P. 1
MAKALAT-I_SEMS-I_TEBRIZI

MAKALAT-I_SEMS-I_TEBRIZI

|Views: 269|Likes:
Yayınlayan: Cüneyt Gürgenç

More info:

Published by: Cüneyt Gürgenç on Mar 05, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/22/2013

pdf

text

original

ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki. hepsinden daha yetkili konuşur. eli vergili.'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir.» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm. Adam o sırada. üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü. telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki. ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar. onlardan daha üstün. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır. ayıptır söylemesi. sarığını. ruh âleminin manasına erebilmektedir. geceleri uyumazdı. gönlü isterse. 77. fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık. ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur. 'Dostum gitme. sentaks. Gerekirse. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm. Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum. Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. Yoksa. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir. (M. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. Karanlıkta dama doğru yürüdü.' dediler. beni dinlerken. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış. «O. mum gibi erimeye başladı. din bilgisinde. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu. daima uyanık gönüllüydü.' dedi. 'Bizim güneşimiz. temel bilgilerde. onu hiç unutamadı.» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım. onlardan daha lâtiftir. halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı. duman gibi kendini yok etmeye çalış. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu. Asıl zevk. orada yerleşmiş. Bunu seyreden aziz derviş. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir. gramer. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. Alâeddin. dördüncü kat göğe kadar çıktım. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem.» (Şems-i Tebrizî. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü. 'Ben sana yabancı değilim. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak.Kemal'e baş vurdu.' dedi. onun. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir. M. Benim önümde. O . O makamın kutsal sakinleri.' Hemen kavuğunu. tartışır. Konuşmalar. nasıl anlatayım.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. Bütün fenlerde. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur. 48). onlardan daha zevkli. Devletşah diyor ki.

o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. susuzluğu o kadar derindir ki. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî. Bir kısım Konyalılar da. sıhhatinin bozulmasına yol açtı. Eflâkî'ye göre Mevlânâ. kudretinin. müderrislik.» Bazıları da. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız.» diyorlardı. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems.). yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ.» der. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun. aksine.' dediği halde Bayezid.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. hep onun işaretlerine dönük. sohbet arkadaşları yapıyor. güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. O. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır.).A. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. bir nağra atarak yere yıkılır. Şemseddin. gece gündüz. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır. Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S. Neredeyse o . Konya şeyhleri arasında bir sofi de. ona. «Bize. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S. her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. «Bu ne sorudur?» der. Şems yol üzerinde beklemekte. onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır. en yücesidir. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S. onun. aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır.A. Mevlânâ bir katıra binmiş. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa.' diye hep özlem duyar. Tebrizlilerin uydusu haline geldi. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. cihan varlıklarının en büyüğüdür. Dış âlemle ilişkisini kesmiş. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması. Ama.A. irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında. artık başka bir âleme dalmıştı. hep onunla göz göze diz dize idi. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür. Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner. sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde. namaz. o zaman da suya kandığından söz eder. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. hiç dışarı çıkmazlar.' diye öğünmüştür?» Mevlânâ. bütün normal işlerini. bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş. oruç. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu. Kimseyle konuşmuyor.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı. Mevlânâ'yı sorar. sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır.» diyorlardı. hakkındaki bu dedikoduları. müftülük. ibadet ve sohbetle meşgul olur.» diye halkı ayaklandırıyordu. büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. Bu ayrılık süresi.A. hep gam. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems. Derken belirli vakit gelir. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü. Şu sebepten ki. meslislere gitmek istemiyor. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını. selâm verir ve «Hemen söyle bana. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları. talebesi.). her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. kayıplara karıştı. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. katırın dizginine yapışır. 'Beni ululayın şanım ne yücedir. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından. Hakkın yüceliğinin. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki. her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı.

diri gönüllü bir dervişe rastladım. hâkim ve mahkûmlarla doldu. sen otur da seyret. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. «Benden selâm götür. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç. Sultan Ve-led. kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. Mevlânâ. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar. Öyle bir derviş ki. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. saygı göstermekten geri durmazlardı. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri. bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a .» diye çok yalvardılar. büyücülükle suya düğüm vurur. O. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. birkaç yük değerli hediye. babasının işaret ettiği hana gitti. et. Bir kere onun cemali parlayınca.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz. «Umarız ki. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi. ger. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. kudretli. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur. Gidin ey yoldaşlar. Şems'in odası önünde edeple durdular. bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi. bu İsrarlar karşısında dayanamadı. Oraya varır varmaz. Şems. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. mum gibi erimeye başladım. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. Bu mektup Şemseddin'den idi.» dedi. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi. Aman ne olur. Cadılıkla. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. yaratıcı. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. bilginlerden. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle. halktan emirlerden. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle. Sultan Velecl. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın. Mevlana'yı çok üzüyordu. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. yirmi nefer atlı. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. sizi atlatır. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. âşıkane secdeler et. havayı bağlar. güzellerin güzelliği hiç kalır. Mevlânâ'hm mektubunu. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. can da o viranenin baykuşu oldu. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. bu zaif hayır duası ile meşguldür.

' der. hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı. Şems. Bir süre durduktan sonra. bir gün. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış. «Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki. Şam sevgilisine can vermiş.Şems. Bir müddet ondan. Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır. ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak.' diyerek dışarı çıkar. Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış.» diye feryada başladı. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz. Bu olay. odasını bomboş bulunca dayanamadı. dedi. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu. Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. 'Beni öldürmek istiyorlar. Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. 645 hicret yılı . Bu ikinci gelişte. teşekkür etmiştir. yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz. o hakikat güneşinden bir haber beklediler. ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın. Şems. Ne yazık ki. onu fırsat buldukça küçümsemekten. hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı. içinde bir perşembe gününe rastlar. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. gönül bağlamışız. Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. hemen bir bıçak . Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. hiç kimse izimi tozumu bulamayacak. Öte tarafta Şems'i sevmeyenler.» dedi. Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu. Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti. sevindi. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. bu saldırılara bir zaman katlandı. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı. dedikoduya. Yüksek sesle. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. özgür oldu. ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti. Rum Ülkesinden Şam tarafına. sövüp saymaya başladılar. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin.

Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. «Oğlum Şemseddin. Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. Baba Kemal. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler. Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. her günkü doğuşlarını şiirlerle. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu. .)de. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor. Bir gün. onun. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir. onu da çileye oturttu. biri birini tutmayan rivayetlerdendir. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra. Eflâkî. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. İbrahim Fahreddin. Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır. Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi. Dest tarafından Türkistan'a gitti. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in. Ama olayın bir de mantık yönü vardır. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. Şam'da aylarca Şemsi araması. Şeyhi.saplarlar. Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur. Şemseddin. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa. Fakat bende bu cihet eksiktir. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu. Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin. Hüseyin bin Hasan. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. gazellerle ifade ediyordu. şu cevabı verdi: «Ben. hep Medresesinde dönüp dolaşır. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş. Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî. onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki.

o. bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. Ahmed Gazalî'yi. o da. Şeyh. o şahın hizmeti İçindir. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. hafif ruhlu olur. Ebûbekr Nessacı. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır.. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. edep kaynağından bize varlık verdi. hep ağlar gezer. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. Ariflerin Menkıbeleri'nde. Davud. o. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî. Nasıl ki Konuşmalar'da da . Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar. Şiblî'yl. Nasıl ki. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez. neşeden ağır başlı. onun şu anlamdaki gazeli de. Maruf-u Kerhî'yi. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. Mevlânâ Celâleddin'i. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki. o. o.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. Maruf. Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. yardımlar. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. Hasan-ı Basrî. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur. o. dervişlik geleneklerine aykırı görür. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır. Bahaeddin Veled. o. Öte yandan. Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. gönülleri hep o tarafa çeker. o. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi.» demiş. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. Şems'in yanıp yakılmasını. Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. Sultan Veled'i irşad etmiştir. okudukça durmadan duygulanır. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu. «Sevgili evlâdım. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında. müridinin alnından öperek. Onun şiirlerinin. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki. Muhammed Zeccac'ı. Tebrizî de. sen artık dilediğin mertebeyi buldun. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. Serîi Sakatî'yi. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. Bu da. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı. Cüneyd-i Bağdadî'yi. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. o. yaş dökermiş. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu. Şeyhe şikâyet ederler. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. Hasan-ı Basrî'yi. ondan filizlendi o. Büyük bir ihtimale göre Halep. Eflâkî'nin yazdığına göre de. o da. Allahsal inayetler. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar. Habib-i Acemiyî. Davud-u Taî'yi. Ahmed Hatibî'yi. Onun aşkının okşayışları. bunu okumaktan pek hoşlanır. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. Şemseddin-i Tebrizî'yi. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o.

Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. Ebû Ali Rubarî'ye. Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. o. Şemsin Suriye. Ebû Ali Kâtib'in. Maruf-u Telhî'nin. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış. o da. Ebul Necip Sühreverdî'nin.i Sakatî'ye. ondan. çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. o. ondan. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. o. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman.A. Şeyh Ahmed Gazalî'nin. Nasıl ki. Ebû Osman Mağribî'nin. o. ondan. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu. Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . Ebul Necip Sühreverdî'nin. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî). Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. o. Allahdan idi. Habib-i Acemî'nin. o. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. dargınlıklara yol açan. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in.şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. o. Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Ebû Ali Rubârî'nin. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. o. o. Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî. o. Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. Ebû Ali Rubârî'nin. Serî. Ebûbekr Nes-sac'ın. ondan da. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577). o. Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. Maruf-u Kerhî'nin. ondan da. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında. o. ikinci yoldan da. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. o da. Dâvud-u Taî'nin. Şems. Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır. ondan. o. Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. Alâeddin.) sohbetinden feyz almıştır. o da Hazreti Muhammed'in (S. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu. Birinci yoldan. Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. Hasan Basrînin. ondan. Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. o da. Gerek gördüğü bu hakaretlerden. o. Cüneyd'in. ondan. o. Ebû Ali Kâtib' in. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre. ondan. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. ondan. o. Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. o. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. Şems'in. ondan Maruf-u Kerhî'ye. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir. SerîJ Sakatî'nin. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. Bu Rükneddin. o. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de. Ebû Osman Mağribî'nin. Serî-i Sakatî'nin. o. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. Mevlânâ. o. bu doğru değildir. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. Ahmed Gazalî'ye. Çünkü bütün tezkereciler.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. Cüneyd-i Bağdadî'nin. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a.» Bu o demektir ki.

Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN . ulu Allahdan başarılar dilerim.başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler. şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. Bu mektupta. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir. Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya. Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını. 12/12/1973. oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü. onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü. Şems-i Tebrizî'ye gelince. Aziz arkadaşım Prof. düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler. Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz.

O âyetindeki nükte de buna işarettir. İşte o aşk'tır". belki o gözleri kavrar. 103).» (Mâide.BİRİNCİ BÖLÜM (M. Ama sen ona niyaz götür ki. Kadimden sana bir şey erişir. Hak kadim'dir. sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir. kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki. Hadis. hiç kimseden bir şey beklemez.» (En'am sûresi. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü.» (Mâide sûresi. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek.» (En'am. canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar. o latiftir. niyaz'sızdır. kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede. niyazsız olan o dergâh niyazı sever. nasıl ki Kuran'da. gözleri kavrar. işte bu sevginin etkisine işarettir. Allah da onları sever. başlangıcı olmayan varlıktır. Allah yolunda savaşırlar. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. . Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki. O kadimden kadimi görürsün. kâfirlere karşı güçlüdürler. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin. her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki. 54) nükteleri. Kovucuların dedikodusundan çekinmezler. her şeyi bilici ve görücüdür. «O. 103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz. Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir. «Onlar Allahyı severler. Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama.

dostun dostuyum. bahaneyi aynada buluyor. «Hâşâ. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki. «Ey üstat. (M. Sen ki doğrusun. O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın. eğilimi daima hakka doğrudur. 3) Hemen kırmayı düşündü. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. «aynayı getir artık sabrım kalmadı. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü.» Dedi ki: Şimdi ey dost. «Ben gönlü kırıkların yanındayım. Ama bunu yapamadı. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi. Buna tanıklar.» dedi. aynayı eline vereyim. Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir. Şimdi diyorum ki.» Ayna işi ince bir iştir. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin. «Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. Şûra sûresi. belki ihtimal vermezsin. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir. istedi ki yere vursun. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin. Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem. Ben de velinin velisi. sözünü kıramıyorum. deliller gösterdi. «Keski. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum. 15) buyuruyor. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır. o tanıklar ve para cezaları olmayaydı. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma. Dedim ki haydi öyle olsun. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil. ancak Mevlânâ. O hal diliyle der ki. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu. «Bu elbette olmaz. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. Bu ayna. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. onu daima okşardı.» dedi «o şartlar. çünkü o benim dostumdur. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler. . Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir.» dedi. Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. oradan ayrılmak istemedik. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim.» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. Remizler. O sanır ki ayna ondan başkasıdır.» buyurulmadı mı? Sözün kısası. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın.» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk.Bana velî diyorlar. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar. onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. Hakkın kendisidir. 113. Şunu hatırla ki. bedeli bu kadardır. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır. Öteki kendi kendine. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. Bir defa ona desen ki. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz. «Eğer bu ayna iyi ise. doğru kal! Doğruluk göster. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar. bu bakımdan daha sağlamım. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi.» Tekrar gönlü razı olmadı. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer. en zor işler kolaylaştı. Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır. Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar.

Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. H. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. «O söylüyorsa kanını dökeriz. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır. Bir gün diyorum ki. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun. cihanın maskarası olmuşsun. odundan. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin. Evhad. harcadı. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben.» diye şaka yaptığın için incindi. Güzel sıfatları arasında utangaçlık. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır. güzel söz. Onlar. divan erleri bil selerdi kaparlardı. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir. ancak bu sözden başka bir söz işitir. maksada uygun düşsün. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu. «Başka şeyler işitiyorsun derim. giyecekten birşeyler gönderilsin. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. Şeyhlerin kuvveti başka başka olur. Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. Evet o da vardır. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. gönlüm ona yabancı kalamıyor. «Sen. hiç bir işi yok. sakınıyoruz. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun. Ona yetişmek için uğraşırım ve. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar. «o onu suçlandıramaz. «Sözü bugün söylemelidir. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun. İşte bu iyi bir alâmettir. bir temel üzerinde yürümek gerektir. Kışın üşümemesi için eskiden. Ancak undan.» dediler. onun hiç bir şeyi. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur. âlemin parmakla gösterilen adamı. senin sözün nedir. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. Doğru sözdür. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. sen de de söz varsa bana söyle. geniş meydan açıldı. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. Onun ancak iki hüneri vardı ki. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür. 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. (M. Bir aralık ben sana.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. «O bilir» dedim. o silahtar oğlu için. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. bugün bütün suçları işlemiştir. baş ka bir işi yoktur.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur. Ancak onun himmeti buna engel dir. kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez. kapılar açıldı. Ben de. «Konuş. söze gücüm yeter. Sen kimsin. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. Çünkü günahlar suçlar vardır ki. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz. nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim. Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. çok sağlam bir devlet sahibidir o. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd. işitir. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. Alâeddin de bir cim ri idi. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım. Musa' ya yakın değilsin. . anlat onları. Onun mutlu sözlerindendir.

hem çirkinlik yönümü anlasın. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır. onları başka âlemlerden dışarı götürür. mest eder. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir. ne Kuran'dır ne de hadistir. Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır.) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti. O. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür. Bu o demektir ki. şimdi elden gitti mi. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir. çirkin tarafımızı görmemişti. ikincisi de onu işleyene aittir. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir. Bir başka semâ da. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır. Bu da hal ehli erenlerin semaidir. Çünkü onların yaşama zevkini artırır. onlara göz yaşı. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir. onların öldürülmesini emir buyururlardı. Başka söz de hatırıma gelmiyor. Bu şeytan hayalidir. Mevlânâ'nın yüzü güzeldir. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. Cüneyd'e. burada melek hayalinin bize yeri yoktur. Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu. bunu başka bir dervişten sor. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir. A.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi. Hadiste.» buyurulmuştur. Hakka kavuşturur. yorumlar ve özür dileyerek der ki. aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana. beni olduğum gibi görsün. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki. Beş vakit namaz. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur. belki onlarla konuşamaz. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar. İncinme. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum. Ancak benim sözümdür. Hem güzellik yönümü. Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. başkalarının sohbetinden soğuması. Ramazan orucu nasıl farz ise.» diyor. 10 dervişin keremi idi.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. O. sebepten dolayı indirilmiştir. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. 5) Biri. açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye. O. öteki Mağrip'te harekete geçer.» diye şüpheli bir söz söyledi. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım. hoşlanmamasıdır. Gerçi bir sema vardır ki. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır. Bunların. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. o haramdır ve yasaktır. yoksa size kusur bulmak değil. yufka yüreklilik getirir. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş. (M. Her âyet ihtiyaca göre iner. gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz. o perde de. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar. Biri de. Dervişin biri onun mezarı başına gitti. eğer sahabe bunu kullansalardı.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz. çirkinliğimi gösteriyorum ki. yapılması farz olan semâdır. onların sohbetine katılamaz. Halbuki şarap haramdır. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar. Halbuki derviş sözü naziktir. Hazreti Muhammed de (S. Semâ. onun sözü değildi. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır. melek hayaline bile razı değiliz. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar.

deniz kuşlarının hali gibidir. «Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz. «Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam. Evet bütün bu sözler oraya dayanır. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. bir kubbe vardır. Ana tavuk etrafında çırpınır. onun suya girmesine imkân yoktur. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama. aşk bu bağları çözer Akıl der ki. Kimse bu halimi anlıyamadı. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran. alaylı bir kahkaha ile. İşte seninle ben de böyleyiz. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır. onu aramanın yolunu gösterir. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var. benim yurdum o denizdir. Nasıl 'ki. ne riyazat var ne de başka bir şey.» Öteki. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi. yavru hemen suya atlar. yüzünü kıbleye çevireceksin. tanıtan. kişilerin bağıdır. kümes kuşlarına karış.» dedi.» dedi. halim de. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz. Mısra: Bu gönül işidir. gelin. Vaiz öğüt verir. Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. biraz (M. biri balıktan bahsederken başka biri. Öteki. Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da. Şiir: Akıl. «Evet bilmezsin sen. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. gerçekleyen kimselerdir.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir. Onların sözleri de. her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir. açıklayan sözlerdir. okun düştüğü yerde hazine saklıdır. arkanı o kubbeye. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. bir ok atacaksın.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır. «Balığın şöyle iki bacağı vardır. hep biri birini tanıyan. ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar. Bana diyordu ki. bir birini tamamlayan. «Sen sus.» Şu hale göre. Peygamberler.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz. ama o kümes kuşudur. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. deveye benzer. Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. kafa işi değil. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. o daha uzaktadır.

kara kuşun kursağındadır. Derviş öldü. Biri dünya yönünden olur. Hallaç (Mansur). «Cimrilik ediyorsun. Cennete gider. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. insana kendini bile unutturur. onda hiç bir şey göremedi. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. Hekim. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da. selâmet gider. Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. imana gelir. ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim. ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir. ip ve urganlarla hünerler gösteren. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. yoksul bir zamanında satmıştı. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. sözlerine hayran olurlar. Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M. müminlerin ruhları ak kuşun. nasıl olur da . şüphe içinde gitti. Nasıl ki dünyaya kapılanlar. onun yüceliğini seyre dalarlar. Allah rızası için sever. yalnız şu kadar var ki o.Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar. 7) Benden ötürü.» sözü de bu anlamdadır. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. hatta cennette bile. Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. kıyamette de beni bulamazlar. içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona. aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. . Elini yüzüğüne götürdü.» anlamındaki yalvarışı olmayaydı.» der yahut da onu tutup. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. göğsünü yardı. Bunu satanları aradılar. bir zümre de yakın mertebesinde. Allah gayreti ile kin beslerler. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi. bu akiki. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler.onun elleri kuruma-dı.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. birer birer hekime kadar dayandı. tıpkı akik taşı gibi olmuştu. Şu kadar var ki. Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da. onu çok uzman bir hekime götürdüler. Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir. O. Demek oluyor ki. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir. bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. sevgiye tutulan dünyayı da. Kendini yokladı. Hastalandı. gönülleri sağlamdır. çocuklarınki serçelerin. Hele onu siyah bir aslana binmiş. diyeyim ki. Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki. Öyle bir insan ki. Hekim de geçen hikâyeyi anlattı. Bu ne hoş çekiştirme. Bana göre. Şeyh dedi ki: Halife. Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu. ayıklık yoktur. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. ahireti anmayı unuturlar. kâfirlerin ruhları da. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı. bu sözü söyledi mi. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür. O. nihayet müslüman gider. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun. onlar bunu bilmezler. doktor dervişin mezarını açtı. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü. dünyadan el çekmiştir. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. semâyı yasak etti. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. ahiret de dünya erlerine haramdır. Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur. «Dünya ahiret erlerine. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı. otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez. on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. ahireti de unutur.

O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti. Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi. «inandım.» Diyordu ki. ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. o zaten havadan ibarettir. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı.» diyen kimse büyük hata içindedir. «bari seninki öyle değil. lügattan anlar. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok. Boğulacağını anlayınca. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak. Nahiv'den (Sentaks). evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca. 12) buyurulmuştur. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. Çünkü o. hep yenecek şeylerden ibarettir. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M.» diyen Firavun gibi. Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın. «Bu zor iştir. Haccac ona. Onun azığı nefs ile olur. «Fetvada akıl hiç hata etmez.» dedi. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır. Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır.» dedim. ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi. Onu sıkıştırdım. Mucize de böyle yapar. niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin. Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir. niyazdan. ona güvenmiş. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. suçsuz idi. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı. Nihayet. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. batıla inanır. Hakkın âyetleri de böyle olur.» dedim. ondan da ileri geçmeye çalış ki. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. Ta ki bizden. böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir.Bil k! benim gözümden damlamıştır. «Aklın fetvası budur. Bunda. . Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. «Şüphe sevmektir. Nasıl ki. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin. Nihayet o.» diye yalvarıyordu. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki. Nasıl ki. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir. Sen kimsin ki.» Muhammed Güyani ona demişti ki. nuru ve ululuğu vardır. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış.» dedi. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin. hali gördü. Orasını Allah bilir. sana önceden bunu söylemek gerekirdi. başka bir renkte görülmüştü. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu. Şimdi mademki bu perde açılmıştır. on kat örtü içinde gizleseler. Nihayet o. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. «Ey kaltak bacılı.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. Âciz kalınca secdeye kapanırlar. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm. ondan sonra gidersin. Nasıl ki. Benim halimden haberi olmayanlar. şaşıla-<cak bir şey yoktur. o ki asılsız şeylere. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı. çok ağlamıştı. bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun. onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır.» dedi.» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş. onun arkasından yürür ve ona uyar. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı.» (Muhammed sûresi. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. başını çöllere çevirmiş. Kelâm bilgini Şahap Herive. «Evet konuşurum. onlar için gelmedim.

belki nefsinde velilik olan kimse velidir. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi. Olgun görüşlü olanlar.» derler. Gereklidir ki sen.» Şu hale göre. Şah kendi kendine. Belh Sultanlığından çekilmeden önce. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur. kudret sahibi olasın. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. ibrahim Ethem kendi kendine dediki. İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S. Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. Kendisinden bir haber çıkmadı. gürültüler işitti. suretten manaya gelelim: Ten. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı.A. Ömerin elindeki kâğıdı çekti. «Biz âciz kimseleriz. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış. Bu gidiş onun için ölüm değil. Diyordu ki: Can. dışarıya vuran bu ışığı görürler. A. Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah. «Divane misin?» dedi. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. «Bu hayatta ve bu dünyadayken. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri. Arifler.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler. Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi. Hazreti Ömer. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi. bu hevesle mallar bağışlıyor. ten ile kaynaşırsa belâya düşer. Bağıramıyor.). başım yastıktan kaldırmış. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates). Sözünde.(M. 10) yerinde kahır. . bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur. O tarafta mal görür. insan mahkum olmazsa hâkim olur. iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin. O kendisini. Bu âlemden gittikten sonra da. tamamiyle bir şeye verse idi. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. oraya gitmek için çırpınırdı. Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor. O gitti. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır.» görür demiyorum. dileklerini öteki alemden bekleseydi. Bekçiler davullara tokmaklar. Türlü zevkler bulur. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu. Allah gözle görülebilsin. 9) Ruhun güzelliğine erişmek. Şimdi gerektir ki. çubuklar vuruyor. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi. «Allah hazırdır. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. neyler üflüyor.» Bir gece taht üzerinde uyumuştu. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir. torunları. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz.» demezler.» ibrahim Ethem. bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. susmasında kahir (M. Canın. saygı görür. Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. o kudretlidir. benim izimden yürür idi. Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur. susacak yerde susasın. gürültüler koparıyorlardı.A. Hazreti Mustafa (S. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. «Ne yapayım?» diyordu. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. Can. dehşete düşürdü. beri tarafta cana yakın kadınlar. belki bir alemden öteki aleme göçerler. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz. Bunlar. canlar da onun arkasından gitti. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu.» buyurdular. dostlar elde eder. îhvanı Safa derneğinin. onun evlâdı. İbrahim Ethem. genel olarak bu iş çok zor görünür.). Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. tekrar yatmıştı. O. Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir. o zorlukta kalmazdı. cevap veresin. artık onun bir hasreti kalmaz. can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. ölüm başkadır. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir. azap olur. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. her sıfatta güçlü kuvvetli olasın. Hazreti Muhammed (S. Ancak dışarı vuran. cevap verecek yerde. Veliliğin manası nedir? Askerleri. belki hayat olurdu. göçme başka.

11) Bu öyle bir imtihandı ki. dünyaya hasreti daha azalmıştır. İşte o göçmeye ölüm denmez.» demek istiyordu. «Böyle değerli bir mücevheri parçaladın. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. «Hoştur. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez. «Ahin. güzel mi?» dedi.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. ama «Ey köle al şunu. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir. «Hoş mudur?» deyince de. o iş iyi bir iştir. Sultan Mahmud (Gazneli). bu ona bin kere daha hoş gelirdi. hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin. halinin açık ifadesini onda bulursun. yine fazla bif söz katmadan. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar. perdeciye bir mücevher vermişti.» dedi. imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı. Bu konuda. ölüme hazır.» Sultan.» dedi. «Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin. Halbuki. Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa. iş onların . içinde aklın. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. «Sultan» sözünden gücenirdi. gerçek Allah erlerinden. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz. Ayaz. Ayaza yaraşır. kolunun içinde saklamıştı. (M. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. Dilediği gibi söyler. Padişah. ölümü dileyiniz. Sultan. Şahın bütün mülkü. Padişahtan. gök bilginleri. Padişah. «Şahın heybetinden titremek.» diye korkuyor. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik. titriyordu. onun dünya hasreti daha çok artmıştır.» dedi. benliğim senin benliğinle dolmuştur. Bu şimdi hazineye yaraşır. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. Nasıl ki Allah.» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi. Şu halde.» (Cuma sûresi.İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez. Ama o daracık evden geniş bir eve. ölüme âşık olursun. filozoflar. mücevheri aldı. Sultan. en uygun hareket bağışlamaktır. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış. saf bir nur gibi onu bekleyesin. Nitekim Allah Kuran'da. Perdeci. Padişaha bakarak. Doğrusuna bakılırsa. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. akar sular vardır. Onun Sarayında yetişmiş. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım.» der gibi.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. Edep dışı bir söz olur.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. «Niçin titriyorsunuz. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir. Ayaz. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince. Allah. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. Kuran'da haber veriyor. «O halde. onu süzüyor. kır bunu!» dedi. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez. Gerektir ki. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır. Perdeciye sorar. Bu parlak bir aynadır ki. Öyle bir Allah ki. «Peki. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. Her taraftan ahlar. Ayaz. Bu söz ayna gibi parlaktır. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler. «Ey yumuşak huylu Sultan. içinde bahçeler1. büyük bir saraya göçer.» demedi. feryadın ne yeri?» var dedi. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur. bunu sana mutlu kılsın.» Mücevher beri tarafa geldi. bu mücevherin dörtte birini bile değmez. şu halde hazırlıklı ol. feryatlar yükseliyordu. Ayaz. Ayaz'a dönerek âdeti dışında. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor. «Nasıl. Şah içinden. «Ey Sultan şu mücevheri al. edep terbiye öğrenmiş.» diyordu. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. vezirin vekilidir. Allahyı aramaya o zaman koyulursun. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa.6) Şu var ki.

«Nebilerin haline (M. O. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz. «Zaten ben de onu arıyorum. O. Mevlânâ. gözü ayıp ve kusur aramaz. (Ç. Burada. insan. Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. Senden.» demekle yetinirler. «Ey Allahm. görüşüne göre. Bazılarının da karınlarına kan dolar. bir gerçek Cebriye. o ölümsüzdür. işini gücünü bırakır. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. Nebiler. yaptığı işin yaratıcısıdır. böylece onları seyretmektedir. «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. Sonra gönlü daralır. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum. Bir insan da vardır ki. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin. «Ne beyaz. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur. onu sevin ki. diye bekleriz. bakalım Allah ne buyurur. asın beni. çok mal feda etti. Zaman zaman bir köye gider. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. alınyazısıdır ve değişmez. Eğer sen. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. oradan acele acele geçtiklerini görür. Âşıkta can korkusu yoktur. (Ç. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter. Kendisine. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. Haktan bir istekte bulundular. belirmeye başladı mı?» diye düşünür. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin. yani alın yazınız böyledir. Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir. Evet. bir gün dükkânını. Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. bir dilekten ibarettir. bütün âlemi sular kaplasa. Sonunda. «İnandık ve gerçekledik. o âlemden aşağı inmişler. kul. işinde (Determinizm) mecburdur. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur. İşte bunu söylemek. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü.)). «Acaba bendeki. «Seni asacaklar. beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir.» derler. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. Onlar. O anma ve araştırma ki. tezgâhını terk eder. bu. malın mülkün de değeri yoktur. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. O âlem de. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar. İyi adamın gözü ayıbı görmez. Bu yolda başları dönmüş. Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı. Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul. Bu hal bütün hünerlerini örter. yatarız. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür. nebilerin işi değildir. ne de adımlarını sıklaştırır. Gündüzleri gizlice oruç tutar. O. bir taraftan şikâyet eder. Bu değişiklik de Cebir yönündendir.» dediler. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. ince manalar vardır. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler.» Değişik. renk renk yazılar yazmamaya bak. Öyle bir insana. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. her ikisi birlikte toprağın altına giderler. öteki taraftan. hareketinde. Başkaları ne anlar? Cebriyede de. biz de duayı artıralım.» deseler. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar.» der. bir dilek dilemediler ancak «İnandık. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. Gerçek aşk için söylüyorum.dediği gibi değildir. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki. Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye. «Beni besle. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun.)). Hak yolunu arıyordu. İbrahim Ethem. O. Hakkı arama . Ama veliler. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez. serbesttir. Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse. Bunlar isterler ki. bir de taklitçi Cebriye vardır.

Olmıya ki. bir takım sınıflara ayrılırlar. bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. îşe baştan başlamak gerek. bir yıl bu huyunu terk et. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu. «Doğru söylüyorsun. Şimdi mademki o bir ateştir. Buna. Bu öğütü canında sakla. O. yani vezirin gözünü öpmekle. O havadan geçinmeyi bırak. Yukarıda sözü geçen vezir. Sen heva ve heves için yaratılmadın. heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. O. O diler ki. reyhanlar. Bu söz ona erişince hoşlanır. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. bir âşıkm «Keski olsaydı. Şah. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. 13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. Seni canımda saklıyorum. üstü başı yenilenir. Heva ve heves bahsinde kalmıştık. bu zamana şeyhlerinin. Bunu bir divane bile söylemez. âşıklarının başına değişmem. çeşitlidir denilemez. oyunlarının bv yalan söylerler. Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir. artık herkesle şakalaşır. işine gider. . O nura koştu ama ateşe düştü.hususunda yükselmiş bir ses değildir. O. o başka demek imkânsızdır. yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur. Ateşe gider ama nura düşer. Bu yönden. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. onları gözetmez olur. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. bu sözden de hoşlanır. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür. Bilmiyor ki bu iş tersinedir. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir. İstemiyorum ki. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması.» dedi. bunu başkalarına söylesem incinirler di. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki. Gerçek eski pabuçlarının tozunu. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür. aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu. o sahtecilerden daha iyidirler. Nihayet. Öteki de lâle bahçelerinde. kendi sözü kendisine senet olur. Senâi başka. sopadan kıvranması gibidir. Gerektir ki. her tarafından sarsın. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. ötekilerden üstündürler. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. Şimdi bu ha-raketiyle. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. Çünkü onların hep-. Yani. Ekmeklerini 'kazanmak için. Seyyid başka. bu oyuncular. gönülde düşünce olasın. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. gözlerde değersiz kalasın. Dervişlere karşı saygı göstermez. onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir.

Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur.Kahır. 'Elindeki nedir?' diye sordu. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle. Büyü yaparlar. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır. Şimdi o dolunay uykudadır. Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir. Senin zamanından bir şey açıklanırsa. Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. Bu yalandır. o gibi kimselerden değildir. Lütuf sıfatı. Fakat sen onun kahır sıfatından. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler. gerçeğe uygun değildir. Allahya şükürler olsun. diyor ki.» Birine sordum: (M. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın. bununla koyunlarımı sürerim. o sırrı herkese duyurmak . «Sen güvenli adamsın. Çünkü sen o insan değilsin ki. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır. Yüz bin küp dolusu şarap. hiç fazla söz söylemesin. zamanede bir eşin daha bulunsun. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. 'Bu sopamdır. «Sen de Alla-hın kulusun ben de. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun. Şah hiç iltifat etmedi. Padişahın biri. yazamadılar.» Yani bu Peygamber. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. konuşurlar uğraşırlar ki. Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş. kahır sıfatından üstün gelir. söz söylemiyorum. ümmetine olmayan bir şey bıraktı. İsterse düşman olsun. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti . uzaktan bu hallerini sak-layamadılar. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. şu varlık alemi onlar için var olmuştur. Bu büyükler ve ergin kişiler ki. Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid. Bizim o çömezlerimiz. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle. Kuran'dan bir çare bulur. onun perde-sidir. kitap getiren Resuller bunlardandır.» Geceye uzan dedim.» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun. yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver. ona bir sevgi aşılıyabilir-sin. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir.» dedi.» dedi. önünüze serilmiştir. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler. Nasıl ki. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum. «Buna yol verin. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar. o da. Sırlardan bahsediyorum.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah.» dedi. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler. dar yerde kalmazlar.» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. onun gecesidir. madem ki uçuruyoruz gider.» dedi. Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur. Başka bir vakitte perde yoktur. bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet. Onlar için de bir perde vardır. Allah ile birlikte.. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir. Halbuki Peygamberler.» buyurdular. Önce sözü anlayan ve bilenler.. o yarım işte. bu perdeyi kaldırsınlar. Meğer sözden mest oldular. üzerine dayanırım.

Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur. bunda bir sebep vardır. «O.» Ben de dedim ki. Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır. Sizi hiç ihmal etmez. tek . hayinlik. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir. Bu. ben isterim. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır. 15) Güzel huylu isen. Sözden daha ileri geç ki. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider. iyliğini gözetir. Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez.» (Rahman sûresi. bu da sebepsiz değildir. 29). sahabeye ve ümmete söylenmiştir. halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir. Allah’a ant içerim ki.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir. yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi.» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. halvete çekilmiş hak erenlerinin. o gizli hayinliklerden içini arıtırsan. kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım. Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor. her gün başka bir işle uğraşmaktadır. hırsızlık yoksa.» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar. Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi. herkes dilediği gibi konuşur. Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü. Sen ne isen osun. kendimden.A. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur. 54). ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz. hem görünürde. «Allah bir topluluğa verdiği nimetini. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin. sende kincilik. Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki.» (Dehr sûresi.bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler. heva değildir. ya aranılanın işiyle meşguldür. «Allah bilgin ve bilgedir. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar. O.» dedim. Yani ey Mustafa (S. bundan neşeleneyim. «Bizim söz ile işimiz yok. bu sözün suretinden bile başları döner. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz. ben ki Allahnın elçisiyim. şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz. ya arayanın. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır. Eğer sen kendi temizliğini. Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu. Allahnın. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti. «Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. Muhammed'in (S. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular.A. sen nasıl bir uzaksın. O. Yani siz isteyemezsiniz. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür. bir eserim yok ki.» (Enfal sûresi. 30).

Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları. öteki de arapatma binmiştir. bu sözleri hiç söylemezdi.» sözünün iki anlamı vardır. Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi. 16) günlüğü. «Benden başkası bilmez. O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. sen o olmadığın için onu incittin. Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir. dostların dağılması. Görmez misin. bir elif dışarı fırladı. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. Nasıl ki o. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti. Âşık olmayan bir saz sanatçısı. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı. harfler silinir. A. Anam babam öldüğü için kurtlar. İsâ Peygamber. Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. Eşek durmadan sahibine pisler. Hazreti Muhammed (S. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. geniş alanda mana daralıyor. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır.) de kırk yıl sonra söze başladı.» (Kutsal hadis) buyuruyor. Biri dosdoğru anlam. O perde ise. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. o sırrın kuvvetini göstermektedir. Şimdi de benden dinle. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. . günün (M. Dostunun mektubunu okuyamaz. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar. O senin düşmanın idi. dostlarım. Gerektir ki. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. karanlık ve bâtıl sözler. Bir şeyi seven. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. «Ben. bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür.» der. yedi yüzü parlak. A. mana eksikliğinden değildir. Mana aleminden. ondan tiksinmez. öteki de. eğer sevseydiniz. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. belki de mânanın parlaklığındandır. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim. kendi hayalleridir. bu varlıktır. Hak ile Halk arasında. işte o kadar. Allahın kuluyum. Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. Bütün perdeler tek bir perdedir. yalnız ve hâlâ o mektubu okur. onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi. «Sen kimsin?» diye sormazlar. Bu söz.» Şiir: Hoşgörürlük. Allahnın sevgilisiydi. onun bekçisi ve kapıcısı olur. Onları benden başkası bilmez. Hele derneğin bozulması. Çünkü Hazreti Muhammed (S. Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür. «Benim velilerim. yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır. Bu perdeden başkası da yoktur. ona «Afiyet olsun. Ama Sultana.» der. bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir.başıma dışarı fırlatmış. elifi anlayanlar her şeyi anladılar. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar. saatin saatliği. bu. iki gün iki gece yem verir. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır. Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem. O. At onu her türlü tehlike ve belâlardan. İşte bu misal. Halbuki. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki. bu başka mesele. hep kendi kuruntuları. O zaman susmak. Şu zamanda. onu yermesine benzer. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. ona karşı kör ve sağır olur. kubbelerim atındadır. hep kendi mektubunu okur. Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim. doğar doğmaz konuştu. size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi. «Sen kimsin?» diye sorarlarsa. Bu. Sen niyaz gösteriyorsun. O eksik düşünceli cahil. Allah. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır.). Kula. Nihayet söz alanı geniş ama o. O.

«Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki. Nihayet bunlar. Yolda yürüyen bir adam.)) diyordu. «Nefislerinizi öldürünüz. içine düşecektir. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir. bu sözleriyle.» buyurulmuştur. Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde. bir ırmağa rastlar. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı. Vakit gecikti. eline iki su testisi verdi. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim. Tartışmayı bırak. Allahnın ne ihtiyacı olur ki. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. Yani her varlık Allahdan bir görünüş. Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir.» dedi. bunların onlardan haberleri yoktur. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür. «Nasıl olur. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki.» dedi. 20) buyuruluyor. Yüzünü kendi tarafına çevirir. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa. somurtur. Allahdan ayrı bir varlık yoktur. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir. baktı ki. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı. Kuran'da. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım.» dedi. çünkü yol budur. gülüşür. bu da nefsine ait bir cenkleşmedir. (Ç. Çünkü ona.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. «Allah rızası için bana ekmek ver.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir. «Ey Ulu Allahm. yarın yine gelirim. Fakat. «Hayır.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım. Derviş. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan. (M.» (Bakara sûresi. o dört kuşu öldürdü. ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu. «însan. «Hayır. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. sen böyle şeylerden arısın. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın. somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum. çarçabuk ahıra koşar. «Hoş geldin. Bunu bilmemek de. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre. ama ondan başkası da değildir. Tekrar binecek olsam. O dört kuş ölmüştü. Biri diyordu ki.» Erkenden yemekler hazırladı. O sırada bir derviş geldi.» dedim. Bunu bilmek bir olgunluktur. Başka biriyle de hoş geçinir. Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir. Bu gidiş başka bir gidiştir. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı. seyis bilir. ama Allah da ona karşılık. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M.» dedi.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez. davası için öğrenmek isterim. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır.» (Müzemmil sûresi. içten kulluk etmekmiş. kımıldadığı vakit.» dedi. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse.» öteki de. Meğer bunun sırrı. «Başüstüne. Allahnın bu cilveleşmesine karşı. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu. Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım. Musa. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir. boğulacak. Marifet sırlarından. 17) gülmeye başlar. olgunluğun olgunluğudur. 18) îşte o. böyle bir şeye perde olur. bir kimsenin manasını da.» diye düşünüyordu. Kuran'da. sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi. Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez. Suyu getirdi. Ancak niyaz ehlinin niyazı. git yemekler hazırla ki. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır. bunların hepsi hazır ama su eksik. hemen dördü birden dirildi. Çare yoktur.» dedi. ama başka yönden dirildiler. onların sözlerinde başka bir mana vardır. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir. kalbiyle yaşıyanlar başkadır. ancak başka yönden dirilir. o aşk ve sev* gi harekete . nefsiyle yaşıyanlar başka. Bir kimsenin davasını onun manası için. Kalbiyle yaşıyanlarla. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar. ondan incinmiştir. «Su getir. Nasıl ki.

Birini iki yüzlülükle. «Bu. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. Heva nerede. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir. Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister. Bu dost yardımını her kim kabul ederse. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. onun sözlerini işiteydik!» derler. Muhammed dininde uydurma bir şeydir. bu ırmağın suyu geçilecektir. Kendi kendine. Halbuki. Halife erken sabah mumlan yaktırdı. kendimi onun benliğinde göreyim. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok. Uydurmacıların sözünü bırak. «Evet sende görüyorum. Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. Kâfir. Bana dedi ki: «Mert odur ki. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş. Yahudi bunu geçecektir. Onu isteyin. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum. Kılıç kalmaz. daha ileriye atlamak için olursa iyidir. ama ben sende değilim. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. «Allah onları sever. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim. ötekini de dosdoğru söyler. Uzun söz burada kısaldı. başını sallar. Biri geldi. Allah kullarına getiriyorsun. yardım ve kolaylıklar görürsün.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı. ona hasret teraneleri yollamaktadır.» dedi. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu. Şüphe yok ki. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. Ona öyle bir gözle bakın ki. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. Bugün suyun öte . Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur. onu dikkatle gözden geçirdi. Artık başka hiç bir karşılık vermedim. çünkü sendeki benlik ben değilim. irfan ve felsefe yönünden bakarlar.» dedim. O baş salma heva olur. Müslüman. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun. sevgiliye.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. 19) üç ihtimalin dışında değildir. Ama ben sende kendimi göremiyorum. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. «Bana bir sır söyle. düşündü. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. Öte tarafında sana kuvvet gelir.» Benim içim dışım hep bir renktedir. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar. Onun iki sözü vardır. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır. seven gözlerle bakmalı. Saatlerce başını önüne eğdi. ona bağlanmış olur. düşünceleri tekrarlardı. «Keski onun zamanında olaydık. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. Bunların geri gidişleri. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki. haydutlar seni zebun düşürür.geçer. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı. Bundan geri kalırsan. O sendedir. kahır ve zulüm kalmazdı. Bana. Ben sizin kulunuzum. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün. Doğudan Batıya kadar.» dedim. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. Ama Mecnun sen değilsin.» dedi. O sofî îmad sarhoş olur. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır. «Nasılsın?» diye sor. onun sohbetine ereydik.» buyurulmuştur. Halifenin sarayında halvete koydular. O sakat hükümleri. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür.» dedi. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir.» dedim. onu kendi benliğinde değil. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır. onu görüyorum. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz. kadıdan örnek verdi. Onların işleri o muhabbetle gelişir.

Kuran'da. Bizim yakınımız. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar. o da onlara. Katır. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim. Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler. Bir külhan ambarını getirmiş. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır. «Buraya yerleştir!» diyor. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. onların ahvalini öğrenirsin. İlim.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak. Şimdi tekrar görüyorum ki.» . sana yoldaş olur. Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer. yumuşattı. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı. aldanmı-şım. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım.» «Hayır. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım. Kuran okumak gönüle sefa verir.» derse. Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim.» O öfkeye ve sertliğe başladı. sedef hikâyesini anlattı. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur. «Sabredersen. «Sana ne lâzımdır?» dedi. fena değildir. «O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. yankesici! O sende. öyle bir yüce âleme gitti 'ki. O cevher. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın. onların suretleri senin ruhunla birleşir. Şüphe yok ki. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur. bir çok incisiz sedeflere rastladı. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. Cevap verdi: «Hayır. îlk saf daima. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. söyle. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar. Değmez. içten ve dıştan bir anlayıştır. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa.» «Ey dolapçı. kend si de öyledir. açık söyle söz nedir?» dedi. terbiye etmek istediler. 20) Nişabur şehrinde. bütün âlemi dolaşırdı. Nasıl ki. bir gün eşsiz bir inci bulsun. hüküm senindir. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın. Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa. Bu sefer de. O hırka. Bu yüzdendir ki. felsefe derler. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır. ama bizi yanıltmak istiyorsun. Demek ki.» Ben de imkân bulunca. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim. «Hayır. bir bakışla yokuşun sonuna. öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın. Peygamberleri dile getirirsin. eğer. «îş. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım. «Bu vasıflardan uzaktır. ant içerim ki o sedef bende yok. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek.» Tekrar tutturdu. parlak gözlüyüm. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu. «O. Bu söz bir zümreye acı gelir.» dedi.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı. Ben söyledim sen bırakmadın. öğüt dinlerken içleri müslümandır. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın.» (Necm sûresi.» dedi. dinin ışığı olurdun. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki. «Evet. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır.» Burada deveden maksat şeyhtir. sözden'daha sağlamdır. içim onun ateşiyle doldu. Çünkü o olgun görüşlüdür.» Diyordu ki.» dedim. Evet. onunla öyle kaynaştım ki. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. iğne atacak yer yok. hiç bir şey istemiyorum. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın. bayağı bir şeydir. O. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. güzel huyludur. cefadan şikâyet etmezsin. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki. (M. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet. gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur. (M.» dediler. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. Ben. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir. «Sen bilirsin. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu.» derse. Bazıları vardır ki.» Ne söyledi ise söyledi.

» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda.» diyorsun. Bir hizmet etmek gerekir ki. dövünmeye başlar. ancak yeter ki halinde susma olmasın da. Hazreti Ali buyurdular ki. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun. kahrı ve öfkeyi yok eder.Bu.» derdin. «Rahmetin öfkemi geçti. öfkelenmişti. denizde bir girdap vardır. beni içine alacak.» «Bildiğin gibi değil. İbrahim. Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir.» Eğer onun hali öyle olsaydı. buyuruyor. O. Bilgeler bunu gerçeklemezler. dirhemleri başına atılmış. Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun. Feryada.» diyebilir. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi. Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu. filan kimse de böyle niyaz ediyordu. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. kavgaya tutuşmuş. Gösterdiğim yol da niyaz. O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır. Nasıl ki. armağan sunmakta ağır davransalar bile. «Bismillah!» dedi. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın. her gün hurma yerdi. Evet. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım. Nemrut. «Hayır. gam çekmem. İbrahim dosttur. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi. Bu hal şimdi senin başına gelseydi. hayır. oradan geçilebilir. Öteki. kendinden geçer ve hastalanır. Ben öğünmüyorum.» O gün. O arif bizlerden değildir. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun. Ancak yüzücü kaçmaz. Şah ise niyaz ile doludur. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler.» Yani sizde böyle yapın.dedim. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki. yapacağın işi söyle. istidat. öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı. bir pabuçcunun karşısında otururdu. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir.» dedim. Bütün denizciler bundan kaçarlar. «Göreceksin ateş kimi yakacak. hali ne olacak diye sınadı. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin. Diyelim ki. imtihana ne lüzum var?» Öteki. dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun. Bu ateş her kime yakın gelse.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı. Bize göre Hak yolcusu birdir.derler. bil ki yüce Allah buyurur ki. ancak iş gerektir. halk gelip ayınncaya kadar (M. O saatte. dünya işlerinden feragat gerektir ki. Bakkalın biri. ben de rahmetten yaratılmışım. Konuşmasa. Bunu niçin söylüyorsun.» dedi. Ancak başkalarını da yakalar. Onlarda bir ateş vardır. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız. yine ziyaretleri boşa gitmez. bakkal yine . dostu ateşe fırlattı gitti. kabiliyet. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa. Bu öyle bir girdaptır ki. o cefa unutulsun. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun. korkunç bir girdap. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal. Tablaları dökülmüş. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir. Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir. Hayır. fenalığın cezası misli iledir. bu takdirde rahmet. ben yol gösteriyorum. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. Rahmetin ayağı kahrı tepeler. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı. bu girdaptan herkes kaçar. Rahmetin ayağı böyle olur. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir. görelim kim kimi yakar?» Allah.» diye ona çıkıştı. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı. Mademki gam çekmiyorsun. «Aman ateş geliyor.» Mademki gam çekmiyorsun. dostları sınamak gerektir. Bu bakkal. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir. onu ancak fırlatıp atan bilir. üç günde anlarım. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur. rica ve niyazda bulundu. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz. ona öyle bir ateş gelmişti ki. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım. belki çok hoşuma gider. yalvarma yoludur.» dedi. düşmana ne yaparsın?» . Onun halini. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin. Gerçi bazı kimselerle tartışırım. 22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki. Ziyaret edenler niyazda. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam.» demek istedi.» demiş olmana rağmen. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki. «Ben dünyaya tapanlara söyledim. «Dosta böyle yaparsan. o niçin çıkışsın? O.

Ama aranılan incin'. o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir. Çünkü o sözün. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı. bu ok kendine isabet eder.» demişti. nefisleriyle savaştılar.» (Kehf sûresi. asıl işin özeti o sıkıntıdadır. Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde. ama o gözleri kavrar. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum. bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın. kurtuluşa erenlerdir. (En'am sûresi. Kabul edersen yazarsın. cevahir tüccarı da ben. Ben inci hikâyesini anlatıyordum.A. (M. Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. «Onu gözler kavrayamaz. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. «Söyle ki. O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki. ben Allah yoluna gelin diyorum. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim.» «Evet. İster yayılsın. o rüyaya inanmış ve güvenmişti. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan.» Şah.hurma yemeye. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. Aşağı in. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum. Nasıl ki. Tüccar. Nimet günlerinde de. ama Güneş Ay'a yetişebilir. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. onu karşımda tutarım. Kerem ve cömertlik alanında. Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. Ancak Ay'a erişilebilir.» Veziri dedi ki: «Padişahım. Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde.ttiği zamanlarda da söylerim. Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir. Vezir. Bu ok Hakkı bilenler içindir. onun için teklif tekellüf yoktur. doğan gibi uçar. Allah. gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar. Padişah. 9) buyuruyor. Aynaya bakar. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı. Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın. Oklukta kalanların da başka işleri var. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır. ister yayılmasın maksat bir öğüttür. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. Şaha da haber göndererek bunu astıralım.). sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur). 103) buyuruyor. dükkânın köşesine otur. Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı. Ben yolu senden daha iyi bilirim. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. işte onlar. O Ay güneşe erişemez. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz. «Başka suretle ziyarete imkân yoktur. sen bunu bir pula bile almıyorsun.» Şaha haber gönderdiler. Kurtlar. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da. onu vurur. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır. Şimdi görüyorsun ki. Kuran'da.» (Tevbe sûresi. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki. «Allah yolu budur. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum. anlamındaki âyet. Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi. söyle. her neyin varsa ver. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır.» di-yesin. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor. Bu öfke yumuşaklıktır.109). ona saygı gösterir. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi. bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. inciyi rüyasında görmüş. Cefaya karşı tedbir almak gerektir. bu yoldan başka geçit yoktur.» (Haşr sûresi. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi.» dedim. «Onlar. onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil. gramere vurursun. oranın yasak olmasından değildir. alaşağı ederler. O yol da dünyayı feda etmektir. elini istemiş ve öpmüştü. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın.n nasıl ve nerede olduğu. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim. Bu adam bir in-•ci arıyordu. kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. Yusuf Peygamber (S.» diyorum. söz başkaları içindir*. o cefanın b'. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi. . Biz ona yol bulalım. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı. o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. malları ile. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa.

Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. tartışmadı. «Ulu Allahm. Başıyla. «Beni kıskanıyor. Bir marifetten bahsedemezler. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim. . Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim. gibi kimseler. olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir.» der.» deyince. kulağiyle. onun doğru olduğuna delildir. sen bana uyuşmazlık öğret. Nasıl ki adamın biri. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun. Hayır.» der. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. altından çıkabilirim. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. Aksilik yaraşmaz. Bu doğru değildir. Onlar bana nereden çattılar da. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır. «Bu velidir veya veli değildir. efendi. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir. Onlara karşı muhabbetim vardır. uşak «Hayır. A. O. Yani hem ince manalar dinleye-sin. «Allah yoldaşın olsun git. Onların diledikleri biraz gecikir. «Turşu getir. «Bu saatte başka işim var. Sahabe. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret.» derim. Allah her şeyden üstündür. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar. işin aksini öğrenmedir. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun. Gerek ki iki işi bir arada yapasm. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı. «Dönüş zamanında gelirim. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî. Bu şuna benzer ki. Onu 'anlatmaya yeter. turşu efendinin istediğ dir. Az çoğu gösterir. İçimden birçok büyükleri severim. Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı. Uşak.(M. Bana şovenlere de dua ederim. «Ben falan yere gidiyorum. Onun sözlerinden ve işinden (M. «tatlı getirin. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı. Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim. bana hıncı var» diyor. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. akıl bir şey buyurur. tepsiler götürüyorlar.» diye cevap verr. bazıları da ihtiyarsız olurlar. Halbuki bu yolda söz birliği. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. «O halde size ne?» dedi. Çünkü gerçekte. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını. kapı dışarı ederlerdi. ben gelmiyorum. Tatlı daha iyidir. sen nerede? Sonra. Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez.» Bu uygun bir iş değildir. Kederliysen tazelenmek. «Allah hidayet versin. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. onların nişanı.» diyerek imdat istediğini görmüştü. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum. bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar. Bu ters anlama. Şimdi. hem başka bir iş yapasm. onları doğru yola yönetsin. hem mana isitesin. ama ona bir şey diyemezlerdi. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. 25) yüz çevirince de. hem yiyesin. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir. Eğer sahabe. doğrusunu söyleyemiyorum. şu saatte mazeretim var. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden. iki parmağını oynatarak.» der. yaşlı isen gençleşmek gerek. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler. Bir iki kere açıkladım: Bende. Hazreti Muhammed'le (S.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi. Heva ve heves onun aksini ister. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. Ancak çok içerlemişlerdi. Sonra efendi. ama o derece galip değildirler. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar.» der. marifetleri kalmamış olmasıdır. ben sana niyaz öğreteyim. bulanık suda boğulmuşlardır. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu. İki iş'bir arada nasıl olur. Velilerin sözleri nerede. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. ama açığa vurmam. «Niçin gelmi-yorsun.» deyince. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar. ondan azıcık bir örnek getirmişler. yani söz az mâna çok olmalı.» diyorsun. iş birliği gerektir. 24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır.

Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum. Hazreti Peygamber. o şehre yollandı. Adam. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu.Hatırlarından. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi. Bağdat'tan kalktı. Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu. Bu öteden beri bir töredir. Ben bunu Allah için yapıyorum. Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur.» «Ne söylüyorsun. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu. bu gürültülerin sesi azizlerdendir. Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. Hoşa gider o söz. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti. Cüneyd içinden. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der. içindeki irfan buna (M. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın. onu yorumlamak istersin.» dediler. «Şüphe yok ki. Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. Hazreti Peygamber. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar. Ben bu karışık işleri çok yaptım. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine. bir taraftan da yellenirmiş. «Evet» dedi. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki. Adam yüzünü yukarı çevirdi. ne de o buna imkân ve meydan verdi.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim. Allah yardımcınız olsun. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır. «Olmazsa şehirden sürelim. dileğine kavuşmuştu. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri. Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun. «Bunu biliyorum. Delikanlı ayağına kapandı. O arada. Yolunu yürü ey eşek! Sen.» dedi. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez.» diye bağırıyor. etrafım sararak.» dedi. «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi.» diye kendi kendine hayret eder. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor. Halk onlara nasıl sorabilir ki. Hemen yüreği yerinden hopladı.» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı. çok kere de içlenir ve zevk duyarlar. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir. Ahmed gülümsedi.» dedi ve sordu. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. Ahmed ki-zararak yerine oturdu.» dedim. sen fena etme!» dedi. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki. ne o köprü geçen eşeklerdensin. bir şeyler anlatıyordu.' buyurmuştur. biraz gülerler. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım.» dediler. kervansaraylar yaptırıyor. sen. 56) buyurdu. «Bana senden fayda gelmeyecek. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. «Evet. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz. ney çalarmış. Sana yol yürümek gerek. 12). «Nasıl bilmem. Artık dayanamadılar. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi. Şikâyeti. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu. «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez. Doğru bir söz söylersin. Bir şeyler an. Kutsal canlar.» dedi. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus. «Bu adam «Ona vuralım. başlamıştı. Doğru sözlü adam bunun üzerine. onlarla kavga ediyordu. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin.» dedi. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun. İyi yapıyorsunuz. diye geçiyordu. 27) Bundan içlendi. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım. Uzakta bir yere oturdu. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum. herkes Allah için tekkeler.» Cüneyd söze başladı. Meğer ki.» dediler. . (M. 26) engel olmuştu. «Hiç bir niyetim yoktur. ne de hoşlanır. onlar iyi ediyorlar. ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir. şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. lat ki dinleyelim. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum.» (Ra'd sûresi. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez.» (Kasas sûresi.» dedi. ağlamaya başladı. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir. bir kadının kulağına kadar gelmiş. Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi.

Yoksa âlem çok dönektir.» dedi. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır.» dedi. Mevlânâ sanıyor ki. Peki ama. Biri Yahudidir. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el. Allahnın işi sebepsizdir. Mutezile (Mutezile. «Buna gerçekten güç yetmez. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. Ona dedim ki: O değirmeni satma. Sana bir sır açıklandı ise. elbette aç kalmaz. ayaklanmıştır. 'Biz emaneti göklere. öğrenmekle. Öteki. Görüyorsun ki. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır.» der. Karanlık. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. bu sözler. «Yarın. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur. Nasıl ki. huzura. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz. dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun. Söz. aramızda ayrılık baş gösterir.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. Doğruya. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır. tek bir ton ile konuşulmaz. Bazan da. çeşitlidir. Ben «Yoksun kalmasın. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. Bu yol gönül kırıklığı. uzaklara gitmez. ancak onun içi o sudan rahatlaşır. «On hıyar bir pula satılıyor. ahiret nedir?» Öteki. Çünkü onların (M.i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır. Bütün bu din savaşçılarının. Tarikatlerin. «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. başka hiç kimseden duymadık. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir. Yani Allah bilgisidir. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. bu bize göre küfürdür. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar. tefsir ve Kuran . bir yolda kâfirin biri su götürür. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin. üzüntü ve çaresizlik yolu. o şöhretli pirlerden daha olgun. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz. Bunlar Hasan. ondan çekindiler.' (Ahzab sûresi. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur. 28) dilini halk anlar.ne geçen bir akça.» dediler. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. Ama bu noktadan kaçıyorlar. «Bu konuşulacak bir konudur. Bu manaları. dil daralmıştır. beriki ateşe tapar. o insan benim. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar. rahata kavuştun. «Âlem halkının sözünü söylüyor. ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım.«Ah şu benim kötü nefsim. Dünya fenadır. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. çünkü senin nefsin diridir. hep yolu anlatmak içindir. Onu yüklenmekten kaçındılar.» cevabını verir. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki.» Belki. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı. derneklerde onların sözleri dolaşır. tarife sığmaz. senin hesabına döndüreyim. Bana göre arayan Allahdır. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile. Onlar sıfatlar âlemine giderler. «Peki. Bir adam vardır ki. O. Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin. derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur. Çünkü âlem binbir renge girmiştir. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı. Şimdi böyle b:r adam nerede.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur. bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz.» dedim ve ilâve ettim. «Sıfatlar. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. arayandanım. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki. Kelâmcı-lar. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı. O gün Cüneyd' in. daha sevilmiş kimselerdir. «dünya nedir?» diye sorar. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir.» diyordu. ama o. Mimberlerde. öteki yıldıza tapar. yerlere.» dedim. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz. Bana dedi ki. onun da suya ihtiyacı vardır. Halbuki insan bunu yüklendi. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. Mutezile yolu değildir. bu haldeydi. Ama benim inancım öyle değil.» dediler ve susmadılar. bulanık günler geçmiştir.» Bu yol. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır. başını önüne eğerek. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. «Ahiretten başka olan âlemdir. temiz ışığa dönmüştür. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz. (Ç. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir. Derler ki: Fahri Razî. O. «O şöyle söyledi. dağlara gösterdik. Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. «Bu nükte. Bunu sana açıklayamam. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu.

cehennemlik olanları cehenneme götürürler. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. Behlûl'ü yanına çağırdı. şehre bir fitne düştü.» dedi. tehlikelere katlanacaksın. «Sözünden değil. ben seninle beraberim. Fakat. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar. karıştan karışa.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi. Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır. bir kere de oğulları ile sınayalım. İblis olurdu. Diyelim ki. Sanırsın onların canı yoktur.» Bazıları da henüz anlayamadılar. Halka.» «Evet. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi. taşın arkasından çıktı. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. adımdan adıma. Okumak hususunda gerçektirler. «Bu zindandan kurtulacağım. vuruyorsun. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa. Halka kapının dışındadır. hırsızdan. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler.» dedi. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki.» Halil de. «Ben öyle bir sofiyim ki. Halbuki yüz bin Fahri Razî. «Sayısı elli bin sene olan bir günde. Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. bu işi yapabilesin. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. «Ben onun yüzünden bahsediyorum.» dedi. Halife. falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar. kıyamet meydanına gelmesinler. Kuran'da. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki. kimseyi göremedi. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın. oraya kadar git. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir.» dediler. sonra doğruluk gösterirler. dünyaya tapanların katında bir pul. (M. Dediler ki: «Mal işi kolaydır.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki. «Beni bir adım geçti. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu. Eğer öyle olsaydı. sonra Musa geldi.» dediğim zaman. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit. bilirim» dedi Allah. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler. «Bir daha söyle. Eğer. meleklerin gayretindendi. Ya Malatya yolu. «Benim koyunlara ihtiyacım yok. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki. evin iç özelliği ise başkadır. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner. (M.» dedi. tatlı canlarından daha değerlidir. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin. penceresinin halkası bile dışardadır. kurttan. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı. Onların gizli sırları haktır. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler. Dünyaya tapanlara göre bir pul. 29) Allahya ant içerim ki.» dedi. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar. hak ise açıklanır. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. «O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün. dizden dize fark vardır. yuvarlanır düşersin. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır. O kapının halkası değil.» Behlûl karıya taş vurdu. Ölüm meleği ne gezer.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır. hiç vakit geçirmeden gelsinler. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez. Ben de diyorum ki. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır. «Çünkü karı yalan söylüyor. 30) Dünya müminin zindanıdır.» dediler.» diye boğazımı sıkar. Bundan sonra dikkat et ki. hangi taraf güvenlidir.» Cebrail. bir çok kimsenin kıblesidir. o gitti. Yolcular onu feda ettiler. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak. inandık ve gerçekledik. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. imtihan edin. «Niçin. delalet eder. «Size ufak bir sır daha açıklanır. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür. Cennetlik olanları cennete. «Bizim Allahmız yoktur. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil. nebiler âlemi hangisi. kıble'dir. onlar için hayat meleği vardır. en son vakte kadar bağları çözülmez. Bu sözden. onun yanında. «İşittik. A. Sende Firavun baş kaldırdı. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S. kıyamet ne hale döner.» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler. Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. Tâ ki yol zahmetine. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti.) yaraşan adım sende yok. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz. Onları kıyamet meydanına getirseler. . nurdan başka bir zincirle bağlanırlar.» dediler.

Herkes kendi pirinden söz açar. Nasıl ki. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani.» Çömlek içinde olanı sızar. acılarını unutur. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. Burada hiç başka yol yoktur. bugünü. oradan herkesin kımıldanışı onadır. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir. Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. Eğer gönlü uykuda ise.» Altın sahibi. n'yazsız namaz. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. Bir zümre onları takdir eder. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir. ezelden beri vardır. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. Mevlânâ. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. Fakat o uyuyan adam.» dedi. ona göre yine uykudadır. Olgunluk . Bu sözü yalanlamam. «Adam daima uyanıktır. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. şifa. O maşuk ve sevgili idi. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. (Ç. Şaka söylüyorum. Ama niyazsız gözyaşı.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur.» (Araf sûresi. «Bana kibrit lâzım da onun için. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin. bir nükte söylemek istiyor. yanlış bir harekettir. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz. Ancak susmak ve teslim olmak vardır. insan yaşlandı mı çocuklaşır. Bunlardan birinin yanında altın Vardır. Diyelim ki. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa. Biri yanına vurunca uyanır. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir.» derler. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. çok umutlar vardır. A. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin. belki 'açmak isterim. Akıllara sığmayan bir sohbet değil. belki dünü. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr. «Büyükler manaya bakarlar. 203) buyurulmuştur. Bize.» Şöyle dedi: «Arkadaş. Ama her ağaç bu surette değildir. Onlar önderliğe yaraşmazlar. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir. ama her gözyaşı da değil. O âdet doğru olmaz. Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler. nur üstüne nurdur. Abdest üzerine abdest. din bilginiyim.» O memlekette Yahudiler. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. içteki o pisliğ. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. «Hayır. mezarın içine birlikte girer. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir. konuşan biri söze başladı. Bazıları derler ki. uyuklama başka türlü olur. Ama bu sözüm herkes için değil. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır. Âlem daha dünkü varlıktır. Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. Aşkın zevk ile. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır. maşuk yani sevilen manasmdadır.» dedi. Umutsuz olma ki. «abdest üzerine abdest. Fakr. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur.Şimdi söz. bir zümre de etmez. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır.) rüyada bir hırka verdi. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. umuda kapılırlar. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. teşekkür eder. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi. bugün ve yarın ile ne ilgisi var. Görmüyor musun ki. Biri dese ki. «Arkadaş. Şu halde ona âşık dersem bu. Aşk cevheri. Olgunluk bunu gerektirir. Her zaman için gelmez. iş içindir.» derim. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi. öteki. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. kendinden umut kesersin. «Niçin böyle söylersin?» dedi.)). Fakrdan başka her şey araz'dır. yarını olmayan bir sohbet. Ama akıl. hep uyanık durmak zorundadır. Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar. iş söz için değil. zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez. doğru söylüyorsun. Hak ehlidir. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır. Hiç bayağılaşmadı. tâ ki o nüktenin arkası gelsin. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur. kafanı kırayım da seni öldüreyim. Hazreti Peygamber (S. «Keski. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir. mezar başından daha ileri gitmez. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. «Uyu ki başına bir taş vurayım. Bu söz ona yaraşmaz. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar. Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. Buna hiç itiraz edilemez. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir. onun ayağına kapanır. başı döner. Başka bir zümre de. şu altınlarını alayım. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled. Yahudi olaydın. artık uykudan uyanır. efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır. nur üstüne nurdur. daha bilgin görünürdü. onda uyku başka türlü. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir. fakrdan başka şeyler de maraz'dır. cevherdir. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. Kıyamette de sah biyle beraber olur.» dedi. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir.

istedim ki. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. kırlara kaçmak gerektir. Çehremin rengi ciğer kanındandır. ama. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur. bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. Bu halk. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum. başka bir derse başlamazdı. Eğer Allahsal bilge. Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir. bin defa da söyleseler. makam sevgisi tesiriyle ağlıyor. «Sizi çok özlemiştim. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler. dilek ve istek yolu ile değil. her manada görünürler. Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. söz dinlerler. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler. Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler. Bugün bazıları vardır ki. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir. Doğru sözden sıkılırlar.A. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz.» diyesin. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman. ancak bir lokma lokma daha yersin. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır. Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur.ilk sözün bereketi kaçmış olur. bazısı da giderken gönül açıklığı verir. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan. ikiyüzlülükten hoşlanırlar. Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun. ellerimi yakalayarak.» şüphe yok ki hoşuna gider. Gerekirdi ki. Eğer o sözü kabul edersen. Tâ ki. anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. Yine olgunluk odur ki. benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. mana galebesiyle dilleri tutulur. Bazısı gelirken. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir. niyaz ve . Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. biricik şerefli insanısın. belki de mevki ve. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki. Çünkü bu fikirle getirebilirdi. Onun arkasından da bin mesele çıkar. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. sana o gün bir acıma hali gelir.odur ki. Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister. (M. çabuk çabuk yemek ister. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. Artık beni kınamayın. fakire sorulan. Diyelim ki. Bu şaşılacak bir şey değildir. Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim. Dikkat et ve iyi bak ki. Doğru söylerler. Nasıl ki. kusurum çoktur. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan. Hikmet meseledir.» gibi iltifatlarda bulunur. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. bana düşman oldu. Şüphe yok ki. Bir zaman îmad ağlıyordu. Çünkü onu ulular. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur.) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir.» derler. merhamet ve yufka yürekliliğinden. bahsi kavrayamadım. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir. fikrin hiç değişmesin. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı.

Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi. isteyeceğinizi onlardan isteyin. (M. «Nasıl konuşuyorum?» dedi. mertçe ve uyanık davranır. onların hoşuna gitmiyor. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu. ama hiç ürkerler» derviş. O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. Her kim. ancak evi gözetler. Mevlânâ Selâhaddin. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur.yalvarma yolu ile dinlersen. her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu. evinin kapısına kadar götürür. Muhammed Güyanî. o. ben gideyim de bir şey konuşmayın. Sırat köprüsünde de. Ben garibim. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa. Ben evime (M. Halbuki kurtuluş doğruluktadır. mümin kişidir. öldürürler. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez.A. «Peki. acaba ne konuşuyorlar diye der. onun veliliği henüz açıklanmamıştır. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz. tâ Hakka kavuşuncaya kadar.» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi.» derler. «Siz burada oturun. kendi imanı ile doludur. Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir. «Böyle değildir. bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter. öteki sordu. Ben onlardan değilim. Bu söz de kendi yerine gider. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. dinlemekten de acizdir. oturur. Onlarla önce dost olur. öyle istiyoruz ki bize. aşağıda bekliyorlar. medreseye gelmez misin?» dediler. İster o tarafa gidin.). Nasıl ki.» dedim ve bilmiyorum. dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. Ama bendeki feragat onda yoktur. o söz geldiği yere gider. garibin yeri de kervansaraydır. Onların zamanları değerlidir. Bir halet de yoktur. Ama ona yetişemezler. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin. Eğer bu onda kalmazsa. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. gönül rahatlığına kavuşur. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. onda kurtuluş müjdesi vardır. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim. Zındıklarla yoldaşlık hoştur. Bir söz ki. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi. «Bu adam doğru söylüyor. biz de sana yapacağımızı yaparız. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. Eğer söz ona kalırsa. O köşecikte bir kervansarayda idim. bu meclis hoşuna gider. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka. Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. Adam içeri girer. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı. onun sözü kendi aslına döner. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. Şüphesiz ki. Senin soru sormak ve. Hattâ kıyamette de. «Bekçiler de.» Bekçiler.» buyurdular.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam. bu sefer onları tutsak eder. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor. dış görünüşü. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor. her vakit onu hatırlar. ister bu tarafa!» yapacağını yaptın. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır. Hazreti Muhammed (S.» derler. o. . bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki. 33) Bir zümre sandılar ki. «Kâfirdir. Bu Filaneddin ki. onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik. bir adamı bekçiler yakalamışlar. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. dama çıkar. «Hüküm senindir. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler. O.» derse onun boynunu vurur. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür. zahiri korur. Sonra. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz. bir pul almak onu öldürmek demektir. beni küfürle damgalarlar. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim. söz söylemekten de. aşağıya seslenir: geldim. Nasıl ki. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar.

» buyurulmuştur. öldüreceğim onu.» dediler. «Ben kâfirim. hep gül ve reyhan kokar. bir Müslümanı öldürse. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir. İkinci sıfat da niyazsızlıktır. tasalanma. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın. Bir tesadüfle oradan geçiyordu. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. başkalarını hoş etsin. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun. muradın çehresi sana görünsün. . Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. müminsin.» buyuruldu. Onlar Ye'cuc nesli gibi. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. Bütün bu söylediklerimizle beraber. Müslümansın. «Müslüman. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden. Müslümanı (M. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse. Bu. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir.» dedi. o da Müslümanlığa heves eder. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir. uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar. Her ne bulursa. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz. kendi nefsini hoş eder. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi. Ola ki. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum. Müslümanlık yolu bulursun. Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. Bir Yahudi bile onu fırlatır. Meselâ bir keşiş. Padişah. ondan bilgi edinmek isterdi. biçarenin biriydi. Beni koru!» dese. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et. sana buseler vereyim. Bunlar beni tanımıyorlar. Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor. ancak onu korursun.» demiştir. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar. kullukta ileri bir hatundu. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak.» demezsin. Nasıl ki. Her neye değerse karartır. «Ona ruhumdan üfledim. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum. mürit. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim. «Ben onu öldüreceğim. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak.» «Bugün kaç azası var?» dediler.» dedi. Adamı getirdiler. Sen kendini aptal yerine koy. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. Sordular. Emir Kabus da: «Yücelikler. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez. Ama bir zındıktan. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. Dinini incelten. Bir gün Al-lahtan olacak ki. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi. Bir adam da vardır ki. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir. Pehlivan. kendilerine perde olmuştur. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak. Sen o Mecusî değilsin. 35) öldürse bile aman verilmez.» de ki. bir kere olgunlaştı mı. ama burunlara ateş kokusu gelir. senin evine sığınarak. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir.» öldürüyorsun?» «Ben. yere atardı.» buyuruldu. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir. Mademki karanlık başlamıştır. zayıflatan adamın da belâsı hafifler. ona yaklaşmaya daha çok çalış. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme. ona karşı. «Aranılanın son merhalesi arayandır. hemen yerinden sıçradı. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer. çünkü. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur. Benden burhan ve delil istiyorlar. Ama mürit. on hayal doğar. Başları döner. «Allahaşkına. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz.» derler. o dikenlik pek hoş olur. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir. bir zavallıyı yere vurdu. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez. ayıpları örter. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı. Cenhennemin çepeçevre dikenliği.» demişlerdir. halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. O lâtif yol uygunsuz görünür. Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei. Gam çekme. Müslüman insanı incitmez. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum. «Onu bana getirin!» dedi.» nüktesinin aydınlığı ile bulur. Yani. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler. ya yol yoktur derler. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur. Yalancı pehlivan. burhandan Hakkı arıyorlar. ama Haktan burhan istemiyorlar. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar. Nasıl ki. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı. Sık sık Peygamberden cehennemi sorar.

» diyecekler. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur. Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur. başında külah görünce de. bana hal olmuştur. kalp yoluyla da. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. cana can katan bir su ile beslenmiştir.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre. . Eğer bir kimsede. Allahın öyle kulları vardır ki. çünkü o soğumuştu. bir neşe gelir. Bugün. Bedir çenginden gitmişler. Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. Bunlar tövbe ederlerse.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. Ona ne desen içi coşar. onda coşkunluk yoktur. O birinin hırkasını soyarsan. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. Hak yolcusu. pek ergin bir adam olmalı. onun yoldan çıktığına karar verirler. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. ne bir kitap sahibi peygamber. iman nuru dolayısiyle kaçar. ansızın gamlanır. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir. Deryanın âdeti. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. «Aramıza. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. hep altın olur. güzel. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur.» diye bağırdı. Tâ ki. Yılanı anlayan dostu da onu tanır. çömez bu sözlerle coşar. cehenneme yaraşır. 70) Ama iş böyle olunca. Birinin sırtında hırka. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez. Çünkü sarhoştur. bazıları sence olağan şeylerdendir. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini. cennete lâyık bir adam görürsün. o. kavrulmasın. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir. Ben yolda söz söylemem. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler. Ona kılavuzluk gerekmez. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki. Başka sebepten değil.» «înşallah cennetlik olurum. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. O sanır ki. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir. Bu nükteyi söyleyen adam. Bakırın önünde benimle beraberdir. belki zehir saçan bir dağ yılanı. Onun getirdiği müjde hoştur. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir. o şeyh. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. Kendinden söylediği o söz. (M. görünebilir. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki. o bundan ürkecektir. Allanın kullarından bir kuldur. Kara topraktan filizlenmiş.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım. O deniz. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. Ola ki. hararetlenir. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. renk ve kokularını kaybetmişlerdir.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi. Kadılıktan ve mansıptan. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir. Velilere ancak bir yoldan gelir. Ebubekr-i Sıddık'a baksın. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur. bu vahiy sırasında. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar. dirileri batırmak ve öldürmektir. sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır. Nasıl ki Hazreti Peygamber. 36) «Bu imamlar. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. Ateşi de bana erişmemiştir. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir. 37) zümre de vardır ki. «Olabilir ki. Nasıl ki önce de anlatmıştık. Allah kelâmıdır. Peygambere.» (Fürkan sûresi. başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. ne de yakın meleklerden biri sokulabilir. Cebrail ile de vahiy gelirdi. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder. bütün bu halk ve bizler hep öküz. eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. el ayak oynatmazsa. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar.» buyurmuştur. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil. abasını çıkaracak olsan. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış. Başka bir (M. Cehennem ondan utanç duymaz. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz.

teneşirde gülüyordu. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır. Çocuk.» dedi. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim.» «Öyle ama. Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur. seni taşlattırırım. bir gün sen demiyor muydun ki. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır. lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler.» dedim. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız. Allah gönlünde bizi şirin göstersin. bir kaç curcuna çalar..» O halde. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun). Ama sohbet için söylemiyorum. Dostlara da tavsiye edelim ki. iki yüzlülük ettim.» Şeyhlik feragattir.» dedim.» dedi. (M.» Ben o mazereti kabul etmedim. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören. sana değil. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler. şüpheden kurtuldun en sonunda. bundan hoşlanan kimse. Çünkü veren derhal onu kıskanır. Ariflerin sözünü söyledim. Hakkın. maşuk üzerine hüküm erişmez. Bazıları da bu işleri yapar. ama kendi nefsine hiç öğüt vermez.. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. «Ölen filan kadın. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı. Ama hangi fayda? Bir âlemde ki.» diyen zavallıya benzer. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir. 38) Şeyh. «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma. En az sadaka da. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan. «Evet orası öyledir. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim. taşa bile tesir eder. Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil. Halbuki o çabuk başarılacak işi. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler. Her kim tyizim dostumuz olduysa. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki. bundan Nil suyunun . dua etsinler. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir. «Selâm sana. ekin ekilmeye lâyık değildir. Kendiliklerinden bir iş yaparlar. îçimden gelen bir ses bana diyordu ki. «Bugün maşuk sensin. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur.Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum. «Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun.» dedi. «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı. Ona. Vaiz da. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal. bir zümre ondan mahrum değildir.» dedi. Şeyhin yaptığı iş. elimizi duaya kaldıralım. «Orası çoraktır. tıpkı. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz. Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim. dua edelim. sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar.» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi.» Hastalıklar da vardır ki. derman ve tedavi kabul eder.» (Meryem sûresi). Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur. Öğüt vermek mümkün olmayınca. «O halde. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek. Ama bu daima beni sorguya çekiyor. belki faydası vardır.

Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. o korkunç aslandır. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki. (M. onu kınamaya başladılar. Eğer böyle sözler söylerse. düşkünlüğün. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar. «Bir zünnâr satın alayım. Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. hep birden. On tane zünnâr alalım. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil. Aynasındaki pasları artırır. bu halden sakın. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz. Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir. bundan hoşlanır. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından. Halbuki. onlardan daima kaçınırız. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. :Şeyh.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki. Ancak onun zannına göre: Şiir: . Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi. Her kimde mutsuzluk varsa. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. onları birer birer bana anlatıyor. «Hayırdır inşallah. ne de uyanıkken onu göremezsin. Yani •o Şeyhten. Yazıklar olsun o hastaya ki. ikiyüzlü konuşmasından. «Biz de bunu uygun görüyoruz. düşürüyordun. Ne sözünde. çünkü genç bir erkektir. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti. Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar. şefkat sona ersin. alçalmanın netice-. şefkatin kesilmesidir. ona çirkin gelirse.» dedi. Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. işi Yâsin'e kalmıştır. aksine olarak edepsizlik ediyordun. belime bağlıyayım. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu. Sebep açıktır. ne işinde ona inanmak istemiyorlar. Âşık. ama Şeyhi görmüyorsun.» Arkadaşlar. Nihayet çürük bir umut kalır sende. bütün gününü tapınakta. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir. Rüyada bir söz konuşuyorum. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı. onu aydınlatır. bu ne hal?» dediler. «Artık gidiyorum. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır.si budur. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork. genç bir kadını vardır. öğüt sözleri onu karartır. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. onlara veda edecekti. hepimiz birden belimize bağlayalım. bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun. kendi zünnârını koparıp attı. her yerde onu kovalardı. O daima meşguldür. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın. Derviş hikâyeyi anlattı. ne rüyada. Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. Öyle bir hareket yapıyorsun ki. Önce yapmış olduğun hizmetler. Beni kötülüyor. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez.

41) Herkes etrafına toplanır. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. Halk. «Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. (M.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. Nasıl ki yine bir gramerci. Kardeşi nihayet dayanamamış.» dedi. halka işaret eder. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. O kuvvet bir serma> yedir. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir.» diye seslenir. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz. bize onu anlatmak. Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. «Ver elini. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek. Bir gün. «öyleyse tut şu elimi. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine.» Şimdi. Biri yanına gelir. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. İşimi çabuk bitir. Ama adamın kuvveti yetmez. Maksat sen idin. önce ettiğin ikramın. nağralar atar. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. Söylediklerini onlara helâl ettim. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir. üzerine sular ve gülsuyu serperler. O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. öteye beriye savurmuş. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur.» der. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar. Şarkısını tekrar eder. Yani bu sonuncu ikram.» derler. Gündüz olunca biri karşısına çıkar. esreyle okunur. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. «Sen bizlerden değilsin. «Bu adam böyle adamlardan değil. 40) daha uygun olur.» Başka biri gelir. «Elini uzat!» der. Ama dost ile düşüp kalkmak (M. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. Demiyorlar ki. çırılçıplak bir haldedir. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir. sıkıntısından boynuna bir tabla astı. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. Öteki. Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar. Üçüncü bir adam. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. o kervansarayın yanına gittik. «Bizim işimiz var. bizi uyandırmak istiyor. benim dileğim budur. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der. kesesini çalmışlardı. Halk etrafına toplanır. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor. ikinci defa. Gramerci yine nağralar atar. Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır.» der. Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular. toz kaçmıştı. ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. Cuha'nın şöhretini duymuştu. düştüğü pislik çukurunu göremez. Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. Biraz sakinleşince. şehrin etrafını dolaştırır. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der.» demiş. halvete çeker. o da aynı şekilde. «Kardeşim. Şimdi. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu.» diye geçip gidiyorlardı. Rebap üstadı Ebubekr. kadı adamın elinden tutar. «Geç!» der. ona. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der. Aksaray yolunun başına. Gramerci onu da aynı sözlerle savar. gitmek zamanında. Herkes. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. o dilek aşikârdır. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder. Her ikisi de bir adamın eşeğini. Gramerci üstünü başını parçalamış. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca . Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı. o sese kulak verir. Hakikatte onun sesini bilmez. sen bizlerdensin. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. Gramerci. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız. elbisesini. herkes. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. Bu tablayı da çaldılar. «Bu ses filanın sesine benziyor. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim.» diye düşünür. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor. Malı çalınan adam. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu.

» dediler. bizim sahbeti-mizden ayrılma.» dedi.teşvikte bulunuyor. hatta evli erkekleri arabuluculuğa. Delikanlı. «Bu delikanlı onurludur.» dedi.» dedi.» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et. Değirmene buğday götürür. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani. bağ yolunu tutayım. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var. kâh çift sürer. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. hangisini istiyorsun?» dedi. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı. Bir gün bir harp sırasında. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur. Eşek sürücülüğü yapamaz. Vaiz. ancak meydana fırlayan o pehlivan. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır. «Sofu vaktine bağlı bir insandır. mescitte. Yıllar yılı umutsuz kalmış.» dedi.» Vaiz. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler. Kadın yüzünü açtı.» dediler. Onurludur. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir. ben garip bir adamım. Ama biliyoruz ki. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir. gazada dışarı çıkma. çöpçatanlığa davet ediyor. Nasıl ki Hazreti Peygamber. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler. Her ne kadar. Vaiz. Misafirlikte. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur. hulâsa her yerde yanından ayırmadı. hastanın ilâcı. «Beni ara sıra ziyaret et ki. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz. sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri. öküzü önüme katayım. su taşır. 42 )dışarı çıkmıştı. «Ey avratlar. odun taşır. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor. Çünkü ben bir şey kaybetmiştim. başına koydu.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o.» anlamında bir hadis daha vardır. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi.» dedi. «Vardır. bu babta hayli hadisler naklediyordu. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım. hamamda. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . «Hangisi daha uygun ise onu kabul et. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi. evleneyim. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı. çabuk kararını ver. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim. pazarda. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi. O da evvelki gibi ileri yürüdü. Ebubekr'in gözbebeği oğludur. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki.» Üçüncü bir kadın göründü. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. Vaiz.» «Evet doğru ama. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı. şeyhine ve başkalarına hizmet eder. kâh su çeker. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer. «Ama.» dediler. bir gün mezarlıktan (M. «Evet gördüm. «Senin oğlun hamle etmiştir. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor. «Bir öküzüm var.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var. sevgi artsın. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var. onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti. Hazreti Ebubekr de geri döndü. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. semâ âyininde. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. onun kazancıyle geçinirim. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil. ayakyolunda. beklemiştim. kırda. Bana bir kadın gerektir ki. Kadın mimberin önüne yürüdü. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu. Ebubekr. «Bak yüzüne delikanlı!» dedi. serdengeçtiler. Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra. Kalabalık arasından biri kalktı. Genç. Vaiz erkeğe dönerek. muradına ermişti. O uykuda sofinin işi tamam olmuş. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi. Tekrar umutlarıma kavuşmuş. «Ama. Sen hiç harbe girme. Onu sen biz'm için koru.» dedi. Hemen kalktı kerpici Öptü.» dedi. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar.» dedi. Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. «Beğendim!» dedi. Kadının biri ayağa kalktı. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu. «O halde kendini göstersin. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular.» der? Gaza. yüzünü açtı. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar. kâh dolap çevirir. «Ben varım. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı.

» buyurulmuştur. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki. İman küfür. yoksa benim dostum olurdun. halkı sapkınlığa düşürmek olur. konuşanın dostu veya müridi ise. mabetledir. «Kalp akça varsa onlan ayır. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır. onları şiddetli azap ile alıp helak etti.» derler. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki.» (Bakara sûresi. Bilmezler ki. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir.» derler. din ile. Hakkın bir kulu. Şiir: Zabitliğin düzeni. her şeyi olduğu gibi görürler. Âşıklar vardır ki. İşte dost da. açıklamasa da. «Ben. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur. Nasıl ki. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir. Eğer bu makama baş koysaydın. (M. O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur. Ama eğer sarraf âşık ise. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar. içinde değil. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli. Kale. teşbih ile.» (Elhâkka sûresi. 60) Duyurulmuştur. Bu da onun için iyi bir talihtir. söz söylemek edebe uygun değildir. Âlemin viran olmasına sebep olur. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince. «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. îhlas ehli odur ki.hakkında günahtır. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür. Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir. kaybolan şeyleri sevmiyorum. Ebrar için iyilik sayılan ameller. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden. Nihayet perdeyi kaldırır. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır. hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından. batan. . Nasıl ki Hazreti İbrahim. kulağı sağır olur. «Sevenin gözü kör. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar.» der.» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir. Zünnâr.» demişti. Fakat kale. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. diğer bir anda da pek soğuktur. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz. Bir azize bir elem erişir. geçen geçti. hakkıyle müslüman olamaz. onun kendine güveni kalmamıştır. Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir. 43) Söz ustalarının yanında. 10) buyurulmuştur. «Müslüman iyidir. dürüstlük ancak senin dışındadır. Âlemde görünen her bozukluk. Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. her âşık çirkini güzel görmez. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin. küfür de iman olmadıkça. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir.

«Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın.» (Lokman sûresi. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. Bu mümkün müdür ki. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse. sağlık aramaktan. Ama yürütmek mümkün olmadı. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir. Bunda bir uygunsuzluk yoktur. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki. kulağı sağır olur. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı. Yahut da ilim tahsili yoludur. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki. Bu da nefsin terbiyesi. Üçüncüsü caiz. o kadar emirler. bundan niçin haberin yok? (M. Halbuki açık konuşmak gerektir. yani denilebilir ki. bir saat ibadetle meşgulüz. 44) Ey parça gel.» «Hayır. ümmetleri hak yoluna çağırmaları. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş. yani imkânsızlıktır. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak. olamaz da. seninle kaynaşmam. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. 28) buyuruluyor. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse. müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. Ancak şu vardır ki. Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer. Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı. benimle tanış. Çünkü. Bir kere felsefeye başlayan sensin. Nasıl ki. aynı şeydir. tecelli tecelli üstüne gelir. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım.» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. Nefislerini değil.» dedi. Çift demiri bir engele takıldı. O. bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş. Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. nefsin riyazatıdır. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. derler.» demektir. bunlar. Ama bu cennet. Bu işin ne değeri var. Demirin ucunu yakaladı. «Sizin yaratılmanız. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'.» buyurulmuştur. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun. Sevenin gözü kör. ayrılık insanı pişirir. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler. Bu üçüncü bölüme giren herkes. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür. Biri vacip'tir ki. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye . ama bir türlü yerinden çıkaramadı. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. Bunu kendi kendime yapayım.» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. düzeltir. Ama onlar derler ki: «Hayır. onlara karşı. kurtuluşa erer. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur. tekrar dirilmeniz. öküzler yüzükoyun düştüler. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım. iki zıddın birleşememesi gibi. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam. Nasıl ki. Peygamberlerin. muamma söylüyordum. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. kötülüklerden içini temizleme yoludur. Âdem'in dışarı atıldığı cennet. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. Allah işitir ve görür. iki kaziye ve üç bölümdür.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım. ikincisi muhal. bir saat de yiyip içmekle? O. bu nebiler ve velîler içindir. Sağlığı korumak. ileride oturur. aşkın özelliği şuradadır id. dedim. Olabilir de. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor. ikiyüzlülük yapıyordum. derler. Bu nüktenin benzeri.

Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti. Babasının geleneğine uyarak. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu. Adamlar.söyleniyordu. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur. Adamlar gülerek. Köylü kendi kendine. oturdular. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur. kendim öleyim. Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin. bir iş yapıyordu. Onlara dedim ki: «Bu ancak . Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi. Allahdan mağfiret dilesin. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. adamı çırıl çıplak soydular ki. Çiftini sürüyor. köylü bunları görünce korktu. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü. Çünkü köylü idi. parasız olursun bir dert. Çavuşlar. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı. Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. «Şehrin. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. hiç konuşmuyordu. Fakat köylü yine pişman olmuştu. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti. sevdalan başına toplandı. Şu suretle söylenmeye baş laddar. Çavuşlar koştular. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri.» dediler. gamsız bir adamdı. çok öfkeliydi. Nasıl ki başka bir yerde de. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. o sırada. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm. Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken.» dedim. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı.» dedi. Halbuki Padişah. Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. başını önüne eğdi. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı. ben de o şehrin sultanıyım. kendim korunayım. «Yahu. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin. Belki. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. Köylü. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu. Fütüvvet. Bence parasız dert daha iyidir. Padişah.» dediler1. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur. Onda kendim yaşayayım. «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler. çamaşırlarını ortaya attılar.» dedim. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar. Bir köylü ile alaya başladılar. ciddî konuşmaktan daha uygun olur.» dedi. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir. yolunu sormak için çağırdım sizi. Babasına benzeyen zulmetmez. paralı olursun bir dert.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir. yoksa şu tarafta mı?» dedi.» dedi. (M. hakkında kötü düşünürler. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir.» dediler. Onu ahmak yerine koyarak. Çavuşlar. önce verdiği karardan pişman olmuştu. «Haydi! Padişah seni istiyor. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular. elbisesini satsınlar. sözlerini tekrarlar durur. Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var. bilgisizlik değildir. «Bari bir su ver de içelim!» dediler. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan. Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. Bir avuç para çıkardı.» «Bu. Söylemiyordum. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun.» dediler.» dedi. 12) ve ayrıca. öteki elini tuttu. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana. Bu sözün hakikati onlara erişmez. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim. Bu insanlarla şakadan konuşmak. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı. uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. «Sermayesizlikten. Orada bir derviş vardı. bu tarafta mı. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi. çünkü can korkusu yoktur.

Kız.' buyurmuştur. ne de sonuncular bunu anlayabildiler. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. Müslüman oldu. 'Kendimi takdis ederim. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki. Nasıl ki şu.» dedi. benim dinime gir. Fakirden üstün bir şeyh vardır. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum. Nasıl ki. (M. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. Kâfir. Bu hırka kendisiyle konuşurdu. güzel bir dilberdir. Şeytanını. fakirlik icabıdır. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir. kutup. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider. Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o. Müslüman etti. Bunun tersine olarak bir kâfir de. Gâvur kızı.» (Beled sûresi. Allah bize pek az bir şey vermiştir. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur. Hangi nimet vardır ki.» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir. Adam Müslüman oldu. Nefis. «Bu kâfirdir.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim. iki ay. Allahnın ilâhî kanunudur. Şu sebeple ki.» dedi. Onu benim için seviyorsan. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. ona sorular sorardı.sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu. bu olmaz.» diyorsun? Bu böyledir. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. Bu. O. ama size anlatmak zordur. Allahyı görünce âşık oldu. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya. yalvardı yakardı. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol. seni seviyorum. şeyhten üstün. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde. «Ben kâfirim.» derse kâfir olur. artık yaltaklanmaya başlamıştır. bazı kocakarı hikâyeleri. başkalarını da senin hatırın için seviyorum. Ona her kim.» dedim. Şunları söylemek istedim: «Sen. Bunu. artık iyi insan olayım. Bir ay. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu. Şimdi. sen müslümansın. «Müslüman değildir. yavaş yavaş müslüman olayım. sen ki insan oğlusun.» sözü gerçeklendi. başka çaresi yoktur. Halbuki biz diyoruz ki. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum.» dedi. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun. o Şeyh. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim.» Buna. son derece gizli tutuyor. onu bir şeyhden daha . der. bunu bilmiyorlar.» diyen kâfir olur. Buna delil de gösteriyoruz. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder. benim de hoşuma gider.» (Dehir sûresi. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler. Şu halde Allah. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur. kutuptan önce de falan şey. O da. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'. niçin. Ne önce gelenler. «Bu sözü başka bir kulakla dinle. yani ona. O arıklaş-mıştır. O.” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü. 47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi. ahiret oldu. der. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir.

Halbuki. Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin.» dediler.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce. Allah ruhlara hitaben. Bir başkası da daima nesir söyler. Çünkü ben. Bu mahvolmuş bir derviştir. belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. bütün parçalar senin olsun. Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. O. Bir zümre. Çünkü önünde. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. onun suretinden evvel var idi. keçi sesi değildir. köylüler dürüst insanlardır. yola düştüler. ev sahibi ağacın tamamını korusun. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti. dervişin sözüne göre gelmez. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi. daima onların nazarı dünyayadır. ötekileri değil!» diyordu. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. «Evet. Beyit: . özür dilemek gerçektir. yine bir sos çıkar. Allah kelâmı ise küllî'dir. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister. gövdesi de. ağacın gövdesi artık elden çıkar. Hâşâ. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu. seci'li.A. Bir gün. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir. Ruhlar toplanmış ordulardır. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır. Şimdi Hazreti Mustafa (S. «Hayır. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır.» «Nuh'a mı uyacaksın. O dedi ki: «Hayır. hep şiir söylerler. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar. önünde ardında dolaşırlar. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın.» dediler. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar. ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar. «Yarabbi. Çünkü karanlık vardır. Gerektir ki. O dedi ki: «Bu küfürdür. Burada. bir dalım seçerler. (M. o dalın kırılmasında tehlike vardır. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır.geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de. 172) diye buyurdu. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır. onun cevabı da sadece susmak oldu. Gerçi keçi derisinden çıkar ama. küfür değil bilâkis îslâmdır. Köyün ihtiyarı onların diliyle. «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. Ama nihayet.» Yani onunla herkes beraber yürür. bir ağaç peydan oldu. Hazreti Mustafa (S.) ise.» dedi. burada keçi aradan çıkmış. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. Biri. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır. birlikte yiyin.) ne buyuruyor? «İblis. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi. bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. damar içinde dolanan kan gibidir. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan. bütün dalları da onun olsun. manası kadîm'dir. fâni olmuştur. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir. Nasıl ki. kafiyeli sözlere değer verirler. Söz öte baştan geliyor. Dal elden giderse kök de gider.» buyurdu. 26) diye yalvardı. ondan çıkan her ses artık senin sesindir.» dedi. 49) Birinin evinin kapısında. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın. bütündür. Onlar da. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar. Elini bütüne uzat ki. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. arkasında değnekçileri vardır. Her halde İblis'in mânası. Hep öyle konuşurlar.» diyor. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır. bazıları Padişahın kapısını hor görürler. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır. ağzına koyar üflersin. Böylece o deriyi davul da yaparsın. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye. Türkler cesur.» Öteki. Bir zümre vardır M. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim. Çünkü Nuh Peygamber. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. Rabbimiz-sin. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. Nasıl ki.» Nasıl ki. Atlı kamçısını kaldırdı. Davul da çalarsın ondan. serpildi. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi. konuşan derviş değildir. onun yaratılmasından daha önce. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez. hep teker teker" yerler.A. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel . ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi.

Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır. onun konuştuğu Peygamberi ki. bu umutsuzluk tarafıdır. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir. «Ama senin kardeşlerin. Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. bu kemâle. bana görün de. sizler benim dostlanmsınız. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. Ona. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler. demektir. tartışmaya da faydası çoktur. Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. Bu. uyku değildir. «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin. Nasıl ki. taşa vurdu. Evet kaide budur ki. Biri. uyanıklıkta insana gösterilmez. İnsan Kâmil olunca da. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş.» buyurdu ki. «Onu gözler kavrayamaz. «Hayır. sana bakayım? Yoksa biri. Bundan sonra yüz cevap söyler. Nasıl ki. «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra. bu bahisle ilgisi yoktur. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım. hem sorusuna cevap alırdı. «Bu Hint kılıcıdır. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı. Firavundan daha kuvvetli idi. o kardeşlerimi de istemiyorum. Allah erlerinin uykuları. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi.» buyurdu. Her nerede söz varsa. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü.). Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu.» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki. yemişler verir. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S. nüktesine de yakın bir sözdür. bu taraftan bir şey öğrenmedi. Musa'nın benliğidir ki. Söz. «Evet. Allahsını gördü. Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah.» dedi. o ilgi de etkiler yapar. Nihayet bu derviş. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. A.» dedi. sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı.» dedi ve hemen kılıcı getirdi. bâtıl sözdür. «Kendini bana göster.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M. «Dağ» dedi. halde hiç bir şey yemek istemiyordum.» buyurdular.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı.» buyurdular. Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur. «Nefsini bilen Rabbini bilir». medresede söylenilen her sözün. sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün.Bunu ancak akıllı kişi bilir. ona artık perdesiz gösterirler. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur. Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi. Hakkın dilinden konuşur. Musa. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir. sınayalım. Bu. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır. hem de cevap veren bulurdu. Çünkü kemâle ermiş olan derviş. onun öğrenimi öte taraftanmış. Adamın biri. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim.» dediler. Ama tersine kılıç iki parça oldu. Şehrin vaizi geldi. Çünkü öyle şeyler vardır ki. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi.» Nihayet. Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek. «Dağa bak!» dedi. bir dostuna Hint kılıcı getirmişti. kürsüye .» dedi. Sonra da. «O gözleri kavrar. Daha nasıl diyorsun ki. ölçüsü yoktur. o meclis de hoş olur. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. orada Allah vardır. Allah yönünden eksiklik gelmez. Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü. Bu da tam umut yönüdür. demek istedi. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. Musa da kendine baktı. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi. Hazreti Peygamber. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. O dağ. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim.

Ama gıybet .» dedi. Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı. Be. 'Her kim. ömrü uzun olsun.» (Tâhâ sûresi. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur.» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. ya gaiptir. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. ister bir yerde (M.«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu. Cemaat evlerine gittiler. Bu bizim nasibimiz . Ruh da. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı. Bu hafta da başka bir âlim geldi.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı. Onların ibadetleri anlatırken. Allahnın mutlak varlığını. Allahı anan kimse. Sultanın önünde oturan kimse. acaba ben kimim? diye düşün. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş. gönlünü hoş etti.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. Çoluk çocuk etrafına toplandı.» «Ona benzer bir şey yoktur. bir kısım halk. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi. Nasıl ki. dördüncüsü de zulüm'dür. Vaizin sözlerine itirazda bulundular. çocuklar gibi ağlamaya başladı. Adam. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir. imanı iman değildir. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar. Hangi cevherdenim. tallahi. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı. hazır ise ona yabancılık karıştırır. «Allanın. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. niçin geldim. onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir.» (Nahil sûresi. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır. Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor. her nerede olursa olsun. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular. «Efendi hayırdır inşallah. doğurmadı. Vay onun ölüsüne. vallahi. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin. o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. "Çocuklar annelerinin yanına koştular. mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi. beni kovuyorsun.» dedi. işe boş ver ki. mekândan münezzehdir. billahi.» diyordu. Şimdi zikreden. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme. içime ateş düştü. üstüne rahmet yağdırsın. her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz. ister yersiz olsun. çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir. Her üç harf ile ant içerim ki. (M. ölürse kâfir olarak ölür. Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur. Fakat bunları yanından kovdu. «Ona benzer bir şey yoktur. ister1 arştan uzak olsun. dervişlik vazifeni yerine getir. Allahya bel bağladın. vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi.» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti. doğrulmadı. semalar onun eliyle durulmuştur. bu halin dışında değildir. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur. tenzih âyetlerini okudular. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz.» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı. diye bilir. Sen kendi dervişliğini düşün. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar. Yani gıybet. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar. canımız boğazımıza geldi. vay onun mezarına. Geçen hafta âlimin biri tutturdu. kürsüye çıktı. Şimdi. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. 16). Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. İkincisi bühtan (iftira). üzgün bir halde evlerine döndüler. 5). şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun. Çünkü Allah. bizim nasibimiz henüz erişmedi.ederse büyük günahlardandır. bir medrese elde edelim. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına.' dedi. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı. O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et. ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor. Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti. derler. şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın. yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir. şu medreselerde tahsil görenler. şu anda neredeyim. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar. Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. diye bekler. birer birer yorumladı. yemek soğuyor. yeter ki. Hafızlar.' dedi. Sen daima. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur. Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz.» dedi. Ya hazırdır. Kadıncağız adamın karşısına oturdu. hep bir mansıp sahibi olalım. Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz. bağırarak tersledi. devleti sonsuz olsun. «Vay o kimselere ki. 52) otursun. demeye getirdi. şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir.» (Fecr sûresi. 22). Te. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz. Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır.» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav.

gerektir ki tekbir çekenlere.» (Fetih sûresi. Bunları isterse. Akıl dergâha kadar yol bulur. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın). baldır. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi. .» dedi. yabancı bir pabuç var. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı. her fende başta gelen üstatlar. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır. ucu bucağı yok.» Âyette. Derhal semâ âyini düzene girdi. «öyle ise. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. onları yanından kovsan bile artık gitmezler. o dal ve budağın filizlendiğini.» dediler. «O. O cehennem geldi diye inler. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür. düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman. o seni görür.» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız.» dediler. 53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla. ayağına serpildiğini gö-resin. hor görüyorlar. ululuklar. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti. camiye gel. o mezarın başını bekler. Bizim cehennemimiz böyledir. Bilgisi var mıydı?» «Hayır. Cebrail onun adımına yetişemez. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti. «Gel!» der. Hazreti Muhammed'i (S. «Zâhid.» der. öğüt. bu çetin işin. Dallardan da bir şey elde edemezsin.» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca. topala da güçlük yoktur. Yahut da böylece bize bir nazar eyle.» «O halde ne yapayım?» dedi. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. imanlı kimse içindir. Bir kaç defa rüya sında. «Hayır yabancı yok. bazıları da incindiler. her işten el çektim. Kırk gün oturur. «Geç ey mümin. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki.) yalnız bırakmış. Gerçekten sağlam olan da odur. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır. O da. adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü. aslı ve kökü elden kaçırırsın. Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. Biri vardır ki. Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler. Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın. o olmadan başaramayacağım yani. «Beni. kalmamış olurum. Cebrail. cehennem de onu görünce. Kalbine zahmet veren. «Kör için güçlük yoktur.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla. herkesin aradığı aslı bulmalısın. bu bizi bırakmaz.» Etrafı yokladılar. 17) buyuruluyor. Bütün büyüklenmeler. Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. feryat et ki. ben şeyhsiz kalsam bile.» diyordu. Ta ki. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar.» «Evet. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam. boğazımızdan yakalar. Adamın biri ölmüştü. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki.» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde. Cebraile. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. Nasıl ki. Tâ ki. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. Ettiğim o muhalefet. onun gözüne ilişirsin. nurun ateşimi söndürecek!» der. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. başka bir itimat ile oldu. (M. sır perdedir. Gönül perdedir. Sen aslı yakala! Elbise. önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var. âcizlere duaya baş-lıyalım. bilginler yanar. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın. Bunu söyle de tekrar evime döneyim. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir. Bütün asılların aslını. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler. başkanlıklar. cehennem ondan feryat eder. yiyecek. yoksullara. ben. Biz nereye gidelim. Berber. yahut filan bana yabancı geliyor. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. hiç kimseyle beraber değildir. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil. Cehennem müminleri arzular ve ona.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire. senin önünde başlarını yere koysunlar. «Onu ziyarete gideyim.A. fıkaraya. Her dalın arkasından ağlıyorsun. İstiyorum ki öğütler vereyim.değildir.» dediler. Orada akıl perdedir. başka bir şeyi öğrenmiş oldum. ).» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır. ykıe düşer. ama evin içinde yol çıkaramaz. bizim dervişler arasında bir yabancı var. Ayrandan kurtulur.

Yağmurun ne zaman yağacağı. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır.» Daha sonra temaşalardan. 5. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış. Bu arif benim halimi hep bilir. Ben. Allah onu o makama bağlamamıştır. Ana karnındaki çocuğun cinsi. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler. Allah Allahdır. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi.» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur.işi tamam olsun. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir. kovdum. Kuran'dan üstün kitap yoktur. (Mümin araştırıcı olur. O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor. Gel de benim âlemimi. Allah kokusundan da üstündür. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. Küfürden vaz geçtim. 2. Kişinin nerede öleceği. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı. Onun da bir sebebi vardır bunun da. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar. denizin garip hallerinden bahsediyordu.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor. . Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al.) buyurmuştur. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed. Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler. 4.» Git otur yerinde. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi. benim işim onunla daha iyi yoluna girer. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu.» Bu ne eşektir ki. ondan dolayı bir korku yoktur.» buyurulmuştur. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim. Kıyamet günü. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur. «Ben Allahyım!» diyor. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir. kapıma iki desti dolusu su getirsinler. Diyelim ki. bir kancıkla birleşmiştir. bizim halimizde eksiklik başladı. «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez.» dedim. 3. emirler ve yasaklarla. kendi içini görüyorsun.» Adamı geri çevirir. «Soğuk söz söylemiş. küfür etmiştir. eşekliği yönünden söylemiştir. En doğrusunu Allah bilir. erkeklik aletini kaldırmış. İki elimle gözlerimi kapadım. insanın yarın ne kazanacağı. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir. (M. öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur. ben şafiî mezhebindenim. Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki. Allah kelâmından üstün söz yoktur. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim.

daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. geçmişlerden veya yaşıyanlardan. bunları perde arkasında yapmıyordu. «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son. hay hay!» derler. başlangıçta açıkça ibadet. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. Siz. bana nereden geldiğini. gece yarısı kadınlardan.» demiyorum. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri. «Ne demek. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi.) teninde bir tüy bile olamazlar. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. A.» Nasıl ki. bu kadarı yeter. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. çünkü o kendi hesabına yaşıyor. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir. Allah erlerinin iyi amelleri. onun huzuruna has-retdedirler. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz. ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler. Onunla bu sözü konuşurken. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim. «Dün konuştuğumuz sözlerin. bunu dervişlerin önüne koyarlar. ancak işin dış yüzüdür. söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun. Bu kimdir ki. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar. Peygamberler. orada bir köşeye çekilir. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise. Bunun iç yüzü şudur: Biri. Bundan sonra da hal böyle olunca.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. hem de Allahya şükrediyordu. Nasıl ki. mürid. Yüzünü gönül tarafına çevirir. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S. bazı kimseler. Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor. herkes umudunu kesmiştir. Âlemde bir gürültü koparıyorsun. Sözlerin tevili büyük bir iştir. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. kendileri yemezler. Ancak dostlara. ağlayarak secdeye kapanır. gece köpeklere ziyafet çekerler. bir şeyhe.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin. başlangıca dönmektir. Benden. Mademki öyledir. bir gün gider. bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz. bif mürşide gönülden bağlanır. Yahut bir dost. Nereden söylerim? Allahtan. Nereye. sonra da diyorsun ki. Bu.İKİNCİ BÖLÜM (M. hıçkıra hıçkıra ağlar. Benim insanları ıslah. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. yani onları yola getirme hususundaki arzum ise. âyette buyurulduğu gibi. bir serçeye dönüyor. Bayezid'in Cüneyd'in. abraşları sağaltmak isterim. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir. sevgililerin hali böyle olunca. Ancak bir gün sözden daralırsam. sevenlerin. . gündüz dilenir. Ebû Sait ve o. büyüklerin sözlerini derleyeyim. Ben böyle sanırım onu. (M. nasıl ki. sonra tevil için feryadı basıyorsun. Mevlânâ'dır. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var. 56) îmad yahut Erşed. teşbih ve dua ediyor. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. Her kim bizim dostumuz ise.

müridinden sor. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. Diyelim ki.) gelince.» dedi. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. bir üstünlük veriyorsun. sevgilim. Ama sözüm. O isim. buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. katkısız bir sarhoşluktur. bana bir ilim tahsil etmeden. Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun). Ben işe bakarım. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. eşek.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» . diyen zavallı taklitçi eşektir. Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. Benim önümde bu böyledir. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. Bu söz. Şam'a gitmek hoştur. Öyleyse. kemaliyle bilir. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum. Şüphe yok ki. ağır davranırsın. Ama Bayezid-i Bistamî. Hani. bir şey söyleyemem. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M. bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam.) karşılaştırabilirim? Bu. A. içinin. Onun sarhoşluğu. Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır. Hak zamana bağlı değildir. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. Ben. Şam'a gitmek hoştur. Sevgili naz eder ona katlanmak gerek. bir benzetiştir. Bi aralık bir şey yaz desem. Ben onu söylemiyorum. Hazreti Muhammed'le (S. rivayet ederler. Aralarında bir bağlantı vardır ki. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim. Bir an oluyor ki. Böyle açık söylemelidir. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi.» demeleri bundandır.» dedi. «Onu. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. hak ölmez. Bu söz de böyle kararlaştı. muamele ve iş istiyorum. ben yüzümü ekşittim. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın. Ama korkarım ki. Onlara. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin.» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir.yahut Zeyneddin Sadaka. bir peygamber türemiştir. nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. tevhid âlemine kadar gider. nazlanmaktır ama ben. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. bir zamanda da başka birinedir. Ama ben o davada değilim. halim değildir. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben. bir nazdır. akıl ve emek sarfetme-den bildirildi. tertemiz. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ. Bu bir teşbihtir. Şimdi bana kendinden bir fazilet. 57) geliyor ki. Eğer halim olsaydı. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. A. «Yarabbi sana. Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini. sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır. benim sadece sözümdür. Bana yaraşan. bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var.» «Ya üstadın mı daha iyidir. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. Çünkü onun işi pek yücedir. ruhunun temizliğinden sarhoştu. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır. yoksa Allah mı?» «Üstadım. derler. bu sözün zevk ve lezzetini bildim. senin kendine göre.

adını her tarafa duyurmak.» Hazreti Peygamber. dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun). Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm. ondan korkarsa. Allah yolunda vergili olur. sonra başına koyardı. Demediler ki.) pabuçlarını taşırdı. bununla hal değişti. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. Kendini daima tazele ki. karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar. Değersizdir. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. arada ne işler oldu ki. Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi. Başka dostlar arasında da olamaz.» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi. Gözün karardı senin. Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar. «Beni zaman zaman ziyaret et ki. Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum.» derler. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü. Gerektir ki. Bana kararmış gözlerle bakma! .» dersin. Allah bunu sana verdi.Buyurdular ki: «Çalışın. kendini yoklayasın. kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. gerekir ki. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı. dedi. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim. Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi). (M. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu. Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. Belki bir zevk ve rahata kavuşursun. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın. yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler. cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar. nefes nefese. Bu marifet sözü. bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. A. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. Şu haline gözyaşları dökersin. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır. Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre. Hazreti Mustafa'nın (S. A. Ben temiz kaldım. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta.) içinden güzel. sende bir de-. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. Yarabbi! derdim. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı. Bundan fazlada bir şey göremedim. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. «Bunda bir sır vardır. «O ne güzel kişidir ki. bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi. Cennet için yaratılmış olanlar. aradığım bulamamaktan. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur. ta ki. Başına gözüne sürerdi.ğişiklik olmasın. «Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez. ben de ulu Allahya feryat ederdim. bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir. orada uyuma ki. önce pabuçları başı. Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man. şöhret yapmak gerek.» Giderken. iyi ameller işleyin. gözü üzerine koyardı.

Allah bütün melekleri huzurunda topladı. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. «Ben zikretmek istiyorum.). manada sarhoştu. Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır. Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur.) uyamaz-dı. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım. «Ne mutlu beni görene!» dersin. bu takdirde o. Onu. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir. demenin. «Git. Bu çok zor fakat açık bir meseledir. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim. Buyurmuştu ki: «Halk. «Her kim beni. çabuk bendeki hakikati gör!» demektir.» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili. «Beni ululayın. Her âyet için bir dinar istiyordu. melekler ayağa kalkar. sânım ne yücedir!» diyordu.» buyurdu. sende eskileşme. anlaşılmasına dikkat eder. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer. Sadece dil ile zikir noksan sayılır. haber hususunda aşağı düşmüştür. Hazreti Muhammed (S. o (delikanlı).» sözü bir haberdir. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur. melekler bütün gece seni övsünler.Bu ziyaret misalinden maksat. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir . zikrettiğin Allahdan ayırmasın. ilimde çeşitli değişiklikler vardır. Ben de belki yüz kere söylemişimdir. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile. Ben de Mevlânâ'yı görürüm. Sen kendini isbat et. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım.» Bu sözcü söz söyler. Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. bundan sonra da erginlikten. Bak ben sabit ve kararlıyım.A. tekrar meydana gelir. Nasıl ki. Öğrenciyle böyle sözleştiler. Açıklıkta da değişiklikler vardır. onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. «Beni sabit kılarsan. ayıklara uyması mümkün değildi. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi. O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir. telâşa düşersin. bu benim için çok kuvvetli sebat olur. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır. Şaşırtmaca yapmaz. öldü desinler.» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar. Biri.» demişti. Mevlânâ'yı görünce. Bana diyorsun ki. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir. levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir. Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. Çünkü beni görürsün. Ama bana göre dostluk. «Beni görene ne mutlu. Çünkü o. Mevlânâ da benim için böyle söyler. mahv olursun. eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak. Artık hakikata erdin demektir.» O zaman zikir gönül zikri olur. çünkü ben asla eskimem. Nasıl ki. Mutmainne olan nefis değildir. kutlu bir fırsat sayın. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir. Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi. Sen kendini yenile. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da. Ancak Mutmainne. benim gibi olur. A. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun. «Beni ululayın. Ben yepyeniyim. öküzü önüme katayım. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir. Sözü anlayabildinse. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır. Bunu yüz kere de söylese yerindedir. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz.» dedi. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet. (M. Öyle bir hale gelirsin ki. Tâ ki onu bir daha bulamadık. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki. Bayezid. o gönülde yaratan ancak Allahdır. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S. benim kendisini gördüğüm gibi görürse. bağ tarafına gideyim. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler. demektir. Herkes. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir. Nasıl ki. Bende. îlim vardır. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. «Beni aralıklı ziyaret et!» demek. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan. beni daima taze ve yeni olarak gör. bir üzüm salkımına benzer.

» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir.» buyurulmuştur. onun imkân tarafını yakalar. Bunlar hep dünyadır. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. Yani böylece bir şey yapınız ki. öyle yükseldi ki. hep halk ile birlikte otur demek değildir. Nasıl ki o gün. Gerçi yarasadan. ben azim ve irade ile. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş. Görevinden uzaklaştırılmıştı. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu. renkten renge girmesi. Bak ki. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter. 60) Yukarda sözü geçen fellâh. döner dolaşır ilk söze gelir. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek. bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez.) hiç kimse üstün olabilir mi? O. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi. sadece Allah buyurmuş. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur). Çünkü. ancak onlara. hal değildir. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın.A. Başka biri de onun eteğinden asılır. Her türlü vehim. ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak.» derse ona. gökteki ayı iki parçaya ayırır.) ışığı. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu. diye düşünürler. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. Bu. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre. her tarafı birden aydınlatır. yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar. Fellâh ibriği Padişaha verir. öyle bir mert olmalı ki. Sen kim oluyorsun ki.» der ve deliller gösterirse. demektir. hayal ve tereddütleri yaksın. «Sözün sırrı başkadır. Mademki bir kimseyi görmedin. çünkü o artık sultanın naibi değildi. hoş ve lâtif bir dille konuş. Ama tekrar açıklamaya başlar. O hep nur saçar. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki. bu sizin halin. Çünkü fellâh idi. Şayet. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur. Padişah da onu astırır. Eğer zamanede biri gelir de. benim ruhumda tasarruf etti. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. O. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. içi altındır. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter. bu hususta seni aydınlatırsa. kendisinde bir dert. demektir. o da bizim küçük kardeşimiz olur. elbette nur saçar. Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. mülk eksikliği bir ziyan vermez. içindeki sırrı anlamak istemişti. Bu sır değildir. O. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber. dünyayla beraber yaşamaktadır. Padişaha. A. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir. mal. Ben Kuran'ı. Çok ağır. bir aşk olsun. ister aşağısı ister yukarısı. diyordum. eli ayağı gevşer. Sen o gâvurcuk değil misin ki. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. Gerektir ki. Cevher nur saçar. Hali de. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. sözü de hep yağmaya gider. «Bu bir ahengin yadigârıdır. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. diye aklından bile geçirmiyordu. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır. Uzaktan halkı seyret. Sır bundan başkadır. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. Padişah da onu astırmazdı. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. Ancak iki şey zarar verir. Çünkü sır. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver. . dopdolu! Fellâh.z olsun. şüphe perdelerini yırtsın. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir.temaşa öldüremez. Biri. bu bir hatıradır. Hazreti Muhammed'in (S. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. Ancak o. altın. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur. Hazreti Mustafa'dan (S. ancak yabancılar içindir. diye düşünmüştü.» der. hak söz söyle.

ilk zaman içindeki umut olurdu. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). hiç umutsuzluk yoktur. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. o tarafa . kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir.ce kişiler vardır ki.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki.» Duyurulmuştur. kulağına yapışsınlar. A. Yedi başlı aslanı görsünler. bu konuda hiç bir şey söylemez. A. Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa. demektir. «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir. âbidin. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S. tartışma ve inatlaşmanın. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar. Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin. o hal içinde. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. Ancak gönül alçaklığı ile. melekler.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın. çoban bir buzağıyı kaybeder. onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler. hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz. Öyle bir nağra atarsın ki. onun halinden hiç haberleri olmamış. bu binlerce engeller umut bağını koparır. Bunu herkes böyle yorumladı. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler. Zahidin. velinin. birer davettir ama. Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir. Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur. güneş hakkında beyle inanmak gerekir. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise. (Sözün en hayırlısı. Hak. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. bundan çok hoşlanırsın. âlimin. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. Daima. ona açıkça uymakla. onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur. nebinin birer sevinci vardır. dağdan aşabilsinler.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. umutsuzluk getirir. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez. Görüyorsun ki. (M. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz. îster gerçek. înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı. bütün korkuları giderir. bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez. Hilaf. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar. içinde umutlar ve gülüşler olsun. güzeldir ama uzanır gider. Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz. «Bu böyledir. ister yalan olsun. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. Bir söz de vardır ki. sana gerçek yol gösterdi. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. Nasıl ki. onun yolundan ayrılmamak gerektir. Herkesin bir sevinci vardır. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin. Burada bir gülüş. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir.

Ben.» (M. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun. o bir gün gelir. Bir taştan bir taşa el atarak.). zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin. ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli. Belki Hazreti Muhammed (S. Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor. «En yakın bir vezirden daha yükseksin. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi. yine yüz türlü dalkavukluklar. duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. bana. Bugün böyle olmak kolaydır. Çünkü bu. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin. benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek. Ola ki o asanın yardımı ile. Hal de yüksektir. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır. Şimdi gerektir ki çok kazanasın. A. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. A. Diyelim ki. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler.» diyorsun. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1. güzel konuşur güzel dinler. Mustafa'ya (S. Nuh Peygamber'e uymaktır. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. Her işte hüküm ve karar senindir» dese. o zaman Konya şahnesi. Çünkü onda biraz lezzet buldular. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim.) değil. Ama sen onun yolunda olursan. Gerektir ki.» Nuh Peygamber. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik. Ben uykudayım. iki yönü olan bir adamım. O aydınlık onda geçici olsaydı. sırrımı anlar olmuşsun.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. ama bu uyanıklıktır. «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır. yine biteremezdim. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt. Uyuyanlar. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır. Sultan naibi olan vezir. «O. dua ve namazdan bir koku alabilsinler. O. onda bir aydınlık belirsin. varlığın kendisi olan zattır. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S. Bu şah ise hiç mat olmaz. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın.bu tarafa koşar ki onu bulsun. nefisten gelmezdi. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. A. ona güvenir ve inanır. Bu niçin böyle oluyor? . Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz. sende karar kılar. Nefis. sevgilinin vuslatına ereceğim. ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever. Bu çile çekenler de Musa' ya uydular.) nefsini yitirmişti. Dedim ki. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu. Şairin. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen.

ona kendisine özür diledi. Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler. Nasıl ki. Hakkın âyeti de öyle. Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. «Beni döver misin?» dedi. Hem öylesine çıkardı ki. 64) Buna emir gelmeden önce. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır. kendi bildiğini okur. O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten. güvenli gösteriyorum. Zaman oluyor ki.» derse. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. O. de dünyanın dışına çıkardı. (M. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur. gönül açıcı şiirler okuyorum. (M. Dışarıdan biri bir söz söylese.) bir gün.» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla. Önce kadı ile bir şey konuşamaz. Eğer. Yani o. ne dünyaya ait işlerde. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir. başka renkte görünen bir perde idi. Beni ondan dolayı seversin derim. Sana çirkin görünmeye başlar. Artık konuşamıyor dük. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar.» dedi. onu halka bağışla!» buyurdu. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun. Gördüğün şu adam.de bir şey yapamaz. Allah da ona ekşi yüz gösterdi. sen cevap vermiyorsun. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. başı yarılmış. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor. otuz kişiyi de tutsak etti. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur. gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. cevap verecek yerde susuyorsun. vezir ile. bir nur ve mahabet vardır. A. 'Git seni de boğazlasınlar ki. her neyi bilmezse onu olmaz sanır. Sen önce yola gel ve otur. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu. kanlar içinde. «Senden başkalarını da senin için severim. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin.» O halde. Hiç bir şeyden korkum yok. Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır.» dersin. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. Çünkü o geçen hal. O. bulunduğu yüzünü ekşitti. Seninle birlikte korkunç. Herkes bir şey söylüyor. İsterse o benim ruhum . Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. ayakları şişinceye kadar namaz kılar. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. nasıl gideyim?' dersin. Hazreti Mustafa (S. Hazreti Peygamber. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. ancak kendi yazdığını. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti. yahut hatalı bir iş yaparsam. hep susuyorsun.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. O ahmaktır. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. gitme de otur. sen bundan başkasını söyle. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir. hiç bir şeyden bilgisi yoktur. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir. «Allahu Ekber!» derdi. halimi biliyorsun.» diyordu. O zaman. «Ben bunu açıkça görüyorum. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır. Mucize böyle olur. filan yerde otuz haydut öldürdü. Hiç bir şey. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular. Büyük bir hata içindedir. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur. sıkıntılı bir yerdeyiz. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. «Allahım şu hali bizden gideriver. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden. Çünkü onun yaptığı işlerde.» demiyorsun. ne dinde. Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret.

Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki. derler. Yahya'ya «veli. «Bari ne yaptın?» dedi. akıl hata etmez. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki. elinin içine koyarsın da yine göremez. Nasıl ki. Aklın fetvası budur. «Bunu at!» dedi. Yukarda sözü geçen mücevher. diyorsun. Ben onlar için gelmedim. Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum.) devrinde Musa'dan söz açılsın. Dedim ki: «Benim. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere. «Niçin dışarı çıkmazsın ki. Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. A. Nişabur dili konuşurdu.» derlerse doğru söylemişlerdir. Ben dışarı çıktım. Orada bir de Arap vardı. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. Saklanması gerekli olan bir mücevheri. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır.» diyorum. Çünkü o günahsızdı.olsun.» Yolda ona. onlar Şeyhlerin sözlerinden. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler. Allanın Resulüdür. hata ancak başka şeylerdir. bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. Şahap hoş bir kâfircikti.» diyor. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim. «Hayır. bize yüzünü . Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur. hayli araştırdım.).» dedi. 65) Onlar. Gidip gelmek sevgiyi arttırır. deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. Yoksa ne bir gün ne on gün. Gece yanıma gelince üzülüyorum. A. diyorum. Bu senin işin değil. O bana. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir. İmanda tatlılık. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini. Kuran'dan bir şey anlayamazlar. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği. iman getirirse. onu gözle görebilmek mümkün olsun. tâ ki Allahı da bilsinler. hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. bekle!» derler. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. O. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. Hazreti Muhammed'le (S. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme. ışığı açığa çıkarır. Hem bu hayatta. «O âlem daha hoştur.» Onun bu apaçık inancı. «Bu akıl. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o. parmakla gösteririm. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. (M. ki bu yol niyaz sermayesidir. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz. Öyle bir insan. gelip gelip gitmesinde değildir'. Nahiv'den (Sentaks). Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim. ne Sokrat'ın sözünü. Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. kendileri için faydalı olur. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır. Hazreti Muhammed (S. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir.» dediğin için o çok ağlamıştı. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir. bizi görür. Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir. Ona ne isim vermişler diye gülersin. «Hayırdır inşallah!» dedim. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin.» anlamına gelen mısraı okudum. hadisten. açıkça görmüş olmayayım. Mevlânâ'ya. kitabı Ömer'in elinden çekti. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. «Muhammed. bana yakınlık gösterdi. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. Hiç bir şey anlayamadım. derler. Şirin bir kimse var. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. lügattan anlar. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. Peygamber Efendimize. Hazreti Ömer'.A. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse. kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim. «Sus. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi.» demişti. bütün bu işleri altüst etmiş. Ey kahpe bacılı. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri. bir kahraman gelmiş. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki. Onların benim halimden haberleri yoktur. Muhammed ona. Bu takdirde eğer. Allahya emanet olun dedim. Sordu: «Bana hoş geldin. Nasıl olur ki Muhammed'in (S. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır. görmeyenlere hayret edilemez. Sen kimsin ki. fetva hususunda hiç hata etmez. beraber konuşalım?» diyordum. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı.) onun evlâdını.

» dedi. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. Gündüz olunca geldi gördü ki. zahiri. öyle değil mi?» dedim. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. O gibilerin sermayesi niyaz. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar. Allahın has kulları ki. yalvarmadır. kendisini desteklediğim için gülüyorum. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. Medreseye geliyor. Şeyh Necib'in mürididir. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar. Ben oraya gitmiye bilirdim. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki. kışı bahara döner. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek. Nişaburlu Şahap. suya gitmek zor geliyor. evet. «Sana göre de bu mana böyledir. Çünkü o. Ama hiç düşünmemişti ki. Şu halde başka okuyanlar. «Eyvah. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. «Bu şeytandı. Şeyh Muhammed.» dediler. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor. Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur. Mecliste-kiler. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. Şeyh Muhammed. gönlümü alırlar. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. Bana. Bunlardan her biri. soyunur çırçıplak olur. Bu eski bir kanundur. arkadaşlar arasındaydı. şüphe yok ki. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. Kuran onlara lanet eder. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki. Ama bu bütün okuyucular için değildir. bahar yerine kış gelseydi. «Hayır. erken erken kapıyı vuruyor. Kırlar karlarla örtülü. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. benden daha kuvvetli yaşar. (M. Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. Ben böyle düşünmemiştim. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. Halbuki ben onun haline gülüyordum. bana itibar eder hatırımı sayarsınız. Kış. halkın âdet ve anlayışına göre değişir. hafızlar da vardır ki. bu şeyhlerden çok. güzden sonra da kış. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. O uykuda idi. kendiliğinden dolmuştur. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler. bahar olmazdı şehirde gizlenir. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. mevsim kışa rastlar. buna şaşmamalıdır. Bu kanun değildir. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. gizlendi. bizden faydalanır. «O öldü!» diyor. burada bir zorluk yoktur. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. O gibilerin. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. bâtını. bir lütuftur. beni dişleriyle ısıracaklar. Şeyh Muhammed. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. (M. Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu. birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır.» diye bahane uyduramazsın. kemancıya. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. Ama bu yedi mana lâzım değildir. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır. O zannetti ki. Bu onun işidir. bu ne haldir?» derdin.çevirirse. Artık. «Sen zahmet etme.» buyurulmuştur. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım. hattâ batının batını manası vardır. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. feryadı bastırdı. erkeklik organlarım kessinler. diyordun. rüya görmüştü. en seçkin kulların mertebesidir. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. O saat gelip çatınca. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir. Çünkü kış. O Hallaç. Sen kendi kendini göremiyorsun.

size. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır. neşe ve hoşluk olur. bu. Yüzleri göklere dönüktür. Bu güneş. olgun kişiyim. göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar. Halbuki onlar bizden. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse. «Biraz dolaşacağım.» demiyor. Allah için! Onların saçı sakalı var. Diyelim ki.» (Ankebut sûresi. ben değilim demektir. Halk içine girmiş. Halbuki yerlerin de. Hazreti Muhammed (S. siyah perdeler altındadır. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. o camide bir mimberdir. sen niçin ona gelesin. sen İmad'sın. haraket ve gülme günüdür. araştırıcıdır.» dersin. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor. sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi. O gün raks. Senin söylediğin. Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir. derler. 69) buyurmuştur. «Artık geri dönünüz. Eğer bugün. îşte bu âyet. Bu asla söylenemez de. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi.). (M. Güneş bütün âlemi aydınlatır. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır. Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. Dünyayı isteyen. Mevlânâ bizden çekiniyordu. Sen ise tezvirde. Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır. benim henüz sakalım yok. Dağdaki Zâhid . dedim. sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa.» sözündeki o. Maklub'dur (devrik'tir). Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. türlü işaretli sözler söylemiştir. bu nükteye işarettir. Sen sor ki. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir. ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. tekkeyi bekleyen. sahtecilikte Şeyhsin. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. sen îmad sayılırsın. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz. niçin sana gelsin. Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak. O. Hele şu saatte. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz. «Nöbet yoktur. «Bize de bakınız ki. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. Kuran'da ulu Allah. Sen bu görüntü karşısında. Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. O. vaizdir. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur.» diyecekler. Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf). Nasıl lâyık görürsün ki. âlimdir. Ben ise Şeyhim. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu. Ben ondan söz aktarırsam. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu. bir gün gelecektir ki. bunun nasıl olacağını anlatayım. «Ondan başka ilâh yoktur.A. senin davan Allahyı görmek bahsidir. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür. biz de onlardan değiliz.Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. Bana kesin olarak söz verirsen.» derlerse vazgeçelim. onların arkasında kalmıştır. armağan kabul eden bir insansın. ben de cevap vereyim. ben. göklerin de ışığı ondandır. Ama hiç faydası olmayacak. O.

Misafir derviş. Hani o gün bana. tövbenin. Sonra. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor. hem de konuşmanın faydası gizlidir. O geçen günler bir şey değildir. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte . Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. belki dağ adamı olmuştu. Zaman zaman emri terkediyorsun. dervişin ziyaretine gitti desinler. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. bütün âlem asla o hatırdan geçmez.» «Evet. «Senden bir şey istediğime pişmanım. Bu bir hikâye değildir. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi. Zâhid. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın. bekâr yaşa. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti. Derviş Padişahın huzuruna gitti. misafir derviş. söz senin varlığınla tamam olur.» dedi. «Bu derviş her ne isterse vereyim. Hele kadın al. taşa doğru yöneldi. burada kalma derler. «İslâmda rahiplik yoktur. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim.» dedi. Ona sordu: «Yahu.» dedi. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir.» buyurduğunu unutma! Bu. Pek tatlı bir nefesin var. borç değil. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı.» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. Sen benimle bir kaç söz konuştun. Benim düşüncemde de. hem sessizliğin ışığı. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen. Zâhid. (M. evlenmemenin. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar. gönlü kabardı. ya öteki taraf. bir aziz oradan geçiyordu. İnsanoğlunun taş ile ne işi. Ama Hazreti Peygamberin.» demiştin. Ama bu bir ödünçtür. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca. (M. selâm verdi. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. «hoş nefes dervişlik gereğidir. Tâ ki. bu nasıl olur? Yani gönülde olan. ancak sen çok merhametlisin. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol. 69) «Sen divane misin?» deyince. Hem öyle bir eve gidelim ki. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar. hep tek başına kal. ruhtan. Yani bu âlem halkının işi. Çünkü sükutta.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. Mal. peygamberlere. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu. «Böyle söyleme!» dedi. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti. büyüklerden bir şeyler naklederler. «Benden bir söz dinle. derviş hangisi belli olmasın. Bu saat tamam oldu. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah. mülk. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi. Ama bazan da aldatmacadır. bayram değil. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. Allah. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur. dağdaki zâhidin ziyaretine gider.» dedi. Bu. hiç bir tarafa da iltifat etmez. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler. Öyle bir hale gelirdi ki. «O halde tövbe ettim. Ariflerden. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi. ama o artık insancıl bir zâhid değil. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi. orada Şah hangisi. Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. Şah. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem. 70) Bazan o âlemden. kendi kendine. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir. kendi kendine. Adamcıl bir kişi olsaydı.» dedi derviş. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. atından indi. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. Gönülden. Bir gün garip bir derviş. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım.

bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır. Ayaz.» diyorum. Çünkü Sultan daima.kusurlusun. Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız.» «Evet.» dedim ve kendi kendime. ondaki zevkin arkası kesildi. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz. «Senin yanında konuşmak bana haramdır.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. onun yolunda ölmeye lâyık değildir. benimle birlikte oldukları zaman da.» buyurmuştur. daha kutlu. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında.» diye düşündüm. Evet bizim yanımızda söz haramdır. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. ömründen bir gün dahi kalsa. Ayaz'ın ayakları altında keseyim. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur. Ayaz'ın aylığını kesti. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona. O derece düşkünlük ve kırgınlık. İmad sözümü dinlemedi. «Yazık olsun bana dersin. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı. Meselâ her hangi biri için. . Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim. O. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki. tulumdan sızan su gibi akar gider. Ben. Çünkü. Bunlar gibi bin tanesi bile. Eğer. her ikimiz de aynı şehirdeniz. o ben olmayayım!» dersin. Ama Sultan onu öldürmedi. Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. Batın bahsi bütün bunların dışındadır. daha hoş. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın.» demeğe gönlüm razı olmuyor. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek. 'evet' deyiver. ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil. bende bir umut belirdi. bu olgun bir gençtir. ne beş gün. yorumlamak istemesindedir. onunla öğüt bahsinde konuşurum. ben gerçi içtim. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar. o öğütlerin etkisi görünsün. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin.» derdi. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki. Kezervanî. «Tövbe etmiştir.» diyorsan. beni ihtiyarlattı. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. belki ona uygun cevap verirdi. Ama sen. aklı başında insanlar da vardır. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir. O cömert yeni müslüman için. Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir. ama izinsiz olursa. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. «En iyisi. acele etti. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü. «Aman. yaradılıştan hazırcevaptır. böyle söylemez. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz. Çünkü sen ona inanırsın. Bir şeyde ki kök ve temel vardır. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. Ne bir gün. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır.» dedim. Bu söz. «Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. size başkalarının yardımı gerekmezdi. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim. sohbeti hoşuma gitmiştir. kendi çevresini bilen. Sultan Mahmud. binlerce kadeh boşalttığı halde. Asla bu halden daha ileri geçmem. ruhun azığıdır. Bütün fenlerde. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez. Bu imanın sırrıdır. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım. Mevlânâ. dersin.» demiştin. bir gün suyu azalır diye denize acırlar. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. «Nerede o kurban ki. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. «Ben ona inanırım. Halbuki emirler. Karşısındakini susturur. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz. Onlar için tek başına kalmaktansa. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden. Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi. böyle düşünmez. Bayezid. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. «Hayır sen değilsin. benim sohbetime dayanamaz. Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki. Sana hoş gelir o temaşa. o zahir ehli kişiler. «Hud sûresi ve buna eşit emirler. 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. Halkın yabancısı sanır ki. (M. çok güzel ve tatlı olurdu. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur.» derdi. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak. sana da hiç bir zararı yoktur. Haktan sarhoş olarak geldin.

konu dışına da çıkamıyorum. Savaşta.A. rahattı. Sizinle bir sır konuşurum ki. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır. söze yalvarıyorum. çok sevimli ve sevgili bir çocuktu.» dedim. Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. Bir suç işlediği. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise. gençler de yaşlılar da âşık olur. Vezir. sözlerindeki tatlılığa. Aldanmamak için alışverişte. Bu bencilliktir. Onu severler.» dedim. 3.Hazreti Ali buyurmuştur ki. onu bütün gün neşelendirir. Bu yola geldiğim zaman. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir. Mevlânâ bu dereceye inmiştir. Kadın koynunda yatakta. avların en büyüğünü avladı. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim. o kararsızdır. Çünkü Ayaz. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. o hamam külhanından vazgeçiniz. Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. Şüphe yok ki dünya. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler. Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. Talip isteğinde kemale ermiş. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır. gönlün açılsın. eğlendirirdi.» diyeceklerdir.A. Kendi kendime. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi). elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S. anlat bize!» dedi. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır.» dedi. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz. . Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem.) söylemiştir. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur.) sonra Allaha da iftira edenler. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle. Ama işin sonunda. sen de bilirsin. Huyunu. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir.' Diyelim ki. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır. (M. onu Hazreti Muhammed (S. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum. Ama sevgili. «Ama ben bilmiyorum. üstün bir zattır. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma. onu mezara kadar götürür. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum. vezire bir sır emanet ettiği zaman. O. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın. O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim.» derler. bir vezir vardır. Bu bakıma göre. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. Dünyadan konuşanları dinleme. canından güvenli idi. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün. «O büyük âlimdir. «Orada ne işin var. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim. Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım. hiç bir şeyden korkusu yoktu. Bazan vaz geçiyorum. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. ikimiz de bu konuda birleşiyoruz. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S.A. Sultanın her halinden anlar. isa'yı görmek de böyledir. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır. yahut üstünü başını ıslattığı. Sultan. ariften daha üstün bir şey yoktur. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur. seni hiç kimse bilmeyecekti.) dilersen. «İşte senin âlemin. mizacını. bende de bir hal var. Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer.» dediler. «Nasıl bilmem. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır. 2. Bunu kimseye sormadan kavramıştır. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki. O halde yürüyelim ki gözün. Ama bana gelince. etrafında ateş yanan bir kabirdir. erkeklik üç yerde belli olur: 1. Lâkin biliyorum ki. onların söylemediklerini söyleyenler vardır.

bütün vücudundaki organlar titrer. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir. İşte şahneler oturmuş size.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. yedi feleğin dışında kalmıştır. hep böyle idiler. büyüklerini de rezil ederlerdi. «Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç. «Âmin!» deyiver. Bayezid-i Bistamî ise. kalbin çarpar. ha!» diye gülen öyle gülmez. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur. ha. Üst tarafı rüzgarla gelen. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek. sevgili neredeyse. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir. Hazreti Peygamber. o testi su ile dolmuştur. mideni de üşütür.' dersen. «Bu.)) söyle. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. yeri ve göğü. «ha. sorduğun soruları düşün bir kere. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati. Eğer anlasaydın. ha. Şüphe yok ki. âlemin Doğusundan Batısına kadar. sen de. gerçek bir tarafı vardır. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. Üç kere. ah!» diye ağlayan hoş ağlar.» Bunu benim hamlığıma verirsin.» dedim. üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. bizi de ona bağışlasın. Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek. içinden gelen bir ses sana: «Bu. onun için bende bir korku belirdi. Ama nasıl diyebilirsin ki. Yüce Allahm. bu adam. Şimdi ise hiç çekinmiyorum. Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. «Ah. Adlarını söylerler. soğuktur. Hazreti Muhammed'e (S. senden daha korkuncum. açık saçık insanlardı.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. ama «ha. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. «Yol bu yol değil. Ben. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için. rezil olurlar.A. ne dağlar. Dediler ki. asla buradan geçmeyin. Nasıl ki Kuran'da. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. güçsüz ve biçaredir.» dersin. (M.» «Düşün bir kere. seven de oradadır. Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır. Zavallı felsefeci.» diyorlar. Hep pişirdiğini yeme. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın. Her çağda tek bir gerçek vardır. esinti ile savrulan tozlar gibidir. Ama bu hep böyle oluyor. ne de taşlardır.» dedim. sarsılırdın.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. 7) buyurulmuştur. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. Lâkin bu derecede değil. Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu. Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken. «Bu adam zayıftır. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir. ah. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. o su göndermiştir. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir. Ama bu gafletde bir sebep vardır. Velidir! Bu. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım. Ekşimiştir. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . benim gibi bin tanesini bulursun. sen de «Âmin!» deyiver. Daha ne kadar. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur. O beraberlik benlik davasından uzaktır. benim cevabımı düşünme korkunçtur. işte burada hazır olan velidir!» derdi. Allah onu bize. Uzayda.

yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). ululuk konusuna gelince. kalbi yalanlamadı. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir. bu suretle tanıtmışlardır. bütün Allah dostları. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır. Hazreti Peygamber. Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu. onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu. Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir. sevilen. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. Bayezid'in bundan haberi olaydı. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki.» buyur ulmuştur. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir. «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir. ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun. Biri benim yanımda esrar içmeye. Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. Ama o. Ey Hakka yakın kardeşler. çok çetindir. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir.» Gerçek Allah adamı. Ama çok zor.' 'eyvallah' de. düşünceli. heybete üstün gelir. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz. «Bu. umulur ki o. başlangıçta da öyledir. (M. filân zatın sözüdür. O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler.» buyurmuştur. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. Nasıl ki. Bir kimse ki. batini. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. «Bize o varlıktan bir bilgi ver. Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!.» diye söylenir. batini manayı veliler. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. asla «ben» sözünü ağzına almazdı. peygamberler bunlarla buluşmak. Bu manalardan zahirî manayı âlimler. Konuşulmaya. yabancı sayılmaz. ikincisi huzur alemindeki korku. «Kulaklar duymadı. belki H söyler.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki. son zamanda «zün-nar» istemişti. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. kapalı söz konuşmadı. Hazreti Muhammed (S. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. perde arkasına alınabilir. bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır.» dedi. İkincisi. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku. Çok kere kendisinden faydalanırlar. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki. Heybet.» derler. Belki de Hak nefesidir. her iki tarafı da korur. Onlar ilim yolcularıdır. Beyazid (Bistamî). 'öyledir* deyiver.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz. Hakîm Senâîciğin son . hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır. ağırbaşlı hareket eder. kat kat faydalı olanlardan da değiliz. Onlar kendilerini apaçık göstermişler. Kuran'ın Allah kelâmı. Dilerseniz. halkın en azizlerindendir deyiniz.A. Nasıl ki o. Halk arasında onun sözleri. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır. Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. Yolculuk bittiği zaman o. batının batını manaları vardır. Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler.). bendeki irade kuvveti. Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur. Ancak onların hasretini terennüm etti. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir. Bundan dolayıdır ki. «Evet. gözler görmedi. veliler. başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır. Yer uygunsuz. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. yüzlerini görmek arzusundadırlar. şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. onunla çok kere doğru yolu bulurlar. «Kuran'ın yediye kadar zahirî. Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık. ona.

Eğer. O bundan uzaktır. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. imanı gider donuk bir hal alır. gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. Bunları görüyorsun.günleri. Hızır. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. kitapla geldin. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız. Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır. Benden bir söz işiten herkes. Meğer ki o. Onlar mahrum kalmazlar. Sen bir İbrahimsin ki. Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. Bütün hali alt üst olur. bunu kesin olarak söylemiyorum. (M.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin. Çünkü Musa. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. Çok kerre görülmüş Bir kimse. (M. bulunmaya sabredemezsin!» dedi. «Kolaydır. soru sormakta acele etti. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır. bu açık sözden. keski. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. Siz nerede. helak olur. . Musa'ya. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır. damdan düşer ayağı kırılır.» Çünkü Şeytan. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir.» diyorum. Acele ise Şeytandandır. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse. meğer. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek. Büyük bir sır vardır ki. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. Seyyid Burhaneddin'den. zannedersem gibi sözler hep böyledir. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. O bu işin adamı değildir. derhal başı araya gider. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. deniliyor. «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. O tepeler. Aşk böyle olur. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı. o yüzden. bedenlerimizden (irkmektedir. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. esrar doludur'. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. Siz benim dostum değilsiniz.

kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. ayrı bir yol daha vardır ki. Size bu daha faydalı olur. 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz. (M. tartışır. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir. «Ondan hoşlanıyorum. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor. Ama gizli değildir ki.). Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. Hazreti Muhammed (S. hepsinden daha yetkili konuşur. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. Gerekirse. Ama Hazreti Muhammed (Ş. Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır. ama susmuştur. alanın hatnnı . A. ne bu cihandan ne o cihandandır. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder. Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür. 78) Hazreti Muhammed'in (S. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. bu cihan halkından başkadır. Söz söylerken de havadan. Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. Bütün fenlerde. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. sentaks. Eğer sende aşk ve sevda galip ise. A.). mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur.» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler. din bilgisinde.» Çok etkilenmişti. marifetten doğuyor. başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. Eğer alnında bir nur. Ona. o cihan bu cihana geliyor. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan. Yahut. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz.). İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. O. o sayede sükûna kavuşsun. yüz binlerce propagandacısı vardır. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. Allanın da galip olduğunu anlarsın. ilimden. hiç bunlara benzemez. Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu. sana ben söylüyorum. Dedi ki: O. Benim önümde.» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. A. Ondan sorma. Onlardan daha üstün. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler. Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana. onlardan daha güzeldir. Sade bu yorumlama değil. îyi bir kanun konulmuştur.Mevlânâ'ya gelince. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. onlardan daha zevkli. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor. Bütün bu sıkıntılarınız. Başka bir saatte daha iyi söylerim.» dedi. hoş olmaz. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. «Ona. Onlara dedim ki. Mevlânâ'nın yanında idi. nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. onu mühürleyen zattır. Unutmayın ki. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı. onun. Dedi ki: «Bu kulak. isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar. Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana. sudan bahsetmez. günah işlememek eğilimini artırsın. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. Benim. (M. söz yorumlardı. beni dinlerken. Dağ gibi büyük bir adam. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. Çünkü bu sohbet. Sende aşk galip ise. daha tatlı konuşurum. O hayal. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. o günahı işlemeden tatsız düşer. yeşil. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa. öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. gramer. Hazreti Ebubekr. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan. Dostum yanımdadır. Bunlardan daha kısa. Benim maksadım armut istemek değil. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım. Bir kerre de Pir. temel bilgilerde.

Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir. (M. Nasıl olur da. Yani başka bir deyimle. Bu. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O. hem de adalet bakanına karşı savunasın. Şeytanı da ölür. Sonra onun nefsi de dirilir. özür dilerler. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim. onlara zor geliyor. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz. Çünkü onunla çok derinlere daldım.dünya tarafına çekmesin. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal. Onun en ufak işareti budur. Bundan sonra bana kazanç haramdır. Şimdi. O tarafa dönüp bakmasın. Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. dedi ki: Bediuddin. gizli âlem açığa çıkmıştı. gözleri açık olanlara göredir. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır.) uymak hususunda. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim. Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim.» sözünde küfür yoksa. Kul. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil. yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler. Ama bu. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur. Allah hakkı için ona inanırdım. Sen bu aslı kurmaya bak ki. yalanladı. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler.» dedi. dervişçe başlarını eğer giderler. kapalı konuşurum. bir takım isteklere kapılmıştır. ama bu gün gördüm ki O da niyaza.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim. Allah cemalidir.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. Ondan bir görünüştür. ona her şeyi açıktan açığa anlattım. Allahın kendisine kavuşmadığını. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım. doğuşta. Ben işin aslından. hem dünyayı. Bu değişiklik nisbete göredir. «Elbette ben çıplağım. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun. sana hiç bir zorluk olmasın. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara. Bu duayı eden kimse. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur. onun makam ve mertebesini istiyor. Şimdi sanki kıyamet kopmuş. hem içindekilerin! yakar. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve . ancak Allah yoluna girdiğini anlar.» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. sentaks yönünden doğru değildir. İzzeddin onu kabul etmedi. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. A. denildiği vakit o hangi perdedir" ki. Çünkü burada değişik bir mana vardır. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. benim okumadığım bir meseleden bahsetti. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir.» dedim. onu bulur ve görürsün. Sana güvenerek söyledim ki. Abdest üzerine abdest almak. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. «Evet ben onu okudum. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim. Hazreti Muhammed'e (S. «Her kimin nefsi ölürse. Gerektir ki emrimi kırmayasm. diyorum.» sözünün manası. sen hem kadıya. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. Şu halde. belki onun yoluna girmektir. bu sözün manası o değilse. onun cemalini özlüyor demektir. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır.» Ben o kadar demiyorum. Senin bu yaptığın. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki. Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur. iki defa abdest almış demek değildir. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum. Dünkü gün. seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa. bunlardan biri açılsa. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur. O.» sözündeki mana gibidir. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan. temelinden bahsediyorum. perde aralanmıştır. İmad dedi ki: «O söylediği söz. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. tabana göredir. O.

Dağda. O da bu yemenin. Eğer sen bu fikirde isen. Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı.» . onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz. Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik. Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi.» diyebilsin.dayanağı olan kişinin gönlü şendir. «Sen ki Padişahsın. azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin. O. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir. Allahdan bir iz aradı. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar. Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir. uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam. Allah başarı verirse. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. Hele senin. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan. Sıcaklık soğukluğa. baygın hale getirir. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur. On beş sene çok kısa kalır.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun. (M. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır. dilediğine ettirmez. «Her kim nefsini bildi ise. sabrı kadar sonsuz olur. (M. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi. bari beni tanı.» Dedim ki: «Herkes talip değildir. onu dilediğine isabet ettirir. yüzümü ona çevirdim. ama bundan. «Şeyh İbrahim burada olaydı. 82) Kuran'da. Bana dost olan bir kul. mahvolur gider. meclise gel de seni göreyim. Mevlânâ ona lâyıktır.» sözünü. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur. onların kulaklarına üfleyeyim. onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur. «bana iftiharla hizmet eder. ben de öyle bir yere gideceğim ki. sana çok görünüyor. hiç ses seda gelmesin oraya. sen de oraya kulaklarını tutasın. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. . Çok güzel.» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki. kendinden geçti. İyi dikkat edin ki. akıl yönünden nasıl olur? dedim. Senedi. Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. nereye gideceğimi. İnsanı mest eder. Halep' te oturmuş. arkası kuvvetlidir. sual daima cevap cinsinden olur. sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım.» (Nur sûresi. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. hiç bir şeyden gam yemez. Böylece.A. Bu takdirde onun kahrı da. Sultana karşı. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak. 43) buyurulmuştur. geri döndü. Kadı Şemseddin'in dediği gibi. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın. uyumanın ne olduğunu söylemez.» dedim. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir. demiştir. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı. murdar. beni kurtaracak olanın kim olduğunu. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim. o sözün de arkası kesilmez. Bu. bu türlü insanlardan değildir. Ben bir şey okuyayım. içmenin. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar. her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. Hazreti Muhammed (S. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın. yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. soğukluk sıcaklığa karışır. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi.

ben de arkadan geleyim. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana. bizim aradığımız. bir de hayvanı. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur. Yolculukta sana yük olur. Söze başlarken onun hatırına âyetten. bizim matlubumuzsun. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver.» îşte bu söz hiç yorum götürmez. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir. o zatı geüresin. hadisten başka hiç bir şey gelmez. . «Vatan sevgisi imandandır. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır. o günde. gözle görmek gibi değildir. Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir. O sözleri. ne bu çileyi. «İslâm garip olarak başladı. senden. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim. nefisleriniz dipdiri. ona hizmet etmek. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez. (M. Sana. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir. ama sarhoşluğu büyüktür. «Mekke bu âlemden. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki. onu hak yoluna yöneltir. garip olarak da geri dönecektir. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim. maksadına eriştirir. yahut da birlikte kadıya gidelim. sana göredir. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. ölüm korkusu vardır onda. Yol işidir bu.» mı dersin? İşte asıl maksat budur.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler. behey eşek. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz. ne de bu halveti sorarlar. o da bununla uyuşma halindedir. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır. henüz görünmemiştir. Ona ben teklifsizce hükmederim. Biri der ki: «Filan zatın oğlu.» dedim. «Haber. Mekke bu âlemdendir. Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. Mademki İslâm gariptir. nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. Ruh. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir. Sen ilerisini düşün. Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki. 83) onu buldun. sana gözünün ağrıdığını söyledi. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır.» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı. öteki âlemdendir. Bu işten bir o anlar. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez. O anladı ki. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa.» dese. onunla istediğim gibi pazarlık ederim. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. Bir İstanbullu. bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır.» Onlar bundan başka manalar çıkararak. burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. perhizler yapsan bile. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki. Mademki sen de gittin. Peygamberler de böyledir. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın. bu onunla. Mademki o engel oluyor. o başka âlemden gelmiştir. Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi.» nüktesi açıklanacak. Şimdi bu benim elimde değil. (M.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. iman ise bu âlemden değildir. O sıfat. Nasıl ki. 'Behey ahmak. O sözler. Nasıl ki.» hadisinde de maksat aynıdır. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. o zaman sana yaraşan orada beklemek. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. O gözle görmek. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi. o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki. madde âlemindendir. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. Ancak ulu Allah.

Bugün burada biz ve siz varız. Bu nokta. «Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi. Aşkın yorumuna gelince. Hazreti Muhammed'in (S. Bir gün. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez. I^. sadece kuru davacıdır. işaretsiz sözü. aşkda tamam değildi. her şey kendi arzuna göre olsun. mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben. bu davettir. İsa'ya. ruh kokusuna erişir. A. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. ama yakın ve kesin değildi. o yolun adamı idi.» Burada. onun da bilgileri çoktu. onun Hal mertebesi değildir. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi. içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. odur sanırsa. Evhad (Kirmanî). sanki bu saat kıyamet saatidir. «O halde. Bu mertebe. Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir. son gündür. Allahyı inciten zavallı!» diyor. talep davasında-dır. 85) Bu. Sözü geçen hadisteki mana. Çünkü her neyi. Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor. bilinen manada doğmuş demek değildir. (M. her sözün derecesini anlıyorum. bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar. Ama Firavun.» dedi. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. Bu. bu taraftan da sözler işitiyordum. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. Şüphe yok ki onlar. «Hayır.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir. Allahnın oğludur diyenler. Şimdi her sözü işitiyor. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın. . Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. Has kullarından birini gönderdiler ki. altın. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. O mantıkçı idi. Eba Yezid sustu. Her harf siz. Mev-lânâ'nın da. toprakta bir yerin olsun da. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. bu s. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. o şüphenin dışına çıkarır. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. şüphelenirsek bakarız. ruh kokusu almışlardı. ruh sarhoşluğu fazla idi. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. «Otur ey avrat!» dedi. bu iş senin işin değil. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır. Dervişte. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. Vaiz hemen. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. Suda. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim.» dedi. Bu onun tertemiz ruhu. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. değil midir. Eba Yezid. Zannediyoruz ki. Belki.» dedi. kemal mertebesidir. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. bana ilim yönünden bildirildi. Allah onu. sen istiyorsun ki.» buyurulmuştur. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur.z filandan çıkmıştır. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir. Bir insan ki hakkı aramaktadır. önce bilmelidir 'ki. ibretle her tarafa bakıyor. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. Allahdandı. Diyelim ki. Bu da. Hadiste. her sessiz kelâmı dinliyor. Diyordum ki. Allah kullarında. ona yol bulmuşlardı. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. bu Firavunda yoktu. kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun. öyle bir inanç var ki. kıyamet günleri gelmiştir. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. kadın. dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. aşk deyince. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu.) makam ve hal mertebesi değildir. ama ayıklığa yakındır. Belki o. Her ikisi birbirine karışmış olsun. ona saadetini yakın olarak öğretsin. aşkın son mertebesine daha yakın idi. Kadın atıldı.

işte bu sebeple. Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün. Karanlığa gömülür. bulmak istiyenler asla yol bulamazlar. O. Bu günün işi. Âşıkın hali böyle değildir. Onlar. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. ama başka biri de bizimle sohbete. belki baştan ayağa suya batar. Aşk. Ben önlerine çıktım. Yani önce yoktu sonradan var oldu. Halbuki benim gücüm her şeye yeter.» diye hitap etti. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir. Sultan olduğunu bilir. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar. bu sarayın içi dışı. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. O aradığı sevgili kendini göstermezse. «Ruhlar toplanmış ordulardır. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. ona erişmiştir. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. barışık yaşarlardı. Her ne kadar. Nasıl ki âyette.» (Tövbe sûresi. 86) Ama bunlar onlardan değildir. onun kölesidir. Hadisde. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır. o bu kâinat için yaratılmamıştır. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır. 41) buyurulmuştur. bu doğuştaki beraberliktendir. O gün. Bir kimse vardır ki. derler. Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. benim dersem. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın.» . nefsine düşkün bir sofudur. «Ah. hep bir arada. yüzün kızarmıştı. Sarhoşluk ediyordun. onun için döşenmiştir. Geciken vaatler unutulur derler. denildiği gibi. Bazılarına hevesler. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur. aradığınız o Allah adamı. der. bazılarına da aşk. Bazı filozoflar. Nasıl ki. Ama bu topluluk da çeşitlidir. Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz. O sırada oraya. «Allah takva ehli kişilerle beraberdir. bozguncuların da. îşe önceden başlamak gerektir. boğulur giderler. hep birbirinizle. ferman senindir. Allah yolunun bilgisi mücahede ile. şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. Bu kâinat (M. yarına bırakılmamalıdır. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun.» (Nahil sûresi. bizden uzak kaçar. gam vaktinde bana sevinç verecektir. Meğer ki. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin.. dostluğa lâyıktır. 128) ve ayrıca. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. îmad da onlarla beraberdi. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. Her şey onun içindir. daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. Böylece îmad ile o H'ye Allah. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. bu toplulukta Allah vardır. Mademki bizde de bir eğilim var. Bunların etekleri ıslanmak değil. diyorlar. bu yüzden duraklamalar görülür onda.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. bir şeyler koparır. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin. gelmesinler diye oyaladım. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. kadîm'dir. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi. sevgiler yoldaş olur. Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. Sultan o kişidir ki. H. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış. bundan daha beyaz yoğurt olamaz. Tann buyurdu: «Ben biliyorum. kendin de yiyemezsin. çalışmakla da elde edilemez. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir. döşemiştir. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum.» buyurulmuştur. «Allah bizimle beraberdir. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır.» dediğimiz zaman. ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. Ancak bana sığındığınız için. Zaten. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur. 87) binası onun için yaratılmış. her yana ve her yöne başvursun. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. Sonra o başka bir yere göçmüştür. size. aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir. Ben sizi yine toplarım. isterse gelir isterse gelmez. ezelden beri vardır. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. Geri kalan ne varsa onun uyruğu. ruh ezeldendir. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler. Şu hale göre Tatarlar. aradığını bulmuş. (M. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım. Korkarız ki sonra dağılalırn. O evde. Ben de sana. Artık bundan daha açık söz. Bir mutlu kimse vardır ki. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır.

O kimdir ki. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır.Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim. müminin gönlünün anahtarıdır. Bir gün. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. Şeytan. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. onun gönlüne perdeler çekilsin. Onu görmekten. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu. Bazılarına da. yüz bin lezzet bulur. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. Ama onun dostları. derler. asla o evden dışarı çıkmazdı. o hayalden de başka bir hayal doğsun. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem. Yahya'ya. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi.» Bu kırk sabah. tatlı sözlerinde de. ölüm sırasında yüz gösterir. Ömer'e bambaşka bir hal gelir. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil. İsa'ya gizlice secde etti. görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır. ve velilerin özledikleri bir sevgili. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir. bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. son derece hoşlanırlardı. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir. sözünü bitirmişti. Ayağımıza el uzattın. Ancak daha fazla açıklayamazdı. içki içmezdi.:» (Sebe sûresi. Bu nedir? Korkudan. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. öyle ulu bir zat olduğu halde. Peygamber Aleyhisselâm. Çünkü o çok meşguldü. Önce senin bir işin yoktu. Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. sizinle çok savaşlar yapar. onu arama yolunda can verir giderler. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. (M. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? . Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. Bundan sonra öyle görünüyor ki. bu günahı işle ve söyle. (M. Peygamber i^in. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi. Bazıları da. bir kısmı da onları görüp. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis. diyebilirsin. Ebubekr mest olur. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. Hazre-ti Peygamber. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. 15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister. Nasıl ki Kuran'da. kârın bu oldu. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir.» Bu. 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. lisanından dökülür. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur. Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi.» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir. Ona bizim âlemimizden bir hayal. onun günahı ancak şu sözdeydi. size bir ziyan vermesin. Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. Sen ne zaman dilersen. Her günahın ardından karşıma gufran gelir.

«Nasıl istersen öyle say!» dedim. Ama. Eğer bu yolda yürür. Ama sofîye. «Onu biz" ayırdık. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır.' (Nisa sûresi. O sırada.» Arkadaşlarım.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz. Çünkü ayrılmak istiyor. İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım. «Pek güzel! Bu sofî değil. terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok. Bu yolda konuşmalar. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan. Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti. doğru yola da yöneltmez. Şemseddin her kime küfür ederse. safaya ne eksiklik verir bu. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud. ayrılacaktır. gittiğin yol doğrudur. «Gel sofî budur. «Biri ben isem.» dedi. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı . gerçek mümin olabilir. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür. sonra kâfir olurlar. Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır. bir otur da kim olduğumu sana anlatayım.Gerçek iman. onları kuyuya düşürmektir. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. Meclisten biri. Biri. onu ziyarete geldi. bu cihanın renklerine boyanmadan. işte ben onun oğullarmdanım.» demek. küfürlerini artırırlar. Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm. Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? . gerçektir. o saatte iyi bir sofi idim. şu cihetten doğru değildir ki. Yolda aşırdılar. «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da. «Hayır! Bu bana iftiradır. Hemen emir verdi. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi. Ama hakikat yo-nünden o. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı. Şemseddin onun velisidir. Firavun da öyle olmalıydı. Peygambere. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna. hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse. neticesi halkı uyutmak. hele bir düşüneyim. Madem ki son nefesinde. tembeldir. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi. yüz bin kere daha korkunçtur. «Bu ne biçim şeriattır "ki. söyle. korkutmalardan. hep onu araştırıyordum içimden. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur. «Ben. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık. diyorum. işinden gücünden alıkoymak olur. Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap. Evet. Kuran'a aykırı konuşmaktır. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik. gidince söyleriz. onları gaflete sürüklemek. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam. elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü. kıçına zahmet ver. 'Allaha.» (M. Allah. Ben sözü doğru söylerim. Allah onları yarlıgamaz. bu lokma helâldir sana. halka Zaten halk. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir. Bu. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse. ona.» dedim. o büyük zatın günlerine erişemedik.» dedim. istersen yürü.» (Nisa sûresi.» dedi. yani küfrü imandan üstün gelmiştir.» dedim. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. «Küfürlerini artırırlar. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan. mümin olarak gidersin. Herkes sağa sola koşmaya başladı.» dedi. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler. Çünkü hakikatte.» yolundaki açık ifadenin dışındadır. söyle! Sofilerin edeplerinden. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer. Bu çok bir şey değildir.» dediler. şeriat yönünden iman sözü dile gelince. Ayaz gözden kaybolmuştu.» dediler. «Kuran'daki bu müjdelerden. Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru. Halk. Her işi Müslümanlık olur. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak. Adı Âdem idi. onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M.» sözüne güvenir.» dedim. sizden emir veren ulularınıza itaat edin. mümin olarak gidersin. âyette bildirilen. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse. işte o kimse veli olur. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. önce iman ederler. 135). 60) yolundaki öğütler. bu lokma bana haramdır. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir. «Gel. dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin).» dedi.

Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. her taraftan bana yönelir. Evet. Hele fıkıh metodu daha da zordur. O kerem sahibi de. Bunlar. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. Onlardan utandığı için tekrar geliyor. iki kişi yan yana oturmuştur. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. gölgeleri. Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı.» Ben bu sözleri. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. Ben kerem sahibiyim. sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun. hep dünyadır. Cana can katan derya gibi geniş. Bunu onlar göremiyorlar. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. bağışlayıcıyım. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez. Aşkta. o konuda boş sözler söylerler.» der. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. onlardan daha filozoftur. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. Kelâm metodu ondan da çetindir. onlardan değildi. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. . fânilik ve zevksizlik âlemidir. ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. beni dinler ve benden hoşlanırlardı. sözümde gerçeğim. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin. Eflatun işitti ki. bir sır ve neşe var ki. Diyerimki. Sultan. benim tarafımdan daha güçlü idi. hem başı açık hem de feryat ediyor. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. sana her zaman. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. kerem içinde keremdir. Su ile dolu midenin. Bugün. Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor. Şimdi pişman oldu. O halde gerektir ki. Bu keramet sahibi de. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. Bu bir büyü gibidir. hep kötülük. Öyle ki. kudret içinde kudrettir. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. onların bunu kavramasına imkân yoktur. bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". Sende safra. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan. onu şefkatle kucakladı. Ancak seni mazur göstermek. ağaçlar. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. derler. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun.» derler. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir.» derler. içi su ile dolu bir testiye benzer. aradığım gölge de senin gölgen-dir. Bu da saçma sözdür. bahçeler görüyorum. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar. Bu ilimlerin en kolayı. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. Bu bana bir bahanedir. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar. görenler. seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. kara kan. beni konuşur.boş duran atını gördü. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. berrak su görüyorum. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse. eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. O. Ona. çirkinlik. cimrilik yönünden söylemiyorum. Çünkü bu topluluktaki-ler. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. Onun tarafı. Allah gölgesidir. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. bağlar. doğrudur. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. «içindeki o acı suyu dok de. yeşillikleri pek hoş. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında. ne de bir çapak ve toz vardır. Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım. onu inkâr ederler. sağlık esenlik getirir. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. lezzet içinde lezzettir. gözlerinde ne bir kıl. bu çok iyi bir şeydir. Bunlardan biri. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. gidiyor.

da ancak Allahdır. Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. söyle de bari onun işini tamamlayayım. herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz. Nasıl.» dese gerektir ki. İşte öyle bir insan. Her kimi. 94) Ona ebedîdir diyorum. güzel yüzlü görürsen. Mevlânâ'ya işaret ettim. «Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. bu. Allah. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. (M. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz. Bu cennet sonradan yaratılmıştır.Mucizeler.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir. Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa. ölüm ona olsun. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. Nihayet. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. her büyüklükten daha iyidir. Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse. yüzünde. insanın aklı durur. güzel huylu. yahut şekerli helvalar getirseler. için öylesine açılır ki. açık sözlü. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. Nasıl ki. Gariptir ki. o . Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür. Biri de vardır ki. beri. Şeytan'dır. Hekimin karşısına gelen bir hasta. Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. o yer yaratılmışlarla beraberdir. küfür bile etse gülersin. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'. Her hangi bir kul. kerametlerden daha güçlüdür. . yüz bin Şeyhe iltifat göstermez. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. «Allahm! onları koru ki. ben de bir noktaya işaret edeceğim. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim. ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. Şu halde. sıcaktan terlemiş bir insan gibi. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. bu sırada pek dalgın bir halde idi. Nasıl ki Kuran'da. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden. Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. kahkahalarla gülersin. ona uysunlar!» diye yalvardım. Bu âlemin sıkıntılarını. Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim. Mevlânâ. 93) Şu halde. eğer bütün peygamberlerin. Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir. o da yese. Birden hali değişti. darlıklarım sana unutturur. adam susuzluk davasında yalancıdır. kan içer. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. kış gününde dışarı çıkmıştı. büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. cehennemliktir. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır. başka bir istekte bulunmasın. Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. ama ezelîdir demiyorum. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler. Ancak ilâç istemeye baksın. geniş gönüllü ise. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. sır denilen o Allah vergisi. Çünkü. «Ben güçsüzüm. nerdeyse donacaktı. Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. insan sırrı ve aklı ile diridir. bir söz söyle dedim. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz. «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler.

burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. Nihayet sen de bir din bilginisin. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki. onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim. Hazreti Muhammed'in (S.A.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir. Allah da. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor. 32). «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi. Başka biri de vardır ki. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir. 96) Bu iş hesabı değil. meleklerin. diye meraklanırsın. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk. Bu ne demektir efendi? Sen bundan. Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. onun niteliğidir. 95) O halde. bilinmelidir ki. işsizlik hesabıdır. O. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar.» dedi. Sen.'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın. «Sizin dininiz sizin. gençlerden. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım. sakallılardan. gönülden evlâdıdır.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz. (M. bir daha böyle edepsizlik etme. sonra neşterini saplarsa. ikiyüzlülük. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız. Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep. Ey ulu Allahm! Hacamatçı. benim dinim benimdir. (M. buradan dışarı acele çıkar gidersin. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur. halvette dediler ki. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım. O zaman. dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır. Giden gitmiştir. Evet kımıldanıyoruz. nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin. sonucu yeter derecede lâtif olsun. kendisini bu mevkiye yükselttiler. Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir. pişmanlık öylesine gerektir ki. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun.» Evet. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz. Ancak. Bir doğuş yok. Şüphesiz sen hikmet sahibi. Siraceddin. O dolaşmanın bereketidir ki. 'kancıklık etmediler.» dediler. Şimdi.) candan. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. Onun seçkin evlâtları da öyledir. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik. «Vergilerinizi kaldırayım. söz benden ürker ve kaçar sanki. Bizim bir bilgimiz yoktur. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan. O. Başlangıçtaki gidişe göre. Ama. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma. «Bu güzel bir bid'attır. bir gün şeyhliği de. Bu saat hasret içinde geçmektedir.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur. «Olamaz. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. Kendiliğinden kalkıp gitti. . Mademki bir iş baştan tutulmuştur. demeleri gibidir. ululuğu da baştan atmak gerekiyor. Bize henüz bir şey görünmedi. Teravih namazı için.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

Ancak. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır. «Kendimi kutlarım. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir.. ama burada söz tehlikelidir. bu varlık da meydana gelmezdi. Veriyorum. Uzaktan. saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir. Başka bir cevap daha var. Dedim ki: Onların ululaması. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. Ama uykuyu kaçırmıyor. Sana. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. Oradan bu aşağılık âleme indik. Her ne işlerse. Bir kimseyi gördüğü zaman. Söylendiğine göre. Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. dane ve tuzak belâsı. Derler ki. Âdem. onunla çevreyi görürsün. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür. Padişaha giden yol kapıdan geçer.. Allah buyruğunu tutmayan kimse. ben de. bunlar ya divane. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. diye düşünüyorum. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın.Şeyh. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. diyordu. Fakat bazen de hevadan.» diyorsun. Hattâ adınızı bile söylememiştir. o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. demek ki. Bu hep böyledir. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. O. Buna karşı tedbir alırız. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. Uzaktan. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür. ama irade muradı bilmez.» diyorsun. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa. İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa. bu testi çorak bir su ile doludur.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. heybetle kendisine doğru geliyordu. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. Kapı dışından . iradeye uygun düşer. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. hem mana yönündendir. evet şeriat da vardır. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin. 105) gibi birbirimize karışmıştık. «ininiz aşağı!» sesi geldi. Nasıl ki. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. Daneye kavuşmanın zevki. Şu halde bu uygunlukta hem sureti. Murat. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. Başka ne . yani keyfine göre karar verir. uzaktan bir taş gördü ki. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki. iradeye uygundur. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun. Bu söz sona ermiş değildir. Ona dosdoğru güvenebilirsin. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. İş böyle olunca bir kimse. Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur. benim halim o hal değildi. Ona fitil takarsın havadan asarsın. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir. onun doğuştaki halini.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. A. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim.) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır. Sıcaklık soğuklukla. Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. Kandilin maksat ve manası ise. yavaş yavaş yaklaşdıkca. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. ama asla o işleri yapmayan. son durumunu. Kulak verdim. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. hadis anlatıyor. «Ver bana. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. bize. Onun için. «Bu ırmak suyudur.» Bayezid ise. Bu sözü çok dikkatle dinleyin. iradeyi bilir. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. Sarayda bir Padişah vardır. Ansızın oradan. ağaçlar henüz görünmüyordu. Şu halde. Ama. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan. yahut sevdalıdır. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik.» Dedi ki: «Ben. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt. kentler. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun).» diyorum. şanım ne yücedir!» diyor. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi.

Şu halde bu nasıl dileksizlik olur. Ebû Said (Ebül Hayr). Nasıl ki kul da hep onun halindedir. şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum. Ama bir kul ki. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir. Ama ben korkmayan ancak Allahdır. «Ama benim derimi yüzerler. bu buğanın kıçı sıkıdır. Hep.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. Bu ondan değildir. Bunları gizlice kaza ediyoruz. söyleyin de bari hoşça. Mevlânâ Celâleddin. yani ezelden ebede. sen sus hiç konuşma. Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki. 107) «Ne diyorsun?» dedim. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. O istiyordu ki. O sizden uzak olsun. Karar verildi. Ama uygun görmezsem hiç söylemem.» deyiniz. Bana.» anlamındadır.» «Git!» dedi. onlarda eksik kalıyordu. Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari. Erkekliğin devamlı olsun.» dedi.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir.» anlamına gelen bir âyet vardır ki. bunun. dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar.» dedi. biziz biziz diye bıyık burup dururlar. Dün gece iki üç kere sizi andım. Ama büyük ziyan olacak. Bana bir yufka yüreklilik. Eğer sana gerekli ise. anlamaz. onların niteliklerini yaratmayı. (M. 'Cinleri ve insanları yarattım ki. zahirde göründüğü gibi değildir. Gel ki sana öpücük vereyim. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım. geçimlerini. Kendisine. benim sözlerimde tekrarlamak. «Bu gece bizimle birlikte kal. Ben de. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi. git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki. Buna razı değiliz. Bir hadis vardır. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum. O zaman söyleyeceğim. «Şemseddin. Ona ne güveniyorsun? (M. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir. Nasıl ki. sana secde edeyim. daha ne olsun!» dedim. Sadettin güldü. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır. ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu. bir ağlama hali geldi. Ona bizden dinlediklerini anlatır. Eğer birisi.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. bana kulluk etsinler. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar. Şeytan onun yönünü kesti. Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi. «Eğer bana gelirse koyver gitsin. Ne desem ona uymak yaraşır. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin. Sözü hiç tekrar etmeyin. Gazneli Sultan Mahmud'un. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir.» Hoşuna gitmedi. «O her gün yeni bir haldedir. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti. senin bir zındık olduğuna fetva versin. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi. o bizimledir.» dedi. diyemedim. o mana. varlıkları. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz.» dedi. «Beynimi kurutuyorsun. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar. Burada. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum. lanete uğrarsın. O. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz. kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. Bu doğrudur ama Kuran'da da. «Bari gideyim bir çorba içeyim. Dua ediyordu. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu. onlar zaten hep içerdedirler. sonsuzluğa kadar böyledir. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. Hazreti Muhammed (S. Burada büyük tehlike vardır. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. Sabah namazından önce . Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum. Bu çetin bir konudur. bana hiç gayret gelmiyor. Meğer bizim gözlerimiz körmüş. «Burada ne yapalım?» dedim.» «O halde şimdi konuşma. söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum. Hoylu Muhammed bana.A. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki. Babam bir yanlışlık yaptı. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı. Bizim bu Şahap da ahmaktır. yeniden anlatmak yoktur. ona ne demeli? Bu yüzden de. eski konuştuklarımı tekrar edemem. Ben ve Mevlânâ. O da.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum.» Bana. îş verir. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum. böyle sanıyor ve korkuyordum ki.» dedi. başlangıcı olmayan zamandan. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse.) zaten has kullardandır. O şey ki yoktur. «Ona sus dedim hele. Ben bilmiyorum. ben onunla bir şey konuşamam. Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir. sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum. «Ulu Allah. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki.» dedi.

sözlerimden incindi. böylece bu dünyadan. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır. iş istediğinden daha iyi oldu. Ama ben onların lokmasını yerim. «Evet. Bu iş medreseye gelmez.» dedi. Ama çabuk söylemiyorsun. bir ah çek bari! . bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. Ramazan boyunca. Sadettin-i Hamavî. o kılavuz kaçmadı. ölümü sırasında cesaretsiz davrandı. Biri dedi ki: «Bir sorayım. (M. Onun gülümsediğini gördü. ona niçin cevap vermedi. O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. Ama Padişahın yüzü ekşidi. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda. nasıl bilmem. Hazreti îsa da. onların o kurbanda rızıkları yoktur. Ağzını açsa. sen de onlara cevap vermezsin. Yiğit gerektir ki. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. bi Padişahtır. avucun dolduysa dökmeyesin. bin kelle bir pula giderdi. Alemde. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu. yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum. yerindedir. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur.» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz. O Bayezid de. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun.» (M. Büyük bilginler böyle ölü gibi. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. başka bir yönden de anlatılamaz. Şahın buyurduğu gibidir. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile. Âlemde bu kadar büyük iş yoktur. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. Eğer hiç konuşmasa. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. Bu dünyayı görüyorsun. Bilmiyor musun ki. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. Herkes malını önüne kattı. Salikler o yoldan giderler. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim. ne vezirin.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur.» Öteki cevap verdi: «Yallah.çadırı kurdu. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş. ama beni başka birisi çağırdı. işin içyüzünü açıkla. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu. meşgul idim. Yüzünü ekşitti. Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. Böylece yapılan iş boş değildir. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı. namazdan önce birer kurban keserlerdi. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. imam efendi. 109) Gönlüm hoş oluyor. o güzel huylu Sultan Mahmud.

hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . kulaklarımı tutmak istiyorum. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. Sonra da batmanla içer. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır. biçtik. güzel ve zevkli konuşmalı. Ama gerektir ki. başka bir küpten içersin. şüphe yok ki aklı kaçırır. Söz vardır ki. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. ancak sırası gelir. neşelenirse söze başlar ve konuşur. diyorum! Ama. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. (M. Burada bilginin. Onun bu ilk yardımlarından sonra da. Şu halde o kimse gelir. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . Düşmanlarımızdan. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat. gözün akan suya döner. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. İşte görmüyor musun. hiç hayır demiyorsunuz. bizim sözümüzü kessin.» dedi. o. Şeytan senin karşına çıkamaz. düşmanlarımızdan demiyorum. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. Sende o zevk sürekli olmalı. Kabristandan geçerken. evde ne varsa tüketirsin. Biz ölçtük. böyle soruların cevabını vermez. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir. Allahya ant olsun ki. bir tekmede o engeli yıkar. Tenin aradan gider. Kendinden bir söz konuşmaz. Yahut her kim çok sarhoş olur. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. Söz. içimize düştü! Ama onun düşmesi. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben. Gerekmez ki. O sırada hatırından geçti ki. konuştukları. akla gelen ilk sebep budur. o geldi. Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. Acaba bizi. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. Allah cezbesi gelir. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. Nasıl ki şu duvar. îş-te o yiğit geldi. o hal diliyle konuşuyor. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin. bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. «Nefis ölmüştür!» diyelim. Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir. bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır. Siz bunu arzuluyorsunuz. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur. oralara git. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. Ama âlemde asla işitilmemiştir ki. Allah yine bizden kapacaktır. deseydim. onlardan bir şey istemek vacip değildir. Görüyorsun ki. bir cevap söyle. Devamlı şarap. (M. Ama. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. O Şeytan. Çünkü onları senden işitti. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. derler. içtik. bu sonuna kadar sürüp gider. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. başka bir şey yapmazsın ki.hayet senin karşına yolda perdeler çekildi. söz hem öğretici.açıktır. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. O başka bir âlemden gelen bir sestir. hem de açık olsun. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. bitirdin. bin kere kalkışından daha hayırlıdır. dostlardan olurdu. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur.Sen. Nasıl ki. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. işitmek istemiyorum». sen geldiğin zaman biz de. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. onları tek renge boyayalım. diye konuşuyorduk. kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim. sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der. N. dedi. elinden âciz kaldı. Diyelim ki bir küp dolusu içtin. kimdir o aklı başında olan ayık ki. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. kuru ve tatsız olmamalı. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir. her tarafa çekip çevirebilirsin. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. Onun sesi bu âlemde değildir. o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. o önceden Allahya dönmüşse. Bu böyle olunca. Ya bir hadis. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. Konuşurken tatlı. Eğer biri dese ki.

«Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve . Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. Bunun âlemde bir yankısı yoktur. Semâm hakkını vermedi. «Evet. bir sır ki. O değişik renkli de olamaz.» dedim. senden yeni sözler istiyorum. işte Hallaç garip kişi oldu. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim. O nasıl sır olabilir? Evet. Sana kulak veriyorum. «Hey. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki. göre her şey açıktır. o. işte bu inkârdır. Hallacı Mansur da bunlardandır. bir yerimiz kırılmasın. «De ki. Nâsih. Va'd de Va'id gibidir. onun başı da belâya girmez. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa. «Söyle ama olacak şey değildir. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki.» dedi. şarabın etkisi altında kalır.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam. bu yüzden kavga çıkarırlar. Ben de başımı sallarım. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu. harap etmek galiba güç geliyor. onun ışığından ve kokusundan anlamaz. Ama. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M. sır olur.» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar.» demiyorum. O zaman adam. Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı. Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum. Bu âleme geldi. onu tamamiyle anlamadı. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. evet!» derler. Ben de. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir. derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da. gördü ve gitti. Her gün kendi sözümü tutmuyorum. kimse ölmesin. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. söylerse de belli olur. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. mensûh gibidir. o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi. susmak yüzünden. senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı.» dedim. eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar. Mecusîlere kadar gelmiş. şaraba dayanamaz. «Hiç inkâr etmedi. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. Önce ona bütün yolları kapadım. Nerede o insan ki. zevk alıyorum. Allahın seçkin kulları yok mudur ki. Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. hiç anlaşılmaz. çalışamazlar da. Yahudilere ve. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. Onun başı kendiliğinden tehlikededir. bu sözü kapayalım. Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. Başlarını sallarlar. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. 112) çağırdı.» Hazreti Peygamberin. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti. onu doğruluk yönüne çekiyorum. Sır. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı. «Etti!» dedim. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar. hem de manevî inkârda bulundu. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır. o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı.» dedi. söz söyleyemez. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır. onun ayağına vurdu. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. Artık bunu yapmama sebep yok. Mademki. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım. Ama o. Nasılki Senâî. «Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim. alçalmıştır. Bilmeyenlere göre sır yoktur. içinde bir sırrı olmasın. onlar?. çok iyidir. Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum. Ancak o kimse ki.

velilik ve peygamberlik. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık. senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir. Böylece susarsın. Ant olsun ki. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi. «Artık onun sözlerini kırmadım. tartışma böyle olur. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor. Bir aralık. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. «Onlar uyumaktadır. ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez. Onu görmeden aslan tutulamaz.» buyurulmuştur. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki. Bu bir iş hesabı değildir. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. A. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki.» Ama o kimse ki. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması. O halde. karşına bir perde çeker. «Ama sonra ne yapayım. Eğer inancında kuşkun varsa. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. İstiyorum ki. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki. Saman. Şimdi de böylece farz et. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. bir zaman ondan hoşlanasın. her Peygambere bir özellik verilmiştir. ne o saadet bununla ölçülemez. bu hadisi. Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön. harekete gelir. Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır. ben de mutluyum. Hazreti Muhammed'e (S. denetleyelim. Bugün o bir gerçektir. Ebubekr'den nakletmişti. «Hayır. bir bulut gelir. kendiliğinden.» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi.A.» O da. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir. Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar. ancak sözlerin alt tarafını anlar. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki. dostluk hesabı da değ Idir. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim.' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın. A.» Bana öyle geliyor ki. en kestirme yoldan kuşkularını giderir.) söylediğini sananlar kâfir oldular.ayağına kapandı. Yoksa ne o kitap. (M. Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır.) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün.» dedi.» dedi. nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî.» dedi. nebinin mertebesine erişemez. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor. o. Ama su kalır yerinde. tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin.» Dedi ki. 114) Ev birdir. yüz öpücük kondurursun. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki. o sana dönünce sen de dönüverirsin. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma). Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz. ne o kimya. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: . Hazreti Muhammed'i (S. bunu Muhammed'in (S. sen de böylece sözü altından anlıyorsun. bir zaman da sana soğukluk gelsin. Sofî de sürünerek olgunlaşır. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre. saadet kimyası odur. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun. O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu.» dedi. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M. kendini görmektir. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir. Senin olduğun yerde dost meydandadır. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor.

Bizimle ilimden konuş. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır. benim hükmüm altındadır. hep ben ve biz sözündendîr. bıyığını birer birer yolsam. onlara Allah sıfatları yol gösterir. davetler oluyormuş. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. benim emrimle gelir. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum. Ona dedim ki. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. onları koparalım. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. kendi zatını gizler ki. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. Maksadın ne olduğu belli değildi. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir. işte o gönül alçaklığı. Başını çevirdi.» demeyesin. çilede kalmayınca. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. Mevlânâ. hayır derdi. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. «Bana ziyam yok. (M. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir. bu arada. ama öğrenmeye heveslid r. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır. Bugün benim nefesimi kesiyorsun. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. benim emrimle gider. Orada ne dolaşıp duracağız. Ancak sen bunu biliyorsun. O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. Buyurmuşlardı ki. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin. Sözün değişmesi. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. «Niçin gitmiyorsun. Göreceksin. dilerse arkasına atar. Bu. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. Öyle bir durumda olursun ki. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. Aşk yolunun belâsı. şaşırdı. «Yolunu şaşırmış. mananın da değişmesine delildir. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar. nefsinle buldu ki.» Bana. A. Şu halde sakalını. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. dedi. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem. Her şey benim emrime boyun eğmiş. gibi sözler vardır. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. dilerse bu perdeyi önüne çeker. Biz görmedik. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. onları perdeye sokmaz.) Hira dağın-da halvete girmişti. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. eskiden beri böyledir. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar.» dedim. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun. Hayır asla. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da. Kelâm sıfatı ile görünür. O senin nefsini. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin. Allahın mucizesi olmaz. Çünkü Allah. Hatanın kaynağı odur dedi. Allahın öyle kulları vardır ki. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. şeyhlerden kalma bir töredir.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. Kelâm yani söz. Bu manadan. Ben bir kaç örnekle yetindim. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. . bir söze başlamıştım. başına vurarak dışarı fırladı. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir. Dostlarla da beraber olurduk. Ansızın bir «Ah!» çekti. dedim. derler. (M. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda. hep yalnız kalmak istersin. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz.» dediler. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. o da bana gücensin ve yolundan sapsın. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan. «Niçin?» diye sordu. dedi. Ah. bu yemek bana ziyan verdi.» dedi. sana devamlı bir halvet hali gelir. Allah sıfatlarındandır. sana yazı öğreteyim. Çok makbul kullar vardır ki. Bu. gözler de. Peygambere karşı hâşâ. diye cevap verirdi.

raks etmeye başladım. aklı başına gelsin. O mimber üzerinde bir kaç nağra atar. bütün akıllılar. Benden sorular sordu. Mevlânâ alnımdan öptü. Onun da bir müridi vardı ki. Bir Haç sarık parçası verdim. Onlarla demiyorum. Tusî. Ama kendi hayatım göremeyen. beden kuyusundan bir uçtu mu. zincirlere vurmalı. Çeşme başında oturttum sustu. her gün sopa atmalı ki. sonra buz gibi soğurlar. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz. Sendeki o kutsal kuş. Bana diyor ki. Bana bir hal geldi. Allah dilerse görülecek. 119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse. benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü. «Kalk namaz kıl!» dese. Onu daha beter bir hale getirdim. O. sende de hal mertebesi var. Bir kaç adım gider. bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M.» der. özürler diliyor. ilişiklerini kesmişlerdir. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. ama şimdi ben sen oldum. onlar ne yaptılar. Dedi ki: «O kim oluyor ki. Ağlamıyorum. o da onlar gibidir. diyordum. (M. ölüye. yahut öldürmeli. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. bunu ya tımarhaneye götürmeli. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. «Elif iki üstün. Ancak Perir ağlıyordu. Biz birisine bir şey söylüyoruz. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. Kâfirler ve onlara uyanlar. Yakışık alır mı ki. «Hayır. şüphesiz diri kalır. kâh onun sözünü kabul ederim.» derler. elif iki esre. «Bu adam delidir. kalk. Çünkü zorluk olur. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış. Nasıl ki. Kalk gidelim. onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi. görülmüş olacaktır. Ben benim. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. Bütün âlemi sana sattım! Gidin. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. topa çomak vurur.» dedi. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. bende bu yoktur. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. Kim. bunu tımarhaneye götürmeli. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. artık oruç düşüncesinden. Şu halde bilmiyor musun ki. öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır. ölümü hayattan üstün tutsun. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. «Ben onun şehrine geldim. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. beden ölüdür. Kulağını bük de ağlasın. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. Çünkü ruh uçtu mu. arayın! O Şemsi göremedim. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz. divane olmuştu. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. hizmetler ettiler. diye düşündüm. Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. aynı sebeple. namazın utancından kurtulmuştur. çelik çomak oynamak nerede. Bu divanedir. elifin iki üstünü var. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur.» diye bir ezgi tutturuyor. Böylece kurtarıyoruz. onunla birlikte gideyim. Ama o kimse ki kendini feda eder.Muhammed Gûyanî. 118) Meğer divane olsun ki. Meğerki. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. gönlün de benim hükmüm altındadır. Bana nimetler verdiler. bırakmazdı geleyim. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor. evine konuk oldum. el çırpıyordu. meydanda top oynar. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi. . Gelemiyeceğim. Kâh bunun sözünü dinlerim. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir.

Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. Tâ bir hafta onu oyaladım. medresemiz. Allahnın işi böyledir. . Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider. Anadan doğma körleri bile gördürür. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu.» dedikten sonra başlarlar. Hakkı elinde tutan felsefeci. gelecek hafta başka bir şey olurdu. bunları yüzüne vurmazdı. Müslüman bütün hileleri bilir. «Elimi mi istersin. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. Kadı Honci ona çok saygı gösterir. bende o kudret yoktur. mücevher değerinde olabilir. ondan yüz bin nişan bulacaksın. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur. benim önümde şarap içmeyin demiştim. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez. kötü hayal değildir. der. bedenimde bir titreme başlar. Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. bugün de sana ulaşır. Elimi tuttu. istersen vur onun parmağını kır. öylece kaldır. Peygamberlerin aklına sığar. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize. Mademki insaflı davranıyorsun. aydın ve güzeldi. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır.» der. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun. ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar. başlık parasını önceden verir. Kul öyle bir durumda kalır ki. Ben. Onlara. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. Yahut yerine koyar. yetkili kişidir. ancak «La îlâhe İllallah. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. O azık. onu benden üstün görür. Halbuki. Hele o sevgili. Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı. Sana da temiz. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz. Ancak o azık bugün vermiş olsaydı. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar. bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. İnsan sevdiğini çok anar. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah». Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk. dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut.» dedim. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim. (M. Parlak. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir. İçiyorduk. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur.» O gerçekten bize bağlı ise. (M. Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. Kötü hayaller. Güldüler. onun birliğini isbata. bize inanarak değil. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. Kâh hayal kuruyor. mescidimiz var. Ebubekri Rababî' nin hilesini de. «Bu benim işim değildir. Halbuki kâfirler. yoksa kitabı mı?» dedim. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur. Ama nereye gider? O senindir.» derdi. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. Ama bu. Bir kaç gün içmezsem. felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki.» Ben utandım. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki. Şehirde hangi kadın vardır ki. düşer.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. «O benden daha soyludur. özürü vardır. «Güzel söylüyorsun. Altın. sizin aşkınızla doluyuz. kâh şaşkın duruyorsun. yüzüstü kapanır.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır. Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez.

seni dinliyorum. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi. Bununla beraber. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi. Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın. bundan daha hayırlısı gelirdi. Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. Zaman olurdu ki. onlardan faydalandım. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı. nefisten gelen bir davranış değildi. Bunlar kendisinin oldu. seninle birlikte başka dost seçmedi. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. seni halvetde ziyaret etti. bağışta bulunmaktır. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim. bu noktada duruyor. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. sen öyle yüce bir kişisin ki. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin. Allah korusun. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı. Bunun üzerine kabul ettim. Şüphe yok ki. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin.» dedi. Bir sürü hikâyeler anlattım. (M. Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık. cimri likten değil. Artık geçen geçmiştir. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı. Bu. sana döndüm. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum. Ama bu.. kötü bir düşme değil. Allah o işe yardımcı olur. Allah bilir dedim. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz. bir nifak var ki. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük. sen de temiz kalplisin. Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum. beni korudu. biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. «Kendine gel!» diyordu.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler. ben söylemeden bana hizmette bulunsun. sana düşmek tehlikesi görünüyor. ama Allahtan korkuyorum.» dedi.» der. 122) Bilir misin sen kimsin. ondan delil istenir.» dedi.» derse. Öteki peygamberler demiyorum. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu. ama böyle bir davranışta bulunmadım. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini. yoksulum. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti.» dedi. Allahnın has kullarında. ben de bu işten vaz geçtim. Ondan sakınmak gerektir. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı. Bunu bilirim. Ama. Dediler ki: işte sen böylesin. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet. Hızır el çırptı. «Dilediğin şey mümkündür.» diyemedi. İkinci defa sordu. mal vermek. Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum. ben de. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam. O sana geldi. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu.. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu. hiç bir şeyim yok. çok ateşlenirdim. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. «Acaip. «Ben fakirim. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm. Allah nerede? Şimdi ne . Hızır ona öfke ile cevap verdi.» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum.» dedim. Ben artık güçsüzüm. O delil ise. Eğer o. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım. «Eğer senden bir şey sorarsam.» (M. makamın nedir? Ben sana diyorum ki. ama bunu sana hiç açmadım. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi. o başka yönden geliyor. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum. Bu. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir. Ben inkârla cevap verdim. «Evet. O Allahsal öfke idi. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu.» derim.

İlk Allah gayretine engel olmak ister. Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur. araya bir engel . «Ha ha. Ben teklifsiz. böyle yaparım. alabilirsin. (M. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. Bu sözü kendimden söylüyorum. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. incinmem de yaratılışımın gereğidir.» diyorsun? Evet. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. sözünü dinler ve anlarlar. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu. Dileğiniz öylesine hararetli olur. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır. mum sönmüş. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin. Araya ne evlât. Baharda yarin yanağından uzak olunca. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var. mevki ve yüce makamlar verirler. sen de ona uydun demektir. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. Benim de bir aradığım varsa. Ancak Allah gayretidir. pervasız bir adamım. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez. ona darılmadı. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste.» dedi. Şimdi benimle yaşamak zordur.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi. Senin keremin bize ışık tuttu. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi. Çalışın gayret edin ki. nasıl dedin?» diye bilgi istedi. Bu Hazreti Muhammed'in (S. Saki uyuyakalmış. Size gideceğiniz yolu öğrettim. Çünkü arıyordu. Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım.» dedi Hızır. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir. Nasıl ki. aşk tutkunluğundan idi. ne de başka bir şey engel olabilir.) başından geçmişti. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Musa. Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki. «Bu ne sözdür!» demedi. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden. sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. Bana mal ve makam vaat edenler. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi. öyle bir âşık idi ki. Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur. bu cevaba kızmadı. O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. A. 125) Şimdi dilekte bulunmak. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. yapabilir miyim. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti. Eğer o olaydan size (M. Benim bir şeyden hoşlanmam da.» diyorsun. O dilekteki şiddet ve hararet. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir. Ama sadece. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin. mülk. arada hiç bir perde engel olmasın. diye dikkat ederim ki. Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı.» «Hayır. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez.

Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem. Şimdi. Sultan bir defa ferman edince. benim için övünülecek bir haldir. Bu Musa hikâyesi. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona. O kimse de. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü. «Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. Çünkü çok çeşitli. iki denizin birleştiği yere geldiler. Aşağıya bakıyordum.» dedi. Hele ona ayrıca. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki.» diye cevap verdi. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra. gitmese de öldürür. Ulu Allah. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır. onlara acırlar bile. O ilâç almadan geri durmazdı. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız. 126) Mutlu insan o k. Musa ile arkadaşı. Gördüm ki. seni yaratan Allah aşkına söyle. (M. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez. Hastalıklardan dimağını korumak. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik. Bizim şehrimizde de böyle idi. Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu.» yani. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır. eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. Bu da onun için gerekliydi. Bundan daha güzel ve tatlı.» dedi. Benimle birlikte ama ben bilmiyorum. . uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. Bize ikiyüzlülük yaparsa. Suç delillerini de o bilir. deniz üzerinde yürürken. başka bir yoruma göre kırk bin yıl. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. Daha dikkatli baktım yüzü de. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır. 127) Diyordum ki: Seyyid.» buyurulması da başka bir iltifattır. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur. şeriatta fetva vardır. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu. Musa'ya dedi ki: «Ben. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum.» Bu. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. Zorunlu hallerde.sidir ki. yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti. Adamcağız. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. ondan davacı olasınız?» de. ilâç içmesini tavsiye ettiler.girmesin. Bu hukub. ateşinden gökler tutuşur. Bu Allah için bir iş. Mevlânâ da onu biliyordu. Hep perhiz yapan. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir. uzaktan onu gördüler. namaz kılmazdı. hoşa gitse de. O Hakkı bulmuş olan. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. arkadaşına. zahid kapkara kesilmiş. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim. «Bana uyacak mısın?» dedi. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu. «Kendi katımızda ilim öğrettik. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez. okutma yolu ile. Ancak bu. bir şey yiyip içmeyen ölür. Musa. Bundan dolayı beraber gelemem.» dedim. Musa.» buyurmuştur. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu. kıbleden dönmüştü. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi. o kız kardeşe ve damada. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür. Yüş'a. Musa ile Hızır birlikte kaldılar. «Ödünç vereyim.» dedi. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım. Müride soruyorsun. bir deyişe göre kırk yıl. Ben. (M. Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi. bu da şeriatta yazılıdır. «Sana anlatacağım. Zahidlerden biri hastalanmıştı. o kadar kaçıyorsun?» diyordu. biraz duman çıkmaya başladı. «Onu alıp getiresin. ama o engel olmuyor. bu yüzden saçlarını yoldum. Başka bir zahid. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. (Korkudan) kaçtım. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun. Musa'ya bir şeyler sordu. bana bağışlayasın. öylesine sıcak bir hikâyedir ki. onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır. «Seni uyandıracağım. evet. Hızır'ı överken onun hakkında. belki o dervişe hoş gelmez. ağır hastalıklar geçirirdi. Şimdi. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. tekkede. O ilim medresede öğretilmez.» Yüş'a geri döndü. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar. «Sen daha ne gördün ki. Hızır. «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. Ama başka bir vakit anlatacağım. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin.

niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. Emir almadan gelmek de. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. Bâtının zahiri olduğu gibi. Diyelim ki. başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor. doğru yoldadır. Ama elbette makbuldür bu. Meğer kalenderlik yapıyorsun. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım. Ama bu adam ölecektir. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur.» Görüyorsun ki. Bize gerekli olan. Yani bu o demektir ki. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. Bazen namaz kıldığını da söylemez. Benim yârim benim gibi olaydı. emrin tatlılığını da anlardı. Erkek kişiye asla.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı. Başka söz konuşmam. hatırından bile geçirmeden. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar. «Sana vasiyet etmek istiyorum. o sırrı. «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı. zaman olur ki. Emir gelirse uymak aynı edeptir. Bu da onun dostlarına ait olur. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm. ne söylediğini anlayamadım. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. Ama bu söyle-nememiştir. ruh sahibi.» dedi. Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse.» dedim. Bundan dolayı. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler. tlâcı da bu şaraptır. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi. bunu bana daha açık göstermek istedi. Her biri saf altından söz açar. kadını boşayacağına yemin eder. gönül sahibi. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi.» dedi. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. her ne yaparsa daha iyi olur. (M. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. Bugün. Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu. Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı. Onun için bir yer düzelttik. Emirsiz gelmek. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum. Gönül hoştur. Erkekse. Bâtın namazı.» buyurdu. «Ben ilim şehriyim. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar. Ali de onun kapısıdır. dedim. eğer onlardan ise. yahut akıllı demezler. ölümden sonra o da söylesin. en güzel cevherler saçarlardı. soğuk düşer. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar. (M. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler. doğru sözlü olur. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler. sana sevap olur. sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım.«Bismillah. biri. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. Ancak Allah. konuşan adamsın.» dedi. kalp huzurudur. İster . Emri görünce. birinin bir rahatsızlığı vardır. başıma şeftali dikilsin. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır. O kimse. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider. Dost yüzlü. bu hal de beni yaralamaz. Halbuki bu iş. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. ama çarçabuk söyleme» demiş. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. gitmek olur. Onu övdü. Şems kalmıştır. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar.» derler. yine gam yemezdim. Onu da göreyim. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu. «Kadına şeyhlik gerekmez. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali. Ancak.» dedim. «Şunu dikiver. «Tanıklık edeceksin. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım.» dedim. gitmek demektir. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır. derler. Gerektir ki. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. «Evet. On kere okurum yeter. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. kadına asla gerekmez. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama. kâh kılınan. sen onunla konuşamazsın. kadınsa.» dedim. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. Nasıl ki. ona izin verirsiniz. Ben onların özürlerini biliyorum. Bu gönül asla yalan söylemedi. kendi kendime. Nasıl ki emir-siz gitmek de. Eğer bugün onu gördümse şimdi. yol ortasında durmaz. acı duymazdım. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. bilirim ki. önce o baş işareti sana neler söyledi. Şimdi. 128) Ancak sizin için haramdır. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. Emri göremediler. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. Ona baş işaretiyle. hatta sarı benizli görünür. o burada başka türlü yaşayamaz. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. Hele mal dağıtmak. gelmek sayılır. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu. Senden cüppe istedim. Bu ona hiç yasak değildir. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı. Bugün söylediğim sözlerin anlamı. biraz güzellik gönül için güvendir. rahmet olmaz. Şimdi mademki bahtsızdır. Sen de tanıklık edeceksin.

Nihayet beş altın çıkardı.» der. dedim ve hallerine acıdım. ister sıcak. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu. Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de. kendisinden söz nakledenlermiş. dağlarda tutmuyoruz ya. «On altın verilsin. Görmüyor musun ki. ağlayarak. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım. Ben ancak Mevlânâ için geldim. kendi ipliğini eğirmek yaraşır. bir de Mevlânâ'nın. olsun! Ne yapayım. Önce onun işini yoluna koyar. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür.. Nasıl ki Şiblî ahiret adamı. «Bize bir hırka ver» diye direnir. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. Dün. Ötekilerini de. düşmanlar. Ben de. Şimdi bu suretle hırka vermek başka. Görüyorsun ki. köpekler kurtulur da o kurtulamaz. Allahdan bunu dilerim ki. Ancak ben de. Hele ne gerek vardı ki. yalnız kendi işini görmek. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim. Hatta derler ki. Daha sonra. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de. edep dışı uyumuşum. sonra hal hatır sorarım. Gerçi âlem boş değil. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim. Böyle bir kimseyi de görmedim ki. onlara doğru yolu göstersin. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu. ağrısı dinsin. derim. «Onu bana ver.» «Mevlânâ gelsin ele versin. Ancak onun içinde bir duygu var ki. onda var mı yok mu anlayayım.. Bundan şüphe edilemez. «sakalımızı kestir. «Bu hırka Şems'indir> dedi. Ancak hırka vermez. benim hoşuma gider. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş. ancak şu kadar öğrendim ki. Kadına. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur.» dedim. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar.» dedim. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı. bizim olasın. En çok incindiği kimseler. Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. uzaklaşmıştır. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi. Belki bin defa söyledim. Mevlânâ da Hak adamıdır.» dedi.» demesi başkadır.» «Hayır. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi. çanak. Kera geldi. Ona saygı gösterelim. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi. Onun kendi şeyhini de göremedim ki. biri gelir de zorla. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse. (M. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. yüz bin ödül veriyoruz. Hep onu şöyle idare et. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. anlayışına bir başkalık gelmiş. aşılırsa o zaman o da verir. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. «Şimdi de kulağım ağrıyor.» derdim. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı. O selâmı onun için verdim. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri. mülk verdi ve öldü. Dün gece yine dostları arıyordum. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var.» dedi. belki bir şeyh vardır. Çünkü bize yabancı kalmış. Eğer Ulu Allah. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden. nebilerin. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz. ekmek ve gönül var.» dedim. dileğine. Bu niçin böyle oluyor. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun. (M. ayağım getir.» «O geçti. hem de Hak adamı vardır. o yine bu sıfatta idi. onu sükûtî ve kapalı kılar. böyledir. yabancılıktan ve bilgisizliktendir. Birinin böyle aşağıdan alması. ayağımı size doğru uzatmışım. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir. ayağını uzat da üzerine koyayım. Çünkü onun hali bütün dostlar. Her birinin inancına. mal. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir. Bahaeddin nasıl ki o gün. Seni görüp tekrar mezarına dönecek. O bizimdir. . filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı. Düşünmüyor musun ki. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki. «Vazgeç. gönül alçaklığı gösterdi. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim.» dedi. 131) Onda bir zorlama yoktu. O nerede. «Gelin bana mü-rid olun.» demişti. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım. Gizledim cehenneme gitmesin diye.soğuk düşsün. bunların kaynağı hep o. böyle yaşat ki. senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. Ben şeyhimi görmedim. Hizmetinde bulunalım.

Bu.» derse. Eğer. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır. onu geçebilsin. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. O. niçin onu düşüneyim. dün gece raks ediyordu. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri.» derse. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana. Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır. acele ederler. ben de. öteki oruçtan tutmuş olasın. Onlara karşı da heyecanın artar. bundan daha hoştur. yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. O İdristeki mana ise daha manevîdir. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. başkalarının şiirleri! . nimetin elden gitmesine acıyor. Mevlânâ buyuruyor ki. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. ağır davranırlar. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım. «Geç!» derken acıdan korkuyor. Bu bir nimettir. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. duaya bel bağladım. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası. Ben de. İyiye. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir. Semerkant.» derim. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim. bağlı bir ağızla tutulmuş olur. Acele edersin. Bu çocukta ümit vardır. Öteki bu sofranın başına koşar. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. dersten kaçar. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi. «Ben ne bahtsızım. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez. 'ama bu böyledir. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. o demektir ki. Çünkü o oruç. (M. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir. «O halde biribirimizle uyuşuruz. Evet. sarf etmiyorsun. Ağır davranırsın. bu ağzı mazeretle açasın.» dediler. Nerede kaldı ki. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. Ama kendi kendine. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun. Benim bir âdetim vardır. benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. «Henüz vakti gelmemiştir. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. O ise vekarlı kişidir. Bu hikâye uzundur. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. yabancılık göstermektedir. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. «Ben dinleyeceğim. her külhanda dolaştıramam ki. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. o da laf arasında konuşur. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. 132) Ona ne diyelim ki. Gariptir. îşte onda hiç ümit yoktur. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. benim seninle beraber olduğumu bilsinler. Bu çocukların ikisi de kararsız. 133) Henüz pekmez satıyorsun. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim. Ben söze başlarım. Kitaptan. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır. Biri kaçar kendini kurtarır. Her işin bir zamanı vardır. Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. dönek tabiatlıdırlar. yer yer gezdiremem. her dükkânda çömelirim.Çok ayrı düştük. onlar ile yoldaş et! dedim. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin. Mevlânâ diyor ki: Filân. (M. Kuran öğrenmeye teşvik eder. Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim. Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler.

Dün gece dedim ki. Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun.» dedi. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü. Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. Tekrar sordu: «O halde söyle. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. önce bana sevgi ve saygısı vardı. Beyit: Nice sevgili. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. Ancak onun vechi kalacaktır. sana gevşeklik ve arıklık verir. çünkü âşık idi. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur. . Bunu niçin anlatayım. Niçin. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. ancak dostların yüzüdür. Kadı ona yan yan baktı. binlerce veli. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan. Yüksek sesle. âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür. Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür.yetmiş kere açıkça görürüm. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen.» dedim. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. mest. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi. O halde nasıl reva görüyorsun ki. dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . nihayet vücuttan dışarı çıkmaz. Şimdi sen söyle. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun. «Onun etrafında dolaş. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu. okşayıver. Sevgiliyi arama yönünde öldü. (M. Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı. Doğru söze tevil gerekmez. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz. nebinin ayak tozuna erişemez. dostun mektubunu okumuyorsun. o da temizlendi. Şimdi beni en çok korkutan nokta.» Ancak. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. Kaldı ki. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. Sonra gönlüm razı olmadı. Şimdi yüz bin Bayezid de.» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. Ben artık ense. bu sözümden de hayrette kaldım. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz. Halvette sizi hep hayırla anıyordu. Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. (M. Söz. Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele. «Ona el yetmiyor.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. Mürit. Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen. yoksa haram mı?» «Helâl geçti.

Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim. o saçı ile. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar. Çünkü mademki ben diyorsun. bâtının bâtını perde çekmiştir. Allah yolunun başıdır. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim. O. iblis. Eğer. bu deyim manevîdir. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır. Görünen her nişan. taklit yolu ile değil. Akar su pislikleri beraber sürükler. Bu sözler hep arayanın sözleridir.» der ve «O halde. Diyelim ki. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. onları geri çevirmez. Asıl aranılan da o mertebedir. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir. «Ben de üzülüyorum. evvelkinin dışında olsun. yoksa aranılanın nişanı değildir. hem de yakın mertebesinde kaldı.» buyurulmuştur. Hakkı arayan. İyi bil ki. Allah korusun o bir sapkın olur. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır.» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez. gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır. yolcu odur ki. Âlemde. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer. Bu. O hem şüphe. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni. Zaten taklitçi. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. Hakkı arayan gerçek. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz.» Başka biri de. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. o dağ. bâtın manasını ki ona. senin araştırma . Bütün bunlarla beraber diyorum ki. Musa'dan başka oldu. Bunlar Hak yolcularını görürler. benim için ne gam!» cevabını alır. O felsefe yaptı. «Ben. ona. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır. ne onun bunun şiirinden. Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar. sakalı ile kapıda kalsın. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. içindeki pisliklere dayanamaz. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim. dersin rahmetini yine o götürdü. ne de Allah kelâmından bir şey anlar. ama ikincisi daha manevîdir. (M. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir. Yine âyette. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. Evvelkisi manevîdir.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. Yakîn ve yakînde şüphe. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder. Kuran'ın içyüzünü.» der. hararetli hararetli söyletir. İşte şu. Ama tekrar söylemek gerekmez. Onlara bir şey görünmez. «Onu gözler göremez. «Onu göremezsin. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim. senin benliğindir. arayanın nişanıdır.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim. Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer. rahatları kaçar. (M. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki. Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk. Şu halde kendisini özleyen. müminlerin ilkiyim. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür. ıstırap çekerler. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. ama o gözleri görür. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan. On beş yıl sonra da onu konuşturur. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. sana ansızın bir öfke gelir. Bununla beraber. «Sana daha çok yardım edemiyorum.» sözünün delilidir. alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince. Bu takdirde. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar.» deyince de.» der. Ama. O zaman iş şüpheli olur. «İster olsun ister olmasın. sonra da bir rahatlık duyarsın. ama başka bir su vardır ki. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim. «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. ben sözü çıplak. O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür. Su vardır ki. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. O.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez.

başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır. bu bana yeter. «Hud sûresi ve benzerleri. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır. O zaman o kimse direnmeye başlar.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. beni ihtiyarlattı. Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. ona ayakbağı olacağım. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun). Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim. kendi haline uydurmuyorsun. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra. diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler. onlara yardımcı olurlar. Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı. O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse. Bundan sonra da ben konuşacağım. demektir. o uyanır. dinliyorsun.A. Her türlü pişmiş et gaz yapar. «Ben seni çağırdım. Allah seninle beraber olsun derim. Onun kıyasını. Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum. Bayram geri geldi. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir. iş bitti. ama bunda pek az gaz vardır. benim için zahir bilgisi sayılır.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir). istirahat ettirir. yedirir. arayanlarındır. ister uyumuş olsun. Ama bu ayrılış dileği değil.) hakkında söz söyleyebilir? Bu. (M. «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. ona İsa nefesi gerektir.) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir. Siz onun sözüne bakmayın. Sen de o umum istekliler arasındasın. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin.» diye yakındı. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır. Ömründe hamam yüzü görmemiş. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır.A. «Bunu bir kere divanelerden soralım.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. Akıllıya gelince o da şöyle der. Ama cevherle iddiaya girişir de. Nasıl ki. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım. Hazreti Muhammed (S.139) Bu bir feryattır. Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi. akıllılardan değil. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı.» dedi. «Dur. işler düzeldi. Şüphe yok ki. «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . «O Ayaz ki. ister ölmüş bulunsun.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah. cevher ona der ki.. Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^. 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun. yol kesildi. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. velilerle nebilerdir. Hep kolaydır. o divanedir. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. Kuran'da. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. belki umum sırasında bir şey istedin. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur. yaşıyanları görür. yetim inciye asla değer biçilemez. köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler. sen benim isteğime uygun hareket ettin. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı. (M. Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S. «Yoldan. Yeryüzü güzel bir cennete döndü. Dinde ve işte geri kalmışlardır. inayetinin.» «Evet. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi. dedim. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi.» dedi. Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir.» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir. bunun yüz bin. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da. kendi benliğinden dışarı çıkmıştır. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır.» Cevherin kıymeti kendindendir. ancak Allah lütfunun. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. Kendinden söz söyleyen kimse.

Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi. konuya dayandı. Kaç kere su dökünse üşenirdi. Onu her gün şeytan aldatıyordu. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim. Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki.» da kuru davacıdır. ilk günü biraz geride oturursun. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk. Diyelim ki karnım toktur. Benim sizden istediğim. Onun günahı senin boynuna yazılır. kime ziyanı var? (M. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. Yeni erginlik yaşına girmişti. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. ağrımaya başlamıştı. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur. bir kere de başı şişmiş. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır. Sana Halep'te ne dualar ettim. yolculukta. Allaha böyle yalvarınız demektir. bir melundur. onu öylesine nefsine düşkün. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi. Ama o sözü kendine söyler. o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. ben diyeceğimi dedim ve gitti. bir dilektir. Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. . ama bana su lâzımdır. sen bir anda tekmeler. Söz başka bir yere gitmez. ondan bir şey esirgediği için değildi. Yahut ondan daha aşağılık. Ancak daha vakti gelmemişti. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor. çünkü anlayamazlar. Ama çok zararlar ediyorsun. Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. oraya götü-reyim de. Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. Medresenin hocası dedi ki: Evet. senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın. Eğer Nârenç bir günah işlerse. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. ister yılan gibi kıvransın. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. O bu sözleri ile dervişi övmüştür. derin duyguları dışarı atmanız. (M. postunu bir yere götürdü.» Hoca. Mecusîdeki sevda başkadır. ben birkaç kelime söylüyordum. Dine de faydası yok. Ama bu. îster çırpınsın. bir mürşid gerektir. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. Allah fakirlerinin işi boş değildir. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki. o benim isimdir. sana bir faydası yok. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. Ama eğer yapacağı o temaşa. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım. rengi sarardı. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır. Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. Eğer iş böyle değilse sen. Sonra bütün dşler bozulur. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. Nasıl ki şair. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. Şeriat zahirdedir. alt üst ederdin. onun için korku yoktur. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. özellikle bilginlerde. başka bir sefer de söylemiştim. üzüntüsü de bana düşerdi. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki. Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür. daha fazla olmasın. Benim yirmi günde başardığım işleri. bana bir su ver diyebilir. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur.. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. Onu âlemde yaymak gerektir. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz. yahut sadece temaşa davasın. Eğer böyle yapmasaydım.» «Bana edebi. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. Bu bambaşka bir iştir.» demiştir. Bütün onlar iş hesabına sığmaz. Onun hali bana kapalı idi. korkak. Görüyorsun. içinizdeki coşkunluğu. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım. açığa vurmamzdır.» Pirlerde bir onur vardır.. Zındık bile bilir ki. Nasıl ki. «Kendimle hoşum. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam.

Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer. Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum. İlk defa buna çok . Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum. açlıkla önlüyorum. Diyelim ki. Önce.» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez. (M. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur. bu. beni kendisine çok güvendiği zata. ama şüpheli konuşuyordu.» buyurulmuştur. gece sabaha kadar rahatsız oldum. Nazar değdi. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım. başka biriyle dostluk kurar. Eğer sen imanlı kişilere. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi. kâğıdı tutar. bu bana zarar vermez. cimrilik yönündendir derler. «Şüphesiz. onu bizim tarafımıza çekiyorduk. «Bu yanlıştır. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir.ben bilirim. Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik.Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor. bedenimi sırsıklam etti.) yanında oturtsalar yaraşırdı.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. Hak. Zamanede soğukluk vardır. bunu yazmak gerek. insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem. Sen arkamı örtersin. İş adamı.» Ben ona çok inanırım. Bir gün. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor.» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir.. Ancak bu işi . namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir . Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. Biz. yaşlı olsun. (M. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü. O taliplerden idi. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir. Sen Erzurum'dansın. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm. Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. Eğer başka küçük biri olsa. oh!» deyiver ki. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. O. Onunla çok konuştu. Öyle kişi ne acımakla. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım. Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır. Yani kendine çok nazar değdirir. başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki. İşte ben onları sağlam tutarım. Biri yüzünü halka çevirirse. onu ben Allahtan istiyorum. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum. Yanılsa bile ona fazla önem vermez.götürdü. belki daha çok zahmet çekecektir.şekilde kim ifade edebilir. içki bile ona ziyan vermez. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz. Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır. Bu kimin sözüdür. ileride bunları da anlatırım. Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür. Bende öyle ateşli bir hal var ki. Rum ülkesinden genç olsun. o dost da kendisinden kaçar. «Kilise gereklidir. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır. hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur. düşünmez. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur. hiç kimse bu duruma katlanamaz.A. Vücudum pek narin. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. yağlar ve fareye kaptırır. Sen. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. Ömer'in dilinden konuşur. O şeyh. bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek. yaptığı işte yetkili olmak gerektir. ortaya bir söz atıyordu. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu. umut gününde aşk. O. arıyordu. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez. Belki her gün bana daha iyi gelir. bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi. «Oh. önüm isterse kış olsun. Şiir: Yazık ki. Dedi ki. «Vahşeti anmak vahşettir.» dedim.» derler. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa.

halbuki çömezler açtır. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz. bu işe memur olduğu için. başka bir şey de yemedim. seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir. Haktır.başka bir zaman yine giderim. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem. Bu şeyh. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. Yazıklar olsun o güne ki. Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim. ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki. İçinizden söz adamı da çıkaracağım. buna hiç bir şey engel olamaz. ona göre hiç de güç değildir.acı ve üzüntü duyar. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler. beni kocalttı. İster inkârlı olsun. o gerçekten susamış değildir. önüne helvalar. Mu-hammed'in (S. Bugün benim bayramım da. 144) Daha fazla ilerler. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. hiç bir yerde durmadan.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan.) diliyle konuşmuştur. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı. Ama Hazreti Peygamber. ağlar. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var.A. gönlüm perhiz istemez. Mevlânâ. kimi de söz eridir.» dedim. ellerinizde ekmeğiniz var. ona göre iş görür. Ancak bu daha yenidir. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı. «Orası uzak. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık.A. Hemen bıçağı yakaladı. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm. Allah kullarından kimi iş adamı.) hesabına Ali konuşmaz. Bedenim arıklaşmıştır. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman. ledün ilminden sözler vardır. Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. sözü iş kuvvetiyle birleşir. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz.» Gidiyoruz. onu avlamak için yine yakalarım. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. Mevlânâ'da. ister inkârsız. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım.» Bunun cevabını ben vereyim. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim.» buyurmuştur. Eğer onlara dönüp bakarsa. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir. nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. son derecesine vardırırsa . (M. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir.» dedi. şekerler koy. Ben dün birazcık çorba içmiştim. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım. . Dün sizi hayırla anıyorduk. Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim. «Hûd sûresi. Bana hayat neye yarar. «Yaratıcıların en güzeli olan Allah. bulamıyoruz. (M. O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın. bir hekime koşar. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

Ben zindan görmedim. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. görelim ne demiştir. celâl ve ululuğu en yüce olan Allah. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. ona ulu Allah (M. Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. . Mevlânâ'nın sohbetinden. arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek. tekrar teşekkürler sunayım. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. 155) Kera Hatun bile kıskançtır.» Hayır bu yanlış değil. Ama aylar arasında gizlenmiştir. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. ben o gün gider bir nargile içerim. Efendi ev sizindir. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. Bana «Dünya müminin zindanıdır. ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. O âyet içinde âyetler vardır. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım. Allah da böyle buyurdu. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim. makbul kişilerden olurdu. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. Ben sana ne dedim. ne ululuk var bende. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir. gerçeklemesin. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar. Aman ne izzet. Olmıya ki kimse işitsin. kötü söz söylemedi ki. O bin aydan hayırlıdır. Kadılık.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım. öylesine zaman ve mekândan uzak. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. hareket etmek gerekiyor. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. Ama o ancak sahtekâr bir köpekti. Allah kitabını arkamıza attık. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. Mademki soruyorsun. geri durayım. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. Gerçi diğer bir âyette. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum. Ben sanki bir inciyim. silâhlı kişiler gizlemişti. Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı. fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor. Ben bir hizmet görüyorum. Sonra benden ayrılmıyan. nasıl hoş olmıyayım. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte. Yıllarca yer altında bir takım adamlar. Siz gitmeyin. o halde şimdi durmadan kımıldanmak. özgür kalayım. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın.. Bana asla bir kimse cefa etmedi. neden? diyorsun bana. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar.. Kendi kendime adakta bulundum. Ben hoşum. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. ilim. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. Halbuki.» deseydi. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur. beni kutladılar. Mevlânâ da kıskançtır. Hep devlete kondum.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

167) Meğer o bir kuruntu idi ki. senin uyruğunum.» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır. Ama söz eridir. duygu ve düşünce yönün-dendir. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım. Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. Yine hadiste. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır. bir söz söyler ki. Hazreti Peygamber (S.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince.» buyurulmuştur.yapamam. «Mümin. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım. «iyi davranış. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir. Size demiyor Her görünüşe muyum ki. kul da hakkın aynasıdır.» der ama değildir.» Ama istiyorum ki. «Gel şu savaşı. Müslümamm. «Dostunum. tatlı dildir.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm. kargadır. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak. . (M. ona göre konuşur.» der. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar. çalışır ki. Her nerede bir kavga görse. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır.» dediler. «Dürüst adamım.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı. kendi keyfimce yaşarım. O ahmak bir iş yapar. savaş sevdasındadır. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş.A. Hayır. Cebrail'in. şeytanın hilesiydi. Bundan daha önemlisi. O. «Ey Allah elçisi bize bildir. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur. «Doğan kuşuyum. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı. Ama bu pek yaygın değildir. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O. ince. zahir bilgisi. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın. Halbuki aldanmayasınız. Garip hadisler arasında anlatırlar. ikinci lokmaya. Olgun söz böyle dolgun olur. soğukluğu açıktan belli olur. tecrübe sahibidir. Sana. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur. «Beyazım. Görmüyor musunuz ki. ancak haraç verir. «Hak kulun aynasıdır.» der ama siyahtır o. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona.» diyor ama dürüst değildir. kitap da yazmamıştır. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı. artık heva ve hevesten de üzgünüm. her fenden. Gönlü çaldıklarına bağlıdır.» (M. Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir. şeytanın teşv'ki. O. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler.» buyurdu. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir.» buyurdu. Müminin aynasıdır. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır.» anlamına gelen hadislerdir. Yarabbi.» diyor ama imanı yoktur.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti.» Pişmanlık duysun. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. çünkü kâfir değildir. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir. kendi havasına uyar atılır. ne de burada kalmak imkânı. Mümin üzerine şükretmek gerektir. gözünüzü kulağınızı açasınız ki. resmî işlerden bir bilgisi yoktur. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki. Çünkü yoksulluk lokmasıdır. «Müminim. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan. Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur. Sahabeler. Şiir: Üstadın aşktır senin.

Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur. «Şimdi bende ne küfür kaldı. Meliki Âdil ona çok inanırdı. ne iman. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın. ne Mecusîlikten. Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor.» Ona dediler ki. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. Nasıl ki o gün demişti ki:. kendini karanlık bir âleme atmak. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. «Bu adam Farsçadan anlamaz. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım.» dedi sultan. Ancak o hazret. Dost ile her ne gelirse. O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki. vesveselerle. yönünden değildi. «Zindan nerede?» diyorum. dostu uyurken biri gelsin.» Bu hoşgörme.A. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. ahval şöyledir. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. Ne çar'e ki. Topal eşeği bana getirdin. 170) Su sertçe akmaktadır. her saat yüzüstü kapanıyor. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. eteğini çeksin. daha geniş. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler. Allah kelâmıdır.» Bu yol çok çetindir.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı. Şeyh ona seslendi. o Fatiha okumasını bile beceremez. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin. bir din bilginiydi. Bundan dolayı âyette. «Ey ulu sultan. Başı sonu belli değildir..» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir. Ben onlara (M. Şeyh.» dedi. imandan da bir şey bulamadım. Senin huzuruna geldim.» . Her ikisi de birdir. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı. daha hoş ve aydındır. feleklerden daha büyük. Ancak şu. «Getir şu pabuçlarımı. Zaten doğru konuşmak lâzımdır. Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin. gizlice eteğini çekerler. kurtulacaksın ateşten. «Sen lük. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü.» demiş. Şimdi öyle hoşum. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım. (M.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim. elbisesinin bir kenarını açsın. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu. Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. Siyah şalvarlı denen. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur. Şimdi söylemek gerekir ki. dostluktan da değildir. yahut başka sebeplere yorarlar. Kullar başka bir toplumdur. Hoca. O da öteki gibi gülmez ve der ki. Hayret edilecek nokta şudur ki. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor.» dedi. «Gel de şimdi anlat bakayım. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş. alsın da giysin diye. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti.. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur.» dememiştir. zindanı kendimize bostan yaparız. göklerden. «kulların zindanı. helak oldu. yahut nezaket icabı sanırlar. «Allah ve Resulünün iki eli arasında.» anlamındaki hadiste şaşaladım. çabuk çabuk. sen Müslüman olarak öleceksin. iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. «müminlerin zindanı. derler. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. Senin perhizin. Biliyorlardı ki.Dostluk o mudur ki. Ne Yahudilikten. arada duraklıyor. kâfir ölmeyeceksin. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken. Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın. namaz vakti geçsin. Onlar bu hali yorgunluk. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi. Kendimde küfürden de. «Dünya müminin zindanıdır. Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki. Ama Hoca işi sezmişti. güzel bir eşek. çirkin hayallerle oyalanmak. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir. Gönül ki. der geçersin. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz.

Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim.» Evet. hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum.» dedi. onu görür görmez boynuna sarılayım. (M. Âyette. Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir. sırlarını herkese açıklamazlar. demiştir ki. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki. o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. Benim adımı ona söyle. oradadır o. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur. sizden de şifalar olsun demek. Fare dağılmanın.) düşmanı da Yahudi idi. Lâkin yine Yahudi olarak öldü. Ben dedim ki: O. Güya pazarı yakacaktı. O bana karşılık olarak bunu yapar. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu. Ona lütuf da yaraşır kahr da. «Etrafında bulunanları kapan. Yanmak ona derler ki. Tekrar hapşırdın mı. Nasıl ki. «Senin için pirinç mi pişirelim. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki. Bu bağa gitmenin etkisidir. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. yaraşır. onların her şeyi gizlidir.dişi kerim değildir ki! Evet. Ali için o öldü. feryatlar. O biliyordu ki herkese.» O erkek . Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır. onun aksi sıfatı da vardır. Kerim. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. Birçok has Allah erleri vardır ki. Çünkü zıp. zıp sıçrıyor. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar.» buyurulmuştur. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar. Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S. elinden âciz kalıyordum. kedi nihayet bunlardan birini yakalar. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım. kerametleri gizlidir. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor. Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim. Nasıl olur ki. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi. Şu halde demektir ki. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz. «Kabe'nin içine giren güvende olur. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor. ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir. Artık gideyim dedim. Meğerse sevdalı olmuştur. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi.» cehennemden söz edilmektedir. korkular vardır. bu günahsız Kimya'dandır. Hiç şüphe yoktur bunda.» dedi. Yallah aslan gibi erkeksin. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez. Sonra diğer bir âyette. söyleyemem. Gizli bir topluluk da vardır ki. Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar. kudretli bir kişisin. Bir sopa vurunca. «İki horozun yok mu?» «Var.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi. Ebubekr Ömer'e sormuştu: . «Ey ahmak. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın. onlar da gizlidirler. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir. Hazreti Ali daha cenkçi idi. Kendi kendine: «İş gönül işidir. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. Bana böyle sövüp saymazdı. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin. «Ey hoca. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler. Bazı şeyler var ki. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S. (M. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir.A. Ben onun için öylesine kavgalar ettim. Bundan faydalandın. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu. yanlış okuyor.» diyordu. Ev bana çok yabancı geliyor. bu fareleri temizlemeye çalışırlar.A. Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı. birleşebilselerdi. Sen ise gidiyorsun. Eğer böyle olmasaydı. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi. hizmet gönül hizmetidir. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor. Hiç olmazsa kaçarlardı. kedi topluluğun remzidir. oruçtaki açlık nerede. Nasıl ki.» Senden hapşırmak. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir. evet oradadır.» dedi. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre.A.) dininin yol kesicileridir.» Ona dedim ki. eteğimi tutmuyorsun. Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki. «Tamam artık yüz sopa oldu. Ondan çok zahmet çektim. Benim çöme-zimdir. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur. 172) Korkma hemen söyle. Hakkın terbiyesindendir. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi.

o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi. Tekrar inancı bozuldu. Şimdi mecliste değil. Vaiz başladı. Yüzüstü düştü ki. eksikliktir.» Nasıl ki. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. Koşarak geldi ve gördü ki. İstiyordum ki. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun. aşırayım da onları susturayım. «O fasıktır. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh.» derler. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi. Ancak başlangıçta görüyordum ki. Bu saatte de zararlı çıkardık. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi. benim maksadım bu idi diyebilen kişidir. bir ayağını o delikanlının kucağına. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. «Başını yere koymak. Hazreti Muhammed (S. 173) Kişi sevdiği ile beraberdir. yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış. ona çok iltifat gösterdi. benim de maksadım bu idi. «Senden adalet yağıyor.» dedi. Kuru üzüm eteğinde duruyordu. bozgunluğu önledim. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı. Ama içim çok hararetli idi. şeyh arkasından seslendi. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm.» «Doğru söylüyorsun. Ateş mangalında kebap pişiriyor. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin. karşısına geldi. «Şeyhten yüz çevirdikten sonra. Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır. istedi ki geri dönsün.» buyuruyor. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi. Yarlıganmayı da.» dedi. kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü. Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü. kâh ötekinden şeftali topluyor. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu. Müminler tek bir vücut gibidir. Bir şeyden anlamaz. Ben hiç kimse için. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. Ben diyorum ki. onu ziyarete koştu. «Bidatçıyım.» dedi. o buradan gitmeye karar vermiştir. bir çılgın gibiydi.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun). dedim. hakkı gözetirim. günahkârdır. onlar imanlı kişilerden değildirler. vücudunu ayakta tutmak ayıptır. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir. Bunlardan da kâh birinden. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. Onun hali nasıl olacaktır ki. sonra içeri geldi. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu. Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü. henüz satranç oynamakta. sevgim vardı.» İnanmıyordu.» diyemem. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar. Şimdi sen bana söyle bakayım. dilberiydi. ne de kötülük düşünürüm. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki. Konuşmak düşüncesinde değildir. Sordu. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum.» dediler. Hakikatte o bir dosttur. Bu sefer feryada başladı. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim. selâm verdi almadı.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur. Zaten bende söz kalmadı. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim.» buyurdular.) bile. su döktü ve meclisten dışarı çıktı. . Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm.» dedi. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o. Şaşırmış hayran kalmıştı. Ben de. meclisimizin süsüydü. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir. (M. çabuk kalk! Ben başka birini buldum. «Doğru söylüyorlar. «Böylece fesadı. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi. bir hafta hamamda kalmış. Asıl söz eri. bunu istiyordum zaten. pek levend bir boyu var. beraberce oturdu. Rubai: O put. O zaman bu hal yok idi. Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki. başka bir sefer daha söz. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. bu namazın hakikati. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş. Ama daha çok onunla konuşurum. perhiz ettim. Bu zevk sahibi bir adamdır. Aynı zevk ona da erişti.A.

falanın yanında yatar. . O ihtiyara. Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider. farkında olmaz. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. benim sevgilim senin önündedir. başka anlamda söyleyeyim. külah ister. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. Perhiz yapıyorsun. Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. Allahya ant içerim ki. gözünde yaş b'rikir. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz. hatta Çelebiden. hiçe sayıyorsun. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana.» dedi. Beni cennetin kapısına götürseler. demektir. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu. O zaman zaman bizi gerçekler. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir. benden çekinmekte ve korkmaktadır. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım. beşma vurarak. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir. benim seninle işim yok.» der. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok. şahit olunuz. Eser hemen açıkça görüldü. Onu görmek imkânı da yoktuf. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. «Benim bir arzum var. gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. sen bilirsin. Eğer ben suçlu isem. Her zaman böyle olur. Benim. Davette. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim. Bunun delili de. Öyleki. Orada Bedr'e gitti dediler. bilgisiz sözler onun sözleri değildir.» Bana para verdi. Çünkü onu bağda göremiyecek. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. asla!» diyordum. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. asla. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim. Bunu söyleyince gitti. Hazreti Ebubekr. Benim cehennemim. Ona. O kimseler ki içerden değildir. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır. iman getirir. söyleniyordu. Nasıl ki Şahap Herive. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. Bana güldü.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir. Dedi ki. Ben diyorum ki. şimdi artık hiç günahım yok. lütuf da vardır. gideyim. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. Sana. Gizlice kendini dışarı attı. Böylece birlikte olalım. Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. bana zehir tiryaktır. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. (M. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun. kendisi sentaks olmuştur. Halk Yahudilere bile. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. Tekrar bağa dönmek de boşunadır. Bu gün beni bırakmazlar ki. Bugün tekrar tövbe etti. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur. gideyim. Yersiz. anlamak da istemezler. ben bunu kırayım dedim. Diyorum ki. onu bana bağışla.» Sentakstan. selâm verirken bugün bizi sormuyor. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe. (M. tekrar içeriye uğrar.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet. söyle ki. işleri ondan başkadır. (M. Ben kötü ettim. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. Belki âciz ve zavallı biridir o. o kimsenin haberi vardır ki. Cehennem benden sorar. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun.» diyor. bundan öyle bir kuruntu geldi ki. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. İçi boş ise. Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın. der. cemaat dağılmıştır. O halde bana da izin ver. O orada mıdır? Orada yoksa. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki. Zaman zaman da. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım. nerede diye sorarım. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir. «Hayır. Kerim'in. içini o marifetten boşaltmak gerekir. Sen bilirsin. Hayır onu gözümle görmeliyim. O gülüş Allah bana bir nimet verdi. Onu bana ver. eteğini boynuna atmış. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. Yallah ki. «Gerektir ki dışarda kalayım. önce kapıdan bakarım. «Otur!» diye söylediği yere gitti. Bana. Benim onunla görülecek başka işim yok. Birkaç kerre gördümki. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı.» demişlerdi. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. kolaylık göstermekte kahır da vardır. yine o kimseler toplansınlar.» dedi. Zaten onun Allah olması imkânsızdır.

» dedi. «Şu tarafa gidelim. «Teferrüç yani gezinti.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen.» dedim. Ben kılıç ile teklifsizim. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın. Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir.» «Böyle söyleme. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. 184) anlamındaki âyet de buna delildir. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara. Eğer konuşuyorsun dersem. Benim nazarım. Bu itiraz demektir. Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. ona öyle bir şey yaptım ki. kendi bilgisi perde oldu. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır. ona uygunsuz sözler söyledi. Beni bilirler. «Ne dedim ki işitsin. (gizli bir sözü) var.» dedi.» diye soruyorsun.» (Âli İmran sûresi. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın. niçin evet demiyorsun. Dışarı çıkmadı. elimi eteğimi bağlayan nokta. îşte . Ona kendi gözü ile bakmayın. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle. kendini asla aziz saymazdı. sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim. Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için. Ben zaten itiraz ediyorum.» dedi. evet diyorsun. Bunu yapmıyorsam erkekli. imamlar uygun görmüyorlar. O kötü huylu koca. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım. «Gönlüm böyle istedi.» cevabını verdi. Bu. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz. Sen başkalarının imamlarındansın. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle. «Şimdi sen ona yapışma.» Firavun ve Nemrut için. «Külhancılara değil. Padişahın biri. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer. Böyle yaparsa. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. Şahit getireyim. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir. ğim icabıdır. gizli sözü anladı. O. söylenir durur. cariyeme bunu söyledim.» «Ona söyle ki. Ne dedim ki.179) O kimse candır. üstünde sövdü saydı. gözü arkada kalmasıdır. «Bedr'e ne yapar?» dedim. o iyi bir kadındır. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. aramızda yakınlık hasıl olmuştur. Başkaları da senin imamın. Bundan keder yoktur. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin.» dedi. hem can olsun? Bu imkânsızdır. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki. bir ev tutsun da gitsin. Bu görünürde böyle değildi. külhancı ile kavga eder. birer birer yoldum. karıma böyle dedim. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme. Kaynanama şöyle dedim. Asıl beni üzen. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur. Onun aslı külhancıdır. «Ben seni istemiyorum. Hani nerede araştırın da bakın. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam. «Aman işitiyor. iki ay otursun.» dedi. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı. «Bu açık sözleri işitir. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. başkaları da ibret alsın. Ona. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun. hem kalıp olsun. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim.» dedi. Sonra bu. Bu işten dolayı özür dilemektedir. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi. Görüyorsun ki. (M. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. Külhancı. Adamın sakalını tuttum. Padişah yolunu çevirdi. Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk. Benden rica etti.» dedim. bacım kesiyorlardı sanki. tekrar söyle.» diyor. Eğer varsa söyle. (M. Bir zümre vardır ki. iki yıl otursun. yol. onun gönlü bende. «Nasıl olur?» dedi.» dedi. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur. benim nikâhıma girmiş. bir ara geleyim. Bir zamiri. Allahdan üstün kimse var mıdır ki. «Ona on gün mühlet ver. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. bana ayıp olurdu.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız. Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki. 178) Karnı yırtılıyor. o büyüklenmezdi.

.A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki. güçlenir. her hangi biriniz gibi değilim. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok.» dedi. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. ama bir kapı açılmıştır.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki. Çare yoktur. Herkes.» sözü daha kapalıcadır. Senin görüşün onun sıfatları iledir. Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca. Pisliklere. Hallac'ın «Ben Hakkım. Ama önce inkâr ettirir. Bütün zamanlar. Eğer sorsalardı.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı. (M. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M. Söz ancak onun sözüdür. Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki. ancak Allah vardır. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın. Nasıl isterse onu o tarafa çevirir. Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim. o halin. dil işi değil muamele işidir. geri al derim. Güneş yerine çıra yakar o zavallı. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. Bayezid'in. O beni yedirir içirir. bana olan saygıyı artırmış olurlar. gaflet uykusundan uyanırlar.» Bu da evvelki hitapların benzeridir. ister olmasın. Bu sözleşmeyi bozmak olur. bir de bilgide uzman olanlar. her hangi biriniz gibi değilim. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim. Bu söz her iki anlamın dışında değildir. bunu artırabilirler de. Hazreti Mustafa'ya (S. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. . Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur. ona gülmüştünüz. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. 181) ister değişik olsun. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. birçok gizli noktalar açıklanırdı. Senin elin ayağın taklit ile uzanır. karanlıklara ve oburluğa. Açık ve kapalı anlatılmıştır.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler. ayıplamalar başlar. aynı âyetin sonunda. «Ben. o benlik davası kendisinden gitsin. soru yönünden söylemişti. bu da onun aynıdır. 180) Hazreti Muhammed (S. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki. Allahnız tek Allah'dır. hali olur. de ki. Allahmın yanında gecelerim.» yolundaki sözleri. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer. Onu uygulamak ister.» (Kehf sûresi. Bu bana da yaraşmaz. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse.» buyuruyor ki. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. O güzel sözlerden. Bazı gerçekçi araştırmacılar. Senin söz üstadın bilmiyorum. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler. Bunu. ben miyim? Vardır diyorum. Nasıl ki. uyanık gönüller uykuda da iş görür. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. Yarın vaiz etmek gerekiyor. bu icar sözleşmesini bozsunlar. akılla bayındırlaştırırlar.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin. ne de maksat ve manâsım anlarlar. İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır. Bazıları görünüşte onu yok ederler. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir. «Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben. Olur bu işler olur. ama. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki. Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir. «Onu bir Allah bilir.» sözü pervasızcadır. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır. Bu. Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi.A.» buyurdu.Kuran'da buyurulduğu gibi.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. «Kendimi kutlarım. şikâyetler. böyle söyle. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir. Bu zordur. Allah işidir bu.

bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır. (M. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır. Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. açık söylüyorum. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz. başka sözlerle meşgul olursun. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti. . Bu.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile. Sen namaz kılmıyorsun. Her gün bir satır okursan böyle olur. Ey senin o.» dedi. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm. yarın yerleri cehennem olacaktır.» (Müminun sûresi.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman. bunun için hikâyelerin en güzeli. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor. Allahtan korkmazlar. O bir köşeden geldi. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler. gırtlağın ki. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde. Allahnın. «Bu böyledir. insanoğlu değilsen hayır. artık bizden vaiz istemiyecek. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor. bu sıkıntı ona bağlı olurdu. İyi bil ki. 183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım. Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz.» Uzaklık. bundan önce kılıyordun. «Bir oğlanı seviyor.» derse o başka. yeryüzünde değildim. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. Halifenin ya-kınlarındanım. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak. ev gibi değildir. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu. Hazreti Muhammed (S. «O pislik yuvasıdır. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar. Kitabım boynumda. Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler. Biz.» dedi.» dediler. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır. «Bana bir iş buyur. «Bu karanlıklar içinde oldu. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı.» dedi. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz.» dediler. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın. Diyordum ki: Yol. İçimde bir müjde sevinci vardı. Güya havalarda uçuyordum. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir. Bu Lala işidir. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi.)' yüzüğünü çevirince. ikinci gün bir kaç altın verdi. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler.A. Rum diyarında kadılar kadısıyım. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa. Ama gördük kü bu vaiz. «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. Eğer bırakırlarsa işler iyi olur. hep biricik oğlunu arasın? (M. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır. 182) Nerede o biricik evlât ki.ve öyle adlandırdılar.» dedi. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir. O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. büyüklük Mevlânâ'dandır. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum. Lala hikayesini birinci gün yasakladı.

Bunun misali. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı.Herkes mademki onunla kendini süsler. bunlar. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. hanımının erkek kardeşi de onu görse. erkek ve dişidir. örtünsün diye. oturdu. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti. hem güzel var. bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. Akıllı adam onu bilir. Ancak bir toplumda yoktur. O nerede. geride başka insanlar da var. Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. onların hangisi erkek hangisi dişidir. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. (M. gamdan kurtuldum. Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur. Senin güzel bir cariyen olsa. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. kimse kendisini tanımasın. onun sağlam zünnarı ile bağladım. serttir. Bende ne zabitlik kaldı. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. (M. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar. 184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. 185) Küfür bile çirkin değildir. Bizim aşinamız. binlerce cilveler. nükteler vardır. Allah bilir. yaramazlıklar yapar ki. O iman karşısına gelince. Bende hem şarap var. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. Ama onda halk için faydalar vardır. Bari onun sözü. Yoksa kendi nefsinde güzeldir. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak. kuvvet yardır. Belimi. Nihayet kendinden insaf et bir kere. biri bir şey bulamadığından aç durur. hep uğraşırlar ki. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum. bu nerede? Bu birinin yaptığı. Çocuğun biri. ne çare ki. öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir. O kimdir ki. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. O özgür erlere hizmet yolunda. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. ama bir ölçüye göre. kendini öğen ve güzel bulan dadısına. Her millette erkek de dişi de vardır. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. Demir nefsinde demirdir. Fakat bakıra . bozuk ve çirkin görünür. ona. ne Kuran okuma kaygısı. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. Bunu öğren ki. hem ışık. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. Deniyor ki. sırf sevap kazanması için tutar. öte tarafta yersin. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. bu bana bir başlangıçtır dersin. Şiir: Hârâbat ehli oldum.

Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir. Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler. Bunlar bir toplumdur . Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. îsrar edersek evet der. Çünkü bakır her şeye elverişlidir. Vezir. o balık değildir. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen. ne iyi olur. davaya. kimya işinde elverişlidir. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir. bir zümreye yeşil. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki. Öyle ise en azından ona. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. Halife bir zümreye beyaz. her kılığa girer. Sonunda anlaşıldı. Onun bundan başka işi yoktur. onun suda yaşamasıdır. hayınlık ederiz. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. mücevher. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız. kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. yine gider.. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. bunu kabul edenlere de engel oluruz. Halife kendisi için iyi olanları bilir. demirden ziyade. sudan çıkmaz. çok güzeldir ama. Dediniz ki. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim. çünkü biz gittik elden.göre derecesi daha aşağıdır.» deriz. Ancak onun vezir ve. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki. 186) Şiir: Ay yükseldi. şahide. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim.» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun. Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. Başka maksatları da olamaz. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz. Çünkü o suda yaşar. Ama balığın suda yaşadığını isbat için. Gümüşe sıra gelinceye kadar. isbata hacet yoktur. Eğer böyle olmasa. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse. göklerden dalga dalga nur yağıyor. Diyelim ki. nefsiyle bilir. O bununla övünür ve onu bozmaz. altın. Artık el açma bize. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M. onu affeder. Görüyorum ki. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk. O yavrunun yüzünden. onun hiç bir bilgisi yok demektir. Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur. onlar benimkilerdir. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada. Kuran'da. su korkusu ile öldüğünü görürsen. onları ilgilendirir.

gerçek görüşlü olduğu için gelmedi. Eğer iki dost. Ama bütün içim sözlerle. ne yapayım. Sözünden başka hali de değişti. Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî.» Parmakla dokundum. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. «Düşmanın oyununa dikkat et. bu meseleleri kesip atsın. ondan bir elma istedim. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı.. Yalnızdır. Ben ona. Gerekirdi ki. uzaktan huzurda olursa. Bu saatte ne var ki. (M. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa. bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. Başım salladı. neye karar verirse inayetle baş eğmek. Ondan sordum.. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. ne yaptım ki. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var. ona bir şeyler doğuyordu. 188) Ben çocuktum. ben söyledim. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. O gece. nurun etkisiydi. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar. Sen büyükler . onun gönlünde parlayan. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı.» dedi. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım. hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak. O kimdir diye sorarlarsa. düşmanın oyununu görebile-sin. değildir. o ayırt etsin. Bir daha ağzım açılmadı. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. Ama kendimi tutabildim. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. Onun çocukları için oldum. Ama burada karar iş arasında veriliyor. manalarla dopdolu idi. 187) Allah bizim aramızdadır. şahitler meclistekiler benden uzakta. onu övünce. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin. Öfkem geçsin diye. O bizden atılmıştır. ona bir ziyan erişirse yazık olur. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler. O Hâcegî denilen. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir. Ama o bilirkişi dışardan olmalı. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın. filan kişi filanı istedi. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur. Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki. ben de başımla işaret ettim.» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim.» dedi. seni isterim dedim. deyimlerle. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var. O. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca. karara saygı göstermek gereklidir. «Hele bir sor.» dedi. beni buna zorluyordu. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun. Allah'dan Allah'yı istedi. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. kılı kırk yaran.» diyorum. Benden çok incindiler. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim. Kerim'e söyledim. Bununla beraber zordur. kaseyi doldurup götürebilirsin. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki. biz ne biliyoruz. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. «Susun. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır. uçtu gitti. falan evde öleceğim. Onların duyduklarını duyanlardanım. Erkeklik odur ki. Öyle nazeninler ki. diyordum. beni kurtardı. onlara iki akça verip. çünkü hastaydı. Şemseddin sizden bahsediyor. hayır ben.» der. Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. îş arasında el çırpanlara. Alâeddin'e. beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki. «O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım. O seni açtıkça açılıyorsun. «Bana gel. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın. onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık.» Ben hemen atıldım ve dedim ki. benim babam ol!» diyordu. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır. (M. kendisi bilir. Bizim nazenin kullarımızdan biri. dediler. Ona bir peri verdim ki.» «öyleyse. Artık bir şey söylemez. kendine oyun oynuyorsun demektir. Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur.» der. bana verdi. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. onun hastası olmuştu. satranç oynayanlara. ben. artık hiç bir şey söyleyemedim. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış.» O övmeye başladı. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile. Eğer yal-nızsa. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki. Bu azarlama onlar içindir. hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz. bana sordu.ki. sen Bayezid'in mertebesindesin. gemiye atlayanlara. O başka mesele. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir. karanlıktadırlar. bu hal ehlinin kulu kölesiyim.

işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler. şüphelidir de. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar. İçerde dağ gibi. Su dağıtılan yerde bana bir. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. Sizden sonra. neşelenirler.» demişlerdir. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. büyük bir bilgindir. işimi öğretiyor. öteki başıboş ve yularsızdır. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık.» buyuruyor. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. birlikte olalım. Her gün gerektir ki. gazel okumaz. onlarda açıkça belirirdi. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir. Söz Allahnın sözüdür. nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. îşte bu çirkin bir şeydir.. Bunda da zorluklar çıkarırlar size. işitmiştim ki. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası. 189) Bana dedi ki: «O. Hak âleminden hiç haberi yoktu. Allah. böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. yüz bin dağ gibi ağır. ürkerler. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. utancı. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır. bana hiç ayakbağı olmasın. Bir vakit hizmet etsin. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir. ama benimle birlikte değildir. Başka biri. Şimdi nerede o dizgin çekme. Yani sizin önünüzde olmasın. iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur.» Ona inanmıştım. dayanamadım. o başkalarına söz verir. Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir. Nasıl olur da erlere hizmet eder.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz. «Tahammül et!» der. Derviş ham hayaller peşindedir. der. Bu çok garip şeydir. Hak onların yüzlerinde. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki. bize göre onun âlemi başkadır. Derviş de.» derler. ama küfrün de rengi ve kokusu. Şimdi iyi sohbete dikkat et. bu kulundan ne istiyorsun?» diyor. ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin. insan. onun görüşünden gizli değildir. «Ben seni bu iş için tutuyorum. Ama bununla değil.» Evet. «Yandım bu ıstıraba. 190) Ama işitirse benden incinir. «Ne türlü nefesler vuruyor. Ancak iş iyi gitmedi derler. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır. bir satır bile olsa bu lâzım. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi. hiç bir şey. bir şey okusun. «Bu nasıl raks?» deseniz. yemek içmek düşüncesi. Eğer doğru söylüyorsan. şöyledir böyledir. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. bu.» buyurulmuştur. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. O. «Yârabbî yandım artık. Geceleri uyku uyumuyor. Mademki yanıyor-sun. Bütün vücudu dil kesilmişti. cevapta terbiyesizce davranırdı. Bana. Soruda. (M. Allah sevgililerinin sözüdür. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler. îster ki siz mescitte olasınız. Onlara bir kâr kokusu gider. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. cevheri kırma . Onun vakti dardır. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki. dışarıda saman çöpü gibidirler. ne malını satan satış yapacak. Hak benim elimdedir.» deyince. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. sözünden dönerdi. Su üstünde yaprak gibi yürürler.. (M. baş sallıyorsunuz. semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir. mest olurlar. söz söylemez. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır. vücutlarında parlar. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir.

henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. Zaman zaman dostları anmak ne gariptir. «Yemin et!» deyince. hiç bir şey demedi. şeytan işidir. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler. Su kenarına gelenlerden bunları görenler. Türkü. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde. hayır. Hatada. Kırıtırsa. Şahın üstüne yemek. demek gerektir. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. Arabi da. O. bütün peygamberlerin mucizeleri. Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. yaptığım hata. Dediler ki: «Oraya kadar gittik. denize girince de beraber girerler.. Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar. Sarayın sofracıbaşısı. Başka bir şey bilmiyoruz. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. boğuldu!» derler. Sofracı. coşup köpürmez. sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar. Pek açık bir gerçektir ki. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler. Ancak gülerek. Acele edenler. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. Bunun sebebi de senin yalvarman. Yani hoş geldin. sonra herkese karşı. bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. cevheri benden sorasın diye kırdım. Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. güle güle. Tam iki yıl yol yürüdüler. Nasıl ki. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi. taşın karşısında zavallı kalır. o «Başın için!» diye ant içer. galiba onları aşağı çektiler. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi. başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. «Mademki beni astıracaksın. «Asın şunu!» diye emreder.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. nakısı ve sureti görürler. 192) Sonra. Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle. onun maksadı odur. ama lanet olsun o alçağa ki. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım. Biri hemen. Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma. şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak. Tövbe. olduğu yerde sayar. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. senin gibi birini doğurmuş.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki. Sevgili âşı-kma sorar. aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. «Allahm! Sen benim ilâhımsın. Acele. ağlayıp feryat etmendir. Yani sır (gizlilik). (onlara ne olduğunu Allah bilir). babam da yanımda idi. Zahirde de bâtında da. etrafa yayılır ve bulaşır. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir.hikâyesini andırır. ben de senin kulunum!» deyip. yalnız kaldığın zaman. taştan daima sakınır. Kuran'da. «Vay yavrucuklar gitti. Allah ona. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. Öteki de arkadan atladı. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. önemli bir şey değildi. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler. Senin gamının bulutları gelmedikçe. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır.» Bu: sır içindeki hikmet. dalgalanmak ister. hep görünüşe bakar. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. Bazılarını. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. damlatır. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. «Oyun . başka bir şey yapamaz.» der. asılmaya değsin. «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. Çünkü onlar. Şah. Hintliyi. Nihayet ırmağın. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım. Ama yalnız küp. 24) deme. küp.

evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum. Ben bunlardan kaçtım. Ansızın bir şey işitildi. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun. imana davet ederdi. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. Her biri. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. Padişaha haber verdiler. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. Celâleddin de konuşacak. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. Şimdi yapamıyorum. Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. Ben dışarı çıkayım.» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. bir başkası götürdü. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. Ben konuştum. Öğretmenlik yapıyordum. Eteğinden yakaladı ve sordu. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. sabaha karşı onu döküntülerini. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız. yüz yirmi yıldan . Bazılarım atlatıyor. İşte Alâeddin konuşuyor. biraz sabırlı ol. Bu sözler hiç kimsede yoktur. para ve rahat lâzım değil. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte. öteki boş lâftır. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. «Evet» dedi. bize bir cilve gösterdi. sessizce orada oturayım. demez. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki. konuşsun.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. Ama bu bir kaza idi. Geceleri tahta çıkar otururum. îzin almasına imkân kalmadı. İşittiler. Nuh Peygamber. terlemeye başladı. Bana böyle yerler. Eğer ben iyi insan isem. «Ona iyisini verin. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum. Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. seni ve beni bu yüzden korudu. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü. mantıkçı mı?» dedi. çok hayret ederlerdi. hemen aynı günde geri döndü. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler». Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah.» dedim. Özür dileyerek. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es. Başlarını eğdiler. Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise. eteğini öptü. Ben bu adamdan ummazdım ki. sen fena yaptın. çok uzaktır derlerdi. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti. «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım. Kimse bana. Bu çok zor bir durum. başım sallayarak.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. bir de şu duvar var. söyleyiniz ki. benim makamım burası olur. Kedi savuşturdu. içeriye giremedi. hayır hayır! dedim. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu. o da öğretmenlik yapıyordu. (M. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez. pisliklerini süpüreyim. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler. «Bu adam ne diyor. tozunu bulamazsınız. Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. Evet. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar. her gün bir kaç semti dolaşırdı.» dedi. şöyle yaptın böyle yaptın. Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. böyle bir söz üstadının izini. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse. âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur.

Nasıl ki Şeyh. Onlar nerede. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. Burada. nur uğruna ateşe düşüp yandı. yolunu kaybetmiş değildi. gül yerine diken ve çalı diker. cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. Binlerce teşekkür ettiler. yiyeyim. ekmekçi ve kasap değildir. Dünyanın yaratılışından maksat. Onlarda. yalnız kendini şaşırmış. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin. Nasıl ki. Buna güç yetiremezler. 196) Ona mimber değil. işkence yapsınlar. o adı onun yanına götür. kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. darağacı yakışır.» Bunu düşünmeye. yaralarlardı. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. Şiir: Bir kimse ki. onların sözlerini kabul ediyorum. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. Meğerse onlara kötü ile iyinin. Ama ben açıkça. A. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık. Hazreti Peygamber. Davet işinde biri vardır ki. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. her gün bir semti beş kere dolaşırdı. o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar. Nasıl ki. onu döverler. ona. elini. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. dediler. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. Çeşitli rivayetler vardır. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. başkalarının düşünceleri de daha başkadır. Bizim gidişimizden öfkelenir. gibi bir çok yorumlar yaptılar. Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. Ancak her kesin bir huyu vardır. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir. bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. Bu kadının tuhaf bir isteği var. yediler böylece oruç tutuyorlardı. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. Müslümanlık doğru sözdür. elsiz ayaksız kalırlardı. Ama dıştan kâfir görünür. Nuh elbette davetten vaz geçmedi. 195) Susayım. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. davet doğrudur. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. . Burada iş aksinedir. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. (M. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. ateş şeklinde görünmüştü. Onun için bir engel de yoktu. ancak Hakkın hazinesidir. . Nasıl ki. Akılları başlarındadır. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. Onların aradıkları. Bir şey getirin ki. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi. işte o hal. Ancak o sövdü saydı. dedim. Evet. bu uyanıklık. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. İşi bozuldu. demiyorum. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. ona karşı sert davranmak gerekmez. Benim yanıma getirirler ki. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. ekmek. Dışarı atarım. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der.) halidir. benimle iftar ettiler. Bin yıl imana davet etti. Şimdi hiç kimse sanır mı ki. iki parça ettiler sanırsın. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir. kâfir. sesini kesmez. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. Beni davet ettiler. Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. secdeye kapanmış. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. katlanayım. o yönden bir kuvvet vardır.

«Sanıyorum ki.» dedi. geri döndü. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir. uzaktan duymazsın belki. vezirler sıralanmış. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık. beklemeye takat getiremez. bari tamburumu verin de işime gideyim. yüzüğü onlara gösterdi. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar. «Eğer olsaydı biz yerdik. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı. sonra da konuk ister misin diye sor.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin. incinmesin. Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç.» der. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu. Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık. «Seni Şah istiyor. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. Karşılıklı sorular.» dedi. ne saçmalar soyuyorsun. Büyükler nezaketlidirler. Bana haram olur. (M. «Ama sen nasıl ölüsün ki. Çocuğa «Selâmün aleyküm. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım. süt.» buradan gideyim. yoğurt vereyim ki. (M. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim. Senden incindi. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur. Şah bunları yedi. yanındakilerine. «Kalk!» dediler. Diyorsun ki.Ey yüce bilgin Mevlânâ. Mahmud kendi kendine. «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek. Orada boş sözler var. «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun.» «Burası mescittir. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. İçinden bir «Ah!» çekti. (M.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı. «Sizler çok cömert insanlarsınız.» dedi. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de . yoğurt. kalk» dediler. «Aleyküm selâm.. «Öğütülen un yetim malıdır.» dedi. Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi.» «Ama çok iyi öğütürüm. Çocuk. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı. kulağına boş sözler söyleyeyim. Değirmenci. Şah konuşmaya başladı. Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler. «Bir saat kadar gel de görelim seni.» dediler. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş. Hepsi yüzüstü kapandılar. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin.» diyerek onu inandırmak istedi.» dedi. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk. Çocuk ne görsün bütün beyler. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir. onun da gönlünü hoş edeyim. «Var ama önce bir selâm ver. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular.» Silâhlı yüz süvari yola çıktı. Onu saygı ile karşıladılar. Çeke çeke götürdüler. Adamcağız. işi daha iyi oldu. içeri girerek tekrar. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi. Sonra. yemeğini nasıl yiyebilirim. kapıyı kırdılar.» der.» diye kaçtı ve kapıyı kapadı. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın. «Bize misafir gelir misin?» derdi. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını. çocuk içinden tekrar. «Aman. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani.» «Kalk. her şeyden önce yemek getirsinler diye. dedi ki. Kalkmadı.» «Çok konuşma kalk!» dediler. «Eyvah. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı. Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar. peynir ne varsa getireyim. Yine kalkmadı. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk. Mertebesi yükseldi. «Ancak kalan yiyecek budur.» «Kalk!» dediler.» dedi.aralık geri kalmıştı. 198) Şah oradan ayrıldı. Sonra tekrar geldi.» dedi.» dedi.» Bir ırmak kenarına götürdü.» dediler. çok acıkmıştı. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım.» cevabını verdi. Mevlânâ böyledir. «Gözlerin rahatsız olmuştur. kalmamış. «Size un vereyim saç ekmeği.» dediler. konuşuyorsun?» Değirmenci. Sakın gönlün incinmesin. Değirmenci giderken pişman oldu. bir «Lahavle. «Eyvah geldiler. bu iş çetindir. eğer vermezlerse ben alır sana veririm. «Ne yazık ki koyun kesmedim. «Vallahi bu çocuk doğru söyler. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. boynuna bir ip bağladılar.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin. «Öldüm. «Kalk çabuk seni Şah istiyor.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım.

Tekrar hücreye gidiyordum. orada cevabını ver!» dediler. elimi de bırakıyorum.» dediler. bir solukluk canım kalmıştır. «Onu getirin!» dediler. Elimi kalbime koydum. üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın. önce bir adam gösterdim. Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti. Beyit: Ben kötülük yaptım. Sonra «Onu geri çağırın. dedi. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş. Kendini deliliğe vurmuştu.aradı. «Ham ham. Derler ki. Değirmenci. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim. Arkasından koştular. bir zaman da bu adamın şeytanı. yüz kat başkaca elbise dava . ama belki daha beter bir belâya uğratacak. «Uykum kaçsın diye yiyorum. «Adamcağız. karnım davula döndü.» dedim. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek. «Be adam. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında.» dedi Şah. yüz top istanbul atlası.» dedi. bir kerede ölüp kurtulamayacaksın. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam.» Kadı.» dedi. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. «Ah beni kandırdı. cehennem gibi bir işkembesi vardı. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı. üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler. kabul ettim. bir melek varmış. «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem. her gün beş kilo ekmek yerdi. su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın. Bu onların körlüğünden ileri geliyor.» Değirmenci yüzüstü düştü. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin.» Mademki kulağıma söylüyorsun. Üç gün geçtikten sonra. Gizlice ötekilerine emir verdi.» dedi.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları. uykumu kaçırmak için. O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı.» Üç kere dışarı çıktım. bırakın ki öleyim!» dedi.. bir kat elbise vermelerim. Nihayet. Şahın huzuruna çıkardılar.» «Gel. O bununla gelmez dedim. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M.» dedi. Şahın huzuruna götürdüler. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi. adamı kıskıvrak bağlasınlar. Adamı tımarhaneye soktular. ne dersin?» diye sordu.» dedi. Adamcağız. «Artık benden ne istiyorsunuz. geleceğim dedim. senden davacı var.» diye seslendiler. yahut edebini takınmak. Ancak Sultana. öp artık kaçıyorum öp. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim. «Hayır. «Ham ham. Kadının önüne oturttular. daha serseri bir suçlu gelir. Bin dirhem bağışta bulunmalarını.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar.. Çağıranlara yalvarmaya başladı. Uykumu ver ki yemeyeyim. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari.» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı. yeter!» dediler. Ona çocuk kaçtı.» «Saygılarımı sunarım.» dedi. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona. ama onu göremedi. «Gel!» diye seslendiler. Yüz Bağdat çarşafı. sen de kötü mükâfat veriyorsun. «Kalk çık dışarı. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın. Hep yedim. «Sen öyle bir adamsın ki. yalvardılar. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen. «Daha ne kadar yiyeceksin.

Evet güzel söylüyorsun. ona inkâr etmesini öğretmiştir. Bu bana senden dilenmek demektir. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler. «O haktır şüphes:'z. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında. bütün âlemden el çektim.» Çünkü sen benim canımın içindesin. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur. «Suçunu kabul ediyorsun. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende. Şüphe yok ki o Haktır. «Ve onların nefislerinde. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım.» der. Yoksa Kuran'ın tefsiri değil.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem. Zaten yolda da bunu böyle istedim. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir. Diyorsun ki: «Ben. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım. Evet ver diyorsun. bir kaç gün dolaştın.» Kadı der ki. «Afiyet olsun sana. Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin. Sonra baştan savdık. Ey Efendi. Ye afiyet olsun üç lokma. ona ant içtik dedin.ederler. «Bunu da Müslümanlık say. Yani şüphesiz Allah Haktır.» (M. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır. O tarafa düşmem yakındır. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. yatakta uykusu gelmezdi. Can içinde etki yapıyorsun. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım. «Bu hakkın gayretidir. yoldan bir kızcağız geçer. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. Bunu uygun görmem.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi. O da. (M. ham. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki. ham. evet ver diyorsun. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. «Ben.» buyuruyor. Konuk için. O ayakkabı seni rahatsız etti. «Hayır.» demek bir yorumdur. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım. «Allah Kuran'ı ona öğretti. Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse. «înkâr ediyorum» der. Hırkayı yırtmalı. O bunu yapmayaydı. Ey tefsirciler. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem. beni eziyor. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun. «Bugün ham. Her bir âyette bir müjde var. onunla daha çok vakit geçer. Ben öyle bir Allahyı arıyorum. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de. Muhammed de Haktır. Ona candan dua eder ve memnun olur. boynumuza sarılıp öpmelerinden. onlarla cilveleşir. yahut da sana karşı benden. (M. Onda ihtiyar yoktur. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim.» derim. Seni evde çocuklar arasında bırakayım. Bir söz söyledin. gönül açıklığıdır. Ulu Allah Kuran'da. Ben vaz geçtim. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı.» dedim. kendinde bir hareket duyarsın.» der Kadı. O zaman bir şey söylemedin. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir. bana uymak gerek. «Ben böyle bir Allah'yı istemem. niçin inkâr edersin. 201) Suçlu.» âyetinden anlaşılıyor ki. . Allah kendi arzusu ile iş yapsın. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. Aksaray'a varırım. «Mümin pis olmaz. nazım yolu ile.» buyurdu. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki. Rahman sûresinde. o Buharalının kapısındadır. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. Çelebi! Bu isteklerinden.» buyuruyor. bu benim elimde değildir. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da. «Zararı yok. isterim ki. incinirdi. mutlu ol oğlum. «Hayır. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. Evet çetin iştir bu. orada yer tuttun. hoş söylüyorsun. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir. «Ham!» der. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki. Peygamber. Şimdi biraz düşünmek zamanıdır. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu. perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. Kadı. nihayet tekrar konuştun. beni de mutlu ettin.» dedi. «Şüphesiz o Haktır. Ya bana senden bir gayret ister. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler.» diyor.

Dal harfine gelince. imanla yalan bir arada yürümez. Musa bir kaç adım geri döner. «Akıl . Onun en aşağı kullan.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır. yani ağaç bile. Onun kâfirliği saf olur. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. Aralarında. «Başımda iki noktam var. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır. Ama yanılıyordu. bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. «İhtiyarsız. O dost başka sözleri de bilir.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi. konuşmadan geri çevirir. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. hiç bir şey istemez. yine o bilir. Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık.» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. Firavun incinmezdi o sözden. (yani failimuhtar) değildir. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder. içinden ona. Elif harfinin manası tamam olmaz. Mısra: Testi. bir . zina. Mevlânâ bu kadar söz söyler. ona engel olacak bir varlık yoktur. Ama daha fazlası elinden gelmez. ayırmanın iç yüzünü söylüyorum. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz. o da iki eliftir. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez. abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı.» anlamındaki âyet gelince. iki yönden eliften üstündür. demedim. Ama ben kabul etmiyorum. O. Ancak mümin yalancı değildir. Herkes bir tarafa kaçtı. ömür.» Te geldi.Allah için dilediği gibi yapmaz.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. Allah ona. der. Adına fereci dediler. Sonra be harfi geldi. Ulu Allahnın. dal harfini düşman bilirler. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır. Ona başka zaman gel der. Bunları dünya ve ahirete atarım. Cim daha uzakta idi. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. «Yanılmaz. Sen bir yol gösteriyorsun. Mimberin son basamağında durdu. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu. Bir noktam var. doğru yol budur diyorsun. hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü. 205) Benim huyum budur. Çünkü (M. yine de.» dedi. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. Ona. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler. Bin kelime mi söyledi. Sen. Ona.» diyor. «Beni göremiyeceksin. benim fere-cim. Günler bizim aramızdadır. Adamın biri cübbesini yırttı. Hemen Elifin manasıyım. içinde ne varsa onu sızdırır.» buyuruyor. Ayrılığın. söyler.» dedi. yüce Allah. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için. «Yani.eder. (M. şahadet getirdi. saf küfür olur. Dilediğini yapandır o. demek istemiş ve onu yürütmüştür. O imanlıdır. «Eyvah. küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. Mimber ağaç olduğu halde. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. işte. yukarı çıktı ve onları ayırdı.yanılmaz. Hak sözde buna imkân yoktur. Her saatte binlerce cihanı mahveder.» dedi. Hazreti ibrahim dedi ki:. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet. onun ayağına düştüler. birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar. «Ey mimber! Sana söylemiyorum. sonra sözü tükenir. Fitne hiç yatışmadı. Bir topluluk. Onu âciz kılacak. Saf olur. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye. yolda seni köpek ısırmıştır.» Öyle ise sen failimuhtarsın. başka konuşanların sözünü de konuşur. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. «Onu o yoldan çıkaran benim. o. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez. 204) onda Kuran'ın manası vardır. Bir mezar taşında. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor.» dedi. elife bağlıdır. (M. elif harfin'n ayağına düştü. ama o yine mümindir. hem de sen hidayet verebilirsin. Cim. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir. kâfir de küfürden. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum. sözleri arasında çelişki yoktur. «Allahya iyilikle ödünç verin.

Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer. Nihayet işaret etti ki. Eğer bu dağarcık olmasaydı. onu tekrar okumak içindir. bizim işlerimiz var. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. Hemen. Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. işaretle. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S. ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim. 206) Kendisinde güzellik olmayan. yavaşça. başını çevirdi. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper. gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. Sana anlatayım. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum. vaktin çocuğu derler. her şehirde bir destan var. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. acele gönül tarafına sefer ettim. ibadete gidiyorum. Okursan o zaman düşünürsün. buna gerek yoktur. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır. «Lüzum yok. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. erenlerin sözlerini araştırdım. nazar değmemek içindir.» Hayırlı bir işe aracılık etti. Şimdi bir yazı yazmak. fesahatten nasibim yoktu. Ben hep emirle giderim. Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. Onda da hiç boş yer göremedim. Ama tekrar okuyamazsan. Ona hizmette bulunuyoruz. Şiir: Hikmet ehli. Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz. Sofî için. Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir. Hiç düzgün konuşmaktan. te . Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir. Bir saat. ben bir işe gidiyorum. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. Başkalarını anmak. O işten hiç başımı kaldıramam. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi.» dedi. Bu. A. Onlardan her vadide. Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. Gönül halinden bir nişan arıyordum. Yani vaktine bağlı insan demektir.saattir diye yazılı idi.

Söylediğin (M. Pişmiş et gider. Yoksa biri demirciye gelip. Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. şeytanı da bir tarafa koydu.» deyince bu söz Peygamberleri. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz. Ama o neşeli anlarda olur. A. azdıracağım. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. içinde ne yağ kalır ne de tencere. Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım. M. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek. sıkıntılı zamanında da hoş olur. vücudu böyle olur. nasipsiz kalmasın. sert başlı adam. haberi de yoktur. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem. Sen bilmez misin ki. 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. velileri. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz. Tebrizlilere eşek demiş.» dedi. Bir hikmet içindir. Benim için. Ya benim içimi. ve •Allah erlerini içine almaktadır. Hoş geldin. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı. hayır. ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. bize acımazsan ziyanlı çıkarız. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. O uygunsuz adam. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. Çünkü kim bilir ki. Başka bir tencere lâzım gelir. O Herive ki. zavallılardan oluruz. Cevher gibi olmaz. Allahyı inkâr etti. eşekliği yönünden. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. her bir parçasında başka bir âlem var. yanmayınca yüz dirhe. Tebriz'de öyle insanlar var ki. O kendi işini yapmalıdır. Ama özrü kabahatından beterdi. Meğer ki. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz. Ancak haberi olanlara haber verir ki. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. O zaman büyük adam olur. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. Ben öyleyim ya. (M. Mert odur ki. sözlerimden ürker ve bana dönerek.» anlamındaki âyet açıktır. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. Ey efendi! Hayır. kâh tutmaz. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. Hoş hutbeler okursun. ben onların en zavallısı kalırım. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir. insaflılar için özür dilemek gerekiyor. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır. olur. belki H. sefa geldin dersin.harfidir yahut te'dir. Birini çalgıcılığa çağırdılar. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum. Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. Kuran'da. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. Halk o öğütleri kâh tutar. unutsun. gelmez ki. Onun. «Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik. O varlıkla dopdolu olunca. ben şeytandan daha iyi bilirdim. Acaba ne yapacak diye. Meğerse unutsun. Ağır davrandı.» diye yalvardı. Horasan'dan gelmişti. Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. Ona orada Şahap derler. onlar yokken bir şey yapsın. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. bugün böyle ağrı çekmezdim. inayetini bir tarafa. hiç kimseye değer vermezdi.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. «işte bu Allah eri olgun kişidir. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki. Gam içinde sevinç duyar. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir. nihayet sende de var. . bu sözü niçin söyler? Orada. Sana göre her parçasında başka bir yön. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü. Biliyordu ki. O muratsızlıkta murat umudu vardır. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun. Bizim için en iyisi budur. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi.» dedi.

kaygısız yemek yesin. nara gitsin. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim. 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter. tekrar onu inkâra kalkıştı. hali perdeler. «Ne mutlu beni görene. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar. İyi insan odur ki. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. Her kim bana bunu söylerse öyle olayım. cim be ile. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla. Mikailin ne yeri var. O da artık Müslüman olmuştu. Toprak başına olsun öyle insanların. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım. Kocakarı ne. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. kapalı sözlerle uğraşır. Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım. Çulha hikâyesini atarlar. (M.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği. Söz alanı dardır. Çünkü içinden ona engel oluyordu. O. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler. ama ne hemşeri. beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder. bundan. Aşağı indirdim benden sakladı. Ama o. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır. Nihayet kaç kere çerez geldi. nimeti iki cihana da yetişir. ne mutlu beni göreni görmüş olana. Hoşlandığı şeye erişemez. Tabağı ona gösterince. geçip gidenleri birer birer çözdüm. desin. güzel suretler belirdi. Burada sözün yeri yok.. A. onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. gelmedi. Adam odur ki.. Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki. O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen. ağzına.. «Evet dardır. «Yarabbi. dışarı atarsın.» anlamındaki âyeti düşün dediler. Halk zaman kazanmaktadır. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar.» buyurmuştur. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. (M. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu. A. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her. Benim hemşerimdir. Nerede 8 Sofi ki. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz. imkânsızlık kavramı kalmaz. Dedi ki: Ey Mustafa! (S. Bu yoldan söylüyordu. Şeyh bana de di ki: Eğer. Sofuya başını kaldır da. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi. Ama o. O mantıki da (cihan farzet. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş. . Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî. Mimber de o anda yürümeye başlar. balığı balığa versin. tabağın içine dolmuştu. îçerden şeyh seslendi: Gel.. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı.) Benden niçin yüz çevirdin.» dedim.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki. her be cim karşılaşırsa.şey ki.) Bunlar ne tatsız sözler. Genişlikten ölür. çünkü kalkar. Hazreti Muhammed (S. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu. Ben onun mezarına. Çünkü o ölmemiştir. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır. onların tozu nü bulamaz. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur. kımıldanmaz. Keramet odur ki. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu. Yani tamamladı. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın. yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer. ne zevksiz. «Acaba eksik kaldı. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar.) mübarek ruhu aralarında yoktu. eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar. yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. Dar demenin ne yeri var. Oh dedi.» dedi. Peygamber. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur.

212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim. doğan. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar. gönlüme bir tiksinti geldi. sizce de bilinmektedir.YAZIŞMALAR. Onların himmetsizliklerini. bir de mana’yı gör. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet . Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. bütün kuşları.görür. (M. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir. ama Simurgun nazarının etkisi . Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. Çünkü ötekiler bir saat uçar. lokmayı kulaklarının ardından. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür. yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler." dedi. (M. geri dönersin. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. Bari gönül almak. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir. hernde davranışları yönünden anlarım. Şam'a gittiği zaman. Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum. Ama. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti. değişik bir halde idi. Duacınız. onu beğenir. çocukları yerlerinde bırakırdım. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. Her birinin hali. Birkaç gün beraber kaldık. Avcının biri aslan avlardı. ŞimurgHuma kuşu. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı. Dün Perir geldi. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. ona iltifat gösterir. Şimdi bu sene. hayır dualarıyle meşguldür. Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. hep çöllere düşersin. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada. köpeklerde havlardı. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. . diri gönüllü bir derviş var ki. şimdi aslana yakın geldiniz. Bütün bunları söylüyorum ki. bir gönül alçaklığı bulur. Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi. onda bir cevher. sözleri yönünden . namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. Bunlar arasında aziz. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. sonra alçaklara konarlar. Bu bir dairedir ki kapısı. ağzıda budur. eğer o bir tarafa giderse ben de giderim. hakikatte yalancı ve hasetçi insandır.. soysuzluklarını görür. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki. bu zayıf kul. bir lokma gibi ağzına koyaşın. onlarla sohbette bulundum. dediklerini işitmiş. Bana bir daha geri dönmedi. ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. taklitçi değildir. MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki. kendisinde bazı üstün vasıflar.. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur. Başkaca bazı hadiseler oldu. sana garip bir hal geliyordu. damarları patlayabilir.yoktur. onun burada yerleşmesini sağladık. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. Bir köşede kendi âleminde meşguldü. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi. Bilmiyorum ki. Eğer kaçacak yerini bulursan. Siz de.ile.yüksekten seyreder. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. Bir topluluğun. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. Arakliye karışıklığında. onun hakkında. çok zor ele geçer. Onlar. İçinden dolaşırsan. Ben bir çok aziz derviş gördüm.

ne kadar Halifenin adamı. Ben onun yerini biliyorum diyesin. öldükleri vakit uyanırlar. Adam. "içmem." dedi." dedi. şarabın. Kendi kendine. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M." dedi." Halife incindi kendini tutamadı. 214) O oturmuş tevhid ediyor. Zaten kaçak onun evindeydi. Oradaki bir Allah eri. Ancak öteden beri âdet böyledir. Hasta ise Bazen zârârlıdır.Kur'an'da buyurulan. Eminüddin Mikâil sevimlidir. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi. tekrar Şahın yanına döner. Yine “Halk uykudadır. patlayıncaya kadar söyler. bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur. Onu söyleyen' dosttur. kurtuldu. Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun. Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. ama korkudan ölürüm'. Adam saraya gitti. onun gölgesinde yaşar. yoksa o çok ucuzdur. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir. o gayıp âleminin uluları. O babalık dıştan olunca. sağır. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış. hep ekmek yiyorsun. Sen yanlış gıda alıyorsun. Hem bu taraftan gelir. Kabul etmezdi. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. bir sınavdan geçirelim." Lokmayı onun ağzına koydu. bİzi ne kadar çirkin görürler."Sizin himmetinizle. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir. "Evet. dedi. Onda hemşirelik kalmadı. Bizim himmetimiz ya vardır." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız.her gün. dilsizdir. kördür. (M. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur. yahut yoktur. değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler. Onda şan vardır. çok uzaklara koşuyorsun. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki. ferman böyledir. Onlar. Allahya yalvarmıştır. Bir "ah” çekti. hem o taraftan gelmez. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar. oradan sıçradı. 213) Bir vakitler. Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. İslamın gözü üzerindedir. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler. bütün gün. Bağdat'ta ne kadar zembilli. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler. Falan ve senin karının falan arkadaşı. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti.' dedi. başlayınca susturmak gerek. Şüphe yok ki. önce balık su tarafına giderdi.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. yani doğan demezler. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi. Seydî'den. Bir cemaate geç geldi. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa. "Bu adamı götürün. Şan ondadır. Sen benim karım olacaksın. O Seydî şöyle söyledi diye anlatır. "Bak ki bu ne işarettir. Diyorsun ki. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın. dedi. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor."dediler. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. çok sevimli. o halini değiştirdi. Sende de hayırlı niyet varsa. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. "Onlar sağırdır. Sevgili . düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi. bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. ama olgunlaşınca o hal kalmadı. ona bâz. Birine şöyle sordu: . hûcreye atın. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir. o bizim adamımızdır." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin." dedi. Ondan sonra korku kalmaz. karpuzun değeri. Allah senin işlerini düzeltir. "Yarabbi kendini bana göster. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar. müminler emîrinin huzurunda. şüphesiz ki ağırdır diyorsun. Beden sağlam ise bunlar yararlıdır.” buyurulmuştur. "O halde halvet olsun." Dedi ki. Böyle bir ölüm nasıl olur? . o da geri kaçsın Biz Musa'nın. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. Yoksa söyler de söyler. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar. dilsiz ve kör olan sensin. ben onunla birlikte yemek yiyeyim. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. "Şunları bir sınâyalım. hemşirelik kalmaz. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı. Bu ilk işin deliliydi. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir." dedi. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir. Sevimlidir. "Sen benim karım olursun. "Bunun nişanı şöyle olacaktır. Allah sözü haktır. O İbrahimin annesi idi.Başın kararlı olsun. Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar. Benim maksadım seni kızdırmaktı. Adam bir dostunu gönderdi. bırak Halifeyi. Görüyorum kî. karşına. 0 Söz söylemeye. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu.

"Aman elimi tut. Orada dalıp gitmiş. hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz. Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled. Başka hiç kimse yoktu." buyurdular.A. bu sözleri sana açıklayayım. O bir deri bir kabuktur. Ağacın dalına binenler. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm. söz üstadı olduğunuzu. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. dalı kırar aşağı düşerler. keyfleri yerindedir. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. ama nitelikleri vardır. hem nâz'dır. Yeter artık açıkladın. Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı. dedim. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun." demiş. gönül kırıklığı yoluyla. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. içine dalarlar. İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular.) uymak ona derler ki. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur. Tekrar ona gittim. "Taziye ile meşguldüm. Uyanınca kendi kendine demiş ki. sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. ben akla uygun söylüyorum. der. belki sebeplerini aramış olursun. kaynağından kurtulmuş olurlar. Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar. Şimdi Mevlâna'yı gör." (M. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden. 215) Ta dilimin ucuna geldi. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K. ama sevgilinin evine yol bulamazlar. Hazreti Yusuf da. açıkça gördün. yorumlayayım. Ona. demekle yetinmedi. kıbleye yolculuk yapmaktan. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M. Mevlâna kıbleye döndü. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. Kâh suyun hepsi bu yoldan. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. tutmamışım. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı. dua ederken. Sevgilinin yurdunda. doğru dürüst kendini kurtaramadı." Bayezid. O Muhammedi idi. sonra gönül kırıklığına ulaştılar.Hakkı arar. bana.Hazreti Muhammed’e (S. Cefa görmüştür. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu. Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın. kâh öteki yoldan akar. bu kıble asla hali değildir. akıldan geçerler. Onun niyazı hep naz oldu. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben. sizin insafınızı. yemiyorsa da istemiyorum der." buyurdular." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. bu tarafa akar. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır. onda ne sır olduğunu anlamak istedi. buyurdu. Bu yaptığım belki edep dışıdır. Hamamda daima şeytan vardır. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. işte bu. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını. gönlü kırık bir Müslümandı. kâh o yoldan gelen su. Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. edep dışıdır. rüyasında bulanık bir suya düşmüş. arklara ayrılmıştır. "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır. sevgiliye de kavuşamazlar. evet. Yerler. Ayrı. Eğer . 12/101) diye yalvardı. Rabbim en büyüktür. içerler. O yüzdendir ki. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor. biliyorsun ki. Amma. Zaman olur ki. kendi yoluna geçer. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir." dedi. Sevgili ise hem nazenin' dir. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir. Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. ıslanırlar. ayrı yollara. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın. ama söylemedim. Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile. Onun işi nedir. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac. Ama nasıl bileyim kabul etmem. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı.

ondan daha büyük. bir uygunsuzluk oldu. Nasıl olur ki. Diyelim ki. kalk gel." demedikçe kimse ona iman etmedi. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. dediler. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. Diyorum ki. üst tarafını siz bilirsiniz. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki. sessiz bir şey olurdu. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. derdi. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani.Eğer başka bir zaman. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez. sersem insan daha başkadır. Ona zikri öğretti. Evet. Bu da bilinen bir şeydir. Bana. ibadet bundan ibarettir. başını salladı. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. diye öğerdi. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür. Kimyayı bana gönderin de. o. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele. o benim sırrımdır. Kalktı ve gitti.yüce Peygamberin. arkam sana dönük. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir. diye bir lahavle çekti. "Ben şeytanımı Müslüman ettim. Derviş debir söz söyleyemez. Ben geldim." diyerek bunda tartışmaya başladılar. halk yoktur. Şehir ağası. o. Onları aldattım. Bana.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. 218) Zikir kabul etmez. olmasaydı söz harfsiz. gel. Önce. Ben onu öyle okşuyordum ki." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım. (M. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez. "Alimler. senin önün de. Ben diyorum ki. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. Şimdi ulu Allah. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin. Onun o cevabı. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. hesap ettik ki. uzun boylu ısrar ediyordun. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım. arkan da aynıdır. Ona. O ise. ama o kimse ki cihan kendisine güler. Bu iki temele dayanır. On iki ayda bir geliyor. 217) Halktan bazıları. Bir aralık dediler ki. mazur gör. Nereye? dedi. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. dedi. Biliyordum ki. yani âleme gülünç olmuştur. bu sersem zahitlerdendir. Bu her ikisi. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var. bana işaret ettiler. Bu Şemseddin. Senin hayaline gelen düşünceleri. başkalarına söz geçirsin. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. Hayır. İşaret etti. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. kabul etti. dedi. Ona daha nasıl bakayım. daha yüksek birini bulasın. fazilette deryadır. böyle olur diye anlattı. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. sen. her şey haktır. hem de mürit idiler. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka. acemilerin yüzsuyu olasın. dedi. dedim. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. üstün zekâlı bir insan değildi. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez. dedi. (M. O halde. . herkes de bilir ki. ne güzel yaptın diyordun. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. Allahü Ekber! diyesin. ben de. hayale gelen şeylerden daha yücedir. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. Adamın sözüne güleceğim geldi. O bir sığıntı idi. Mevlâna ilimde. Ancak oğulları hem evlât. dedi. Mevlâna geliyor dedi. Öyle yaptı. Sen de Müslüman. peygamberlerin mirasçısıdır. O ibadet zevkini gördün. düzgün konuşması. Ramazan ayma rastlamıştı. O. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. Sonra da. Padişahın biri. cömertliği herkese açıktır. bize gücenirdin. Ama adam dosdoğru konuşan. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. Peygamberlerin. Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim. bütün akla. O da hırka sahibiydi. âşık mıyım diye soruyorsun. başkalarına nasıl güler. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. Ama eğer halk. işte Ramazan geldi. bilgin ve yetkili adamdır. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme. Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. ihtisap ağası. O söz ona zehirdir. sanki kendi değerini buluyorsun. onun keremi. "Allahtan başka ilâh yoktur. Âdem evlâdıdır. yani yırtılmıştır. onun yola gelmesi ondandır. Başını kaldırdı. neye güler? Hazreti Peygamber. ey Melâna. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. Ben de biliyorum. o.

dur. Hemen oradan kaçarlardı. "Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. Bu halde. Bey şöyle bir başımı çevirdim. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. ne de dökebiliyordu. Mecaz. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. dedi. Gönlüm onu bırakmaya. eğer gelmeseydim.Muhammed Gazalî. Hele şu. Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. Gazalî karşısına gelsin. Kutsal hadiste. Onlar gerçekte böyle yaparlar. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi. Ne içebiliyor. geceleri. dilin kesilsin. bu ip ile asılır. bilirlerdi."anlamına gelen bir müjde vardır. yok olacaktı. Cihanda yaygın bir mısradır bu. Ama. sırdan pek az bahsedilmiştir. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. Bütün felekler onun gönlünün altında döner. Ansızın bir gürültü duyuldu. Tövbe et. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır. davulculara seslendi. şüphe yok ki rezil olur. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz. Ta ki. böylece hep benim elimde olsun. sinirlerimi. derhal azarladı. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir. Kur'an'da. Şüphesiz ki o zavallı. sana. Evet. Biz eğer bu halin dışında. ne kulaklar işitmiş. . şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu. başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. Gördüm ki. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım. hakikat'in köprüsü. nasıl gidebilir? dedi. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. orada yer yoktur. namaz yerine sıçrattı. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. mademki söylemedi. ama asıl sebep başka idi. Ansızın gördüm ki. ayrı ayrı yatsaydık. Sen. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse. 219) Onu tekrar okuyor. İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. Kur'an'da. işte şimdi beni öldür. geçip gitmeye razı olmuyordu. Hava ve heveslerle. Mutriplere. Oysa. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. Onu bayındırlaştırmaya. Oradaki Hak. aramızdan bir şey eksilecek. boynun kopsun. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu. inşallah Allah dilerse. (M. O. yabancılık girecekti araya. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. ne de insanın kalbine doğmuştur. dendi. öyle aciz bir hale getireyim ki. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. Gülümsüyordu. derviş sözünü aklında tut. çalgılar çalınsın da. O. 220) Dostluk onun dostluğu idi. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir. şehvetle dolu insanlara. hakikat de mecazın köprüsüdür.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. yere düştü ve başı yarıldı. Çünkü dünya bir köprüdür. Onu öyle elimin altına alayım. yani ben Hakkım'dır. Allah rahmet etsin. demediği için hoşuma gitmedi. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider. çok üstün yaratılışlı. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit. ne gözler görmüş. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. bu huydan vazgeç dedim. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. bütün lâfı Enel Hak. Şiir: O kimse ki. dedi. Bizim aramızda ayrılık olamaz.Üçüncü kez okudu. sarığım yere düşmüş. Bu gece. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. çalgıcılara. parmakla gösterilir. diye özür dilemeye başladı. Bir perdenin delilidir bu.Ibni Sina'dan faydalanmıştı. bunu ne ile ispat edersin. (M. o kendi sarığını tuttu. korkusuz yatardık. ama düşüncelerine aykırı davran. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. onu bir an durdurdu. pislik yuvası gibi dolu olur. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. Şeyh. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. fesahatte. Gerçi o sana sebebini söylemez. O.başka hiç bir şey göremiyordum. Orada herşey göz kesilmiştir.

" Yani biri burada bir hizmet yaptı. gamsız ve hür yaşıyorsun. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. Uyku ne gezer onda. değerli ömürlerini. Helvayı. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese. elbise lâzım. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki. Ekmek lâzım. köle olursun! Evet. Israfçılar. istiyorum ki. savruklar. Çünkü kirler yumuşar.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı. sen de zavallı yoksun. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar. yahut zehir cinsindendir.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti. bağımsızsın. bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da. Çünkü vakit. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. Buna. onunla helva yaptılar. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi. Yine Peygamber. bir dönüşün eseridir. ben de kalktım helvayı temizledim. (M. ama öteki niçin helâl olmasın. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım. Bana.dedi. giyeceğimi de sağlamaktadır. sade meyhaneye gidenler. tam vakittir. O. Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş. yolda para buldular. bedenin kirini evden hamama götüreyim. Ancak. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek. sonra zaten pek az. Ama Müslüman gece yarısı kalktı.A. bütün bir topluma erişmez. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. onunki yine ağır basardı. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum. iş Allah bilir. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok. benim yolumda yürürler. dedi. . ama hepsi birden kımıldanınca. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim. Ama bu. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki. sırlar var. çağrıyı herkese karşı yaparsın.(M. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken. Ayakları uyuşmuştur. buyurdu. ne de hamamcıyı yaratan. Büyük efendi. benim yiyeceğimi de. orada nice paralar sarf edenler değildir. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş." Nihayet o ne idi ki. demekle tamam olur. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. ondan aydınlanırlar. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı. Bunlardan konuşmak hoş değilse de. Kur an'da ne güzel incelikler. dediler. hizmette duraklama olur. tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. daha üstün bir hal idi. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. başaramadı diyelim. yarın yeriz. bu cevher herkeste yoktur. ondan bir pay alırlar. evet yalan söyler. âşık ve yoksun zavallı. Ama. ona kul. o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. şüphe yok ki. Bir kaç ahmak haram mal topladılar. Allah onu doğruya çıkarır. Benim işim böyledir. helâl olsun! Allah bilir. şimdi erkendir. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı. Yahudi. eve nasıl döner. Hazreti Peygamber. başka bir hal. rahatsın. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. ne hamamcı razı olur. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur. herkes inancından başını sallasın. Sen daveti. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. Biri dedi ki: Onu bana ver ki. O zaman. Nasıl ki. Ne mutludur o kimselere ki. Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur. Hıristiyan sabah üzeri kalktı. Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar.

Aynı sofî şakalarına başlardık. ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim. Öyle bir delikanlı erkek idi ki. Ama hep onu değil. çok bile. Ama ümmetimin fukarası demediler. dedi. Beni çağırdılar ki evimi göreyim. raksetmeye başladı. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. bir ah çekti gitti. Ama faydasız uyku gelince. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. eğer buraya gelmese. sevgili ile geceleri halvet olayım. Senden bahsediyorum. (M. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. O teraziyi. bu mânada anlarlar. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. kurt. bu kimden bahsediyor dedim. Evet. Müminler."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. Senin elinden inliyorum. dedi. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. Sebebi anlaşılamadı. dedi.. Gündüz akşama kadar uyursun ki. Benden ne ücret istiyorsun. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. onlarla öylesine meşgul olmuş ki. Ondan sonra dedi ki. Seyyid Hattat'ın dediği gibi. nasıl olur? Nur üstüne nur olur. hoş bir şey. sana elli dinar ikram edeyim. derdi. yok bulamazsam elimdesin. 225) O yüksekten beni gördü. O çağlar geri kaldı. âşık olacağım. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. Üstü kapalı söyleyeyim ki. fil. Gördüm. yüzümü doğruca binaya çevirdim. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. demeden öylesine kupkuru davranıyordu. Hoş geldin sefa geldin. mümkün olmadı. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. Benimle pazara gider. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. O can dostudur. Ama ilk konakta hepsini yemişler. Hırkasını sırtına almış. bu saatten Çabana kadar burada kal. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı. Ona. Ne yazık ki. Ben zahidim dedim. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu . Titredim. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. (M. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. bu böyledir. Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. Ben bir vakit istedim ki. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. dedi. evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir. Vuslat geceleri olsun.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. domuz. anlaşıldı! Ama geçen geçti. sarığını külahını giymişti. Ben damda idim sağıma soluma baktım. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim." buyurdu. senin için. 223) Tebliğ etti. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. Dağıtın. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. Oturdum. Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. geri dönmesi mümkün değil. Ne söyleyeyim sana! Sen. dedim. dışarı götürün bunları dedi. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış. koyun kebabını beklemedi.sen git kendi makamına çekil. kertenkele. Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler. Gezip dolaşma belli olmasın diye. hemen çarh vurdu. O eksik idi. yengeç. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. Her taraf bom boş. oradaki pis döküntüleri yerdi. Elbise karşılığı için ne derler? (M. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. Gündüz uyumadım onunla. Ah. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. çok da yiyecek götürmüşlerdi. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. Benim hemşehrim oluyorsun. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti. bildirdi. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. fare. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı. kirpi. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler. benim o kervansarayda bir odam var. Öğle sıralarında da gelmişti. hep onu gördüm.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi. hayal bozguna uğrar. o zaman da ben oraya giderdim. hiç bir şey geri bırakmamışlardı. Hallacı Mansur gibi olmayayım. Tebrizli Zahid'e göre. köpek. beyan etti. dedi. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum. şaka ve edepsizlikler eder. Ah ve feryat etti. karnını doyurdu. tilki. Gönlümde bir şey burkuldu. Şimdi de artık mal yiyordu. Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin. inledi. o sırada aşağı gitti. kaplumbağa.

keyfine bak. onu benim karşıma getirdi. Peyniri Pars denilen canavar da yer. bizi kabul etmedi. eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. Kutup. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. var. çocukluk etme. Arş'ı. Yürekler paralar. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun.yaşamaya razı idi. dedi. Ama bunları hep Hakim Senayı. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. Kılı kırk yarıyordum. o kadar duman yuttu. benden bir şeyler geçti. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum. Bana sövüp sayıyor. bir söz söyle bir şey emret. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. her neyim varsa ona vermek istiyorum. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. dedi. Şeyh gülüyordu. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki. bir nazenine naz ediyorsun. Ona. senin makamın nerededir? diyordu. Kutup geldi başını önüne eğdi. yahut da hal ehli değildir. O hiç aldırmadı. yahut bir köylüdür o. Aman bu adamı yakalayın. dedi. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. o süt de içer. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. niçin bir şey söylemiyorsun. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. Bir yerde ki. böyle ağlıyorum. Sen başka bir yerde nazeninsin. göklerin yaratıcısıdır. "kendini bana göster" dedi. Görmüyor musun ki o oturmuştur. tekrar ona verdi. adam. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. Orada bulunan birkaç Arap da. dedi. Herkesin bir azığı vardır. açık cefalarda bulunuyor. Cennetleri yaratmıştır. En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. Sürmari'nin oğluna karısı. yoktur. ciğerler söker. diyordum. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı. Nizamî. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. Ne gariptir ki. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. Belki bir çiftçi. Izzeddin. Şamda bir adam vardı. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. ululuk bulasın. Hakanî ve Attar mı söyler? (M. o bütün mavi boyaları herkese verdi. deyince. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M. dedim. Onların halinden anlatmaya başladım. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. geri dönmek de artık mümkün değil. Maksadı bir söz söyletmekti. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. dedi. dostun var mı? Evet. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. yoksulluk. Ceylânlar. 226) Allah nuru ona çakmıştı. Ne olur açık söyleyemiyorum. bu yolda senin yoldaşın. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. dervişlik vardır. demiş. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. karnını doyurur. ahmaklık etme. Nurları. taklitçi değildi. Evet. Ama kanatlar açık ve boş olursa. Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. kaçtı. Kendini ona verdi. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. Kürsü'yi. falan gün de ben böyle . Ne nazım'dan anlar. benim ondan ayrı kalmam çok çetin. Falan gün başını örttü. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. Yüce Allah. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum. Özgürlük çok hoş. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. ne de düz yazı bilir. Nihayet ben de onun için istiyorum. Ancak biraz üzüntüsü var. odur. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. ayağı bağlı idi.Ama sen diyordun ki.

Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur." (K. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. onu yakala diyorum. Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. hem onun hem de bunun dostu idi. "Siz sanır mısınız ki. "Rahman Arşın üstündedir. "Yerde ve göklerde ne varsa. ben Kerimiddin'i severim. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. dedim. dervişin biri. Büyük Hamid. Kalbim ağrıyor. Gittim elimi karnına koydum. 20/3) buyurulmuştur." (K. kulağını yahut başını okşayayım. başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. Arşa hâkimdir. 2/206) buyurulmuştur. dnu götüreyim. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak. onun dimağı. (M. O Arş denilen makam. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir. 228) Ağzın sirke ile doluysa. haberim var. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor. Derviş kadınlarına bir şey söylemek. utancın ne yeri var? Adamın biri. bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur. Tattım." (K. Allahındır. . Beni ululayın. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da. içi doludur. bakalım ne olacak? vah. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan. Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. 23/117) buyurmuştur. Yoruma dikkat et ki. Dedi ki. Nasıl ki. ama onu dinlemek istemem. Öküzü gördü. Hazreti Muhammed'in kalbidir. Allanın huzurunda duygulansın. bu ne gebeliktir. Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. Ebubekir'in dostu. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. Burada göklerden maksat. dedi." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür. övmeye değer. Ne var ki. Hep onun hikâyesi. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam. el kaldırmak yakışmaz. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki. düşmanı da severim. onun halinin ifadesidir o sözler. Gördüm ki gebedir. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. Her kim. ama Şehzadeyi göremedi. namaz kılsın. 229) Ama Hak. bana başka biri geldi. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. Dedi ki: Hazreti Peygamber. yani kâinatın elçisi. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş. (M. Beni mi daha çok seviyorsun. Bana açıkla diyordu. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. dedi. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. ama gerektir ki o da zahiri korusun. Ama Muhammed'i. diyelim ki ağzın şeker doludur. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır. dostumsun demek. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. "İncinme. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır.söyledim. Ben de onu istiyorum. sizi boş yere yarattım. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin. yoksul olarak öldür. Allah Kur'an'da. Büyük Izzeddin. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. Derman derdin olduğu yere gider. Hazretle kaç defa konuştuk. peki sirkenin senin ağzında ne işi var. Kuran'da. bir dönüş içindir. yerden maksat da onun vücududur. bana hiç ziyanı dokunmadı. Köpek de yavrular doğurur. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi. Kendine geldiği zaman. sen gitti. İsterim ki. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra. beni yoksul olarak dirilt. Ben biliyorum ki. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. âşıka daha hoş görünür. Başka bir âyette. Bir kimseden incinirsem onu yakala. o da aracı dostun ayağına kapandı. Aşk her ne kadar fazla olursa olsun. Bunları çağıralım. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. ama herkes kendi halini anlar." buyurulmuştur. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. o zehirdir.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

benim nazarım ona. Burada işi düzeltmek gerektir. cennette kendine açık bir makam hazırladın. kenara çekildik. Şimdi sen de tövbe et ki. geceyi size örtü kıldık.dedi. Bunun sırrı başkadır. yürü bakalım! Fare. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer. Uykunuzu rahat. Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. "Uykunuzu size rahat sebebi. Önünde bir pul değerinde helva var. . sonra kes. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. sinirini koparır. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. ömür vefa etmiyor. Hem de söylemek gerektir ki. Sudan geçmek kolaydır. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek. başka bir parıltı daha belirdi. güzel tedbirler alalım. kendi yerini de gördün. sensin dedi. dedi. Biri sordu: iblis kimdir? öteki. Üstat ve kâmil bir insan idi. Sen kimsin? diyordum ona. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir. evlenmeler bir türlü değildir." buyurulmuştur. Hakîm Senayî'nin hem müridi. Diyemez ki. Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. Çünkü ben Allahyım. ötekini başka bir balığa dikmiş. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır. derler. hiç bir ses çıkarmadı. Gözünün birini bir balığa. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. iyi bir iş yaptın. Bizim canlı Allahmız var. Ne yazık ki. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur.değerse Müslüman olur. Benim ipim uzun. önce kumaşı ölç. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim.hem de şeyhi oldu. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir. alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü. gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz.Farenin biri devenin yularına yapıştı. ama dizden dize fark var. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. bunun sözünü etmeye değmez. ancak teslim etmek gerek 'o kadar. gemiciden sordum. (M. (M. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. nihayet dizkapağında. Bir dindarın önündeki bir akçe. Bu da nefsin düğünüdür. demeyesin. 78/9. Allah daima gayretli davranır. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. deveyi su kenarına kadar yürüttü. o zaman geçti. hiç aldırmadı. Nasıl ki. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. dedi. Kur'an'da. dedi. onu çekmeye başladı. su çok büyük ve derin. heybetle bir baktım. Ayağını suya basan deve. 239) Bu şükran secdesidir. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk. Deve uysallığı. ölüm bin kat daha hoştur. Geldim eteğine yapıştım. yahut keski hiç yemeseydim. benim tersim de sensin. hiç kimse konuşamaz. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. Söz sözü açar. başka kim olacak? Düğünler. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. işlerimizde daima iyi. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. O çabuk yürüyüşlü. Beni Allaha ısmarla. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık. sen bilirsin. 10) buyurulmuştur. gel gel dedi. Fare. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. Sen akıllı kişileri dinle. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir. dedim. ben doğru konuşuyorum. Eğer söyleseydim ödün patlardı. Fare." (K.

ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım." (K. görüyorsunuz ki. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. falanı değil. bu ayağı da değil. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. ne de cin eli değmiştir. sensin. o geç kalır. Kuran'da. Mevlâna'yı değil. Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. Şu şartla ki. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden. değirmene doğru giden birine rastladı. Niçin sıkıldın. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı. Parmağımı öyle bir sıktı ki." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez. Bu hırkamın kolunu öptü. çağlayandan. Sen bana bakma. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. Kadının biri bu sevdada idi. birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. 55/56) buyurulmuştur. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. kendi kendine. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. Hey anneciğim. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. Şarapçının biri şarap satıyordu. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. onlar da pek çok eşya götürdüler. Peygambere. soğuk kaçtı. . Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. (M. Yarabbi onu tut. Onlar geç kalmışlardı. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki. Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. Köpek havladı. Anne mızrağımı ve kılıcımı getir. ben sizden herhangi biriniz gibi değilim. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. Sustu. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. Onların aralarında yaptığım o işten." (K. yürüdü. dışarı çık. onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu. Ona göre kıyas et. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. Efendimiz dediler. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır. o da bana vahiy gelir. dedim. dedi. Yedi Tacik üstümüze saldırdı. Siz şu katırı kulunuza veriniz. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. mahallenin başında havlayan o köpeğe. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim. şüphesiz ben de sizin gibi insanım. konuşamadı. Sağırın biri değirmenden geliyordu. dedi. benzerler ve eşler niçin olsun. bu." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. Ama çok soğuk ve yersiz olur. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır. Bunu o söyledi. onlara ne insan eli. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse. hey anneciğim! Silâhımı getir. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim. onu onu! dedim. Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın. ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz. Meğerki ben istemiş olayım. ama o yine de Yahudi'dir. onun heybetinden eve kaçtım. hav hav senin annen babandır de. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi. O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. diye soracak dedi. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. hav hav. dedi. Hazreti Peygamber. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum. 241) "Söyle ki. biz çok sopa yedik. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. bunu değil. yağmur gönderdi ki. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. Selâm vermeyi bile unuttu. ama hiç kimse bilmez. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. falanın başına ant içeceksiniz. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. öteki yankesici. yine de Yahudi. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler. Benden bir söz işitti. (M. Sonra tekrar dili açıldı. dedim. Yani ben açık bir iş yaparım. diye düşündü.

bütün yollardan ve gidişlerden. Bu oğlan başımızı yiyecek. Said'in bir de çömezi vardı. Maksat. her şey yerli yerinde. En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. istemezsem gitmem. Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. istersem giderim. O misal yönündendir. Bir daha böyle şeyler söylemesin. Yoksa ben seni sevenlerdenim. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. kara sevda sana geldi diyorlar. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. bundan bir uğursuzluk sezdi. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı. insaflı olanlar insaf ederler. dedi. O kendi başını. dedi. yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. Gerçekten böyle oldu. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı. bu sözleri onun deliliğine yorar. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar. kara sevda ve delilik hiç değil. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. Güzellikte. ne hayal. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. güzel kızımı sana ereceğim. ne de sayıklamadır. . Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden. Tekrar evine gitti. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. Annesi bu haberden çok ürktü. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi. Çünkü sözde mâna. 242) Saidi Müseyyeb. (M. incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim.S. ünü halifeye kadar ulaşmıştı. Halife. 243) Anne hâlâ şüpheli idi. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. kızı gece evine getirdiler. Allahya ant içerim ki bu hayal değil.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı. dediler. Sonra tekrar etrafına bakındı. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. Kadına yaraşan en iyi iş. Hal hatır sorduktan sonra. Hayır. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler. bu ne düş. olanı biteni annesine hikâye etti. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana. aman Yarabbi! dediler. Annesine altınlar. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu.) yolu gibi aydınlık yoktur. Onun ne yeri var. elime geçeni burada sarfedeyim. Bana falan şehre git. bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. ama bir türlü elde edemedi. pişman oldum. mânada söz kalmadı. çok ilgi gösterdi. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. bu nasıl olur? Kız. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. Eğer başkaları işitecek olsa. ne tuzaklar kurdu. dedi. Komşu kadınlar. Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. henüz şüphesi geçmemişti ki. zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. gümüşler getirmişti. diye emredersen. Bayağı divane oldu. Yavrum. medrese. Bağdat müderrislerindendi. Allahnın kutsal sözündeki mânadır.

perhiz edesin ilk işin budur. ne de biz onlardanız. onun ise dünyada gözü yoktur. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor. ben bir şey değilim der. ona biri. başına şarap dökerler. başına su dökerler. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın. Biri gerektir ki beni güldürsün. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin. hayır. benim de. ama belki o bizden daha üstündür. ey Allahm gönlümün dilediğini ver. Ah ve figan çocukların işidir. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. ondan getir. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. Öteki bir hava tutturur. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. Bunu anladım. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz. o belki. senin yanında onlar gerektir. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. Evvelce sende ondan var idi getir. Böylece onların adları anılır. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir. Hoca keramet göstermişti. Kur'an'da. ama yine hoşlanıyorum. dedi. yahut beni unutan zata uğrayalım. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. diye yalvarır. Yarabbi işimi kolaylaştır. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti. Bu da ne oluyor derler. biz de öyleyiz. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. Dünya ahiretin köprüsüdür. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. Onun altını da var. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? . ilâhi söyler. büyük aşk derdine düşmüşlerdir. Bu iftiradır. var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum. dedi. bunun başka mânası vardır. dedi. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. 245) "Sultan. Çünkü biz dünya adamıyız. O öyle arıktır ki. biri de olmalı ki beni güldürsün. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. Onun da sakalı var. kerem sahibi olur. Ondan. İşte böyle şimdi ne yapalım. müsaade et de biraz gönlümü avutayım. Benim gönlüm her şeyi istemez. Derviş. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. der. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki. arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez. alnında bir işaret görüyordu. Evet onlar azap çekerler. yemeğin karşısında sabredesin. ama sen önüne perde çekiyorsun. Ben ahvali biliyorum. ne onlar bizimdir. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. o perde içinde dünyadan göçtü gitti. dedi. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın. Ben neredeyim? Benden haberi yok. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. Benden bunu öğren ki. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var. der. der. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. raks eder. Ben sana bin dinar vereyim. başka hayallerle karıştırıyorsun. ama o da buradan değil. Meğer. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. Fakat bu başkalarının işi değildir.sözü öğünme yönünden değildir. dedi. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler.) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. dedi. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur.. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M.onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. onun hiç bir şeyi yok. Hem kendin. kendi nefsine perde oluyorsun. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. O ben bir şey değilim dedi. Biri ağlar. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. "Gördün mü. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki. Keşke onun göğsünde tüy olaydım. Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. dedi.A. onlara yaraşır. ondan daha yok mu? getir. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır). Evet. Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir. Soğuk ve donuk şeyler. bunu anlattı. biz de sizin. Derviş evine gitti. dünyaya yaramazlar. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. urbası da var. Ebubekir onu bilmez. Gördüm ki. Biri okunu uzağa atar. Senin. bir sofra getiriyorlar.

Binlerce insanı oradan geri çevirirler." (Bakara sûresi. Hazır buldukları ile . Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim." (K. doğrudur. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. ne tuhaf oyuncaktır. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. der. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. doğrudur.)yüce katına getirdiler. bak ki. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Çünkü bu ses neyden çıkar. Feryada gücüm yetmiyor. halinden hoşnut musun diye. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Akıl sahibine bir işaret yeter. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. Müjdele. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. açlıktan veya can ve maldan. Yani dileği uğrunda uyumazlar. 248) Perdenin arkasına git. çocuk babasını göremez. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. (M. Dil yarası acıklıdır. Ayaklarının altında öl. aşağı inmek değildir. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Kıyamet peşin kopmuştur. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. Haccın zevkine ermek de başkadır. Falan. çabucak yemek geldi. çekilen emek nispetinde elde edilir. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Halbuki ona iki yüz değil. Hiç bir iş yapamıyorum. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir. Hiç şüphe yok ki. o yüceliği. (M. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. ikinci hafta. Ondan bir feryat kopar. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar. Bunu sonradan söylemek yalandır. O çocuk yolda kalır. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. çünkü ateşten kaçmaz. Evet. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. bu namaz kılmaz. Olmaya ki. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. 156) buyurulmuştur. ayık sarhoşlardır. bir zerre kaybolmaz. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. çığırtkanlar bağırırlar. Doğrudur. ama içinden elini ağzına kapa. bunlara sabredenleri müjdele. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. Çölleri aşmak başkadır. Allah bilgini. Münadiler. mey içerler mest olurlar. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Aşktan yüz mü çevireyim. kuvvetli dayanağın var. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. çulhadır o. Bir işimiz yoktur diyoruz. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. dedi. onu düşünmek bile gerekmez. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M. dedi. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. "Sizi korkudan. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Güneş böylece her tarafa bakar. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. işte bir iş çıktı. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. Bunlar akıllı. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Eğer işitirse. hemen bir hüner gösterdi. Gel demesine imkân kalmaz. madem ki biliyorsun. Ona söylerim ama tekrar unutur. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. Önceden söylemek gerektir ki. Onlar. A. evet fena değildir. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Keşke surette uyuyaydık. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. diyordu. Çocuklar. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Size tekrar söylüyorum. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. Halbuki. dört yüz oda yaraşırdı. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. herkes kendi başının çaresine baksın. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Hazreti Peygamberin. Kudret. Bu sana uyku getirir. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. Gittiği yerde ne bir. Deveden düşersin. Bu da bir imtihandır. Sonra bir çölün ucuna varılır. temel onlardır. adamcağız. dediler. Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. Ebu Said bir topluluğa rastladı. yahut dinler de söylemez. işittiğini ya söyler de dinlemez. Allah her kemali anlar.

Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı.ihtiyaçlarını giderirler. Kıyamet peşin kopmuştur. Katır. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. Aşktan yüz mü çevireyim. neresi düzlük. çabucak yemek geldi. Ona söylerim ama tekrar unutur. halinden hoşnut musun diye. Gel demesine imkân kalmaz. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Onlar. adamcağız. mey içerler mest olurlar. A. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. ne tuhaf oyuncaktır." (Bakara sûresi. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. dediler. Katır. evet fena değildir. Bu da bir imtihandır. Haccın zevkine ermek de başkadır. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. ancak. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Allah bilgini. çocuk babasını göremez. Hiç bir iş yapamıyorum. ancak. doğrudur. dedi. dört yüz oda yaraşırdı. Anlarım. 248) Perdenin arkasına git. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. ama içinden elini ağzına kapa. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. neresi bozuk yoldur. isa'ya inanan Hıristiyanlar. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Evet. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. ayık sarhoşlardır. onu düşünmek bile gerekmez. bak ki. hemen bir hüner gösterdi. ikinci hafta. ben ise çok kere kervanın başındayım. Feryada gücüm yetmiyor. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. der. . O oyuncakların her biri için bu ne hoş. çığırtkanlar bağırırlar. Yüksek bir başım. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. Doğrudur. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. O çocuk yolda kalır. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. bunlara sabredenleri müjdele. Eğer işitirse. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Bunu sonradan söylemek yalandır. Münadiler. Akıl sahibine bir işaret yeter. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. Tekke. Kudret. Dil yarası acıklıdır. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. neresi yarı düzlük. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. Deveden düşersin. Önceden söylemek gerektir ki. Müjdele. kuvvetli dayanağın var. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. başım havadadır. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. Olmaya ki. Gittiği yerde ne bir. aydın bir gözüm vardır. 156) buyurulmuştur. (M. temel onlardır. Hiç şüphe yok ki. herkes kendi başının çaresine baksın. açlıktan veya can ve maldan. ben yüce himmetliyim. Allah her kemali anlar. işittiğini ya söyler de dinlemez.)yüce katına getirdiler. Halbuki ona iki yüz değil. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. aşağı inmek değildir. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. bu namaz kılmaz. işte bir iş çıktı. Tekke. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. doğrudur. Çünkü bu ses neyden çıkar. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. yahut dinler de söylemez. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler. Bunlar akıllı. diyordu. (M. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. "Sizi korkudan. Sonra bir çölün ucuna varılır. Bu sana uyku getirir. Falan. Bir işimiz yoktur diyoruz. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. Çölleri aşmak başkadır. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. dedi. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Ebu Said bir topluluğa rastladı. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. Ayaklarının altında öl. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil.

Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir. Zavallı kapıcı.Bir kaç kişi vardır ki. Ya hazırdır. Her nerede ki. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler. Bu der ki: o mekândan münezzehtir. şu duvara vursan delerdi. kendime geldim. Gaibi anmak. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu. yaşa! Ömrün uzun olsun. böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor. Onun yanında çok zikretmek. bu varlığa doğru her an ayrılık var. Arap dilindeki mânalar. cevherimin ne olduğunu. falan medreseye yerleşelim dediler. hem de ondan söz nakletmezler. eğer o sırada yanımda olaydın. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin. Evet dediler. ayrıca. ah git der. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. Armut boğazda düğümlenir. Müjde dediler. Kur'an' da. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. ürkeklik gösteriyor. .A. işin içyüzüne bakarım. Bari sen gel. Divane oldum. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. yani gıybet. Onun arı ve yüce benliği. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. diye sesleniyorlar. Yeniden canlandım. Şah gitti. Öyle bir yumruk vur ki. Gıybet ise büyük günahlardandır. O der ki: Allah arş üzerindedir. karşıma geçer. Allah karpuz gönderdi. Allahdan söz açarlar. Pabuçsuz dışarı fırladım. gideyim danışayım. Marifet öğrenelim. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim. niçin geldiğimi nereye gideceğimi.. halbuki karpuzun tadı hoştur. sultan şöyle yaptı. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav. yani Allahya. böyle konuşmayı ayıp sayarlar. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır. o medresede o ciheti öğrendiler. 110) buyuruyor. (M. Her lâhza. bir şey okuyayım ki. ondan uzaklaşmak. Bir topluluk da hem onu taklit etmez. Zavallı ben. Allah rüyada görünebilir derler. zulümdür. yani Allahya işaret eden zamir. "Ey Resulüm söyle ki. bühtan. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. Falan yeri tutalım. iki halin dışında değildir. gelmedin? dedim. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. dedim. Bir zümre vardır ki. iki kısımdır. önüne koştum. diyorlar. Bu bir nevi küstahlık olur. beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. denilebilir. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. istiyorum ki. Hak âlemi hoş bir âlemdir. Bilgiyi. ya gaiptir. billahi. şimdi geri geliyor. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. neredeydin ki. Bir çoğu da onun ne rüyada. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. hazır olanı anmak da ürkmektir. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. dediler. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. semiz bir delikanlı da olsaydı. öteki de onun hakikatine işarettir. Evet. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). Beni kurtarırlar mı. Dışarı çıktım. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum.' Dört büyük günah. ancak kendiliklerinden konuşurlar. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. Şah mı geliyor? dedim.) taklitçisidir. işin içyüzü böyledir. Yemin. Çünkü o taraftan. benim de tanıdıklarım. hazır ise vahşet. çabuk meşhur olalım derler. T harfleri. derler. hoşa gitmez. B. bir zümre safa taklitçisi. Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. aynı şekildedir. gönül taklitçisidir. gel git. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki. O taraf aynı renkte." (Kehf Sûresi. bir tayfa da Mustafa (S. Bunlar taklitçilerdir. kan dökme. Eğer git derlerse. Meğer ki sultan ona yardım etsin. Bir zümre de Allah taklitçisidir. tallahi derler. dedi. kardeşlerim var. Zikreden bir kimse. Bazıları vallahi. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. Arap kılığına bürünmüştür. Artık biz de şaşırdık. Bu toplulukta hep bundan bahsederler. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. Biri doğrudan doğruya ona. Derler ki: O. sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki. Diyelim ki. 250) Bir zaman din bilgini idim. (M. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir.

Musa'ya. Bu mim ise mânanın perdesidir. Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. dedi. ayıptır söylemesi. Hak Peygamber seninle iftihar eder. puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. yarım selâm bile vermez. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın.Mısra: Kâbeden. (M. benim başımdan aşar. Her tarafı dolaş. elini tutar. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. isa'ya göstererek seninle öğünür. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. Yüce âlem sensin. kendi kendine yansın dedi. Allahnın sözünü. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su. onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki. alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. Onu. gönülalçaklığı göstersin. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. der. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. hem de secde etsin. . o. Canlı varlıklar. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. ama dadi. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz. Henüz çocukluk çağında idim. gel gel. Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. Bir su kenarına geldiler. Kayıplara karışır. bütün varlıklara değer. Erginlik yaşına varmamıştım. Onu kendi köşesine salıver ki. Ancak yakınlık yönünden olsun. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. Yahut bal içindeyiz. Gerektir ki o selâm versin. ucu bucağı yok. eğer Muhammed batıda olsa. kolayca geçilir. Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. felek boşluğunun güzelliği. bakınız. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. Şimdi hale ve işe bak ki. sen ona ümmet oldun. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır. bari çileyi boz da dışarı çık. gerçek budur! Nasıl ki Allah. bu sana müyesser olmuyor. Su diz kapaklarını geçmiyor. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur. sonra görünmez olur. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek. onun dilini. Deve ayağını suya soktu. Henüz hamdır diye bir ses geldi. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. çevreleyen bir kâse de yok. Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. senden hiç yüz çevirmesin. Bu şiirin kelimeleri. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. o coşkun dost beni yakaladı. bunlar hep insanlarda vardır. Ola ki o seni görür. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. Bunların gerçek raksa başladığı saatte." (Kutsal hadis) buyurmuştur. Ona ümmet olunca. Kör Bedreddin'in damadı. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. O nasıl ayrandır ki. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun. bu adam benim ümmetimdir. Hazreti Resul. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. görünüz der. 252) Beni dolaştırıyordu. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. o geniş yenleri ile. o da sevinçle raksa başlar. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim. Karınca. Tertip ehli erenler. Bugün. cansız şeyler. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar.

önünden sonundan haberi olmaz. sana konuk geleceğim. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek. Melek. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır. bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. Şimdi o ölünün vasıflarını say ki. (M. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur. Gerçeklense de gerçeklenmese de. bir dervişin eline iki testi verdi. Allah sevgisi gecikmez." ve sonra (kulunun dilinden). 194) buyurmuştur. farkı yoktur. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki. Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. evet. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. Bir sema âleminde idi. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. ben sana iki kat kulluk edeyim. ağırdır. başkalarına öğüt vermek. 91) Kur'an'daki. Derviş şaşırarak. "Ferahlandılar. Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim. fakat bizi unuttular. Bu birliği. işte benim üstadım budur. Etrafında toplanırlar. ama evin içinde yol çıkmaz. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin. Sıkıntıdan kurtulurlar. Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. melekût üzerine çıkamaz. sözdür. sevinirler. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur. Zamane onu da götürür. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar. Bize vaat ettiler. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. İç ve dış duyguları da bunun için verildi. Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. burada güvenlik kazanılmaz. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir.Sonra eline bir ekmek parçası verdi. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe. ve nereye gideceğini bilsin. kendi nefsini unutmaktır. dedi. dervişe. sofiler temiz yürekli idi. "Benim katımda söz değiştirilemez. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. Musa Aleyhisselâm. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran. . şaşırırlar. Derviş. Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. Çünkü bu duygular. Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste. güvenlik yolu buradan çıkmaz. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. nimet sayarlar ve yeri öperler. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. gönül perdedir." (K. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. Musa. dedi. O uzaklaşmaya yol açar. Ona da akıl perdedir. dedi. Bu gerçeklenmemiş. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. En iyi öğütçüler. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. cevap vermedi. nereden geldiğini. çabuk su getir. kulluk ondadır. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır. son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. dedi. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'". Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. O sağlam imanım başka bir şey olur. Talip için dedi ki. Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır. 60/1) buyurdu. kulluktan sorular sordum. ona göre ağlayayım. o zaman zorlanma zamanı değildir. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki. Nasıl ki Allah." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü. 254) Kuran'da. ama başka bir işte de kullanırlar. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz. nefsime taatten. Ruhuna binlerce rahmet olsun. İki defa doğmamış olan mahlûk. (Enam Sûresi. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. evin yolunu çıkarır. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur. sen kimin elinde görüyorsun.

her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. teklif de fazlalaşır. O ister adam oğlu olsun. ne oluyor? dedim. o kahpe. mühlet vermiyor ki. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. Halbuki bir şehir alt üst olurken. Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. asılmış üzüm hevenkleri. (M. dediğinden bahsediyorsun. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. bunu inkâr etmişti. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda. Şimdi gerektir ki. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım. önce korku gelir. şimdi nebilerinkine başlayalım. tutarsam dışarı atarım dedi. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. Diyelim ki. Sana bir hikâye anlatayım. ister başka biri olsun. Gerektir ki. demiş. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. 3/197) buyurulmuştur. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. Senin işini düzeltirler. Her ikisi de olabilir. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi. Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. söz söyleyelim. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'. ama bizimkini geri bırakırlar. Peygamber idi. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır.Yer sarsıntısı. 255) Istırap. öküzün bacağından olsaydı. 256) Tavîl. Bakayım topal mıyım. ama öteki cihet ne oluyor. yahut Yahudi olurlar. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. Çünkü bunların arasına düşmüştür. ama gelmedi. Lehaverli Şeyh Şeref. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. Bu Zehra ile o. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır. Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. dedim. genişlik bulur" buyurmuştur. A. O kadıncık. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun. cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. kolaylıkla saçasın diye. Gönül için. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. Bir saat oturdum. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. Kâfir olan Nasranî. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. Yani." (Zilzal Sûresi. Bir öğüt yetişmez. Lut Peygamberin o ahlâksız. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. bütün yeryüzünü titretirdi. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. onlar nasiplerini alırlar. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker. Ne kör ve sağır ediyorsun. cinsî sapık değildi. yani onun muhatabı oldular. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir. ben ondan batkın bir haldeyim. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. gel bir kenara çekelim. Ben göremiyorum ne yapayım. Yenine vursam. Bir kimseyi. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. Bu bahiste benimle kavga etmişti. Tebriz'e de gideceğim. 1) buyuruldu. âfetlerden kurtulsun. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. Kâbedir. Artık dışarı çıktın.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır. öteki selâmette kalır. ister cuma günü. yenini namazdan indirir.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin. Kâfir olan Yahudiler de. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. Ben konuşayım. münkir olmaz. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir. O. sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar. (M. Hazreti Muhammed. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. Ona uymayan bir insan. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi. Bu tatlı baldır. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. (M. diyor. benlik ona perde olurdu. Ancak bu. Hakkın sözünü dinle. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. yüzünü gördükçe iğreniyorum. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. bir şeftali vermedin! Ben. Vav. Kudret Allahnın elindedir. "Genişleten kimse. Bu güzel cevaptır. hangi marifetten bahsediyorlar. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım. Orada . Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. diyeyim. Mademki böyle oluyor. 257) Oraları görmedim. Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. "Yer sarsıldığı zaman. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da." (K. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. bir kaç kişi de vahyin indiği yer. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki.

Onun elde edilmesi kolay değildir. Ben senin duacınım. 258) Üzülme. para toplamak sevdasında değilsin. Adliye Emirine bir öpücük vereyim. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. Ancak diyorsun ki. ertesi günü daima hamama gider. ben idim. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . ama beni de çamura atıyorsun. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. sonra Şam'a gideceğim. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. sevgimi açıklayamam. Duydum ki. seni sevmişim. kendi yaslı yuvamıza gidelim. Sakalını öptüm. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. dedim. dedim. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. Eğer bu satranç oyunu. onu oyalarsa yetişir. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir. bir çok eşekler geldi geçti. bir kısmını da oturarak kıldım. O. denk geliyorum. diye düşünürüm. Ondan sonra Bağdat'a. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar. yıkanır. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. bir yıllık günahını giderir. Ben eşit. Görüyorsun ki. Bu acizi de birlikte götür. dedim. Öküzlerini al diyeyim. (M. Ben gidersem de razı olmuyorsun. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. bana da ver diyor. dedim. tam denk geliyorsun. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin. Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi.falan minberde vaaz ediyordum. ancak bir saygı gösterme vardır ki. Nihayet denk geliyorsun. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. bu olmasa postumuzu yüzer. dedi. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. dün gece o kadar yedim ki. Eşek misin sen? Evet. Şimdi sen. Evet. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı. Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. Daima ayağım ağrıyor.

kimseyi yakmasın. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. ben öbür tarafa geçeyim. hiç kendime sahip değildim. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı). beni kutlayın! da demez. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. şerh içinde şerh yazmışlardır. Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar." buyurdular. . Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. korku içinde kalırlar. Çünkü her müridin bir muradı. bunların yardımı ile. divane oldu. orada halk yurt tutamaz. Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar. her zaman beni kutlayın. bana. — Hayır. Bu her iki söz de bir anlamdadır. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. Neticede hakikat böyledir. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır. ister idrar ile. Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum. daldan dala sıçramam. Sözden. sonra tekrar uykuya vardılar. aralarını bulmak ister. Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır. yani ben Hakkım demez. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. — Yoksa nebiler mi? — Hayır. Zeyneddini Tusî on. yani Peygamberimizin yoldaşları. senden yana utanarak diyordu ki. Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. Kavga koparmak için yalan söylüyor. çok üzüntülü idi. bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar. Ey Allah elçisi. Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. O kimse ki hem bu adama gelir. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. ateşi söndürünceye kadar çabalar ki. Murad ise benim. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. konuşmadan yüz çevirmem. O.Ancak onların bilgileri onların olsun. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler. Allah. buyurdular. 260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular. Tarîrı. kayıd içinde kayd. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. Nasılki Mevlâna. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır. o kardeşler bizler miyiz? dediler." Sahabe. O sözler uyanıklığın yankısı idi. yeteneklerinin eksikliğindendi. Zeyneddin benim müridim idi. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar. şimdi onun yanından geliyorum. Hak yüce Allah asla "Enel Hak". Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. biraz önce filânla birlikte idim. karşılığını peşin alırlar. Bu. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin. dedi. Bu millet ise aksini yapıyor. Hayırseverliğin iki mislini yapar. ondan halvette bazı şeyler sordu. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. Bizim her neyimiz varsa hep onundur. Yaptıklarımın farkında değilim. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap.(M. pişman oldum. (M. hem öteki hasma gider. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler. dileği vardır. ister yalanla.diyeyim. ister tertemiz su ile. ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar. ister hendek suyu ile söndür. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim.

" buyurmuştur.) şöyle buyurdular: Ben. bu azim ile meşgul olursan azim gider. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. Kur' an'da. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun. sonra B'ye gelirsem iş uzar. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır. Allahdan belirdi. maddenin sıfatıdır. Benim bu gönlümü sana versinler. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar. Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle." (Hac Sûresi. 2/286) buyurulmuştur. Allah bana böyle bir yoldaş verdi.A." Çünkü o denizin dibinde. Haram yemek ki. ha bu cihan. Ben de burada ipek giyinmişim. Söz üstüne söz söyleme davet'tir. oraya koşun. can ve gönülden kulluk ederse. âhir. onunla tartışmaya koyuldum. Yedikleri de haram. sanki bir mancınık taşı gelir. ön ve son. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz. dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı. Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir. Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. Onun yemeğini yesem. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? . Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. haramdır. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki. Hazreti Muhammed (S. "Orada giyimleri ipektir. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar. Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. o lokma benim boğazımdan geçmez.) şikâyet etti. öteki âleme çağırmadır.A. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir. bunu ancak Allah için yapmaktır." (K. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir. Uzun olmuşuz ne çıkar. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz. tembihtir. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki. ayışığı kapılarına vurur. ulu Allah. ne de son. Evvel. Bu ince deri sanki ipek oldu. balığın karnında mirac'ta idi.A. sözü. yüksek diye bir fark yoktur. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar. her şeyi parçalar. Bir ilâhi hadiste. Siz ise. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin. Alçak. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş. yani ne açık var idi.Geçen gün hayalini karşıma getirdim. istemiyorum ki incinsinler. benim için ha o cihan. bilgisizlikten ileri gelir. Nitekim Kur'an'da. Sonra Hazreti Peygambere (S. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun. (M. bu isteğin yerine geldi. ne de gizli. rengi değişti. 23) buyurulmuştur. Ey Allah Resulü! dedi. Dedi ki: Bir âlem vardır. Hazreti Peygamber (S. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz. dedim. Ben de buna karşılık verdim. Allahsız ne evvel var idi. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun). Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz. dedim. gözü. "Her günahın bağışlanır. Önce Elif nedir? Onu söyle. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır. Derken tartışma uzadı. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır. ne batın. Ne zahir.

öğüt nerede. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. Ya Bedahşan'da yakut. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. kendini anma demektir. Bir saat daha geçmişti. Kâseleri doldurdu. içmeye ihtiyaçları vardı. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. ya bir çıplağa örtü. ya bir şehide kefen olsun. O zaten doğruluk makamında idi. ekmekleri sof raya yerleştirdi. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. hayır. Bu can. yedi sofî arkadaş vardı. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın. onları eve çağırdı. Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki. size nimetimi tamamladım. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. Allah vardır. söz nerede kalır? (M. Vezirin biri bunların halini haber aldı. (M. dedi. evi boşalt. ikincisini alıyorlardı. git dedi. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. dedi. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. Bunların yemeğe. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. Her şey aslına döner kaidesine göre. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. 28) emrini işitti. Beni tanıyorsan. Bir yerde ki rahat vardır. Eğer bunu anlamış olsaydı. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum. Aylar gerektir ki. Artık müsaadenizi diliyorum." (Maide Sûresi. Hiç kimse kapıyı çalmasm. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. dedi. Allah rahmetine kavuştu. büyükten. Kâseler boşalınca. Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. Vezir öyle yaptı. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz. ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı. Kendin de evden1 çık. . Bunlar yedi kişidir. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla. hem orada. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. küçükten kimse bulunmasın. O perde sayesinde onu burada gördüler.Kur'an'da. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. yahut Yemen'de akik olsun. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır. varlığını anmadır. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. hemen kapıyı açtı. Aşağı indi. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. yerlerine oturttu. ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz. 5) buyuruldu. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de.

orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. (M. ne atı yem yerken. Kuran'da. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar." buyurmuştur. yüz kişi güneş altında durmuş. paranı. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. Yarabbi! dedi. aynayı bir kere eğri tuttun mu. Diyelim ki. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. Bundan dolayıdır ki. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. Her ne kadar. çamurla tıkanmış. der. Çünkü bu daha zor. Biri bu gelen askerdir der. Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. o hal. Biri birini yanıltmaktadır. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. Yoksa sen eldesin. Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki. Neticede. "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. bir davul çalıyor ve raks ediyor. Eğer biraz ağır davranır. Bugün o şey ki. Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi. Eline al ve dikkatle bak denildi. diye. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. Nasıl ki. sen benden. ne dışında. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. 49) buyurulmuştur. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. Meselâ iki kişiye sorarsınız. Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. aynı cevabı verir. Allanın lâtif kulları vardır. ikide iki kaç defa vardır. yanıltıcı bir sorudur. ben de senden kurtulmuş olurduk. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. halk bunların hepsini eşit görür. kuvvettendir desen de öteki der ki. (M. Başka biri de. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. Gönlüne bir ilham geldi. "Yolunu. Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. Bir başkası. Hazreti Peygamberde. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. Bazı kulaklara baktı. 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz. Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. gidişini gizli tut" derler. (Hepsi onu aynı durumda görür). Evet bir kul vardır ki. o iki akıllının cevapları değişebilir. öteki sünnet düğünüdür der. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. şunu da söylerler ki. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir.Nasıl ki sofî. geceleri de gökyüzünü seyret. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. orada dolaşmak isterdi. ne de terslerken. ne ahırın içinde. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. Nasıl ki. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. Her ikisi de bir kere der. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. bunu niçin gizleyeyim." (Mâide Sûresi. Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. işte ben bu saatte bir şey yedim ki. Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. gülelim. Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. dolaşıyordu. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. Bayezid kabristandaydı. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler.

" buyurulmuştur. yüzü kara olmasın. ruhunun ölmesini ister. "Hasta oldum beni görmeye gelmedin. "Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz. bir kişinin ölümünü ister. sözlerini dinlerdi. Ancak bazıları ." (Kasas Sûresi. o asla aziz olmayacaktır. Tıpkı Isa Peygamber gibi. Günahsız. Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter. yumruklarını kaldırarak. ama başkaca konuşmadı. gama taparlar. (M. kendine tapmaktan kurtulsun. derler. öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. Bizim kuyudan çıkardığımız. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. Anne. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. ama değilim. Onun takati buna yeter. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. bir kulağından girmiş. Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. Çünkü onu arkada bırakmıştır. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi. der. öbür kulağından çıkmış olanlardır. ben nerede. gaipten haber verirdi. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir. salih bir kişiyi dışarı atarlar. İnsanoğlu." sözüdür. Ama sonra dışarda bulurlardı. Asıl odur. yoksa zülüf nerede. Isa Peygamber. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır. Bu ruhun gıdasıdır. çok zorluğa da katlanmadım. fakat onun huyunu da kapar. Halbuki. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır. "Allahtan başka Allah yoktur. yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi. O böyledir. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. Kur'an'da. Bir gün babam benden yüz çevirmişti. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar. Bir divane vardır ki. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. Asla zar oynamadım. Şüphesiz iyiyim. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. Bir günahkâr için. şüphesiz kusursuzum. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. Yani el emeği ve alın teridir. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. insan oğlunun bildiği şey. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. Sevinçten kurtulur. 79) buyurulmuştur. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin. Tecrübe için onu eve kapatırlardı. Gamın başka bir dalı daha yoktur. Göz ve kulak açılsın. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. Sütü kurumamıştır. yüzüm ak alnım açıktır. (M. halk ile konuşuyordu. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler. der. çünkü o vaktini bilir. Nasıl ki. Nasıl ki. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. Bu varlık ki. Saygı göstererek uzaklaştı. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir. Yani ruh gıdası ye! demektir. sütüm kurudu. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. 'Koyun. Annesinin memesine sarıldı. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. Allah Erenleri ile birleşsin. Allah yolunda çözülsün. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi. Her yere dağılır. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. yedikleri mutlak helâldir. hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. Olaki bir gönül ehli. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. sütü annesinin göğsünden emer. Onlarla birlikte vere oturur. içimden doğmadı.

ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. iyi kişi vardır.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir. ne çıkar? Vakit müsait değil. demektir. böyıece önü örtü içinde. Musa Peygamber. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. Çünkü o denizin dibini biliyordu. seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. ben de şimdi niyetimi düzelttim. ama mütabaatı göremedi. ama o bunu göremiyor. sevilen de bu tarafa gidiyor. Mehtabın aşağı indiğini gördü. O nasıl sevgilidir ki. toplu varlıklar da âlem değildir. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. (M. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. Şaşırıyor. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer. ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki. kendisinde garip bir hal belirdi. (M. Cüziyat. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü. Nihayet mütabaat odur ki. inci tüccarı. Allahya ant içerim ki. "Allahya ödünç verin. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. kendi kendine böyle bir niyette bulundu.) mütabaatı tanıdı. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan. Musa. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. ama bilemedi. parçalar âlem olmadığı gibi. Musa Mülekat'a gitti.Kürsi. Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür.A. (M. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. yedi kat gökler. dünyaya ayak basınca Arş. Elbisesini sırtından çıkardı. Hayır Allahdır. Orada inci vardı. Hayvanî ruh. iyi bir adam tevekkül ettim der. Bir mescidin kenarında oturdu. dedi. yemesi kolaydır. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. mütabaat sözünü söylüyorum. "önce yoldaş. yani parçalar ile değildir. hem değildir. Bir kapı açıldı. Muhammed (S. kendi kendine söyleniyor. tüm yerinde kalmaz. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. öteki mânası. ama bilgisizdir. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. kutsal örtü. yoksa elimdesin. Adem oğlu. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı. Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. O şeyh gelerek bir köşede oturdu. hatırı nerelere dağılıyor. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. Bilmiyor. Bu kadar savaşlarla uğraştı. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki. arif onun önünde düşkündü"?. Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir. git su getir. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum. Nasıl ki. yani. sonra yol" derler. kim gelecek diye bekledi. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. Hayır Allahnın kuludur. . Arif kimdir. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. hayvanî örtü. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir. 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. tekrar önüne düşmüştür. Falan şeyh çilede idi. Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. dostların önüne tutmuşsun. Biri açıktır. yahut yiyenin yolu aydındır. deveyi dizinden bağla. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye.

Dün birisi geldi. kâsedir demiştim. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. Sözün ve sesin sonu. şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur. dedi. Yüzüme atıldı. Bugün. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. Bütün âlem bir kişinin elindedir. nur üstüne nurdur. Abdest sensin. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. gel. Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse. mustarip olduğumu anla. Sorunu daha edepli sor ki. Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. iki saat bekle ki. Çünkü onlar bilmezler. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim. abdest üstüne abdest. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. O kendini bildiği için her şeyi de bilir. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. isterse bir hiddet zamanında. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. belleri kırılmaz. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. "Kavmini hidayete eriştir. bu tavsiyeyi muhafaza et. "Hiç şüphesiz semaları. Şiir:(M. Evet. Onlar kâfir oldular. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. sana gereken cevabı vereyim dedim. O zaman sonunda." yahut. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest. keşke söylemeseydim. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. herkes beni iyi adlarla anıyordu. Senden işittik ki. O hale böylece katlanıyordu. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir. cevabını verdim. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin. Abdestler su ile tazelendi. Bütün nebilerin. Çünkü onlar yine de görürler. Allah. der. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. Bil ki. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki. Yüzünü ona çevirdi. O inkâr ediyordu. Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. cüziyat ile değildir diyorduk. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır. (M. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur. dedi. Müslüman derim sana. nefsim sakinleşsin deyince. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle. denedin. Tatarlık sendedir. bunu arıyorlar. şerefli yarattık." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. Ama yine onun parçası idiler. ben. ayrı ve bağımsız olurlardı. âlem külliyat iledir. Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi. insanoğlu da kendi nefsine. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum. Bir kimse sana bir söz naklederse. Eğer parçası olmasaydılar. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. Bir gönül sahibi sebebini sordu. dediler. nefsin sakinleşsin.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir. insan onunla alçalır. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. buyurdun. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. yoksa kâfir. nur üstüne nurdur. Hazreti Peygamber bunlardan sordular. 273) .

Böylece on tanesini vurdu. Sonra başka bir aslan geldi. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı. yahut savaş ediyorlar. geri kaç dedi. Zindana Tatarlar delik açtılar. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. hayır nereden nereye. Bu senin işin değil. Altın madenine benzer. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. Halk madenler gibidir. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. karıncalara bir ok attı. Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. önce Hamza fırladı. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. Yahut da. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. ben de gözümle görünce. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. (M. içindeki cerahatlar. bir kaç fil kadar korkunç idi. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. Mısra: Uzun külahım var. Ay kimdir ki. pislikler dışarı çıksın diye. bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. bir yerden başka bir yere göçmüştür. günah işlerken verilir. diye sızlanıyorsun. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. geceleri uzun konuşuyorum. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz. bir çıbanı deşiyorlar. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım. bu kuş kendini kurtarsın. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. çünkü ona bir şey vermedin. O da dışarı fırladı. Görünmeyen lütuf odur ki. dedim. bağırmaya başlarlar. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi. Karada bir acayip şef er oldu. ama sen engel oldun dedim. ona da attı. evet derdim. Aman köylüye de ikram edin. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. Eğer o başka sebepten kaçtı ise. Dünya müminin zindanıdır derler. Herbiri. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. başını yüzünü yumrukluyor. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. "Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. diye buyurulmuştur. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. Allah korusun. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. Ey görünmeyen lütuflar sahibi. ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular. Halbuki sen feryat ediyorsun. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. Allah istemedi. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. . Galip gelenin tarafında değildir. ama oku bir işe yaramadı. Hamza bağırdı.

Kur'an tefsiri okuyorsun. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur. Bir vakit olur ki. Şiir: Nerde o yeminler. Anladım ki ancak ben sana âşığım. ağlamak ona hoş gelir. Allah kokusunu aldı. bana zulmettin! Olaki. sonra yine bir an olur ki. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. aslanlar ava çıkar. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. Bir çok ağlayışlar vardır ki. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin. O kendi halini bilseydi. Sen büyük adamsın. kendisi için ağlardı. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. Onun sözlerinin tatlılığından. Yani bu güne ne oldu ki. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti. kulu Allahdan uzaklaştırır. Şimdi açıkça söyle. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu. Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. muhabbet ve sevgi yönündendir. hakaretler pek kolaydır. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın. dedi. Söz tekrar geri sıçrar. gönlünü o koku ile doldurdu. Allahya perde olur. hesap dışı kaldı? derler. onların yanında bütün sövmeler. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. gülmekten de. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum. ağlayarak yardım diler. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi. Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. . akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. ama o. Biz de ona ağlıyorduk. Senden davacı olcağım. sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. kuvvetli küfürler.Bir zümre vardır ki. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir. kendisine ağlamıyor. Bir zaman olur ki. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir.

huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur. Ey Allah Peygamberi! dedi. Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım. onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. hayır der. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem. annesi ağlayıp sızlıyor. yine zevksizdirler. ağzı burnu. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır. Zengin. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim. konuşmak bile istemiyorlardı. Bu iş böylece devam edip . onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. henüz küçüktü. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu.)'dan bir haber bile veremedim. o dosta düşmanlık gösterirsin. puta karşı ey put! diye çağırdı. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın. pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür." buyurmuştur. söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. Hakkı. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı.A. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu. Nihayet bu kör insan. Bazı fakir dervişler namazı terkederler.A. Halbuki babası. Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler. Yüzü gözü birbirine karışmış. Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı. Şüphesiz ki o ibadet. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi. biricik sevgilin odur. 72) buyurulmuştur. Sanırsın ki. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. (M. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir. Dileğini puttan diledi. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. Hazreti Muhammed'in (S. ancak insan pisliği ile oynuyor. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar". ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. (M. kırk yıl putlara hizmet etti. Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu. mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. O hale erginlik derler. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. Kuran'da. özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der. bazan da ondan bıkar. Ama nasıl olur da. yüz çevirirsin. kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça. Bir huzur ki. sana çok^sevimli görünür. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. O düşünceye dalmaktan maksat. bir saat sonra duyguların başkadır. o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu. Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. Fakat Allah ona. Kalp huzuru olmadan namaz olmaz. 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. birbirlerine bakışıyorlar. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi. Öyle köleleri vardı ki. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. Zengin bir adamda. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür. Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever. Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek.) meclisine bir yoksun girdi. O derece ki. Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir." (Isra sûresi. Sükûtlarının sebebini anladı.Hakta değişme yoktur. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. ama değişme sendedir.

Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. (M. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum. Havva. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler. der. asla şeytan giremez. bazan da melek girer.Ama ortada ye mekten eser yok. Her ikisi de doğrudur. Nasıl ki. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez. "De ki. Ama başka bir mânası ile göğüs. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz. Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. Keşke .Musa. İsa. oraya şeytan giremez. Nuh. diye buyurmadı." (K. Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. Allahyı altı yönde sanmayın." buyurmuştur. Hayır dedi konuşmadı. zekâyı. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır.gidiyordu. ipek ibrişimlerden örtü. Firavun. Bazıları da bilâkis. İslam'ın sadri terimi. vesveseden arınmış olan bir kalbe. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar. bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin.ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. yalnız melekler yuvasıdır. Nihayet kalpler üçe ayrılır. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. rahmetime mekân kıldım. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı. kendi nefsindendir. Siz kerem edin de dışarı çıkın. (M. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır. Bazan melek dışarı çıkar. Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu. şeytan girer. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler. kalpden daha geniş bir mâna taşır. bir daha söyle. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar. O kalpte daima melek yerleşir. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. içine melek de girebilir. aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar. On sekiz yaşında öldü. ölmüş derler. İbrahim. Mirac'dan gelmişti. O zaman ona. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. göğüslerinde vesvese veren. Asiya. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar. "Ben kalbi. Bir aralık kapıya kulak verdim. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum." (Fürkan sûresi. içindeyemek önündedir. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun). letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim. Hıdır. Onun mânası daha engindir. ben onu bilmem. Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. Biri Allahyı görmekten. bir vaiz. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları. boğulur. Her şeyi kendinde görürsün. Nasıl ki. dirilmiş. Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren". altın tabaklar. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir. ikinci bir kalp de. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin. 279) Nasıl ki Allah. "Sana erişen bir fenalık. Nemrut ve başkaları hep sendedir. bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. şu cehennemi bir anlat dedi.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir. ya tövbe ettirirler. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur. llyas. Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan. dedim. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu. her şey Allah'nın katmdandır. "Görmezsiniz ki. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir. ben korkuyorum.dedi. Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı. Hazreti Peygamber. şeytanı kaçırır. Onun tabiatındaki parlak istidadı. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. vesvese veren şeytanın durağıdır. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki.

Onun başının sadakası olsun.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. Zaman zaman o inayetin eseri. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi. bu şeydan nedir? dedim. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. (M. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir. Derler ki: Deccal koyun.281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. Yetmiş defa hac etmişti. o haberi. Utanırım derim.A) bildiği şeylerdir. Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. SUYU . Diyor ki: Bana. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. Bunlar gerçi taklitçidirler. o bir aptala erişebilesin. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı. bu dervişlere ulaşmaz.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir. Hele bana öyle külah eder ki. yerinden sıçradı. Kendisi ile birlikte devam eder. çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. tüyünü kanadını yolar. ancak biz Simurg'a erişebildik. Halbuki" ben kancık değilim. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir. Bana niçin yemiyorsun? der. Benim söylediğimden başka. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü. sen vazifeni geri bırakma buyurdu. Bizden biri Abdal kılığındadır. ne uyurken.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. ben de yiyemem. Bayezid'e ilham geldi. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. o da benden hoşnuttur. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş. Bir gün hac yolcularının. Herkes nihayet herkestir. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur. Yarabbi! dedi. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler. Ne mutlu bana ki. Allahnın öyle kullan vardır ki. Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. Hazreti Muhammed'in (S. Maksadım. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. Bayezid'in hatırından şöyle geçti. Allahya benzer bir şey yoktur. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. Allah inayetidir. iyi ile kötü. kâfirle Müslüman arasındaki fark. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. deyince bir teşbihci. keçi ne bulursa öldürür. Musa Peygamber diyordu ki: (M. kan damarlarında dolaşır. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem. Sen diyorsun ki. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi. Ne yiyip içerken. O ben vereyim diye seslendi. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. hal ehli olduğunu sanır. Bu Simurg. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. (M. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. Yüz aptala hizmet etmelisin ki. onlarla yemek istiyor. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. Bugün onun kim olduğunu söylemedim. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler. canı başkalaşır. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. bazıları denizin kokusundan döküldüler. kancık diye dil uzatıyorlar. Üstünü başını yırtarak feryada başladı. Kıptiye tokat vururken. altı. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. Onun yoldaşları vardır. Ben ona akla uygun diyorum. kolunu büker. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. O kadın da der ki. Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. kuşları parçalar. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar.

suyu içmeye başladı. Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır. şefaat dileklerim. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. Daha sonra da gözünü açmak. ilk doğuşta. köpeğin önüne koydu. Yazıklar olsun onlara ki. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir. uyanık davranmak ister. Gerçek taklitçi. Başka bir kör de gördüm ki. Kurbağa. " (Muhammed sûresi. azaptan kurtulsunlar. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. susuzluktan eline geçen bir avı yer. Bunun üzerine Bayezid. göz buna güç yetiremez. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. Köpek yüzünü çevirdi. kendisinden başka Allah olmayan Allahtır. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. Ne ateşin yakabileceği. Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. bulunmaz bir yaratıktır. Arap tekrar sordu. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam." . ne de suyun boğabileceği bir hayvan. ilimden sonra da. daha ne kadar zaman. Göz açıklığı demek. Ütaritten bahset. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur. Ben bir kör gördüm ki.Ondan sonrası ilimdir. doğru ve çok iyi hayalat gelir. Ama kendisinde görecek göz yoktur. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler. 19) buyurulmuştur. Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz. Yani ilim tavsiye eder. gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı. Yarabbi! dedi. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. Ya oruç? Otuz gündür. yüz türlü yalvarışlarımla. hem yokluk içinde can verir. Bu Ayı herkes görür. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. "Günahına tövbe et. Semender garip bir yaratıktır. Ateşteyanmaz ama suda boğulur. Yine aynı ayette. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir. Ama ateşte yanar. O hem yokluk içinde ömür sürer. tövbe ettim. buyurdular. Kuran'da "Bil ki. Yahut açlıktan. zekât da öyledir. (M. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. Gezegenler de. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı.hemen bir çanağa döktü. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur. şüphesiz o Allah. şunu yaptım.

o halde fazla bile gördün. hem haber edatı. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. demedim. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı. yaklaşmayayım. "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır. Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. Bunu işiten bir mülhid. zındıklar bilsinler ki. Anlamını. demiş. her önüne gelen şeyde fazlalık. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti. bir gün Hazreti Muhammed'in (S. Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. Ama size göre'.) Mescidine geldi. öyle bir kahraman idi ki. Ömer yüzüstü kapandı. (M. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür. Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi. Söndür. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm. Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. Allah vergisi ise âsilere verilmez. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. Ömer (Allah ondan razı olsun). hem de başka mânalarda kullanılabilir. yüzümü ona çevireyim. Hazreti Peygamber.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. Ben buna inanırım. Yoksa senin ateşinden duman tüter. Ben asla bunu yapmadım. dedi. Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi. Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu. Görüyorsun ki. onunla hesaplı konuşurum. onun korkusundan şarap sirke olurdu. yoksa hakikatte değil. ay insanın neresinde? . çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet.A.hem olumsuzluk edatıdır. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder. dedi. 66/3) gereğince. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. okunuşunu araştıralım. Fakat Mâ harfi. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur. Yoksa iğneciye göre değil. Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi. Ya tamamiyle alim olmalı. Nasıl ki hıfz yani saklama. çünkü azap verir. Vefa öyle bir şeydir ki. o benden daha mülhid imiş. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. (Yani varlığı terk etmek)(M. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum. saklamayı terketmektedir. 285) İlim Allahdan bir vergidir. Meselâ olmaz.hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. hemen fazlalık. Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma. gramerini." (K. Kendi cinsimden birini istiyorum. ama size cefa da eder. Hiç bunları düşünmedim. Evet yepyenidir. Bunu istesem de yapamam. Kendimden geçmiş olayım. Henüz ilk gençlik çağındaydım. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. acele anasının başını kesmiş. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. Ariflikte fazlalık. Bu vergide artış vardır. Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer. hayır dedi. güneş. dedi. onu kıble edineyim. kendilerinden korkum yoktur. 284) Ömer. istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner. Ya Ömer! buyurdu.

Nihayet taşa tapanlara. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu. Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay. senin dizginlerini taşırdı. taşa vursa parçalardı.) yakasından çıkar ki. (M. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. bu ne nebilik. şeyhim.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. Kendime macera söyleyeyim de. Allah sana ömürler versin. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. Bir yerde ki. Bunlar daha dün meydana çıktı. bir ses çınlıyordu. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. sonra geldi ve bana yazık olur sana. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. Hocanın biri namaz vaktidir. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. Herkese söylerim. O ki. Ama o ben. Bana böyle şeyler gerekmez. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır. dedi. Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. Bu sözüm onu şaşırttı.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. ben yüzüne güler. Onu kahr içinde bıraktım gittim. yani emredici (istekli) nefis. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. bunlar fenadır diyorsun. ne adamdır o. Bir kaç kere baktım gördüm ki. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. oyundan dönersin de. yüzü nü butu n cihandan çevirir. sana uyalım. yine aldırmadım. Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. karanlığında bundan hiç haberi yok. Önce tekrar ona doğru yürüdüm. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S. Elinde öyle bir baltası vardı ki. Dedi ki: Ben. Bundan sonra bir kere daha. Bana gelince.A. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı. buyurmuştur. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. ebed ne? (M. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı.yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et. Başka bir incelik daha var ki. şeyhimizsin. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez. akşam namazına durduk. onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım. Bizde cevher var. Ezel nedir.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi. ne söyleyelim. Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. içerisi baştanbaşa nur doludur. kuyruğuna da ebed adını koydular. Muhammed şöyledir. onunla sahradan. emmâre. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. Eliyle işaret ediyordu. yüz yıl sonra da sana gelecektir. ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. Güneş . Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun.287) Bir Güneş doğdu. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber. Yolda uğrular var. Zamanın başına ezel dediler. Her kime yüzümü dönersem. Git diyordu. senin için korkuyorum dedi. Bir delikanlı gitti. âlemin içindedir. bu adamla öğünürler. diye seslendi. yazık sana. ne de resullük ve marifet makamına benzer. Benim seninle işim yok. Ayın. emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu. hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki. Kul vardır ki şeytana uymaz. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı. Arka üstü yere düştü. dedi. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. sana ne yapayım. o tarafta ışık yok. o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki. ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. Biz hep kalktık. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler. bengi sular ondan yağar. Eyvallah. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. diyor. oraya aslanlar bile giremez.

Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. O. sözü ağzımdan kaçtı. Ne oldu da. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. Mısra: . Getirdiklerini oraya döktüler. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum. Ben kendime bir şeyh edineyim ki. Faydası olmadı. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. Ben külden. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim. Hak. Evet cüz. bize hırka ver dediler. sen neredesin? Sormak istedim. Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar. Dediler ki: Sen gel teslim. sohbet ile olur. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. onun secdesi bunun gönlüne. yani emredici olan o nefis ben de. (M. Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. Bazı açıklamalarda bulunuyordum. duvağı çözmüş. sonra. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez. tecrübe ediniz! (M." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. "Biz Adem'i mükerrem yarattık. Bilmiyor musun ki. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum. Bana çok ısrar ettiler. Şahap dedi ki: Öyleyse. tekrar Müslüman olur. Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. Şahap kaçtı. bu kadar sabretti. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. şu hali riyazattan bilirse. cüzî âlemi parçaları bilmez. runanî ve safi idi. ona soğup saydım. dedim. maksattan daha çok uzaklaşır.289) Öteki. Nihayet mazlum falandır ki. riyazat ile. bu çok hoş bir dildir. Başını kırdım. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. Gerçekte mazlum budur. Yani. onu denizde. her şeyden dışarı çıkar. düzeltirim. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama. Ben asla yazmayı âdet edinmedim. dediler. Kaçtım. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. dedi ve gitti. Kara nerede. herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder. Her defasında. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu. Halbuki sizde teslim yoktur. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. o kâfirdir dediler. Başka biri. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun. Müslümanlık ise teslimdir. Bu acizliğimden değil. Bismillah.bunun secdesi onun gönlüne olur. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. Müslüman olur. der. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. dedi. katlandı. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra. oradan uzaklaştım. sonra kâfir olur. karada taşıdık. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. sana mürid olalım. Ona yanlış. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. Dedim ki: Bu gece. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü.288) Söz bahanedir. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu. Konuşan kuvvetlidir. Biz Müslümanız. Adı emmare. dedim. gıda ondan uzaklaşmıştı. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. ses çıkarmadı. Farsçaya ne olmuştur ki. onunla tartışayım. Beni bırakın. cılızlık ona yaraşmaz. Şiir: Diyorsun Mademki ki. o. tümden bahsettim. cemalini göstermiştir. Arapçada yoktur.buyurmuştur. bu âyetten nasip yoktur. Sus dedim. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir. öz ruh olmuş. yine sustu.çevirirler. yanlış. ben yanlış hareket etmiyorum. yuvarlanıyor. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. Çünkü teslim makamındadır. gülümsüyor.

292) Ben. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor. ne oluyor diye merak ederler. deniliyordu Adam gitti. Kendilerine bakarlar. Biz. fakirin bu sevincine o güler. onu sapasağlam kervana yetiştirdi. Hasta kendine gelince. Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. kemiklerim yücelerde kalsın ki. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. Dilencinin o sevinci. Ey Ulu Allahm! dedi. Oklarını sınadılar. işte bunlar gelirler. (M. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. bir kervana katılmıştı. Musa Aleyhisselâm. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik. oku attı. Elinizi eteğinizi benden çekin. artık. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. gelirler. imamların mihrapta. şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. candan ve (M. vaizlerin kürsüde. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. dedi. seni seçkin insanlardan kılmış. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. Sana kulluk edemedim. Ağlamaya. temizleniyordu. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. biz seni bilemedik. Gece yaklaşınca umutsuzluktan. Hah! dedi. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. Hakkın çehresi. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. bir kul'dan bakarlar. çünkü ona bir şey gösterdiler. Kendi kendine diyordu ki. oku yaya koyarak atacaksın. kervanı gitmiş buldu. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik. yayı çek diye emir vermedik. Zincirini kımıldattılar. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. elime yapış. Kendisi gelerek oku yaya koydu. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. Ey dost. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik. Yani nefsimi bilemedim demektir. kovucu bir insandı. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi. dedi. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. Beyit: (M. ok hemen önüne düştü. Ey aile efradı! dedi. Biri. her ne kadar aradı ise de bulamadı. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. karanlık üstüne çökmüştü. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. işte böyle bir kimseye. halka da böylece yayılır. Şeytan. sağalttı. ihtişam içinde büyümüştür. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir. bu sene yüz dinar bulur. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. feryada başladı. acayip haller görünebilir. yalvarmaya başladı. Şaka değil. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır. yalvarmadan da takati kesilmişti. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu.291) cihandan geçti. yerinde kalakaldı. karanlık.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. onu arayanlar için insanlık ışığıdır. Nihayet şu cevabı verdi. Çöl yolunu tutmuş. Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. dedi. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. diyordu. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. O kadar da değil. yüzünü doğuya döneceksin. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. bana hac seferi görünüyor. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu. Fakat yine bir şey çıkmadı. dedi. yalnız kendilerini görürler. hemen yola çıkmalıyım. o ışık içinde bayıldı düştü. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. Sık sık deveden iniyor.

bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım. Şimdi din bahsinde de böyle olur. açıklamaları vardır. "Yoksulluğum benim kıvancımdır. bir makam halka korku verir. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik. Birine coşkunluk geldi. insan yüklendi." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. Peygamber sözlerinin yorumlamaları. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S. o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar. onların ardından yürüyorsun. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor. Olur ki. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. İki akçe nedir ki dedi. Bu kadar para kimde var. Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir. Yoksa nasıl olur da. Çünkü onların (M. Bu ilâhî işarete göre. Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. henüz rıza mertebesine erişmemiştir. diyordu. git derler ama.A. yerler ve gökler bile. . deriz.hakkında. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi. ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. gerçekte gitme manasındadır. kıtlıktan Niçin? dedi. O bundan korkuyordu.293) gözleri başarı kazanmakta değildir. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor.) hakkında beslesin." demesi ne kadar ibret vericidir. Yüzünü rıza yönüne çevirse. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". sırlarından söz açıyordu. Hak yolu değildi. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı. dediler. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir. feryat ediyor. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar. Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. onlar Hak ile ilgilendiler. Bir sıfat. Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. Ama ona göre kolaydır her şey. dediler. onu yüklenmekten kaçındılar. bak gör ki. utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu. İki akçe şu kadar para eder. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. Bizim ardımızda biri vardır ki." (72/33) buyurulmuştur. onların halinden. ama yüzünü kapamıştır. fakircik. Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. dediler. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. Önce. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. Onun yayını semalar bile çekemez. o git işareti. ulaşmak aynı şeydir. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. keşke dedi onu göreydik. yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır. Bayezid. Öteki. bunu ancak o çekebilir. uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. dervişcik diye onları küçümserler. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin. ey ahmak! dedi. Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır.

3/7) Ben gelmiştim. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. Döner misin diye o umutla bekliyorum. tam dinlemek gerektir. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar. şehadet getirsin." buyurulmuştur. istiyorlardı ki. yüzümü yine ondan çevirdim. Nasıl ki. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. Ateşe nur yaraşmaz. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır. Nurun ateşimi söndürdü. Ben de ondan yüz çevirdim." (K. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. keşke dinlemeyi bilseydik. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. öteki mesci din köşesinde uyuyor. Nasıl ki cehennem. Hazreti Ömer'e geldi. ne gördün? dedi. "Şeytan. dedi. Ya Ömer! dedi. çevresindekiler ısrar ettikçe. dillerde sevgi var. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu. Şükretmek hal dili ile olursa. Tam olarak söylemek. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar. Halbuki o hem Allahyı. benim bundan haberim yok. Onu mescide götürdü. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar. Şeyh. Onların bildikleri bir sır vardır. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir. eğer ondan korkmasam. Ömer baktı. Bu da doğrudur.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. dedim. Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. Bir gün şeytan. ama Allah kullarının. ah diyorlardı. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. Allahtan başka Allah yoktur desin. Az bir ışık varsa şükredince artar. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor. yalvardıkça hayır diyordu.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. Nasıl ki hadiste. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu." diye feryat eder. Müridleri. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. kulaklarda sevgi var. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. Evet güneşten ayrı düşen insan. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır. Gönüllerde sevgi var. söylemiyorum. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. Ama yanıma şeytan gelmişti. hem de onun kullarını incitir. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır. . Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. Güneş yerine karşısında mum yakar. bir kişi namaz kılıyor. dedi. Hazreti Ömer. gel de sana garip bir şey göstereyim.

O benden badem istese. olgun bir adamdı. başka biri geldi. Meğerki büyük üstat olmalı. ama sana açılmamıştır. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. sen işitmiyorsun. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. ne söylüyorum? deyince. Yoksa ekin bitmez. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar. beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir. olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil. 296) Gel! Tekrar gel ki. yoksa saçmalama derim. öğüt kâr etmez. Ben görüyorum ki. işitmiyor musun. büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. bu melektir. çok acayip bir insan olur. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli.Kendi kendime dedim ki: O gecedir. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu. dünya sevgisinden bahsediyordu. parmakla ağzından çıkarırlar. tek başına yiyendir. dense. Ben senin sözünü işittim. yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. Görenler. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. Dışarı çıkalım. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. kendisini soruyorum. . Güneş battı diyor. artık öfke yönünden bir şey yapamaz. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. Üst tarafı oyuncaktır. dedi. bu insan oğlu değildir desinler. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S. Rubai: (M. "Halkın en kötüsü. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki. yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar. dedi. İnsanın gıdası ekmektir. Onun terle dışarı çıkması zor olur. dünyanın içindedir. Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı. Bunlar. Savaşa gitmeyeceğiz ki. dinler. Ona. ne de bunu. Güneş yerinde duruyor. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli.A. Biri. (M. Ama ben babasını sormuyorum. Yolcu. ne onu istesin. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. kulu ile. şu bıyıkları kestirelim. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. fakat benimki öyle değil. Ölünceye kadar hasta olmaz. halbuki kendisi de aynı sevgide idi. Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. bu perde gariptir. Biri benden sordu. Zaman zaman çorba ile et de olur. Emirsiz ağzına bir lokma komaz. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi. Güneş batmadı. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. bu zorluk bendendir demelisin! Allah. Tıp budur. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu. onun değeri nispetinde ilgilenir. Nihayet dünya sevgisi. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi. Toprağı harap etmesen.) en kısa bir süre içinde elde etti. Hattâ dört yüz kırk veli de değil. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir.

dilerse gider. hep tasalısın? diyorlardı. şeklinde de okuyabilirsin. beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. Yoksa bu yolda savaşanlar. geminin yükü ağır olunca. Çocukluğumda bana. çiviyi pabucuna vur. Derler ki." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür. "Allah onlara azap vermedi. kuvvetli üç tokat vurur. Anladım ki.A. Zır deliler de. 29/69) buyurmuştur. Nasıl okursan oku. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu. Biz bunu ne yapacağız? desinler. o ötekilerin tarafındandır.) sıfatını söyleyin. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler. bakarlar ki. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. Onun sevgisini. Gönüle vuran ışık başkadır. desinler. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. Aradan epeyce bir zaman geçti. Nasıl ki. o sayede devlete erişti. Hakkın nefesi beliriyor. "Bizim yolumuzda savaşanlar. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. Eğer ölmezsem. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. istersen sonundan başına doğru. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. Bize o iç aydınlığı. ekmeği de tabutla beraber satmalı. semaları yarattı. yarısı ekmek. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm. demiş. sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. onu görür. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. elbette secdeye kapanır. Ulu Allah. duvara vuran ışık daha başka. İsa' nın sıfatını söyleyin. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır. Pazar. su lâtiftir üstünde kalır. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın. yarısı da su için. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. çiviyi alnına çakmalı. Ama ölmek bana daha hoş gelir. Üçte ikisini ekmek. ne türlü aşk oyunları oynar. tekrar yarasının üzerine koyarmış. bizim yolumuzda savaşanlardır. Aşırı konuşurlar. latif bir şeydir.İçimde bir müjde var. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. Maksat Allah yolunda savaştır. omuz vurarak denize atarlar. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki. bu âlemi meydana çıkardı. Babası yerinden sıçrar. Onu öldürmek ister. Sana elbise mi lâzım. diyoruz. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. kaba saba bir adam var. lâzım olur. Nefsin . Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler. çünkü orada ekmek pahalıdır. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin. (M. Akıllı olan satıcılar. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir. Hint kılıncı bile ona yetişemez. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar. Ey kancık evlât! der. Nihayet o engeller aradan kalktı. onun tarafından değil. netice aynıdır. duvarda yansılandı. üçte birini nefes için ayırdım. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. derler. derdi. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır. görsün ki nasıl olur. Biri sırasız oruç tutar. derler. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. Vahy. Hazreti Muhammed'in (S. Meğerse bir tanecik pul varmış. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. ekmeği ye. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. yeri yarattı. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı. nefes lâtif ve hafif şeydir. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K. derler. gönül sefası gerektir. kolay zannediyorlar. (M. Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki.

zekâtını veren kimsedir". Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun. Bilirdi ki. bunda ihtilâf vardır diyordum. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi. Ben bir şey düşündüm. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber. Her şey onun katında mahvolur. falan hata etti. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. Bilginler tek bir insan gibidir". "Gökleri elimizle kurduk. gerçek hadis midir. işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır. Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir. başlangıcı yoktur denilmez. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. başka yere varayım. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. yahut bu bir yılan yuvasıdır. Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış. dağı. Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. bu öldürücü zehirdir. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. bağlılığımla beraber. Benim maksadım neydi? Bana. benim işim. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. 301) Bir defasında "Müslüman.hep sana söyledim. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. benim maksadım soru sormak değildi. Hazreti Peygambere daima. Bu Kâdim'dir." âyetini ele alalım. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu. Nefsine şiddetli davran ki. 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. Hele şu adama bakın. sözleri. diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir. "Halk ile onların akılları (M. değil midir. Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi. (M. 30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. "Namazını kılan. ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. dedi. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. ama engel olmaya gücüm yetmiyor. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. "Şüphesiz müminler kardeştirler. Benim bunda hiç bir maksatım. cevabını verirlerdi." (K. sonra yine kendi âlemine dalardı. Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum. Mademki bana ders vermiyorsun. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. Sordum. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle. Onu. Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. mollalarım nazarında hayretle karşılanır. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil."buyurmuştur. "Gideyim bir iş tutayım. (M. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki. tatlı canlarını. ey oğul! derdi. tekrar yaratılır. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır. elinden ve dilinden. 33/44) buyrulmuştur. Diğer bir defasında. Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. sevgili mallarını bağışlarlardı. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı. Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık." (K. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. Kadı Şemseddin'e dedim ki. oruç tutuyorum diyebilesin. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım. 300) derecesine göre konuşunuz. bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. Alemin çaresini biz bulalım. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı. Bütün bu inancımla. iman nedir diye sorarlardı. dileğim yok. Halbuki . Kendi kendime.sırtına bin ki. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil.

Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. onlara karşı bir hareket göster ki. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir. Hazreti Muhammed'le (S. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. Bundan yani iyi sözden dem vur. Dedim ki. kendi aralarında merhametli. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. diyen olursa. Fakat halk peşine takılmıştı. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar. "Kâfirlere karşı şiddetli. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. karşısında secde edenlerin. onun yüceliklerini anarım. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. Zaman olur ki. Eğer sırasında konuşursa. dışarı çık. Şeyh dışarı fırladı. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. öbürü bir şey değildir. sana İsa nefesi verdik. ondan. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de. diyordu. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. Hep birden onu inkâr anlamında. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır. o gitmiyordu. 303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. başlarını sallayarak uzaklaştılar. Dedim ki. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi. bu yelden daha iyidir bana göre. Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. yine aynı yel ile gideyim.sende hiç bir iz bırakmadı. yoksa bir dilek için değildir. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. benim için hayrın tam kendisidir. yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise. Halbuki ulu Allah. O yel. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. Tek bir kişi kalmıştı. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. Belki Şeyhi bir heybet kapladı. beni hapsetti. hem de kahir'dir. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. 29) buyurulmuştur. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın." (Fetih sûresi. Başka bir âlemden gelen bu ses. derhal eti. Ona seslendi. dedim. halk birbirine bakıştılar. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. Ancak o bir eşeklik sayılır.A. bir dervişin hizmetini görüyordum. Yoksa öğüt. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu. "O."(K. Şeyh halkın bu kalabalığından. Camsız varlıkları bile söyletir. Bayram günü idi. O yol tozlarla doludur. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. Kırda uzun müddet yürüdü. diyordu bu ne keramet idi ki. Nasıl ki müminler vasfında. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar. içimizi temiz tutalım. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki. Bu saygı ve ululama yönündendir. Kuran'da buyurulduğu gibi. Bayram gecesi geldi. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. Kuş şekeri diye bağırıyordu. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. kendini halka göster. Ne dostlar vardır ki. kalbin yumuşamadı. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. diye düşündü. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. Başka biri de. Tek bir çeşnisi yoktur. Şeyh karnından bir yel çıkardı. geri dönsünler. çileden bir ses işitti. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. ben de derim ki. dostu sözü ile boğmak ister. Şeyh bir zaman düşünceye daldı. insanda iz bırakır. biraz murakabeye varmak istedi. dışarı çık. kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. Çünkü onun üstünde biri daha var. Kırlara doğru yollandı. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz.) ilgilenmekte. ona üfledi. yine arkasından ayrılmadılar. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. Size yaraşan şimdi susmaktır. halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. sonu olmayan yüce Allah. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım. o gerçekte yumuşaklık değildir." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. daha olgun bir sözdür. Yarabbî. (M. Allah ahlâkı ise hem lütuf. öyle bir vakit olur ki o derviş . dedi. senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. şimdi bizim mazeretimiz var. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi. Eğer fena söyledinse ben razıyım. 304) Devlet de bundadır. hem de kendileri rahat ederler. her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. sözsüz ve sessiz konuşur. (M.

ama bu ariflerin yolu başka yoldur. Babaları onlara birkaç gün. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. ona içten bağlanmıştı. mumlar yanıyor. bilgide. Görür görmez âşık oldular. asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. biz de padişaha kastedelim dediler. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak. 305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. onu da öldürdüler. Bir padişahın üç oğlu vardı. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. ama ortada hiç kimse yoktu. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. içine girerek saklanmasını söyledi. konuşmak can yıkmak. Sabır feryada yetişmiyor. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. kızın kıvırcık saçları (M. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. Padişah emir verdi: Bunları götürün. sana kaderiyeci diyor. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. Gidip babasından kızı istediler. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. . sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. görenekte olgunlaşır. çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı. ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. şaraplar dolanıyor. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti. Allah sana kaderiyeci demiştir. Ama ona sormalıdır ki. belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. Peygamber göndermek. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum. engel olalım. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. sana kudret sahibi diyor. geçip gideceklerdi. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. Bu öküz. (M. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. oğullarında. Şöyle bir kaledir. Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit. Çünkü emir ve nehy'in gereği. Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil. Sıra küçük kardeşe gelmişti. kızın babası. vaadin ve korkutmanın icabı. İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. Ortanca da böylece kurban gitti. Büyük şehzade. eğer başkalarından ibret almadınsa. meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. Şart koştu. Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı. dinlemek can beslemektir. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. O da aynı sevdada idi.yükselir. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. kızın bir bileziğini aldı. dedi. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. O kul yönünden gelir. kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. zaten Padişah ölür. Çünkü çok sevimli bir gençti.

pabucunu başına vuruyordu. Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. Halvete çekildiler. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. Saz başlamıştı. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz. sen. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu.Padişahın yanına girince. nerede nişan? dedi. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. çabuk dışarı atın. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. Bu tuhaf bir iştir. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. her üçümüz halvete çekilelim. o saatte et yemekten vaz geçerim. Gerektir ki. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin. ama yine de hoştur. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. O anda öyle yaptım. "Susan selamete erdi" derler. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. Bununla beraber. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. Musa Peygamber. öteki sema diye İsrar ediyordu. . Başını önüne eğdi. beni uğraştırır. Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. Ömür. sana tamamiyle yakın hasıl olsun. getirdim ama. Şehzade cevap verdi: Getirdim. (M. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. Gerektirir ki. Muhammed ümmeti olanlara göre. biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. hep dervişlerle otururdum. Büyükler yanında da susmak yaraşır. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. Mtisâ Peygamberde. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. Kendimi savunmaya. aklın başından gitsin. onlardan bir tarafa çekildim. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. (Ç)) Şiir: Gam. iş pek nazik bir duruma girmişti. Bunda hiç bir şüphe. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. Tövbeler ediyordu. başkalarının yanında keramet ve mucizedir. Ona dedim ki. Aşk. ama daha fazlası gelir. Biri derviş diyordu. sana öyle bir nişan göstereyim ki. her kıssanın. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. Bu şarap baş ağnlarıyle doludur. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu." diye feryat etmiştir. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan. Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır. Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. vezir ve ben.

belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır. Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. Her insanoğlunda bir benlik vardır. zamanenin gidişini onlar yürütüyor. "Onun kulağı ve gözü olurum ". Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler. kaçacaktı. yaptıklarını da biliyor. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. Sanki. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. Tecrübeli Pir.A. hem de büyük bir utangaçlık. onlardan öğünerek söz açsınlar.) üstünlüğü buradadır. hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. .Beyit: (M. 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler. Aşık.66/3) buyrulmuştur. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. (K. kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz. Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. dedi. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi". Korkulur ki ödü patlasın. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır. 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri. onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı. getirip kendi makamına oturttu. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. Şeyh seni istiyor. Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar. Ben mürid olacağım dedi. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. halvete çağırmalarını emretti. Şeyh de kabul etti. Hemen dışarı çıkmak istedi. Bunu size de göstereceğim. Nasıl ki. Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler. bu makama erişesin. senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki. Ona. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı. Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. pişmiş tuğlada görür. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. Ama önceden sonunu göremedi. Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var. Ben iki halini de bilmekteyim. Şeyh dervişleri uyandırdı. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. Çocuğu içeriye. Dervişler geldiler. Gidiniz. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi. ona deyiniz ki. kapıyı açtılar. (M.

sevgilinin cefası çok çetindir. senden bize binlerce faydalar ulaştı. (M. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim. O da ağladı. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. ona dedim ki.derdi. Dirilik de budur. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur. Çaresiz herkes buna katıldı. dedi. hiç bir şey demem. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu. Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım. bir yabancı yüz kere de vursa. doğdun ve parladın. Derler ki. misafirliğe onsuz gitmez. Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama.o olmadan namaz kılmaz. Hele sana ki. sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. halbuki. derdi. baş sağlığına. . Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum. ululuk artık ölmüştür. Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. bin yıl sürer. Üstünlük ilk davranandadır. önce elini şu tuğlaya sür. ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir. felek bu halimi beğenmedi. ağlamaktan öyle coştu ki. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K. Her sabrı yüz yıl. Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. 23/117) Bana. üstünlük ilk davranandadır. fena kişilerde bulunmaz. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir. R ü b a î: Ey ay parçası. yetiştirdin. Eğer şimdi ağlayacağıma. Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım. Ne kadar uzak. Aradığını düşünde görmüştü. Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir. bulunmaz bir şeydir. ancak iyi kişilerde bulunur. 310) dostlarını da bu işe zorladı. Bu nedir? diyenlere. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi.

gerektir ki biraz yük taşısın.60/10) buyrulmuştur. sedefleri dışarı çıkarırlar. mülkümüz. bazan da gizlenir. Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı. O sırada bir ihtiyara rasladı. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir. Onu burada sınayın. Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir. Şeyh ayva yer. Ansızın battın ve görünmez oldun. ticaret ederlerdi. Sen kayboluyorsun. Onun işi gizli kalmaktır. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı. Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. o da.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. gölgeden kaçar. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir. ahvali anlatınca ihtiyar güldü. Hazret! Peygamber. Ne olursa olsun dedi. Onu evine götürdü. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir. Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun. dünyayı canına bağlar. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu. Öğretmen. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. üzüntüsünün sebebini sordu. senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. Baba üzülüyordu. vah şeyhim. Beyit: (M. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır. işe yeniden başlamak gerekli. şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. öğrenci. Eğer köprü geçerse ne iyi. Herkesin kendine göre bir günahı vardır. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu. Bir öfke vardır ki. Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor. ancak içinden bir şey çıkaramazlar. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar. madeni belli değildir. yaramazlıktır. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. Toprak vardır ki. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim. işte onu burada tecrübe et kf. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu.dedi. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. anlayasın. zaman zaman ayaklanır. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. peki. Onu sürersin. ileri gitmeye imkân yok. Bu ancak seni sınamak içindir. Geri dönmeye imkân yok. derler." (K. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı." buyurmuştur. Baba (M. Bizim altınımız Kuran'dır. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz. Çok zahmet çekmiş. yoksa hemen geri göndermeli. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. misafir etti. can ile beraberdin. altın damarına kayıp diyorsun. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. onun haline uygun düşer. dedi. köprü üzerinde ayakları titrer. Ama hâlâ arzusu vardı. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. Birinin günahı sarhoşluk. Kuran'ı ezberlemişti. O sana Yasin okuyor. kamerin ne yeri var? .

Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. yavaş yürü! Tâ ki. güzelliği söz konusu olunca. Allah kılığında da görünür ki. O adama dedim ki. O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. Şiir: Ey sabah rüzgârı. Şah ise. . ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. de ki. kendisini kabul etsinler. Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. sen ise hep onunla diz dizesin. o muhakkak Allahdır diyor. hem de cismanî kudretler vardır. hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta. O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz. o da bizim dengimiz değil. Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. Gönlümü orada görürsen. Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor. Çünkü şeytan. elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı. 314) Yel esti. der.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. Biz ona lâyık değiliz. şeytan onu önüne katmış. Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. Rubai: Aşk. Onda hem ruhani. Hele bir kere daha dal. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. yardımcı gibi kullanıyor. askerini toplamış. zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. benden onun tarafına bir selâm götür. Beyit: Ana ve baba.

Bundan daha başı dönmüş. senin semtinde görürüm. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. Halife işe ehemmiyet vermedi. Çok susuz kalırda su içersem. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız. ölmek ne hoştur. dediler. Can istersem. Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına . Adam o. bundan daha şaşkın olsun. sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. adamı sarayına çağırdı. Hele kılıç senden. senin çağında açıkça küfür söylensin. bunu Dicle'ye atın dedi. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. Ey sevgili can. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar.R ü baî: Gönül ararsam. Acaba bir koku almadın mı ki. Kâsede yüzünün hayalini görürüm. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular. Halife. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım. Muhammed dini harap olsun. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım". anlamındaki kutsal hadis malumdur. Beyit: Ey cihanın canı. bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. Ayağına bir desti bağladılar. 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. halkı yoldan çıkarıyor. dedi. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. yüz yüze gelince. saçlarının kıvrımlarında bulurum.

Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim. Bu sözde gizli bir hazine vardır. O. yolundaki vaade hacet yoktur. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de . yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır. sen doğru yol tarafını koru. Rabbini de bilir. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun. adama acıdı.halkı suya at. Ey şeyh sana renkten sıyrıl. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz.A. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür." nüktesini de anlatsın. birdir diyorsun. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır. A) uymuşuz. Öküz heykelini gördüler. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. dedi: o zaman. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin. hangi şey en büyük şahadettir. bir şey söylemez. Muhammed'de (S. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki. bir zaman murakabeye varsın. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. kimse kimseye zulmetmez. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. huzura murakabeye varalım.) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. Halk (M. Ancak yolu ara. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. Muhammed'e uymak daha doğrudur. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi. Bundan ötesi ıssız çöllerdir. 317) daha isdidatlı olsun. Kürsiye yükselirsin. (Tâhâ süresi. "De ki. 316) cehenneme atsın! Keşke. Yedi renge boyanmış. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. sor yol bu mudur? diye araştır. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır. Dikkat et ki. Arşa. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. Niyetiyle gönülden. ama içindeki Şehzadeyi göremediler." (K. mümin oldu. Bir kerre dergâhın. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. dedi. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. Hazreti Muhammed (S. hayır deriz. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. der. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. derler. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. Arşın. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen. Derler ki: Hiç bir Müslüman. Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. Dedi ki: Bundan sonra. Kalenin adını söylemek çok kolaydır. Şimdi dışarı çıkayım. Bir parmaklık yoldan. işleri ya açık sözlerle konuşursun. Şimdi sen otur da söyle: O. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür." buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler. buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. Bir parmak mesafe için yoldan kadın. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider. Bu. bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. Bunu yapabildi ise Cennete girer. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki. her zerrende bir heves. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü. Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır. Orada adil bir Sultan vardır. tekken var ama o doğanın şahı. secdeye kapanmış insanlar görüyorsun. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu.A. Sen nazar ehli ol. biz de Muhammed'e (S. bırakmazlar. İsterse Kabe'nin damına götürsünler. de ki Allah görücüdür. Evet kâfir idi. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler. o bir şeyler anlatmak ister." buyuruyor. bunu bilmek lâzımdır. aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer. "Nefsini bilen.

Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. balığı koruyan melekleri görüyorum der. (M. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar. 318) Gül ter içinde kaldı. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler. der. Rubai: . ondan başkası benim işime yaramaz. kebaplar hazırladılar. yolunda canımı da feda ettim. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum. o da iş böyledir. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. Bir gün kırlara doğru yollandı. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur. Ben her görüşümde kendi arıklığımdan. yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler. bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. denizde balığı seyrediyorum. O. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz.. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. insanı Haktan kaçırır. onlara varlık yaraşır. kuzular çevirdiler. halka götürür. yiyebildiğinizi yiyin. Köylüler. Ben iğ istemiyorum.. Çünkü birzaman olurki. sofraları döşediler. fezadan sonsuz boşluklara daldım.sanki (M. Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi. kaba tabi atlı değildir ki. Mutluluk o kimsededir ki. kâh nazlanarak. ay da sıkıntı içinde. Ansızın bir köye geldi. çabucak evlerine koştular. Evet asılmışım. Hatta bu öküzü. der gider. Artık altınım gümüşüm kalmadı. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. Yani bir yoksulluk da vardır ki. Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. sonsuz rahmete bitişiktir. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler. Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. Ben. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. Gönlümü dava ettin ama. Bırakalım yesinler bunu. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım.geçti. Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. Köpeklere verin. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar. iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim. herhangi bir sebeple öne geçsin. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler.

Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz . o da. Hakka ermiş olsan da. .. ben ruhum. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren.. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. ama yine menekşenin işini görürler. Kadı öfkelendi. Burada bir kişi var ki. getirir su içinde saklardı. Eğer kalırsa. bu çünkü kelimesi peltek idi. dedi. Hakkın hakikatina. o miskindir dedi. O öyle bir mumdur ki. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler." demeleridir. Şimdi tekrar. olmayana delâlet eder ki. Namaz kıldığını görüyoruz. Hazreti Mustafa (S. Nasıl ki.' göreyim o dervişi. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek. dedim. iç yüzüne eremezsin. ne kâfirlerle uyuşur. demişsin!.A. her şey sen! der. Samed ulu Allahdır.) yanına geldiler. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır. Onu buraya çağırmayın. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez. Bir saat sonra onlara cesaret geldi. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi. Ahmağın biri daima karları toplar. 1) Çünkü dedi ama. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır. şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki. yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim.keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş. Nefiste şüphe vardır. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz.. Naiblerinden biri. ne Müslümanlarla kaynaşır. hem bizden eksik. Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin. Buyurdu ki: Şimdi onu görün. dediler. "Nefsini bilen rabbini de bilir. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. Yani sayısızlık da sayının delilidir. hele bir gideyim. Bu onun eşidir. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır.A. iş o tarafta. ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de. eşek midir göreceksin. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M. dedi. içi boş karınsız demektir.) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat. Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. O miskindir. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır." sözüne gelelim. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S. Allah. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler. Karnı boş olan. eşsiz ve tek olan Allahtır. hem de biziz. O zaman anlaşılır ki biz. Peygamberine niçin "De ki. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir.Biz hiç bir hesaba sığmayız. İşimiz çok. Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir. O yani görünmeyen Allah. önce selâm vermeye cesaret edemediler. hep bizim pervanemizi yakar. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir. miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret. o da bunun eşidir. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir." (ihlâs suresi. Samed. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var.

Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar. ailesine de dua etti.A. Karısına. bereketi. Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir. dedi. Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de. sen çok zayıfsın.A.) selâmını söylediler. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor. gönlünü birlikte bağışlar. Bir mürid geldi. Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir. hemen yerinden fırladı. Hazreti Peygamber (S. .) yerinden kalktı. Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi. eşek midir göreceksin. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. O susuyor. artık ben aile hayatından vaz geçtim. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. O ses çıkarmadı ve kızardı. Bahtiyar odur ki. "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez. Allah evini ziyarete gidiyorum.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. Bugün olaki. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı.diye beddua ettikleri iblis. Onun mabedi de gönüldür. (M. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar. Yazıklar olsun onlara ki. dedi. Onun sevgisini. Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu. Şeyh tekrar söze başladı. gözlerini verir. yüzümü hac yoluna çevireyim. gönüllerini vermezler. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. 323) bak ki. Çocukların kitaplarında. Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim.Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S. yaralandı kafile gitmişti. O hep susuyordu.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar. Bizim medresemiz budur. hiç kimse. İste İblise inanç besleyen. o kimsede tesirini gösterir. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır. Kim olduğunu söyleyemem.A." buyurdu. imanlı kişilerin inançları. Hazreti Peygamberin (S. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar. Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler. Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı. günahlarına tövbe etti.sana lanet olsun. . diyorlardı.) de susuyordu.A. Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar. O gece kocası bir düş görüyordu. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. bu sana. Sonradan dediler ki. Bir aralık mecliste sessizce oturdu. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür. (M. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir. Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. Hazreti Peygamber (S. Şimdi (M. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü. büyük bir saçıdır. ona güvenle bakan kimse muradına erdi. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır. 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı.kapı açılır. Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. Çüneyd bunu işitince. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki.) ziyarete geldiğini gördüler. Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam. gözünü. ağlamaya başladı. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi.

Ey Allahm. Karşılık verme. 325) Biri geldi. ben sana demedim mi. 324) Yemekten korktuğun.Bu tozlar kaç defa çekildi. Çünkü o şunu yap. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu. Bu yermelerden. Madem ki erkeği tanıyorsun. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar. evin tavanını göremedim-. derler. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim. büyük savaşa başladık. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı. Yani kalk.Artık üst tarafını hesap' . Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun. Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir. Kancıklık senden uzaklaşmıştır. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim. kâfirden daha sapkın. sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. sen yemeğini ye. diye homurdandı. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir. Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah.. Bu topluluğun büyük savaşı. kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim. namaz değildir. şöyle yap yahut şöyle yapma derler. kınama gibi duyguları atar. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin. Bu dünya evi. Arıyı görmez misin.A.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın. "Onda insanlar için şifalar vardır. ondan kızı istedi. gönül dediği nihayet bir et parçasıdır." buyurmuşlardır. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir." buyurmuştur. Hazreti Peygamber (S. Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış. içimden kovarım. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur. nasıl ki Hazreti Peygamber (S. Üst tarafı hep ruh olmuştur. oradan gitti. dilediği yere konar. onlara. incinme varlıktan olur. ötekilerine karıştı. Yarabbi! derdi. oturur. insan bedeninin bir örneğidir. sövüp sayma. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur. Yukarı baktım. Şehzadeler gittiler. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi. ama ağzı kilitlendi. Biri geldi. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi. Padişahlar için "Hayır." deniliyor. Dudakları uçukladı. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti.) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. çarh vuruyorlar. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı. Çünkü varlığım kalmamıştır. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler. (M. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun. O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti." demek doğru olmaz. Padişah benim kızım yoktur dedi. şuraya koy. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. toplu geçinmektir. 71) hitabını işitmiştir. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir. (M. her yere konma. aman sakının. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu." (K. toprak üstünde otururdu. Büyük savaş nedir? Oruç değildir. Burada Allahnın kalp. Ama bu saltanata rağmen zenbil satar.. Kasap." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum. olmaz" demek kutlu düşer. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı.A.olmaya ki. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi.nasıl ki yine Ulu Allah. Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum. ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir. bunu yapma diye emreder. iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. 28/56) dedi. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar. yatıştı.. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al. bu hendek tamamiyle dolmuştu.. başını bedeninden ayırdı. Kel. . arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin. Yani senin konuşman boştur. diyen gafil kişi. yola getirir.et.

ne de başkaları.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. şu anlamdaki âyette buyurulan. Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem. Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir. dedim. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum." (Kasas sûresi. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti. Müslümanlığı örtmektir. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. "Araştırmak dindir. Bütün bu yaslı hali ile bana. bana zahmettir. bana önce Allahnın (M. onların kitaplarını okurlar. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi. o bengi suyu içen. bu küfür söz ve yanlış anlayış. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır. "Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin. Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. Söz söyleyen benim. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı. Ne Muhammed'den.A." Ben. Böylece kalacağım. O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir. Bunu inkâr eden benim nefsimdir. dediler. sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı. 327) Nihayet benim soruma geldik. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler. Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar. bu nasıl oluyor? . Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir. yüce sıfatlarını o terbiye etti." derim. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır. Asıl gerekli olan şey. ötekini hem kendisi okur. benim varlığım bile hana zahmettir demişti. Hazreti Muhammed'i (S. derdi. dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. ama bunu ne ben bilirim. falan münkir olmuş. Allahyı bilen kimsedir. o sözde yoktur. bizzat onda buldu. Cebrail bile. yani önde yürüyorsun. Orada gördüm ki. "Araştırma Müslümanlık değildir. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. hele. "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor. Bana Kur'an-ı tefsir et. hem de başkaları. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun. bir kalabalık toplandı. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. Allahya ant içerim ki. Bir saat başını önüne eğdi. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz.) kitabı fayda vermez. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır. altın öküz heykeli. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. kendini kurtarır. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. Yani gerekli görmüyorlar. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar. (M.)'ı Ebu talib besledi. hayır. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir. o imanı. ne de Allahdan söz açarız. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla. sen gel dedi.A. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. Bir gün de. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. gitmem. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. halk ile oyalamak isterlerdi. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu. sormam. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. senin kendini kurtarmandır. ama asıl işin çetin tarafı da odur. üç türlü yazı yazardı. Demezler ki. yüzlerini gösterirler.Allah velilerinin sırlarını bilenler." (K.

bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. sevgili ve herkesin kıblesidir. Nasıl dersin ki. kendini göstermez." (Bakara Sûresi. dedi. kabul etmem. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. deyin! Bu bir tuzaktır. O bir yere gitmez. Dostlar yine. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. dediler. benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır. Allah. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. Halk için. "Sizden iki erkeği tanık getirin. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. boyumun yüceliği. bir gün bir şeyhin yanına vardılar. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. Dedi ki: Görmek. örtünür. başımı eğer. derlerse. Davacı on sofiyi birden getirdi. âyette. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. söz yerine geçer. çok kere ben de kaçarım. dedi. ak'ıl kâfirdir. içeriye girmezsiniz. her ikisi tek bir isimdir ki. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri. ayrılmaz bir sıfat değildir. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir. Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı. sonra bedenimin iriliği. inkârında idi. Kadı. Kendisinden tanık istediler. Benim öfkeli zamanımda. Onuncu defadan sonra. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük. gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. bir tanık daha getir. Şeyhi gerçeklediler. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. nihayet ben helâl süt emmişim. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. haydi demek lâzım. Allah inciten sevgili! (M. çok hoşa giden şeyler. selâm sana! derim. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . Vezir birine dedi ki: Bin altın al. Evet dedim. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. ne de dıştan. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. Davacı: Efendimiz. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. Sen haramzadesin. dediler. evet. Evet hiç bir kimse yoktur ki. Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. Şimdi bize. iki görünmüştür. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. her şeye katlanırım. haramzâdeliği kalmadı. Felsefeciler. akıl hükmündedirler. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. kılavuzum olmadan gidemem. piçsin! Katır piçliğini benimsedi. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. 282) Duyurulmuştur. Söz. Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. Hey hey. yani. Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. mürid yani dileyen odur. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. Tersine de olur. Ben on tanık birden getirdim. Murad (istenilen) da budur. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. Ama ne içten kurtardın. Allahm bilgimi artır" diyor. Kendimi sağır yerine koyarım. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. cevap vermem. Eğer üstat o taraftadır derlerse. içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. Asıl surettir. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. Ama başkalarına karşı da çok . dersiniz ki: işitmedik ki. bana on defa selâm söyler. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. içerde uyumuştur. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. Yoksa boşuna girmiş oluruz. o hatıraya ziyan verir. Onun piçliği. Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. Çünkü o mal. dediler. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. deyiniz ki: Yanımda üstadım. asıl olan mânadır. ancak onların iç âlemini görebilmektir. arzular dünya güzellikleri. öz ve halistir. Şeyh dedi ki: (M. Birisi başka birini dava etmişti. Böyle değerlenir. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. beni rüsva ettin. Evet. yüksek her tarafı görebilirim. dediler. Çünkü haramzâdelik.öfkeleniyorum. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu. hep hoş geçindik. Murad. görelim de gelelim. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki.

A. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez. konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir. Gönlünü henüz yıkamadınsa. mazeretini söyledi." (İhlâs Sûresi. Benden ona selâm söyleyin. Öyle bir öfke gerektir ki.) huzuruna erişemedi. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım. Seninle benim aramda bir şey kayboldu. Böylece üç gün geçmişti. Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık. hayvan mı. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz. Peygamberin sağlığında. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam. yahut hiç. yine Hazre-ti Muhammed'in (S. Peygamber dünyadan göçtükten sonra.onurlu ve kibirli davranırım H. Nihayet Veys. Nasıl ki. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor. O. Ama onların sözleri. annesine yardım etmek idi.) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. ne kadar mazeret gösterdi ise.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir.A. Onun mazereti.acaba bu Peri mi. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı.A. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı. kendine değer vermedin. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu." deseydi o derece soğuk düşerdi. gönlü hoş olsun. Hazret! Muhammed'in (S. der. insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye.A. O havuz.A. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur.) türbesini ziyaret etti. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim. o razı olsun. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı. sudan topraktan ayrılmadı. Demişti ki. Gizli sadaka ona verilir. "De ki o Allah tek ve eşsizdir. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir. Veys'in annesi öldü. öteki öfkeyi bastırsın. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler. Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz. Ama hâlâ evime ulaşmadı. diye bakmıyorlardı. gür bir su kaynağı akıyordu. Çünkü parmakla tutabilirsin. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı. fakat onunla fazla konuşmayın.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı. (M. ancak meyhanelerde olur. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. Veys. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar. ziyaret edememesinin sebebinin. ben ona ya bir defa iltifat ederim. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S. kaplan mı yoksa başka bir şey mi. Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun).Bana karşı hayranlık göstererek. gideyim. Bizi değerlendirmek. Kur'an'da." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. Şu hale göre. 331) onun işareti şöyledir. Eğer benden sonra gelirse (M. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi. sözü uzattılar. ey bizim has kulumuz. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. Ama aralarında perdeler kalkmıştı. Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! . bizim Allahlığımızı yüceltmektir. o medrese hocası bu noktada kalmıştır. yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen. dörtte dört murdar oldu.) işareti ile olduğunu. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca. Bu Celâl'in hikâyesine benzer. Rum ülkesine-'. Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım. Hazreti Muhammed'in (S.

o asla bu . Bir nara atarak yere yuvarlandı. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler.soruları sormayacaktı. şimdilik elimdesin. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. Bunlara acele etmeyin dedim. işitmek. gözle görmek gibi değildir. ilmi şöyle idi. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. Üç gün iş aramaya gittim. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin. Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek. Oyunlar çıkarıyor. bir ağlama belirdi. Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere. Herkesi götürdüler. böyle cömert. Çünkü pek arıklaşmıştım. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. diyordu. dediler. Sen yolun kâhyası mısın? dedim. ben oracıkta kalakalmıştım. düğün ettiler. Erzincan'a varınca dostlarda. onun nasibi budur dedim. Bir kaç gün geçmişti. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım." (Müzemmil Sûresi.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. bana haber ver. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. Veys. Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. (M. Bazıları da. Beni kimse çağırmadı. yiyecek bir şey bulamadılar. Bunları da sormuyorum. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. dedi. Ayağıma kapandı. bulamazsam. dşdi. ayrı düştüm. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur.A. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız. Bunları da sormuyorum. şakalaşıyorduk.beni evine götürdü. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. 3) hükmüne göre namaz kılardı. güzel bir yer gösterdi. Şöyle gönlü alçak. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir. kuzular kesti. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa. ötekilerde de bir yufka yüreklilik. Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı. dediler. Dervişleri üç gün konakladı. Yemek yedikten sonra. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı. dedi. onları sormuyorum dedi. Ama biz açız dediler. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. Hazreti Mustafa'nın (S. Dervişler için karpuz toplamıştı. ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. demiş. (M. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu. Karpuz mevsimi idi. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. Kulağımızı ağırlaştırarak. yemekler getirtti. iki dizinin üzerine edeple oturdu. mucizesi böyle idi. işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. gece gündüz şöyle ibadet ederdi.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. şimdi sen söyle. dediler.

yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır. Gönülden gönüle pencere vardır.diye sorabiliriz. Ben yüzümü hep sana çevirmişim. çaresizdir. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki . "Ben Hakkım.). iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. Aşağı indiler. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. Allahsal âlemden söz açtılar. ölümden korkmaz. sana izin yoktur derler. ne de en yakın bir melek giremez. Burada gerçi başka bir incelik vardır. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı. Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler. neticede hiç de ölmez. Sürekli olmaz. bana öğüt vermeye kalkıştı. Her gün on koyun kesilir. (M." sözü ile işaret edilen hal. Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. Benim bir adetim vardır. Nün nereye sıyırdı? Biri. Sana saygı gösteriyorlar. Yani ben yüz orduyu yağmaladım. örs oldum. Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir. Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S. peki sana ne? dedi. (M. "Sanır mısınız ki. dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır. âleme sığmaz. 335)Hazreti Muhammed (S. hayır. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir. sen. bana göstermiyorlar. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun. beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. 334) Çünkü bana öğüt verdin. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur. Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine. fakat sana cevap veremem. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir. Her zerrede dağınık. o onunla öğünsün . Yüce Allah. donuk âlemler var. Dervişin azığı yoksulluktur. Onun göğsü. sizi gereksiz yarattık. öteki. Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun. Bu âleme niçin indik. senin bütün varlığınla dolu. Elif nereye sığar. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir.olmaz. parmak kaldırdı." buyuruyor. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır. sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler. Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki. yerleştiler. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır. "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki.A. derler. dedim . Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor. orada söz nasıl yer bulurdu. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti. Hak ışığı önünde arıktır. Allahsına erişiyor. Ulu. Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar. Allahm topluluğu ondan kaldır. Zevkini ancak o çıkarır. Etimle. Yoksa nasıl olur da. ona uyarlar. Allah birdir dedi. bu nasıldır? Evet dedim. saçılıp döküleydi. yüzümü sana çevirdim. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım.Allah. derimle. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım. 115) buyuruyor. Benim bütün varlığım. neticesi iyiliktir. Giremezsin.) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. sen başka bir yerde uğraşıyorsun. dediler. karmakarışık. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular. ta ki her şeyimle onun olayım." (Haşir Sûresi." diyebilirdi? Hak nerede. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır. aramıza ne bir mahlûk. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı. Bin kere de Müslüman olsan. 21) buyuruyor.A." (Müminun Sûresi. sende. bu nasıl olur? . Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. Kahraman olur. Yoksulluk nedir ki. Ancak er odur ki. tekrar tazeleneydi. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. Orada birini gördüm.

" (Necim Sûresi. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. evet. Asıl budur. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu. sorar ki. ruhları tenlerden önce yarattı. 337) Tabiat ehli olmamalı. bu kadar deniz yolculuğu yaptım. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı. Onu Allah yargılasın dedi. o da aynı cevabı alır. Gönül ara. çok kere gönül kırılır. "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez. diye sorar. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var. Daha başkaları aklı ile. gönül sevinçlidir. geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. yani sonradan meydana gelen şey. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. Hızırda. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. der. Başka biri sus demiş." buyurmuştur. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud. namaza ve Allah katına yol bulasın. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım. bütün dostlar. varlıktan her ne varsa hep orada idi. Çünkü Musa gördü ki. O Allah adamıdır. herkes kendi halini anlatır. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. aradan kalkar. Hele bir hadiste." Bir de. nefsi ile alışveriştedir. iriliğini anlatırmış. Kötülük yapma. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. Ben dostları olmayan bir dostum. bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer. "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz.) ona ne konuştuksa konuştuk der. o niçin vahyetti diyor. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. Allah kalır. "Kendini bana göster" dileği. demiş. Denilebilir ki o gelir. elbet de abdest almayı gerektirir. Akıl da böylece gelir sorar. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün. Adam. Haktan başka herşey orada idi. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. gönül ehli olmalı. parmak parmak topladın. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. o sana söyledikleri ne idi. Dedim ki: Bu.Efendi. Onun büyüklüğünü.derler. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. Hazreti Peygamber (S. "Allah. Seni kimsesiz buluyoruz. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. içindeki bal hep dökülmüştü. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. . bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü. elbet de tersine ve yanlış söylerler. Yanar. selâm sana. Kimi ruh ile ilgilenir. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. seni yalnız bırakmışlar." buyurulmuştur. "Ben. diye sordu. kendi ruhu ile uğraşır. Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. bir anda kaybolur. ruhu yok oluncaya kadar. Benim işim değildir. dedi. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi. Evet her şey yok olur. Nasıl ki o hikmet ehli zat. seni yalnız buldum. O işten hoşnut ve memnundur. Ruhu gelir. Bundan dolayı Musa. Biri. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. (M. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu. Hades. Bunu fırsat bilen Hintli köle. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir. yahut yağ asırır. içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim. O aslı. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. bildirdi. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu.A. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti. Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. fakat bir şey söyleyemezmiş. şimdi görüyorum ki." buyurmuştur. O ışık. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. 10) buyruldu. Çırak içinden kızar. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise.

henüz gelişme yolunda olsun. Dutun nurların en parlağı. veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun. Musa onu dilememiş olsun! (M. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış. o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır.A. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez.Muhammed (S. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu. bir imtihan geçirmeden kabul olunur. 338) Belki. panzehir ocağıdır. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi.. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. 1) buyurulmuştur. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki. Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar. . onu zorla çamura sürüklerler. Diyelim ki onun durağı orasıdır. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. atının dizginlerini benim elimden kapardınız. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse. onu yürütür." (M. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar. yere bıraktırır. Nihayet gör ki. Gökten şeker yağıyormuş. diyor.. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa. Kur an'da. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. tatlılaşır. Mansur. coşar. en üstünüdür. "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil. onu da öylece benden kıskanırdınız. Sonra tekrar gölgeye daldı mı. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var. içinde parlak düşünceler belirirdi. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur. "Hele. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti. Kaç kere. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz. ancak adları söylendiği için meclis kızışır. kendiliğinden gelmez. ben sana söylemiyorum. hem de inkâr etmiştir. dedi. Alemde hangi şey vardır ki. iki kere yere eğilir. ey minber! der. gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı.doğru yolu tutarsın. o çilede ve o zikir âleminde. İşte o adam birdenbire nasıl hafifler. (M. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz. Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki.) öyle bir nurdur ki. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. karanlık kuruntular baş gösterirdi. Sanki halkı yoldan çıkarmak. hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi. Çünkü şeyh. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser. yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler.

Onlar büyük adam olmuşlar. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar. Nefis. yine kendimden geçtim. Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu. ne de Mevlâna sevmiyor. Tam olgunluk çağına erince. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın. Emeviler devrinde Şam valisi. yani Arap Muhammed şöyle der. en çok Hak ile dostluk ederdi. Muhammed-i Razî. O altın gümüş peşindedir. Kendimi bir bağda gördüm. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş. gökten yedi kapı açıldı. Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır. "Ne mutlu beni görenlere. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. Çağdaş tefsirciyi ne Şems. susamış bir insan arıyorum. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım. yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar. ben o işin peşindeyim ki. Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. Güzel söz. dedi. Haccac. anlatılması imkânsızdır. kendimden geçmiş bir vaziyette idim. ama düşüncelerine aykırı davranın. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz. tekrar bir nara atarak kendime geldim. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür.(Ç)). Ben para peşinde değilim. onlarla danışma yapalım. Bana bir ateş geldi. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır. o direkler . Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. gayet sert ve zalim bir adam idi. Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz. halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü. 342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. Buyurdu ki: "Beni halka satın. Pilâvları getirmişler. önceleri halktan çok sakmırdı. Anladım ki. Ama Allah sözü değil. eğer peygamberleri. Berrak ve temiz su. Hem de öyle bir gerçek dost olur ki. Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir. Bu adam. Hazreti Peygamber. Çizmelerimi giymek istedim. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim. dedim. Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. Artık saygısızlıktan vaz geç. Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun. Hazreti Mustafa (S.A. Eğer sende saygı varsa gel. Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki. iki damla yaş dök. yüzünü yere koy. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. Bir zındıkla gören de zındık olur. Sunu da söyledi: (M. ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. deyiver. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır. iyiden kötüden çekinirdi. Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. gözümü onunla aydınlat. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir. Saygısızlık edersen git." buyurulmuştur. hoş bir sözdür.Ya rahat peşinde idin." Bir söz söylüyordu. Orada kadınlar vardır. Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. yüksek bir ses işittim. nasıl edelim? (M." buyurulmuştur. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum. ama Allah güzellerinden değil. "Onlara danışın. bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin. yahut da söz derleme sevdasında idin.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf. kendini sat! der. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm. Olmaya ki. erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı. kadın huyludur.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. dedim. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur." Yani. diye sordum. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). şeyh olmuşlar. eşek köprüden geçsin. Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur. Allahm. gözüme başka bir şey göründü. Emreden nefis. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde.

üstat diyorlardı. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. Çömlek değil ki murdar olur. Hayret ettim. Ertesi sabah namazda idim. dedi. öyle bir toprak çömlek ki. Ben susuyordum. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. oynamak istedi. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. Ya boynu kopar. bu sönmez. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. Arkası bu tarafa dönüktü.etrafında bakışıyorlardı. dedim. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı. bir kale duvarı üstüne kondu. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. yahut bozulur diye korkayım. size senet verelim. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum. ya çamura düşer. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. ellerini kanattım. ödü koptu. iman ışığı yüzünden fışkırıyor. şaşılacak bir şey değil. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz. hoş sesim var. Orada dışarıdan biri işaret etti. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. Kitabı önümde açtı. Hoca Reis. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. fakat kuş uçup gitti. Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi.Öğrencilerden birini çağırdı. kırıldı. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. diye mırıldanıyordu. aman bana yardım et. bir kenarından biraz yırtılmıştı. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. Bir gün geldi. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi. . işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz. Bu sopayı aldım. yere vurul-sa kırılmaz. boyuna aşık atıyorlardı. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı.mümin kulların ibadetleridir. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. Ona seslendim. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. Bir toprak çömlek ki. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. yerine otur. benim bir canım var ama. Mevlâna'nın önüne koydular. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. biraz sonra yerinden sıçradı.diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim. Yanına havadan iki kişi geldi. ikinci. Bir de o insana bak ki. Adam yerinde donakaldı. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü. bunlar ne adam-larmış. Ben müezzinlik ederim. (M. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. bana güzel bir kadın bul. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. henüz yeniyim. şakalaşmak. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler. (M. dersini okumaya başladı. Ben. bir hamalın sırtında evine gönderdiler. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları. Selâm sanaüstat! dedi. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. dedim. ikinci gün tekrar geldi. nihayet çocuğu kaldırdılar. dersini okumaya başladı. Bana dost görünen biri vardı. öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner. dedi. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum. ne kadar uzak olduğunu anladı. Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu. Hemen yere yuvarlandı. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. sonra da falakaya yatırdım. ona işaret ediyor. (M. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. Dışarda aşık oynadığını söylediler. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz. sönmemiştir. gizlice ona seslendim. Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. üç yüz isterse sen dört yüz ver. Bir kaç gün sonra yine unuttu. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. dediler. kalfa olacağım. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. ötekine çimdik atar. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. Annesi. ışık saçan iri gözleri vardı. ayağıma kapanarak. Ara sıra ne oldu? diyordum. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. dedim. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. babası geldiler. müridlik davasında idi. bir tokat patlattım. Önce ona bağırdım.

Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. . Nihayet yine evine götürdüler. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir. Geldi. küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu. Kalfa da bir kaç sopa vurdu. Öyle yumuşadı ki. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. Aman üstat. öyle korkusuzdu ki. "Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. Hemen yere yuvarlandı. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. ben bu işe katılmam. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu. kalk gidelim. Anne ve babası dua ediyorlar. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. bundan sonra da sopayı suya koydum. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun. hoş bir sesle ezan okuyordu. hem de diyorlardı ki. Kalk diyordum. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar. sen müritlerin önünde içki içersin.bahsetsem. rengi uçtu. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. ayaklarını sarar. ona söverdi. ötekilerde ses çıkarmadı. Onu falakaya çektiler. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. öğütçüdür ne bilir derler. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar. ondan yoksundur. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. Önüne vardım. Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı. sakal ve bıyığının yalancı şahididir. (M. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. o benim efendimdir.dedim. daha saygılı olmuştu. Uçuruma gidiyorsun dikkat et. dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. O vaizdir.renkten renge giriyor. ama ben içmem. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini. dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. diye annesine babasına yalvarıyordu. insafsızlığı pek ileri götürürlerdi. Allah! dedi. bir ay dışarı çıkmadı. bu. Bunun mânası nedir. Şehrin şahından . Çünkü erlikleri yoktur. üç defa elini alnına götürdü. Bunu yapamam dedi. Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü. "O sizinle beraberdir." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz. Sen niçin içmezsin dedi. Bundan sonra bir daha gelmedi. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. kitabının yanına götürdüm. Beni tekrar mektebe götürün. Onlarla birlikte sırlar konuşur. kupkuru kesildi. Bundan sonra bir tek söz söyledim. bıyığı ile öğünürlerdi. Onun sakalı. Her ne derlerse desinler. Artık işini bulmuştu. Benim ne olacağımı. Beyit: Erliği. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur." (K. elleri titredi. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. öyle cesaretli. ne de büyükten. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. 346) Üstada gidiyorum dedi. çok saygılar gösterdi. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi. yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. gizli hikmetler söyleşir. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. O beni yola getirdi. Sonra kendi özel hücresine davet etti. taş atardı. Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim. 57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. Selâm sana.

içinde bir öfke duydu. yasaktır. fitne ve fesata sebep olan. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. iğneci. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. Daha fazlası da işe yaramazdı. ellerin. Yoksa yolda kalırsın. Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. Belki bilmiyorduk. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. Kâfirleri şu cihetten severim ki. dostluk iddiasında bulunmazlar. Bahtiyar odur ki. Söz onlardan da geçerdi. Düşmanların tuzağı açığa çıktı. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi. bir bağıştır. 350) Güzel söylüyorsun. figan sesleri yükseldi. "Maktul" Şahabeddin de derler). şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar. Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. . hâkim olsun. Halim şu durumdadır. hem de külahını kurtarır. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. Bu Şahabeddin istiyordu ki. kendini onda yok edersin. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. hayır gitmiyordu. müderrisler. alt tarafı yalan olur. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi. düşmanız derler. derim. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı. Nasıl ki. benim en yakın arkadaşım sensin dedi. kızı altına çekti. Bu gün din âleminde de iş böyledir. emrindeyim. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir. Allahyı görürsen. Düğün dernek yapıldı. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim. bilgiden üstün olsun. Lâfı çok uzatırsak. Yer. o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. Akıl gerektir ki. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. O kalmazsa sen de kalmazsın. benim elbisemi giyersin. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. ecel kılıcından hem başını. hemen hazineye gitti. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. (ona. (M. Bugün gece sularında bana gelir. Simdi gel artık el ele tutuşalım. O insafsız bu makamda bizdendir. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. dedi bir komşu ile. Ey kahpecik! dedi. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. onun varlığında yürürsün. kapının dışında idi. Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. Çünkü herkes kitaptan anlamaz. delik deşik eder. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. feryat. tavan. Ama hemen pişman oldu. Dost çok iyidir. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. Mektup okununca sarığı aşağı düştü. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. Ama geline yaklaşamadı. Yarabbi onları günahtan kurtar. Çok düşkün bir durumda kaldı. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik. Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı. aralık hep askerlerle dolu. Koca. Dost odur ki. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. (M. Burada dava boş lâftır. Yerinden sıçradı." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır. Yolcu şu cevabı verdi: (M. Güzel bir kitap beş akçeye satılır." (Kadir Sûresi. cezayı gerektirir. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor. (Açıkça) biz kâfiriz. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır. Atlı yaklaşınca yolcuya. Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. Sen biz olunca ulu Allahnın. Ey kadılar. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim. Kıskandılar. demiri yırtar. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. Başını kestiler. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın. 348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın.hay hay! dedi. Gizlice kırk dinara satın aldılar. İğneci yiğitçe yaklaştı. Sahabeddin-i Sühreverdî. Kendi kendine. bunu hiç kimse anlayamaz. meseleyi açtı.Yukarıda sözü geçen delikanlı. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. benden selâm söyle.

A." (Şems Sûresi. o makam ancak. temizleyin. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. (M. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder. İyi insan dert ortağı olur. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir. işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. bunu tanırım. iyi insan cana yakın. daha kuvvetlidir. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur. aynı Kabe'de. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm.) bizim perdedarımızdır. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. Aleme tek başına geldin. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür. der. 353) Evet dedim. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. Biri diyordu ki. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. bu tasarrufu bırak ki. (M. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. Muhammed (S. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. bizi hem var. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan. ağaca çıkar. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz.Bugün sen de. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır. der. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez. davet nereyedir? (M. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin. 351) Yap. var ve yok eden mi daha güçlü. Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. Çoktandır sürmemiştin. Şeyh ibrahim. Onun hiç bir sebebi yoktur. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. gözünü açsın. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı. istiyordum ki. ben bu işin sırrını bilmem. buyur derler. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. kırılmış olarak getirin. Bunun ne olduğunu Allah bilir. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. misafirin önüne koyarlar. Derler ki: Simdi git. Ben bunu yiyemem. Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. Eren de şaşkına döndü. yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki. Bir zaman kabahati feleğe yükler. yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. bir gün . bir kere bu sende onu aynı münacaatta. şeyhi meyhanede gördüğün halde. davetin tam kendisidir. Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. tatlı bir insan olur. bu cevize benzemiyor. ancak o ve onun Allahsı bilir. Allahı görsün. Hem davet ediyorsun. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı. Ben böylesin! hiç görmedim. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır. kabuğunu soyun. Muhammed'i gör ki. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. O şaşkın ve perişan idi. diyecek kadar hoşgörürlük varsa. Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. bütün bu varlık Allahındır. ama bu Şems'in yüzü kararmaz. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur. ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur.

O velilik ancak Allahtandır ki. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir. Benliğinde hiç şüphesi yoktur. Başkaları sarhoş olur. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. ister Muhammed'den başkası. daima olumsuz düşünür. kulluk eder. hiç tatlılaşmaz. bu acıları ben verdim sen çek.Konuşurken bazan karanlık. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. inkâr eder. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. dedi. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. Ben buna ancak gülerim. Yoksa aslında bilerek değildir. Zındık ise. başcağızın kucaklar. Cevap verdim. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. bir başka şey doğdu. perdeye yapışmış olan kimsedir. Bir kere Allah yoktur der. oradaki biçareleri görelim. ayakları titreye titreye. yiyorum. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir. 354) Benim işime kimse takat getirmez. ah vah ederek karşınıza gelir. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. bende o velilik yoktur. Allah kulları. Mümin. hayır der. Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. Kiliseye de uğrayalım. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. (M. Bu vasıflar. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. diye sızlanmaya başlar. ama o küpün başında oturur. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. Allah bana bilgi vermiştir. değişik olmayaydı. tadıyorum. Aslından değil. diğer bir sefer de ispat eder. Onu ancak ben yaparım. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. onların haline bakalım. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. dışarı kaçarlar.A. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin. Allahnın öyle kulları vardır ki. sonu iyi olur dedim. (Ben) sözü ile konuşur.zamaneye. . Biri gedi. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde. Gerek ki sen pişesin! dedim. bunu yine ben onarırım. Bu gün mümin olan yoksun değildir.) olsun. ama o seni incitmesin. Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. (M. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. Allah huzurunda nikabmı atmış. Onu bütün açıklığı ile görmekten. Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. onları da gözden geçirelim. bundan ne şüphem olabilir der. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey. gözlerini öperdi. der. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun. bir gün de Allahya çatar. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. çocuktur. İster iyi ister kötü olsunlar. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. Nasıl pişeyim? dedi. Sen nasıl müritsin ki. ister Muhammed (S. Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. vehimlerle karışık sözler söyler. bir gece sıkıntı çeker. Ben ye demem. Çünkü açıkça görüyorum. öteki eliyle de duvarı tutarak. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir. rahatsızlık veriyor. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. der. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum. Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın. Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım. Dilimin ucuna geldi. işaretten anlamıyorsun dedim. Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. bir gün bahtına.

Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. ben bunu yapamam. Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. "Allahu Ekber" demek kurban. Dedim ki: O yapmadı. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. Bu ona benzemez. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. olmayanları gösteresiniz. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. Adamın biri. yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. (M. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. ben sınamaya devam ederim. Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin. Mademki itiraz etmek gerekmez. Fedakârlıklar gösterirler. Ayak pabuç içinde yerleşince.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. Çünkü bana hayat lâzım. Müridin yolu bu değildir. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun. ben de sana öğretiyorum. Davalı tarafın tanığı yoktur. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar. (M. Şiir: Ne kimsenin uşağı." anlamındaki . Ben ondan çok faydalandım. onun şöyle olmalı. Tanıdıklar. ona sen yemin edeceksin. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. canı gider. başını ayağını sallamaya başlar. Ama sizden faydalandığım gibi değil. yani Allah uludur diyorsun. bana gerektir ki serbest davranayım. Halbuki. Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar. kurusa da incinmez. (M. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. yabancılar etrafıma toplanır. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. sus der. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. ne efendisi olur. böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. gerekirse oturayım. İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi. kadıya şikâyete gider. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. Hem de olmamalı diyorsun. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. Ama onlara uymazdı. Çünkü bunu sen de yapıyorsun. rükûa varırdı. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. Kurban ol ki. yani Allaha yaklaşmak içindir. Allah demelisin. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. ötesini Allah bilir. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. billahi de. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. gerekirse gideyim. derler. Namazda. Ya hizmetçi olurum. kurtulasın dedim. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. namazda konuşulmaz. onları benden başkaları bilmezler. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. 35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar. ama münafıklar. Bayatlayınca iş zorlaşır. "Benim velilerim kubbelerim altındadır.

Hadis. Onları da kendileri bilir. . Sırrını Allahya ısmarladı. Derler ki: Nerede kendini görme. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. dedi. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış. âşıkın bir hali. Mısra: Ev sevgili. 8) buyurulmuştur. Tam bu sırada bir ses daha geldi.Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. kulağındaki büyük yakut küpe kaybolmuş. gözleri görür ve gördüklerini de bilirler. Kadınlar hamamında tellâklık edermiş. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. Bu hoş bir deyimdir. Arayanlar bir Lahavle çekti. Hakkı nasıl a'nlayabilir? Nasıl görebilir? Onun nazarında olan bu şahsı da hoşa giden her şey gibi hoş karşılarlar. dinleyenlerin. Tam otuz yıl bu işte çalışmış. sonradan yaratılmış bir varlıktır. kendini de baba biliyorsun? dedim. sen de benim oğlumsun. Herkesin bir özel hali vardır. Bir topluluk daha vardır ki. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler. diyor. her tarafını sarmışlar. Vaizin minber üstünde. evin kapısına gelir.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. Onları görmek dileyenler Allah Nazar'ına gelirler. ama içeriye girmeye güc