Bu birliği. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar. fakat bizi unuttular. şaşırırlar. Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. kendi nefsini unutmaktır. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. Şimdi o ölünün vasıflarını say ki. sözdür. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki. Çünkü bu duygular. gönül perdedir. güvenlik yolu buradan çıkmaz. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe. Derviş. farkı yoktur. nereden geldiğini. kulluktan sorular sordum. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. Ona da akıl perdedir. O sağlam imanım başka bir şey olur. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. sen kimin elinde görüyorsun. evin yolunu çıkarır. işte benim üstadım budur.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. 194) buyurmuştur. bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. sana konuk geleceğim. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur. o zaman zorlanma zamanı değildir." ve sonra (kulunun dilinden). (M. burada güvenlik kazanılmaz. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz. "Benim katımda söz değiştirilemez. Bu gerçeklenmemiş. nefsime taatten. başkalarına öğüt vermek. nimet sayarlar ve yeri öperler. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim. Bize vaat ettiler. dervişe. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz. Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. İç ve dış duyguları da bunun için verildi. ona göre ağlayayım. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. Allah sevgisi gecikmez. Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. Musa. kulluk ondadır. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. Ruhuna binlerce rahmet olsun. sevinirler. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır. ama evin içinde yol çıkmaz.Sonra eline bir ekmek parçası verdi. dedi. evet. Etrafında toplanırlar. "Ferahlandılar. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. (Enam Sûresi. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'". dedi. ve nereye gideceğini bilsin. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma. cevap vermedi." (K. Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır. Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. Nasıl ki Allah. . Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur. ağırdır. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır. çabuk su getir. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. Derviş şaşırarak. dedi. önünden sonundan haberi olmaz. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. 60/1) buyurdu. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir. 91) Kur'an'daki. İki defa doğmamış olan mahlûk. Talip için dedi ki. dedi. Bir sema âleminde idi. Gerçeklense de gerçeklenmese de. son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. bir dervişin eline iki testi verdi. ben sana iki kat kulluk edeyim. sofiler temiz yürekli idi. O uzaklaşmaya yol açar. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. ama başka bir işte de kullanırlar. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. Zamane onu da götürür. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın. Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. En iyi öğütçüler.

cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. O. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. onlar nasiplerini alırlar. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. kolaylıkla saçasın diye. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. dedim. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi. (M. Ben göremiyorum ne yapayım. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. (M. 3/197) buyurulmuştur. Tebriz'e de gideceğim. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. Hazreti Muhammed. tutarsam dışarı atarım dedi. Orada . Hakkın sözünü dinle. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. Senin işini düzeltirler. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin. öküzün bacağından olsaydı. O ister adam oğlu olsun. Kâbedir. ben ondan batkın bir haldeyim. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir." (Zilzal Sûresi. ister başka biri olsun. münkir olmaz. Artık dışarı çıktın. genişlik bulur" buyurmuştur. Lehaverli Şeyh Şeref. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. asılmış üzüm hevenkleri. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır. 256) Tavîl. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. bir şeftali vermedin! Ben. cinsî sapık değildi. "Yer sarsıldığı zaman. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar. "Genişleten kimse. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. bir kaç kişi de vahyin indiği yer. gel bir kenara çekelim. bütün yeryüzünü titretirdi. Bu bahiste benimle kavga etmişti. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. A. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. şimdi nebilerinkine başlayalım. Mademki böyle oluyor. ne oluyor? dedim. Yenine vursam.Yer sarsıntısı. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş. Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. Lut Peygamberin o ahlâksız. Halbuki bir şehir alt üst olurken. 255) Istırap. 1) buyuruldu. diyeyim.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. demiş. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım. Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın. önce korku gelir. Bir saat oturdum." (K. yahut Yahudi olurlar. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır. 257) Oraları görmedim. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da. Ancak bu. Bu Zehra ile o. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. Çünkü bunların arasına düşmüştür. Vav. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. mühlet vermiyor ki. Şimdi gerektir ki. Sana bir hikâye anlatayım. âfetlerden kurtulsun. Gerektir ki. dediğinden bahsediyorsun. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. Kâfir olan Nasranî. (M. Peygamber idi. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır. Her ikisi de olabilir. diyor. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım. Bu güzel cevaptır. teklif de fazlalaşır. Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. Ona uymayan bir insan. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi. ama öteki cihet ne oluyor. Kudret Allahnın elindedir. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. Gönül için. Kâfir olan Yahudiler de. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda. yenini namazdan indirir. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. ama gelmedi. sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. Bakayım topal mıyım. öteki selâmette kalır. O kadıncık. bunu inkâr etmişti. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır. Ne kör ve sağır ediyorsun. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım. Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. ama bizimkini geri bırakırlar. benlik ona perde olurdu. Bu tatlı baldır. yüzünü gördükçe iğreniyorum. yani onun muhatabı oldular. o kahpe. Bir öğüt yetişmez. söz söyleyelim. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım. Diyelim ki. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi. her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. hangi marifetten bahsediyorlar. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. ister cuma günü. Yani. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. Ben konuşayım. Bir kimseyi. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker.

bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar. onu oyalarsa yetişir. Evet. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. Ancak diyorsun ki. bir çok eşekler geldi geçti. Ben senin duacınım. dedim. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir. ben idim. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. tam denk geliyorsun. Adliye Emirine bir öpücük vereyim. sevgimi açıklayamam. Ben eşit. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. Bu acizi de birlikte götür. kendi yaslı yuvamıza gidelim. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. bir yıllık günahını giderir. Duydum ki. teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. Öküzlerini al diyeyim. para toplamak sevdasında değilsin. sonra Şam'a gideceğim. bir kısmını da oturarak kıldım. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. Onun elde edilmesi kolay değildir. Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi.falan minberde vaaz ediyordum. Eşek misin sen? Evet. dedim. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. dedim. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . dedi. Şimdi sen. dün gece o kadar yedim ki. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. Ondan sonra Bağdat'a. O. ertesi günü daima hamama gider. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. Ben gidersem de razı olmuyorsun. seni sevmişim. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi. diye düşünürüm. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. ancak bir saygı gösterme vardır ki. yıkanır. dedim. Sakalını öptüm. denk geliyorum. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir. Nihayet denk geliyorsun. (M. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. 258) Üzülme. ama beni de çamura atıyorsun. bu olmasa postumuzu yüzer. Daima ayağım ağrıyor. Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. bana da ver diyor. Görüyorsun ki. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. Eğer bu satranç oyunu. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı.

ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. şerh içinde şerh yazmışlardır. orada halk yurt tutamaz. Ey Allah elçisi. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. her zaman beni kutlayın. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır. Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir. beni kutlayın! da demez. yeteneklerinin eksikliğindendi. Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. daldan dala sıçramam. — Hayır. biraz önce filânla birlikte idim. Hayırseverliğin iki mislini yapar. hem öteki hasma gider. O. çok üzüntülü idi. Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir. dileği vardır. Kavga koparmak için yalan söylüyor. Bu millet ise aksini yapıyor. Bu. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. — Yoksa nebiler mi? — Hayır. o kardeşler bizler miyiz? dediler. şimdi onun yanından geliyorum. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler. pişman oldum. Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır. hiç kendime sahip değildim. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. Allah. senden yana utanarak diyordu ki. kayıd içinde kayd. bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar. O kimse ki hem bu adama gelir. .kimseyi yakmasın. konuşmadan yüz çevirmem. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. Hak yüce Allah asla "Enel Hak". (M. sonra tekrar uykuya vardılar. Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. 260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır. Nasılki Mevlâna. ateşi söndürünceye kadar çabalar ki. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı). Sözden. dedi.diyeyim. aralarını bulmak ister.(M. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin.Ancak onların bilgileri onların olsun. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. Neticede hakikat böyledir. Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum. Çünkü her müridin bir muradı. ondan halvette bazı şeyler sordu. Yaptıklarımın farkında değilim. ister yalanla. Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar. Zeyneddin benim müridim idi. ben öbür tarafa geçeyim. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular. ister hendek suyu ile söndür. korku içinde kalırlar. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. ister tertemiz su ile. bana. Bizim her neyimiz varsa hep onundur. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar." Sahabe. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim." buyurdular. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler. bunların yardımı ile. Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. Bu her iki söz de bir anlamdadır. Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. karşılığını peşin alırlar. Murad ise benim. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. Tarîrı. yani Peygamberimizin yoldaşları. 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. O sözler uyanıklığın yankısı idi. yani ben Hakkım demez. buyurdular. Zeyneddini Tusî on. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. divane oldu. ister idrar ile.

Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar. bu azim ile meşgul olursan azim gider. Ne zahir. Dedi ki: Bir âlem vardır. bu isteğin yerine geldi. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin. Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir. balığın karnında mirac'ta idi. can ve gönülden kulluk ederse. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle. Söz üstüne söz söyleme davet'tir. Onun yemeğini yesem. Haram yemek ki.) şöyle buyurdular: Ben. benim için ha o cihan. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. bunu ancak Allah için yapmaktır. istemiyorum ki incinsinler. oraya koşun. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız." (K. rengi değişti. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? . Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun. haramdır. Sonra Hazreti Peygambere (S. Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider.Geçen gün hayalini karşıma getirdim." buyurmuştur. ulu Allah. yüksek diye bir fark yoktur. Ben de buna karşılık verdim. Ben de burada ipek giyinmişim. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. ayışığı kapılarına vurur. Hazreti Peygamber (S. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır. dedim. Allahsız ne evvel var idi. Derken tartışma uzadı. yani ne açık var idi. onunla tartışmaya koyuldum. o lokma benim boğazımdan geçmez. dedim. Benim bu gönlümü sana versinler. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım. sanki bir mancınık taşı gelir. tembihtir. her şeyi parçalar. ne de son. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun. Kur' an'da. ön ve son. sonra B'ye gelirsem iş uzar. Önce Elif nedir? Onu söyle. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır. 2/286) buyurulmuştur. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur. öteki âleme çağırmadır. Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir. sözü. Bir ilâhi hadiste." (Hac Sûresi. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. gözü. Siz ise. "Her günahın bağışlanır. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz. Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz. ne de gizli. (M. Allah bana böyle bir yoldaş verdi. ne batın. dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir.A. "Orada giyimleri ipektir. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. Ey Allah Resulü! dedi. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık.A. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun). Alçak.A. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz. Allahdan belirdi." Çünkü o denizin dibinde. âhir. Nitekim Kur'an'da. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz. Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. Evvel. ha bu cihan.) şikâyet etti. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar. Uzun olmuşuz ne çıkar. bilgisizlikten ileri gelir. 23) buyurulmuştur. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır. maddenin sıfatıdır. Bu ince deri sanki ipek oldu. Hazreti Muhammed (S. Yedikleri de haram.

ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz. öğüt nerede. Kâseleri doldurdu. O perde sayesinde onu burada gördüler. Vezirin biri bunların halini haber aldı. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. . içmeye ihtiyaçları vardı. Bunlar yedi kişidir. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. Ya Bedahşan'da yakut. (M. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir. Bir yerde ki rahat vardır. Vezir öyle yaptı. varlığını anmadır. size nimetimi tamamladım. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. 28) emrini işitti. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler. Kendin de evden1 çık. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. Bunların yemeğe. ya bir çıplağa örtü. ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. ya bir şehide kefen olsun. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. git dedi. Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki. Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. ekmekleri sof raya yerleştirdi. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. Bir saat daha geçmişti. Allah vardır. Hiç kimse kapıyı çalmasm. Kâseler boşalınca. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. yahut Yemen'de akik olsun. Aşağı indi. Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz. dedi. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. hayır. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır. Her şey aslına döner kaidesine göre. kendini anma demektir. onları eve çağırdı. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. Beni tanıyorsan. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım. 5) buyuruldu. yerlerine oturttu. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. dedi. dedi. Bu can. küçükten kimse bulunmasın. Eğer bunu anlamış olsaydı. büyükten. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. Artık müsaadenizi diliyorum. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla. Aylar gerektir ki. ikincisini alıyorlardı. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı. O zaten doğruluk makamında idi. hem orada. söz nerede kalır? (M. hemen kapıyı açtı. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. evi boşalt. Allah rahmetine kavuştu. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. yedi sofî arkadaş vardı.Kur'an'da. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum." (Maide Sûresi.

Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. geceleri de gökyüzünü seyret. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. aynı cevabı verir. Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi. ne de terslerken. o hal. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar. işte ben bu saatte bir şey yedim ki. Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. der. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. (M. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz." (Mâide Sûresi. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. Biri bu gelen askerdir der. Bazı kulaklara baktı. Bundan dolayıdır ki. bir davul çalıyor ve raks ediyor. orada dolaşmak isterdi. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. Diyelim ki. "Yolunu. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. halk bunların hepsini eşit görür. ne dışında. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. Bir başkası. Gönlüne bir ilham geldi. 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. bunu niçin gizleyeyim. ben de senden kurtulmuş olurduk. Neticede. paranı.Nasıl ki sofî. işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir. Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur. sen benden. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. yanıltıcı bir sorudur. Allanın lâtif kulları vardır. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler. Eline al ve dikkatle bak denildi. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki. ikide iki kaç defa vardır. kuvvettendir desen de öteki der ki. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. Çünkü bu daha zor. Hazreti Peygamberde. Her ikisi de bir kere der. (M. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar. Evet bir kul vardır ki. aynayı bir kere eğri tuttun mu. bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi. çamurla tıkanmış. Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi. Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki. gidişini gizli tut" derler. Nasıl ki. Kuran'da. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz." buyurmuştur. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar. (Hepsi onu aynı durumda görür). diye. şunu da söylerler ki. Yarabbi! dedi. ne ahırın içinde. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi. Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . Meselâ iki kişiye sorarsınız. yüz kişi güneş altında durmuş. ne atı yem yerken. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. gülelim. Bayezid kabristandaydı. Her ne kadar. Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. 49) buyurulmuştur. Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti. Başka biri de. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. o iki akıllının cevapları değişebilir. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. Yoksa sen eldesin. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. Nasıl ki. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. Bugün o şey ki. Biri birini yanıltmaktadır. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. dolaşıyordu. öteki sünnet düğünüdür der. Eğer biraz ağır davranır.

"Allahtan başka Allah yoktur. yüzüm ak alnım açıktır. Halbuki. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı. bir kulağından girmiş. Göz ve kulak açılsın. Bir divane vardır ki. (M. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. Her yere dağılır. Olaki bir gönül ehli. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir. gaipten haber verirdi. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. çünkü o vaktini bilir. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. yüzü kara olmasın. ama değilim. çok zorluğa da katlanmadım. Nasıl ki. Sütü kurumamıştır. Bir gün babam benden yüz çevirmişti. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar. yumruklarını kaldırarak. Yani el emeği ve alın teridir. ruhunun ölmesini ister. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi." (Kasas Sûresi. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. Onun takati buna yeter. gama taparlar. Ancak bazıları . Bu ruhun gıdasıdır. yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi. der. Tecrübe için onu eve kapatırlardı. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. (M. Sevinçten kurtulur. 'Koyun. o asla aziz olmayacaktır. Anne. Asıl odur. Asla zar oynamadım. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin. Allah Erenleri ile birleşsin. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. fakat onun huyunu da kapar. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. içimden doğmadı. Gamın başka bir dalı daha yoktur. kendine tapmaktan kurtulsun. Yani ruh gıdası ye! demektir. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. Tıpkı Isa Peygamber gibi.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar. "Hasta oldum beni görmeye gelmedin. ama başkaca konuşmadı. der. yedikleri mutlak helâldir. İnsanoğlu. yoksa zülüf nerede. derler. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin. Onlarla birlikte vere oturur. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum." buyurulmuştur. Şüphesiz iyiyim. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi. 79) buyurulmuştur. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. Annesinin memesine sarıldı. şüphesiz kusursuzum. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır. "Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar. sütüm kurudu. sözlerini dinlerdi. Günahsız. Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. insan oğlunun bildiği şey." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır. sütü annesinin göğsünden emer. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. öbür kulağından çıkmış olanlardır. Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. ben nerede. Isa Peygamber. Bu varlık ki. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki. Allah yolunda çözülsün. Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. O böyledir. Nasıl ki. Saygı göstererek uzaklaştı. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz. Bir günahkâr için. Bizim kuyudan çıkardığımız. Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz. salih bir kişiyi dışarı atarlar." sözüdür. Çünkü onu arkada bırakmıştır. halk ile konuşuyordu. Ama sonra dışarda bulurlardı. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. bir kişinin ölümünü ister. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. Kur'an'da. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler.

Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar. ama mütabaatı göremedi. Orada inci vardı. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. Şaşırıyor. arif onun önünde düşkündü"?." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir.) mütabaatı tanıdı. dostların önüne tutmuşsun. inci tüccarı. Adem oğlu. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. Nihayet mütabaat odur ki. Cüziyat. Biri açıktır." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. yani. ama o bunu göremiyor. Bir kapı açıldı. kendi kendine böyle bir niyette bulundu. (M. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir. git su getir. Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir. parçalar âlem olmadığı gibi. tekrar önüne düşmüştür. öteki mânası. ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. hem değildir. Musa Peygamber. Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir. ama bilemedi. ben de şimdi niyetimi düzelttim. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. Musa. Nasıl ki. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi.Kürsi. Arif kimdir. ne çıkar? Vakit müsait değil. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. yahut yiyenin yolu aydındır. Bir mescidin kenarında oturdu. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum. Hayır Allahdır. Hayvanî ruh. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. dedi. yani parçalar ile değildir. hatırı nerelere dağılıyor. Elbisesini sırtından çıkardı. demektir. mütabaat sözünü söylüyorum. iyi kişi vardır. sevilen de bu tarafa gidiyor. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. hayvanî örtü. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler. dünyaya ayak basınca Arş. deveyi dizinden bağla. (M. O şeyh gelerek bir köşede oturdu. ama bilgisizdir. kim gelecek diye bekledi. (M. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım. toplu varlıklar da âlem değildir. Allahya ant içerim ki. Bu kadar savaşlarla uğraştı. yedi kat gökler. Falan şeyh çilede idi. . O nasıl sevgilidir ki. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı. yemesi kolaydır. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye. tüm yerinde kalmaz. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü. Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat. Bilmiyor. iyi bir adam tevekkül ettim der. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. böyıece önü örtü içinde. kendi kendine söyleniyor. 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. kutsal örtü. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al.A. Muhammed (S. kendisinde garip bir hal belirdi. Hayır Allahnın kuludur. yoksa elimdesin. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. Musa Mülekat'a gitti. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür. Mehtabın aşağı indiğini gördü. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. "Allahya ödünç verin. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. "önce yoldaş. sonra yol" derler. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki. Çünkü o denizin dibini biliyordu. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer.

velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir." yahut. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. cevabını verdim. dedi. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. âlem külliyat iledir. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur. Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. isterse bir hiddet zamanında. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik. mustarip olduğumu anla. Hazreti Peygamber bunlardan sordular. Yüzünü ona çevirdi. Dün birisi geldi. Allah. Tatarlık sendedir. 273) . nefsim sakinleşsin deyince. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. Çünkü onlar bilmezler. Bil ki. ben. Bütün âlem bir kişinin elindedir. Senden işittik ki. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun. Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. der. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. Bugün. Ama yine onun parçası idiler. "Kavmini hidayete eriştir. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. (M. O zaman sonunda. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim. Abdest sensin. Eğer parçası olmasaydılar. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. bunu arıyorlar. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. buyurdun. Bütün nebilerin. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin. Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. Çünkü onlar yine de görürler. nefsin sakinleşsin. O kendini bildiği için her şeyi de bilir. abdest üstüne abdest. Şiir:(M. bu tavsiyeyi muhafaza et. yoksa kâfir. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. sana gereken cevabı vereyim dedim. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi. iki saat bekle ki. kâsedir demiştim. Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. dedi. denedin. şerefli yarattık. Sözün ve sesin sonu. Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır. nur üstüne nurdur. Bir gönül sahibi sebebini sordu." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. Yüzüme atıldı. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. gel. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. Sorunu daha edepli sor ki. dediler. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. belleri kırılmaz. Bir kimse sana bir söz naklederse. keşke söylemeseydim. Müslüman derim sana. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. O hale böylece katlanıyordu. Onlar kâfir oldular. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur. Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. cüziyat ile değildir diyorduk. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır. herkes beni iyi adlarla anıyordu. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. "Hiç şüphesiz semaları. Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki. ayrı ve bağımsız olurlardı. insan onunla alçalır. Abdestler su ile tazelendi. Evet. Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler. insanoğlu da kendi nefsine. nur üstüne nurdur. O inkâr ediyordu. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler.

(M. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. Sonra başka bir aslan geldi. Eğer o başka sebepten kaçtı ise. bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı. bir çıbanı deşiyorlar. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. Altın madenine benzer. ama oku bir işe yaramadı. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. evet derdim. Halk madenler gibidir. Dünya müminin zindanıdır derler. çünkü ona bir şey vermedin. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. Ay kimdir ki. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular. bu kuş kendini kurtarsın. geceleri uzun konuşuyorum. "Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. ben de gözümle görünce. Herbiri. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. pislikler dışarı çıksın diye. diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. Karada bir acayip şef er oldu. O da dışarı fırladı. içindeki cerahatlar. bir yerden başka bir yere göçmüştür. Galip gelenin tarafında değildir. ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. . Ey görünmeyen lütuflar sahibi. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. Yahut da. Allah korusun. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. bir kaç fil kadar korkunç idi. başını yüzünü yumrukluyor. ona da attı. geri kaç dedi. Böylece on tanesini vurdu. Görünmeyen lütuf odur ki. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. Mısra: Uzun külahım var. diye buyurulmuştur. diye sızlanıyorsun. yahut savaş ediyorlar. Hamza bağırdı. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. hayır nereden nereye. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım. Halbuki sen feryat ediyorsun. bağırmaya başlarlar. Bu senin işin değil. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir. günah işlerken verilir. dedim. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. ama sen engel oldun dedim. ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. Allah istemedi. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. Zindana Tatarlar delik açtılar. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. önce Hamza fırladı. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. karıncalara bir ok attı. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. Aman köylüye de ikram edin.

kuvvetli küfürler. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. Söz tekrar geri sıçrar. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. Allahya perde olur. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur. ağlayarak yardım diler. bana zulmettin! Olaki. kendisine ağlamıyor. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir. muhabbet ve sevgi yönündendir. Sen büyük adamsın. Yani bu güne ne oldu ki. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. . Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. onların yanında bütün sövmeler. Bir zaman olur ki. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. hesap dışı kaldı? derler. ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. Kur'an tefsiri okuyorsun. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum. ağlamak ona hoş gelir. Allah kokusunu aldı.Bir zümre vardır ki. kulu Allahdan uzaklaştırır. Bir vakit olur ki. Senden davacı olcağım. dedi. O kendi halini bilseydi. aslanlar ava çıkar. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. Şiir: Nerde o yeminler. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. hakaretler pek kolaydır. sonra yine bir an olur ki. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. kendisi için ağlardı. Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. gülmekten de. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti. Bir çok ağlayışlar vardır ki. akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır. Biz de ona ağlıyorduk. ama o. Anladım ki ancak ben sana âşığım. gönlünü o koku ile doldurdu. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. Şimdi açıkça söyle. Onun sözlerinin tatlılığından. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi.

onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu. hayır der. Nihayet bu kör insan. Öyle köleleri vardı ki. Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür. O derece ki. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez. Yüzü gözü birbirine karışmış. Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi. Bu iş böylece devam edip . Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz.)'dan bir haber bile veremedim. kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça. yine zevksizdirler. o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu. (M.Hakta değişme yoktur. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi. Ey Allah Peygamberi! dedi. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu. O düşünceye dalmaktan maksat. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu. annesi ağlayıp sızlıyor. Kalp huzuru olmadan namaz olmaz. Sükûtlarının sebebini anladı. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur. konuşmak bile istemiyorlardı. Dileğini puttan diledi. Fakat Allah ona. 72) buyurulmuştur. kırk yıl putlara hizmet etti. Zengin bir adamda. henüz küçüktü. Halbuki babası. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır.A. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). puta karşı ey put! diye çağırdı. ağzı burnu.A. (M. Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı. Şüphesiz ki o ibadet. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. O hale erginlik derler. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir. Ama nasıl olur da. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır. Sanırsın ki. Bir huzur ki. pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür. 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. biricik sevgilin odur. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı. bir saat sonra duyguların başkadır. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez." (Isra sûresi. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi. Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler. bazan da ondan bıkar. Bazı fakir dervişler namazı terkederler. Hazreti Muhammed'in (S. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever. yüz çevirirsin. özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın. ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. ancak insan pisliği ile oynuyor. sana çok^sevimli görünür. ama değişme sendedir. Hakkı. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır." buyurmuştur. Zengin. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir. Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek. birbirlerine bakışıyorlar. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın. huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der. onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım.) meclisine bir yoksun girdi. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu. söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. Kuran'da. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar". o dosta düşmanlık gösterirsin.

Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. Nihayet kalpler üçe ayrılır.gidiyordu. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. Onun tabiatındaki parlak istidadı. Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz. Firavun. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler. letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim. ben korkuyorum. şu cehennemi bir anlat dedi. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede. aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar. 279) Nasıl ki Allah. Biri Allahyı görmekten. (M. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır. Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı. zekâyı. (M. altın tabaklar. vesvese veren şeytanın durağıdır. İbrahim. Bazan melek dışarı çıkar. her şey Allah'nın katmdandır. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler. İslam'ın sadri terimi. Mirac'dan gelmişti. rahmetime mekân kıldım." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. boğulur. Hazreti Peygamber. Ama başka bir mânası ile göğüs. Bazıları da bilâkis. Her ikisi de doğrudur. "De ki. oraya şeytan giremez. Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları. yalnız melekler yuvasıdır." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi. der. ölmüş derler. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar.dedi." (Fürkan sûresi. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu.Musa. Hayır dedi konuşmadı. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar. Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı. ya tövbe ettirirler. şeytan girer. Nasıl ki. bazan da melek girer." (K. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. Allahyı altı yönde sanmayın. O kalpte daima melek yerleşir. Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren". "Görmezsiniz ki. Nuh. dedim. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır. Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor. içine melek de girebilir. Asiya. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir. bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir. llyas. göğüslerinde vesvese veren. dirilmiş. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun).ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. Nemrut ve başkaları hep sendedir. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez. Onun mânası daha engindir. kendi nefsindendir. Bir aralık kapıya kulak verdim. Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. Havva." buyurmuştur. O zaman ona.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir. Siz kerem edin de dışarı çıkın. Nasıl ki. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki. ipek ibrişimlerden örtü. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı. ikinci bir kalp de. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur. kalpden daha geniş bir mâna taşır. vesveseden arınmış olan bir kalbe. şeytanı kaçırır. Keşke . bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin. Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. bir vaiz. içindeyemek önündedir. "Ben kalbi. Her şeyi kendinde görürsün. asla şeytan giremez. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. On sekiz yaşında öldü. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum. ben onu bilmem. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin.Ama ortada ye mekten eser yok. Hıdır. "Sana erişen bir fenalık. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. İsa. bir daha söyle. diye buyurmadı. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu.

Onun başının sadakası olsun. Allahya benzer bir şey yoktur. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. sen vazifeni geri bırakma buyurdu. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. Kendisi ile birlikte devam eder. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi. deyince bir teşbihci. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. Hele bana öyle külah eder ki. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı. keçi ne bulursa öldürür. Sen diyorsun ki. kan damarlarında dolaşır. Yetmiş defa hac etmişti. Bir gün hac yolcularının. canı başkalaşır. Bayezid'in hatırından şöyle geçti. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. Hazreti Muhammed'in (S. Ne mutlu bana ki. Kıptiye tokat vururken. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. onlarla yemek istiyor. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. Utanırım derim. tüyünü kanadını yolar. Diyor ki: Bana. Yüz aptala hizmet etmelisin ki. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. (M. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. ne uyurken. o bir aptala erişebilesin. o haberi. Bana niçin yemiyorsun? der. Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir. altı. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur. Bizden biri Abdal kılığındadır. Derler ki: Deccal koyun. kolunu büker. bu dervişlere ulaşmaz. SUYU . Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. Allahnın öyle kullan vardır ki. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. O kadın da der ki. (M. Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. Ne yiyip içerken. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem.281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi. o da benden hoşnuttur. Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. Allah inayetidir. iyi ile kötü. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. Yarabbi! dedi. Bu Simurg. Üstünü başını yırtarak feryada başladı. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. Maksadım. bazıları denizin kokusundan döküldüler. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi. Halbuki" ben kancık değilim. kancık diye dil uzatıyorlar.A) bildiği şeylerdir. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar. Benim söylediğimden başka. Ben ona akla uygun diyorum. Bugün onun kim olduğunu söylemedim. ancak biz Simurg'a erişebildik. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. Bayezid'e ilham geldi. ben de yiyemem. bu şeydan nedir? dedim. Herkes nihayet herkestir. O ben vereyim diye seslendi. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler. Bunlar gerçi taklitçidirler.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. kâfirle Müslüman arasındaki fark. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. hal ehli olduğunu sanır. Onun yoldaşları vardır. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir. Musa Peygamber diyordu ki: (M. Zaman zaman o inayetin eseri. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. yerinden sıçradı. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. kuşları parçalar. ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur.

Semender garip bir yaratıktır. göz buna güç yetiremez. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur. şunu yaptım. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. "Günahına tövbe et. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü. Yahut açlıktan. Ben bir kör gördüm ki. Köpek yüzünü çevirdi. Başka bir kör de gördüm ki. uyanık davranmak ister. Arap tekrar sordu. Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir.Ondan sonrası ilimdir. bulunmaz bir yaratıktır. ilk doğuşta. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. Gezegenler de. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. kendisinden başka Allah olmayan Allahtır. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. Daha sonra da gözünü açmak. Ütaritten bahset. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur.hemen bir çanağa döktü. suyu içmeye başladı." . Bu Ayı herkes görür. Yazıklar olsun onlara ki. Yarabbi! dedi. buyurdular. 19) buyurulmuştur. daha ne kadar zaman. Ya oruç? Otuz gündür. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam. azaptan kurtulsunlar. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. susuzluktan eline geçen bir avı yer. ne de suyun boğabileceği bir hayvan. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç. hem yokluk içinde can verir. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. Ateşteyanmaz ama suda boğulur. zekât da öyledir. Gerçek taklitçi. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir. Yine aynı ayette. Kurbağa. Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır. (M. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir. Ama kendisinde görecek göz yoktur. Yani ilim tavsiye eder. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. O hem yokluk içinde ömür sürer. doğru ve çok iyi hayalat gelir. köpeğin önüne koydu. ilimden sonra da. Ama ateşte yanar. Kuran'da "Bil ki. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı. Göz açıklığı demek. yüz türlü yalvarışlarımla. şüphesiz o Allah. Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. şefaat dileklerim. " (Muhammed sûresi. Ne ateşin yakabileceği. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. Bunun üzerine Bayezid. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. tövbe ettim.

Söndür. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm. Ya Ömer! buyurdu. Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet. Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. Ariflikte fazlalık. bir gün Hazreti Muhammed'in (S. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. hem haber edatı. Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti. çünkü azap verir. Nasıl ki hıfz yani saklama. (Yani varlığı terk etmek)(M. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır. gramerini. Hazreti Peygamber.) Mescidine geldi. dedi. Vefa öyle bir şeydir ki. zındıklar bilsinler ki. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. Yoksa iğneciye göre değil. dedi. hemen fazlalık. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm. o halde fazla bile gördün. ama size cefa da eder. demiş. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu. Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder. "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum. Fakat Mâ harfi. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. Henüz ilk gençlik çağındaydım. Hiç bunları düşünmedim. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı.A. Kendi cinsimden birini istiyorum. 285) İlim Allahdan bir vergidir. okunuşunu araştıralım. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer. dedi. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. hem de başka mânalarda kullanılabilir. Anlamını. Bunu istesem de yapamam. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim. Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu. Ben buna inanırım. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. Ama size göre'. Meselâ olmaz. saklamayı terketmektedir. Görüyorsun ki.hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. Ya tamamiyle alim olmalı. güneş. her önüne gelen şeyde fazlalık. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. 284) Ömer. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. Ömer yüzüstü kapandı. ay insanın neresinde? ." (K. yaklaşmayayım. onun korkusundan şarap sirke olurdu. acele anasının başını kesmiş. Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. onu kıble edineyim. Kendimden geçmiş olayım. çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. yüzümü ona çevireyim. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin. Ömer (Allah ondan razı olsun). Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. Yoksa senin ateşinden duman tüter. Bunu işiten bir mülhid. Evet yepyenidir.hem olumsuzluk edatıdır. o benden daha mülhid imiş. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür. 66/3) gereğince. yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. Allah vergisi ise âsilere verilmez. (M. Bu vergide artış vardır. demedim. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. öyle bir kahraman idi ki. Ben asla bunu yapmadım. Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi. yoksa hakikatte değil. hayır dedi. onunla hesaplı konuşurum. Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi. istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner. kendilerinden korkum yoktur.

onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım. Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay. yani emredici (istekli) nefis. Git diyordu. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. yazık sana. bengi sular ondan yağar. Ayın. Herkese söylerim. senin için korkuyorum dedi.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. sonra geldi ve bana yazık olur sana. Bundan sonra bir kere daha. bir ses çınlıyordu. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur. bu adamla öğünürler. sana uyalım. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı. ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek. kuyruğuna da ebed adını koydular. âlemin içindedir.287) Bir Güneş doğdu. Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. ne söyleyelim. dedi. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır.yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et.) yakasından çıkar ki.A. Biz hep kalktık. Bana böyle şeyler gerekmez. ne de resullük ve marifet makamına benzer. Eyvallah. Onu kahr içinde bıraktım gittim. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. karanlığında bundan hiç haberi yok. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. (M. Her kime yüzümü dönersem. diyor. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. Hocanın biri namaz vaktidir. Kendime macera söyleyeyim de. Dedi ki: Ben. yüzü nü butu n cihandan çevirir. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez. Bana gelince. emmâre. Zamanın başına ezel dediler. senin dizginlerini taşırdı. yine aldırmadım. ben yüzüne güler. o tarafta ışık yok. Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. taşa vursa parçalardı. onunla sahradan. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. Allah sana ömürler versin. ebed ne? (M. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. Bir yerde ki. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. bunlar fenadır diyorsun. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı. oraya aslanlar bile giremez. Arka üstü yere düştü. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. yüz yıl sonra da sana gelecektir. Bu sözüm onu şaşırttı. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun. Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. Önce tekrar ona doğru yürüdüm. Elinde öyle bir baltası vardı ki. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. Kul vardır ki şeytana uymaz. Ama o ben. O ki. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. Bir kaç kere baktım gördüm ki. dedi. Ezel nedir. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. şeyhim. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu. Güneş . Eliyle işaret ediyordu. Benim seninle işim yok. buyurmuştur. akşam namazına durduk. oyundan dönersin de. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa. Muhammed şöyledir. ne adamdır o. emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu. Nihayet taşa tapanlara. Başka bir incelik daha var ki. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı. şeyhimizsin. damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki. bu ne nebilik. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı. içerisi baştanbaşa nur doludur. Yolda uğrular var. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim. Bizde cevher var. Bir delikanlı gitti. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür. Bunlar daha dün meydana çıktı. diye seslendi. sana ne yapayım. ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki.

sohbet ile olur. dedim. sana mürid olalım. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz. Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar. bu âyetten nasip yoktur. Yani. Ben külden. Mısra: . Biz Müslümanız. sen neredesin? Sormak istedim. onunla tartışayım. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. der. Ne oldu da. Bismillah. yuvarlanıyor. bize hırka ver dediler. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. Bazı açıklamalarda bulunuyordum. Ben asla yazmayı âdet edinmedim. Arapçada yoktur. Dediler ki: Sen gel teslim. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. Bilmiyor musun ki. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. ses çıkarmadı. her şeyden dışarı çıkar. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder. o. cemalini göstermiştir. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. yani emredici olan o nefis ben de. Hak. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü. ona soğup saydım. dediler. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki. Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir. oradan uzaklaştım. Ben kendime bir şeyh edineyim ki. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu. o kâfirdir dediler. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. karada taşıdık. tekrar Müslüman olur. O. tecrübe ediniz! (M. düzeltirim. Farsçaya ne olmuştur ki. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun. Kaçtım. Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. sözü ağzımdan kaçtı. Nihayet mazlum falandır ki. Müslümanlık ise teslimdir. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. maksattan daha çok uzaklaşır. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir. dedi ve gitti. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. Gerçekte mazlum budur. Şahap kaçtı. Dedim ki: Bu gece. Ona yanlış. Başka biri. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. Getirdiklerini oraya döktüler. dedim.çevirirler. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. sonra kâfir olur. tümden bahsettim. öz ruh olmuş. Bu acizliğimden değil.289) Öteki. onun secdesi bunun gönlüne. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum. Müslüman olur. Bana çok ısrar ettiler. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. dedi. sonra. Sus dedim. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. Evet cüz. bu çok hoş bir dildir. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim. Başını kırdım. ben yanlış hareket etmiyorum. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. Kara nerede. şu hali riyazattan bilirse. Beni bırakın. bu kadar sabretti.288) Söz bahanedir. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor. cılızlık ona yaraşmaz. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi.buyurmuştur. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim. Çünkü teslim makamındadır. runanî ve safi idi. onu denizde. yanlış. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. Her defasında.bunun secdesi onun gönlüne olur. gülümsüyor. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum. Faydası olmadı. (M." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. riyazat ile. cüzî âlemi parçaları bilmez. Halbuki sizde teslim yoktur. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. yine sustu. "Biz Adem'i mükerrem yarattık. katlandı. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. Konuşan kuvvetlidir. Şiir: Diyorsun Mademki ki.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra. gıda ondan uzaklaşmıştı. Adı emmare. Şahap dedi ki: Öyleyse. duvağı çözmüş.

deniliyordu Adam gitti. oku yaya koyarak atacaksın. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. fakirin bu sevincine o güler. seni seçkin insanlardan kılmış. yalvarmaya başladı. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. candan ve (M. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. biz seni bilemedik. Gece yaklaşınca umutsuzluktan. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor. dedi. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. yüzünü doğuya döneceksin. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik. Ey aile efradı! dedi. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım.292) Ben. (M. Ey Ulu Allahm! dedi. Şeytan. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. diyordu. Ağlamaya. ne oluyor diye merak ederler. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. o ışık içinde bayıldı düştü. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. oku attı. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. karanlık üstüne çökmüştü. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin. temizleniyordu. Biri. Yani nefsimi bilemedim demektir. elime yapış. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. imamların mihrapta. çünkü ona bir şey gösterdiler. Fakat yine bir şey çıkmadı. bir kul'dan bakarlar. ok hemen önüne düştü. Oklarını sınadılar. kervanı gitmiş buldu. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu. bana hac seferi görünüyor. bir kervana katılmıştı. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın. karanlık. Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. O kadar da değil. onu sapasağlam kervana yetiştirdi. vaizlerin kürsüde. yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. Hasta kendine gelince. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu. Çöl yolunu tutmuş. Zincirini kımıldattılar. benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. Şaka değil. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. Nihayet şu cevabı verdi. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. bu sene yüz dinar bulur. gelirler. Hakkın çehresi. Hah! dedi. yayı çek diye emir vermedik. dedi. halka da böylece yayılır. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . ihtişam içinde büyümüştür. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır. hemen yola çıkmalıyım. Dilencinin o sevinci. Sık sık deveden iniyor. dedi. Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. kemiklerim yücelerde kalsın ki. Kendisi gelerek oku yaya koydu. Ey dost. Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. Sana kulluk edemedim. Kendilerine bakarlar. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. Musa Aleyhisselâm. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. işte bunlar gelirler. feryada başladı. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. yerinde kalakaldı. artık. sağalttı.291) cihandan geçti. kovucu bir insandı. Kendi kendine diyordu ki. Elinizi eteğinizi benden çekin. Biz. yalvarmadan da takati kesilmişti. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. Beyit: (M. işte böyle bir kimseye. acayip haller görünebilir. dedi. yalnız kendilerini görürler. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır. her ne kadar aradı ise de bulamadı.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. onu arayanlar için insanlık ışığıdır.

ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. gerçekte gitme manasındadır. bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım. onu yüklenmekten kaçındılar. Bu kadar para kimde var. Bizim ardımızda biri vardır ki. ulaşmak aynı şeydir. İki akçe şu kadar para eder. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi. henüz rıza mertebesine erişmemiştir." (72/33) buyurulmuştur. sırlarından söz açıyordu. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz. bak gör ki. Birine coşkunluk geldi. Önce. "Yoksulluğum benim kıvancımdır. Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır. dediler. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi. onların ardından yürüyorsun. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar. yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır. bunu ancak o çekebilir. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek. keşke dedi onu göreydik. Çünkü onların (M. dediler. Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir. Bir sıfat. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. Olur ki. ama yüzünü kapamıştır. O bundan korkuyordu. Yoksa nasıl olur da. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı. yerler ve gökler bile. Ama ona göre kolaydır her şey.hakkında. diyordu. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. Hak yolu değildi. o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. fakircik." demesi ne kadar ibret vericidir. Peygamber sözlerinin yorumlamaları. deriz. ey ahmak! dedi. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü. Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki. Öteki. insan yüklendi. feryat ediyor. Onun yayını semalar bile çekemez. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. Şimdi din bahsinde de böyle olur. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı.A. dervişcik diye onları küçümserler. uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. bir makam halka korku verir. Bayezid. git derler ama." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun. onlar Hak ile ilgilendiler. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S. Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. İki akçe nedir ki dedi. Yüzünü rıza yönüne çevirse. açıklamaları vardır. o git işareti. onların halinden. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. dediler. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. Bu ilâhî işarete göre. kıtlıktan Niçin? dedi.293) gözleri başarı kazanmakta değildir. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor. .) hakkında beslesin. Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu.

ne gördün? dedi. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur. dedim. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. Hazreti Ömer. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. Nasıl ki cehennem. Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. Müridleri. Ama yanıma şeytan gelmişti. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır. kulaklarda sevgi var.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum." (K. Şeyh. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu. Allahtan başka Allah yoktur desin. Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır. Onu mescide götürdü. dedi. dedi. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki. ama Allah kullarının. Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. "Şeytan. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler. Nasıl ki. yüzümü yine ondan çevirdim. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar. . eğer ondan korkmasam." buyurulmuştur. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir. şehadet getirsin. Bir gün şeytan. Tam olarak söylemek. çevresindekiler ısrar ettikçe. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar. Evet güneşten ayrı düşen insan. 3/7) Ben gelmiştim. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine. Ben de ondan yüz çevirdim. Güneş yerine karşısında mum yakar. söylemiyorum. Şükretmek hal dili ile olursa. Halbuki o hem Allahyı. Ya Ömer! dedi. gel de sana garip bir şey göstereyim. ah diyorlardı. istiyorlardı ki. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. Bu da doğrudur. Nasıl ki hadiste. Ateşe nur yaraşmaz. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. tam dinlemek gerektir. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır. öteki mesci din köşesinde uyuyor. yalvardıkça hayır diyordu." diye feryat eder. bir kişi namaz kılıyor. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. benim bundan haberim yok. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. dillerde sevgi var. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. Nurun ateşimi söndürdü.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. hem de onun kullarını incitir. sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım. Onların bildikleri bir sır vardır. Döner misin diye o umutla bekliyorum. Gönüllerde sevgi var. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. Ömer baktı. keşke dinlemeyi bilseydik. Az bir ışık varsa şükredince artar. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. Hazreti Ömer'e geldi.

büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. parmakla ağzından çıkarırlar. yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. ne de bunu. Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil.) en kısa bir süre içinde elde etti. bu melektir. . Ben görüyorum ki. şu bıyıkları kestirelim. Dışarı çıkalım. tek başına yiyendir. fakat benimki öyle değil. çok acayip bir insan olur. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. yoksa saçmalama derim. 296) Gel! Tekrar gel ki. artık öfke yönünden bir şey yapamaz. Ben senin sözünü işittim." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. Biri. Yolcu. Güneş batmadı. bu zorluk bendendir demelisin! Allah. sen işitmiyorsun. öğüt kâr etmez. Zaman zaman çorba ile et de olur. Biri benden sordu. ama sana açılmamıştır. olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer. Görenler. dünyanın içindedir. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. ne söylüyorum? deyince. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. kulu ile. dense. Bunlar. bu perde gariptir. Ölünceye kadar hasta olmaz. onun değeri nispetinde ilgilenir. Ama ben babasını sormuyorum. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar. Güneş battı diyor. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım. Toprağı harap etmesen. dinler. İnsanın gıdası ekmektir. Meğerki büyük üstat olmalı. dedi. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar. kendisini soruyorum. "Halkın en kötüsü. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. ne onu istesin. Emirsiz ağzına bir lokma komaz. Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir. Onun terle dışarı çıkması zor olur. yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. Savaşa gitmeyeceğiz ki. Rubai: (M. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. dünya sevgisinden bahsediyordu. Güneş yerinde duruyor. işitmiyor musun. Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. O benden badem istese. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu. Nihayet dünya sevgisi. Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı. başka biri geldi. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. bu insan oğlu değildir desinler. (M. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. Üst tarafı oyuncaktır. Hattâ dört yüz kırk veli de değil.Kendi kendime dedim ki: O gecedir. olgun bir adamdı. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder.A. Yoksa ekin bitmez. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli. Ona. Tıp budur. dedi. halbuki kendisi de aynı sevgide idi.

semaları yarattı. Çocukluğumda bana. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. ne türlü aşk oyunları oynar. derdi. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K. Ama ölmek bana daha hoş gelir. 29/69) buyurmuştur. üçte birini nefes için ayırdım. Eğer ölmezsem. Aradan epeyce bir zaman geçti. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. Hint kılıncı bile ona yetişemez. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. Anladım ki. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. Ey kancık evlât! der. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. çünkü orada ekmek pahalıdır. bu âlemi meydana çıkardı. dilerse gider. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı. lâzım olur. elbette secdeye kapanır. Derler ki. duvarda yansılandı. kuvvetli üç tokat vurur. (M. o sayede devlete erişti. Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki. Gönüle vuran ışık başkadır. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. derler.İçimde bir müjde var. onun tarafından değil. istersen sonundan başına doğru. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. Pazar. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. Nihayet o engeller aradan kalktı. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki. yeri yarattı. omuz vurarak denize atarlar. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın. bakarlar ki." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir. derler. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin. Ulu Allah. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. çiviyi alnına çakmalı. yarısı da su için. Hakkın nefesi beliriyor. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır. "Allah onlara azap vermedi. Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı.) sıfatını söyleyin. nefes lâtif ve hafif şeydir. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. tekrar yarasının üzerine koyarmış.A. Zır deliler de. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. görsün ki nasıl olur. Maksat Allah yolunda savaştır. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. latif bir şeydir. desinler. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar. su lâtiftir üstünde kalır. (M. kaba saba bir adam var. Biz bunu ne yapacağız? desinler. Bize o iç aydınlığı. Babası yerinden sıçrar. Hazreti Muhammed'in (S. hep tasalısın? diyorlardı. Akıllı olan satıcılar. Nefsin . Onu öldürmek ister. Nasıl ki. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. Yoksa bu yolda savaşanlar. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin. Meğerse bir tanecik pul varmış. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır. duvara vuran ışık daha başka. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. kolay zannediyorlar. yarısı ekmek. "Bizim yolumuzda savaşanlar. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. Onun sevgisini. gönül sefası gerektir. onu görür. şeklinde de okuyabilirsin. Sana elbise mi lâzım. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. çiviyi pabucuna vur. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. Üçte ikisini ekmek. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. o ötekilerin tarafındandır. Vahy. geminin yükü ağır olunca. ekmeği de tabutla beraber satmalı. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. netice aynıdır. derler. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür. İsa' nın sıfatını söyleyin. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler. bizim yolumuzda savaşanlardır. Biri sırasız oruç tutar. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. Aşırı konuşurlar. demiş. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu. diyoruz. ekmeği ye. Nasıl okursan oku.

iman nedir diye sorarlardı. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. Diğer bir defasında. 33/44) buyrulmuştur. Benim maksadım neydi? Bana. bu öldürücü zehirdir. oruç tutuyorum diyebilesin. mollalarım nazarında hayretle karşılanır. Onu. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. falan hata etti. benim işim. "Gökleri elimizle kurduk. Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum. (M. benim maksadım soru sormak değildi. yahut bu bir yılan yuvasıdır. Halbuki . Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir. ey oğul! derdi. "Namazını kılan. 30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. Her şey onun katında mahvolur. Alemin çaresini biz bulalım. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım. "Gideyim bir iş tutayım. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil. Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun. Bilirdi ki. sevgili mallarını bağışlarlardı. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. 301) Bir defasında "Müslüman. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır.hep sana söyledim. gerçek hadis midir. Kendi kendime. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir. Ben bir şey düşündüm. dağı. "Halk ile onların akılları (M. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. Mademki bana ders vermiyorsun. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. Bu Kâdim'dir. bunda ihtilâf vardır diyordum." âyetini ele alalım. dedi. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. Bilginler tek bir insan gibidir". Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi. diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. sözleri. Kadı Şemseddin'e dedim ki. ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil. Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış." (K. sonra yine kendi âlemine dalardı. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı. Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. Hele şu adama bakın. 300) derecesine göre konuşunuz. işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber. ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. dileğim yok.sırtına bin ki. cevabını verirlerdi. Bütün bu inancımla. başka yere varayım."buyurmuştur. (M. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. Sordum. Nefsine şiddetli davran ki. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. Benim bunda hiç bir maksatım. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. elinden ve dilinden. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. Hazreti Peygambere daima. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü." (K. Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. tatlı canlarını. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. "Şüphesiz müminler kardeştirler. ama engel olmaya gücüm yetmiyor. başlangıcı yoktur denilmez. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki. bağlılığımla beraber. zekâtını veren kimsedir". Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle. değil midir. tekrar yaratılır.

Kuş şekeri diye bağırıyordu. Tek bir çeşnisi yoktur. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar. kendi aralarında merhametli. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. yine aynı yel ile gideyim. öyle bir vakit olur ki o derviş . daha olgun bir sözdür. O yol tozlarla doludur. Halbuki ulu Allah. halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. sana İsa nefesi verdik. ondan. Dedim ki. dedim. hem de kendileri rahat ederler. dışarı çık.) ilgilenmekte. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz.A. 303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi. o gerçekte yumuşaklık değildir." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. Dedim ki. Şeyh halkın bu kalabalığından. Başka bir âlemden gelen bu ses. bir dervişin hizmetini görüyordum. Tek bir kişi kalmıştı. biraz murakabeye varmak istedi. insanda iz bırakır. Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin. "Kâfirlere karşı şiddetli. o gitmiyordu. 304) Devlet de bundadır. Size yaraşan şimdi susmaktır. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım. sonu olmayan yüce Allah. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. Ona seslendi. diye düşündü. "O. Bayram günü idi. benim için hayrın tam kendisidir. kendini halka göster. Eğer fena söyledinse ben razıyım. Şeyh karnından bir yel çıkardı. karşısında secde edenlerin. her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. Ancak o bir eşeklik sayılır. Nasıl ki müminler vasfında. bu yelden daha iyidir bana göre. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi. Kırlara doğru yollandı. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de. Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. dışarı çık. kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. Ne dostlar vardır ki. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır. öbürü bir şey değildir. onlara karşı bir hareket göster ki. diyen olursa. Bundan yani iyi sözden dem vur. Çünkü onun üstünde biri daha var. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. (M. beni hapsetti. kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. diyordu bu ne keramet idi ki. Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. (M. Camsız varlıkları bile söyletir. Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. diyordu. başlarını sallayarak uzaklaştılar. yine arkasından ayrılmadılar. Hazreti Muhammed'le (S. O yel. çileden bir ses işitti. Belki Şeyhi bir heybet kapladı. 29) buyurulmuştur. dedi. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. Şeyh dışarı fırladı. geri dönsünler. yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise. Başka biri de. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. dostu sözü ile boğmak ister."(K. Fakat halk peşine takılmıştı. onun yüceliklerini anarım." (Fetih sûresi. hem de kahir'dir. yoksa bir dilek için değildir. Hep birden onu inkâr anlamında. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. Allah ahlâkı ise hem lütuf. sözsüz ve sessiz konuşur. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. kalbin yumuşamadı. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. halk birbirine bakıştılar. Yoksa öğüt. şimdi bizim mazeretimiz var. Şeyh bir zaman düşünceye daldı. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. Yarabbî. derhal eti. Eğer sırasında konuşursa. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. içimizi temiz tutalım. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. Bu saygı ve ululama yönündendir. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. Bayram gecesi geldi. ben de derim ki. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın. Kırda uzun müddet yürüdü.sende hiç bir iz bırakmadı. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu. ona üfledi. Kuran'da buyurulduğu gibi. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. Zaman olur ki. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık.

305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor. mumlar yanıyor. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. dinlemek can beslemektir. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. onu da öldürdüler. dedi. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. Bu öküz. konuşmak can yıkmak. . Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil. Gidip babasından kızı istediler. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. vaadin ve korkutmanın icabı. Çünkü çok sevimli bir gençti. ama ortada hiç kimse yoktu. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak. asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. kızın babası. zaten Padişah ölür. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. bilgide. O kul yönünden gelir. ona içten bağlanmıştı. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. Allah sana kaderiyeci demiştir. Şöyle bir kaledir. Şart koştu. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı. Bir padişahın üç oğlu vardı. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı. Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı.yükselir. sana kaderiyeci diyor. Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu. kızın kıvırcık saçları (M. sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. Sabır feryada yetişmiyor. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. engel olalım. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. şaraplar dolanıyor. Peygamber göndermek. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti. Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. geçip gideceklerdi. Babaları onlara birkaç gün. meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. Ama ona sormalıdır ki. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. oğullarında. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. Çünkü emir ve nehy'in gereği. Ortanca da böylece kurban gitti. içine girerek saklanmasını söyledi. (M. Sıra küçük kardeşe gelmişti. Padişah emir verdi: Bunları götürün. görenekte olgunlaşır. kızın bir bileziğini aldı. belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. sana kudret sahibi diyor. Büyük şehzade. Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. Görür görmez âşık oldular. ama bu ariflerin yolu başka yoldur. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. O da aynı sevdada idi. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum. biz de padişaha kastedelim dediler. eğer başkalarından ibret almadınsa.

beni uğraştırır. (Ç)) Şiir: Gam. iş pek nazik bir duruma girmişti. her kıssanın. Bu tuhaf bir iştir. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. Bunda hiç bir şüphe. Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. o saatte et yemekten vaz geçerim. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır. Başını önüne eğdi. Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. Şehzade cevap verdi: Getirdim. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. onlardan bir tarafa çekildim. aklın başından gitsin. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim. çabuk dışarı atın. Halvete çekildiler. vezir ve ben. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. öteki sema diye İsrar ediyordu. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin. ama yine de hoştur. pabucunu başına vuruyordu. ama daha fazlası gelir. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. sen. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. Büyükler yanında da susmak yaraşır. "Susan selamete erdi" derler. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. Ona dedim ki. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu. biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. Muhammed ümmeti olanlara göre. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır. Aşk. sana öyle bir nişan göstereyim ki. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu. (M. Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz. Bu şarap baş ağnlarıyle doludur. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. başkalarının yanında keramet ve mucizedir. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. Gerektir ki. . Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. getirdim ama. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu. sana tamamiyle yakın hasıl olsun. O anda öyle yaptım. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün. Gerektirir ki. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. Tövbeler ediyordu. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. Saz başlamıştı. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. her üçümüz halvete çekilelim. Bununla beraber. nerede nişan? dedi. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır." diye feryat etmiştir. Biri derviş diyordu.Padişahın yanına girince. hep dervişlerle otururdum. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. Kendimi savunmaya. Musa Peygamber. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır. Mtisâ Peygamberde. Ömür.

Ben iki halini de bilmekteyim. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. Nasıl ki. kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol. senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki. Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. Sanki. Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı. (M. hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. halvete çağırmalarını emretti. kapıyı açtılar. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. Korkulur ki ödü patlasın. kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. (K. Ona.) üstünlüğü buradadır. Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler. ona deyiniz ki. hem de büyük bir utangaçlık. . Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler. Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. Çocuğu içeriye. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı. Ben mürid olacağım dedi. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur. Şeyh seni istiyor. Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz. Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi". 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri. Aşık. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı. Şeyh de kabul etti. Gidiniz. Tecrübeli Pir. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı. zamanenin gidişini onlar yürütüyor. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. Ama önceden sonunu göremedi. "Onun kulağı ve gözü olurum ". onlardan öğünerek söz açsınlar. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır. kaçacaktı.A. dedi. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. yaptıklarını da biliyor. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır. Şeyh dervişleri uyandırdı. Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar. Dervişler geldiler.66/3) buyrulmuştur. Hemen dışarı çıkmak istedi. getirip kendi makamına oturttu. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi. pişmiş tuğlada görür. Her insanoğlunda bir benlik vardır. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. Bunu size de göstereceğim. bu makama erişesin.Beyit: (M.

(M. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı. ona dedim ki. . ululuk artık ölmüştür. önce elini şu tuğlaya sür. Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu. üstünlük ilk davranandadır. Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K. Çaresiz herkes buna katıldı. halbuki. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. bin yıl sürer. hiç bir şey demem. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim. ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. ancak iyi kişilerde bulunur. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama. Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım. Bu nedir? diyenlere. Üstünlük ilk davranandadır. Her sabrı yüz yıl. O da ağladı. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. doğdun ve parladın. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu. Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır. baş sağlığına. ağlamaktan öyle coştu ki. felek bu halimi beğenmedi. Hele sana ki. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. derdi. Ne kadar uzak. Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir. sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. Eğer şimdi ağlayacağıma. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. bir yabancı yüz kere de vursa. yetiştirdin. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. fena kişilerde bulunmaz. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. dedi. Dirilik de budur. Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi.o olmadan namaz kılmaz. bulunmaz bir şeydir. misafirliğe onsuz gitmez. Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki.derdi. R ü b a î: Ey ay parçası. Aradığını düşünde görmüştü.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese. Derler ki. 310) dostlarını da bu işe zorladı. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. senden bize binlerce faydalar ulaştı. 23/117) Bana.sevgilinin cefası çok çetindir.

anlayasın. Ansızın battın ve görünmez oldun. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur. Onun işi gizli kalmaktır. kamerin ne yeri var? . Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir. köprü üzerinde ayakları titrer. Baba üzülüyordu. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı. dedi. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı. Beyit: (M. Onu burada sınayın. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. öğrenci. ticaret ederlerdi. Toprak vardır ki. ancak içinden bir şey çıkaramazlar. yaramazlıktır. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu." buyurmuştur.60/10) buyrulmuştur. Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu. En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu. vah şeyhim. altın damarına kayıp diyorsun. senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. bazan da gizlenir. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı. onun haline uygun düşer. Kuran'ı ezberlemişti.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. o da. derler. Ne olursa olsun dedi. Onu evine götürdü. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır. Onu sürersin. Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor. O sırada bir ihtiyara rasladı. Ama hâlâ arzusu vardı. yoksa hemen geri göndermeli. Şeyh ayva yer. misafir etti. Baba (M. madeni belli değildir. can ile beraberdin. O sana Yasin okuyor. gölgeden kaçar. Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. sedefleri dışarı çıkarırlar. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. Geri dönmeye imkân yok. ahvali anlatınca ihtiyar güldü. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir.dedi. gerektir ki biraz yük taşısın. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür. Çok zahmet çekmiş. üzüntüsünün sebebini sordu. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun. işe yeniden başlamak gerekli. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim. ileri gitmeye imkân yok. Bizim altınımız Kuran'dır. Bu ancak seni sınamak içindir. peki. Öğretmen. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. Herkesin kendine göre bir günahı vardır. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. Sen kayboluyorsun. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. Birinin günahı sarhoşluk. mülkümüz. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz. dünyayı canına bağlar. işte onu burada tecrübe et kf. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. Hazret! Peygamber." (K. zaman zaman ayaklanır. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. Bir öfke vardır ki. şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. Eğer köprü geçerse ne iyi.

Şah ise. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. . O adama dedim ki. Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı. Biz ona lâyık değiliz. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. benden onun tarafına bir selâm götür. zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. de ki. güzelliği söz konusu olunca. askerini toplamış. hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. yardımcı gibi kullanıyor. o da bizim dengimiz değil. Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. Beyit: Ana ve baba. Rubai: Aşk. Allah kılığında da görünür ki. kendisini kabul etsinler. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. 314) Yel esti. O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz. sen ise hep onunla diz dizesin. Şiir: Ey sabah rüzgârı. der. Gönlümü orada görürsen. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur. hem de cismanî kudretler vardır. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. şeytan onu önüne katmış. Çünkü şeytan. Onda hem ruhani. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. yavaş yürü! Tâ ki. o muhakkak Allahdır diyor.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin. Hele bir kere daha dal. Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor. ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur.

senin çağında açıkça küfür söylensin. Adam o. Halife işe ehemmiyet vermedi. Beyit: Ey cihanın canı. Acaba bir koku almadın mı ki. ölmek ne hoştur. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına . bunu Dicle'ye atın dedi. sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. adamı sarayına çağırdı. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. Halife. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular. Ayağına bir desti bağladılar.R ü baî: Gönül ararsam. acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki. dedi. yüz yüze gelince. Muhammed dini harap olsun. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım. dediler. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar. halkı yoldan çıkarıyor. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız. saçlarının kıvrımlarında bulurum. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. Çok susuz kalırda su içersem. bundan daha şaşkın olsun. Can istersem. Hele kılıç senden. Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. Ey sevgili can. Bundan daha başı dönmüş. senin semtinde görürüm. anlamındaki kutsal hadis malumdur. 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım". Kâsede yüzünün hayalini görürüm.

" buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse. Muhammed'de (S. Hazreti Muhammed (S. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir. Evet kâfir idi. huzura murakabeye varalım.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. derler. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür.A. bunu bilmek lâzımdır. bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. 317) daha isdidatlı olsun." nüktesini de anlatsın. Rabbini de bilir. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. birdir diyorsun. 316) cehenneme atsın! Keşke. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu. Niyetiyle gönülden. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. der. Bir parmaklık yoldan.) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. tekken var ama o doğanın şahı. Şimdi dışarı çıkayım. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi. Kalenin adını söylemek çok kolaydır. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. Bu sözde gizli bir hazine vardır. Dikkat et ki. Bundan ötesi ıssız çöllerdir. Şimdi sen otur da söyle: O. işleri ya açık sözlerle konuşursun. Muhammed'e uymak daha doğrudur. adama acıdı. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler. bir şey söylemez. Bunu yapabildi ise Cennete girer. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen. yolundaki vaade hacet yoktur. Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de . aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer." (K. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır. dedi: o zaman. o bir şeyler anlatmak ister. sor yol bu mudur? diye araştır. Dedi ki: Bundan sonra. Ey şeyh sana renkten sıyrıl. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır." buyuruyor. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. Halk (M. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım. Derler ki: Hiç bir Müslüman. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır. sen doğru yol tarafını koru. Yedi renge boyanmış. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır. bırakmazlar. Arşa. ama içindeki Şehzadeyi göremediler. Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü. buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin.A. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler. kimse kimseye zulmetmez. (Tâhâ süresi. her zerrende bir heves. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. A) uymuşuz. Sen nazar ehli ol. dedi. İsterse Kabe'nin damına götürsünler. de ki Allah görücüdür. hangi şey en büyük şahadettir. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. O. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki. Ancak yolu ara. Kürsiye yükselirsin. Bir kerre dergâhın. Öküz heykelini gördüler. bir zaman murakabeye varsın. "Nefsini bilen. Orada adil bir Sultan vardır. Arşın. Bu. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun. Bir parmak mesafe için yoldan kadın. "De ki. biz de Muhammed'e (S. mümin oldu. hayır deriz. yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır.halkı suya at. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. secdeye kapanmış insanlar görüyorsun.

Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi. Artık altınım gümüşüm kalmadı. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. onlara varlık yaraşır. kaba tabi atlı değildir ki. insanı Haktan kaçırır. kâh nazlanarak. bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. çabucak evlerine koştular. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. Köylüler. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni. der gider. Köpeklere verin. Çünkü birzaman olurki.. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz. Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim. yiyebildiğinizi yiyin. Ben her görüşümde kendi arıklığımdan. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum. sofraları döşediler. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar.sanki (M. balığı koruyan melekleri görüyorum der. yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. Mutluluk o kimsededir ki. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. Evet asılmışım. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. Bırakalım yesinler bunu. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. Rubai: . kuzular çevirdiler. Bir gün kırlara doğru yollandı. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. Ben iğ istemiyorum. ay da sıkıntı içinde.geçti. Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. fezadan sonsuz boşluklara daldım. sonsuz rahmete bitişiktir. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur. der. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker. Ben. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. Hatta bu öküzü. herhangi bir sebeple öne geçsin. denizde balığı seyrediyorum. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler. O. (M. Gönlümü dava ettin ama. halka götürür. yolunda canımı da feda ettim. Yani bir yoksulluk da vardır ki. Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. Ansızın bir köye geldi. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır. ondan başkası benim işime yaramaz. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar. o da iş böyledir. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. kebaplar hazırladılar.. 318) Gül ter içinde kaldı.

ne Müslümanlarla kaynaşır. hep bizim pervanemizi yakar. şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki. o da. Allah. Naiblerinden biri. Burada bir kişi var ki. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir. içi boş karınsız demektir.. hele bir gideyim. ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de. eşek midir göreceksin. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. eşsiz ve tek olan Allahtır. o miskindir dedi." sözüne gelelim. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. Hakka ermiş olsan da. Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz .) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer. Samed. Peygamberine niçin "De ki. iç yüzüne eremezsin. dedim. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır. Eğer kalırsa. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi. o da bunun eşidir. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. getirir su içinde saklardı. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M. önce selâm vermeye cesaret edemediler. Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı.keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş. dediler.A. Bu onun eşidir. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır. Onu buraya çağırmayın." (ihlâs suresi. 1) Çünkü dedi ama. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir. Karnı boş olan. ne kâfirlerle uyuşur. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S. ben ruhum. hem de biziz. Yani sayısızlık da sayının delilidir. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin.. O yani görünmeyen Allah. Buyurdu ki: Şimdi onu görün. hem bizden eksik. "Nefsini bilen rabbini de bilir. Hazreti Mustafa (S. olmayana delâlet eder ki. O miskindir.' göreyim o dervişi. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz.) yanına geldiler.Biz hiç bir hesaba sığmayız. Nasıl ki. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz. Şimdi tekrar. Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun. . ama yine menekşenin işini görürler. Hakkın hakikatina. dedi. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren. demişsin!. Ahmağın biri daima karları toplar. O zaman anlaşılır ki biz. Namaz kıldığını görüyoruz. yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim. Kadı öfkelendi. miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret. kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler. her şey sen! der. dedi. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir. O öyle bir mumdur ki. Bir saat sonra onlara cesaret geldi." demeleridir. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır. İşimiz çok. iş o tarafta. Samed ulu Allahdır.A. Nefiste şüphe vardır.. bu çünkü kelimesi peltek idi. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek.

hiç kimse. yüzümü hac yoluna çevireyim.) selâmını söylediler. Kim olduğunu söyleyemem. diyorlardı. günahlarına tövbe etti. Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir. (M.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır.A. Yazıklar olsun onlara ki. hemen yerinden fırladı. O ses çıkarmadı ve kızardı.) ziyarete geldiğini gördüler. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür. Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı. sen çok zayıfsın. Bir aralık mecliste sessizce oturdu. yaralandı kafile gitmişti. . Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu. Hazreti Peygamber (S. İste İblise inanç besleyen. gönüllerini vermezler. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi. artık ben aile hayatından vaz geçtim. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor.Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S. Şimdi (M. O hep susuyordu.sana lanet olsun. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S. imanlı kişilerin inançları. o kimsede tesirini gösterir. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir. Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. Bahtiyar odur ki. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi. Bizim medresemiz budur. Bugün olaki. Allah evini ziyarete gidiyorum. gönlünü birlikte bağışlar. Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar. O susuyor. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. (M. Şeyh tekrar söze başladı. Hazreti Peygamber (S.) de susuyordu. "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez. dedi. ailesine de dua etti. Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir.diye beddua ettikleri iblis. dedi. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı. büyük bir saçıdır. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek.) yerinden kalktı. Sonradan dediler ki. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam. Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı.A. Bir mürid geldi. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir. Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti. Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk.A. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. bereketi. Çocukların kitaplarında. 323) bak ki.kapı açılır.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar.A. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. Hazreti Peygamberin (S. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye. ona güvenle bakan kimse muradına erdi. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister. . Karısına. Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. gözlerini verir. eşek midir göreceksin. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar. O gece kocası bir düş görüyordu. Onun mabedi de gönüldür. 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı. Çüneyd bunu işitince. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü. ağlamaya başladı. bu sana. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler. Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. Onun sevgisini. gözünü. Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki." buyurdu. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar.

) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum. olmaz" demek kutlu düşer. (M. (M. oturur. Karşılık verme. Üst tarafı hep ruh olmuştur.olmaya ki. nasıl ki Hazreti Peygamber (S." (K. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar. Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir. Arıyı görmez misin. Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti. ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım.Artık üst tarafını hesap' . Kancıklık senden uzaklaşmıştır. Madem ki erkeği tanıyorsun." buyurmuşlardır. ötekilerine karıştı. dilediği yere konar. Bu dünya evi. ama ağzı kilitlendi. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı. Bu yermelerden. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim. diye homurdandı. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi. Yukarı baktım. kınama gibi duyguları atar. yatıştı. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler. Şehzadeler gittiler. Çünkü varlığım kalmamıştır.nasıl ki yine Ulu Allah. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir. iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. şöyle yap yahut şöyle yapma derler. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum." demek doğru olmaz." deniliyor. toplu geçinmektir. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez. çarh vuruyorlar. Biri geldi. derler. Büyük savaş nedir? Oruç değildir. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı. ondan kızı istedi. diyen gafil kişi. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir. . kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim.et. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi. büyük savaşa başladık. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti. Dudakları uçukladı. Yani senin konuşman boştur. Padişahlar için "Hayır. 28/56) dedi. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım. sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. Kasap.. Padişah benim kızım yoktur dedi. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al.A. bunu yapma diye emreder.. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın. incinme varlıktan olur. oradan gitti. Burada Allahnın kalp. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun. 325) Biri geldi. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. evin tavanını göremedim-. Yani kalk. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi. Çünkü o şunu yap. "Onda insanlar için şifalar vardır. bu hendek tamamiyle dolmuştu. Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış. sövüp sayma. kâfirden daha sapkın. Bu topluluğun büyük savaşı. gönül dediği nihayet bir et parçasıdır. 324) Yemekten korktuğun.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir. yola getirir. başını bedeninden ayırdı. aman sakının. Yarabbi! derdi. O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı. Hazreti Peygamber (S." buyurmuştur.A. Ey Allahm. Kel. sen yemeğini ye. toprak üstünde otururdu. namaz değildir. ben sana demedim mi. her yere konma. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı. onlara. şuraya koy.. insan bedeninin bir örneğidir. Ama bu saltanata rağmen zenbil satar. arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin. Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu.. içimden kovarım.Bu tozlar kaç defa çekildi. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur. 71) hitabını işitmiştir. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti.

Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır. Söz söyleyen benim. falan münkir olmuş. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti.Allah velilerinin sırlarını bilenler. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz. şu anlamdaki âyette buyurulan. sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı. bu küfür söz ve yanlış anlayış. Demezler ki. o imanı." derim. Müslümanlığı örtmektir. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. hele. o sözde yoktur. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa. halk ile oyalamak isterlerdi. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla. Allahya ant içerim ki. hem de başkaları. senin kendini kurtarmandır. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. bana zahmettir. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S. yani önde yürüyorsun. Allahyı bilen kimsedir. Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir. Bir saat başını önüne eğdi. ötekini hem kendisi okur.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. hayır. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar. dediler. Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. Cebrail bile. ne de başkaları. Asıl gerekli olan şey. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi. benim varlığım bile hana zahmettir demişti. "Araştırmak dindir. Bütün bu yaslı hali ile bana. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler." Ben." (K. Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. 327) Nihayet benim soruma geldik. yüzlerini gösterirler. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun. üç türlü yazı yazardı. yüce sıfatlarını o terbiye etti. dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. "Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin. Bana Kur'an-ı tefsir et. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem. Orada gördüm ki. Bunu inkâr eden benim nefsimdir. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. ama bunu ne ben bilirim. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. (M. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır. ne de Allahdan söz açarız. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır. altın öküz heykeli. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur." (Kasas sûresi. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir.) kitabı fayda vermez. Hazreti Muhammed'i (S. Yani gerekli görmüyorlar. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. kendini kurtarır. dedim. sormam. gitmem. bir kalabalık toplandı. Böylece kalacağım. derdi. O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler. Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. "Araştırma Müslümanlık değildir. sen gel dedi. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir. bana önce Allahnın (M. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı. o bengi suyu içen. bizzat onda buldu. ama asıl işin çetin tarafı da odur. bu nasıl oluyor? . onların kitaplarını okurlar. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. Bir gün de.)'ı Ebu talib besledi. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır.A.A. Ne Muhammed'den.

içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. Murad (istenilen) da budur.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur. Allah inciten sevgili! (M. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. nihayet ben helâl süt emmişim. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki. Evet dedim. kabul etmem. her şeye katlanırım. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm. çok kere ben de kaçarım. dediler. 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. Kendimi sağır yerine koyarım. Kadı. selâm sana! derim. benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. Çünkü haramzâdelik. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu. Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. Onuncu defadan sonra. Allahm bilgimi artır" diyor. Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı. hep hoş geçindik. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük. Vezir birine dedi ki: Bin altın al. Hey hey. Davacı: Efendimiz. akıl hükmündedirler. cevap vermem. görelim de gelelim. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. Tersine de olur. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri. arzular dünya güzellikleri. mürid yani dileyen odur. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. çok hoşa giden şeyler. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli. Halk için. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . Sen haramzadesin. Onun piçliği. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. beni rüsva ettin. Ama başkalarına karşı da çok . ak'ıl kâfirdir. sonra bedenimin iriliği. asıl olan mânadır. Felsefeciler. Evet. Söz. gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. dediler. içerde uyumuştur. Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. O bir yere gitmez.öfkeleniyorum. bir gün bir şeyhin yanına vardılar. Şeyh dedi ki: (M. ayrılmaz bir sıfat değildir. Asıl surettir. söz yerine geçer. Ben on tanık birden getirdim. kılavuzum olmadan gidemem. dediler. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. kendini göstermez. dersiniz ki: işitmedik ki. o hatıraya ziyan verir. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. Böyle değerlenir. Kendisinden tanık istediler. inkârında idi. dediler. ne de dıştan. derlerse. örtünür. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. iki görünmüştür. bana on defa selâm söyler. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. yüksek her tarafı görebilirim. yani. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. her ikisi tek bir isimdir ki. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. evet. Şeyhi gerçeklediler. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz. boyumun yüceliği. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir. Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. 282) Duyurulmuştur. Murad. Benim öfkeli zamanımda. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. ancak onların iç âlemini görebilmektir. deyiniz ki: Yanımda üstadım. deyin! Bu bir tuzaktır. Allah. Davacı on sofiyi birden getirdi. Yoksa boşuna girmiş oluruz. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. başımı eğer. piçsin! Katır piçliğini benimsedi. Dostlar yine.bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. Nasıl dersin ki. öz ve halistir. Çünkü o mal. haydi demek lâzım. Şimdi bize. Dedi ki: Görmek. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. Evet hiç bir kimse yoktur ki. "Sizden iki erkeği tanık getirin. haramzâdeliği kalmadı. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. Ama ne içten kurtardın. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. Eğer üstat o taraftadır derlerse. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. bir tanık daha getir. dedi." (Bakara Sûresi. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. âyette. içeriye girmezsiniz. sevgili ve herkesin kıblesidir. Birisi başka birini dava etmişti. dedi. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır.

yine Hazre-ti Muhammed'in (S. Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti. Ama aralarında perdeler kalkmıştı. sözü uzattılar. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu. Nasıl ki. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. 331) onun işareti şöyledir. ziyaret edememesinin sebebinin. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar. (M. gönlü hoş olsun. Gizli sadaka ona verilir.A. gür bir su kaynağı akıyordu. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S. ne kadar mazeret gösterdi ise. Hazret! Muhammed'in (S. der.Bana karşı hayranlık göstererek. fakat onunla fazla konuşmayın. gideyim. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca. Ama hâlâ evime ulaşmadı. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. Bizi değerlendirmek.) huzuruna erişemedi.A. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor.A. yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. O.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler.acaba bu Peri mi.) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı." deseydi o derece soğuk düşerdi. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım. Bu Celâl'in hikâyesine benzer. Çünkü parmakla tutabilirsin. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız. Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım. Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. diye bakmıyorlardı. bizim Allahlığımızı yüceltmektir. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur. o razı olsun. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez. Gönlünü henüz yıkamadınsa. Onun mazereti.A. Benden ona selâm söyleyin. Seninle benim aramda bir şey kayboldu. dörtte dört murdar oldu. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. sudan topraktan ayrılmadı. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! . Veys. Demişti ki. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı. Veys'in annesi öldü. Kur'an'da. ben ona ya bir defa iltifat ederim. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam. Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar. yahut hiç. hayvan mı. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur. ancak meyhanelerde olur. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar.) işareti ile olduğunu. kendine değer vermedin. ey bizim has kulumuz. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır. Böylece üç gün geçmişti. Rum ülkesine-'. Ama onların sözleri. kaplan mı yoksa başka bir şey mi.) türbesini ziyaret etti. Nihayet Veys. "De ki o Allah tek ve eşsizdir." (İhlâs Sûresi. konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor. O havuz. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki. Şu hale göre. insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki. öteki öfkeyi bastırsın. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir.A.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun). Hazreti Muhammed'in (S. Eğer benden sonra gelirse (M. Peygamberin sağlığında. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir. Öyle bir öfke gerektir ki. Peygamber dünyadan göçtükten sonra. Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz.onurlu ve kibirli davranırım H. mazeretini söyledi. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. o medrese hocası bu noktada kalmıştır. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir. annesine yardım etmek idi. Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen.

Kulağımızı ağırlaştırarak. Karpuz mevsimi idi. dediler. Bazıları da. diyordu. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca. dediler. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. Erzincan'a varınca dostlarda. yiyecek bir şey bulamadılar.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun. düğün ettiler. Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. güzel bir yer gösterdi. şakalaşıyorduk.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. gece gündüz şöyle ibadet ederdi. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. Veys. dşdi. (M. Ama biz açız dediler. Bunlara acele etmeyin dedim. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. mucizesi böyle idi. Bir nara atarak yere yuvarlandı. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi.beni evine götürdü. Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz. yemekler getirtti. Herkesi götürdüler. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. Bunları da sormuyorum. Şöyle gönlü alçak. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur. Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere. Yemek yedikten sonra.soruları sormayacaktı. yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar. ben oracıkta kalakalmıştım. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. onun nasibi budur dedim. dedi. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. kuzular kesti. ötekilerde de bir yufka yüreklilik. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun. demiş. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. Oyunlar çıkarıyor. o asla bu . Bunları da sormuyorum. Dervişleri üç gün konakladı. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir. Sen yolun kâhyası mısın? dedim. dediler. Bir kaç gün geçmişti. onları sormuyorum dedi. şimdi sen söyle. dedi. Üç gün iş aramaya gittim. ayrı düştüm. işitmek. gözle görmek gibi değildir. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu. Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek. Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. Hazreti Mustafa'nın (S. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız. işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. ilmi şöyle idi. Beni kimse çağırmadı. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler.A. 3) hükmüne göre namaz kılardı. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . Ayağıma kapandı. böyle cömert. iki dizinin üzerine edeple oturdu. bana haber ver. ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. Dervişler için karpuz toplamıştı. bir ağlama belirdi. şimdilik elimdesin. (M. bulamazsam. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz." (Müzemmil Sûresi. Çünkü pek arıklaşmıştım.

Yoksa nasıl olur da. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. sizi gereksiz yarattık. Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor. Allahm topluluğu ondan kaldır. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun. Allah birdir dedi. Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun. peki sana ne? dedi. tekrar tazeleneydi. bana öğüt vermeye kalkıştı." sözü ile işaret edilen hal. bana göstermiyorlar. Ulu. "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki.A. "Sanır mısınız ki. Yüce Allah. sen başka bir yerde uğraşıyorsun. Benim bütün varlığım. Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki. Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar. Onun göğsü. Allahsal âlemden söz açtılar. Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine.olmaz. ölümden korkmaz. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır. (M. 335)Hazreti Muhammed (S.). neticesi iyiliktir. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı." diyebilirdi? Hak nerede. sana izin yoktur derler. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım. Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler. yerleştiler. Ben yüzümü hep sana çevirmişim. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur." (Haşir Sûresi. Aşağı indiler. Kahraman olur. senin bütün varlığınla dolu. beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. o onunla öğünsün . öteki. aramıza ne bir mahlûk. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. donuk âlemler var. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik.diye sorabiliriz. dedim . 115) buyuruyor. Sürekli olmaz. yüzümü sana çevirdim. Benim bir adetim vardır. Yani ben yüz orduyu yağmaladım. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. Yoksulluk nedir ki. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır. sende. Nün nereye sıyırdı? Biri. Her zerrede dağınık. örs oldum. Burada gerçi başka bir incelik vardır. orada söz nasıl yer bulurdu. Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S. Bin kere de Müslüman olsan.Allah. ta ki her şeyimle onun olayım. sen. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular. âleme sığmaz. neticede hiç de ölmez. Dervişin azığı yoksulluktur. derimle. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. derler. hayır. Orada birini gördüm. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki . Hak ışığı önünde arıktır. Her gün on koyun kesilir. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe. yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır. karmakarışık." buyuruyor. (M. ne de en yakın bir melek giremez. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı. Giremezsin. Gönülden gönüle pencere vardır. "Ben Hakkım. bu nasıldır? Evet dedim. Bu âleme niçin indik. 334) Çünkü bana öğüt verdin." (Müminun Sûresi. dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. saçılıp döküleydi. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım. bu nasıl olur? . Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir. Etimle. Elif nereye sığar. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin.) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin. Sana saygı gösteriyorlar. Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. fakat sana cevap veremem. Allahsına erişiyor. 21) buyuruyor. ona uyarlar.A. Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir. Zevkini ancak o çıkarır. Ancak er odur ki. dediler. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken. çaresizdir. parmak kaldırdı. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır.

demiş. Onu Allah yargılasın dedi. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu. Kötülük yapma." buyurmuştur. o niçin vahyetti diyor. diye sorar. der. o da aynı cevabı alır. yahut yağ asırır. seni yalnız buldum. Nasıl ki o hikmet ehli zat.) ona ne konuştuksa konuştuk der.Efendi. Ben dostları olmayan bir dostum. geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. Akıl da böylece gelir sorar. "Allah. Allah kalır. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. O Allah adamıdır. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun. bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. içindeki bal hep dökülmüştü. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. Seni kimsesiz buluyoruz. bildirdi. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. bir anda kaybolur.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir. namaza ve Allah katına yol bulasın. Çünkü Musa gördü ki. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün. bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü." Bir de. Bundan dolayı Musa. varlıktan her ne varsa hep orada idi. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. Hades. nefsi ile alışveriştedir. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır.A. Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. Dedim ki: Bu. bu kadar deniz yolculuğu yaptım. sorar ki. Hele bir hadiste. Hazreti Peygamber (S. "Ben. Yanar. yani sonradan meydana gelen şey. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. Bunu fırsat bilen Hintli köle. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. diye sordu. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti. 10) buyruldu. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. şimdi görüyorum ki. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi. içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim. kendi ruhu ile uğraşır. Asıl budur. evet. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var. ruhları tenlerden önce yarattı. ." (Necim Sûresi. Onun büyüklüğünü. Başka biri sus demiş.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. Evet her şey yok olur. O işten hoşnut ve memnundur. Adam. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. ruhu yok oluncaya kadar. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş. Haktan başka herşey orada idi. parmak parmak topladın. elbet de abdest almayı gerektirir. "Kendini bana göster" dileği. Çırak içinden kızar. çok kere gönül kırılır. Biri. dedi. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki.derler. seni yalnız bırakmışlar. gönül ehli olmalı." buyurmuştur. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. Denilebilir ki o gelir. herkes kendi halini anlatır. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa. (M. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. Hızırda. iriliğini anlatırmış. Daha başkaları aklı ile. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir. "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. O aslı. bütün dostlar." buyurulmuştur. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. fakat bir şey söyleyemezmiş. o sana söyledikleri ne idi. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. Benim işim değildir. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. Ruhu gelir. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder. 337) Tabiat ehli olmamalı. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı. gönül sevinçlidir. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. selâm sana. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. Gönül ara. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. aradan kalkar. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir. O ışık. Kimi ruh ile ilgilenir. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım. elbet de tersine ve yanlış söylerler. "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz.

o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa. Sanki halkı yoldan çıkarmak. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı. 1) buyurulmuştur. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse.doğru yolu tutarsın. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi.Muhammed (S. Gökten şeker yağıyormuş. iki kere yere eğilir. yere bıraktırır. ancak adları söylendiği için meclis kızışır. İşte o adam birdenbire nasıl hafifler. karanlık kuruntular baş gösterirdi. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var. Nihayet gör ki. Dutun nurların en parlağı. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış. onu yürütür. onu zorla çamura sürüklerler. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur. bir imtihan geçirmeden kabul olunur. coşar. ben sana söylemiyorum. veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar.. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki. Kaç kere. Musa onu dilememiş olsun! (M.) öyle bir nurdur ki. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti. Sonra tekrar gölgeye daldı mı. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu. Kur an'da. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. panzehir ocağıdır. gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı. o çilede ve o zikir âleminde. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki. dedi. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar. . tatlılaşır.. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser. hem de inkâr etmiştir. kendiliğinden gelmez. Mansur. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım. diyor. hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana. "Hele. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. (M. içinde parlak düşünceler belirirdi. Diyelim ki onun durağı orasıdır. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur. Alemde hangi şey vardır ki. en üstünüdür. henüz gelişme yolunda olsun. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez.A. ey minber! der." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki. 338) Belki. Çünkü şeyh. onu da öylece benden kıskanırdınız. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz." (M. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz. "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe. atının dizginlerini benim elimden kapardınız. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil.

342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. Haccac. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz. en çok Hak ile dostluk ederdi. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. önceleri halktan çok sakmırdı. Buyurdu ki: "Beni halka satın.Ya rahat peşinde idin. Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir. Bir zındıkla gören de zındık olur. kadın huyludur. Çağdaş tefsirciyi ne Şems. Berrak ve temiz su. dedim. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. gayet sert ve zalim bir adam idi. Artık saygısızlıktan vaz geç. onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz. onlarla danışma yapalım.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf. Güzel söz. "Ne mutlu beni görenlere. iyiden kötüden çekinirdi. Tam olgunluk çağına erince. O altın gümüş peşindedir. Onlar büyük adam olmuşlar." buyurulmuştur. susamış bir insan arıyorum. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar. Ama Allah sözü değil. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm. Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. Emeviler devrinde Şam valisi. erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir. Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. tekrar bir nara atarak kendime geldim. Saygısızlık edersen git.(Ç)). Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. eşek köprüden geçsin." Bir söz söylüyordu.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). şeyh olmuşlar. Çizmelerimi giymek istedim. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır. ben o işin peşindeyim ki. dedi. nasıl edelim? (M. "Onlara danışın. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz. Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor. gözümü onunla aydınlat. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım. Ben para peşinde değilim. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş. Eğer sende saygı varsa gel. gözüme başka bir şey göründü. gökten yedi kapı açıldı. deyiver. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. Anladım ki. Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun. o direkler . yüksek bir ses işittim. diye sordum. Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. Allahm. Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar. kendimden geçmiş bir vaziyette idim. anlatılması imkânsızdır. Hem de öyle bir gerçek dost olur ki. ama düşüncelerine aykırı davranın. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu. hoş bir sözdür. iki damla yaş dök. yani Arap Muhammed şöyle der. eğer peygamberleri. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum. yahut da söz derleme sevdasında idin. Pilâvları getirmişler. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde. Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam.A. ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim. yüzünü yere koy. ama Allah güzellerinden değil. Olmaya ki. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki. Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır. Bu adam." buyurulmuştur. ne de Mevlâna sevmiyor. Nefis. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. dedim. Muhammed-i Razî. Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. yine kendimden geçtim." Yani. Orada kadınlar vardır. Bana bir ateş geldi. bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin. Hazreti Mustafa (S. Sunu da söyledi: (M. Emreden nefis. Hazreti Peygamber. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır. halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü. kendini sat! der. Kendimi bir bağda gördüm. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur.

yerine otur. henüz yeniyim. gizlice ona seslendim. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. Ben susuyordum. şaşılacak bir şey değil. Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. Ara sıra ne oldu? diyordum. Bir kaç gün sonra yine unuttu. Mevlâna'nın önüne koydular. dedim. sönmemiştir. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. yahut bozulur diye korkayım. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü. Ertesi sabah namazda idim. Ben. Çömlek değil ki murdar olur. bana güzel bir kadın bul. ona işaret ediyor. dersini okumaya başladı. bir tokat patlattım. bir kale duvarı üstüne kondu. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. (M. ikinci gün tekrar geldi.diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları. Hemen yere yuvarlandı. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. iman ışığı yüzünden fışkırıyor.mümin kulların ibadetleridir. Bana dost görünen biri vardı. dersini okumaya başladı. Orada dışarıdan biri işaret etti. Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu. size senet verelim. bunlar ne adam-larmış. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim. Önce ona bağırdım. . kalfa olacağım. dediler. Bir de o insana bak ki. hoş sesim var. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. dedi. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. Selâm sanaüstat! dedi. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. Bu sopayı aldım.Öğrencilerden birini çağırdı. ya çamura düşer. Annesi. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum. (M. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz. dedim. şakalaşmak. Ona seslendim. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim. ötekine çimdik atar. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner. diye mırıldanıyordu. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. ikinci. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. Ben müezzinlik ederim. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı. boyuna aşık atıyorlardı. dedim. Hayret ettim. Adam yerinde donakaldı. bu sönmez. öyle bir toprak çömlek ki. ışık saçan iri gözleri vardı. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. bir hamalın sırtında evine gönderdiler. kırıldı. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz. yere vurul-sa kırılmaz. Yanına havadan iki kişi geldi. fakat kuş uçup gitti. Bir toprak çömlek ki. Kitabı önümde açtı. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım. Bir gün geldi. müridlik davasında idi.etrafında bakışıyorlardı. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım. üç yüz isterse sen dört yüz ver. bir kenarından biraz yırtılmıştı. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. ödü koptu. aman bana yardım et. ne kadar uzak olduğunu anladı. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. ayağıma kapanarak. üstat diyorlardı. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. Hoca Reis. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada. dedi. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. sonra da falakaya yatırdım. biraz sonra yerinden sıçradı. oynamak istedi. nihayet çocuğu kaldırdılar. babası geldiler. Dışarda aşık oynadığını söylediler. Arkası bu tarafa dönüktü. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. ellerini kanattım. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. benim bir canım var ama. (M. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. Ya boynu kopar. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi.

"Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum. hoş bir sesle ezan okuyordu. öğütçüdür ne bilir derler. gizli hikmetler söyleşir. sakal ve bıyığının yalancı şahididir. Bundan sonra bir tek söz söyledim. ayaklarını sarar. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu. . bıyığı ile öğünürlerdi.dedim. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. öyle korkusuzdu ki." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. Onu falakaya çektiler. Selâm sana. elleri titredi. kalk gidelim. Hemen yere yuvarlandı. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar. çok saygılar gösterdi. Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü. Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. öyle cesaretli. yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı.bahsetsem. Aman üstat. kupkuru kesildi. Her ne derlerse desinler. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu. bir ay dışarı çıkmadı.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi. rengi uçtu. Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. Beyit: Erliği. Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir. Allah! dedi. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. ona söverdi. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. Bundan sonra bir daha gelmedi. Onun sakalı. ne de büyükten. dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar. Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim. insafsızlığı pek ileri götürürlerdi. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. Bunun mânası nedir. taş atardı. Kalk diyordum. bu. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. diye annesine babasına yalvarıyordu. 346) Üstada gidiyorum dedi. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. ötekilerde ses çıkarmadı. Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. Sen niçin içmezsin dedi. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. Şehrin şahından . Anne ve babası dua ediyorlar. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. sen müritlerin önünde içki içersin. Uçuruma gidiyorsun dikkat et. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. hem de diyorlardı ki. Nihayet yine evine götürdüler. Artık işini bulmuştu. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur. (M. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. Benim ne olacağımı. "O sizinle beraberdir. kitabının yanına götürdüm. O beni yola getirdi. ben bu işe katılmam. Geldi. daha saygılı olmuştu. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. Bunu yapamam dedi. ondan yoksundur. Çünkü erlikleri yoktur. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun. Onlarla birlikte sırlar konuşur. bundan sonra da sopayı suya koydum. o benim efendimdir. Öyle yumuşadı ki. Beni tekrar mektebe götürün. 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. ama ben içmem.renkten renge giriyor. dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . üç defa elini alnına götürdü. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin. Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. 57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. Önüne vardım. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. O vaizdir. küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. Sonra kendi özel hücresine davet etti." (K. Kalfa da bir kaç sopa vurdu.

benim en yakın arkadaşım sensin dedi. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. Yoksa yolda kalırsın. emrindeyim. . Ey kahpecik! dedi. Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. Kendi kendine. hemen hazineye gitti. onun varlığında yürürsün. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. tavan. Yerinden sıçradı. Yarabbi onları günahtan kurtar. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. Akıl gerektir ki. Güzel bir kitap beş akçeye satılır. Halim şu durumdadır. O insafsız bu makamda bizdendir. ecel kılıcından hem başını. derim. müderrisler. kızı altına çekti. Burada dava boş lâftır. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim. dedi bir komşu ile. meseleyi açtı. Bugün gece sularında bana gelir. fitne ve fesata sebep olan. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. 348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın. Çünkü herkes kitaptan anlamaz. ellerin. demiri yırtar." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır. delik deşik eder. "Maktul" Şahabeddin de derler). Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. Belki bilmiyorduk. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi. Bu gün din âleminde de iş böyledir. Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. (M. Ama geline yaklaşamadı. hem de külahını kurtarır. dostluk iddiasında bulunmazlar. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. bilgiden üstün olsun. hayır gitmiyordu. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim. iğneci. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. Sen biz olunca ulu Allahnın. 350) Güzel söylüyorsun. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. Söz onlardan da geçerdi. Yolcu şu cevabı verdi: (M. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. Yer. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır. Kıskandılar. Ama hemen pişman oldu. Çok düşkün bir durumda kaldı. bunu hiç kimse anlayamaz. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik. Kâfirleri şu cihetten severim ki. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. Dost çok iyidir. İğneci yiğitçe yaklaştı. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi. Bu Şahabeddin istiyordu ki. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. Daha fazlası da işe yaramazdı. benden selâm söyle. figan sesleri yükseldi.Yukarıda sözü geçen delikanlı. o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. benim elbisemi giyersin. alt tarafı yalan olur. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. (Açıkça) biz kâfiriz. Lâfı çok uzatırsak. şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. yasaktır. Bahtiyar odur ki. kendini onda yok edersin. (M. Allahyı görürsen. Simdi gel artık el ele tutuşalım. Düğün dernek yapıldı. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. içinde bir öfke duydu. Ey kadılar. cezayı gerektirir. feryat. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. Gizlice kırk dinara satın aldılar. Düşmanların tuzağı açığa çıktı." (Kadir Sûresi. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. Koca. O kalmazsa sen de kalmazsın. Başını kestiler. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. Sahabeddin-i Sühreverdî. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. kapının dışında idi. Dost odur ki. Atlı yaklaşınca yolcuya. Mektup okununca sarığı aşağı düştü.hay hay! dedi. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin. düşmanız derler. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. hâkim olsun. (ona. aralık hep askerlerle dolu. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı. Nasıl ki. bir bağıştır.

ancak o ve onun Allahsı bilir. Çoktandır sürmemiştin. işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. davet nereyedir? (M. ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. Derler ki: Simdi git. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi. istiyordum ki. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. der. Hem davet ediyorsun. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. Allahı görsün. Muhammed (S. bizi hem var. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin. daha kuvvetlidir. Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. Ben bunu yiyemem. Şeyh ibrahim. var ve yok eden mi daha güçlü. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. gözünü açsın. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki. Eren de şaşkına döndü. yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. der. kabuğunu soyun. (M.Bugün sen de. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. temizleyin. kırılmış olarak getirin. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder.A. bu tasarrufu bırak ki. ama bu Şems'in yüzü kararmaz. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. misafirin önüne koyarlar. bu cevize benzemiyor." (Şems Sûresi. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur. Ben böylesin! hiç görmedim. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. ağaca çıkar. İyi insan dert ortağı olur. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. o makam ancak. davetin tam kendisidir. Bunun ne olduğunu Allah bilir. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır.) bizim perdedarımızdır. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm. aynı Kabe'de. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır. Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. bunu tanırım. bir gün . benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. O şaşkın ve perişan idi. Biri diyordu ki. şeyhi meyhanede gördüğün halde. diyecek kadar hoşgörürlük varsa. buyur derler. Aleme tek başına geldin. Muhammed'i gör ki. 353) Evet dedim. 351) Yap. Onun hiç bir sebebi yoktur. yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. bir kere bu sende onu aynı münacaatta. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun. tatlı bir insan olur. Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. Bir zaman kabahati feleğe yükler. ben bu işin sırrını bilmem. (M. iyi insan cana yakın. bütün bu varlık Allahındır.

başcağızın kucaklar. hayır der. doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. Allah bana bilgi vermiştir. Sen nasıl müritsin ki. Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. Mümin. Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. gözlerini öperdi. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir. işaretten anlamıyorsun dedim. Çünkü açıkça görüyorum. Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. ama o seni incitmesin. onların haline bakalım. tadıyorum. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim. Başkaları sarhoş olur. hiç tatlılaşmaz. Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. Bu gün mümin olan yoksun değildir. bende o velilik yoktur. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz. ister Muhammed (S. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum. Ben buna ancak gülerim. Yoksa aslında bilerek değildir. Allahnın öyle kulları vardır ki. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde. Aslından değil. Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. bir gün de Allahya çatar. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. bu acıları ben verdim sen çek. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. Bir kere Allah yoktur der. der. Kiliseye de uğrayalım. bunu yine ben onarırım. değişik olmayaydı. . Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın. onları da gözden geçirelim. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. oradaki biçareleri görelim. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. bir başka şey doğdu. ah vah ederek karşınıza gelir. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun. Biri gedi. ayakları titreye titreye. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. yiyorum. ister Muhammed'den başkası. bir gün bahtına. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. kulluk eder. (M. Onu bütün açıklığı ile görmekten. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. (M.Konuşurken bazan karanlık. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. (Ben) sözü ile konuşur. diye sızlanmaya başlar. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. Bu vasıflar. dedi. dışarı kaçarlar. daima olumsuz düşünür. O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. vehimlerle karışık sözler söyler. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. Ben ye demem. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. bir gece sıkıntı çeker. rahatsızlık veriyor. diğer bir sefer de ispat eder. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. öteki eliyle de duvarı tutarak. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey.) olsun. Onu ancak ben yaparım. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. der. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. Dilimin ucuna geldi.zamaneye. Allah kulları. Nasıl pişeyim? dedi. O velilik ancak Allahtandır ki. Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. Gerek ki sen pişesin! dedim. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz. Benliğinde hiç şüphesi yoktur. Zındık ise. Cevap verdim. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. perdeye yapışmış olan kimsedir. Allah huzurunda nikabmı atmış. ama o küpün başında oturur. bundan ne şüphem olabilir der. inkâr eder. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler.A. 354) Benim işime kimse takat getirmez. sonu iyi olur dedim. çocuktur. İster iyi ister kötü olsunlar.

Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun." anlamındaki . Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar. Kurban ol ki. yani Allaha yaklaşmak içindir. gerekirse gideyim. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. Mademki itiraz etmek gerekmez. Şiir: Ne kimsenin uşağı. yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. Tanıdıklar.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. ona sen yemin edeceksin. Davalı tarafın tanığı yoktur. "Allahu Ekber" demek kurban. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. bana gerektir ki serbest davranayım. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. Ama onlara uymazdı. Çünkü bana hayat lâzım. başını ayağını sallamaya başlar. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. 35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. kadıya şikâyete gider. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. ben bunu yapamam. namazda konuşulmaz. onun şöyle olmalı. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar. ama münafıklar. Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. Hem de olmamalı diyorsun. böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. Bu ona benzemez. kurtulasın dedim. (M. Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar. Namazda. Ayak pabuç içinde yerleşince. yani Allah uludur diyorsun. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. Ama sizden faydalandığım gibi değil. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. Halbuki. Müridin yolu bu değildir. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. "Benim velilerim kubbelerim altındadır. Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. onları benden başkaları bilmezler. Dedim ki: O yapmadı. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. kurusa da incinmez. rükûa varırdı. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. ben de sana öğretiyorum. Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. ne efendisi olur. ötesini Allah bilir. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. Ya hizmetçi olurum. (M. olmayanları gösteresiniz. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar. derler. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. Bayatlayınca iş zorlaşır. Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz. Adamın biri. sus der. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. yabancılar etrafıma toplanır. gerekirse oturayım. Çünkü bunu sen de yapıyorsun. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. Fedakârlıklar gösterirler. Allah demelisin. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. canı gider. ben sınamaya devam ederim. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. Ben ondan çok faydalandım. (M. billahi de. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir.

Onları da kendileri bilir. Arayanlar bir Lahavle çekti. Bir gün Sultanın kızı hamama gelmiş. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler. Allahya söz veriyor eğer bu defa kendimi kurtarırsam bundan sonra bütün ömrüm boyunca böyle bir iş yapmam.Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. Vaizin minber üstünde. Tam bu sırada bir ses daha geldi. hafızın minder üstünde. arka arkaya secdeye kapanıyor.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. küpe bulundu dediler. sonradan yaratılmış bir varlıktır. ama tam bir erkekmiş. . "Ey iman edenler. Mısra: Ev sevgili. Şimdi araştırma sırası bana gelecek diye sızlanıyor. Görmediğin şeyden ne dem vuruyorsun? Nihayet ben senin babanım. Aklı başından gitmişti. Şiir: Her işin tam vakti gelmedikçe Sana dostun dostluğu fayda vermez. Çavuşlar hamamın kubbesini ve içini. dinleyenlerin. O hadis. ama onlardan haberim var. Niçin vakitsiz uyuyorsunuz ki beni oğul görüyor. Tam otuz yıl bu işte çalışmış. diyor. her tarafını sarmışlar. ondan bir şey gelmez. o görüş? Madem ki görüyorsun nerede o? NASUH TÖVBESİ (M. evin kapısına gelir. nerede Her şey ondan nur almıştır. bundan böyle Nasuh kulun bir daha bu günahı işlemez. Herkesi aradık yalnız Nasuh kaldı onu da arayın. ister yer üstünde. Nasuh halvete girer korkudan titremeye başlar. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış. isterse yer ve göklerin ortasında. Derler ki: Nerede kendini görme. Onları kim görebilir? Onlar böylece Allah katındadırlar. Allahım bundan sonra bir daha kadın tellâklığı etmeyeceğim. ama içeriye girmeye gücü yetmez. senin Allahlığına sığınarak söz veriyorum. Bazıları bu Nasuh sözünün yorumlanmasında nefse dönmeyen şey demişlerdir. Ona ister levha üzerinde yazıldı diyelim. çavuşlara emir verilmiş hemen gidin hamamda hiç bir delik deşik kalmamak şartı ile araştırın! denilmiş. Eğer şu yükü benim sırtımdan kaldırırsan. Bir topluluk daha vardır ki. kör olduğunu bilmez. Bu hoş bir deyimdir. gözleri görür ve gördüklerini de bilirler. müridin. Nasuh. kendini de baba biliyorsun? dedim. Hadis. âşıkın bir hali. şeyhin ayrı ayrı halleri olduğu gibi mürşidin de bir hali. Bazıları da Nasuh. Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. Sırrını Allahya ısmarladı. Onları görmek dileyenler Allah Nazar'ına gelirler. bu yalvarış halinde iken içeriden bir ses geldi. Ama onu da nasipsiz bırakmak olmaz. maşukun bir hali vardır. 8) buyurulmuştur. dedi. Kadınlar hamamında tellâklık edermiş. Herkesin bir özel hali vardır. kulağındaki büyük yakut küpe kaybolmuş. MUHAMMED'İN OLDUĞU YERDE ADEM NE SÖYLEYEBİLİR? Aklın ayağı topaldır. Hakkı nasıl a'nlayabilir? Nasıl görebilir? Onun nazarında olan bu şahsı da hoşa giden her şey gibi hoş karşılarlar. yazılsın. Ben onlardan değilim. sen de benim oğlumsun. 359) Kur'an'da. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. Bir levha üzerinde bir Elif yazıldı." (Tahrim Sûresi.

Oğlunun neler öğrenmiş olduğunu görmek istiyor. Bu kardeş tam iki ay geceli gündüzlü yeni arkadaşı ile cenk hikâyeleri ve yiğitlik masalları konuştular. Onu küçüklükte huy edinmek gerektir. öteki uygunsuz. hırsız var diye feryat eder. o da hasta oldu. gidişleri de senin gidişinden başkadır. Çünkü bendeki gam onlara bulaşırsa dayanamazlar. O birtakım oyuncaklar. Başlarında başörtüsü."(Enam Sûresi. Buyurdu ki: Nasuh Tövbesi ile tövbe edin ki o tövbe otuz yıl yaşar hiç geri dönmez. kadın yapılı idi. aylar vardır. Nefis bir şeyin varlığıdır. Sen öyle bir insansın ki. kendi gamımı onlara ulaştırmak istemem. Şu halde kulluk. iç âleminden tekrar açıldı mı tecelli nuru belirir ve der ki.Nasuh'un hakkında kötü düşüncelere saptık dediler. beni açlıktan öldürüyorlardı. erkeklik törelerini öğretirdi. Kuran'da Adem Peygamberin lisanından. Bütün halkı sağlık yoluna çağırdı. mahalle halkı da onunla birlikte hırsız var. gitti. Kendini aradan çıkarınca da onu ispat etmiş oldu. ancak yüzünü yıkarken okunur. "Yarabbi biz nefislerimize zulmettik. 362) Bir padişahın iki oğlu vardı. güneşler. (M. kötü huylu. Bende öyle bir kuvvet vardır ki. Hayal. saz âlemine giderim ama Allah yolunda on para vermem. oyuncaklar önlerinde. öğretmen arkadaş da ötekinin zoru ile sarığını çıkarmış yere atmış. Sen benim nefsimdekini bilirsin. Halbuki İbrahim ben batan şeyleri sevmem dedi. Bir iş yapar sanır ki düzeltmeyolu kendi işidir. "Yüzümü yerleri ve gökleri yaratan Tan |rıya yönelttim. Nerede o İbrahim yaratılışh insan ki. Bu a